Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Recep Emre Tan
14 theses · İstanbul Gelişim University
Ebeveynleri emniyet mensubu olan 12-18 yaş arası erkek çocuklardaki şiddet eğilimi
Son yıllarda ülkemizde şiddet olaylarında büyük bir artış yaşanmaktadır. Şiddetin en yaygın türleri ilişki içerisinde uygulanan ve gençlerin birbirlerine karşı uyguladıkları şiddettir. Her gün medyada ölümle sonuçlanan şiddet haberleri bireylerde tedirginlik yaratmaktadır. Küresel ve bölgesel verilere göre, ergenler şiddetten etkilenen en savunmasız gruplardan biridir. Bu çerçevede çalışmanın amacı, emniyet mensubu ebeveynlerin 12-18 yaş erkek çocuklarının kimlik oluşum sürecinde şiddet eğilimlerinin pekiştirici rol model olup olmadıklarının incelenmesidir. Araştırmanın evrenini 2022-2023 yılları arasında ebeveyni Gaziantep İl Emniyet Müdürlüğü'nde çalışan ve Gaziantep'te ikamet eden erkek çocuklardan oluşturulmuştur. Çalışma 12-18 yaş arası 300 kişiden oluşmaktadır. Araştırma kapsamında Sosyo-Demografik Bilgi Formu ve Şiddet Eğilim Ölçeği ile veriler toplanmıştır. Araştırma sonunda anne ve babası emniyet personeli olma durumuna göre şiddet eğilimi düzeylerinin değişmediği tespit edilmiştir. Anne ve babası emniyet personeli olan ve anne ve babası emniyet personeli olmayan katılımcıların şiddet eğilim düzeylerinin benzer olduğu gözlenmiştir. Bu kapsamda şiddete eğilimi olan bireylerin aile içi iletişim becerilerinin güçlendirilmesi, problem durumlarında ailelerin güç kaynaklarının farkında olmaları ve sosyal çevresi ile olan ilişkilerinin güçlendirilmesinin uygun olacağı düşünülmektedir.
Anne baba tutumu, empati ve benlik saygısı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Anne baba tutumları, empati ve benlik saygısı bireyin hayatını şekillendiren önemli kavramlardır. Bu araştırmada anne baba tutumu, empati ve benlik saygısı arasındaki ilişkiye bakılmıştır. Araştırmanın katılımcılarını İstanbul ilinde yaşayan 18 yaş üstü 393 (325 kadın, 68 erkek) birey oluşturmaktadır. Katılımcılara internet aracılığı ile formlar doldurtulmuştur. Araştırmada "Kişisel Bilgi Formu", "Anne Baba Tutum Ölçeği", "Temel Empati Ölçeği" ve" Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği" kullanılmıştır. Katılımcılara yöneltilen sorular doğrultusunda empati ve ebeveyn tutumları alt boyutları ile benlik saygısı puanlarının cinsiyete göre farklılaşma düzeyleri istatistiksel testlerle analiz edilmiştir. Karşılaştırma Analizlerinde, grupların karşılaştırılmasında, parametrik ölçüm yöntemi olan bağımsız (ilişkisiz) gruplar t-testi; uygulanmıştır. Araştırmada, empati, benlik saygısı ve algılanan ebeveyn tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla Pearson Korelasyonu uygulanmıştır. İlişkili olduğu saptanan değişkenler arasında yordayıcılığını incelemek amacıyla hiyeraşik regresyon analizi uygulanmıştır. Hiyerarşik regresyon analizinde saptanan anlamlı ilişki doğrultusunda yordayıcı ilişkide aracı etkinin incelenmesi için SPSS 25.0 paket programı içerisindeki PROCESS eklentisinde 4. model uygulanmıştır. Analizlerde anlamlılık değeri 0,05 ve 0,01 düzeyinde alınmıştır. Cinsiyete göre katılımcıların empati, benlik saygısı ve ebeveyn tutumları puanları anlamlı düzeyde farklılaşmamaktadır. Katılımcıların yaşı ile benlik saygısı (r(391)=-,23; p<0,01) ve algılanan demokratik ebeveyn tutumu (r(391)=-,13; p<0,01) negatif yönlü ve anlamlı ilişkili bulunmuştur. Bilişsel empati ile algılanan demokratik ebeveyn tutumu (r(391)=,16; p<0,01) pozitif yönlü ve anlamlı ilişkili bulunmuştur. Duygusal empati ile benlik saygısı (r(391)=,12; p<0,05), algılanan koruyucu-istekçi ebeveyn tutumu (r(391)=,19; p<0,01) ve algılanan otoriter ebeveyn tutumu (r(391)=,12; p<0,05) pozitif yönlü ve anlamlı ilişkili bulunmuştur. Empati toplam puanı ile algılanan koruyucu-istekçi ebeveyn tutumu (r(391)=,18; p<0,01) pozitif yönlü ve anlamlı ilişkili bulunmuştur.
