Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Pakize Gamze Erten Bucaktepe
12 theses · Dicle University
Tıp Fakültesi öğrencilerinde sağlıklı yaşam biçiminin vücut kompozisyonları ile ilişkisi
Giriş ve amaç: Bu çalışmanın amacı Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin beslenme alışkanlıklarını, yaşam tarzlarını değerlendirmek, fiziksel aktivitede bulunan ve hareketsiz yaşam tarzı olanlar arasındaki farklılıkları biyoelektrik impedans analizi (BİA) yöntemi kullanarak ortaya koymak ve obezite sıklığını saptamaktır. Materyal ve metod: Araştırmamız tanımlayıcı-kesitsel tip çalışma olarak tasarlanmış olup çalışmaya 362 öğrenci katılmıştır. Katılımcılara sosyodemografik veri formu ve Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği-2 (SYBDÖ) uygulanmış olup vücut kompozisyonu ölçümleri Tanita Body Composition Analyzer (TANITA BC 418MA©) cihazı ile yapılmıştır. İstatistiksel analizler için SPSS statistics 24.0 programı kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmamıza katılan öğrencilerin %45,3'ü kadın, %2'si sınıf bir obez, %18,5'i fazla kiloluyken %9,7'si zayıftı. SYBDÖ toplam puan ortalaması 118,5±23,0'tür. Öğrencilerin %16,6'sının (n=60) sigara %11,3'ünün (n=41) alkol kullandığı saptanmıştır. Annesi üniversite mezunu olanların, babası üniversite mezunu olanların, ekonomik durumu iyi olanların, son sınıf öğrencilerin ve yurtta kalanların SYBDÖ toplam puanı daha yüksek saptanmış olup fark istatistiksel olarak da anlamlı tespit edilmiştir (sırasıyla p=0,001; p0,001; p0,001; p=0,008; p0,001). Araştırmamızda SYBDÖ genel puanı ile beden kitle indexi (BKİ) arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır (p=0,682). Kadın ve erkek katılımcıların yağ yüzdeleri ile SYBDÖ arasında anlamlı fark olmadığı tespit edilmiştir (sırasıyla p=0,912; p=0,335). Sonuç: Öğrencilerin SYBDÖ puan ortalamaları düşüktür ve SYBD ile vücut kompozisyonu arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Sağlıklı yaşam tarzı davranışlarının farklı boyutlarına vurgu yapan sağlık eğitimi ve geliştirme programlarının uygulanması, mezuniyet öncesi müfredata beslenme ve sağlıklı yaşam biçimi davranışları ile ilgili derslerin eklenmesinin faydalı olacağı kanaatindeyiz. Anahtar kelimeler: Sağlıklı yaşam biçimi davranışları, Biyoelektriksel impedans analizi, Vücut kompozisyonu, Tıp fakültesi öğrencileri
Dicle Üniversitesi Aile Hekimliği Polikliniğine başvuran hastaların ruhsal hastalıklara yönelik inanç ve tutumlarının değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Ruhsal hastalık bireylerin ilişkilerini, mesleki hayatını, iş gücünü etkileyen, sosyal damgalama, ekonomik sıkıntı, hastanın sosyal çevresi için zorluklar oluşturan önemli bir durumdur. Ruhsal hastalığı olan bireyler toplum tarafından olumsuz inanç ve tutumlara maruz kalmaktadır. Bu çalışmanın amacı Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği poliklinik hastalarının, ruhsal hastalıklara yönelik inanç ve tutumlarını değerlendirmektir. Materyal ve Metod: Çalışma kesitsel tanımlayıcı tarzda planlanmıştır. Çalışma için etik kurul onayı alınmıştır. Çalışmaya 265 hasta katılmıştır. Katılımcılara sosyodemografik özellikleri, Ruhsal Hastalıklara İlişkin İnanç Ölçeği (RHİİÖ) ve Ruhsal Sorunları Olan Bireylere Yönelik Toplum Tutumları Ölçeği'ni (RSTTÖ) içeren anket uygulanmıştır. Verilerin istatistiksel analizi SPSS 27.0 kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: Çalışmamıza katılanların %64,5'i erkek, %58,9'u evli, %84,9'u şehirde yaşamakta, %42,6'sı memur ve yaş ortalamaları 34,9±10,3 idi. Katılımcıların RHİİÖ'den aldıkları toplam puan ile cinsiyet, eğitim düzeyi, yaşadıkları yer, çalışma durumu, meslek ve ruhsal hastalıklar ile ilgili bilgi sahipliği arasında anlamlı düzeyde fark bulunmuştur (sırasıyla p<0,001, p<0,001, p=0,037, p=0,014, p=0,003, p<0,001). Buna göre kadınların, eğitim düzeyi daha iyi olanların daha olumlu inanç sergiledikleri tespit edilmiştir. Katılımcıların RSTTÖ'den aldıkları toplam puan ile cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi, çalışma durumu, meslek, daha önce ruhsal hastalık öyküsü, mevcut ruhsal hastalık öyküsü, yakınında ruhsal hastalık öyküsü, ev içi ruhsal hastalığı olan bireyle yaşama durumu ve ruhsal hastalıklar ile ilgili bilgi sahibi olma durumu arasında anlamlı düzeyde fark bulunmuştur (sırasıyla