Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Yunus Emre Ayna
17 theses · Çağ University, Dicle University, Bingöl University
Montessori eğitiminin 5-6 yaş grubu çocukların yalnızlık ve sosyal memnuniyetsizlik düzeyleri üzerindeki etkisi (Adana ili örneği)
Okul öncesi eğitimde birçok alternatif eğitim yöntemi uygulanmaktadır. Bu eğitim yöntemlerinden biri de Montesori eğitimidir. Maria Montessori tarafından geliştirilen bu eğitim yaklaşımında çocuklar gerçek materyallerle birebir çalışabilmekte ve çocukların sosyal gelişim alanları desteklenebilmektedir. Bu araştırma, 2017-2018 eğitim öğretim yılında Adana ilinde Montessori eğitimi gören ve görmeyen 5-6 yaş grubu çocukların eğitim gördüğü türüne ve demografik değişkenlere bağlı olarak Yalnızlık ve Sosyal Memnuniyetsizlik düzeylerinin farklılık gösterip göstermediğini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, 2017-2018 eğitim öğretim yılında Adana ili Seyhan ilçesinde bulunan Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı bir okulda eğitim gören ve aynı ilin Çukurova ilçesinde Montessori eğitim yaklaşımına göre eğitim gören 5-6 yaş grubu toplam 62 çocuk oluşturmuştur. Örnekleme Yazıcı, Duyan ve Gelbal (2013) tarafından uyarlanan Yalnızlık ve Sosyal Memnuniyetsizlik Ölçeği uygulanmış ve sosyo-demografik özellikler ile ölçek puanı arasındaki farklılık incelenmiştir. Öğrencilerin ölçek puanlarının öğrencinin eğitim gördüğü program türüne göre farklılığın incelenmesinde t testi kullanılmıştır. Ayrıca Montessori eğitimi alan ve almayan çocukların ölçek puanlarının kardeş sayısı ve anne öğrenim durumuna göre tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizi sonucunda öğrencilerin yalnızlık ve sosyal memnuniyetsizlik düzeylerinin eğitim gördüğü program türüne göre anlamlı farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Ayrıca Montessori eğitimi alan ve almayan öğrencilerin yalnızlık ve sosyal memnuniyetsizlik düzeylerinin diğer demografik özelliklere göre farklılık göstermediği görülmüştür.
Otizm spektrum bozukluğu olan bireylere bakım veren kişilerin bakım yükü ile yaşam kalitesinin incelenmesi
Gelişimsel sorunların en başında otizm spektrum bozukluğu (OSB) gelmektedir. Küçük yaşlardan itibaren ortaya çıkan otizmin belirtileri iki yaşından itibaren görülmektedir. OSB içe kapanarak sosyal ve gerçek yaşamdan uzaklaşma ve iletişim sürecinden çekinme şeklinde ortaya çıkmaktadır. OSB bulunan bireyler kendi ihtiyaçlarını kendi başlarına karşılamakta zorluk yaşadıkları veya hiç yapamadıkları için kişiler tarafından bakım verilmesi gerekmektedir. OSB tanısı konulmuş bireylere bakım veren kişilerde yaptıkları bu işten dolayı bakım yükü oluşmaktadır. Bunun yanında bakım veren kişiler sosyal ortamlardan uzaklaştığı ve kendilerine zaman ayıramadıkları için yaşam kalitelerinde değişimler meydana gelmektedir. Araştırmanın amacı, otizm spektrum bozukluğu olan bireylere bakım veren kişilerin bakım yüklerini ve yaşam kalitelerini belirlemektir. Araştırma ilişkisel tarama modeli ile desenlenmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu OSB tanısı konulmuş ve özel eğitim kurumlarına devam eden bakım alan 207 bireyin bakım vereni oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak kişisel bilgi formu, İnci (2006) tarafından Türkçe'ye uyarlaması yapılan "Bakım Verme Yükü Ölçeği" ve Türkçe'ye uyarlaması Gürbüz Özgür, Aksu ve Eser (2017) tarafından yapılan "Otizmde Yaşam Kalitesi Ölçeği Ebeveyn Formu" kullanılmıştır. Verilerin analizinde veri grubunun normal dağılım göstermesinden dolayı parametrik testler (t testi, ANOVA, Pearson Korelasyon analizi) kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, OSB'li bireylere bakım veren kişilerin bakım yüklerinin "orta" düzeyde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. OSB'li bireylere bakım veren kişilerin yaş, eğitim durumu, medeni durum, bakım verilen bireyin cinsiyeti, bakım verilen bireyin yaşı ve bakım verilen bireye yakınlık derecesi ile bakım yükleri puanları arasında anlamlı bir farklılaşma bulunmamıştır. Ancak bakım veren kişilerin cinsiyeti, mesleği ve bakım verme süresi ile bakım yükleri puanları arasında anlamlı bir farklılaşma bulunmaktadır. Cinsiyete ilişkin farklılaşmanın "kadın", mesleğe ilişkin farklılaşmanın "ev hanımları" lehine, bakım verme süresine ilişkin farklılaşmanın "1 yıl ve altı" aleyhine olduğu ortaya çıkmıştır. OSB'li bireylere bakım veren kişilerin yaşam kalitelerinin "orta" düzeyde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. OSB'li bireylere bakım veren kişilerin cinsiyet, yaş, eğitim durumu, medeni durum, bakım verilen bireyin cinsiyeti, bakım verilen bireyin yaşı, bakım verilen bireye yakınlık derecesi ve bakım verme süresi ile yaşam kaliteleri puanları arasında anlamlı bir farklılaşma bulunmamıştır. Ancak bakım veren kişilerin mesleği ile yaşam kaliteleri puanları arasında anlamlı bir farklılaşma bulunmaktadır. Mesleğe ilişkin farklılaşmanın "ev hanımları" aleyhine olduğu ortaya çıkmıştır. OSB olan bireylere bakım veren kişilerin bakım yükleri ile yaşam kaliteleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır.