Lise öğrencilerinde bilişsel esneklik düzeylerinin sosyal yeterlilik ile ilişkisinin incelenmesi
Bu araştırmada lise öğrencilerinin demografik bilgilerine göre bilişsel esneklik düzeylerinin sosyal yeterlilik düzeyleri ile ilişkisinin incelenmesi hedeflenmektedir. Bu araştırmanın örneklemi 2021-2022 yılında Türkiye, İstanbul ilinde bulunan Beylikdüzü ilçesinde öğrenim görmekte olan 151 kız öğrenci, 275 erkek toplam 426 lise öğrencileri üzerinde oluşturulmuştur. Çalışmaya katılanların demografik bilgilerini toplamak için Kişisel Bilgi Formu, Bilişsel Esnekliklerini ölçmek için Martin ve Rubin (1995) tarafından gerçekleştirilen ve Çelikkaleli (2014) tarafında dilimize uyarlanan Bilişsel Esneklik Ölçeği' nden yararlanılmıştır. Sosyal beceri düzeylerini ölçmek için ise 1986 tarihinde Riggio tarafından geliştirilen ve 1997 yılında Yüksel tarafından Türkçeye uyarlanan Koydemir (2006) ile 90 maddelik ölçeğin 30 maddeye dönüştürülmesinden oluşan 'Sosyal Beceri Ölçeği' uygulanmıştır. Veriler SPSS 25 programı ile analiz edilmiştir. Araştırmada kullanılan analizler Bağımsız Gruplar t-testi, Tek Yönlü Varyans Anova, Pearson Korelasyon, Regresyon analizi şeklindedir. Veriler bilişsel esneklik düzeyi ile sosyal yeterlilik arasında ilişki olduğunu ortaya koyarken, anne-baba eğitim durumu, kardeş sayısına göre anlamlı değişkenlik göstermemektedir. Başarı düzeyi ile ölçekler arasında anlamlılık olduğu sonucuna varılmıştır. Bu sonuçların yanı sıra cinsiyet, yaş,ve sınıfa göre alt ölçeklerinde olumlu farklılıklar tespit edilmiştir.
Yetişkinlerde algılanan ebeveyn tutumu, öz şefkat, öz tiksinme ilişkisinin incelenmesi
Bu araştırmada yetişkinlerin algılanan ebeveyn tutumu, öz şefkat, öz tiksinme düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Algılanan ebeveyn tutumu, öz şefkat ve öz tiksinme düzeyleri cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi, gelir düzeyi psikiyatrik tanı, psikiyatrik ilaç kullanımı, son iki ayda travmatik deneyim yaşama gibi değişkenler açısından incelenmiştir. Veri analizleri, verileri geçerli olan 395 katılımcının verileri üzerinden yapılmıştır. Katılımcılar yetişkin 271 kadın, 124 erkekten oluşmaktadır. Veri toplama aracı olarak "Anne Baba Tutum Ölçeği", "Öz Şefkat Ölçeği", "Öz Tiksinme Ölçeği" ve kişisel bilgi formu uygulanmıştır. Veriler Google Forms üzerinden toplanmıştır. Araştırma sonucunda öz şefkat ve öz tiksinme arasında zıt yönlü bir ilişki bulunmuştur. Demokratik ebeveyn tutumu algıladığını belirten bireylerin öz şefkat düzeyi yüksek bulunmuştur. Koruyucu-istekçi ve otoriter ebeveyn tutumu ile öz şefkat arasında negatif yönlü bir ilişki bulunmuştur. Koruyucu-istekçi ve otoriter ebeveyn tutumu algıladığını belirten bireylerin öz tiksinme düzeyleri yüksek bulunmuştur.