p=0,023, p=0,034, p=0,001, p<0,001, p<0,001, p<0,001, p=0,001, p<0,001, p<0,001, p<0,001). Buna göre erkeklerin, eğitim düzeyi daha iyi olanların daha olumlu tutum sergiledikleri tespit edilmiştir. Yaş ile RHİİÖ ve RSTÖÖ'den alınan toplam puanlar arasında anlamlı düzeyde pozitif korelasyon bulunmuştur (sırasıyla r=0,131, p=0,033; r=0,287, p<0,001). Sonuç ve Öneriler: Katılımcıların genel olarak ruhsal hastalıklara yönelik olumsuz bir inanca sahip oldukları ancak olumlu bir tutum gösterdikleri belirlenmiştir. Eğitim ile ruhsal hastalıklara yönelik toplumsal farkındalık sağlanmalıdır. Bu konuda başta birinci basamak çalışanları olmak üzere tüm sağlık çalışanlarına büyük sorumluluk düşmektedir. Anahtar Kelimeler: Ruh Sağlığı, Ruhsal Hastalık, İnanç, Tutum, Aile Hekimliği
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği polikliniğine başvuran hastalarda akdeniz diyeti uyumu ile kardiyovasküler hastalık risk faktörü bilgi düzeyi arasındaki ilişki
Giriş ve Amaç: Sağlıklı beslenme kardiyovasküler hastalık (KVH) ve inme gibi mortalitesi yüksek hastalıkların önüne geçmektedir. Sağlık açısından en uygun ve faydalı diyetlerden biri de Akdeniz diyetidir. Bu çalışmada amaçlanan Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi aile hekimliği polikliniğine başvuran hastaların Akdeniz diyeti uyumuyla kardiyovasküler hastalık risk faktörü bilgi düzeyini ve aralarındaki ilişkiyi incelemektir. Materyal ve Metod: Araştırmamız tanımlayıcı-kesitsel tip çalışma olarak tasarlanmış olup çalışmaya 337 kişi katılmıştır. Araştırma kapsamında 19 soruluk sosyodemografik veri formu, 14 soruluk Akdeniz diyeti bağlılık ölçeği (ADBÖ) ve 28 soruluk kardiyovasküler hastalık risk faktörü bilgi düzeyi (KHRFBD) ölçeği kullanılmıştır. İstatistiksel analizler için SPSS statistics 24,0 programı kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmamıza katılanların ADBÖ toplam puan ortalaması 6,4±1,9 (4-12) olup KHRFBD ölçeğinin puan ortalaması ise 20,4±3,8 (6-27) olarak tespit edilmiştir. ADBÖ ve KHRFBD puanları arasında istatiksel anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Araştırmamızda katılımcıların cinsiyeti, gelir durumu, düzenli egzersiz yapma durumu, ekran başında vakit geçirme durumu, sağlık beslenmeyi araştırma durumu, sık fast-food tüketme durumu, mutlu bir insan olduğunu düşünme durumu ve düzenli uykuya sahip olma durumu ile ADBÖ puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (sırasıyla p=0,011, p=0,025, p=0,001, p<0,001, p=0,044, p<0,001, p=0,009, p=0,015). Katılımcıların cinsiyeti, mesleği, gelir durumu, sigara kullanma durumu, sağlık yaşam ile ilgili doktora danışma durumu, sağlıklı beslenmeyi araştırma durumu ve düzenli uykuya sahip olma durumu ile de KHRFBD ölçeği puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmiştir (sırasıyla p=0,005, p=0,023, p=0,022, p=0,014, p=0,044, p<0,001, p=0,002). Katılımcıların yaşı ile ADBÖ puanı arasında pozitif yönlü korelasyon bulunmuştur. Sonuç: Sağlıklı yaşam ile ilgilenip, uygulayanlar ile kadın katılımcıların, ADBÖ ve KHRFBD ölçek puanları diğerlerine göre daha yüksek bulunmuştur. Akdeniz tipi beslenme şeklinin günlük yaşamla bütünleştirilmesi gerekir. Özellikle zeytinyağı tüketimine dikkat edilmelidir. Bu yönde aile hekimlerinin bireyleri doğru bir şekilde yönlendirmesi gerekir. Aynı zamanda aile hekimlerinin kardiyovasküler risk faktörlerini hastalarına anlayabileceği şekilde anlatması ve bu yönde gereken sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını uygulatmaya teşvik etme yönünde girişimlerde bulunması faydalı olacaktır. Anahtar kelimeler: Akdeniz diyeti, Kardiyovasküler hastalık risk faktörü bilgi düzeyi, Sağlık yaşam
40-70 yaş arası bireylerin kolorektal kanser ve kolorektal kanser taramaları hakkında bilgi, tutum ve davranışları
