Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Pınar Bacaksız
12 theses · Dokuz Eylül University
Türk Ceza Kanunu kapsamında suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçu (TCK m. 282)
Karapara ve karapara aklama tarihinin en az paranın tarihi kadar kadim olduğu belirtilmektedir. Dinamik bir çağın içinde yaşamamız sebebiyle günümüzde karapara aklama yöntemleri her geçen gün gelişmekte ve bu yöntemlere yenileri eklenmektedir. Bilişim alanında yaşanan gelişmeler hem hayatımızı kolaylaştırmakta hem de hayatımıza yeni zorluklar getirmektedir. Karapara aklanmasının yalnızca ulusal sonuçları olmayıp, uluslararası düzenin birden fazla alanına olumsuz etkileri de vardır. Bireysel suçlular veya organize suç örgütleri yasadışı elde ettikleri haksız kazançları aklama ihtiyacı içerisindedirler. "Türk Ceza Kanunu Kapsamında Suçtan Kaynaklanan Malvarlığı Değerlerini Aklama Suçu (TCK m. 282)" isimli çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Çalışmamızda suç tipinin incelenmesinden önce ilk olarak genel kavramlar, karaparanın tarihi, karaparanın aklanmasının aşamaları ve uygulamada kullanılan yöntemler, karaparanın ve kayıt dışı ekonominin ekonomik düzene etkileri, karaparanın organize suçluluk ile arasındaki ilişki üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde suç tipi detaylıca değerlendirilmiştir. Her ne kadar suç tipi 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun İkinci Kitap, Dördüncü Kısım, İkinci Bölümde, "Adliyeye Karşı Suçlar" başlığı altında düzenlense de bu suçun niteliği itibariyle "Ekonomik Suç" olduğunu söylemek mümkündür. Bundan dolayı çalışmamız ekonomik suç ve ceza bakımından da değerlendirilmiştir. Suç tipinin, dikkat çeken bir başka özelliği ise; suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçunun vücut bulabilmesi için kendisinden önce başka bir öncül (öncü, müsnet) suçun varlığına ihtiyaç duyulmasıdır. Öncül suç şartının uygulamadaki görünümü, yüksek mahkeme kararları ve öğretideki görüşlerle birlikte incelenmiş ve suç tipi ile ilgili önerilere yer verilmiştir. Çalışmamızın son bölümünde ise karaparanın aklanması ile mücadele nedenleri, karaparanın aklanması ile mücadelede ulusal, uluslararası düzenlemeler ve bu suçla mücadele eden uluslararası kuruluşlar incelenmiştir.
Haksız arama suçu
Arama, gizli olan bir şeyin ortaya çıkarılması için yapılır. Arama, kişilerin üstünün, eşyasının, aracının, özel belgelerinin, konutunun, işyerinin, özel hayatını sürdürdüğü alanların araştırılması şeklinde gerçekleştirilir. Bir tedbir olan arama, temel hak ve özgürlüklere müdahaleyi kaçınılmaz hale getirmektedir. Bu tedbire başvurmanın koşulları, keyfiliğe yer vermeyecek şekilde yasal olarak ayrıntılı olarak belirlenmelidir. Etkin ve etkili yargısal güvenceler ile bu tedbire muhatap olan kişilere denetim mekanizmaları oluşturulmalıdır. Haksız gerçekleştirilen arama ceza hukuku aracılığıyla yaptırıma bağlanmıştır. Çalışmamızın esasını oluşturan haksız arama suçu, arama işlemiyle temel hak ve özgürlüklere müdahale eden kamu görevlilerinin cezalandırılmasını öngörmektedir. Ancak suç tipi incelemesinden önce, arama tedbirinin çeşitlerini, koşullarını, hukuka uygun arama işlemenin nasıl ve ne şekilde yapılacağını üzerinde durulmuştur. Çalışmamızın ilk bölümünde, arama kavramına, aramaya hakim olan ilkelere işaret edilerek aramanın türleri olan adli arama ve önleme araması ayrı ayrı incelenmiş, hukuka uygun aramanın koşulları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmamızın ikinci bölümünde ise haksız arama suçu unsurlarıyla incelenmiş, suçun maddi unsuru, hukuka aykırılık unsuru, manevi unsuru, özel görünüş şekilleri, benzer suç tipleriyle ilişkisi, yaptırımı ve muhakemesi üzerinde durulmuştur.
Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma (CMK Md. 134)
Bilişim sistemleri, teknolojinin hızlı gelişimi ile günümüzde her alanda yerini almış, hayatımızla iç içe geçmiştir. Gelinen noktada, bilişim sistemlerinin olmadığı bir hayat düşünülemez. Öte yandan; bilişim sistemlerinin, hayatımızın bu denli içinde yer alması, suç işlenmesi sırasında en çok kullanılan araçlardan birisi olmasına ve suça ilişkin delillerinin en çok saklandığı ortam haline gelmesine neden olmuştur. İnsanlar kendilerine ilişkin en hassas ve en özel verilerini bilişim sistemlerinde saklamaktadırlar. Bu anlamda; suçla mücadelede klasik tedbirler yetersiz kalmış, bilişim sistemlerine özgü hareket tarzları geliştirmek şart olmuştur. Bilişim sistemlerine yapılacak müdahale ile elde edilmek istenen hukuki yarar ile temel hak ve özgürlere müdahale arasında makul bir denge gözetilmesi gerekmektedir. Yine, bilişim sistemlerinde yer alan verilerin hassas yapısı, değiştirilmeye ve tahrif edilmeye uygunluğu verilere müdahale konusunda özenli davranmayı gerektirmiştir. Karşılaştırmalı hukukta, bilişim sistemlerine özgü koruma tedbirleri düzenlenen ülkeler bulunmakla birlikte, genel arama ve elkoyma usullerini sürdüren ülkeler de bulunmaktadır. Hukuk düzenimizde genel arama ve elkoyma tedbirlerinden ayrı düzenleme yapılarak, bilişim sistemlerine özgü koruma tedbiri geliştirilmiş olması son derece yerinde bir uygulamadır. Çalışmamızda, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda özel bir arama ve elkoyma tedbiri olarak düzenlenen bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma tedbiri ele alınmıştır. Öncelikle, koruma tedbirleri ve dijital deliller açıklanmıştır. Çalışmamızın devamında söz konusu koruma tedbiri, Yargıtay ve AİHM kararları ile öğretideki tartışmalar ışığında açıklanmaya çalışılmış, tedbire ilişkin tartışmalı güncel hususlar incelenmiş ve konuya dair katkı sunulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Dijital Delil, Bilgisayar, Bilişim Sistemi, Arama, Kopyalama, Elkoyma
Türk Ceza Hukuku'nda hapis cezasının ertelenmesi (TCK m.51)
1 Haziran 2005 tarihli 5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanunu'yla birlikte hukuk sistemimizde birçok değişiklik yapılmıştır. Mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu ve 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanunlara göre değişikliğe uğrayan kurumlardan biri de ertelemedir. Bu değişiklikler ile aynı tarihte yürürlüğe giren kanunlardan bir diğeri ise 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunudur. Bu kanun ile kamu davasının açılmasının ertelenmesi ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumları da Türk Ceza Hukukuna dahil edilmiştir. Tüm bunlara ek olarak yapılan en önemli değişikliklerden biri ise 5237 sayılı kanun uyarınca yalnızca hapis cezalarının ertelenmesinin kabul edilmiş olmasıdır. Yani önceki kanunların aksine 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'na göre yalnızca hapis cezaları ertelenebilmekte, adli para cezaları ise ertelenememektedir. Yaptırımla ilişkili olduğu için hapis cezasının ertelenmesi kurumuna uygulamada sıkça rastlanmaktadır. Tezimizde değineceğimiz hususlar ve yer verdiğimiz Yargıtay kararları dikkate alındığında hapis cezasının ertelenmesi hususuna dair çeşitli sorunların var olduğu görülecektir. Bu tezin amacı, hapis cezasının ertelenmesi kurumunu tüm yönleriyle ele alıp bu kurumu hem teorik hem de pratik olarak incelemektir.
