Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Utku Eser

12 theses · Uşak University

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aile hekimliği polikliniğine başvuran hastalarda yetişkin aşılarında aşılanma sıklığı, bilgi düzeyi ve farkındalığı

Amaç: Aşılama çocukluk çağında olduğu kadar yetişkinlikte de oldukça önemlidir fakat yetişkinlerin aşılanması toplumda yeterli düzeyde değildir. Bu araştırmanın amacı erişkinlere yapılması önerilen aşılarda aşılanma sıklığı ve bilgi düzeyini ölçmek ve yetişkin aşıları farkındalığını artırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, 18-65 yaş arasındaki kişilerin erişkin aşıları hakkında bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirilen kesitsel, tanımlayıcı ve analitik bir çalışmadır. Uşak Eğitim Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniği'ne başvuran 18-65 yaş hastalar arasında 01.06.2023-01.09.2023 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Çalışmamızda katılımcıların %73,1(n=285)'i çocukluk çağında gerekli aşıları olduğunu belirtmiştir. Yaş arttıkça çocukluk çağı aşılarını alma oranında anlamlı olarak bir azalma görülmektedir. Toplum genel olarak çocukluk çağı aşılarının önemini kabul etmektedir. Tetanoz ve grip aşıları hakkında en çok bilgi sahibi olunan aşılar olarak öne çıkmaktadır. Kronik hastalığı olan bireylerin grip aşısı konusunda daha bilinçli olduğunu anlamlı olarak göstermektedir. Katılımcıların çoğu, grip, hepatit B, hepatit A, pnömokok (zatürre), meningokok (menenjit), HPV ve tetanoz difteri aşılarının yetişkinlere yapılması gerektiği konusunda hemfikirdir. Sonuç: Toplumun genel olarak çocukluk çağı aşılarının önemini kabul ettiğini fakat erişkinlerin aşılanması konusunda kişilerin bilgilerinin daha çok tetanoz ve grip aşısıyla sınırlı kaldığını gördük. Aşı ile önlenebilecek hastalıkların önüne geçilebilmesi için yetişkin aşıları hakkında daha fazla bilgilendirme yapılmalıdır.

Aile hekimliğiAşılamaAşılar+3
Murat Öz
Uşak University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Uşak ilinde görev yapan Aile Hekimleri ve Aile Sağlığı çalışanlarının otizm spektrum bozukluğu hakkında bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi

Amaç: Aile hekimlerinin ve aile sağlığı çalışanlarının Otizm Spektrum Bozukluğuna (OSB) yönelik farkındalıklarının ve bilgi düzeylerinin yüksek olması riskli çocukların erken tanı ve tedavi alabilmesi açısından büyük önem arz etmektedir. Bu araştırmadaki amacımız Uşak ilinde Aile Sağlığı Merkezlerinde (ASM) çalışmakta olan aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanlarının çocukluk çağı otizmi konusundaki bilgi, tutum ve davranışlarını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız 01.10.2023-01.01.2024 tarihleri arasında Uşak ilindeki ASM'lerde görev yapan aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanları ile yapılan tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir araştırmadır. Katılımcılara sorulan anket iki kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısımda sosyodemografik veri formu, ikinci kısımda ise Sağlık Çalışanlarının Çocukluk Çağı Otizmi Hakkında Bilgi Anketini (SÇOBA) içermektedir. Bulgular: Çalışmamıza toplam 168 kişi katıldı. 84'ü aile hekimi ve 84'ü aile sağlığı çalışanı idi. Katılımcıların %73,2'si (n=123) kadın, %26,8'i (n=45) erkekti. Katılımcıların yaş ortalaması 39,3±7,4 yıl olarak bulundu. Katılımcıların toplam meslekte çalışma süresi ortalama 15,6±8,0 yıl, ASM'lerdeki ortalama çalışma süresi ise 7,7±4,6 yıl olduğu saptandı. Katılımcıların SÇOBA toplam puan ortalaması 14,10±2,15 idi. Alt alanlarda puan ortalaması ise birinci alanda 7,13±1,07, alan ikide 0.92± 0,18, alan üçte 2,80±0,97 ve alan dörtte 3,14 ±1,36 olarak bulunmuştur. Sonuç: Katılımcıların OSB'nin davranışsal özelliklerini tanımlamada ve bozukluğa eşlik eden komorbidite bilgisinde eksik oldukları görüldü. Bilgi düzeyini artıran faktörler arasında daha önceden otizmli hastanın tanı sürecinde bulunmak, otizm ile ilgili geçmişte bir eğitime katılmak ve ASM'de çalışırken otizm ile ilgili bir eğitime katılmak olduğu bulundu. Eğitimlere katılan katılımcıların, kendi otizm bilgi algısının yüksek olduğu görüldü.

