Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Ufuk Ünlü

12 theses · Tokat Gaziosmanpaşa University

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ergenlik döneminde sosyal medya ve dijital oyun bağımlılığının anksiyete ile ilişkisinin değerlendirilmesi

Çalışmamızda Tokat il merkezinde eğitim gören lise öğrencilerinde sosyal medya ve dijital oyun bağımlılığının ne düzeyde olduğunun ve anksiyete ile ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamız 01.12.2.2022-01.01.2023 tarihleri arasında anket ve gönüllü onam formu basılı formatı ile Tokat il merkezinde eğitim gören lise öğrencilerine yapılmıştır. Anketimiz; 6 soruluk sosyodemografik veri formu, 9 soruluk Ergenler İçin Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği, 7 soruluk Dijital Oyun Bağımlılığı Ölçeği ve 21 soruluk Beck Anksiyete Ölçeği'nden oluşmakta idi. Elde edilen veriler, SPSS 25.0 (Statistical Package for Social Sciences, version 25) programı ile analiz edildi. İstatiksel olarak p<0,05 değeri anlamlı kabul edildi. Çalışmaya 1095 kadın (%43,1), 1445 erkek (%56,9) olmak üzere 2540 öğrenci katıldı. Dijital oyun bağımlılığı ölçeğine göre kadın öğrencilerin 159'u (%14,5), erkek öğrencilerin 363'ü (%25,1) bağımlı tespit edildi. Beck anksiyete ölçeğine göre kadın öğrencilerin 260'ında (%23,7), erkek öğrencilerin 728'inde (%50,4) anksiyete saptanmamıştır. Şiddetli düzeyde anksiyete ise kadın öğrencilerin 317'sinde (%28,9), erkek öğrencilerin 126'sında (%8,7) tespit edildi. Anksiyetesi olmayan ve şiddetli düzeyde anksiyete olan grupta kadın ve erkek öğrenciler arasında anlamlı fark saptandı (p<0,001). Ergenler için Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği'nden kadın öğrencilerin aldığı puan ortalaması 17,49±5,8, erkek öğrencilerin aldığı puan ortalaması 16,18±5,76 saptandı. Kadın ve erkek öğrenciler arasında anlamlı fark bulundu (p<0,001). Ergenlik; fiziksel, biyolojik ve psikososyal gelişimleri kapsayan, kimlik gelişiminin büyük ölçüde tamamlandığı bir dönemdir. Ergenlerde sosyal medya ve dijital oyun bağımlılığının; sosyal becerilerde gecikme, okul başarısında düşme, şiddet, kaygı, anksiyete bozukluğu gibi sorunlara neden olabileceği belirtilmektedir. Bu yüzden ergenleri ve çevrelerini içeren multidisipliner bir yaklaşımla bağımlılık düzeylerinin azaltılmasına yönelik saha çalışmalarına ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar kelimeler; Ergenlik, Sosyal Medya Bağımlılığı, Anksiyete, Dijital Oyun

AnksiyeteBağımlılıkErgenler+5
Merve Alkan
Tokat Gaziosmanpaşa University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kolonoskopi yapılan hastalarda tam kan sayımı ve sistemik immün inflamatuar indeks'in malignite tanısında prediktif değeri

Kolorektal kanser (KRK), dünya çapında en sık görülen kanser türlerinden biridir ve kansere bağlı ölümlerin önde gelen sebeplerindendir. Çalışmamızda tam kan sayımı ile elde edilebilen parametrelerin KRK tanısı koymadaki prediktif değerini belirlemek amaçlanmaktadır. KRK'nın erken teşhisi ve tedavisi için hastaları kısa sürede ileri merkeze sevk ederek hastalığa bağlı morbidite ve mortalitenin azaltılması, aynı zamanda maliyet etkin tarama yöntemlerinin geliştirilmesine katkıda bulunmak hedeflenmiştir. Çalışmamızda Tokat Gaziosmanpaşa Üniversite Hastanesi'nde 01.10.2013- 01.10.2023 tarihleri arasında kolonoskopi yapılıp, kolonoskopiden önceki 0-30 gün içerisinde hemogram tetkiki bakılmış hastalar değerlendirilmiştir. Hastaların demografik verileri, hemogram sonucu, kolonoskopi sonucu ve histopatolojik verileri kaydedilmiştir. Kolonoskopi sonucuna göre hastalar normal, benign, premalign ve malign olarak gruplandırılmış ve gruplar arasında hematolojik parametreler karşılaştırılmıştır. Hastane kayıtlarında, 01.10.2013-01.10.2023 tarihleri arasında kolonoskopi yapılan 14.456 kişi tespit edilmiştir. Dâhil etme ve dışlama kriterine uygun 282 hasta çalışmaya dâhil edilmiştir. Çalışma grubunun %48,9'u (n=138) erkek, %51,1'i (n=144) kadın olup, %81,2'si (n=229) 50-70 yaş aralığında, %18,8'i (n=53) 70 yaş üzerindedir. Malign grupta popülasyonun tamamına kıyasla, NLO, TLO, MLO, SII, trombosit, nötrofil, WBC ve RDW anlamlı düzeyde yüksek, HGB anlamlı düzeyde düşük bulundu (p<0,05). Parametrelerin arasında birbirleri ile zayıf düzeyde, anlamlı, pozitif yönlü bir ilişki olduğu saptandı. Sensitivite ve spesifiteleri ise sırasıyla, NLO için %60,4-39,3 , TLO için %58,5-41,5 , MLO için %60,4-39,7 , SII için %62,3-37,6 olarak hesaplanmıştır. Çalışmamız, NLO-MLO-TLO-SII'in malignite tanısında yararlı biyobelirteçler olabileceğini gösterdi. Hemogram parametrelerinin ve SII'nin prediktif yardımı ile birinci basamakta sistemik inflamatuar yanıtın erken dönemde fark edilmesi böylece hastaların ileri merkeze erken sevk edilmesi sağlanabilir. Kolonoskopi bekleme listelerinin revize edilmesine ve hastaların önceliklendirilmesine de katkısı olabilir. Anahtar kelimeler; kolorektal kanser, sistemik immün inflamatuar indeks, nötrofil/lenfosit oranı, monosit/lenfosit oranı, trombosit/lenfosit oranı

