Theses supervised by Prof. Dr. Ali Nazım Sözer
13 theses · Dokuz Eylül University
Türkiye iş kurumu faaliyetleri: Eskişehir ili örneğinde bir değerlendirme
Dünyada 1990'lu yıllardan itibaren etkisini göstermeye başlayan Küreselleşme Türkiye'yi de etkilemiş, ekonomik, sosyal ve yapısal birçok değişimin oluşmasına sebebiyet vermiştir. Bu değişimlerin en önemlilerinden birisi de işgücü piyasasında olmuştur. Değişen şartlara uyum sağlayabilmek için birçok kurum şekil değiştirmek zorunda kalmış, bunlardan da en önemlisi daha önceki adıyla İş ve İşçi Bulma Kurumu olan yeni ismiyle Türkiye İş Kurumu olmuştur.Bu çalışmada yeni kimlik yapısıyla Türkiye İş Kurumu'nun hangi alanlarda faaliyet gösterdiği, değişen ülke şartlarıyla ne kadar bütünleştiği ortaya konularak, mevzuata yönelik düzenlemelerin Eskişehir İli örnekleminde nasıl uygulandığı ortaya konulmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Türkiye İş Kurumu, İşe Yerleştirme, İşsizlik Sigortası, İşgücü Eğitimi
Hizmet akdine dayanan sosyal sigorta ilişkisinin dava yoluyla tespiti
İşverenin en önemli yükümlülüklerinden birisi sigortalıları Kuruma bildirmektir. Bu yükümlülük hem sigortalıya hem Kuruma karşıdır. Sosyal Sigortalar Kurumunun en önemli yükümlülüklerinden birisi de sigortalıların sigortalı olduklarını tespit etmek ve sigortalının haklarını korumaktır. Ancak sigorta primlerinin yüksek olmasının etkisiyle Kurumun denetim mekanizmasının iyi işlememesinden faydalanan çok sayıda işveren çalıştırdıkları sigortalıları Kuruma bildirme yükümlülüğüne uymamaktadır. Bunun sonucunda binlerce sigortalının Kuruma bildirimi yapılmadan çalıştırıldığına rastlanmaktadır.İş güvencesi hükümlerinin yeterince işlememesi sonucunda Kuruma bildirimi yapılmayan sigortalılar yıllarca bu duruma sessiz kalmaktadır. Bazıları ise kuruma bildirimlerinin yapılmadığını ya da bildirimlerin gerçeğe uygun olmadığını yıllarca fark etmemektedir. Bu kişiler hizmet ilişkisi sona erdikten sonra geçmiş dönemlere ait çalışmalarının tespiti için iş mahkemelerinde dava açmak zorunda kalmaktadır.Sosyal sigorta ilişkisinin dava yoluyla tespiti Türkiye'de mahkemeleri en çok meşgul eden dava türlerinden birisidir. Bu tezde sosyal sigorta ilişkisi çerçevesinde tarafların yükümlülükleri ve Kuruma bildirimi yapılmayan sigortalılar için hizmet tespiti yöntemleri birlikte incelenmiştir.Bu yöntemler içinde en sık kullanılan ve en etkili yöntem olan sosyal sigorta ilişkisinin dava yoluyla tespiti, yargı kararları ve öğretideki tartışmalar esas alınarak değerlendirilmiştir. Yargı kararları üzerinde yaptığımız incelemede çarpıcı olan nokta sosyal sigortaların temel niteliklerinden olan, zorunluluk, vazgeçilmezlik, devredilmezlik gibi özelliklerin bazı kararlarda göz ardı edilmesidir.Bu nedenle bu tür yargı kararlarının yeniden gözden geçirilmesi gerektiği kanaati oluşmuştur. Sosyal sigorta ilişkisini dava yoluyla tespit ettiren sigortalının dava sonucunda izlemesi gereken prosedür de ele alınmıştır. Zira sosyal sigorta edimlerinden yararlanmak için sadece tespit kararı almak yetmemekte bu tespit kararının Kurum tarafından işleme konulmasını ve prim tahsilatının gerçekleşmesini sağlamak da gerekmektedir.
