Theses supervised by Prof. Dr. Ali Şükrü Çoruk
13 theses · İstanbul University
Türk romanında kamusallık: Algı, deneyim, endişe (1873-1950)
Osmanlı-Türk toplumunun modernleşme deneyimi Türk romanında özel alanlardan daha yoğun bir şekilde kamusal yaşam etrafında düşünülür ve tartışılır. Tarihsel hadiseler ve toplumsal dönüşüm süreçlerini odağa alan edebiyat eserleri bu süreçlerle birlikte bireysel ve toplumsal düzeyde ortaya çıkan algı ve gerilimlerin de yansıtıcısı olurlar. Bu tezde 1873-1950 arasında yazılmış on dokuz romanda Türk modernleşmesinin kamusal yaşamı yeniden inşa etmesiyle birlikte edebi esere yansıyan kamusallık algısı, tepki mekanizmaları ve bunların karşısında konumlandırılan mahremiyet örüntüleri izlenmeye çalışılacaktır. Bunu yaparken sosyolojinin imkanlarından yararlanılacak ve Richard Sennett'in Kamusal İnsanın Çöküşü adlı eserindeki sosyallik bağlamlı kamusal alan ve kamusallık yaklaşımı esas alınarak Sennett'in Batı referanslı dikkat noktalarının Türk romanındaki iz düşümleri tartışmaya açılacaktır.
2000 sonrası Türk romanında toplumsal cinsiyetin edebî söylemler yoluyla üretimi ve temsili
Bu tezin temel gayesi, edebiyatın; kadınlık ve erkeklik kurgularının inşası ve temsilinde, cinsiyetçi sınırların aşılması veya bu sınırların daha da kesinleştirilmesinde ve toplumsal cinsiyet rollerinin yeniden üretilmesinde yarattığı imkânları dikkatlere sunmaktır. Bu minvalde, 2000'li yılların romanlarında spesifik ve çok yönlü bir gündem oluşturan toplumsal cinsiyet kimlik kurgularının tesis ve tahkimi eleştirel bir gözle okunacaktır. Siyasî, sosyal ve kültürel bir zeminde inşa edilen mezkûr kimliklerin, 2000 ve sonrasında yayımlanmış romanlardaki temsillerinin, kimi zaman edebiyat aracılığıyla açıktan angaje olurken kimi zamansa "örtük" bir biçimde ideolojik bir angajmanla tasnif edildikleri görülür. Çalışma boyunca, bir taraftan edebiyatla toplumsal cinsiyet ilişkisi daha ziyade kadınlık ve erkeklik kurguları üzerinden tartışmaya açılırken, diğer taraftan cinsiyet odaklı bu kimlik kurgularına tarihsel bir kadrajdan yaklaşılarak kadınlık ve erkeklik inşaları tahlil edilmeye çalışılmıştır. 2000'li yılların romanı, bütüncül bir bakışla mercek altına alınırken, temelde; "direnç", "endişe" ve "kriz" başlıkları altında tasnif edilmiş ve bu minval üzere tavsif edilen romanlar, eleştirel bir okumaya tabi tutulmuştur. Direnç başlığı altında, kadınlar üzerindeki baskı mekanizmalarını görünür kılarak kadınların "özneleşme" pratiklerini sorgulamaya açan anlatılara odaklanılmıştır. Endişe başlığında, hegemonik erkeklik kurguları karşısında konumlandırılan alternatif erkekliklerin tartışmaya açıldığı müşahede edilirken, kriz başlığı altında ise cinsiyetçi sınırları yeniden üreterek onları tahkim eden anlatılar sorgulamaya açılır. Çalışmanın çıkış noktası, buradan hareketle, edebiyatın –özelde romanların- toplumsal cinsiyet kurgularındaki kurucu nüvesi olacaktır. Nihai kertede, 2000'li yıllarla birlikte gittikçe "politikleşen" ve görünür olan toplumsal cinsiyet kimlik kurgularını, mezkûr yılların romanları odağında tartışmaya açtığımız kadınlık ve erkeklik temsillerinin inşasındaki temel argümanları ortaya koymaya çalışırken, edebiyatın, toplumsal cinsiyet kimlik inşalarının tahkimi, üretimi ve yeniden üretimi noktasında oldukça elverişli bir "aygıt" olarak kullanılmış olduğu ve araçsallaştırıldığı tespit edilir. Anahtar Kelimeler: Toplumsal Cinsiyet ve Edebiyat, Kadınlık ve Erkeklik Kurguları, Direnç, Endişe, Kriz
Mizah penceresinden Birinci Dünya Savaşı (1914-1918)
Birinci Dünya Savaşı ile ilgili bugüne kadar birçok çalışma yapılmıştır, yapılmaya devam etmektedir. Bu çalışmalar başta daha çok savaşın genel tarihi, nedenleri/sonuçları, askerî, siyasî ve toplumsal yönüyle ilgilidir. Sonraları savaşın propagandist, psikolojik, felsefî, görsel yönüyle de ilgili çalışmalar yapılmıştır. Bu savaşta denizaltılar, uçaklar, zeplinler en geniş ve modernize edilmiş şekilde kullanılmış, ilk kez tank, gaz, gaz maskesi ve çapı genişletilmiş toplar sahne almıştır. Savaşta kullanılan bu mühimmatlarla ve araçlarla ilgili de farklı çalışmalar yapılmıştır. Biz bu çalışmamızda savaşın getirdiği sansür nedeniyle propaganda aracı olan Karagöz mizah gazetesinin savaşa yaklaşımını incelemeye çalıştık. Çalışmamızda Karagöz gazetesinin seçilmesinin en önemli sebebi savaş boyunca aralıksız çıkan