Theses supervised by Gülriz Kozbe
10 theses · Batman University
Diyarbakır ve Şanlıurfa illerinde bulunan kiliseden camiye çevrilmiş yapılar
Mezopotamya ile Anadolu kültür ve geleneklerinin geçiş bölgeleri üzerinde yer alan illerimizden Diyarbakır ve Şanlıurfa’da çeşitli dönemlere ait birçok mimarı yapı bulunmaktadır. Bu iki şehrimizin merkez ve çevrelerinde Mitaniler, Mervaniler, İnanoğulları, Nisanoğulları, Eyyubiler, Abbasiler, Büyük Selçuklular, Anadolu Selçukluları, Akkoyunlular, Osmanlılar, Zengiler, Artuklular, İlhanlılar, Memlüklüler, Dulkadıroğulları, Safeviler ve Ermeniler gibi birçok büyük devlet ve uygarlıktan kalan taşınır ve taşınmaz kültür varlıkları mevcuttur. Bu devlet ve uygarlıklardan günümüze kalan yapılardan bazıları insanların ihtiyaçları, dini ideolojileri, yaşam felsefeleri, gelenek ve görenekleri basalınarak değişikliklere uğramışlardır. Bu değişiklikler günümüzde kimi yapılarda tamamı ile kendini göstermekteyken kimi yapılarda ise eski bir yapının üzerine inşa edilmiş ya da eski bir yapının başka bir yapıya dönüştürülmesi sonucu kendini göstermektedir. Biz ise yaptığımız araştırmada bu tür yapılara örnek oluşturabilecek taşınmaz kültür varlıklarımızdan kiliseden camiye dönüştürülen ve birçok medeniyetin, uygarlığın, devletin dini sembolü olmuş, dini inançlar açısından büyük bir önem arz eden Diyarbakır ve Şanlıurfa illerimizde bulunan altı camimizi ele alarak her an gelişmekte ve değişmekte olan dünya şartlarının yapılar üzerinde yarattığı değişimlere değinerek bu yapı türlerinin önemini öne çıkarmaktayız.
Şanlıurfa Kalesi 2020-2023 yılı kazılarında ele geçen bir grup tütün lülesi
Lüle, tütün ve benzeri maddelerin içine doldurulup fincan gibi ağzı açık ve yan tarafında deliği bulunan içim aletidir. 17. yüzyılın başında tütün ekiminin Osmanlı topraklarında başlamasıyla lüle vasıtasıyla tütün kahve ile bir arada tüketilmiştir. Çalışmasını tamamladığımız tezde, 2020 yılında Prof. Dr. Gülriz KOZBE tarafından başlatılan Şanlıurfa Kalesi kazılarında çıkarılan bir grup tütün lülesi ele alınmıştır. Kazı çalışmaları halen devam etmekte olup araştırmamız 2020- 2023 yılları arasında ele geçen tütün lüleleri ile sınırlandırılmıştır. Şanlıurfa Kalesi lülelerin tamamı halk tipi lülelerden oluşmaktadır. Çıkarılan 249 adet lüleden parça halde ve tama yakın olanlardan 50 adet lüle çalışmamıza alınmıştır. Lüleler çanak biçimlerine göre basık yuvarlak çanaklı, yuvarlak çanaklı, silindir çanaklı, karinalı çanaklı ve disk çanaklı lüleler olmak üzere beş tip belirlenmiştir. Tütünün Osmanlı’da yaygınlaşması ile tütün içimi için lüle yapımına başlanmış ve atölyeler kurulmuştur. Ancak elimizdeki lülelerin birçoğunda tarih ve usta mührü olmadığı için kesin tarih verilememektedir. Bununla birlikte Şanlıurfa Kalesi lüleleri, hamur rengi, tip ve form özellikleri nedeniyle 17. yüzyıl ile 19. yüzyıl arasına tarihlenmektedir.