Müzisyenlerin icra ettikleri müzik türleri ve kişilikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; müzisyenlerin icra ettikleri Müzik türleri ve kişilikleri arasında bir ilişki olup olmadığını tespit etmek ve eğer bir ilişki varsa müzisyenlerin icra ettikleri dört Müzik türü arasındaki farklılığı ortaya koymaktır. Bahsi geçen dört Müzik türü: Klasik Türk Müziği, Klasik Batı Müziği, Türk Halk Müziği ve Popüler Müziktir. Araştırma, İstanbul İlinde Bostancı, Beyoğlu, Kadıköy ve Bakırköy ilçelerinde bulunan dört kayıt stüdyosundaki 201'i kadın (%52,8) ve 177'si (46,5) erkek 3'ü diğer olmak üzere toplam 381 müzisyen ile yapılmıştır. Çalışmada veri toplama aracı olarak Uluslararası Kişilik Envanteri (IPI) Kısa Formu ve demografik bilgilerin yer aldığı Demografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Veriler istatistiki inceleme öncesinde uç değerlerden arındırılmış ve madde analizleri yapılmıştır. Elde edilen veriler, ortalama farklılığının analiz edildiği Bağımsız Örneklem t Testi'ne ve tek yönlü varyans analizine; ayrıca ilişki analizi için ise Pearson Korelasyon Analizi'ne başvurululmuştur. Çalışma sonucunda Klasik Türk Müziği icra eden müzisyenlerin Klasik Batı Müziği ve Halk Müziği icra eden müzisyenlerden daha yumuşak başlı olduğu, Halk Müziği icra eden müzisyenlerin duygusal dengesizliklerinin Klasik Türk Müziği ve Klasik Batı Müziği icra eden müzisyenlerden yüksek olduğu, Popüler Müzik icra eden müzisyenlerin Klasik Batı Müziği ve Halk Müziği icra eden müzisyenlere göre daha gelişime açık oldukları, Klasik Türk Müziği icra eden müzisyenlerin Klasik Batı Müziği icra eden müzisyenlere göre düşmanlıklarının yüksek olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır. Ayrıca, kişiliğin bazı alt boyutları ile yaş, cinsiyet, eğitim, algılanan ekonomik durum, Müzik icra etme şekli, enstrümanı kendi isteği ile seçmiş olma, çaldığı enstrümanı değiştirmek isteme ve icra ettiği Müzik alanında kendisini profesyonel olarak görme değişkenleri arasında istatistisel anlamda anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Müzisyen, Kişilik, Büyük Beş Kişilik Özelliği
Yetişkinlerde sosyal medya bağımlılığı ile romantik ilişki doyumu ilişkisi
Bu araştırma yetişkinlerde sosyal medya bağımlılığı ile romantik ilişki doyumu ilişkisini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada yetişkinlerin sosyal medya kullanım amaçları, sosyal medya bağımlılıkları ve algıladıkları romantik ilişki doyumu ilişkisini ortaya koymayı amaçlayan nicel araştırma türlerinden biri olan ilişkisel tarama modelinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın katılımcı grubunu 2020-2021 eğitim-öğretim yılında İstanbul ilinde yaşayan 20-40 yaş arasındaki yetişkinlerden oluşmaktadır. Araştırmaya, 211'i erkek (%49.8) ve 213'ü (%50.2) kadın olmak üzere toplam 424 yetişkin katılmıştır. Araştırmada örneklem hacmine ulaşabilmek için uygun örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Veri toplama aracı olarak katılımcıların yaş, cinsiyet, sosyal medya kullanım durumları, romantik ilişki durumları ve internet üzerinden flört etme durumunu tespit etmek amaçlı " Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Çalışmada yetişkinlerin romantik ilişkilerinde algılanan doyumu ölçmek amacıyla " Algılanan Romantik İlişki Ölçeği" (ARİKÖ) kullanılmıştır. Ayrıca sosyal medya bağımlılığının incelenebilmesi için " Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği" (SMBOYF) ve sosyal medya kullanım amaçlarını belirleyebilmek için " Sosyal Medya Kullanım Amaçları Ölçeği" kullanılmıştır. Form ve ölçekler online anket platformu olan "Google form" sitesinden hazırlanıp, katılımcılara link ulaştırılmış ve doldurulması sağlanmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin analiz edilmesinde SPSS 25 programı kullanılmıştır. Araştırma sonucunda katılımcıların, cinsiyete göre ele alındığında algılanan romantik ilişki kalitesi düzeyinde anlamlı bir farklılık olduğu bulunmuştur. Bireylerin sahip oldukları ilişki süreleri ile romantik ilişki doyumu adanmışlık, yakınlık, güven, tutku ve sevgi olgularında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Katılımcıların sosyal medya kullanım amaçları sonuçlarına bakıldığında, bireylerin kişisel özelliklerine göre anlamlı bir farklılık bulunmamakta olup sadece cinsiyete göre anlamlı bir farklılık olduğu görülmüştür. Katılımcıların sosyal medya üzerinden flört etme durumları arasındaki ilişki incelenerek sosyal medya kullanım