Amaç:Bu çalışmanın amacı 40-70 yaş arası bireylerin kolorektal kanser ve kolorektal kanser taramaları hakkında bilgi, tutum ve davranışlarını değerlendirmektir. Materyal ve Metod: Veri toplama araçlarımız iki formdan oluşmaktadır. Birinci form katılımcıların sosyodemografik verilerini, sağlık davranışlarını, kolorektal kanser bilgilerini ve kolorektal kanser tarama davranışlarını irdeleyen sorulardan oluşurken, ikinci form ise kolorektal kanser taraması inanç ölçeği (KKTİÖ) oluşturmaktadır. Bulgular: Çalışmamıza katılan 345 bireyin yaş ortalaması 51,5±8,34 olup %20,3'ü altmış yaş üstüdür. Katılımcıların %55,4'ü (n=191) kadın, %84,3'ü (n=291) evli ve %53,6'sı (n=185) üniversite/ön lisans mezunudur. Katılımcıların %21,7'si (n=89) obez (BKI>29,9kg/m²) ve %39,7'sinin kronik hastalığı mevcut (n=137) olup, %11'inin (n=38) ailesinde KRK (Kolorektalkanser) öyküsü pozitiftir. Eğitim durumu yüksek olanlarda tarama testleri hakkında bilgi sahibi olma oranları daha yüksek bulunmuştur (p<0,001). Kronik hastalık öyküsü olanlarda ve KRK taramaları hakkında bilgi sahibi olanlarda GGKT (Gaitada gizli kan testi) ve kolonoskopi yaptırma oranlarıdaha yüksek bulunmuştur (Sırasıyla p=0,006 ve p<0,001). Çalışmamızda GGKT'ni yaptıran bireylerde güven yarar algı puanı (p=0,025),kolonoskopiyi yaptıran bireylerde ise duyarlılık algı puanı (p=0,006) daha yüksek saptanmıştır (sırasıyla p=0,025 ve p=0,006). Sonuç:Çalışmamızda katılımcıların kolorektal kanser taramaları farkındalığı %65,8 olmasına rağmen katılımcıların %14,5'i (n=50) kolonoskopiyi, %24,3'ü (n=84) GGKT'yi yaptırmıştır. Taramalara katılımdaki bu düşük oranların en sık nedeni ise bireylerin şikayetlerinin olmayışı olarak saptanmıştır. Sonuç olarak ülkemizin KRK bilgi düzeyinin ve KRKtaramalarına katılımının istenen düzeyde olmadığı saptanmıştır.Kanser taramalarına katılımın artmasında biz birinci basamak hekimleri olaraktaramalara yönelik farkındalığı arttırmalı ve KRK taramalarını halka daha fazla önermeliyiz. Anahtar kelimeler: Kolorektal kanser, Taramalar, Kolorektal kanser inanç ölçeği, Bilgi, Tutum, Davranış
Göğüs ağrısı ile başvuran çocuklarda kardiyak etiyoloji, göğüs ağrısının şiddeti ve ilişkili faktörlerin değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç:Göğüs ağrısı çocuklarda bir sağlık kuruluşuna yapılan başvuruların en sık sebeplerinden biridir. Aileler ağrının çoğunlukla kalp kökenli olduğunu düşündüklerinden endişelenmektedir. Sonuçta bu durum tekrarlayan başvurulara veya bir üst basamak sevklerine sebep olmaktadır. Çocuklarda görülen göğüs ağrısının kardiyak nedenleri çok nadirdir;daha çok muskuloskeletal, psikojenik,respiratuar ve gastrointestinal kaynaklı olabilmektedir. Önemli bir kısmı da idiyopatik olarak değerlendirilmektedir. Bizim çalışmamızda daDicle Üniversitesi Çocuk Kardiyoloji polikliniğine göğüs ağrısı şikayeti ile yapılan başvuruların değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metod:Tanımlayıcı ve kesitsel tipteki çalışmamızda 01.01.2020-31.12.2020 tarihleri arasında başvuran 5-18 yaş aralığındaki244 hasta prospektif olarak değerlendirilmiştir. Veri toplama aracı olarak çocuk kardiyoloji polikliniğinde kullanılan Göğüs Ağrılı Hasta Değerlendirme Formu ve Wong-Baker Faces ağrı skalası kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 22 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular:Hastaların %50'si kızdı. Yaş ortalaması 139,5±41,4 ay idi. Kardiyak etiyoloji oranı %8,2 idi. Kardiyak göğüs ağrısı sebepleri arasında en sık görülen (%45) mitral kapak prolapsusuydu. Kardiyak dışı sebepler; psikojenik %27,9, muskuloskeletal %22,1, respiratuar %13,9, gastrointestinal %2,9, diğer %1,2'dir.İdiopatik olanların oranı %23,8 olarak tespit edilmiştir.Wong-Baker ağrı skalası ile değerlendirilen kardiyak göğüs ağrısı nedenleri arasında anlamlı bir ilişki saptanmazken kızların hissettiği ağrı şiddetinin erkeklerin hissettiğine göre daha geniş aralıkta olduğu saptanmıştır. Sonuç:Kardiyak etiyoloji çocuklarda nadir görülmekle beraber hayati öneme sahiptir. Bu nedenle göğüs ağrısı ile başvuran hastalara dikkatli anamnez ve fizik muayene yapılmalı, kardiyak risk taşıdığı düşünülen hastalar ise ayrıntılı tetkik için çocuk kardiyolojisi bölümüne yönlendirilmelidir.Çocuklarda göğüs ağrısı konusunda yapılan güncel çalışmalar mevcut olmakla berabertemel veriler çok eski tarihli yayınlara aittir. Güncel verileri oluşturacak geniş çaplı çalışmalara ve sebebi bilinmeyen göğüs ağrılarını aydınlatacak araştırmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler:Göğüs Ağrısı, Çocuk, Kardiyak Etiyoloji
Sağlık çalışanlarında çocukluk çağı travmalarıyla çocuk istismar ve ihmal farkındalığı ilişkisi