Aile hekimliğiBilgiOtizm
Harun Köseoğlu
Uşak University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Uşak ilinde görev yapan sağlık çalışanlarının sağlıkta yapay zekâ kullanımına hazır bulunuşluklarının değerlendirilmesi

Amaç: Yapay zekâ teknolojileri sağlık hizmetlerinde giderek daha yaygın kullanılmakta olup, bu teknolojilerin etkin ve güvenli biçimde uygulanabilmesi sağlık çalışanlarının hazır bulunuşluk düzeyleriyle yakından ilişkilidir. Bu çalışmanın amacı, Uşak ilinde görev yapan sağlık çalışanlarının tıbbi yapay zekâ sistemlerine yönelik hazır bulunuşluk düzeylerini bilişsel, beceri, öngörü ve etik boyutlarıyla değerlendirmek ve hazır bulunuşluğu etkileyen faktörleri ortaya koymaktır. Gereç Yöntem: Bu çalışma tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir araştırmadır. Araştırma, Uşak ilinde kamu ve özel sağlık kuruluşlarında görev yapan 375 sağlık çalışanı ile yürütülmüştür. Veriler, sosyodemografik özellikler ve yapay zekâya ilişkin bilgi, algı ve tutumları içeren anket formu ile Tıbbi Yapay Zekâ Hazır Bulunuşluk Ölçeği (MAIRS-MS) kullanılarak yüz yüze toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Student's t-testi ve One-way ANOVA testleri kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS programında analiz edilmiş, istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Katılımcıların büyük çoğunluğunun mesleki alanda yapay zekâya yönelik formal bir eğitim almadığı belirlenmiştir. Yapay zekâya ilişkin bilgi düzeyi yüksek olan, yapay zekâ uygulamalarına güven duyan, mesleki gelişime katkı sağlayacağını düşünen ve bu alanda eğitim almaya istekli katılımcıların, ölçeğin tüm alt boyutları ve toplam puanı açısından anlamlı derecede daha yüksek hazır bulunuşluk düzeyine sahip olduğu saptanmıştır (p<0,001). Erkek katılımcıların bilişsel, beceri ve öngörü alt boyutları ile toplam puanları kadınlara göre daha yüksek bulunurken, etik boyutta cinsiyete bağlı fark saptanmamıştır. Doktorların hazır bulunuşluk düzeyleri diğer sağlık meslek gruplarına göre anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur. Yaş ve meslekte çalışma süresi arttıkça özellikle beceri ve öngörü puanlarında azalma eğilimi gözlenmiştir. Sonuç: Bu çalışma, sağlık çalışanlarının tıbbi yapay zekâya yönelik hazır bulunuşluğunun çok boyutlu bir yapıya sahip olduğunu ve bilgi, tutum, eğitim, mesleki rol ve teknolojiyle etkileşim düzeyi gibi faktörlerden etkilendiğini göstermektedir. Elde edilen bulgular, sağlıkta yapay zekâ uygulamalarının etkin biçimde yaygınlaştırılabilmesi için hedefe yönelik eğitim programlarının ve kurumsal stratejilerin geliştirilmesi gerektiğine işaret etmektedir. Anahtar Kelimeler: Yapay Zekâ, Sağlık Çalışanları, Dijital Sağlık, Sağlık Hizmetleri, Tıbbi Yapay Zekâ Hazır Bulunuşluk Ölçeği

Nimet Sena Ertuğrul
Uşak University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Uşak ili Aile Sağlığı Merkezlerinde görev yapan sağlık çalışanlarında yapay zekâ kaygısının incelenmesi

Amaç: Yapay zekâ teknolojilerinin sağlık hizmetlerinde giderek yaygınlaşması, bu alanda çalışan profesyonellerin adaptasyon sürecinde kaygılarını beraberinde getirmektedir. Birinci basamak sağlık hizmetleri, YZ uygulamalarının hastayla ilk temas noktasında devreye alındığı, sağlık çalışanlarının hem tanı-tedavi süreçlerinde hem de idari işlemlerde YZ ile etkileşimde bulunduğu kritik bir düzlemi temsil ettiği için bu durum, çalışanların mesleki rollerini ve hasta ilişkilerini nasıl etkileyeceğine dair belirsizlik ve kaygı yaratmaktadır. Bu bağlamda hazırlanan araştırmanın amacı, Uşak ilindeki aile sağlığı merkezlerinde görev yapan sağlık çalışanlarının YZ kaygı düzeylerini saptamak ve bu kaygının demografik, mesleki ve bilişsel tutum değişkenleri arasındaki ilişkilerini incelemektir. Gereç Yöntem: Bu tanımlayıcı-kesitsel çalışma, 01 Kasım 2024–01 Şubat 2025 tarihleri arasında Uşak ilindeki aile sağlığı merkezlerinde yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini, gönüllü onam verip anket formunu eksiksiz dolduran 164 sağlık çalışanı oluşturmuştur. Veri toplama, yüz yüze uygulanan iki bölümlü yapılandırılmış anketle gerçekleştirilmiş; birinci bölümde katılımcıların demografik ve mesleki özellikleri ile YZ'ye ilişkin tutumlarına dair sorular, ikinci bölümde ise "Yapay Zekâ Kaygısı Ölçeği" yer almıştır. Toplanan veriler SPSS 30.0 programında analiz edilmiş; normal dağılım Kolmogorov–Smirnov testi ile doğrulanmış, ikili grup karşılaştırmalarında bağımsız örneklem t-testi, üç ve daha fazla grup için One-way ANOVA (Tukey HSD post-hoc) ve kategorik değişkenler arasında Ki-kare + Z-Test for Proportions (Bonferroni Correction) yöntemleri kullanılmıştır. Analizlerde anlamlılık düzeyi p < 0,05 olarak kabul edilmiştir Bulgular: Çalışmamıza ASM'lerde görev yapan 164 sağlık çalışanı katıldı. Katılımcıların büyük bir kısmının aile hekimi, kadın ve evli bireylerden oluştuğu, eğitim seviyesinin ağırlıklı olarak lisans düzeyinde olduğu belirlendi. YZ uygulamalarını kullanım oranı %24,4 (n=40) olmasına rağmen, bu alandaki gelişmelere ilgi duyanların oranı %70,7 (n=116) olarak tespit edildi. Katılımcıların %67,7'si (n=111) tıbbi YZ'nin ASM'lerde olumlu etkiler yaratacağı yönünde görüş bildirdi. Erkek sağlık çalışanları, lisansüstü mezunları ve aile hekimlerinin YZ uygulama/araçları kullanım ve YZ gelişmelerine ilgisi anlamlı olarak yüksek bulundu. Toplam YZ kaygı düzeyleri orta seviyede hesaplanırken, alt boyutlara bakıldığında en yüksek kaygının "sosyoteknik körlük" boyutunda olduğu görüldü. Ebe ve acil tıp teknisyenlerinin aile hekimlerine kıyasla "iş değiştirme" alt boyutunda anlamlı derecede daha yüksek kaygı yaşadığı belirlendi(p=0,034). YZ hakkındaki gelişmelere ilgi göstermeyenlerin toplam YZ kaygısı ve öğrenme kaygısı puanları ilgi gösterenlere göre anlamlı şekilde daha yüksek bulundu(p=0,016 ve p<0,001). Tıbbi YZ'nin ASM'lerde kullanımı hakkında olumsuz görüş bildirenlerin hem toplam kaygı puanı hem de tüm alt faktör puanları anlamlı biçimde diğer görüşlere göre yüksek bulundu. Sonuç: Araştırma sonuçları, demografik arka plan ve deneyim farklarının ötesinde, bireylerin YZ'ye yönelik tutumlarının kaygı düzeyleri üzerinde belirleyici olduğunu göstermektedir. Bu sonuçlar, birinci basamak sağlık hizmetlerinde YZ entegrasyonunun başarısı için yalnızca teknik yeterlilik ve bilgi aktarımına odaklanan eğitim programlarının değil, aynı zamanda çalışanların YZ hakkında olumlu algı ve tutum geliştirmesini destekleyen psikolojik ve kültürel müdahalelerin de planlanması gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu sayede hem uygulayıcıların YZ'ye ilişkin kaygıları azaltılacak hem de teknolojinin hasta bakımı kalite ve verimliliğine katkıları maksimize edilecektir. Anahtar Sözcükler: Yapay zekâ kaygısı, birinci basamak sağlık hizmetleri, aile hekimliği.