Okul öncesi öğretmenlerinin çocuk ihmal ve istismarı hakkında görüş ve farkındalık düzeylerinin araştırılması (Adana il örneği)
Bu araştırmada Adana ilindeki resmî anaokullarında görev yapan okul öncesi öğretmenlerinin çocuk ihmal ve istismarı hakkındaki görüş ve farkındalık düzeylerini ölçmek amaçlanmıştır. Bunun için sosyo demografik özellikler hariç 5'li likert tipi 24 soru içeren "Öğretmenlerin Çocuk İhmal ve İstismarına Yönelik Farkındalık Düzeylerini Değerlendirme Anketi" kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini Adana ili genelinde 74 anaokulunda toplam 713 okul öncesi öğretmeninden araştırmayı kabul eden, 63 anaokulunda çalışan 548 öğretmen oluşturmuştur. Dağıtılan anketler toplandıktan sonra anket Spss (Statistical Package for Social Sciences) 20.0 paket bilgisayar programına girilmiş ve aynı programla t testi, tek yönlü varyans analizi, Pearson korelasyon testleri; Mann Whitney U, Keuskall Wallis testi, Spearman korelasyon testleri ve ki-kare testi analizleri yapılmıştır. Analiz sonucunda ortaya çıkan bulgularda öğretmenlerin % 58'i ihmal ve istismar konusunda eğitim almadıklarını % 42'si eğitim aldıklarını bildirmiş, eğitim alanların eğitim almayanlara göre ortalamaları yüksek bulunmuştur. Ayrıca öğretmenlerin % 79,9'u eğitime olan gereksinimini bildirirken % 59,9'u ÇKK hakkında bilgi aldıklarını bildirmiştir. Öğretmenlerin ihmal ve istismarı tanımlamada hazırlıklı oldukları fakat kendilerini yeterli görmede eksik kaldıkları anlaşılmıştır. Okullarda bu konuyla ilgili % 78,1 oranında tartışma yapıldığı bu tartışmaların farkındalık düzeyini olumlu yönde etkilediği bulgularda yer almaktadır. Öğretmenlerin istismar çeşitlerini tanımlama ve bunlara müdahale etme oranlarında ilk sırayı "cinsel istismar" alırken ihmal çeşitlerinde ise tanımlamada "duygusal ihmal", bunlara müdahale etmede de "eğitimsel ihmal" ilk sırayı almıştır. Öğretmenlerin % 92,5'i ihmal ve istismar vakalarını bildirmede kanunen zorunlu olduklarını belirtirken vicdani anlamda ise % 99,3 ile bildirmek zorunda olduklarını belirtmişlerdir. Öğretmenlerin bildirim yapacakları yerlerin sıralamasında bilgi eksikliği yaşadıkları anlaşılmıştır. Öğretmenlerin % 89,4'ü yöneticilerinin bildirim konusunda kendilerini destekleyeceklerini belirtmişlerdir. Tüm bu bulgular, evren ve örneklem sınırlılığı içinde öğretmenlerin çocuk ihmal ve istismar konusunda yeterince eğitim almadıklarını, eğitime olan gereksinimlerinin oldukça yüksek olduğunu ve bu konuda kendilerini yeterli görmediklerini göstermiştir.
4-6 yaş grubunda çocuğu olan ebeveynlerin istismar farkındalıkları (Diyarbakır örneği)
Bu çalışmada 4-6 yaş aralığında çocuğa sahip ebeveynlerin istismar farkındalıkları ve farkındalık düzeylerinin bazı değişkenlerle olan ilişkisini incelemek amaçlanmıştır. Çalışmanın verileri 01.07.2018 ile 19.09.2018 tarihleri arasında Diyarbakır İlindeki 4-6 yaş çocuk sahibi olan 197 ebeveyne ölçek uygulanarak toplanmıştır. Çalışma kapsamında ebeveynlerin demografik bilgilerinin belirlenmesi amacıyla kişisel bilgi formu ve istismar farkındalıklarını belirlemek amacıyla İstismar Farkındalık Ölçeği-Ebeveyn Formu uygulanmıştır. Elde edilen veriler istatistiksel olarak SPSS 21 Paket programı ile analiz edilmiştir. Çalışmanın sonuçları incelendiğinde; ebeveynlerin %55'inin orta ve yüksek düzeyde istismar potansiyeli olduğu, eğitim süresi düşük olan annelerin eğitim süresi yüksek annelere göre daha çok istismar potansiyeli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca düşük ekonomik düzeydeki ve geleneksel ailelerdeki ebeveynlerin daha yüksek istismar potansiyeli olduğu görülmektedir. Buna ek olarak ebeveynler kız çocuklarını erkek çocuklarına göre daha yüksek düzeyde istismar etme potansiyeline sahiptirler. Çalışmanın sonucunda istismar ile ebeveynin cinsiyeti, annenin çalışma durumu, ebeveynin yaşı e aile türü arasında anlamlı bir farklılık olmadığı görülmektedir.