İrem Güzelyüz Bodur
Tokat Gaziosmanpaşa University
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Palyatif bakım hastalarında bası yarası ve beslenme düzeyleri ilişkisinin incelenmesi

Palyatif bakım alan hastalarda bası yarası ve beslenme düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla planlanmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel tipteki bu çalışmaya 15.03.2023-15.09.2023 tarihleri arasında Ünye Devlet Hastanesi ve Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Palyatif Bakım biriminde yatış yapan 60 hasta dahil edilmiştir. Verilerin toplanmasında dahil edilme kriterlerine uyan tüm hastalara Sosyo-Demografik Bilgi Formu Braden Risk Değerlendirme Ölçeği ve Nutrisyonel Risk Skoru (NRS-2002) yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulanmıştır. Hastaların rutin biyokimya hemogram sonuçları alınıp, antropometrik ölçümleri (üst kol çevresi, baldır çevresi) yapılıp çalışmada kullanılmıştır. Çalışmadan elde edilen veriler SPSS.22.0 programı ile analiz edilmiştir. İstatistiksel analiz için bağımsız örneklem T testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Post Hoc Turkey HSD ile yapılmıştır. Normal dağılım göstermeyen gruplarda Kruskal Wallis analizi kullanılmıştır. İlişkisel analizleri belirlemek için ise Pearson korelasyon analizi ile Ki-kare testleri kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak alınmıştır. Çalışmaya dahil edilen 60 hastanın %58,3'ü erkek, yaş ortalamaları 72,35 ve %68,3'ü 70 yaş ve üzerindedir. %45'inin primer tanısı kanser, %28,3'ünün nörolojik hastalık ve %26,7'sinin genel durum bozukluğudur. Üst kol çevresi ortalaması 24,73 cm baldır çevresi ortalaması 33,27 cm'dir. Nrs skoru ortalamaları 3,20, Braden Risk skoru ortalaması 17,3'tür. Hastaların %50'si oral beslenmekte, %38,3'ünde bası yarası mevcuttur. Bası yaralarından evre olarak en çok 4. Evre bulunmaktadır. Bası yaralarının en çok %65,2 oranında sakrumda olduğu tespit edilmiştir. Hastaların beslenme şekilleri ile NRS skoru arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir (p<0,05). NRS skoru ile Bası yarası durumları arasında anlamlı fark saptanmıştır (p<0,05). Bası yarası durumları ile beslenme şekilleri istatistiksel olarak incelendiğinde aralarında anlamlı bir farklılık olduğu görülmüştür (p<0,05). Hastaların beslenme şekilleri ile Braden Risk skoru arasında yine NRS risk değerlendirme ile Braden risk değerlendirmesi arasında anlamlı farklılık olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). NRS skorları ile Braden Risk skorları arasından anlamlı ilişki tespit edilmiştir (p<0,05). Kan bulgularından albümin ile NRS risk değerlendirmesi arasında anlamlı farklılık olduğu saptanmıştır (p<0,05). Albümin ile NRS skoru arasında negatif yönde Braden Risk skoru ile pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur (p<0,05). Hastaların palyatif bakıma yatış yapacakları zaman beslenme ve bası yarası açısından risk altında olup olmadıklarının tespiti için tarama araçlarıyla değerlendirilmelerinin önemli olduğu ve bu sonuçlara göre gereken besin takviyeleri verilerek bası yaralarının önlenmesine yönelik önemli bir adım atmak gerektiği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Palyatif bakım, bası yarası, beslenme

Betül Yıldız
Tokat Gaziosmanpaşa University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Rutin aşılama programına dahil olmayançocukluk dönemi aşıları hakkındaaile hekimlerine yönelik müdahale çalışması