Milli savunma sanayiinde yeniden yapılanma ve sosyal politikalara etkisi
Ülke güvenliğinin sağlanması için mevcut savunma sistem ve teçhizatında ithalat yoluyla sayısal üstünlük sağlamak yerine her türlü imkânı kullanarak, araştırma ve geliştirmeye dayalı savunma sanayinde milli tasarım ve üretim yeteneğinin kazanılması günümüzde daha önemli hale gelmiştir. Diğer ülkelerden izin almadan kullanılabilecek vurucu gücü yüksek, ileri teknolojiye dayalı savunma sistem ve teçhizatına sahip olmak, ülkelerin uzun vadeli ulusal stratejik çıkarlarına askeri, politik ve ekonomik yönden olumlu katkı sağlamaktadır.Milli savunma sanayini tesis etmenin ulusal politika ve stratejilerin uygulanmasındaki etkisi, kritik savunma sistemlerinde dışa bağımlılığın getirdiği tehlikeli riskleri azaltması, caydırıcılığa, teknolojik gelişmeye ve ulusal refaha katkısı savunma sanayisini geliştirmiş ülkeler tarafından çok iyi bilinmektedir. Söz konusu ülkeler incelendiğinde özellikle büyük ölçekli savunma harcamalarını kapsayan tedarik programlarının kendi ülkelerine en çok faydayı sağlayacak alanlarda teknolojik altyapıyı geliştirme, sanayileşme düzeyini yükseltme, iş gücü kalitesini arttırma, temel bilimlerde eğitim-öğretimi, uygulamalı bilimlerde ise araştırma ve geliştirme olanaklarını geliştirmek amacıyla kullanma gayreti içinde oldukları görülmektedir.Bu tez kapsamında savunma sanayisi gelişmiş ülkeler, milli savunma sanayinin genel durumu ile savunma ve sosyal politika harcamaları incelenmiştir. Daha sonra milli savunma sanayinde yeniden yapılanmaya ilişkin Milli Savunma Sanayi Politika ve Stratejisi belirlenmiştir. Son olarak belirlenen strateji kapsamında bir model önerisi ve önerilen modelin sosyal politikaya olumlu etkileri ortaya konulmuştur.
Azerbaycan'ın sosyal güvenlik sistemi
Tarih boyunca insanlar karşılaştıkları tehlikelerden korunma içgüdüsüyle değişik tedbirler almak zorunda kalmıştır. Yaşamın her aşamasında kendilerinin ve ailelerinin yüz-yüze kaldıkları problemleri aşmak için sorunları çözmek ve yaşamlarını güven altına almak amacıyla aşama-aşama yeni metotlar üretmişlerdir. Zamanla üretilen çözümler tarihi süreçte sosyal toplulukların tabi oldukları devletlerin yazılı kurallarıyla düzenlenerek kurumsallaşmıştır. Neticede günümüzde mevcut olan sosyal güvenlik kurumları ortaya çıkarmıştır. Ancak küreselleşme sürecinin de ortaya çıkarmış olduğu olgular ve ekonomik krizlerin de etkisiyle ülkelerde sosyal güvenlik sürekli tartışma konusu olmaktadır.Azerbaycan'da eski Sovyetler Birliğinin çöküşünden sonra bağımsızlığını kazanması ile ortaya çıkan sosyal sorunlar, yoksulluk oranının yükselişi ve sosyal yardıma muhtaç olan nüfus sayısının olağanüstü sayıda artması devleti halkın yaşamını olağan bir düzene kavuşturmak için tedbirler almaya yönlendirmiştir.17 Temmuz 2001 tarihli ?Azerbaycan Cumhuriyeti'nde Emeklilik Sistemi Reformu Konsepsiyası?nı değişim sürecinin başlangıcı olarak kabul etmek mümkündür. Ardından Ahalinin Emek ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın yürüttüğü görevlerin bir kısmını Sosyal Güvenlik Fonu'na devri yapılmıştır. Neticede sosyal sigorta kapsamında primli sistemin tek kurumda ve tek çatı altında Sosyal Güvenlik Fonu nezdinde birleştirilmesi gerçekleştirilmiştir. ?Devlet Sosyal Sigorta Sisteminde Bireysel Kayıt Hakkında Kanun? ?Unvanlı Devlet Sosyal Yardımı Hakkında Kanun?, ?Emeklilik Hakkında Kanun? ve ?Sosyal Muavenetler Hakkında Kanun?ların yürürlüğe girmesi ülkede sosyal güvenliğin sisteminin kurumsallaşma sürecini geliştirdi ve primli rejim ile primsiz rejim sistemlerinin ayrılması sağlandı.Dört bölümden oluşan çalışmanın ilk bölümünde sosyal güvenliğin temel kavramları ve sosyal güvenlik sistemleri ele alınmıştır. İkinci bölümde, ülkede sosyal güvenliğin tarihsel süreci, kurumsal yapısı, temel ilkeleri ve finansmanı alt başlıklar altında incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise, uzun vadeli sigorta dalları ve kısa vadeli sigorta dalları yasalar çerçevesinde açıklanmıştır. Nihayet dördüncü bölümde ülkede mevcut olan primsiz rejim ele alınarak sosyal yardım ve sosyal hizmet araçları incelenmiştir.