İnternet ortamında yapılan yayınlardan kaynaklanan cezai sorumluluk
Teknoloji ve internetin gelişmesiyle, internet gündelik hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir. Bu gelişimle birlikte internet üzerinde yapılan yayınların düzenlenmesi ihtiyacı doğmuştur. Bu anlamda 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun" yürürlüğe konmuştur. Yapılan düzenleme ile internet süjeleri olarak görev yapan içerik, erişim, yer ve sosyal ağ sağlayıcının görev ve sorumlulukları belirlenmiştir. Çalışma içerisinde 5651 sayılı Kanunda belirtilmiş olan katalog suçlar ile internet üzerinden işlenen TCK ve diğer kanunlarda yer alan suç fiilleri ile bu suç fiilleri sonucunda verilen erişim engelleme kararları açıklanmaya çalışılmıştır. Son olarak blokchain ,iot'a gibi gelişen yeni teknolojilerin ve sosyal medyanın internet yayınları üzerindeki etkisinden bahsedilerek, uluslararası alanda yapılan düzenlemeler incelenmiştir.
Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçu (TCK m. 136)
Bireyi tanımlanabilir kılan her türlü bilgi olarak ifade edilen kişisel veri kavramı, özellikle küresel anlamda yaşanan teknolojik gelişmeler karşısında bireyin hukuk düzeni nezdinde korunması nedeniyle oldukça önemlidir. Son yıllarda yapılan uluslararası ve ulusal düzenlemelerle birlikte uygulama alanı genişleyen bu kavram, Türk Hukuku açısından da oldukça önemlidir. Ulusal anlamda ilk olarak 2005 yılında yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenen suç tipleriyle koruma altına alınan kişisel veri kavramı, 2016 yılında yürürlüğe giren ve genel bir veri koruma yasası olan 6698 sayılı KVKK ile beraber belirlenebilir hale gelmiş ve güvence altına alınmıştır. Çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde kişisel veri kavramı, kişisel verilerin korunması hakkının niteliği, kişisel verilerin korunması hukukunun gelişimi ve uluslararası ile ulusal kaynaklarda düzenlenme şekilleri ele alınmıştır. İkinci bölümde ise TCK'nın 136. maddesinde düzenlenen "Verileri Hukuka Aykırı Olarak Verme veya Ele Geçirme Suçu" nun tanımı, unsurları, özel görünüş biçimleri, yaptırımı ve muhakemesi ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Kişisel Veri, Kişisel Verilerin Korunması, Ceza Hukukunda Kişisel Veriler, Vеrileri Hukuka Aykırı Olarak Vermе veya Ele Geçirme Suçu.
Sağlık mesleği mensuplarının suçu bildirmemesi suçu (TCK m.280)
Sağlık mesleği mensuplarının sır saklama yükümlülüğü tarihsel süreçte çok eskilere dayanmakta olup halen varlığını korumaktadır. Bu yükümlülüğün temeli sır ve meslek sırrı kavramlarına dayanmaktadır. Bu kavramlardan ne anladığımız ise gelişen teknoloji ve sağlık hizmetleri neticesinde değişmiş ve gelişmiştir. Sır saklama yükümlülüğünün halen varlığını koruması onun hukuki niteliğini de doktrinde tartışılır hale getirmiştir. Bu hususlar ilgili doktrinde çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Bu görüşlerin