Rotavirüs, Hpv ve meningokok aşıları ülkemizde rutin aşılama programına dahil olmayan aşılardır. Ülkemizde bağışıklama hizmetleri temel olarak birinci basamak hekimlerince verilir. Çalışmamızda Tokat ilindeki aile hekimlerinin özel aşılamalar konusundaki bilgi tecrübe ve tutumlarını görmeyi amaçladık. Çalışmamız 2 aşamadan oluşmuş bir müdahale çalışmasıdır. Kesitsel-tanımlayıcı türdedir. Çalışmamızın ilk aşamasına 91, ikinci aşamasına ise aynı gruptan 70 aile hekimi katılım göstermiştir. Aile hekimlerinin tamamı Aile sağlığı merkezlerinde(ASM) görev almaktaydı. İlk aşamasında yüzyüze eğitim verilip, ön test son test yöntemiyle eğitimin katılımcılar üzerisinde etkisi değerlendirilmiştir. İkinci aşaması eğitimden 4-6 hafta sonra online yöntemle yapılıp, ilk aşamada aldıkları eğitimin pratiklerindeki davranış ve tutumlarına olan etkisi test edilmiştir. Çalışmamızda hekimlerin, özel aşılamalar ile ilgili bilgi düzeyinin düşük kaldığını gördük. Eğitimi takiben hekimlerin doğru yanıt oranında anlamlı artış olmuştur ve hekimlerin pratiklerindeki tutumuna pozitif etki bırakmıştır. Çalışmamız mezuniyet sonrası/hizmet içi eğitimlerin önemine ve gerekliliğine ışık tutmuştur.

Özge Çatak
Tokat Gaziosmanpaşa University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tokat ilindeki aile hekimlerinin sağlık hukuku konusundaki bilgi ve farkındalık düzeyinin araştırılması

Sağlık hukuku, hem tıp hem de hukuk dalını ilgilendiren multidisipliner bir alandır. Her iki dal hakkında da bilgi sahibi olunması gereklidir. Bu bağlamda hekimler açısından bakıldığında hak ve sorumluluklarını bilmek önem arz etmektedir. Böylelikle hem dava/ şikayet konularında kendilerini koruyabilecek gerekli önlemleri alacak hem de dava/şikayet söz konusu olduğunda kendilerini savunabilecek bilgi ve farkındalığa sahip olmaları gereklidir. Çalışmamıza Tokat ilinde görev alan aile hekimleri ve Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Hastanesinde görevli aile hekimi asistanları katıldı. Katılımcılara sağlık hukuku bilgi ve farkındalık düzeyini ölçmek amacıyla 21 soruluk anket formu sunuldu.Edinilen bilgilerin analizi SPSS 22 programı ile yapıldı. Çalışmaya dahil etme kriterlerine uyan 136 hekim dahil edildi. Katılımcıların %81,6'sının (n=111) tıp fakültesinde sağlık hukuku eğitimi almadığı, %55,1'inin (n=75) çalışma hayatında sağlık hukuku ile ilgili eğitim almadığı, %89,7'sinin (n=122) hukuki sorumluluklar konusunda kendisini yeterli bulmadığı belirlenmiştir tespit edildi. Katılımcıların %91,2'sinin (n=124) sağlık hukuku ile ilgili verilen eğitimin daha yeterli olması için tıp eğitimi boyunca sağlık hukuku eğitimleri eklenmesi gerektiğini ifade ettiği belirlenmiştir. Hekimlerin sağlık hukuku bilgi ve farkındalık düzeyleri yeterli değildi. Hekimlerin meslek öncesi ve meslek sırasında sağlık hukuku eğitimleri alma durumu yetersizdi. Çalışmamızda aile hekimlerinin bir kısmı hukuki anlamda sorun teşkil edebilecek davranışlarda( aydınlatılmış onam almama, hastayı muayene etmeden ilaç ve rapor yazma, hekimlik sigortası yaptırmama gibi ) bulunduğu ve bu davranışların büyük çoğunluğunun bilgi ve farkındalık eksikliğinden kaynaklandığını düşünmekteyiz. Sağlık hukuku alanındaki eksikliği gidermek için hekimlere bu alanda sistematik ve güncel eğitimler verilmelidir. ANAHTAR KELİMELER: Aile Hekimi, Tıp Hukuku, Sağlık Hukuku, Farkındalık

Büşra Ayasun
Tokat Gaziosmanpaşa University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp, Ebelik ve Hemşirelik Bölümü öğrencilerinin kontraseptif yöntemler konusundaki bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi

Sağlık alanında öğrenim gören öğrencilerin kontrasepsiyon konusundaki bilgi düzeylerini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilen bu çalışmada, Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp, Ebelik ve Hemşirelik bölümlerinde öğrenim gören öğrenciler evreni oluşturmuş; örneklem büyüklüğü istatistiksel olarak hesaplanmış ve gönüllülük esasına dayalı olarak 454 öğrenci çalışmaya dahil edilmiştir. Katılımcıların %35,7'si Tıp, %30,4'ü Ebelik ve %33,9'u Hemşirelik bölümünde öğrenim görmektedir. Veriler, sosyodemografik bilgileri ve kontraseptif yöntemlere ilişkin bilgi düzeylerini değerlendirmek amacıyla hazırlanan anket formu ile Kontraseptif Bilgi Değerlendirme Ölçeği (KBDÖ) kullanılarak toplanmış; istatistiksel analizler SPSS 22.0 paket programı ile gerçekleştirilmiştir. Kadın öğrencilerin bilgi puan ortalaması 11,02 ± 5,00 iken, erkek öğrencilerin puanı 9,92 ± 4,68 olup bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p = 0,043). Tıp Fakültesi öğrencilerinin ortalama bilgi puanı (12,24 ± 4,48), Ebelik (9,78 ± 5,03) ve Hemşirelik (10,05 ± 4,98) bölümü öğrencilerine kıyasla anlamlı düzeyde daha yüksek saptanmıştır. Cinsel ilişki deneyimi olan öğrencilerin bilgi düzeyi, deneyimi olmayanlara göre daha yüksek olmakla birlikte, aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Elde edilen puanlara göre öğrencilerin kontraseptif bilgi düzeyleri genel olarak orta düzeydedir. Katılımcıların %59,5'i üniversitede kontraseptif yöntemler hakkında yeterli eğitim aldığını belirtmiş, %44,3'ü ise mezuniyet sonrası danışmanlık hizmeti verebilecek düzeyde bilgi sahibi olduğunu ifade etmiştir. Katılımcıların büyük çoğunluğu, kontraseptif bilgi ediniminde başlıca kaynak olarak üniversite eğitimini göstermiştir. Çalışma bulguları, sağlıkla ilgili bölümlerde öğrenim gören ve mezuniyet sonrası aile planlaması hizmetlerinin sunumunda görev alacak öğrencilerin kontraseptif bilgi düzeylerinin yeterli olmadığını düşündürmektedir. Bu alandaki bilgi düzeyinin artırılması; bireylerin doğru yönlendirilmesine, istenmeyen gebeliklerin önlenmesine ve toplum sağlığının korunmasına önemli katkılar sağlayacaktır.

Aslı Huriye Tomruk
Tokat Gaziosmanpaşa University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Obez hastalarda subklinik hipotiroidi varlığının insülin direnci ve dislipidemi üzerine etkisi

Amaç: Obez hastalarda subklinik hipotiroidinin dislipidemi ve insülin direnci üzerindeki etkisini incelemek. Gereç ve yöntem: Çalışmamız Kasım 2021 ve Kasım 2024 tarihleri arasında Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Hastanesi Aile Hekimliği Anabili Dalı Obezite Polikliniğine başvuran obezite tanısı alan 18-65 yaş aralığındaki hastaların biyokimyasal ve antropometrik verileri hastane dosyaları ve resmi otomasyon sistemi üzerinden retrospektif olarak incelendi. Hasta kayıtlarından yaş, cinsiyet, antropometrik ölçümler (vücut kitle indeksi), biyokimyasal parametreler (açlık serum glukoz, insülin, total kolesterol, trigliserit, HDL kolesterol, LDL kolesterol), tiroid fonksiyon testleri (serbest T4, serbest T3, TSH) tarandı. Laboratuar değerlerine ve antropometrik ölçümlere etkileri nedeniyle Diyabetus Mellitus, Hiperlipidemi, Hiperprolaktinemi, Konjenital Adrenal Hiperplazi, Cushing Sendromu, Hipertansiyon, Neoplazm öyküsü olanlar, Polikistik Over Sendromu, herhangi bir ilaç kullanan hastalar (örn. İnsüline duyarlılığı artıran ilaçlar, oral kontraseptifler, antiandrojenler, statinler, aspirin, kortikosteroidler ve GnRH agonistleri ve antagonistleri) çalışma dışında tutuldu. VKİ: 30 ve üstü olanlar obez diye nitelendirildi. Elde edilen verilerin istatistiksel analizi SPSS 22.0 programı kullanılarak yapılmıştır. P-değerinin 0,05'in altında olduğu durumlar istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmada 963 hasta incelenmiş olup kriterleri karşılayan 463 hasta gruplara dahil edildi. Subklinik hipotiroidi, aşikar hipotiroidi ve kontrol grubu olarak hastalar incelendi. 463 hasta arasında subklinik hipotiroidi prevelansı %3,67, aşikar hipotiroidi prevelansı ise %11,45, subklinik hipertiroidi %0,21 saptandı ve aşikar hipertiroidi ise saptanmadı. Sadece Dahil Edilme Kriterlerini karşılayan 856 hasta yetişkin obezite tanısı ile incelendiğinde bu hastalar arasından subklinik hipotiroidi prevanlansı ise %2,8 ve aşikar hipotiroidi prevelansı ise %14,3 olarak saptandı. Aşikar-subklinik-kontrol gruplarının karşılaştırmasında TSH, total insülin, HOMA-IR ve HDL Kolesterol ile gruplar arasında anlamlı farklılık olduğu; AşikarSubklinik gruplarının karşılaştırmasında Total İnsülin, HOMA-IR, HDL Kolesterol ile gruplararasında anlamlı farklılık olduğu; Aşikar-Kontrol gruplarının karşılaştırmasında Yaş, TSH, Glukoz, Total İnsülin ve HOMA-IR ile gruplar arasında anlamlı farklılık iii olduğu; Subklinik-Kontrol gruplarının karşılaştırmasında TSH ile gruplar arasında anlamlı farklılık olduğu saptanmıştır (p<,005) TSH ve VKİ arasında, TSH ve HOMA-IR arasında ve TSH ve lipit parametreleri arasında ilişki bulunamamıştır. Ayrıca, TSH ile VKİ arasında ilişki bulunmaması, literatürde nadir rastlanan bulgulardan biri olarak dikkat çekmektedir. Hastaların triod durumuna göre bazı demografik verilerinin ortalamaları değerlendirildiğinde "Aşikar Hipotiroidi" grubunda yaş, TSH, Serbest T4, LDL Kolesterol, HDL Kolesterol ve Total Kolesterol ortalama değerlerinin; "Subklinik Hipotiroidi" grubunda BKİ, Trigliserid ortalama değerlerinin; "Kontrol" grubunda glukoz, total insülin, HOMA-IR ortalama değerlerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Sonuç: Çalışmamıza dahil edilen 463 obez erişkinde subklinik hipotiroidi prevalansı %3,67 olarak bulundu. VKİ ile TSH düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı. Ayrıca, hastaların serum TSH düzeyleri ile açlık serum glukozu, insülin düzeyleri, total kolesterol, trigliserid, HDL kolesterol, LDL kolesterol düzeyleri ve HOMA-IR skorları arasında da istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon bulunmadı. Obez erişkinlerde subklinik hipotiroidi ile insülin direnci veya dislipidemi arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı.