Milli savunma iş kolunda çalışma koşulları
Dünyada ve Türkiye'de savuma sanayi sektörünün önemi gün geçtikçe artmaktadır. Savunma sanayi, milli egemenliğin bir unsuru olarak bütün ülkelerde devletçe desteklenen, yönlendirilen ve denetlenen bir sektördür. Bu sektörün oluşturulmasındaki temel düşünce ekonomik ve politik özellikleri olan silah üretimini uluslararası ortamdan kaynaklanan olumsuz etkilerden uzak ve dışa bağımlı olmadan gerçekleştirmektir.Gelişmiş ülkeler, teknolojik ve ekonomik üstünlüklerini savunma sanayi sektörüne yansıtmakta ve ürettikleri modern silah sistemleri ile fiziki güç kapasitesi yüksek bir askeri gücü oluşturmaktadır. Çünkü, askeri güç milli güvenliğin ve uluslararası politik faaliyetlerin temel faktörüdür.Askeri güç ihtiyacı, ülkeleri savunma sanayine yönelten etkenlerin başında gelmektedir. Savunma sanayinin ürünü olan silah sistemleri, toplum ve ekonomik özellikleri olan bir mal olması, silah satışlarının karlılığı ve sağladığı ekonomik avantajlar, savunma sanayilerini kurma konusunda göstermektedirler.Savunma sanayini top yekun sanayiden, ülkelerin ekonomisinden, bilimsel araştırma potansiyelinden, iş gücünden, askeri ve stratejik ihtiyaç ve konseptlerinden ayrı düşünmek mümkün değildir. Dahası, savunma sanayi' inin, top yekun sanayiye nazaran belli bazı ayrıcalıkla, güvenceli ve kendine özgü vasıflarının bulunması gerekir. Çünkü, bu ürünlerin ekonomi veya kar sebebiyle hata kabul etmesi düşünülmez. Bunun doğal sonucu olarak ilk akla gelen özellikleri, ileri teknoloji, yüksek kalite, kapsamlı lojistik destek, iç pazarda tek müşteri, dış politik etkilere bağlı bir dış Pazar, büyük ve genellikle özel maksatlı yatırım, üst düzeyli güvenlik, gizlilik ve gerektiğinde pahalılık şeklinde gruplandırılabilir.İleri teknolojinin kullanıldığı robotik, bilgisayar destekli, ileri teknoloji düzeyli bir sanayi olarak da adlandırılabilecek savunma sanayinde dayanaklı ekonomik güç; bilgi, birikim, tecrübe ve en önemlisi yetişmiş iş gücüdür ki, yetişmiş iş gücünün etkin ve verimli çalışması için en önemli kavramlardan birisi de ?Çalışma Koşulları?nın uygunluğu ve iyileştirilmesidir.Çalışma koşulları kavramı birçok bilimsel araştırma ve eserde hemen hemen aynı öğelerden oluşan bir dizin içinde ifade edilmektedir. Sosyolojik ve psikolojik bir yaklaşımla, çalışma koşullarını, birçok yazar aynı merkezde ele almış, günümüzde çalışma hayatının en üst kuruluşu olan Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)'nün bir çok yayınında çalışma koşullarının; iş hukukunun sağladığı şartlar, sosyal yardımlar, iş sağlığı ve güvenliği, işyerine giriş çıkış usulleri, çalışma memnuniyeti ve verimliliği, iş yeri arkadaşlığı, yönetimle ilişkiler ile yönetime katkı ve iş kolu seçimi/değişiminden oluştuğu ifade edilmiştir.