Mehmet Akif Şahin
Uşak University · Uşak Eğitim ve Araştırma Hastanesi
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ortoreksiya nervoza eğilimi olan kişilerde vitamin düzeylerinin değerlendirilmesi

Amaç: Dengeli ve yeterli beslenme büyüme, gelişme ve genel iyilik hali için gereklidir. Ancak, son dönemde popüler hale gelen "temiz beslenme" yaklaşımı, sağlıklı yaşam tarzını desteklerken bazı durumlarda katı diyet sınırlamalarına ve olumsuz yeme alışkanlıklarına yol açabilmektedir. Ortoreksiya Nervoza (ON), sağlıklı beslenmeye aşırı odaklanmanın bireylerin yaşam kalitesini olumsuz etkilediği bir yeme bozukluğu olarak tanımlanmakta, ancak DSM-V'de henüz resmi olarak yer almamaktadır. ON' un tanımlanması ve kriterlerinin netleştirilmesi üzerine çalışmalar sürdürülmektedir. Bu araştırma, ON eğilimi ile vitamin düzeyleri arasındaki ilişkiyi inceleyerek, bu bozukluğun patofizyolojik süreçlerinin anlaşılmasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır. Gereç Yöntem: Bu çalışma, 18-65 yaş arasındaki kişilerde ON eğilimi ve bu kişilerde vitamin düzeylerinin değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirilen kesitsel, tanımlayıcı ve analitik bir çalışmadır. Uşak Üniversitesi Tıp Fakültesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniği'ne başvuran 18-65 yaş hastalar arasında 15.10.2024-15.01.2025 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Son 3 ayda polikliniğine başvuran ve tetkik istenmiş olan 803 hasta olduğu hastane bilgi yönetim sisteminden öğrenilmiştir. Evreni temsil edecek örneklem büyüklüğü %95 güven aralığında, %5 sapma, desen etkisi 1 alınıp, %50 bilinmeyen sıklık ile Open Epi versiyon 3 kullanılarak minimum 261 olarak hesaplanmıştır. Belirlenen tarihler arasında toplam 266 hastaya ulaşılmıştır. Çalışmaya katılan hastalar gönüllük esasına göre çalışmaya dâhil edilmiş olup, çalışma hakkında hastaya gerekli açıklamalar yapıldıktan sonra onamları alınmıştır. Anket çalışması iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde ankete katılanların sosyodemografik özellikleriyle ilgili sorular, ikinci bölümde de ORTO-11 ölçeğine ait sorular sorulmuştur. ORTO-11 ölçeği 2008 yılında x Arusoğlu ve Ark. tarafından ORTO-15 ölçeğinin Türkçeye uyarlanmasıyla oluşturulmuştur. Bu çalışmada ölçeğin Cronbach alfa değeri 0,737 olarak bulunmuştur. Arusoğlu ve ark.'nın uyguladığı şekilde ölçeğin kesim noktası %25'lik dilimde 22 olup, 22 ve altında puan alan hastaların ortoreksiya eğilimi yüksek olarak kabul edilmiştir. Veriler IBM SPSS.28 programı ile uygun testler seçilerek analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza yaş ortalaması 40,61±12,06 (yıl) olan %54,1'i (n=144) kadın, %45,9'u (n=122) erkek olmak üzere toplam 266 hasta katıldı. Hastaların ORTO-11 ölçeğine verdiği cevapların toplam puan ortalaması ve standart sapması 25,09±4,46'dır. Toplam puanlar 15-40 aralığındaydı. Cinsiyet, eğitim düzeyi, diyet yapma durumu ve sigara içme durumu ile ORTO-11 puanı açısından anlamlı farklar elde edilmiştir. Katılımcılar kesim noktasına göre ON eğilimi yüksek ve düşük olanlar olarak iki gruba ayrıldı. Çalışmamızda ON prevalansı %30,8 olarak saptandı. ON eğilimi yüksek ve düşük kişilerde sosyodemografik özellikler ile Folat, B12 ve D vitamini düzeyleri açısından anlamlı farklılık saptanmadı. (p=0,886, p=0,546 ve p= 0,552 Sonuç: Ortoreksiya Nervoza, özellikle sosyal medyanın da etkisiyle yaygınlaşan ve ilerleyen yıllarda daha da artış göstermesi muhtemel bir sağlık sorunu olup, henüz kesin bir tanı kriterine sahip değildir. ON eğilimi ile besin öğesi eksiklikleri arasındaki ilişkinin daha detaylı araştırılması, bu alandaki bilgi eksikliklerinin giderilmesine katkı sağlayacaktır. ON konusunda daha fazla farkındalık yaratılması sağlıklı bir toplum yapısının oluşmasına katkı sağlayacaktır.