Yakup Yavuz
Tokat Gaziosmanpaşa University
2025
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tokat Merkez 2'nolu Esentepe Aile Sağlığı Merkezine kayıtlıhastaların COVİD-19 aşı geçmişleri ve aşılanma durumunu etkileyen faktörler ile aşı sonrası geçirmiş olduğu hastalıklara bakışıgelecekteki aşılanma ihtiyacınayaklaşım değişiklikleri hakkında

Bu çalışma, Tokat Merkez 2 Nolu Esentepe Aile Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı bireylerde COVID-19 aşı geçmişini, aşılanma durumunu etkileyen faktörleri, aşı sonrası hastalık algılarını ve gelecekteki aşı tutumlarını incelemiştir. Pandemi, hem sağlık sistemini hem de aşılara yönelik toplumsal yaklaşımı önemli ölçüde etkilemiştir. Şubat-Haziran 2025 tarihleri arasında, 18 yaş ve üzeri 1025 gönüllü bireyle yüz yüze anket yapılmıştır. Anketle COVID-19 hastalık ve aşı öyküsü, aşı sonrası yan etkiler, aşı pişmanlığı, olası yeni bir pandemideki tutum, çocukluk ve erişkin dönemi aşılarına yaklaşım ile sağlık kurumlarına güven düzeyi değerlendirilmiştir. Veriler SPSS 25.0 ile analiz edilmiş, p<0.05 anlamlı kabul edilmiştir. Katılımcıların %63'ü kadındı. %69,4'ü aşıyı toplumsal sorumluluk olarak görürken, %91,1'i en az bir doz COVID-19 aşısı yaptırmıştı. Ancak bu grubun %53,3'ü aşı olduğu için pişmanlık duyduğunu ifade etti. Yeni bir pandemide yeniden aşı olmayacağını belirtenlerin oranı %55,1 iken, bu kararı yan etkilerden duyulan kaygı ile açıklayanların oranı %65,8'di. Uzun vadeli yan etki korkusu %72,6 olup, en sık bildirilen etki kardiyovasküler hastalıklardı (%18,2). Psikolojik açıdan ise, %59,7'si pandemiden etkilendiğini belirtmiş, %42,4'ü aşılama ile rahatladığını ifade etmiştir. Katılımcıların %11,1'i COVID-19 aşılarının çocukluk aşılarına bakışlarını olumsuz etkilediğini, %31,4'ü ise grip ve pnömoni gibi erişkin aşılarına güveninin azaldığını belirtmiştir. %34,0'ı aşı reddinin toplum sağlığına olumlu etkisi olacağını düşünürken, %72,5'i pandemiyle birlikte sağlık çalışanlarına olan güvenin arttığını ifade etmiştir. Sonuç olarak, pandemi sonrası aşı tereddüdü yaygınlaşmıştır. Sadece COVID-19 aşısı değil, çocukluk aşılarını da etkilemektedir. Aşı tereddüdünün nedenleri belirlenmeli, doğru bilgiye erişim sağlanmalı ve toplumsal güven yeniden tesis edilmelidir. Anahtar Kelimeler: COVID-19, Pandemi, Aşı, Yan etki, Aşı tereddüdü