Çalışma koşullarının işveren ve işçi arasında değer bulduğu ve taahhüt boyutunda yer aldığı önemli belge Toplu İş Sözleşme(TİS)'leridir. Geçmişten günümüze kadar bağıtlanan TİS'lerinin önemli bir bölümünü, çalışma koşullarından daha çok tamamen ülke ekonomisinden kaynaklanan sebeplerle ücret yetersizlikleri gibi parasal konular üzerine oluşturmuştur.Milli Savunma İşkolu'nda işçi işveren ilişkilerinin çok uzun süredir çalışma barışı içinde sürdürüldüğünü söyleyebiliriz. Ancak, Milli Savunma İşkolu'nda dikkat çekici olması bakımından vurgulamamız gereken husus ve aynı zamanda diğer ülkelere göre ülkemizdeki en önemli farklılık ; uluslararası hiçbir sistemde böyle bir tarif veya kodlama kullanılmamasına rağmen Dünyada sadece Türkiye'nin kullandığı bir iş kolu olmasıdır. Bu iş kolunda yapılan işler ve meslekler nazara alınmamakta, sadece işverenin kim olduğu esas alınmaktadırTürkiye'de Milli Savunma İşkolu'nda çalışan 31.000'e yakın işçi, aile ve yakınları ile birlikte toplumumuzda büyük bir nüfusa sahiptir. Endüstri ilişkilerinde olumlar adımlar atılması, çalışma koşullarının ön yargısız bir şekilde gelişmesine bağlıdır. Çağdaş bir yaklaşımla, iş görenlerin makul bir ücret karşılığı sağlıklı bir ortamda çalışmaları, çalıştıkları işyerinde söz sahibi olmaları, kısacası işlerinden ve yaşamdan tatmin olmaları, o işyerinin verimliliği açısından çalışma koşullarının ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır.Bu önemden hareketle seçilen ve hazırlanan çalışmamızda, çalışma koşullarının iyileştirilmesi için tespitler yapılmış ve bu tespitlere dayalı değerlendirmeler ile öneriler belirlenmiştir.Anahtar Kelimeler: Savunma Sanayi, Silah Sistemleri, Çalışma Koşulları, İşveren, İşyerinin Verimliliği
İşletmelerin sorumluluğu: Sosyal politika ve sosyal sorumluluk kavramları ışığında bir değerlendirme
İşletmelerin sorumluluğu hem sosyal politika bilimini, hem de işletme bilimini ilgilendirmektedir. İşletmeler işletme biliminin merkezini oluşturmakta iken, sosyal politikanın süjelerinden sadece birini oluşturmaktadır. Ancak, paydaş kavramının ortaya çıkması her iki bilim dalını konu olarak birbirine yaklaştırmaktadır.Çalışmada sosyal politika ile işletmelerin sosyal sorumluluğu kavramlarının içerikleri birbirleri ile kıyaslanacak şekilde ele alınmıştır. ?Sorumluluğun Kaynağı Olarak Sosyal Politika? başlıklı Birinci Bölümde bu kıyası sağlamak üzere sosyal, sosyal sorun, sosyal dışlanma, ahlak, sosyal politika, sosyal korunma, sosyal devlet ve sosyal dünya kavramları ele alınmıştır. Daha sonra sosyal politikanın tarihçesi, araçları ve kapsamı (paydaşlar) konuları işlenmiştir.?Sorumluluğun Kaynağı Olarak Sosyal Sorumluluk? başlıklı İkinci Bölümde sosyal sorumluluk ile ilgili temel kavramlar olarak işletme, etik, sorumluluk incelenmiştir. Sonra, sosyal sorumluluğu tarihçesi, paydaşlar, sosyal sorumluluk modelleri, türleri ve araçları değerlendirilmiştir. ?Sosyal Politikaya ve Sosyal Sorumluğa İlişkin Standartlar (Belgeler)? başlıklı Üçüncü Bölüm işletmelerin sorumluluğunun içeriğini oluşturan uluslararası bazı kuruluşların çalışmalarına ilişkindir. Bu çalışmalar Birleşmiş Milletler, Uluslararası Çalışma Örgütü, Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü, Avrupa Konseyi, Dünya Ticaret Örgütü ve Avrupa Birliği ile bazı uluslararası sivil toplum kuruluşları tarafından kabul edilen belgelerdir.