Giriş ve Amaç: Çocuk istismar ve ihmali; hukuk, insan hakları ve toplumsal yönüyle ciddi bir halk sağlığı problemidir. İstismar ya da ihmale uğrayan çocuklar ruhen ve bedenen olumsuz etkilenmekte; ayrıca uzun vadede gelişimsel, bilişsel ve sosyolojik problemler yaşamaktadır. Çalışmamızla, çocuk istismarı ve ihmalinin engellenmesinde, tespit ve tedavisinde önemli bir yeri olan sağlık profesyonellerinin bu konuya dair bilgi ve farkındalık düzeylerinin, çocukluk çağında yaşanan ruhsal travmalarla ilişkili olup olmadığını araştırmak amaçlanmıştır. Materyal ve Metod: Bu çalışma Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'nun onayı ve gerekli izinler alındıktan sonra yaklaşık 1 yıllık periyotta Dicle Üniversitesi Hastaneleri'nde çalışan 216 asistan doktor ve 81 hemşire olmak üzere 297 sağlık çalışanı ile yapılmıştır. Kendilerinden üç bölümden oluşan veri formunu doldurmaları istenmiştir. İlk bölümde sosyodemografik veri formu, ikinci bölümde "çocuk istismarı ve ihmalinin belirti ve risklerinin tanılanmasına yönelik ölçek" (ÇİİBRTYÖ) ile son olarak da "çocukluk çağı ruhsal travma ölçeği" uygulanmıştır. Verilerin istatistiksel analizlerini yapmak için SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 24.0 programı kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmamıza toplam 297 sağlık profesyoneli katılmıştır ve bunların %72.7'si doktordur. Çİİ olgusuyla karşılaştıklarında bildirim yapacaklarını belirtenlerin oranı %95.3'tür. Mezuniyet öncesi çocuk istismar ve ihmali konusunda eğitim alanların oranı %42.1 mezuniyet sonrası eğitim alanların oranı ise %21.1 olarak saptanmıştır. Çalıştıkları kurumda prosedür olmadığını belirtenlerin oranı %71 iken, katılımcıların%90.6'sı ise bilgilendirilme ihtiyacı duyduğunu belirtmiştir. Çocukluk çağı ruhsal travma ölçeği ile ÇİİBRTYÖ genel puanları arasında anlamlı ilişki görülmemiştir. Hekimlerin Çİİ hakkındaki bilgi ve farkındalık düzeyleri hemşirelerden anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Mezuniyet sonrası eğitim alma ÇİİBRTYÖ puanlarında anlamlı fark yaratmazken mezuniyet öncesi Çİİ konusunda eğitim alanların bilgi ve farkındalıkları daha fazla çıkmıştır. Çocuk sahibi olan katılımcıların istismarın fiziksel belirtilerini, Çİİ olgusuyla karşılaştığında bildirim yapacağını belirtenlerin ise istismarın davranışsal belirtilerini daha iyi tanıdığı tespit edilmiştir. Daha önce Çİİ vakasından şüphelenenlerin istismar ve ihmale yatkın ebeveyn özelliklerini daha iyi tanıdığı ve Çİİ konusunda bilgilendirilme ihtiyacı duyduğunu belirtenlerin ÇİİBRTYÖ genel puanlarının daha yüksek olduğu görülmüştür. Çocukluk çağında cinsel istismara maruz kalanların ÇİİBRTYÖ'ten daha yüksek puanlar aldığı görülmüştür. Kadın katılımcıların çocukluk çağında cinsel istismara daha fazla maruz kaldığı da sonuçlar arasındadır. Sonuç: Çalışmamıza katılan sağlık profesyonellerinin Çİİ konusunda belli bir düzeyde bilgi sahibi oldukları ancak bunun yeterli olmadığı tespit edilmiştir ve aynı zamanda katılımcıların bilgi alma ihtiyacı duyduğu görülmüştür. Çalışılan kurumlarda Çİİ olgusuyla karşılaşıldığında takip edilecek bir prosedürün olması da bildirimleri kolaylaştırabilecek bir etkendir.Çocukluk çağında yaşanan travmatik olayların Çİİ farkındalığında anlamlı bir fark yaratmadığı ancak cinsel istismara maruz kalmış kişilerin ÇİİBRTYÖ formundan daha yüksek puan aldıkları görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Çocukluk çağı travmaları, çocuk istismar ve ihmali, sağlık çalışanları, farkındalık
Sağlık okuryazarlığı ile ağız sağlığının ilişkisi
Amaç: Sağlık okuryazarlığı; sağlık hizmetlerinin kullanımı ile gerekli sağlık bilgilerinin elde edilebilmesi, anlaşılabilmesi, değerlendirilerek karar verilebilmesi ve kullanılabilmesi konularına, toplumun ya da bireyin hâkim olması adına son derece önemlidir. Ağız hastalıkları dünya genelinde en pahalı dördüncü hastalık olarak konumlanmakta olup diş çürüklerinin çoğu yetişkini etkilemekte olması açısından ağız sağlığı önem arz etmektedir. Bu çalışmada, ağız sağlığı ile sağlık okuryazarlığı arasındaki ilişkiyi ortaya koymak amaçlanmıştır. Materyal ve Metod: Bu çalışma, Diyarbakır Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi'ne başvuran 18-65 yaş arası kişilere gönüllülük esasına dayalı olarak uygulanmıştır. Veri toplama aracımız üç bölümden oluşmuş olup, ilk bölümde katılımcıların sosyodemografik kültürel özellikleri, ağız bakımı uygulamaları sorgulanmış, ikinci bölümde diş hekimi araştırmacımız tarafından diş muayeneleri yapılarak kaydedilmiş, üçüncü bölümde katılımcılara, sağlık okuryazarlığı düzeylerini tespit etmek için "Avrupa Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği (ASOY-TR)" uygulanmıştır. Analizlerde SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows (IBM Corp., Armonk, USA) 22.0 istatistik programı kullanılmıştır. Hipotezler çift yönlü olup %95 güven aralığında p<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Katılımcıların %43,8'inde GEN-SOY puanı sorunlu-sınırlı bulunmuştur. GEN-SOY puanı, eğitim durumu üniversite ve üstü olanlarda (p<0,001), düzenli diş hekimi ziyareti yapanlarda(p=0,005), dişini ayna ile kontrol edenlerde (p=0,011) ve kronik hastalığı olmayanlarda (p=0,031) daha yüksek bulunmuştur. SG-SOY puanı protezi olmayanlarda (p=0,049),TH-SOY puanı ise periodontal hastalığı (p=0,039) ve diş hekimi korkusu olmayanlarda (p=0,018)daha yüksek bulunmuştur. Sigara kullananlarda (p=0,007), diş hekimine düzensiz gidenlerde (p=0,023), diş fırçalama sıklığı hiç ve ara sıra olanlarda (p<0,001) DMFT puanı daha yüksek çıkmıştır. GEN-SOY puanı ile eksik diş (r=-0,204, p<0,001) ve DMFT puanları (r=-0,139, p=0,015) arasında negatif korelasyon bulunmuştur. DMFT puanı ile TH-SOY ve HÖ-SOY alt grupları arasında da negatif korelasyon saptanmıştır (sırasıyla r=-0,144,p=0,012; r=-0,117, p=0,041). Plak ile SOY genel ve alt grupları arasında ilişki saptanmamıştır. Sonuç: Katılımcıların SOY puanları genel olarak sorunlu-sınırlı bulunmuştur. Ağız sağlığı kötü durumda olan kişilerin SOY puanıda düşük saptanmıştır. Bizlerin, birinci basamak hekimleri olarak toplumda ağız sağlığı bilinci oluşturmak için daha fazla sorumluluk alması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Ağız sağlığı, Sağlık okuryazarlığı, Sosyokültürel özellikler
Sağlık çalışanlarının serviks kanseri, serviks kanseri taramaları ve hpv aşısı hakkındaki bilgi, tutum ve davranışlarının araştırılması
Giriş ve Amaç: Dünya genelinde kadınlarda en sık görülen genital enfeksiyon, Human Papillomavirus (HPV) enfeksiyonudur. HPV'ninserviks kanserine neden olduğu bilinmektedir. Papsmear testi sayesinde asemptomatikpreinvazivneoplaziler ve invazivservikal lezyonlar erken aşamada tespit edilebilir. Tarama programlarıserviks kanserinin görülme sıklığını ve bu kanserden ölüm oranlarını azaltmak için çok önemlidir. HPV aşısı, serviks kanserinden birincil korumayı sağlamaktadır. Bizim bu çalışmadaki amacımız sağlık çalışanlarının(uzman doktor, asistan doktor, hemşire, ebe)serviks kanseri, serviks kanseri taramaları ve HPV aşısı hakkındaki bilgi tutum ve davranışlarını değerlendirmektir. Materyal ve Metod: Çalışmamız Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde görev yapmakta olanve çalışmaya ilişkin bilgilendirilip, katılmayı kabul eden sağlık çalışanlarının dahil edildiği kesitsel ve tanımlayıcı tipte bir çalışmadır. Çalışmaya katılmayı kabul eden kişilere, sosyodemografik özelliklerin (yaş, cinsiyet, medeni durum, öğrenim durumu, meslek, çalıştığı birim, meslekteki süre), mesleki bazı bilgilerin, serviks kanseri ve HPV aşısı ile ilgili genel bilgilerin sorgulandığı bir veri formu uygulanmıştır. Elde ettiğimiz verilerin istatistiksel analizi için SPSS 26.0 (Statistical PackagefortheSocialSciences) programı kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmamıza dahil ettiğimiz 322 sağlık çalışanının 179'u (%55.6) kadındı. Katılımcıların yaş ortalaması 32.5±6.3 (min-max:21-57) bulundu. Katıımcıların183'ü (%56.8) evliydi. Mesleki ünvan olarak; 63'ü (%19.6) uzman doktor, 122'si (%37.9) asistan doktor, 137'si (%42.5) hemşire/ebeydi. Kadın katılımcıların%33'ü jinekolojik kontrollerini yaptırmadığını ifade ederken; %63.1'i daha önceden hiç papsmear testi yaptırmadığını belirtti. Kadın katılımcıların medeni durum, öğrenim durumu ve mesleklerine göre jinekolojik muayene yaptırma sıklıkları istatistiksel olarak anlamlı bulundu (Sırasıyla p<0.001, p=0.046, p=0.031). Kadın katılımcıların medeni durum, çalıştıkları birim ve sigara kullanım durumlarına göre papsmear testi yaptırma durumlarında istatistiksel farklılık saptandı (Sırasıyla p<0.001, p=0.019, p<0.001).Kadın katılımcıların sadece %5.6'sı HPV aşısı yaptırmıştı. Kadın katılımcıların %49.7'si HPV aşısı yaptırmak istediğini belirtti. Katılımcıların %71.1'i HPV aşısının ulusal aşı programına alınması gerektiğini düşünüyordu. Katılımcıların HPV enfeksiyonu ve serviks kanseri hakkındaki önermelerden aldıkları puan ortalaması 15.8±3.7 (min-max:0-22), serviks kanserinde erken