Hekimlerin psikolojik dayanıklılık ve tükenmişlik düzeylerinin farklılaşmasında bazı demografik değişkenlerin aracılık rolü üzerine bir araştırma: İzmir ili Tire ilçesi örneği
Bu çalışma, hekimlerin psikolojik dayanıklılık ve tükenmişlik düzeylerini belirlemek amacıyla yapılmış tanımlayıcı bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini 18.06.2018-29.06.2018 tarihleri arasında İzmir'in Tire ilçesinde çalışan 122 hekim oluşturmuştur. Örneklem ise araştırmacı tarafından bilgilendirildikten sonra kendi isteği ile araştırmaya katılmayı kabul eden 51 hekimden oluşmuştur (%41,80). Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği ve Tükenmişlik Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde frekans, yüzdelik dağılım ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) uygulanmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, araştırmaya katılım gösteren hekimlerin %56,9'unun 46 yaş ve üzeri, %72,5'inin erkek, %84,3'ünün evli ve %75,5'inin de meslekte 16 yıl ve üzerinde çalıştığı bulunmuştur. Analizler sonucunda, çalışmaya katılan hekimlerin psikolojik dayanıklılık düzeylerinin medeni durum, çalışma süresi ve hekimlikle ilgili ek iş bakımından anlamlı olarak etkilendiği sonucuna varılmıştır. Hekimlerin tükenmişlik puanlarının ise hiçbir grupta anlamlı olarak farklılık göstermediği sonucuna ulaşılmıştır. Psikolojik dayanıklılık ve tükenmişlik arasında negatif yönlü ilişki bulunmuştur. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre önerilerde bulunulmuştur.
2-4 yaş grubunda çocukları olan ailelerin aile hayatı ve çocuk yetiştirme tutumu (Diyarbakır örneği)
Bu çalışmada 2-4 yaşları arasındaki çocukları olan ebeveynlerin çocuk yetiştirme tutumlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın verileri 2017-2018 yılları arasında Diyarbakır İlindeki 2-4 yaş grubunda çocukları olan 102.924 aileden seçkisiz olarak seçilen 356 ebeveyne ölçek uygulanarak toplanmıştır. Çalışma kapsamında ebeveynlere demografik bilgileri içeren bir veri formu ve Aile Hayatı ve Çocuk Yetiştirme Tutumları Ölçeğinin 3 alt boyutu uygulanmıştır. Elde edilen veriler istatistiksel olarak SPSS 21 Paket programı ile analiz edilmiştir. Çalışmadan elde edilen sonuçlara bakıldığında annelerin babalara göre daha demokratik tutum sergiledikleri, ebeveyn tutumları çocuğun cinsiyetine ve algılanan ekonomik düzeye göre farklılaşmadığı, tek çocuk sahibi olan ebeveynler birden fazla çocuğu olan ebeveynlere göre daha demokratik tutum sergiledikleri sonucuna ulaşılmıştır. Buna ek olarak daha genç olan anneler, yaşı daha ileri olan annelere göre daha kontrolcü tutum sergilerken, babaların yaşları ilerledikçe daha demokratik tutum sergiledikleri, eğitim seviyesi daha düşük olan daha kontrolcüdürler ve çocuklarına daha sıkı disiplin uyguladıkları sonuçlarına ulaşılmıştır. İlgili sonuçlar literatür ışığında tartışılmıştır.