Diyarbakır, Şanlıurfa ve Gaziantep geleneksel Osmanlı Dönemi çarşı örnekleri ışığında Osmanlı Dönemi ticaret anlayışı
Han, Kervansaray, Arasta, Bedesten ve Çarşı yapıları Osmanlıların tarihi ticaret mekânlarındandır. Osmanlılar ticareti ilk dönemlerde çok önemsemeseler de Sultan II. Bayezid'in Akdeniz Bölgesi'nde ticaret için önemli limanların olduğu Antalya ve Alanya'yı ele geçirmesiyle beraber bu durum değişim göstermiş ve Osmanlılar artık ticari alanda varlık göstermeye başlardı. 16. yüzyıla gelindiğinde ticaret yolları üzerinde kurulmuş olması ve önemli noktaları ele geçirmesiyle beraber ticaretteki üstünlükleri gözle görülür bir seviyede artış göstermiştir. Şehre gelen tüccarların ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri, mallarını güvenle saklayıp istirahat edebilecekleri ve hayvanların dinlenebilmeleri için menzil noktalarına hanlar ve kervansaraylar inşa edilmiştir. Kervansaraylar ilk yapıldığı zamanlar da savaşlar için kullanılırdı ama zamanla ticaret için kullanılmaya da başlanılmıştı. Osmanlı hükümdarları fethettikleri bölgelere yaptıkları ilk icraatları camiler yapmak ve esnaf-ahi (Ahilik) teşkilatlarının temeli olan Lonca Teşkilatlarını kurarak halkını yerleştirip kendi kültürlerini ve dinlerini yayabilmek olmuştur. Bu durum Osmanlıların hoşgörü politikası olarak bilinir ve farklı dinlere mensup insanlarla sorunsuz bir arada yaşamalarının sebebi olarak gösterilebilir. Bu tez çalışmasında Diyarbakır, Şanlıurfa ve Gaziantep kentlerinde bulunan Diyarbakır Kuyumcular Çarşısı, Gaziantep Bakırcılar Çarşısı, Şanlıurfa Bakırcılar Çarşısı ve Şanlıurfa Ayakkabıcılar Çarşısı örnekleri incelenmiştir. Çalışmanın amacı bu çarşıların mimari özelliklerini sunmak ve bu örnekler üzerinden Osmanlı Devleti'nin ticaret anlayışını aktarmaktır.
Tire Necippaşa Kütüphanesinin teşhir ve tanziminin kültürel miras açısından değerlendirilmesi
Bu yüksek lisans tezinde İzmir ilinin Tire ilçesinde bulunan Necippaşa Kütüphanesi’nin işlevini sürdürebilmesi için hizmet politikalarını genişletip turizme kazandırılması üzerinde durulmaktadır. Zengin kültürel mirasa sahip olan bu kütüphane geçmişten günümüze bilgiyi aktaran bir köprü görevi üstlenmektedir. Ancak, kütüphanedeki kitap koleksiyonları genellikle Arapça, Farsça ve Osmanlı Türkçesi ile yazılmış nadir yazma ve eski harfli matbu kitaplardan oluşmaktadır. 1928’deki harf devriminden sonra, kütüphanenin hedef kitlesi daralmış olmasına rağmen günümüze kadar varlığını sürdürmeyi başarmıştır. Günümüzde dijital kütüphanecilik alanındaki gelişmeler ve kütüphanedeki kitapların nadir eser yönergesine uygun olarak araştırmacılara çevrimiçi hizmet sunmaya başlaması ile tarihi kütüphane binasının bir kitap deposuna dönüşmesi ihtimaline neden olmuştur. Ancak, bu durumun değiştirilmesi ve doğru bir şekilde planlanmasıyla müze kütüphane konsepti ile turizm yönü bir araya getirilebilir. Kütüphanenin turizme kazandırılmasındaki rolü, kültürel mirasın koruması ve sürdürülebilirliği açısından gelecek nesillerin farkındalığının artırılmasında büyük önem taşımaktadır. Bu tez, Necippaşa Kütüphanesi’nin kültürel mirasının korunması, tanıtımı ve sürdürülebilirliğinde ziyaretçilerin rolünü ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır.