Çalışmanın Dördüncü Bölümünde ?Sosyal Sorumluluğa İlişkin Olarak Türk Sosyal Hukuk Düzeni'nin Sunduğu Olanaklar? başlığı altında stratejik ve hayırsever sosyal sorumluluğa ilişkin kanuni düzenlemeler açıklanmıştır. Mevzuatımızda kişi olarak ele alındığında özürlüler, genç ve kadın işçiler ile araştırmacılar için getirilmiş, onları koruyan ve çalışmalarını teşvik eden hükümler vardır. Bu hükümlerden yararlanmak işverene menfaat sağlamaktadır. Ayrıca, Kalkınma Ajansları ve İşkur'un bazı faaliyetleri işverenlere stratejik sosyal sorumluluk üstlenmek için olanak sağlamaktadır.Hayırsever sorumluluğun konusu oluşturan yoksulların, korunmaya muhtaç çocukların, gençlerin, kadınların, yaşlıların, özürlülerin ve diğer fertlerin korunması devletin yükümlülüğü altındadır. Sosyal devlete ait bu yükümlülük özel sektör tarafından paylaşılmaktadır. Bu paylaşma işletmelerin sosyal yardım ve hizmet sunan resmi kurumlarla ilişki kurarak, kendi vakıfları, sivil toplum kuruluşları vasıtasıyla veya doğrudan doğruya gerçekleştirilmektedir.Tezde sosyal politika ve işletmelerin sosyal sorumluluğu kavramları açıklığa kavuşturulup, içeriğini oluşturan uluslararası ve ulusal mevzuat açıklandıktan sonra, son (beşinci) bölümde iki şirketi konu alan nitel bir araştırma yapılmıştır. Bu araştırmada her iki şirketin sosyal sorumluluk anlayışı ve uygulamaları incelenmiştir.
Özel sağlık kurum ve kuruluşları personeli: İstihdamı ve sosyal güvenlikleri
Son yıllarda ülkemizdeki özel sağlık kurum ve kuruluşlarının sayısı gittikçe artmaktadır. Bu artışta sağlık ve sosyal güvenlik politikalarının önemli bir payı bulunmaktadır. Özellikle tedavi edici sağlık hizmetleri alanında hizmet veren özel sağlık kurumları olan özel hastaneler öne çıkarken, farklı tıbbi alanlarda olmak üzere çok sayıda da özel sağlık kuruluşu açılmaktadır. Özel hastaneler dışındaki özel sağlık kurum ve kuruluşlarının açılması ve işletilmeleri ise Yönetmeliklerle düzenlenmiştir. Buda birçok sorunu beraberinde getirmektedir.Özel sağlık kurum ve kuruluşlarında sağlık ve diğer personelin istihdamının ise diğer işyerlerinden farklı özellikleri bulunmaktadır. Bu farklılık, özel sektör tarafından üretilse bile sağlık hizmetinin bir kamu hizmeti sayılmasından kaynaklanmaktadır. Özel sağlık kurum ve kuruluşlarında istihdam edilecek olan personelin bazı niteliklere sahip olmaları, çalışma izinlerinin bulunması ve çalışma yasaklarının bulunmaması gibi şartlar aranmaktadır.Bazı sağlık personelinin kamu sektöründe çalışırken aynı anda özel sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışması yasal olarak mümkün olduğu gibi aynı anda birden fazla özel sağlık kurum ve kuruluşunda çalışması da olanaklıdır. Bu olanak sosyal sigorta ve genel sağlık