Ali Rıza Sazak
Tokat Gaziosmanpaşa University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tokat ilinde çalışan aile hekimlerinde kronik böbrek hastalığı bilgi, tutum ve davranışların değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışma, aile hekimlerinde kronik böbrek hastalığı bilgi, tutum ve davranışlarını değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı kesitsel tipte yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın evrenini, Tokat ilinde görev yapan aile hekimleri oluşturmuştur. Araştırma verileri 01.04.2025-01.06.2025 tarihleri arasında araştırmacı tarafından toplanmıştır. Veri toplama formları her bir aile hekimine yüz yüze görüşme yöntemi ile iletilmiştir. Toplam 165 aile hekimine ulaşılmıştır. Veriler; Kişisel Bilgi Formu, Kronik Böbrek Hastalığına Yönelik Genel Yaklaşım ve Farkındalık soruları kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde; tanımlayıcı istatistik ölçütleri, ki-kare testi, Fisher exact test kullanılmıştır. Bulgular: Aile hekimlerinin %60,6'sının erkek, %62,5'inin meslekte 10 yıldan uzun süredir çalıştığı, %47,8'inin ünvanının pratisyen hekim olduğu, %78,2'sinin aile sağlığı merkezinde görev yaptığı, %70,9'unun tıp fakültesi mezuniyeti sonrası böbrek hastalarının takip/tedavisi ile ilgili eğitim almadığı, mezuniyet sonrası eğitim alanların %15,2'sinin uzmanlık eğitimi sırasında alınan derslerde eğitim aldığı belirlenmiştir. Aile hekimlerinin cinsiyeti ile KBH'nı düşündüren semptomlardan şiş gözler semptomu, KBH'ı olan hastaların takip ve tedavisinde yeterli bilgi ve teknik donanıma sahip olduğunu düşünme durumu, KBH'ı olan hastaların takip ve tedavisinde yeterli bilgi ve teknik donanıma sahip olduğunu düşünmeme nedeninde yeterli kılavuz bilgisine sahip olamamak değişkenleri ile arasında anlamlı farklılık olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Aile hekimlerinin ünvanı ile hastaların böbrek fonksiyonlarını değerlendirmek için kullanılan yöntem olarak spot idrarda albumin/kreatinin oranı bakma, hastaları GFH ve Albüminüri düzeylerine göre hastalıklarını evrelendirebilme durumu, KBH'nın yönetimi ve sevk kriterleriyle ilgili herhangi bir kılavuz ve rehber kullanma durumu, KBH'ı olan hastaların takip ve tedavisinde yeterli bilgi ve teknik donanıma sahip olduğunuzu düşünme durumu, KBH'ı olan hastaların takip ve tedavisinde yeterli bilgi ve teknik donanıma sahip olduğunu düşünmeme nedeni olarak gerekli olan laboratuvar tetkiklerini yaptıramamak, KBH'lı hastalara ilaç tedavisi başlama durumu, Türkiye'de KBH'nın en sık nedeni arasında anlamlı farklılık olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Sonuç: Aile hekimlerinin büyük çoğunluğu mezuniyet sonrası KBH konusunda yeterli eğitim almamış, güncel kılavuz ve rehberlere erişim ve kullanım oranları düşük bulunmuştur. Aile hekimlerinin KBH'nın temel klinik bulgularını tanımakta olup risk faktörlerini büyük ölçüde bilse de hastalık evreleme, tanısal testlerin kullanımı ve ilaç tedavisine başlama konusunda yetersizlikler belirlenmiştir. Ayrıca, mesleki unvan, cinsiyet ve çalışma süresi gibi demografik faktörlerin bilgi düzeyi ve uygulama davranışları üzerinde anlamlı etkileri olduğu saptanmıştır. Uzman aile hekimlerinin bilgi düzeylerinin pratisyen hekimlere göre daha yüksek olması, mesleki eğitimlerin bu alandaki farkındalığı artırmada kritik rol oynadığını göstermektedir. Bu durum, KBH'nın birinci basamak sağlık hizmetlerinde etkin yönetimi için aile hekimlerinin bilgi ve becerilerinin geliştirilmesine yönelik gereksinimi vurgulamaktadır. Anahtar Kelimeler: Aile hekimliği, kronik böbrek hastalığı, bilgi, tutum

Burak İslam Erdoğan
Tokat Gaziosmanpaşa University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Obezite polikliniğine başvuran oral antidiyabetik ilaç kullanmayan hastalarda açlık kan glukozu ve HOMA-IR'nin vücut yağ oranı, bel kalça çevresi oranı(WHR) ve vücut kitle indeksi(BMI) ile ilişkisi