tanı, tarama testleri ve HPV aşısı hakkındaki önermelerden aldıkları puan ortalaması 11.9±2.9 (min-max:0-17), serviks kanseri, tarama testleri ve HPV aşısı hakkındaki tutumlarını değerlendirdiğimizde aldıkları puan ortalaması 14.6±4.0 (min-max:2-20) olarak hesaplandı. Katılımcıların öğrenim durumuna göre adıkları puanlar arasında istatistiksel farklılık bulundu (p<0.001). Sonuç: Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde çalışan sağlık çalışanlarının serviks kanseri risk faktörleri, tarama yöntemleri ve HPV aşısı hakkındaki bilgi düzeyleri, eğitim düzeyi yükseldikçe artmaktaydı. Ancak, kadın sağlık çalışanlarının jinekolojik kontrollerini düzenli yaptırma, tarama testlerine katılma ve HPV aşısı yaptırma oranları oldukça düşüktü. Sağlık çalışanlarının serviks kanseri, tarama testleri ve HPV aşısı hakkında daha geniş kapsamlı eğitilerek kendilerinikorumaları ve bu konuda tüm kadınlara rehberlik hizmeti verebilecek düzeye gelmeleri sağlanmalıdır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Serviks kanseri, HPV aşısı, Papsmear testi, Sağlık çalışanları
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi sağlık çalışanlarının meme kanseri ve meme kanser taramaları hakkında bilgi, tutum ve davranışları
Giriş ve Amaç: Ülkemizde ve dünyada kadınlarda en sık görülen kanser türü meme kanseridir. Meme kanseri sık görülmesine rağmen erken tanı alıp tedaviye başlandığında mortalite oranı oldukça düşen bir kanser türüdür. Bunun için de ülkemiz gibi gelişmekte olan ülkelerde kanser tarama programları uygulanmaktadır. Kanser tarama programlarının etkin uygulanabilmesi ve toplumda bu konuda bir farkındalık oluşabilmesi için sağlık çalışanlarına büyük bir görev düşmektedir. Bu çalışmamızda amacımız sağlık çalışanlarının meme kanseri ve meme kanseri taramaları hakkındaki bilgi düzeylerini, tutum ve davranışlarını incelemek ve toplumda oluşturmak istediğimiz farkındalığın ne kadarının biz sağlık çalışanlarında olduğunu belirlemektir. Materyal ve Metod: Çalışmamız Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde görev yapmakta olan ve çalışmaya ilişkin bilgilendirilip, katılmayı kabul eden sağlık çalışanlarının dâhil edildiği kesitsel ve tanımlayıcı tipte bir çalışmadır. Çalışmaya katılmayı kabul eden kişilere, sosyodemografik özelliklerin, mesleki bazı bilgilerin, meme kanseri ve meme kanseri taramaları hakkındaki bilgi düzeylerinin, tutum ve davranışlarının sorgulandığı bir veri formu uygulanmıştır. Elde ettiğimiz verilerin istatistiksel analizi için SPSS 26.0 (Statistical Package for the Social Sciences) programı kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmamıza katılan 355 sağlık çalışanının 212'si (%59.7) kadındı, 232'si (%65.4) evliydi. Yaş ortalaması 31.5±5.7 (min-max:21-57) bulundu. Katılımcıların 104'ü (%29.3) doktora/uzmanlık, 75'i (%21.1) yüksek lisans, 158'i (%44.5) üniversite, 18'i (%5.1) lise mezunuydu. Sağlık çalışanlarının 145'i (%40.8) hemşire/ebe, 163'ü (%45.9) asistan hekim, 47'si (%13.2) uzman hekim olarak ve 301'i (%84.8) dahili birimlerde, 54'ü (%15.2) cerrahi birimlerde çalışmaktaydı. Katılımcıların 26'sında (%7.3) ailede meme kanseri öyküsü vardı. Meme kanseri ile ilgili sorulan bilgi sorularında (genel bilgiler, belirtiler, risk faktörleri, tarama yöntemi, ulusal kanser tarama programı) uzman ve asistan hekimlerin bilgi düzeyleri birbirine yakın; hemşirelerin bilgi düzeyleri ise hekimlere göre istatistiksel olarak anlamlı seviyede düşük izlendi (tüm bölümlerde p<0.001). Erkek katılımcıların meme kanseri genel bilgileri, belirtileri, risk faktörleri ve tarama yöntemleri bölümlerindeki bilgi düzeyleri kadınlara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu (sırasıyla; p<0.001, p=0.004, p<0.001, p<0.001). Yaş arttıkça meme kanseri genel bilgileri hariç diğer tüm konularda verilen doğru yanıtlar istatistiksel olarak anlamlı düzeyde artmaktaydı (sırasıyla, p=0.006, p<0.001, p=0.009, p=0.017). Katılımcıların %65.9'u KKMM'nin ne sıklıkla yapılması gerektiğini, %37.2'si KKMM'nin menstruasyon ile ilişkisini, %60.8'i KMM yapılma sıklığını, %82.8'i mamografi taraması yaş aralığını ve %34.9'u mamografinin ne sıklıkla çekilmesi gerektiğini doğru bilmekteydi. Kadın katılımcıların sadece %12.4'ü düzenli olarak ayda bir KKMM yapmaktaydı. Kadınların %75.1'i hiç KMM yaptırmadığını belirtmiştir. Kadın katılımcıların %89.4'ü hiç mamografi