sigortası uygulamasında bazı sorunları da beraberinde getirmektedir. Öte yandan sağlık hizmetlerinin kendine has özellikleri bulunmaktadır. Bu ise Sağlık Bakanlığı tarafından özel sağlık kurum ve kuruluşları için personel alt yapı standartları tespit etmesi sonucunu doğurmaktadır. Öyle ki, sağlık hizmetinin özelliklerinden dolayı, atılda kalsalar belirlenen sayı ve nitelikte sağlık personelinin özel sağlık kurum ve kuruluşlarında bulundurulması gerekmektedir. Bu da bazı sosyal sigorta yükümlülüklerine sebep olmaktadır.Anahtar Kelimeler: 1) Sağlık hizmetleri, 2) Özel sağlık kurum ve kuruluşları, 3) Sağlık personeli, 4) Sosyal sigorta, 5) Genel sağlık sigortası
Sosyal güvenlik sistemi açısından kayıtdışı istihdam ile mücadelede destek primi uygulamasının etkisi
İnsanlık, tarihin her döneminde kendini fakirlik, hastalık, muhtaçlık, kaza ve benzeri risklere karşı koruma ihtiyacı duymuş ve bu risklerin zararlarını telafi ve tazmin etmeye yönelik çeşitli metodlar geliştirmiştir. Bu bağlamda, Sosyal Güvenlik, gelişen ekonomik, sosyal ve siyasi faktörlere bağlı olarak çağdaş uygarlığın bir simgesi olmuş ve içinde yaşadığımız çağı bir sosyal güvenlik çağı yapmıştır. Sosyal güvenlik, sosyal devlet, sosyal adalet ve sosyal hukuk ilke ve kurumlarının uygulamaya geçirilmesinde en önemli araçlardan biridir.Bugün, siyasi rejimi ve ekonomik sistemi ne olursa olsun, en gelişmişinden en geri kalmışına kadar bütün ülkeler, yeterli ve yetersiz, ancak, mutlaka var olan kurumsal bir sosyal güvenlik sistemine sahiptir. Türkiye'de de prim esasına dayalı olarak sosyal güvenlik hizmeti sağlayan sosyal güvenlik kuruluşu bulunmaktadır. Fakat bu kuruluşun çeşitli sorunları bulunmaktadır. En büyük sorunu ise mali açıktır. Kayıtdışı istihdam ise bu mali açıkların artışını etkileyen en büyük faktördür.
Genel sağlık sigortası kapsamında aile hekimliği: Hukukî bir değerlendirme
Son yıllarda ekonomik, sosyolojik ve politik bir olgu olarak algılanan sağlık, bütün ülkelerde çözülmesi öncelik kazanmış bir konudur. Sağlık ve sosyal güvenlik politikaları çözüme ulaşmada önemli bir paya sahiptir. Bu hususta birinci basamak sağlık hizmetlerinin sunumunda özellikle aile hekimlerinin hizmet vermesini yaygınlaştırmak öncelikli konudur.T.C. Hükümet programında ve acil eylem planında yakın zamanda yer almış olan ve genel sağlık sigortasının birinci basamağını oluşturacak `Aile Hekimliğine hazırlık olmak üzere, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu çıkarılmadan önce, 2004 yılında Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Kanunu çıkarılmıştır. Ancak, aile hekimliği uygulamalarına geçilen illerde, mevcut durumdaki hekim sayısının yetersizliği nedeniyle, sevk zinciri uygulaması ertelenmektedir. Ayrıca, Sağlık Bakanlığı'nca sözleşmeli olarak veya görevlendirmek suretiyle istihdam edilecek olan aile hekimlerinin statüleri idare hukuku kapsamında incelendiğinde, hukukî güvencelerinin de sağlanmış olduğu görülecektir.