Jeomorfolojik bulgular ışığında Diyarbakır Havzası’nın (Diyarbakır) holosen jeoarkeolojisi
Yerleşimler ve doğal çevre arasındaki ilişkiler ve etkileşimler açısından bu çalışmada, Ambar Çayı’nın yukarı kısmı ve çevresini (Dicle Nehri’nin kuzeyini ve Diyarbakır-Batman arasında uzanan platoları) ilgilendirmektedir. Yaklaşımımız, özellikle topografya ve coğrafi uygunluğu açısından çevresine kıyasla elverişli yaşam alanları ve kaynakları üreten jeomorfolojik süreçlere ve diğer olası faktörlere odaklanmaktadır. Yerleşim için oldukça elverişli olan havza tabanında meydana gelen doğal çevre değişmeleri, arkeolojik yerleşimleri etkilemiştir. Arkeolojik alanlardaki geçmişe ait coğrafi ortam özellikleri ve buradaki yerleşimlerin tercih nedenleri disiplinler arası bir yaklaşımla irdelenmiştir. Bu çalışma, Ambar Çayı vadi sisteminde incelenen yerleşmelerin tarihine ve kaderine katkıda bulunan faktörler olarak Coğrafya (fiziki ve beşerî), Holosen iklimi ve çevreye dayalı ek yaklaşımları ve bilimleri arkeolojik araştırmalara mümkün olduğunca entegre etmek amacıyla disiplinler arası bir yaklaşımın uygulandığı Diyarbakır Havzası’ndaki çalışmalardan biridir. Ambar Çayı, Dicle’nin sol bankında Diyarbakır Havzası’ndaki önemli kollarından biri olduğundan, yaklaşımımız fiziki coğrafya bağlamının yanı sıra jeoarkeoloji-paleocoğrafya özelliklerinin incelenmesine dayanacaktır. Buna göre, Diyarbakır Havzası’nın rölyefleri, jeolojik yapısı, fasiyes değişimleri, yani tortul çökeller ve nehir malzemesi çökelleri, jeomorfolojik özellikleri, teras yapıları ve tektonizmasının arkeolojik yerleşimlerle ilişkileri ele alınmakta ve incelenmektedir. Dicle Nehri ve kolları, Fırat Havzası ile Mezopotamya’ya karakterini veren iki nehir sisteminden biridir. Dicle, Güneydoğu Toroslar’ın bir bölümünü oluşturan yüksek rölyefleri drene ettikten sonra Diyarbakır Havzası’nı bir uçtan diğerine kat eder. Bu havza içinde birçok kaynak ve akarsu, yeryüzünde yaşamın ilk koşulları olan su ve çevredeki kaynakları ile barınma olanağı sağlar. Dicle Nehri’nin sol bankında Diyarbakır Havzası’ndaki tüm kolları, yüksek platolara ve güneydeki alçak platolara bağlanan doğal geçitler ve güzergahlar sağlar. Ayrıca, Doğu Akdeniz ve Ortadoğu (İran) atmosferik sirkülasyonlarından gelen hava kütlelerine bakan dağ sıralarının oluşturduğu Diyarbakır Havzası’nın kuzey kesiminin orografik organizasyonu, su kaynaklarının yanı sıra zengin çevresel sistemleri (hayvanlar, bitkiler, saha etkileri) destekleyen koşullar sağlar. Bu koşullar insan nüfusunu da cezbetmiştir. Bu rölyef ve buna bağlı iklimsel bağlamlar avcılık, toplayıcılık, yerleşik hayata geçme, çevreyi ehlileştirme ve değiş tokuş için gerçekten de avantajlar üretmiştir. Buna ek olarak, bölgesel durum yerleşim açısından en önemli avantaj olmakla birlikte, Ambar Çayı vadisi, avcı-toplayıcı gruplardan yerleşik topluluklara kültürel geçiş sürecinin (i) yerleşim yerlerinin (ii) kuzeydeki orojenik kuşakta kolayca bulunabilen bazı petrografik (obsidiyen) ve mineral (çoğunlukla bakır) kaynaklara son derece yakın olmasından ve (iii) dağlık kuşakta orman ve zengin ot alanlarının (avlanmak, odun toplamak vb. için) yakınlığından da yararlandığı açıktır. 1990’larda başlayan GAP Projesi çerçevesinde Fırat Nehri üzerindeki birkaç barajın ve kolları üzerindeki diğer barajların tamamlanmasının ardından (Fırat üzerindeki son baraj 2002 yılında Türkiye-Suriye sınırındaki Karkamış'ta açılmıştır), 2018 yılında Türkiye-Suriye sınırına yakın Dicle üzerinde devasa olan bir baraj daha (Ilısu’da) tamamlanmıştır. Fırat’ta olduğu gibi Dicle’nin barajlaştırılması projesi de Güneydoğu Toroslar ve onun doğu uzantısı olan ana kollar üzerindeki barajları kapsıyor. Ambar’daki baraj projesi de bu çerçevede sulama amaçlı yapılmıştır. Ambar baraj suları altında kalacak olan 3 arkeolojik yerleşimde kurtarma kazıları 2018 yılında başlamıştır. 