Korunma ihtiyacı olan çocuklarda gelecek kaygısının incelenmesi: Adana ili örneği
Sosyal Hizmet modellerinden olan kurum bakımı hizmeti; çeşitli nedenlerle ailesinin yanında kalamayan ya da kalması uygun bulunmayan çocukların Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesinde hizmet vermekte olan kuruluşlarda barınma, eğitim, sağlık, beslenme gibi temel ihtiyaçlarının karşılandığı hizmet modelidir. Bu araştırmadaki amaç; 14-18 yaş arası Adana İlinde yaşayan korunma ihtiyacı olan çocukların gelecek kaygı düzeylerinin ailesinin yanında yaşayan kontrol grubuyla karşılaştırılmasının incelenmesidir. Bu araştırmanın örneklemi; Adana İli Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğüne bağlı Adana Çocuk Evleri Sitesi, Seyhan Çocuk Evleri Sitesi kuruluşlarında kalmakta olan 14- 18 yaş koruma ihtiyacı olan çocukların gelecek kaygıları seviyeleri ile kartopu yöntemi ile seçilen 51 kişiden oluşan kontrol grubu 14-18 yaş çocukların gelecek kaygı seviyelerinin incelenmiştir. Araştırmada Sosyodemografik Form ve Sürekli Kaygı Ölçeği uygulanmıştır. Veriler istatistik paket programı ile analiz edilmiştir. Analizler sonucunda koruma kararı olan çocukların kaygı düzeylerinin ailesinin yanında yaşayan kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu, koruma kararı olan kız çocuklarının kaygı düzeylerinin erkek çocukların kaygı düzeyine göre daha yüksek olduğu, kurum bakımında daha uzun süre kalan çocukların (2 yıl fazla) daha az kalan (2 yıldan az) çocuklara göre kaygı düzeyinin daha yüksek olduğu, 17 yaşındaki çocukların 14 ve 15 yaşındaki çocuklara göre kaygı düzeylerinin daha yüksek olduğu görülmüştür. Ayrıca okul başarı düzeyi, gelecekle ili beklentileri ve gelecek korkuları ile gelecek kaygı düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki görülmemiştir.
Duygusal yeme ölçeğinin Türkçeye uyarlanması ve geçerlik güvenirlik çalışması
Bu çalışma Arnow, Kenardy ve Agras (1995) tarafından geliştirilen Duygusal Yeme Ölçeğinin Türkçe Formunun geçerlik ve güvenirliğinin toplum örnekleminden seçilen bir örneklem grubu üzerinde incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın örneklemi Mersin, Diyarbakır ve Adana'daki 18-46 yaş aralığında ve okur yazar olan 416 katılımcı oluşturmaktadır. Duygusal Yeme Ölçeğinin güvenirliği test tekrar test güvenirliği ve Cronbach alfa içtutarlık katsayısı hesaplanarak incelenirken; geçerliği ise ölçüt bağıntılı geçerlik ve kapsam geçerliği yöntemleri ile incelenmiştir. Ölçeğin Test tekrar sonuçları incelendiğinde ilk uygulama ve iki hafta sonra yapılan uygulama arasındaki korelasyon katsayıları Öfke alt boyutu için .61, Kaygı alt boyutu için .65 ve Depresyon alt boyutu için ise .58 olarak hesaplanmıştır. Yapı geçerliği için yapılan Açımlayıcı faktör analizi sonucunda ölçeğin orijinaline uygun bir şekilde 3 faktörlü bir yapıda olduğu görülmüştür. Bu faktörler ölçeğin orijinaline uygun bir şekilde Depresyon, Kaygı ve Öfke olarak isimlendirilmiştir. Ölçeğin boyutları için Cronbach alfa katsayıları hesaplanmış ve tüm boyutların Cronbach alfa iç tutarlık katsayılarının .70'ten yüksek olduğu görülmüştür. Son olarak Duygusal Yeme Boyutunun 3 Alt Ölçeği ile Hollanda Yeme Davranışı Ölçeği'nin Duygusal Yeme alt boyutu ve Üç Faktörlü Yeme Ölçeği'nin Duygusal Yeme alt boyutu arasında pozitif yönde ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Bu çalışmadan elde edilen bulgular sonucunda Arnow, Kenardy ve Agras (1995) tarafından geliştirilen ve 25 maddeden oluşan Duygusal Yeme Ölçeğinin Türkçe versiyonunun duygusal yemeyi ölçmede geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olarak Türkiye örnekleminde kullanılabileceği görülmektedir.
Bilinçli farkındalık ve duygu düzenleme becerileri ile psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkiler
Bu araştırmanın amacı, yetişkin bireylerde bilinçli farkındalık ve duygu düzenleme becerileri ile psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemini Türkiye'nin farklı şehirlerinden araştırmaya gönüllü olarak katılan 24-60 yaş aralığında 523 (319 kadın, 204 erkek) birey oluşturmaktadır. Katılımcılara Kişisel Bilgi Formu, Bilinçli Farkındalık Ölçeği (BİFÖ), Duygu Düzenleme Becerileri Ölçeği (DDBÖ), ve Psikolojik İyi Oluş Ölçeği (PİÖ) uygulanmıştır. Elde edilen verilerin analizinde psikolojik iyi oluşun demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığını incelemek amacıyla bağımsız örneklemler t testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) yapılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkilerin tespit edilmesi için Pearson korelasyon analizi yapılmıştır. Psikolojik iyi oluşu yordayan değişkenlerin belirlenmesi amacıyla hiyerarşik regresyon analizi yöntemi uygulanmıştır. Psikolojik iyi oluşun gelir durumu, yaşamının çoğunu geçirdiği yer, anne ve babanın medeni durumu değişkenlerine göre farklılaştığı; cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi, çalışma durumu, aile yapısı, anne ve babanın eğitim durumu değişkenlerine göre ise farklılaşmadığı sonucu elde edilmiştir. Araştırmanın korelasyon analizi sonuçları, psikolojik iyi oluşun bilinçli farkındalık ve duygu düzenleme becerileri ile olumlu yönde anlamlı ilişki içinde olduğunu ortaya koymaktadır. Yapılan hiyerarşik regresyon analizi sonucuna göre; bilinçli farkındalık, duygu düzenleme becerileri alt boyutlarından farkındalık/dikkat, tolerans, yüzleşmeye hazırlanma ve değişimlemenin psikolojik iyi oluşun anlamlı yordayıcıları oldukları bulunmuştur. Araştırmanın bulguları ilgili alanyazın bağlamında tartışılmış, sonuç ve öneriler sunulmuştur.