etkisiyle gerek ulusal gerekse de uluslararası alanda birçok hukuki düzenleme doğmuştur. Bu hukuki düzenlemeler sır saklama yükümlülüğünün kapsamını belirlemiştir. Fakat mesleğin doğası nedeniyle belirli haller istisna olarak kabul edilmiş ve bu yükümlülüğün kapsamı dışında tutulmuştur. Ayrıca zaman içerisinde toplumların suç politikaları doğrultusunda belirli kimseler bakımından suçun bildirilmesi yükümlülük haline gelmiştir. İşte bu noktada; sağlık mesleği mensuplarının suçla ve suçlulukla temasının yüksek oranda olması nedeniyle suçu bildirme yükümlülüğü onlar bakımından da tartışılır hale gelmiştir. Bu doğrultuda ülkemizde TCK m. 280'de sağlık mesleği mensuplarına suçu bildirme yükümlülüğü getirilmiştir. Aksi yönde davranmaları halinde cezai yaptırım öngörülmüştür. Bu çalışmanın konusunu sır saklama yükümlülüğü çerçevesinde; TCK m. 280 "Sağlık Mesleği Mensuplarının Suçu Bildirmemesi Suçu" oluşturmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde sır saklama yükümlülüğüne detaylı bir şekilde değinilecek olup ikinci bölümünde çalışma konusu suç tipi detaylı bir şekilde incelenecektir. Çalışmamız içerisinde yargı kararları, ulusal ve uluslararası düzenlemeler ve başta monografik eserler olmak üzere ilgili kaynaklardan yararlanılmıştır. Konuyu ele alırken; doktrindeki görüşlerin ve uygulamada yaşanan sıkıntıların ortaya koyduğu sorunlara ilişkin çözümler üretilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sağlık Mesleği Mensubu, Suçu Bildirmeme, Sır Saklama Yükümlülüğü, Türk Ceza Hukuku, Türk Ceza Kanunu
Türk Ceza İnfaz Hukuku'nda çocuklara özgü ceza infaz rejimi
Devlet egemenliğinin zorunlu bir sonucu olan cezalandırma, devlet tarafından uygulanan bir yaptırımdır. Bu yaptırım cezaların infazı mekanizmaları ile yerine getirilmektedir. Çocuk ceza adalet sistemine göre uygulanacak yaptırımın amacı, suçun işlenmesinin önlenmesi, mağdurun haklarının korunması ve toplumsal huzur ve güvenin sağlanmasından ziyade, çocuğun korunması, suçta tekerrürünün ve suçu meslek haline getirmesinin önlenmesidir. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm infaz rejiminin insan hakları ile ilişkisini ve çocuk haklarını, ikinci bölüm çocukların yargılanması ve infazın konusunu, üçüncü bölüm ise hukuk sistemimizdeki infaz rejimi ve denetim mekanizmalarını konu almaktadır. Bu çalışma ile çocuk haklarının ortaya çıkışı ve ceza infaz hukuku içinde çocuk statüsü ortaya konulmuştur. Çocuk ceza adalet sistemi içindeki reformlar neticesinde suça sürüklenmiş olarak kabul edilen çocukların ceza infaz sistemi içindeki yeri belirtilmiştir. Çocuklara özgülenmiş ceza infaz kurumları tanıtılmış, bu kurumlarda eğitim, çalışma, dış dünya ile ilişki, disiplin ve ödüllendirme mekanizmaları açıklanmıştır. İnfazın denetiminde etkin kurumlar incelenmiştir. Hukuk sistemimizdeki koruma mekanizmalarındaki sorunlar ortaya konulmuş, çözüm yolları önerileri sunulmuştur.