amaçlarından iletişim başlatma ve eğlence amaçları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Bireylerin sosyal medya üzerinden flört durumları, sosyal medya bağımlılığı üzerinde etkili sonuçlar üretmektedir. Katılımcıların sosyal medya kullanım amaçlarının romantik ilişki doyumları üzerinde anlamlı bir etkisinin olduğu görülmüştür. Sosyal medya kullanımı gösteren bireylerin romantik ilişki doyumunda anlamlı bir ilişki bulunmuşken, sosyal medyayı daha az kullanan bireylerde ise romantik ilişki doyumu arasında daha az etkiye sahip olduğu görülmüştür. Katılımcıların sosyal medyayı cinsiyete ve yaşa göre değerlendirildiğinde anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Katılımcıların sosyal medyayı en çok kullanan 20-29 yaş grubu oluşturmuş, 30-40 yaş arası bireyler ise sosyal medyayı daha az kullandığı görülmüştür. Sosyal medya kullanımı artış olan bireylerin, sosyal medya üzerinden flört etme durumları arasında anlamlı bir farklılık bulunmuşken, sosyal medya kullanımı az olan bireylerin sosyal medya üzerinden flört etme durumları daha az olduğu görülmüştür. Katılımcıların algılanan romantik ilişki doyumu, sosyal medya kullanım amaçları ölçeği ve sosyal medya bağımlılığı arasındaki ilişki incelendiğinde; yetişkinlerin sosyal medya kullanım amaçları algılanan romantik ilişki doyumunu etkileyen bir faktör iken, sosyal medya bağımlılığı ise algılanan romantik ilişki doyumunu etkilediği görülmemiştir. Buna göre araştırmada bireylerin, sosyal medya kullanım amaçlarından araştırma ve iş birliği amacı algılanan romantik ilişki doyum üzerinde pozitif yönde arttırıcı etkiye sahip olduğu, ancak iletişim başlatma amacı için algılanan romantik ilişki doyumu üzerinde negatif yönde bir etkiye sahip olduğu görülmüştür. Sosyal medya bağımlılığı ölçeğinin alt boyutları olan sanal tolerans ve sanal iletişim algılanan romantik ilişki doyumunu açıklamamaktadır. Buna göre bu çalışmada sosyal medya bağımlılığı ile romantik ilişki doyumu arasında bir ilişki bulunamamıştır.
Yetişkin obez bireylerde kendini damgalama ve algılanan duygusal istismar ile kaygı ve depresyon düzeyi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Tezin amacı 18-65 yaş aralığındaki yetişkin obez bireylerde kendini damgalama ve algılanan duygusal istismar ile beraber kaygı ve depresyon düzeyleri arasındaki ilişki incelenecektir. Bu çalışmada bu değişkenlerin cinsiyet ve yaşa göre değişiklik gösterip göstermediği araştırılacaktır. Belirtilen değişkenlerin depresyon ve kaygıyı yordama gücüne de bakılacaktır.
Üniversite öğrencilerinin COVID-19 pandemisi döneminde stresle baş etme stratejileri, depresyon ve anksiyete düzeylerinin incelenmesi
Bu araştırma stresle başa çıkma stratejileri ile depresyon ve anksiyete arasındaki ilişkinin belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında üniversite öğrencilerinin stresle başa çıkma stratejilerinde, cinsiyet, sınıf düzeyi, gelir seviyesi, pandemi sürecindeki eğitim sistemi, pandemi sürecini kiminle geçirdiği ve Covid geçirip geçirmeme durumu değişkenleri açısından anlamlı derecede farklılaşıp farklılaşmadığı da incelenmiştir. Araştırma grubu, pandemi sürecinde üniversite eğitimine devam eden öğrencilerden oluşmaktadır. Araştırmaya 254'ü (%62,1) kadın, 155'i (%37,9) erkek toplam 409 üniversite öğrencisi katılmıştır. Araştırmanın gerçekleştirilmesinde ilişkisel tarama modelinden yararlanılmıştır. Araştırmada veriler Kişisel Bilgi Formu, Beck Depresyon Ölçeği, Beck Kaygı Envanteri ve Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği kullanılarak elde edilmiştir. Stresle başa çıkma, depresyon ve anksiyete arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Analizi yapılmıştır. Depresyon ve anskiyete ile iyimser yaklaşım ve kendine güvenli yaklaşım arasında negatif yönde; çaresiz yaklaşım, sosyal destek arama ve boyun eğici yaklaşım arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Üniversite öğrencilerinin stresle başa çıkma stratejilerinin, demografik değişkenler bakımından anlamlı ölçüde farklılaşıp farklılaşmadığını tespit etmek için bağımsız gruplar t-testi ve tek yönlü varyans analizinden yararlanılmıştır. Yapılan analizlerin sonucunda stresle başa çıkma stratejileri ile cinsiyet, sınıf düzeyi, gelir seviyesi ve covid geçirme durumu değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık bulunurken; pandemi sürecindeki eğitim sistemi ve pandemi sürecini kiminle geçirdiği değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık bulunmamıştır.