Üniversite öğrencilerinin duygu düzenleme becerileri ile algılanan sosyal destek ve psikolojik sağlamlık düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Araştırmanın amacı bilişsel duygu düzenleme ile psikolojik sağlamlık arasındaki ilişkide algılanan sosyal desteğin aracı rolünü ortaya koymaktır. Bununla birlikte araştırma, bilişsel duygu düzenlemenin psikolojik sağlamlığa etkisinde demografik değişkenlerin (cinsiyet, yaş, ilişki durumu ve aile gelir düzeyi) düzenleyici rolünün belirlenmesini hedeflemiştir. Bu amaç doğrultusunda Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği, Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Psikolojik Dayanıklılık Ölçeğinden oluşan bir öz bildirim anketi kullanılarak 434 üniversite öğrencisini (%51,2 kadın, yaş ortalaması 21,73±2,83) kapsayan kesitsel bir çalışma yürütülmüştür. Önerilen ilişkileri test etmek için aracılık ve düzenleyicilik analizleri yapılmıştır. Sonuçlar, bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin algılanan sosyal desteği ve psikolojik dayanıklılığı önemli ölçüde etkilediğini doğrulamıştır. Daha spesifik olarak, olumlu yeniden değerlendirme ve planlamaya yeniden odaklanma gibi uyarlanabilir stratejilerin algılanan sosyal desteği ve psikolojik dayanıklılığı artırdığı, uyumsuz stratejilerin (örneğin, kendini suçlama, kabullenme ve felaketleştirme) ise ters etki gösterdiği bulunmuştur. Daha da önemlisi, algılanan sosyal destek, bilişsel duygu düzenleme ile psikolojik dayanıklılık arasındaki ilişkiye aracılık etmiştir. Ancak, cinsiyet, yaş, ilişki durumu ve aile geliri gibi demografik değişkenler bu ilişki üzerinde düzenleyici bir etki göstermemiştir. Bulgular, üniversite öğrencileri arasında psikolojik dayanıklılığın teşvik edilmesinde hem bilişsel duygu düzenlemenin hem de algılanan sosyal desteğin öneminin altını çizmekte ve algılanan sosyal desteğin önemli bir aracı rolü oynadığını göstermektedir. Bu araştırma, üniversite bağlamında uyarlanabilir bilişsel duygu düzenleme stratejilerini teşvik etmeyi ve sosyal destek sistemlerini geliştirmeyi amaçlayan müdahalelerin potansiyel faydasını vurgulamaktadır.
Olumlu çocukluk yaşantıları ve öznel iyi oluş arasındaki ilişkide psikolojik esnekliğin aracı rolü
Bu araştırmanın temel amacı, olumlu çocukluk yaşantıları ve öznel iyi oluş arasındaki ilişkide psikolojik esnekliğin aracı rolünün incelenmesidir. Araştırmaya Türkiye'de üniversite okuyan 18-50 yaş aralığında 250 kadın, 83 erkek öğrenci olarak toplamda 333 kişi katılmıştır. Katılımcılara Demografik Bilgi Formu, Öznel İyi Oluş Ölçeği, Olumlu Çocukluk Yaşantıları Ölçeği ve Psikolojik Esneklik Ölçeği uygulanmıştır. Elde edilen bulguların analizi için bağımsız örneklemler t testi ve tek yönlü varyans analizi, Pearson korelasyon analizi ve Hayes Process Macro uzantısı aracılığıyla aracı değişken analizi yapılmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre olumlu çocukluk yaşantılarının, psikolojik esneklik ve öznel iyi oluş ile pozitif orta derece bir ilişkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Olumlu çocukluk yaşantılarının öznel iyi oluş üzerindeki etkisinde psikolojik esnekliğin aracılık etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bulgular ilgili alanyazına göre tartışılmış, sonuç ve gelecek çalışmalar için öneriler sunulmuştur.