Amaç: Prediyabet, tip 2 diyabetes mellitusun klinik olarak ortaya çıkmasından önceki dönemi temsil eder ve bu süreçte erken tanı, ileride diyabet gelişimini önlemede kritik rol oynamaktadır. Bu çalışmada, obezite polikliniğine başvuran bireylerde prediyabet bulgularının değerlendirilmesinde kullanılan antropometrik ölçümlerin (vücut kitle indeksi [BMI], bel/kalça oranı [WHR], vücut yağ yüzdesi [VYO]) biyokimyasal parametreler (açlık plazma glukozu, insülin, HOMA-IR) ile ilişkisi araştırılmıştır. Yöntem: Araştırma retrospektif ve kesitsel olarak planlanmış olup, 2021– 2023 yılları arasında Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi Obezite Polikliniği'ne başvuran ve oral antidiyabetik tedavi kullanmayan toplam 444 bireyin (43 erkek, 401 kadın) verileri değerlendirilmiştir. Katılımcıların açlık kan glukozu, insülin, HOMA-IR değerleri ile antropometrik ölçümleri (BMI, WHR, VYO) kaydedilmiştir. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, gruplar arası karşılaştırmalar (t-testi, Mann-Whitney U), ki-kare testleri ve ROC eğrisi analizleri uygulanmıştır. Bulgular: Katılımcıların ortalama açlık glukozu 95,7 ± 11,3 mg/dL, insülin düzeyi 15,4 ± 10,1 μU/mL ve HOMA-IR değeri 3,74 ± 2,85 olarak saptanmıştır. Antropometrik ölçümler incelendiğinde, ortalama BMI 35,8 ± 5,9 kg/m², WHR 0,93 ± 0,07 ve VYO %46,3 ± 5,5 bulunmuştur. Glukoz düzeyleri ile antropometrik ölçümler karşılaştırıldığında, BMI kategorilerine göre anlamlı fark izlenmezken (p=0,990), WHR'nin yüksek olduğu bireylerde glukoz değerlerinin anlamlı şekilde arttığı görülmüştür (p=0,005). VYO grupları arasında glukoz açısından anlamlı fark saptanmamıştır. HOMA-IR açısından değerlendirildiğinde, BMI ≥30 olanlarda insülin direnci prevalansı daha yüksek olmasına rağmen istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p=0,246). Buna karşılık, WHR yüksek olanlarda insülin direncinin belirgin şekilde vi daha fazla olduğu gösterilmiştir (p=0,011). VYO ile HOMA-IR arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p=0,176). ROC analizi sonuçlarına göre, WHR erkeklerde insülin direncini öngörmede güçlü bir belirteçtir (AUC=0,773; p=0,002). Kadınlarda ise WHR'nin öngörü gücü sınırlı kalsa da etkilidir.(AUC=0,586; p=0,003). Sonuç: Çalışmamız, prediyabetin öngörülmesinde BMI'nin tek başına yetersiz olduğunu, WHR'nin özellikle erkeklerde insülin direncini belirlemede en güçlü parametre olduğunu ortaya koymuştur. Kadınlarda WHR'nin düşük özgüllük göstermesi, bu parametrenin biyokimyasal testlerle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini düşündürmektedir. VYO'nun ise prediyabet riskini tek başına öngörmede sınırlı olduğu görülmüştür. Bu bulgular, klinik pratikte basit ve düşük maliyetli antropometrik ölçümlerin, özellikle WHR'nin, prediyabetin erken dönemde saptanmasında değerli bir araç olabileceğini göstermektedir. Anahtar kelimeler: Prediyabet, insülin direnci, HOMA-IR, obezite, bel/kalça oranı, vücut yağ yüzdesi

Mustafa Yardımcı
Tokat Gaziosmanpaşa University
2025
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ağrısı olan ileri evre kanser hastalarında ağrı ve diğer semptomların Kortizol, CRP, ESH ile ilişkisi ve ağrı takibi süresince parametrelerdeki değişimin değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızın temel amacı, ağrısı olan ileri evre kanserli hastalarda analjezik tedavi öncesi ve sonrası; Kortizol ve inflamasyon parametrelerinin düzeylerini ölçmek, Edmonton Semptom Tanılama Ölçeği (ESAS) kullanarak ağrı ve diğer semptomları değerlendirmek; bu kan parametreleriyle semptomlar arasındaki ilişkiyi belirlemek ve tedavi sonrası değişimleri karşılaştırmaktır. Elde edilecek verilerle, hastaların ağrı yönetiminde kullanılan tedavi stratejilerinin biyolojik ve semptomatik yansımalarını ortaya koyarak, kişiye özgü ve daha etkili ağrı kontrol protokollerinin geliştirilmesine katkı sağlamak hedeflenmektedir. Yöntem: Çalışmamız, etik kurul onayı sonrasında 21.05.2025 ile 01.12.2025 tarihleri arasında Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Palyatif Bakım Servisi'nde yatmış belirlenen dahil etme kriterlerini karşılayan 42 ağrısı olan ileri evre kanser hastası ve aile hekimliği polikliniğe başvuran belirlenen dahil etme kriterlerini karşılayan 43 kontrol grubu hastanın dahil edildiği kesitsel ve prospektif bir araştırma olarak tasarlanmıştır. Hasta grubunda başvuru anında ve analjezik tedavi sonrasında CRP, ESH ve kortizol seviyeleri ölçülmüştür. Tedavi öncesi ve sonrasında semptomlardaki değişim de ESAS kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Tedavi öncesi kortizol, ESH, CRP düzeyleri kontrol ve hasta grupları arasında anlamlı düzeyde farklılık göstermektedir (p=0,000). Tedavi öncesi ve sonrası CRP değerleri karşılaştırıldığında, hasta grubunda istatistiksel olarak anlamlı bir değişim saptanmamıştır (p=0,157). tedavi öncesi ve sonrası ESH değerleri karşılaştırıldığında da istatistiksel olarak anlamlı bir değişim bulunmamıştır (p=0,175). Kortizol düzeyleri açısından ise tedavi öncesi ve sonrası ölçümler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir değişim saptanmıştır (p=0,009). ESAS ağrı skoru açısından tedavi öncesi ve sonrası karşılaştırmada anlamlı bir azalma izlenmiştir (p=0,001). Takipte değerlendirilebilen hasta alt grubunda tedavi sonrası 2. haftada kortizol düzeylerinin anlamlı biçimde azaldığını, buna eşlik eden şekilde ağrı başta olmak üzere yorgunluk, bulantı, üzüntü, anksiyete, uykusuzluk, iştahsızlık, kötülük hali ve total ESAS skorunda anlamlı iyileşme olduğunu; buna karşın CRP, ESH ve dispne skorlarında istatistiksel olarak anlamlı bir değişim saptanmadığını ortaya koymaktadır. Total ESAS skoru açısından değerlendirildiğinde, ex grubunun tedavi öncesi toplam semptom yükünün sağ gruba göre anlamlı derecede daha yüksek olduğu görülmektedir (p=0,014). Sonuç: Bu çalışma, ileri evre kanser hastalarında semptom yükü ile biyobelirteçler arasındaki ilişkiyi ve analjezik tedavinin bu parametreler üzerindeki etkisini ortaya koymuştur. Tedavi öncesinde kortizol, CRP ve ESH düzeylerinin hasta grubunda anlamlı derecede yüksek olması, bu hastalarda belirgin stres yanıtı ve sistemik inflamasyon varlığını desteklemektedir. Tedavi sonrası dönemde CRP ve ESH düzeylerinde anlamlı değişim izlenmezken, kortizol düzeylerinde ve özellikle ağrı başta olmak üzere ESAS bileşenlerinde anlamlı iyileşme saptanmıştır. Ayrıca, tedavi öncesi total ESAS skorunun biyobelirteçlerden bağımsız olarak sağ kalım ile ilişkili tek değişken olması, başlangıçtaki toplam semptom yükünün prognostik açıdan kritik önem taşıdığını göstermektedir. Bu bulgular, ileri evre kanser hastalarında semptomların bütüncül ve sistematik değerlendirilmesinin palyatif bakım pratiğinde hem klinik izlem hem de prognoz öngörüsü açısından temel bir yaklaşım olması gerektiğini ortaya koymaktadır. Anahtar kelimeler: palyatif bakım, kanser, ağrı, CRP, ESH, kortizol, ESAS