2020 yılında, jeoarkeolojik araştırmalarına başlanması: ilk olarak, (i) Ambar Çayı’nın Kenar Kıvrımlardan, Diyarbakır Havzası’na döküldüğü vadinin güneyindeki bu üç (Ambar Höyük, Gre Fılla ve Kendale Hecala) yakın lokaliteye yerleşmek için Neolitik popülasyonların seçimine katkıda bulunmuş olabilecek coğrafi, jeomorfolojik ve jeolojik ortamların tanımlanması, (ii) gelişme (ve uzmanlaşma?), (iii) dönemsel olarak terk edilmelerine yol açmış olabilecek nehir akış rejimiyle ilgili olası zorluklar ve (iv) nihai olarak terk edilmeleri irdelenmiştir. Arkeolojik stratigrafide kaydedilen bu tür olası olayları yeniden oluşturabilmek için, (i) bugünkü Ambar köyünün bulunduğu ve önemli bir Neolitik sit alanının da yer aldığı çok derin geçitlerin hemen güneyindeki Ambar’ın üst havzasından itibaren nehir boyunca topografyayı yeniden inşa etmek gerekmiştir, (ii) Ambar Çayı’nın, basamaklı ve gömülü teraslar sisteminden geçerek (Neolitik yerleşimin bulunduğu) Dicle vadisine yaklaştığı yere kadar, bu üç yerleşimle yakından ilişkili yerlerde (yukarıdan aşağıya doğru) bir dizi karot çalışması gerçekleştirdik: Ambar höyük, Gre Filla höyük ve Kendale Hecala höyük karotları. Sonuçlar, yerleşimlerin coğrafi bağlamını, yakın çevrelerinin jeomorfolojik karakterlerini, özellikle yeryüzü şekillerinin analizini ve bunların zaman içindeki evrimini, oluşum süreçlerini ve insan yaşamı üzerindeki etkilerini açıklığa kavuşturmaya olanak tanımaktadır. Elde ettiğimiz sonuçlar, arkeolojik kazılar ve projelerle bağlantılı olarak, havza ölçeğinden yerleşim yerine kadar jeomorfolojik bağlam ve evrimi üzerine de çalışmalar yapılmasının yararlılığının ve gerekliliğinin altını çizmektedir. Holosen Dönem’de Neolitik Çağ’da başlayan yerleşik hayatın coğrafi koşulları ve insan topluluklarını ne ölçüde etkilediği paleocoğrafya çalışmaları, karot örnekleme ve jeofizik çalışmalarla gün ışığına çıkarılabilir. Geçmiş döneme ait çevresel rekonstrüksiyonların anlaşılabilmesi için arkeolojinin coğrafya biliminden faydalanması büyük önem taşımaktadır.
Tillo tarihi mezarlık alanı konservasyon-restorasyon ve çevre düzenleme çalışmalarının inanç turizmine kazandırılması
Siirt ilinin altı ilçesinden biri olan ve şehir merkezine 9 km. uzaklıkta bulunan Tillo, kuzeyde Şirvan, güneyde Eruh, batıda Siirt Merkez ilçe ile komşudur. Bu tez, Tillo Tarihi Mezarlığı’nın inanç turizmine kazandırılması için alanda yapılan konservasyon-restorasyon ve çevre düzenleme çalışmasıdır. 2020 yılı kazı sezonu çalışması 2018 ve 2019 yıllarında eksik bırakılan çalışmaların devamı niteliğindedir. Öncelikle mezarlık alanında temizlik çalışması yapılmıştır. Alandaki devşirme taşlar yeniden numaralandırılmış; nitelikli devşirme taşlarının ait oldukları mezarların tespiti yapıldıktan sonra bu taşlar, restorasyon ilkeleri ve koruma kurulunun izni doğrultusunda yapılan restorasyon yöntemleri ile bir araya getirilerek sağlamlaştırılmıştır. Mezar taşlarında oluşan biyolojik (liken) ve kimyasal (kararma) bozulmaların temizliği, mekanik ve kimyasal yöntemlerle sağlanmıştır. Mezar taşlarında oluşan çatlaklar harçla kapatılmış, mezar taşında eksik olan kısımların dolgusu kireç taşı ve harçla sağlanmıştır. Ayrıca mezarlık alanda iç duvar yapılmış, set duvarın da derz dolgusu işlemi yapılmıştır. Mezarlık alanın 2020 yılında tamamlanan restorasyon çalışmalarına, 2021 yılındaki çevre düzenleme çalışmaları da eklenerek Tillo Tarihi Mezarlığı inanç turizmine kazandırılmıştır.