İş aile çatışma düzeylerinin sigara ve alkol kullanım sıklığı üzerindeki etkisi: Olumlu olumsuz duygulanım aracı rolü
Araştırma katılan 237 katılmcı demografik özellikleri bakımından değerlendirilmiştir. Araştırmanın tüm verileri SPSS 23.0 paket programında analiz edilmiştir. Araştırmada verilerin normal dağılım gösterip göstermediğini ölçmek için Shapiro-Wilk testi uygulanmıştır. Çalışmada kullanılan veriler normal dağılım göstermediği için non-parametrik testler uygulanmıştır. Çalışmada ikili grupların karşılaştırılmasında Mann Whitney U testi, üç ve daha fazla grubun karşılaştırılmasında Kruskal Wallis testi uygulanmıştır. Ölçekler arasındaki ilişkiyi ölçmek için Spearman testi uygulanmıştır. Ölçeklerin bir biri üzerindeki etkisinin ve aracı değişken etkisinin incelenmesi için regresyon analizi yapılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre , katılımcıların iş aile çatışması, olumlu olumsuz duygulanım, nikotin bağımlılık, alkolizm ölçeklerinden aldıkları puanların cinsiyete göre dağılımı incelendiğinde anlamlı bir farklılık göstermiştir. Öte yandan katılımcıların iş aile çatışması, olumlu olumsuz duygulanım, nikotin bağımlılık, alkolizm ölçeklerinden aldıkları puanlar yaş değişkeni açısından incelendiğinde nikotin bağımlılığı, alkolizm, olumlu ve olumsuz duygu puanları anlamlı bir farklılık göstermediği görülmüştür. Katılımcıların iş aile çatışması , olumlu olumsuz duygulanım ,nikotin bağımlılık , alkolizm puanları medeni hal değişkenine göre bakıldığında anlamlı bir farklılık vardır. Katılımcıların alkolizm , nikotin bağımlılık , olumsuz duygulanım puanları arasında anlamlı bir farklılık gösterdiği , ancak olumlu duygu puanına anlamlı bir farklılık göstermediği görülmüştür. Katılımcıların iş aile çatışması , olumlu olumsuz duygulanım , nikotin bağımlılıktan aldıkları puanların gelir düzeyine göre anlamlı bir farklılık gösterdiği ancak alkol ölçeğinden alınan puanların gelir düzeyine göre anlamlı bir farklılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Katılımcıların nikotin bağımlılığı puanları 'Ailede sigara kullanan kimse var mı' sorusuna verdikleri cevaplara göre anlamlı bir farklılık göstermiştir. Katılımcıların sigara kullanım puanlarına baktığımızda, ailelerinde sigara kullanan kişi olanların puanları ailelerinde sigara kullanan kişi olmayanlardan daha yüksek olarak belirlenmiştir. Katılımcıların alkolizm puanları 'Ailede sigara kullanan kimse var mı' sorusuna verdikleri cevaplara göre anlamlı bir farklılık göstermemiştir. Olumlu duygu, olumsuz duygu, alkol kullanımı arttıkça iş aile çatışma düzeyleri de artmaktadır. İş aile çatışması ile nikotin bağımlılığı arasında ise negatif yönlü bir ilişki vardır. Sigara kullanımı arttıkça iş aile çatışması düzeyi azaldığı, alkol kullanımı % 26 oranında iş aile çatışmasına bağlı olarak ortaya çıktığı ve olumlu olumsuz duygulanımın bu ilişkide aracı olduğu çıkan sonuçlar arasındadır.