çektirmediğini belirtmiştir. Sonuç: Çalışmamıza katılan sağlık çalışanlarının meme kanseri hakkındaki bilgi düzeylerinin eğitim seviyesi arttıkça ve yaş arttıkça arttığı görüldü. Tarama programları hakkındaki bilgi düzeylerinin diğer konulardaki bilgi düzeylerinden daha düşük olduğu görüldü. Genel olarak bilgi düzeyleri iyi seviyede olmasına rağmen tarama programlarına uyumları da oldukça düşük seviyedeydi. Tarama programlarına uyumsuzluğun en sık sebebi ise şikâyetlerinin olmaması ve kendilerini ihmal etmeleri olarak bulundu. Sağlık çalışanları meme kanseri ve kanser taramaları konusunda kendilerini daha fazla geliştirmeli, tarama programlarına daha fazla uyum göstermeli ve bu konuda topluma rehberlik etmelidir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Meme kanseri, sağlık çalışanı, tarama yöntemleri, kendi kendine meme muayenesi
25-65 yaş arası sağlık çalışanı olan ve olmayan kişilerde sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının karşılaştırılması
ÖZET Giriş ve Amaç: Sağlıklı olmak her insanın temel hakkıdır. İyilik halinin sağlanması ve sürdürülmesi, sağlık çalışanlarının olduğu kadar tüm bireylerin de temel amacı olmalıdır. Bu çalışma ile sağlık çalışanı olan (uzman doktor, asistan doktor, hemşire, ebe vb) ve olmayan bireylerin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının ve etkili faktörlerin ortaya konulması ve değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Materyal ve Metod: Araştırma tamamlayıcı ve kesitsel tipte, vaka kontrol çalışması olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında 230 sağlık çalışanı olan ve 240 sağlık çalışanı olmayan kişiye ulaşılmıştır. Değerlendirmede toplam 52 maddeden oluşan Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği-II (SYBDÖ-II) kullanılmıştır. Bulguların değerlendirilmesinde sayı, yüzde, minimum ve maksimum, ortalama, standart sapma değerleri, ki-kare testi, t testi, Tek Yönlü ANOVA testi ve korelasyon analiz testleri kullanılmıştır. Analizler için SPSS 22 paket programı kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan sağlık çalışanları arasında katılımcıların büyük kısmının doktor (%63,9) oldukları, sağlık çalışanı olmayan bireylerin en sık olarak öğretmen olarak görev yaptıkları (%74,2) saptanmıştır. Tüm SYBD-II alt boyutlarında sağlık çalışanı olmayanların puanları sağlık çalışanlarından daha yüksek tespit edilmiştir. Sağlık çalışanı olan ve olmayanlar arasında sağlık sorumluluğu, fiziksel aktivite, beslenme ve stres yönetimi alt gruplarında farkın istatiksel olarak anlamlı olduğu tespit edilmiştir (sırasıyla p=0,001, p<0,001, p<0,001, p<0,001). İki grup arasında SYBDÖ Toplam Puan da anlamlı olarak farklı bulunmuştur (p<0,001). Sağlık çalışanı olan ve olmayan grupta toplam SYBD-II Ölçeği puanı, sağlık sorumluluğu, fiziksel aktivite, beslenme, manevi gelişimi, kişiler arası ilişkileri ve stres yönetimi arasındapozitifkorelasyon saptanmıştır (sırasıyla p<0,001, p<0,001, p<0,001, p<0,001, p<0,001, p<0,001).Sağlık çalışanlarında yaş ve meslek gruplarına göre SYBD-II puanları arasında anlamlı fark bulunamamıştır.Sağlık çalışanı olmayanlarda yaş ile SYBD'nin ruhsal gelişim, kişilerarası ilişkiler, stres yönetimi alt boyutları arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Katılımcıların SYBD-II ölçek puanları ile kendilerini sağlıklı hissetmeleri arasında anlamlı pozitif korelasyon tespit edilmiştir. sağlık çalışanlarında, SYBD puanları ile kendilerini streste hissetmeleri arasında anlamlı negatif korelasyon tespit edilmiştir. Sonuç: Sağlık çalışanı olmayanların sağlık çalışanlarına göre SYBDÖ puanları daha yüksek olsa da sağlık çalışanı olmayanların SYBDÖ puanları da ortalama düzeyde kalmıştır.Bu çalışmanın sonuçlarına göre sağlık çalışanı olan bireylerin olmayanlara göre sağlık sorumluluğu daha düşük olduğu, fiziksel aktivitede daha az bulundukları, sağlıklı beslenmeye daha az gayret ettikleri, stres yönetiminde daha az başarılı oldukları ve sağlıklı yaşam davranışlarında bulunma durumlarının daha düşük olduğu ortaya çıkmıştır. Sağlık çalışanlarının sağlıklı yaşam biçimi davranışı geliştirmeleri için hizmet içi eğitim, sigara bıraktırma kursu gibi planlamalar yapılmalıdır.Sağlıklı yaşam konusunda toplum bilincini artırmada medyanın önemli bir rolünün olduğu düşünülmektedir. Sağlığı geliştirmeye yönelik eğitim programlarının artırılması, beslenme, fiziksel aktivite, sigara bıraktırma ve stres yönetimi gibi konulara medyada yaygın bir şekilde yer verilmesi gerekmektedir. Anahtar Sözcükler: Sağlıklı yaşam biçimi davranışları, sağlık çalışanı, sağlık çalışanı olmayan bireyler