Urartu Krallığı’nda su kullanımı ve sulama sistemleri
MÖ 9. yüzyılın başlarında Urartu Krallığı, maden kaynaklarını başarılı bir şekilde kullanmayı başararak, mimari faaliyetler göstermişlerdir. Bu mimari faaliyetlerden biri de yaşamsal öneme sahip olan sulama sistemleridir. Urartular, her geçen gün artan nüfus ile birlikte baş gösteren beslenme sorununu çözmek için dağlık ve engebeli coğrafyasında kurak bölgelere su tedarik etmek için çözüm yolları aramışlardır. Bunun için kilometrelerce uzunlukta sulama kanalları inşa etmekle birlikte dağ eteklerine, doğal çöküntü alanlarının önlerini kapatarak suyun toplanmasını ve su sorununun olduğu dönemlerde, su sorunu yaşayan bölgelere su taşınmasını sağlayarak, söz konusu bölgelerde tarımsal faaliyetlerin oluşmasını sağlamışlardır. Sahip oldukları mühendislik becerileri sayesinde topografyayı iyi okuyan Urartular, inşa ettikleri su sistemlerinin nereye inşa edileceğini, nereye hizmet edeceği ve hizmet edeceği bölgeye ulaşmak için geçeceği güzergâhları en iyi şekilde araştırmışlardır. Yerleşim içinde drenaj sistemi, sarnıç ve su kuyuları inşa eden Urartular, yerleşim dışında da drenaj sistemine özen göstermiş ve bunun yanı sıra sulama kanalları, göletler, barajlar ve çeşmeler inşa etmişlerdir. Göstermiş oldukları kapsamlı planlama ile sulama sistemlerinin inşası, inşa sonrası kontrolleri, temizlik ve bakım çalışmaları ve koruması planlama çerçevesinde yürütülmüştür. İnşa ettikleri sulama faaliyetleri dışında suyun gücünden de yararlanan Urartular, günlük ihtiyaçlardan ve tarımsal faaliyetlerden hayvancılığa, ulaşım ve taşımacılık faaliyetlerine, ritüel amaçlı kullanımına dek çok çeşitli alanlarda sudan yararlanmışlardır
Körtik Tepe 2014-2016 kazılarında ele geçen bir grup sürtme taş alet
Ilısu Barajı ve HES Projesi kapsamında Körtik Tepe'de 2000-2018 yılları arasında yürütülen kazı çalışmaları ortaya çıkarılan sürtme taş eserlerin 2014-2016 yıllarına ait bir grup örneğin incelenmesi ve bu eserlerin kullanım amaçları hakkında, kaynaklar ışığında yeni bilgiler elde edilebilmektedir. Yaklaşık 12.000 yıllık tarihe sahip olan Körtik Tepe'de ortaya çıkarılan sürtme taş alet grubu üzerinde yapılacak, çalışmalarla Akeramik Neolitik Dönem'e ait yeni bilgiler sunulacaktır. İlk yerleşmelerden birisi olan Körtik Tepe, Neolitik Dönem yerleşim karakterini ve gelişimini algılama, sosyo-ekonomik dokusunu tanımlama işlenmemiş malzemede kavranan çevresel ilişkilerini sorgulama üzerine yoğunlaştırılan kazılarda elde edilen buluntular, genel itibariyle Anadolu'nun, özelde ise Güneydoğu Anadolu'nun Akeramik Neolitik Dönem'in tarihine yeni ışık kaynağı oluşturmaktadır. Avcı toplayıcı yaşam biçiminden yerleşik yaşam biçimine geçişle besin ekonomisinde meydana gelen değişimler, günlük yaşamda kullanılan araç gereçlerin değişimini de beraberinde getirmiştir. Bu değişim insanların gelişmişlik düzeyine ulaştığını, yaşam standartlarının arttığını göstermektedir. Paleolitik Dönem'de üretilen yontma taş aletlerinin yerini Körtik Tepe'de de bulunan daha nitelikli sürtme taş tekniğiyle yapılmış taş aletler almıştır.