Adil yargılanma hakkı çerçevesinde gizli tanık
Ceza muhakemesinde asıl olan, duruşmada hazır bulunabilecekler huzurunda, tanığın kimliğinin gizlenmeden duruşmaya katılmasını sağlamak ve bu yolda da sanığın adil yargılanma hakkı çerçevesinde sahip olduğu haklarının korunması suretiyle maddi gerçeğe ulaşmaktır. Maddi gerçeğe ulaşılırken, tanığın, sırf ceza yargılamasına katılması sebebiyle karşılaştığı tehlikelerin bertaraf edilmesi için başvurulan gizli tanıklık müessesesi bu anlamda istisnai bir özellik taşımaktadır. Normal tanıklıktan farklı bir usûlle dinlenilen gizli tanıklık, duruşmaların aleniliği, yargılamanın doğrudan doğruyalığı, tanıkların dinlenmesinde eşitliğin sağlanması ve sorgulama hakkı gibi bir takım sanık hakları olarak adlandırdığımız haklara zarar vermektedir. Bu anlamda, gizli tanıklığın özünde var olan tanıkların korunması ihtiyacı ile adil yargılanma hakkı arasındaki dengenin sağlanması ve yargılamanın seyri açısından gizli tanıklığa başvurulmasına ihtiyaç yok ise; bu olağan dışı müesseseye başvurulmaması gerekmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi' nin gizli tanıklık hususunda vermiş olduğu kararlara bakıldığında; gizli tanıklığı, adil yargılanma hakkına getirmiş olduğu sınırlandırmaları usuli güvencelerle dengelemesi halinde kabul ettiği görülmektedir. Ancak, bu halde dâhi, gizli tanıklığın belirleyici ölçüde hükme esas teşkil etmeyeceği de yine Mahkeme kararlarında görülmektedir. Bu anlamda, AİHM' in gizli tanık beyanlarının, ceza yargılamasındaki delil değerinin değerlendirmesine dair kanaati elbette ki gizli tanıklığın sanık haklarına vermiş olduğu zararları tamamen ortadan kaldırmamaktadır. Bu açıdan, Türk hukukuna bakıldığında; gizli tanıklığa dair yer alan düzenlemelerin gerek Tanık Koruma Kanunu gerekse de Ceza Muhakemesi Kanunu ve İlgili Yönetmeliklerde dağınık halde düzenlendiği ve bu düzenlemelerin de, gizli tanıklık müessesesinin adil yargılanma hakkına, sanık hakları gibi haklar yönünden ortaya çıkardığı sorunlara çözüm sunmadığı görülmektedir. Bu sebeple, mevzuatta yer alan düzenlemelerin tekrardan yasa koyucular tarafından ele alınması ve hukuk devleti ilkesinin temelinde, anonimlikten uzak düzenlemeler getirilmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Tanık, Tanıkların Korunması, Gizli Tanık, Adil Yargılanma Hakkı, Sanık Hakları.
Kişisel sağlık verilerinin kayıt ve korunmasında hemşirelerin cezai sorumluluğu
Kişisel veri; kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgidir. Kişisel sağlık verisi, özel nitelikli veri kategorisinde yer alır, kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ait her türlü sağlık bilgisidir. Kişisel veriler uluslararası ve ulusal hukuki düzenlemeler tarafından korunmaktadır. Ancak bilişim teknolojisindeki gelişmeler sağlık verilerinin de dijital ortama aktarılmasına neden olmuş ve sağlık verilerinin korunması zorlaşmıştır. Hemşirelik, hastaların sağlık verilerini öğrenme, kaydetme ve paylaşma özelliği taşıyan bir meslektir. Sağlık meslek mensuplarının hastalara ait kişisel sağlık verilerini eksiksiz, doğru ve düzenli olarak kaydetmeleri ve muhafaza etmeleri gerekmektedir. Tıbbi kayıtların tutulması, hizmetin sağlıklı işlemesi, hizmetin faturalandırılması, bilimsel çalışmaların yapılabilmesi ve hukuki kanıt oluşturması bakımından önemlidir. Hemşireler sağlık hizmetleri sınıfında, hasta sağlığı ve bakımıyla ilgili sağlık mesleğini icra eden sağlık meslek mensubudur. Hemşire, girişimlerini uygularken tıbbi, ahlak, etik ve hukuksal olarak uygun ve doğru davranmalı, girişimlerini yetki, sorumluluk ve yasal sınırlar içerisinde gerçekleştirmelidir. Hemşirelerin; mesleklerinin icrası gereği hastaları ile ilgili edindikleri bilgilerin gizliliğini koruma, bunları üçüncü kişilere açıklamama, ifşa etmeme ve başkalarına vermeme yükümlülükleri vardır. Hemşireler, yükümlülüğün ihlali durumunda Türk Ceza Kanunu'na göre cezai yaptırımla karşı karşıya kalabilmektedirler. Çalışmamızın konusunu; kamu hastanelerinde çalışan hemşirelerin, hastalarına ilişkin kişisel sağlık verilerinin kaydedilmesi ve korunmasıyla ilgili cezai sorumlulukları oluşturmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde, kişisel sağlık verilerinin kaydedilmesi ve korunmasına yönelik olarak, ulusal ve uluslararası mevzuat incelenmiştir. İkinci bölümde hemşirelik mesleği ve kişisel sağlık verilerinin kayıt ve korunmasında hemşirelerin cezai sorumlulukları incelenmiştir. Çalışmamız; uluslararası mevzuat, ülkemiz Anayasası, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu başta olmak üzere mer'i diğer mevzuat, öğreti ve konu hakkındaki literatürün taranarak değerlendirilmesi ile hazırlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Kişisel Veri, Kişisel Sağlık Verisi, Kişisel Sağlık Verilerinin Kayıt ve Korunması, Hemşire, Cezai Sorumluluk.