Üniversite öğrencilerinde erken dönem uyumsuz şemalar ve sosyal kaygı arasındaki ilişkide bilişsel çarpıtmaların aracı rolü
Bu çalışmanın amacı erken dönem uyumsuz şemalar ile sosyal kaygı arasındaki ilişkide bilişsel çarpıtmanın aracılık rolünün incelenmesidir. Araştırmanın örneklemini yaşları 18-35 arasında değişen 384'ü kadın (%74,4) ve 132'si erkek (%25,6) olmak üzere 516 üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırmada Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği, Young Şema Ölçeği- Kısa Form 3 ve Bilişsel Çarpıtmalar Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde Pearson korelasyon analizi, bağımsız örneklemler t-testi, non-parametrik Kruskal Wallis-H, non-parametrik spearman korelasyon ve aracılık analizi kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda kadın katılımcıların bilişsel çarpıtma ölçeğinin alt boyutları olan felaketleştirme, duygudan sonuca ulaşma ve zihinsel filtreleme alt boyutlarında erkek katılımcılardan anlamlı düzeyde yüksek olduğu belirlenmiştir. Araştırma bulguları incelendiğinde, bilişsel çarpıtma puanlarının aile gelir düzeyine göre farklılaştığı görülmüştür. Buna göre; gelir düzeyi düşük olan bireylerin bilişsel çarpıtma puanlarının gelir düzeyi orta olan bireylerden daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Korelasyon analizi sonuçlarına göre erken dönem uyumsuz şemalar ile sosyal kaygı ve bilişsel çarpıtmalar arasında pozitif yönlü anlamlı ilişkiler olduğu belirlenmiştir. Aracılık analizleri sonucunda erken dönem uyumsuz şemalar ile sosyal kaygı arasındaki ilişkide felaketleştirme, iki uçlu biçiminde düşünme, duygudan sonuca ulaşma, etiketleme, zihinsel filtreleme, aşırı genelleme, kişiselleştirme, zorunluluk ifadeleri, olumluyu azımsama veya yok sayma alt boyutlarının aracılık etkisinin olduğu belirlenmiştir. Fakat erken dönem uyumsuz şemalar ile sosyal kaygı arasındaki ilişkide zihin okuma alt boyutunun aracılık rolü bulunamamıştır. Analizler sonucunda elde edilen bulgular, ilgili alanyazın ışığında tartışılmış ve öneriler sunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Erken dönem uyumsuz şemalar, sosyal kaygı, bilişsel çarpıtmalar
Çocukluk çağı travmaları, bağlanma stilleri ve narsisistik kişilik özellikleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Mevcut çalışmada, genç yetişkinlerin çocukluk çağı travmaları, bağlanma stilleri ve narsisistik kişili özellikleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın örneklemini 18-45 yaş aralığında bulunan 148'i kadın (%38) ve 241 (%62) olmak üzere 389 genç yetişkin birey oluşturmaktadır. Veri toplama araçları Kişisel Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, Üç Boyutlu Bağlanma Stilleri Ölçeği ve Beş Faktör Narsisizm Ölçeği-Kısa Form kullanılmıştır. Çalışmadan elde edilen verilerin test edilmesi amacıyla bağımsız örneklemler t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), korelasyon analizi ve çoklu doğrusal regresyon analizi yapılmıştır. Araştırma sonuçları incelendiğinde, fiziksel istismar, fiziksel ihmal ve cinsel istismarın cinsiyet ve eğitim düzeyine göre farklılaştığı bulunmuştur. Bağlanma stillerinin cinsiyete göre anlamlı şekilde farklılaşmadığı ancak eğitim düzeyine göre farklılaştığı görülmüştür. Kırılgan narsisizmin cinsiyete göre farklılaşmadığı ancak büyüklenmeci narsisizmin cinsiyete göre farklılaştığı ve narsisizmin eğitim düzeyine göre farklılaşmadığı görülmüştür. Yapılan korelasyon analizi sonuçlarına göre güvenli bağlanmanın fiziksel ve duygusal istismar ile negatif yönlü, duygusal ihmal ile pozitif yönlü bir ilişki görülmüştür. Kaygılı bağlanmanın fiziksel istismar ve duygusal ihmal ile negatif yönlü, duygusal istismar ile pozitif yönlü ilişkisi olduğu görülmüştür. Kaçınan bağlanmanın fiziksel istismar ve duygusal ihmal ile negatif yönlü, duygusal istismar ile pozitif yönlü bir ilişkisi olduğu görülmüştür. Kırılgan narsisizmin cinsel, fiziksel ve duygusal istismar ile pozitif yönlü bir ilişkisi olduğu görülmüştür. Büyüklenmeci narsisizmin fiziksel ve duygusal istismar ile pozitif yönlü bir ilişkisi olduğu, fiziksel ihmal ile negatif yönlü bir ilişkisi olduğu görülmüştür. Narsisizmin bağlanma stilleri ile bir ilişkisi olmadığı görülmüştür. Regresyon analizi sonuçlarına göre çocukluk çağı travmaları kırılgan narsisizmi anlamlı şekilde yordamaktadır. Çocukluk çağı travmaları ve bağlanma stilleri ile büyüklenmeci narsisizmi anlamlı şekilde yordamaktadır. Araştırmadan elde edilen sonuçlar, alanyazın ışığında tartışılmış olup, gelecekte araştırmalar için önerilerde bulunulmuştur.