Ortoreksiya nervoza
Sabiha Dağdelen
Uşak University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Uşak Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin HPV, HPV testi, HPV aşısı hakkındaki bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi

Amaç: HPV, dünya genelinde en yaygın cinsel yolla bulaşan enfeksiyon olup, kansere yol açan başlıca enfeksiyon ajanlarından biridir.. Yüksek riskli HPV enfeksiyonunun, serviks ve anal kanserlerin %90'ından, vulvar ve vajinal kanserlerin %70'inden, penil kanserlerin %60'ından ve orofaringeal kanserlerin %70'inden sorumlu olduğu tahmin edilmektedir. Amacımız Uşak Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğrencilerinin HPV, HPV Testi, HPV Aşısı hakkındaki bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi ve farkındalığın arttırılmasıdır. Gereç Yöntem: Bu çalışma, 2024-2025 eğitim-öğretim yılında Uşak Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencileriyle 01.09.2024-01.12.2024 tarihleri arasında gerçekleştirilen kesitsel, tanımlayıcı ve analitik bir çalışmadır. Örneklem büyüklüğü %50 bilinmeyen sıklık alınarak, %95 güven aralığında, %5 hata payı ile 251 kişi olarak hesaplanmıştır. Çalışmada öncelikle çalışmaya katılan öğrenciler gönüllük esasına göre çalışmaya dâhil edilmiş olup, çalışma hakkında öğrencilere gerekli açıklamalar yapıldıktan sonra yazılı onamları alınmıştır. Anket çalışması iki bölümden oluşmaktadır. Çalışmaya katılan öğrencilere anket formu şeklinde çalışmanın hedefine yönelik sosyodemografik sorular sorulmuş, öğrencilerin HPV ve HPV aşısı hakkındaki bilgi düzeylerini saptamak amacıyla toplamda 33 sorudan oluşan Human Papilloma Virüsü (HPV) Bilgi Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 30.00 programı ile uygun testlerle analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan 260 öğrencinin Yaş dağılımına bakıldığında, %75,0'ı 18-24 yaş aralığında, %20,4'ü 25-30 yaş aralığında ve %4,6'sı 31 yaş ve üzerindeydi. Katılımcıların %58,5'i kadın, %53,1'i Kadın hastalıkları ve doğum stajı aldığı saptanmıştır. Öğrencilerin %13,5' inin kronik rahatsızlığı olduğu, %13,1 inin düzenli ilaç kullandığı, %24.2 sigara kullandığı, %29,2' sinin alkol kullandığı saptanmıştır. Erkek öğrencilerin %39,8'i sigara kullanırken, kadın öğrencilerde bu oran %13,2 olarak tespit edildi. Erkek öğrencilerin %38'i alkol kullanırken, kadın öğrencilerde bu oran %23 olarak tespit edildi. Erkek öğrencilerde sigara ve alkol kullanımının daha yaygın olduğu görüldü. Öğrencilerin %98,5'i HPV'yi, %71,9'u HPV testini ve %97,3'ü HPV aşısını duyduğu saptanmıştır. HPV, HPV testi, HPV aşısını duyma durumlarının Kadın Hastalıkları ve Doğum stajı alanlarda daha yüksek tespit edilmiştir. İkamet yerine göre karşılaştırıldığında yurtta kalan öğrencilerin HPV, HPV testi, HPV aşısını duyma durumları daha düşük bulunmuştur. HPV Bilgi Ölçeği toplam puanı 22,22 ± 5,89 olarak bulundu. Katılımcıların puanlarının 0 ile 31 arasında değiştiği ve medyan değerin 23 olduğu tespit edilmiştir. Kadın öğrenciler erkek öğrencilere göre HPV-BÖ total puanı, HPV aşı bilgisi(AÖ3), HPV aşılama programı bilgisinin (AÖ4) yüksek olduğu tespit edilmiştir. Kadın Hastalıkları ve Doğum stajı alan öğrencilerin almayanlara göre HPV-BÖ total puanı ve tüm alt boyutlarda bilgi düzeyi yüksek bulunmuştur. Daha önceden HPV , HPV testi HPV aşısı hakkında duyumu olanların hiçbir şey duymamış olanlara kıyasla HPV-BÖ ve tüm alt boyutlarında daha yüksek bilgi düzeyine sahip olduğu saptanmıştır. Ekonomik duruma göre bakıldığında ekonomik durmu iyi olan öğrencilerin genel HPV aşı bilgisini ölçen (AÖ3) alt boyutunda yüksek bilgi düzeyine sahip olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Bu çalışmada tıp fakültesi öğrencilerinde erkek öğrencilerin HPV, HPV aşısı ve HPV aşılama programı hakkında bilgi düzeylerinin daha düşük olduğu görülmüştür. Mevcut HPV aşılama program bilgisini ölçen AÖ4' de puan ortalaması düşük bulunmuştur. Geleceğin sağlık sunucularının HPV bilgi düzeyinin arttırılması ve mesleğe başladıklarında hizmet içi eğitim miktarının arttırılması önemlidir. Anahtar Sözcükler: HPV Enfeksiyonu, HPV Aşıları, HPV Bilgi Ölçeği, Tıp Öğrencileri, Bilgi Düzeyi