Sosyal Sigortalar Hukukunda kadın: 506 ve 5510 sayılı kanunlar bakımından değerlendirme
Sosyal devlet ilkesinin gereği olan ve her bireyin toplumun bir üyesi olarak karşılaştığı risklere karşı toplumdan talep hakkı olarak tanımlanan sosyal güvenlik Anayasaca devlet tarafından koruma altına alınmıştır. Devlet sosyal güvenliği sağlamak için teşkilat kurarak, gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür. Çalışanlar ve onların aile bireyleri için sosyal güvenlik devletçe organize edilmiş olan sosyal sigortalar sistemi tarafından sağlanmaktadır. Sosyal sigortalar hukuki yapısı itibariyle, aileyle ve bireylerin aile içindeki hukuki statülerini dikkate alarak onların sosyal sigortalar sistemiyle olan ilişkisiyle ilgilenmektedir. Aile temel alındığında bireylerin sosyal sigorta hukukuyla olan ilişkisi doğrudan ya da dolaylı olmaktadır.Çalışmanın konusunu oluşturan kadınların sosyal sigortalar hukukundaki durumlarını, kadını tek başına birey olarak ele alıp inceleyebilmek mümkün değildir. Kadınlar, aile içindeki hukuki statüleri dikkate alındığında sosyal sigortalar sistemiyle doğrudan ya da dolaylı bir ilişki içinde bulunmaktadırlar. Kadın birey olarak, bağımlı çalıştığında sistemle doğrudan (asli) bir ilişki içinde iken, aile içinde bulunduğu eş, kız çocuk ve ana rolleriyle asli sigortalı aile bireyi üzerinden sosyal sigortalar sistemiyle dolaylı (bağlı) bir ilişki kurmaktadır. Eş olarak kadın için asli sigortalı olan kişi kocası, kız çocuk için ebeveyni, ana için ise çocuğudur. Önemli olan her ne şekilde olursa olsun kadınların karşılaşabilecekleri sosyal risklere karşı korunmasının sağlanmasıdır.Çalışmanın, başlangıç tarihinden yazımının tamamlanmasına kadar geçen süreçte, gerek Türk Sosyal Sigortalar Hukukunda gerekse Türk Sosyal Güvenlik Sisteminde köklü değişiklikler olmuştur. Tez konusunu oluşturan bağımlı çalışan kadınlara ilişkin 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu yürürlükten kalkmış, yerini 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa bırakmıştır. Bu çalışmada, kadınların, asli ya da bağlı sigortalı olarak sosyal sigortalar hukukundaki durumları her iki kanun açısından incelenerek, sahip oldukları hak ve yükümlülükler değerlendirilmiştir.
Özel sağlık işletmelerinde iş sağlığı ve güvenliği
Günümüzün üretim teknolojilerinde meydana gelen köklü değişiklikler bir taraftan üretim araçlarını artırmış, diğer taraftan sağlık ve güvenlikle ilgili farklı sorunların oluşmasına yol açmıştır. İş kazaları ve meslek hastalıklarının ve güvensiz çalışma ortamının neden olduğu ekonomik ve sosyal kayıpları bertaraf etme gayreti, çalışan ve bakmakla yükümlü oldukları açısından ne kadar insani bir yaklaşım ise, kıyasıya bir rekabetin yaşandığı çalışma yaşamındaki işveren için de o kadar ekonomik bir yaklaşımdır. Çalışanların sağlıklı ve güvenli bir ortamda çalışmasının önündeki engeller, günümüzün modern insan kaynakları yönetiminin en önemli sorunlarından birisi olmaya devam etmektedir. İş kazaları ve meslek hastalıklarının önlenmesinde İSG önlemlerinin büyük etkisi bulunmaktadır. Gerçekten de iş sağlığı ve güvenliği kavramı günümüzde dar anlamda işçi sağlığının korunmasının ötesine geçmiştir. Sağlık çalışanları bir taraftan sağlığını kaybetmiş ya da sağlığından şüphe edenlere hizmet verirken, bir taraftan da hizmetin özelliğinden kaynaklanan birçok risk ve tehlikeye maruz kalmaktadır. Bu yönü ile tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de sağlık işletmeleri sağlık ve güvenlik açısından en riskli işletmeler kategorisinde sıralanmaktadır. Başka bir ifade ile sağlık işletmelerinde meydana gelen iş kazaları ve meslek hastalıkları sonuçları itibariyle diğer sektörlerdeki iş kazası ve meslek hastalıklarına göre daha ölümcül sonuçlar doğurmaktadır. Genel olarak çalışma yaşamının tüm alanlarında, özelde de sağlık işletmelerinde çalışanların iş sağlığı ve güvenliğinin (İSG) sağlanmasında Devletin, işverenin ve çalışanların yükümlülükleri bulunmaktadır. Bu nedenle araştırmada, ?sağlık işletmelerinde çalışanlar devletin, işverenin ve kendilerinin İSG konusundaki yükümlülükleri ne ölçüde yerine getirmektedir? sorusuna yanıt aranmıştır. Araştırma sorusunun muhtemel cevapları bu çalışmanın dördüncü bölümündeki alan araştırması kısmında araştırılmıştır. Bu kısımda İSG'nin sağlanmasında temel taraflar olan Devlet, işveren ve çalışan yükümlülüklerinin İzmir ilindeki özel hastanelerde çalışan hemşireler tarafından, ?Sağlık İşletmelerinde İş Sağlığı ve Güvenliği? anketi ile değerlendirilmesini kapsayan bir araştırmaya yer verilmiştir. Bu araştırma ile bir taraftan İSG'nin sağlanmasında devletin, işverenin ve çalışanların yükümlülükleri ile ilgili veriler, oluşturulmuş hipotezler aracılığı ile ayrı ayrı değerlendirilmiş, diğer taraftan katılımcıların son 6 ayda maruz kaldıkları risk ve tehlikeler analiz edilmiştir.
Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından yapılan dış denetim
ÖZET Sosyal güvenlik gelişen ekonomik, sosyal ve siyasi faktörlere bağlı olarak çağdaş uygarlığın bir simgesi olmuş ve içinde yaşadığımız çağı bir sosyal güvenlik çağı yapmıştır. Sosyal güvenlik, sosyal devlet, sosyal adalet ve sosyal hukuk ilke ve kurumlarının uygulamaya geçirilmesinde en önemli araçlardan birisidir. Ülkemizde prim esasına dayalı olarak sosyal güvenlik hizmeti sağlayan üç temel sosyal güvenlik kuruluşu SSK, Emekli sandığı ve Bağ-Kur' dur. Bu kurumların en büyüğü ise 2001 yılı SSK istatistiklerine göre 30 373 478 kişiye sağlık hizmeti sunan SSK' dır. Bugün diğer sosyal güvenlik kuruluşlarının olduğu gibi SSK'nın da birçok sorunu vardır. SSK'nm en önemli sorunu mali açıktır. Kayıtdışı istihdam SSK'nm mali açıklarının artışını etkileyen en önemli faktördür. Çalışmamızın asıl konusunu sigorta teftiş kurulu başkanlığı adına ve sosyal sigorta mevzuatı açısından denetim yapan sigorta müfettişleri tarafından yapılan denetimler oluşturmaktadır. Çalışmada özellikle kayıt dışı istihdamında azalmasına yönelik çeşitli ülkelerde uygulanan denetim modelleri incelenmiş ve Türkiye içinde bir model geliştirilmiştir. VI
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nda sigortalı olma koşulları
506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanununda sigortalı olma koşulları başlığını taşıyan çalışmamız, içerik olarak sosyal sigortalardan yararlanabilmenin ön koşulunu oluşturan sigortalı olmanın, 506 Sayılı Kanunun kişi bakımından uygulanmasının bir kesimini oluşturan zorunlu sigortalı olma halinde nasıl kazanılacağını anlatmaktadır. Çalışmamızın ilk bölümünde, öncelikle Türkiye'de sigortalılığın tarihsel gelişimine bakılmıştır. Daha sonra, konuyla ilgili ve konunun anlaşılmasına ışık tutacak genel kavramlara değinilerek, sigortalılık niteliğinin kazanılmasında rol oynayan hukuksal ilişkiler ve şahıslar tanımlanmıştır. İkinci bölümde, 506 Sayılı Kanunun m.2'deki sistematiğine bağlı kalınarak hizmet sözleşmesine göre çalışanların zorunlu sigortalı sayılma koşulları incelenmiştir. Koşullardan öncelikle hizmet akdine göre çalışma tüm yönleriyle ele alınmış ardından işverene ait işyerinde çalışma koşulu incelenmiş ve bölüm, SSK m. 3'de belirtilen kişilerden olmama koşunun irdelenmesiyle son bulmuştur. Üçüncü ve son bölümde ise, Kanun koyucunun hizmet sözleşmesi koluna bağlı kalmaksızın 506 Sayılı Kanun kapsamına aldığı kişilerle, yine SSK m.3'ün istisnası olarak sigortalı kabul edilen kişiler ayrı başlıklar halinde incelenmiştir. Ayrıca bu bölümde sosyal güvenlikte teklik ilkesine de açıklık getirilerek çalışma tamamlanmıştır. Böylece çalışmada, bütünsel olarak kanun koyucunun, sosyo- ekonomik koşullar doğrultusunda ve sosyal koruma gereksinimi içinde bulunduğundan dolayı SSK anlamında zorunlu sigortalı saydığı kişilerin kapsamının bir çerçevesi oluşturulmaya çalışılmıştır.