Günümüzde interaktif müzecilik anlayışı
Kültürel mirasın korunması, geçmiş ile gelecek arasında köprü oluşturması, insanların kendi tarihleri, kültürleri ve etnik kökenleri ile duygusal bağ kurabilmelerine olanak sağlaması ve bu yönüyle farklı bakış açıları geliştirmelerine yardımcı olması müzeler aracılığıyla gerçekleştirilmektedir. Günümüzde müzelerde yaşanan değişmelerle sergileme anlayışı da artık toplumun ihtiyaç ve isteklerine göre şekillenmeye başlamıştır. Teknolojinin insan hayatına girmesi ile onu hayatlarının bir parçası haline getirmeleri artık teknolojinin müzelerde de kullanımını yaygınlaştırmıştır. Müzeler, 21. yy’da değişen ve gelişen çağa ayak uyduracak şekilde kullandığı amaç ve yöntemleri değiştirerek bilgisayar, iletişim ve etkileşim sağlayan teknolojileri hayatımızın bir parçası haline getirmektedir. Bugün teknoloji kullanımı ile müzelerdeki sergilemeler, vitrinler dışında insanların nesneler ile iletişime geçebildiği, nesnelere dokunabildiği, onları hissedebildiği ve etkileşim sağlayabildiği şekilde çeşitlenerek değişime uğramıştır. Müzelerde yer alan dokunmatik ekranlar, simülasyonlar, kiosklar, sanal ve artırılmış gerçeklik uygulamaları, hologramlar ve video mapping gibi pek çok farklı interaktif uygulama ile farklı sergileme anlayışına rastlanmaktadır. Müzelerde etkileşimi sağlayan en etkili yöntemlerden biri olan interaktif uygulamalar ve iletişim araçlarının kullanılması, günümüzde müzelere farklı bir açıdan yaklaşmamızı sağlamıştır. Bu çalışmada interaktif uygulamalarının müze ziyaretçileri üzerinde nasıl bir etki oluşturduğu ele alınmaktadır. Güneydoğu Anadolu Bölgesi müzelerinden Göbeklitepe Ziyaretçi Karşılama Merkezi, Mardin Müzesi ve Hasankeyf Müzesi olmak üzere üç adet müzenin çalışma kapsamına dahil edilmesi hedeflenmekle birlikte Hasankeyf Müzesi’nin pandemi sürecinde kapatılması sonucunda kota koyularak kolayda örneklem metodu ile anket formu sadece iki müzenin toplamda 100 ziyaretçisine uygulanmıştır. Araştırmada, T-testi ve ANOVA kullanılmış; gruplar arasında farklılıklar tespit edilmemiştir. Araştırmanın en temel çıktısı, interaktif uygulamaların hem günümüz müzeciliği; hem de müze ziyaretçileri üzerinde olumlu katkıları olduğudur.
Hasankeyf arkeopark alanına taşınan anıt eserler ve bunların yeniden turizme kazandırılması
Bu yüksek lisans tezi, Batman il sınırları içerisinde yer alan Hasankeyf’deki sekiz adet taşınmaz kültür varlığının korunması ve turizme kazandırılması üzerine odaklanmaktadır. Özellikle, söz konusu tarihi yerleşimindeki taşınmaz kültürel mirasın bir bölümünün Ilısu Barajı ve Hidroelektrik Santrali (HES) Projesi kapsamında su altında kalma riskiyle karşı karşıya kaldığı ve bu mirasın korunması ve taşınması için yapılan projeler değerlendirilerek Zeynel Bey Türbesi, Artuklu Hamamı, İmam Abdullah Zaviyesi, Kızlar Camii, Orta Kapı, Süleyman Han Camii ve Er Rızk Camii olarak bilinen taşınmaz kültür varlıklarının Arkeopark’a taşınması, korunması ve turizme kazandırılması ele alınmıştır. Bu bağlamda tezimizde tanıtılan metotlarla Hasankeyf Arkeopark Alanı’nın belgelenmesi ve turizm sektörüne kazandırılması sağlanmıştır. Sergileme alanlarının tasarımı, eserlerin doğal aydınlatmayla uyumlu bir şekilde sunulmasını sağlamış ve ziyaretçilerin eserlere rahatlıkla erişebilmesi için düzenlemeler yapılmıştır. Nitekim Hasankeyf Arkeopark Alanı'na taşınan anıt eserlerin korunması ve turizme kazandırılması, sadece Güneydoğu Anadolu Bölgesi için değil; ülkemiz kültürel mirası ve turizmi için de önem taşımaktadır.