Ergenlerde spora yönelik tutumun çatışma çözme becerileri ve akademik başarı ile ilişkisinin incelenmesi
Gelişen teknoloji, değişen toplum şartlarıyla beraber bireyler de gelişen ve değişen yaşam tarzlarına sahip olmaktadırlar. Bu değişimler, bireylerin hareket alanlarında da belli değişimlere neden olmaktadır. Bu nedenle eğitimin de ayrılmaz parçası görülen sportif faaliyetlere yönelim artmıştır. Yaşantımızda sporun varlığı, spora karşı bir tutum geliştirmemize de kaynaklık eder. Bu araştırmada ergenlerde oluşan spora yönelik tutumun, çatışma çözme becerileri ve akademik başarılarıyla nasıl bir ilişkisi olduğunu ortaya koymaktır. Araştırma kapsamına İstanbul ili, Zeytinburnu ilçesi Haluk Ündeğer Anadolu Lisesi öğrencileri alınmıştır. Araştırmaya 259'u kız, 124'ü erkek olmak üzere toplam 383 öğrenci katılmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilerin çoğunluğu %32.6 ile 15 yaşındaki öğrencilerdir. Katılımcıların %51.4'ünün güncel diploma puanı 70-84 puan aralığındadır. Katılımcılar araştırmaya gönüllülük esasına göre, çalışma hakkında bilgilendirilip, onay vermeleri doğrultusunda katılım sağlamışlardır. Araştırmada değerlendirmeler için; Spora Yönelik Tutum Ölçeği, Çatışma Çözme Ölçeği ve öğrencilerin güncel diploma puanları kullanılmıştır. Tüm istatistiksel analizler IBM SPSS 25.0 programı ile yapılmıştır. Araştırmada ilk olarak veri toplama araçlarının normal dağılım hipotezine uyup uymadığı çarpıklık ve basıklık katsayılarına bakılmak suretiyle tespit edilmiş, veri seti aykırı değerlerden temizlenmiş ve parametrik test yöntemleri tercih edilmiştir. Ardından veri toplama araçlarının güvenilirliği değerlendirilmiş ve daha sonrasında tanımlayıcı istatistikler verilmiştir. Araştırmanın hipotez değerlendirmesi yapılmıştır. Araştırmanın bulgularına göre; Katılımcıların spora yönelik tutum ve alt boyutlarına katılım düzeyleri cinsiyetlerine göre farklılık göstermektedir. Katılımcıların çatışma çözme ve alt boyutlarına katılım düzeyleri cinsiyetlerine göre farklılık göstermemektedir. Katılımcıların spora yönelik tutum ve alt boyutlarına katılım düzeyleri yaşlarına göre farklılık göstermektedir. Katılımcıların çatışma çözme ve alt boyutlarına katılım düzeyleri yaşlarına göre farklılık göstermemektedir. Katılımcıların spora yönelik tutum ve alt boyutlarına katılım düzeyleri diploma puanlarına göre farklılık göstermektedir. Katılımcıların çatışma çözme ve alt boyutlarına katılım düzeyleri diploma puanlarına göre farklılık göstermemektedir. Sonuçta ise literatür ışığında tartışılmış, öneriler kısmında yapılan çalışmanın sonuçlarına göre önerilerde bulunulmuştur.
Sağlık alanında hizmet veren bireylerin empati düzeyi, stresle başa çıkma becerileri ve algılanan sosyal destek arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma; sağlık alanında hizmet veren bireylerin demografik verileriyle; empati düzeyi, stresle başa çıkma tarzları ve algılanan sosyal destek düzeyi arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. İstanbul ilinde çalışmakta olan; 52 hekim, 92 hemşire ve 34 sağlık teknikerinden oluşan 178 sağlık çalışanının katılımıyla yapılmıştır. Çalışmada katılımcıların kişisel özelliklerini belirlemek amacıyla "Demografik Bilgi Formu", empati düzeylerini belirlemek için "Toronto Empati Ölçeği", stresle başa çıkma tarzlarını belirlemek için "Stresle Basa Çıkma Tarzları Ölçeği" ve sosyal destek algılarını belirlemek için "Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği" kullanılmıştır. Katılımcılardan elde edilen veriler SPSS istatistiki analiz programı ile incelenmiştir. Sağlık çalışanları muhakkak ki her toplum için en çok merhamet, şefkat ve anlayış beklenen, mesleğinde yetkin olmasının yanında yoğun stres altında kontrolünü kaybetmemesi ve bununla birlikte etkin iletişimi sürdürebilmesi beklenen bir kesimdir. Bu özellikler de öncelikli olarak kişilerin empati düzeyleriyle alakalıdır. Bunun yanında empatinin, empatiyle ilgili yapılan çalışmalardan öğrendiğimiz kadarıyla öncelikli olarak aileden öğrenilen bir tutum olduğunu bilmekteyiz (Schwarser & Taubert, 2002). Yeterli düzeyde sosyal destek almış kişilerin yüksek empati düzeyi sahibi olduğu ve yoğun stres altında çalışsa da daha etkin stresle başa çıkma stilleri geliştirebileceğini varsayarak bu çalışma yapıldı. Çalışmanın sonucunda bu varsayımları doğrulayacak şekilde; algılanan sosyal destek ve empati düzeyi arasında yüksek anlamlılıkta pozitif ilişki bulundu (p < ,01). Aynı zamanda algılanan sosyal destek ile stresle baş etme tarzlarının alt boyutlarından etkin baş etme yöntemi olarak görülen; kendine güvenli yaklaşım ve iyimser yaklaşım arasında anlamlı pozitif, etkisiz baş etme yöntemi olarak görülen çaresiz yaklaşımla anlamlı negatif bir ilişki bulunmuştur(p < ,01).