Romantik ilişkilerde akılcı olmayan inançlar kıskançlık ve duygusal manipülasyonun depresyon düzeyini yordamadaki rolünün incelenmesi
Bu araştırmanın temel amacı romantik ilişkisi olan bireylerin akılcı olmayan inançlar, kıskançlık ve duygusal manipülasyonlarının depresyon düzeyini yordamadaki rollerini incelemek ve çeşitli demografik değişkenlerin akılcı olmayan inançlar, kıskançlık, duygusal manipülasyon ve depresyon üzerindeki etkisini belirlemektir. Mevcut araştırmaya Türkiye'nin çeşitli yerlerinde romantik ilişki yaşayan 226 kadın, 180 erkek olmak üzere toplamda 406 kişi katılmıştır. Araştırmada akılcı olmayan inançları belirlemek amacıyla "Romantik İlişkilerde Akılcı Olmayan İnançlar Ölçeği", kıskançlık düzeyini belirlemek için "Romantik Kıskançlık Ölçeği" alt boyutu ''Kıskançlık Tetikleyicileri'', duygusal manipülasyon düzeyini belirlemek için "Duygusal Manipülasyon Ölçeği", depresyon düzeyini belirlemek için ''Beck Depresyon Envanteri'' ve demografik değişkenleri elde etmek amacıyla "Demografik Bilgi Formu" kullanılmıştır. Akılcı olmayan inançlar, kıskançlık, duygusal manipülasyon ve depresyon arasındaki gruplar arası anlamlı farklılıkların belirlenmesi için Welch'in bağımsız gruplar t-testi ve Welch'in tek yönlü varyans analizi yapılmıştır. Akılcı olmayan inançlar, kıskançlık, duygusal manipülasyon ve depresyon arasındaki ilişkinin belirlenmesi için Pearson korelasyon analizi uygulanmıştır. Ayrıca akılcı olmayan inançlar, kıskançlık ve duygusal manipülasyonun depresyon düzeyini hangi düzeyde yordadığını belirlemek amacıyla Çoklu doğrusal regresyon analizi yapılmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre akılcı olmayan inançlar ile kıskançlık arasında pozitif anlamlı ilişki olduğu bulunmuştur. Akılcı olmayan inançlar ile depresyon arasında farklı düşünmek, cinsiyet farklılıkları, fiziksel yakınlık, sosyal zaman kullanımı alt boyutlarında pozitif anlamlı ilişki olduğu bulunmuştur. Bunun yanı sıra akılcı olmayan inançlar ile duygusal manipülasyon arasında zihin okuma ve aşırı beklentiler alt boyutları dışında anlamlı ilişki bulunamamıştır. Kıskançlık ile duygusal manipülasyonun anlamlı pozitif bir ilişkisi olduğu görülürken kıskançlık ile depresyon arasında anlamlı ilişki bulunamamıştır. Ayrıca duygusal manipülasyon ile depresyon arasında anlamlı ilişki bulunamamıştır. Akılcı olmayan inançlardan fiziksel yakınlık ve sosyal zaman kullanımı depresyonu pozitif anlamlı yordarken, aşırı beklentiler depresyonu negatif anlamlı yordamıştır. Akılcı olmayan inançlardan farklı düşünmek, zihin okuma ve cinsiyet farklılıkları depresyonu anlamlı yordamamıştır. Kıskançlık depresyonu pozitif anlamlı olarak yordarken, duygusal manipülasyon depresyonu anlamlı olarak yordamamıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular literatür eşliğinde tartışılmış ve ortaya çıkan sonuçlar doğrultusunda öneriler getirilmiştir. Anahtar Sözcükler: Romantik İlişkiler, Akılcı Olmayan İnançlar, Kıskançlık, Duygusal Manipülasyon, Depresyon
Kent hakkı ve toplumsal cinsiyet ilişkisi: Bingöl'deki kadınların kent hakkı talepleri
Kentsel mekan; en temel anlamıyla kent içerisindeki bireylerden oluşan ve kentsel olayların gerçekleştiği mekanları kapsamaktadır. Kent nüfusunun kır nüfusunu aşması ile hızlanan kentleşme süreci bu sürece katılan ve rol alan herkesin kentsel mekan üzerinde bir hak talep etmesine ve kent hakkı kavramının ortaya çıkmasına neden olmuştur. İlk kez Henri Lefebvre tarafından ortaya atılan "Kent hakkı" kavramı, bireylerin kentsel mekanı eşit ve etkin bir biçimde kullanmaları ve aynı zamanda bu kentsel mekana katılımlarını ifade etmektedir. Kent hakkı, adalet üzerine kurulmuş temel bir haktır. Kent hakkı, ona ulaşamamış olanların ve ondan yoksun kalanların temel hakkıdır. Kadınların kentlerle olan ilişkisi birtakım dışlanma ve eşitsizlik deneyimi içerir. Kentsel yapı içerisinde kadınlar toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinden dolayı erkekler ile eşit bir biçimde kentlerde var olamamakta kent haklarından yoksun kalmaktadır. Bu çalışmanın amacı kent hakkı ve toplumsal cinsiyet ilişkisinin değerlendirilmesi ve Bingöl'deki kadınların kentten beklentileri analiz edilerek kent hakkı taleplerinin belirlenmek istenilmesidir. Bu çalışmada kent hakkı kavramı, feminist bir yaklaşımla, Bingöl'deki kadınların kentsel mekandaki kent hakkı talepleri ve beklentileri sosyal adaletin eşitlik ilkesi üzerinden incelenmiştir.