Semih Samet Maraşlıoğlu
Uşak University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aile hekimliği polikliniğine başvuran yetişkin hastalarda SCORE2 kardiyovasküler hastalık risk skorlama sistemi kullanılarak hesaplanan 10 yıllık kardiyovasküler morbidite ve mortalite riski ile depresyon düzeyi ilişkisi

Amaç: Kardiyovasküler hastalıklar, tüm dünyada erişkin nüfusun sağlığını tehdit eden başlıca ölüm nedenlerinden biridir. Bu hastalıkların önlenmesinde risk faktörlerinin erken dönemde belirlenmesi kritik öneme sahiptir. Son yıllarda psikolojik durumların, özellikle de depresyonun, kardiyovasküler sistem üzerindeki etkileri dikkat çekmektedir. Bu doğrultuda yapılan çalışmalarda, depresyonun doğrudan ya da dolaylı yollarla kardiyovasküler risk üzerinde etkili olabileceği gösterilmiştir. Depresyon düzeyi ile kardiyovasküler risk arasındaki ilişkinin ortaya konulması ve bu sayede birinci basamak sağlık hizmetlerinde ruhsal ve fiziksel sağlığı birlikte ele alan daha kapsamlı değerlendirme modellerine katkı sağlamak bu çalışmanın amacıdır. Gereç Yöntem: Çalışmamız 01.12.2024- 01.03.2025 tarihleri aralığında Uşak EAH Aile Hekimliği Polikliniğine müracaat eden hastalara yapılan tanımlayıcı, kesitsel ve analitik tipte bir araştırmadır. Çalışmamız son 1 yıl içinde ölçülmüş açlık kan şekeri ve lipit profili olan, çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 40-69 yaş aralığındaki hastalara yapıldı. Bilinen şeker hastalığı, kronik böbrek hastalığı, bilinen kardiyovasküler hastalığı olanlar, postpartum ve gebe kadınlar, antipsikotik ilaç kullananlar çalışmaya dahil edilmedi. Katılımcıların sosyodemografik özellikleri ve tıbbi geçmişlerine ilişkin bilgiler anket yöntemi kullanılarak elde edilmiştir. Kardiyovasküler riski değerlendirmek için Systematic Coronary Risk Evaluation-2 (SCORE-2) risk tahmin modeli, depresyon seviyesini belirlemek amacıyla ise Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde SPSS 27 (IBM Inc., Chicago, IL, ABD) yazılımı kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmamıza yaş ortalaması 50,8±7,88 (yıl) olan %60,3'ü (n=170) kadın, %39,7'si (n=112) erkek olmak üzere toplam 282 hasta katıldı. Katılımcıların %41,5 (n=117)'unda depresyon yoktu. %32,3 (n=91)'ünde hafif düzeyde depresyon varken, %18,4 (n=52)'ünde orta düzeyde depresyon, %7,8 (n=22)'inde de ağır düzeyde depresyon vardı. Katılımcıların SCRORE-2 kardiyovasküler hastalık risk skorlama sistemi kullanılarak ölçülen 10 yıllık kardiyovasküler mortalite ve morbidite riski %57,8 (n=163)'si düşük-orta risk düzeyinde, %31,9 (n=90)'u yüksek risk düzeyinde, %10,3 (n=29)'u ise çok yüksek risk düzeyindeydi. BDÖ skoru ile SCORE-2 skoru arasında düşük düzeyde, pozitif ve anlamlı korelasyon bulundu (r=0,141; p=0,018). Depresif belirtileri olan katılımcılar ile depresif belirtisi olmayan katılımcıların SCORE-2 puanları arasında anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Depresyon düzeyi orta-şiddetli olan katılımcıların SCORE-2 puanları, depresyon düzeyi hafif olanlara göre daha yüksekti (p=0,002). Sonuç: Depresyon düzeyi ile kardiyovasküler hastalık riski arasında ilişki vardır fakat bu ilişki düşük seviyede bulunmuştur. Hem depresyonun hem de kardiyovasküler hastalık riskinin ilişkili olduğu farklı parametreler vardır. Bu durum bu iki değişken arasındaki ilişkinin anlaşılmasını güçleştirmektedir. Depresyon ile kardiyovasküler hastalıklar arasındaki bağlantının tahmin edilenden daha karmaşık bir yapıya sahip olabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), Depresyon, Kardiyovasküler risk, SCORE2

Ali Özcan
Uşak University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Uşak Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin yapay zeka ve sağlıkta yapay zeka kullanımına yönelik hazırlıklı olma düzeylerinin değerlendirilmesi