Yetişkinlerde yalnızlık duygusu ile aleksitimi, depresyon ve intihar olasılığının ölçülmesi
Bu araştırmanın amacı; yetişkin bireylerde yalnızlık duygusu ile aleksitimi, depresyon ve intihar olasılığı düzeyleri arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Bu amaç doğrultusunda ele alınan sosyo-demografik değişkenler ile bağımlı değişkenler arasındaki ilişki incelenmiştir. Sosyo-demografik değişkenler temelinde oluşturulan gruplar arasında bağımlı değişken düzeyleri bakımından farklılık olup olmadığı araştırılmış, yalnızlık ile aleksitimi, depresyon ve intihar olasılığının birbirlerini yordayıp yordamadığı incelenmiştir. Araştırma ilişkisel tarama yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini Erzurum'daki 18 yaş üstü 406 yetişkin bireyler oluşturmaktadır. Katılımcıların depresyon düzeylerini belirlemek amacıyla Türkiye'de geçerlik ve güvenirlik çalışması Hisli (1989) tarafından yapılmış olan 'Beck Depresyon Envanteri' kullanılırken, intihar olasılık düzeylerini belirlemek için Türkiye de geçerlik güvenirlik çalışması Eskin (1993) tarafından geliştirilen 'İntihar Olasılığı Ölçeği', katılımcıların aleksitimi düzeylerini belirlemek için Türkiye'de geçerlik ve güvenirlik çalışması Güleç ve ark., (2009) tarafından yapılan 'Toronto Aleksitimi Ölçeği' ve son olarak katılımcıların yalnızlık düzeylerinin belirlenebilmesi içinde Türkiye'de geçerlik ve güvenirliği Demir (1989) tarafından yapılan 'Ucla Yalnızlık Envanteri' kullanılmıştır. Araştırmada, betimleyici ve karşılaştırmalı istatistiksel analiz yöntemleri uygulanmıştır. Hazırlanan anket SPSS 22.0 for bilgisayar temelli istatistik programında güvenirlik analizine tabi tutulmuştur. Araştırmada kullanılan anket verilerinin güvenilirliğini ölçmede Cronbach's Alpha yöntemi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre; yetişkinlerde depresyon düzeyi arttıkça yalnızlık ve intihar durumlarının da arttığı görülmüştür. Aynı zamanda yetişkinlerde yalnızlık düzeyi arttıkça intihar ve aleksitimi durumlarının da arttığıdır. Son olarak yetişkinlerde intihar düzeyi arttıkça aleksitimi durumlarının da arttığı görülmektedir. Elde edilen bulgular ilgili alanyazın çerçevesinde tartışılmıştır.