Sümeyye Doymuş
Tokat Gaziosmanpaşa University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi öğrencilerinin COVİD-19 aşısına bakışı ve aşılanma durumunu etkileyen faktörler ile COVİD-19 hastalığı korkusu ilişkisi

Tokat Gaziosmanpaşa Üniversite öğrencilerinin Covid-19 aşılarına bakışının ve aşılanma durumunun Covid-19 hastalığı korkusu ile ilişkisini araştırmayı amaçlamıştır. Çalışmamız 15.01.2022-15.02.2022 tarihleri arasında online olarak Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi'nde öğrenim gören öğrencilerden rastgele seçilmiş 2000 üniversite öğrenci ile yapılmıştır. Çalışmaya katılanlara 32 sorudan oluşan sosyodemografik veri formu ve 7 soruluk Koronavirüs Korkusu Ölçeği (KKÖ) uygulandı. SPSS 25.0 (Statistical Package for Social Sciences, version 25 ) programı ile araştırmada toplanan veriler değerlendirildi. P< 0,05 değeri istatiksel olarak anlamlı kabul edildi. Çalışmaya 494 kişi katıldı. Çalışmaya katılan öğrencilerin 354'ü (%71,7) kadın cinsiyet, 140'ı (%28,3) erkekti. Kadın öğrencilerin KKÖ puan ortalaması 17,03±5,71 iken erkeklerin KKÖ puan ortalaması 13,62±5,19 olarak bulundu (p<0,001). Katılımcıların 449'u (%90,9) aşı olduğunu belirtirken, 25'i (%5,1) kararsız/olmak istediğini, 20'si (%4,1) kesinlikle olmayacağını belirtti. Katılımcıların aşı olma oranlarına bakıldığında tıp fakültesinde eğitim görenlerin %96,3'ü, diğer sağlık fakültelerinde eğitim görenlerin %91,3'i diğer fakültelerin %84,9'u aşı olmuş ve bu gruplar arasında anlamlı fark bulunmuştur (p=0,002). Covid-19 pandemisinin sona ulaşması için toplumsal bağışıklığın sağlanması gerekir. Bunun için kişilerin aşı olma isteklerinin artırılması, aşı tereddütü nedenlerinin tespit edilmesi,bu nedenlerle ilgili yeterli bilgilendirme yapılması ve bireylerin öncelikle hastalıkla ilgili korkularının giderilmesi gerekmektedir. Gelecekte sağlıklı bir toplum oluşturma yolunda önemli bir yere sahip olan genç nüfusun yani öğrencilerin aşı kabulü önem arz etmektedir. Anahtar kelimeler: Covid-19, Pandemi, Korku, Aşı

AşılamaAşılarCOVID 19+6
Şuheda Sıngıl
Tokat Gaziosmanpaşa University
2022
00

Other supervisors