Mülkiyet hakkının ceza hukuku yoluyla sınırlandırılması
Ceza hukukunda yer alan tedbirler ile suçla etkili bir şekilde mücadele edilmesi ve kamu düzeninin sağlanması amaçlanmaktadır. Bununla birlikte söz konusu tedbirlere başvurulması temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması sonucunu doğurmaktadır. Bu bağlamda müsadere ve elkoyma tedbirleri de, kişiye ait mülkiyet hakkının sınırlandırılmasına yol açmaktadır. Müsadere ve elkoyma yoluyla mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin adil olabilmesi için birtakım ölçütleri karşılaması gerekmektedir. Mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin söz konusu ölçütler ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarında ortaya konmuştur. Ceza hukuku yoluyla mülkiyet hakkının sınırlandırılmasına ilişkin çalışmamızda ilk olarak; mülkiyet hakkının kaybı gibi ağır bir sonuca yol açan müsadere tedbiri ele alındı. Ayrıca müsaderenin, elkoyma ve mülkiyetin kamuya geçirilmesi tedbirleri ile bir karşılaştırılması yapılmaya çalışıldı. İkinci olarak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin mülkiyet hakkına ilişkin genel yaklaşımına değinildikten sonra, müsadere ve elkoyma tedbirleri yoluyla mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde verdiği kararlar incelendi. Son olarak bireysel başvuru kapsamında Anayasa Mahkemesi'nin mülkiyet hakkını ele alışı değerlendirilip, müsadere ve elkoyma tedbirleri yoluyla mülkiyet hakkının ihlali iddiasını konu alan bireysel başvurularda verilen kararlar analiz edildi. Anahtar Kelimeler: Müsadere, Elkoyma, Mülkiyet Hakkı, Mülkiyetin Kullanımının Kontrolü, Adil Denge
Kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme ve direnme suçları
Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı; hem bireysel hem kolektif yönü bulunan, hem örgütlenme hem bir örgüte katılma, hem kamuoyu oluşturma hem düşünceyi ifade yönü bulunan, yine bir araya gelip düşünceleri paylaşıp ortak bir akıl oluşmasına hizmet eden bir temel hak ve özgürlüktür. Devletin; hem bireylerin toplantı ve gösteri yürüyüşü haklarını tanıma hem de bu hakların amaçlarına uygun kullanılabilmeleri için gereken tedbirleri alıp bu hakkın kullanılabilmesini temin etme görevi vardır. Fakat toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı tarihsel süreçte hükümetlerin otoritelerine en büyük tehditlerden biri olarak görülmüş ve bu hak hem yasal düzenlemelerle hem idari uygulamalarla en fazla müdahale edilen hak ve özgürlüklerden biri olmuştur. Tezimizde öncelikle toplantı ve gösteri yürüyüşü kavramları, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının tarihi gelişimi, sınırları ve benzer özgürlük ve kavramlarla ilişkileri incelenmiştir. 2911 sayılı kanunda düzenlenen kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme ve direnme suçları incelenmiş ve diğer suçlara ana hatlarıyla değinilmiştir. Yürürlükten kalkan 171 sayılı kanunla 2911 sayılı kanunun ilgili hükümleri yeri geldikçe mukayese edilmiştir. Çalışmamızda sadece Yargıtay içtihatlarından değil, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarından ve yeri geldikçe Anayasa Mahkemesi kararlarından da yararlanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Toplantı, Gösteri Yürüyüşü, Aihm, 2911 Sayılı Kanun.