Üniversite öğrencilerinin yalnızlığın sosyal kaygı, sosyal beceri ve öz saygı (benlik saygısı) açısından incelenmesi
Araştırmada İstanbul ilinde üniversite yaşamına devam eden önlisans, lisans, lisans üstü ve doktora programı öğrencilerinin kaygı ve kaçınma davranışlarının, sosyal beceri algılarının, benlik saygılarının ve yalnızlık düzeylerinin birbiri arasındaki ilişkinin yönü ve şiddeti hakkında bilgi edinilmesi amaçlanmıştır. Araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini İstanbul ilindeki devlet ve veya vakıf üniversitelerinde eğitim-öğretim hayatına önlisans, lisans, lisansüstü veya doktora seviyesinde devam eden öğrenciler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklem sayısı en az 386 olacak şekilde belirlenmiş ve 390 öğrenciye ulaşılmıştır. Araştırmada örneklem hacmine ulaşılabilmesi için kolayda örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu kullanılmıştır. Anket formu online anket platformu olan "google form" sitesinden hazırlanıp, katılımcılarına linki ulaştırılmış ve anket formunun doldurulması sağlanmıştır. Anket formu beş bölümden oluşmaktadır. Araştırmada elde edilen verilerin analiz edilmesinde SPSS 20 programı kullanılmıştır. Üniversitede öğrenim gören öğrencilerin tanıtıcı özellikleri frekans ve yüzde ile gösterilmiştir. Araştırmada kullanılan ölçeklerden alınan puanların normal dağılım gösterme durumlarının araştırılmasında basıklık ve çarpıklık değerlerine bakılmıştır. Araştırmada öğrencilerin ölçeklerden aldıkları puanların tanıtıcı özelliklere göre farklılık gösterme durumlarının araştırılmasında parametrik testlerden bağımsız örneklemler için t testi ve tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Araştırmada yer alan kavramların birbiri arasındaki ilişkinin incelenmesinde Pearson Korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Sonuç olarak araştırmada öğrencilerin kaygı düzeyleri ile sosyal beceri algıları arasında pozitif yönde ve zayıf düzeyde ilişki tespit edilmişken, kaygı düzeyi ile benlik saygısı (puan fazlası benlik saygısının daha az olduğunu gösterir) ile pozitif yönlü ve orta düzeyde ilişki bulunmuştur. Ayrıca öğrencilerin kaygı düzeyi ile yalnızlık düzeyleri arasında pozitif yönlü ve orta düzeyde ilişki tespit edilmiştir. Öğrencilerin kaçınma davranışları ile sosyal beceri algıları arasında pozitif yönlü ve zayıf düzeyde, yalnızlık düzeyi ile orta düzeyde ve pozitif yönde ilişki tespit edilmiştir. Ayrıca öğrencilerin kaçınma davranışları sergileyenlerin benlik saygılarının düşük olma eğiliminde olduğu görülmüştür. Öğrencilerin yalnızlık düzeyleri ile benlik saygısı düzeyleri arasında ters orantı olduğu görülmüştür.
Psikoloji öğrencilerinde stresle başa çıkma davranışlarının öz yeterlik üzerindeki etkisinin incelenmesi
Bu araştırma stresle başa çıkma tarzlarının öz yeterliği ne derece yordadığını belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın bağımlı değişkeni öz yeterlik, bağımsız değişkeni ise stresle başa çıkma tarzlarıdır. Araştırma kapsamında psikoloji bölümü öğrencilerinin stresle başa çıkma ve öz yeterlik algılarının, cinsiyet, eğitim durumu ve ekonomik düzey değişkenleri açısından anlamlı derecede farklılaşıp farklılaşmadığı da incelenmiştir. Araştırmanın katılımcı grubu psikoloji bölümünde okuyan lisans ve lisansüstü öğrencilerinden oluşmaktadır. Araştırmaya, 164'ü (%68) kadın ve 77'si (%32) erkek olmak üzere toplam 241 öğrenci katılmıştır. Araştırma genel tarama modellerinden, ilişkisel tarama modeli ile gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aracı olarak öğrencilerim demografik bilgilerine ulaşmak amacıyla "Kişisel Bilgi Formu" (EK-A) kullanılmıştır. Ayrıca öz yeterliğin ne derece yordadığını belirlemek amacıyla "Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği" (EK-B) ve "Genel Öz Yeterlik Ölçeği" (EK-C) kullanılmıştır. Stresle başa çıkma tarzlarının öz yeterliği ne derece yordadığını belirlemek amacıyla regresyon analizi yapılmıştır. Analiz sonucunda stresle başa çıkma tarzlarının öz yeterliği anlamlı düzeyde yordadığı görülmüştür (R=0.592; R2=0.350; F=24.561; p<.001). Stresle başa çıkma tarzlarından kendine güvenli yaklaşımın öz yeterlik üzerine anlamlı bir etkisinin olduğu bulunmuştur. Öğrencilerin stresle başa çıkma tarzlarının ve öz yeterliklerinin cinsiyet, eğitim durumu ve ekonomik düzey değişkenleri açısından anlamlı derecede farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek amacıyla bağımsız gruplar t-testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda stresle başa çıkma ile cinsiyet ve eğitim durumu arasında anlamlı bir farklılık olduğu bulunmuştur. Sosyal destek arama ve çaresiz yaklaşımın kadınlar arasında daha sık kullanıldığı; lisans mezunlarının ise çaresiz yaklaşımı daha fazla kullandığı görülmüştür. Ekonomik düzey ve stresle başa çıkma tarzları arasında ise anlamlı bir farklılık olmadığı görülmüştür. Öz yeterlilik ile ise cinsiyet, eğitim durumu ve ekonomik düzey değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık bulunmamıştır.