Amaç: Yapay zekâ (YZ), bilgisayar sistemlerinin insan bilişsel yetilerini modelleyerek düşünme, veri analizi, öğrenme, problem çözme ve karar verme gibi işlevleri yerine getirmesini sağlayan bilgisayar biliminin alt dalıdır. YZ pek çok alanda olduğu gibi sağlık sektöründe de etkisini göstermektedir. YZ'nin sağlık alanında etkin bir şekilde uygulanabilmesi için tıp uzmanlarının teknolojiyi yönlendiren kişiler arasında yer alması büyük önem taşımaktadır. Günümüzde YZ tam anlamıyla entegre edilmemiş olsa da gelecekte tıp fakültesi mezunlarının klinik uygulamalarda bu teknolojiyi kullanmaları beklenmektedir. Bu çalışmamızda amacımız geleceğin hekimlerinin YZ ve sağlıkta YZ kullanımına yönelik hazırlıklı olma düzeylerini ve bununla ilişkili faktörleri değerlendirmek, farkındalıklarını artırmaktır. Gereç Yöntem: Bu çalışma, Uşak Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin YZ ve sağlıkta YZ kullanımına yönelik hazırlıklı olma düzeylerinin değerlendirilmesi amacıyla 01.10.2024-01.12.2024 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Öncelikle katılımcılar gönüllük esasına göre çalışmaya dâhil edilmiş olup, çalışma hakkında gerekli açıklamalar yapıldıktan sonra yazılı onamları alınmıştır. Anket iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümünü oluşturan 17 soru, öğrencilerin sosyodemografik özellikler ile YZ hazır bulunuşluk düzeyini etkileyebilecek faktörleri sorgulayan sorulardan oluşmaktadır. İkinci bölümde toplamda 22 sorudan oluşan Tıbbi Yapay Zekâ Hazır Bulunuşluk Ölçeği kullanılmıştır (1). Verilerin analizi, IBM SPSS.27 programı kullanılarak uygun istatistiksel testlerle gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Çalışmaya 256 tıp öğrencisi katılmıştır (%54,3 kadın, %45,7 erkek; yaş ortalaması 21,71±2,31). Katılımcıların %66,8'i YZ'nin sağlık alanında kullanılması gerektiğini ve %77,3'ü tıbbi YZ uygulamalarının gelecekte hekimlik pratiğine destekleyici amaçla entegre edilebileceğini düşündüğünü belirtti. Katılımcıların %77,7'si tıp fakültesi eğitim içeriğinin YZ ve sağlıkta YZ kullanımı hakkında bilgi içermesi gerektiğini düşündüğünü belirtti. Kadın katılımcıların ölçek bilişsel, öngörü, etik ve toplam puanları istatistiksel olarak anlamlı yüksek saptandı (p<0.05). Beceri faktöründe anlamlı fark saptanmadı. Yapay Zekâ veya Robotik Tıp dersi alan öğrencilerin, almayanlara kıyasla ölçek toplam puanları istatiksel olarak anlamlı yüksek saptandı (p<0.001). Tıbbi Yapay Zekâ Hazır Bulunuşluk Ölçek ortalama toplam puanı 45,66±18,84 olarak saptandı. Tıbbi Yapay Zekâ Hazır Bulunuşluk Ölçeğinin alt boyutlarındaki puanlar arasında pozitif korelasyon saptandı (p<0.001). Sonuç: Uşak Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin YZ ve sağlıkta YZ kullanımına yönelik hazırlıklı olma düzeyleri değerlendirildiğinde sonuçlar, öğrencilerin büyük bir kısmının YZ'nin sağlık alanında önemli katkılar sağlayabileceğine inandığını ancak YZ ile ilgili bilgiye erişim, eğitim ve pratik uygulamalar konusunda yetersizlikler yaşadığını ortaya koymuştur. Öğrencilerin çoğu, tıp fakültesi eğitim içeriğinin YZ ve sağlıkta YZ kullanımı hakkında bilgi içermesi gerektiğini düşündüğünü belirtmiştir. YZ'ye yönelik eğitim alan öğrencilerin daha yüksek hazırlık seviyesine sahip olduğu tespit edilmiştir. Çalışmamızda tıp eğitiminde YZ entegrasyonunun artırılması gerektiği vurgulanmıştır.

Beyza Güncan
Uşak University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aile hekimliği polikliniğine herhangi bir sebeple başvuran 18 yaş üstü hastaların sağlıklı beslenmeye yönelik tutumları

Amaç: Bu çalışmada, belirli bir zaman diliminde polikliniğe başvuran bireylerin sağlıklı beslenmeye yönelik tutumlarının değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Gereç Yöntem: Bu çalışma, 18-65 yaş arasındaki kişilerin sağlıklı beslenmeye yönelik tutumlarının değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirilen kesitsel, tanımlayıcı ve analitik bir çalışmadır. Uşak Üniversitesi Tıp Fakültesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniği'ne başvuran 18-65 yaş hastalar arasında 1.03.2025-1.06.2025 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Öncelikle çalışmaya katılan hastalar gönüllük esasına göre çalışmaya dâhil edilmiş olup, çalışma hakkında hastaya gerekli açıklamalar yapıldıktan sonra yazılı onamları alınmıştır. Çalışmada veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından oluşturulan sosyodemografik veri formu ile Tekkurşun Demir ve Cicioğlu tarafından geliştirilen "Sağlıklı Beslenmeye İlişkin Tutum Ölçeği" kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmamıza toplam 280 hasta katıldı. Hastaların %53,9'u (n=151) kadın, %46,1'i (n=129) erkekti. Hastaların yaşları 18 ile 65 yaş arasında değişmektedir. Hastaların SBİTÖ puan ortalaması ve standart sapması 75,11±9,7'dir. Sonuç: Araştırma sonucuna baktığımızda beslenme; yaş, cinsiyet, VKİ, ikamet, çalışma durumu, çocuk sahibi olma durumu, medeni durum, öğrenim durumu, sigara ve alkol kullanma durumu, gelir düzeyi, fiziksel egzersiz gibi birçok faktörden etkilenmektedir. Beslenme ile ilgili sorunların önlenmesinde en etkili ve temel yol eğitimdir. Bu doğrultuda, aile hekimleri hasta görüşmesinde beslenme konusuna değinmesi büyük önem taşımaktadır.