Annesi çalışan ve çalışmayan okul öncesi dönem çocuklarının anksiyete, depresyon ve sosyal beceri düzeylerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, annesi çalışan ve çalışmayan okul öncesi dönem çocuklarının anksiyete, depresyon ve sosyal beceri düzeylerini incelemektir. Araştırmanın örneklemi, Muş il merkezinde oturan 4-6 yaş arasındaki okul öncesi dönem çocuklarından oluşmaktadır. Araştırma 261 (%80.3) anne, 64 (%19.7) baba olmak üzere 325 ebeveyn ile yürütülmüştür. Katılımcılara, Çocuklarda Anksiyete ve Derpesyon Ölçeği (ÇADÖ-Y), Sosyal Becerileri Değerlendirme Ölçeği (SBDÖ) ve Aile Bilgi Formu uygulanmıştır. Çocukların anksiyete, depresyon ve sosyal beceri düzeylerinin demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığını incelemek amacıyla ikili karşılaştırmalarda t-testi (Mann-Withney U test), çoklu karşılaştırmalarda ise varyans analizi (Kruskal Wallis-H test) ve korelasyon testi (Spearman Correlation Test) yapılmıştır. Araştırma sonuçları, annenin çalışma durumu ile çocukların obsesif kompulsif bozukluk ve kendini kontrol etme becerileri arasında bir ilişki olduğunu göstermiştir. Algılanan ekonomik durum ve çocukların gün içinde teknolojik aletlerle geçirdikleri süre değişkenleri ile anksiyete, depresyon ve sosyal beceriler arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Bunların yanında; ebeveyn eğitim düzeyi ve meslek değişkenleriyle obsesif kompulsif bozukluk, yaygın anksiyete, kendini kontrol etme ve dinleme becerileri arasında anlamlı bir ilişki bulunurken; ailenin yapısı, akrabalık bağı ve çocukla geçirilen süre değişkenleri ile anksiyete, depresyon ve sosyal beceri düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Son olarak, çocukların sosyal becerileri arttıkça anksiyete ve depresyon düzeylerinin azaldığı sonucuna ulaşılmıştır. Çalışma neticesinde elde edilen sonuçlar, lüteratür ışığında tartışılarak gerekli sonuç ve öneriler sunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Çalışan Anne, Okul Öncesi Dönem, Anksiyete, Depresyon, Sosyal Beceri
Farklı engel gruplarına sahip çocukların anneleri ile normal gelişim gösteren çocukların annelerinin duygu düzenleme, aile içi uyum ve tükenmişlik düzeyi açısından karşılaştırılması
Bu araştırmanın temel amacı, özel gereksinimli çocuğa sahip olan annelerin aile içi uyum, tükenmişlik düzeyleri ve bilişsel duygu düzenleme arasındaki ilişkileri incelemektir. Araştırmacın ulaşabildiği ve araştırmaya katılmayı kabul eden Elazığ'da yaşayan yaşları 0-25 arasında değişen otizm, down sendromu, özgül öğrenme, dil ve konuşma güçlüğü, bedensel veya zihinsel engelli tanılı çocuğa sahip 180 anne ile yaşları 0-15 arasında değişen normal gelişim gösteren çocuğa sahip 30 anne araştırmanın örneklemini oluşturmaktadır. Katılımcılara Demografik Bilgi Formu, Aile Uyumu Ölçeği, Maslach Tükenmişlik Ölçeği ve Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmada aile içi uyumun ve tükenmişlik düzeyinin demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığını incelemek amacıyla bağımsız örneklemler t testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) yapılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkilerin tespit edilmesi için Pearson korelasyon analizi yapılmıştır. Aile içi uyumu yordayan değişkenleri saptamak amacıyla hiyerarşik regresyon analizi yöntemi kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, annelerin özel gereksinimli çocuğa sahip olmanın ve çocuğun tanı türünün aile içi uyum ve tükenmişlik düzeyinde anlamlı bir farklılık oluşturmadığı belirlenmiştir. Araştırmanın korelasyon analizi sonuçlarına göre, özel gereksinimli çocuğa sahip annelerin aile içi uyumu bilişsel duygu düzenleme ve tükenmişlik düzeyleri ile pozitif yönde ilişkilidir. Yapılan hiyerarşik regresyon analizi sonuçları; tükenmişliğin kişisel başarı alt boyutu ile bilişsel duygu düzenlemenin diğerlerini suçlama ve plana tekrar odaklanma alt boyutunun özel gereksinimli çocuğa sahip annelerin aile içi uyumunun anlamlı yordayıcıları olduğu saptanmıştır. Bulgular ilgili alanyazına göre tartışılmış, sonuç ve öneriler sunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Aile içi uyum, Tükenmişlik, Bilişsel duygu düzenleme, özel gereksinimlilik