Dicle Üniversitesi Aile Hekimliği ve GETAT polikliniğine başvuran hastaların GETAT uygulamaları ile ilgili bilgi, inanış ve tutumlarının değerlendirilmesi
Bu çalışmamızın amacı Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp (GETAT) polikliniğine ve Aile hekimliği polikliniğe başvuran hastaların GETAT konusundaki inanç ve tutumlarının değerlendirilip karşılaştırılmasıdır. Bu çalışmanın sonucunda toplumun GETAT yöntemlerine olan ilgisi ve bu yöntemlere ne kadar güvendiği değerlendirilecek olup bu bilgi ileride hastanelerde açılması beklenen GETAT polikliniklerinin geliştirilmesinde biz hekimlere yol gösterici olacaktır. Gereç ve Yöntem Bu çalışma GETAT yöntemi kullanan ve kullanmayan olmak üzere ikiye ayrılmış toplam 176 katılımcıya uygulanmıştır. Çalışmamızda Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Tutum Ölçeği (GBTTA) ve GETAT Hakkında İnançlar ve Görüşler (GSİA) ölçekleri kullanılmıştır. İstatistiksel analizler IBM SPSS 24.0 ile yapılmıştır. Bulgular Olguların yaş ortalaması 36,01±8,79 yıl (minimum 21, maksimum 67 yaş), %63,6'sı kadındı. GETAT hakkında bilgisi olduğunu 98 kişi (%55,7) belirtmişti. GETAT yöntemini kullananların %98,9'u (n=87) GETAT kullanımını önermekteydi. GETAT kullananların GSİA puanları kullanmayanlarınkinden anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p=0,049). Ayrıca GBTTA'nın alt boyutu olan Tamamlayıcı Tıbba Düşünsel Bakış (TTDB) alt grubunda GETAT kullananların puanları kullanmayanlarınkinden anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p=0,004). Sonuç GETAT kullanımını etkileyen ana faktörün bu yöntemlere olan inanış olduğu sonucuna varılmıştır. GETAT konusunda sağlık hizmeti alan kişilerin bilgi düzeylerinin artırılması ve olumlu uygulama sonuçlarının kamuoyu ile paylaşılması, gerektiğinde GBTTA ve GSİA ölçeklerinin kullanılması ile mevcut durum tespitinin yapılması GETAT uygulamalarının kullanımını arttıracaktır. Anahtar kelimeler: Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp, Tutum, İnanç
Ankilozan spondilit hastalarında uyku ve yaşam kalitesi
Giriş ve Amaç: Ankilozan Spondilit, kronik inflamatuvar, özellikle genç erişkin erkek bireyleri etkileyen romatolojik bir hastalıktır. İlerleyen dönemlerde fiziksel deformitelere yol açıp kişinin günlük aktivitelerinde kısıtlamalara neden olur. Çalışmamızda Ankilozan Spondilit hastalarında hastalık aktivitesinin uyku ve yaşam kalitesiyle olan ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metod: Tanımlayıcı kesitsel tipte olan çalışmamızın evrenini Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Polikliniğine başvuran Ankilozan Spondilit tanısı almış, 18-65 yaş arası 151 hasta oluşturmaktadır. Hastalara sosyodemografik veri formu, hastalık aktivitesini değerlendirmek için BASDAI (Bath Ankylosing Spondylitis Disease Activity Index), yaşam kalitesini değerlendirmek için ASQoL (Ankylosing Spondylitis Quality of Life) ve uyku kalitesini değerlendirmek için UŞİ (Uykusuzluk Şiddeti İndeksi) uygulanmıştır. Bulgular: Hastaların %72.2'si (n=109) erkekti. Hastaların BASDAI ortalama değeri 2.1±2.0, ASQoL ortalama puanı 6.7±5.7, UŞİ ortalama değeri 8.1±6.2 olarak saptanmıştır. Kadın cinsiyette BASDAI, ASQoL ve UŞİ anlamlı olarak daha yüksekti (sırasıyla; p=0.001, p=0.001, p=0.013). Hastaların şikayet başlama yaşı ortalama 26.3±8.1, AS tanı konma yaşı ortalama 30.1±9.2 idi. Tanı yaşı geciktikçe BASDAI ve UŞİ anlamlı bir şekilde artış göstermiştir (sırasıyla p=0.15, p=0.22). Hastaların kullandıkları ilaçlar incelendiğinde 109 (%72.2) hasta biyolojik ajan kullanmakta olup, bu hastalarda BASDAI anlamlı olarak daha düşük saptanmıştır (p=0.02). Hastalık aktivitesi arttıkça anlamlı olarak ASQoL ve UŞİ de artış göstermiştir (her iki p<0.01). Sonuç: Çalışmamızda AS'nin hastalık aktivitesiyle uyku ve yaşam kalitesi arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Bu bağlamda hastalara multidisipliner yaklaşılması, onlara sosyal ve pskiyatrik desteğin de verilmesi, hasta ailelerinin bu konuda bilinçlendirilmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Ankilozan Spondilit, hastalık aktivitesi, uyku ve yaşam kalitesi