Emre Alptekin
Uşak University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aile hekimliğine akne şikâyeti ile başvuran 18-65 yaş arası hastalarda aknenin yaşam kalitesi etki düzeyinin araştırılması

Amaç: Akne, ciltte oluşan sivilce, siyah nokta, papül, nodül gibi lezyonlarla karakterize kronik bir inflamatuar cilt hastalığıdır. Akne, genellikle ergenlik döneminde başlar ve 20'li yaşların sonlarına kadar devam edebilir. Bununla birlikte, bazı hastalarda akne hayatlarının ilerleyen dönemlerinde de devam edebilir. Ciltte sıkça görülen hastalıklardan biri olan akne vulgaris kişinin fiziksel görünümünü etkilemektedir. Bu nedenle akne, özellikle ergenlik döneminde gençlerin özgüvenini ve yaşam kalitesini etkileyebilmektedir. Bu çalışma ile aile hekimliğine akne şikâyeti ile başvuran hastalarda aknenin yaşam kalitesi üzerine etkisinin araştırılması hedeflenmektedir. Çalışmada kişilerin yaşam kalitesinin belirlenmesi, bunun sosyodemografik özellikler ve akne vulgaris ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç Yöntem: Bu çalışma, 18-65 yaş arasındaki kişilerde aknenin yaşam kalitesi üzerine etki düzeyinin değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirilen kesitsel, tanımlayıcı ve analitik bir çalışmadır. Uşak Üniversitesi Tıp Fakültesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniği'ne başvuran 18-65 yaş hastalar arasında 15.07.2023-15.02.2024 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Öncelikle çalışmaya katılan hastalar gönüllük esasına göre çalışmaya dâhil edilmiş olup, çalışma hakkında hastaya gerekli açıklamalar yapıldıktan sonra yazılı onamları alınmıştır. Anket çalışması iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde ankete katılanların sosyodemografik özellikleriyle ilgili sorular, ikinci bölümde de Akne Yaşam Kalite Ölçeği içeren sorular sorulmuştur. Verilerin analizinde IBM SPSS.27 programı ile uygun testlerle analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışmamıza yaş ortalaması 25,61±5,76 (yıl) olan %69,1'i (n=288) kadın, %30,9'u (n=129) erkek olmak üzere toplam 417 hasta katıldı. Yaş ile AYKÖ toplam puanı arasında düşük seviyede korelasyon saptandı.(p=<0,001) Kadınların AYKÖ toplam puanı erkeklere göre istatiksel olarak anlamlı yüksek bulundu.(p=0,03) Ancak kadınlar ve erkeklerin klinik akne dereceleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı.(p=0,53) Hastaların klinik akne dereceleri %47,7'si (n=199) yüzde noninflamatuar ve 10'dan az sayıdaki inflamatuar lezyonlar (1.derece), %22,8'i(n=95) yüzde 10-20 arası inflamatuar lezyonlar (2.derece), %9,8'i(n=41) inflamatuar gövde lezyonları (3.derece), %19,7'si(n=82) yüz ve/veya gövdede nodül ve skar (4.derece) idi. Akne Yaşam Kalite Ölçeğine (AYKÖ) hastaların verdiği cevapların toplam puan ortalaması ve standart sapması 23,21±9,93'dür. Toplam puanlar 2-44 aralığındaydı. Hastaların klinik akne dereceleri ile AYKÖ toplam puanı arasında istatistiksel olarak anlam saptanmıştır. (p=<0,001) Hastaların akne süresi ile AYKÖ toplam puanı arasında düşük seviyede, pozitif korelasyon saptandı.(p=0,04) Sonuç: Akne vulgaris, sadece adölesanlarda değil, diğer yaş gruplarında da yaşam kalitesini etkilemektedir. Sosyodemografik özelliklerle ilişkisine baktığımızda çeşitli faktörlerin yaşam kalitesi üzerine etkisi vardır. Akne derecesi ve süresi arttıkça yaşam kalitesi düşmektedir. Bu nedenle akne şikâyeti olan hastalarda erken tedavi önemlidir. Anahtar Kelimeler: Akne vulgaris, Fiziksel Görünüm, Özgüven, Yaşam Kalitesi

Aile hekimliğiAkne vulgarisYaşam kalitesi
Neslihan Karabayır
Uşak University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Uşak ilinde çalışan hemşirelerin çalıştıkları kurumlara göre obezite ön yargılarının değerlendirilmesi

Amaç: Obezitenin giderek yaygınlaşmasıyla toplumda obezite ön yargısı oranlarının da arttığı ortaya konmuştur. Ön yargı, medyada, iş hayatında, eğitim alanlarında, sağlık hizmeti verilen yerlerde, ikili ilişkilerde, sosyal alanlarda ayrımcılığa neden olmakta ve obez bireylerin yaşam kalitesini etkilemektedir. Sağlık çalışanları obez bireylerle birebir temasta ilk sırada olduklarından, Uşak ilinde aktif olarak çalışan hemşirelerin obez bireylere karşı ön yargılarını belirlemek ve farkındalık oluşturmak amacıyla bu çalışma planlanmış ve yürütülmüştür. Gereç Yöntem: Çalışmamız15.03.2023-15.09.2023 tarihleri arasında Uşak il genelinde çalışan 112 hemşire ile yüz yüze anket çalışması şeklinde yapılmıştır. Anket sosyodemogrofik özelliklerin ve GAMS-27 Ölçeği'nin bulunduğu 2 bölümden oluşmaktadır. Verilerin analizinde IBM SPSS.23 programı ve T testi, ANOVA testi, Ki-kare testi, Spearmans' rhokorelasyon testi kullanılmıştır. Linear Regresyon modeli kurulmuştur. Bulgular: Çalışmamızda hemşirelerin obez bireylere karşı ön yargı oranı %50, ön yargıya eğilimli olanların oranı %35,7, ön yargısız olanların oranı %14,3 bulunmuştur. VKİ grupları ile kişilerin fiziksel görünümleri tanımlama şekilleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık vardı (p<0,001).Erkek katılımcıların obezite ön yargısı kadınlardan anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p=0,001). Katılımcıların çalıştıkları kurumlara göre obezite ön yargıları arasında anlamlı bir fark yoktu. Katılımcıların VKİ değerleri ile obezite ön yargı ölçeği arasındakorelasyon analizinde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkiye rastlanmadı (p>0,05). Obezite ön yargı ölçek puanının bağımlı değişken kabul edildiği regresyon modeline göre, aylık gelir durumu, ölçek toplam puanını negatif düzeyde 6,6 kat etkilemekteydi (p=0.039). Sonuç:Obezite ön yargısı neden olduğu sonuçlar itibariyle ülkeleri yakından ilgilendiren bir sorundur. Çalışmamızda Uşak ilinde çalışan hemşirelerin obezite ön yargısının olduğu saptanmıştır. Sağlık çalışanlarında obezite ön yargısı bulunması obez bireylerin sağlık hizmetinden yararlanmalarında çeşitli sorunlara neden olmaktadır. Obezite ve ön yargısı ile ilgili devletler bakanlıklar eliyle politikalar geliştirmeli, toplumun tamamını kapsayan bilgilendirme çalışmalarıyla obezite ön yargısını azaltmak amaçlanmalıdır.

AyrımcılıkHemşirelerHemşirelik+4
Büşra Ersoy
Uşak University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Uşak ilinde çalışan hemşirelerin çalıştıkları kurumlara göre obezite ön yargılarının değerlendirilmesi

Amaç: Obezitenin giderek yaygınlaşmasıyla toplumda obezite ön yargısı oranlarının da arttığı ortaya konmuştur. Ön yargı, medyada, iş hayatında, eğitim alanlarında, sağlık hizmeti verilen yerlerde, ikili ilişkilerde, sosyal alanlarda ayrımcılığa neden olmakta ve obez bireylerin yaşam kalitesini etkilemektedir. Sağlık çalışanları obez bireylerle birebir temasta ilk sırada olduklarından, Uşak ilinde aktif olarak çalışan hemşirelerin obez bireylere karşı ön yargılarını belirlemek ve farkındalık oluşturmak amacıyla bu çalışma planlanmış ve yürütülmüştür. Gereç Yöntem: Çalışmamız15.03.2023-15.09.2023 tarihleri arasında Uşak il genelinde çalışan 112 hemşire ile yüz yüze anket çalışması şeklinde yapılmıştır. Anket sosyodemogrofik özelliklerin ve GAMS-27 Ölçeği'nin bulunduğu 2 bölümden oluşmaktadır. Verilerin analizinde IBM SPSS.23 programı ve T testi, ANOVA testi, Ki-kare testi, Spearmans' rhokorelasyon testi kullanılmıştır. Linear Regresyon modeli kurulmuştur. Bulgular: Çalışmamızda hemşirelerin obez bireylere karşı ön yargı oranı %50, ön yargıya eğilimli olanların oranı %35,7, ön yargısız olanların oranı %14,3 bulunmuştur. VKİ grupları ile kişilerin fiziksel görünümleri tanımlama şekilleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık vardı (p<0,001).Erkek katılımcıların obezite ön yargısı kadınlardan anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p=0,001). Katılımcıların çalıştıkları kurumlara göre obezite ön yargıları arasında anlamlı bir fark yoktu. Katılımcıların VKİ değerleri ile obezite ön yargı ölçeği arasındakorelasyon analizinde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkiye rastlanmadı (p>0,05). Obezite ön yargı ölçek puanının bağımlı değişken kabul edildiği regresyon modeline göre, aylık gelir durumu, ölçek toplam puanını negatif düzeyde 6,6 kat etkilemekteydi (p=0.039). Sonuç:Obezite ön yargısı neden olduğu sonuçlar itibariyle ülkeleri yakından ilgilendiren bir sorundur. Çalışmamızda Uşak ilinde çalışan hemşirelerin obezite ön yargısının olduğu saptanmıştır. Sağlık çalışanlarında obezite ön yargısı bulunması obez bireylerin sağlık hizmetinden yararlanmalarında çeşitli sorunlara neden olmaktadır. Obezite ve ön yargısı ile ilgili devletler bakanlıklar eliyle politikalar geliştirmeli, toplumun tamamını kapsayan bilgilendirme çalışmalarıyla obezite ön yargısını azaltmak amaçlanmalıdır.

AyrımcılıkHemşirelerHemşirelik+4
Büşra Ersoy
Uşak University
2023
00

Other supervisors