tek mizah gazetesi olmasıdır. Güldürü ve savaş kavramının yan yana gelmesi de bizi bu çalışmaya iten diğer etkenlerden biridir. Çalışmamız sırasında savaşın başından sonuna kadar çıkan tüm gazeteler taranmış ve günümüz Türkçesine aktarılmıştır. Yaptığımız araştırmalarda daha önce Karagöz'ün de içinde bulunduğu, savaşın mizahi yönüyle ilgili bir bölgeye veya cepheye dair birkaç çalışma yapıldığını gördük. Karagöz'ün Avrupa'da, Osmanlı'da, İran'da, Uzak Doğu'da, Afrika'da ve tüm denizlerde savaşa dair sütunlarına taşıdığı karikatürlerinden, manzum/mensur metinlerinden uygun görülenler çalışmamızda kullanılmıştır. Çalışmamız bu yönleriyle savaşın mizahî yönden incelendiği en geniş kapsamlı çalışmadır. Ayrıca gazetenin Osmanlı'nın savaşa girmeden önce ve girdikten sonraki iki farklı yaklaşımı da ortaya konmuştur. Gazete savaşın gerçek yüzünü önce siyasî ve askerî yönden, 1917'den sonra sansürün hafifletilmesiyle salgın hastalıklar, yokluk, hayat pahalılığı, harp fırsatçıları, haksız kazanç sağlayanlar yönünden de okurlarına duyurmuştur. Biz bunlar içerisinden savaşı askerî ve siyasî yönden inceleyerek derinlemesine bir inceleme yolunu tercih ettik. Çalışmamızın bölümlerini ise savaşın ilk yılından son yılına kadar senelik zaman dilimlerinden oluşturmayı uygun gördük. Böylece daha derli toplu bir çalışma sunmaya çalıştık.
Nana ve Cânân romanlarının femme fatale karakterler bağlamında karşılaştırmalı incelenmesi
Bu tezde, "femme fatale" olan Cânân ve Nana karakterleri karşılaştırmalı olarak incelendi, yazarların da tavrını içeren detaylı bir okuma yapılmaya çalışıldı. Bu amaçla, birinci bölümde kadının tarih boyunca dönüşen konumu ve modern zamanla birlikte verdiği tepkiler özetlenmeye çalışıldı. İkinci bölümde kötülüğün ne olduğu sorusu sorulduktan sonra femme fatale kavramı ve edebiyatta kadının işlenişi, Türk ve dünya romanında femme fatale konuları işlendi. Asıl bölüm olan üçüncü bölümde ise Nana ve Cânân karakterleri önce tek başlarına detaylı olarak tahlil edildikten sonra iki kadın etrafında ortaya çıkan femme fatale portresi ortaya çıkarılmaya çalışıldı.
Edebiyat hayatına katkısı bakımından Aydabir dergisi üzerine tematik bir inceleme
Bu çalışmada Yusuf Ziya Ortaç ve Orhan Seyfi Orhon tarafından birinci dönemi 1935-1936, ikinci dönemi 1952-1955 yılları arasında çıkarılmış olan Aydabir dergisinde yayımlanan edebi metinlere, edebiyat hayatına katkısı bakımından tematik bir inceleme yapılmıştır. Aydabir'in yayın hayatında yer aldığı yıllardaki dergicilik faaliyetleri ve onun ideolojik, siyasî ve buna bağlı olarak kültürel arka planını çözümleyerek başladığımız çalışmanın birinci bölümünde, Aydabir dergisi içerik ve biçim özellikleri bakımından tanıtılmış; ikinci bölümünde, ilk olarak dergide yayımlanan şiirler temalarına göre tasnif edilip ayrıntılı bir şekilde incelenmiş ve ardından da şiir nevi üzerine yazılmış yazılar ile dergideki diğer şiir faaliyetleri (tercüme şiirler, şiir müsabakaları) değerlendirilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümü, kurmacaya dayalı türlerin (hikaye ve roman) ve bu türlerle ilgili yazıların ayrıntılı bir şekilde incelenmesine ayrılmış; dördüncü bölümde, dergide yer alan kurmaca dışı tüm yazılar (röportaj, hatıra, anket, tenkit, deneme, fıkra vb.) incelenmiştir. Sonuç bölümünde ise Aydabir dergisindeki edebi faaliyetin, Türk edebiyatı içindeki yeri değerlendirilmiştir. Çalışmanın ''Ekler'' bölümünde, ele aldığımız edebi ürünlerin, yazar adlarına göre alfabetik indeksi verilmiştir.
Metinlerarasılık bağlamında 1980 sonrası anlatılarda Doğulu metinlerin izleri
Anlatı, insanlık tarihinin kendisiyle başlar. Dünyanın hiçbir yerinde anlatısı olmayan bir halk yoktur. Bu tez, 1980 sonrası çağdaş anlatıda hangi mit ve masalların sürekli tekrar ettiği ve bu tekrar eden mit ve masalların, 1980 sonrası anlatılarda nasıl dönüştürüldüğü sorusu üzerine temellendi. Tezimize başlarken Türk edebiyatının postmodern özellikler taşıyan eserlerinde, sıklıkla tekrar eden iki kadim Doğu metni dikkatimizi çekti: Gılgamış Destanı ve Binbir Gece Masalları. Bu iki metin, 1980 sonrası çağdaş anlatılarda yeniden yazılırken özellikle üç konu etrafında örülüyordu: hikâye anlatıcılığı, oyun ve labirent. Ayrıca bu anlatıların, bir kesişim noktası daha vardı: anlatının inşa süreci. Bu eserlerde anlatının inşa sürecini anlatmak, kurmacanın asıl gayesi haline dönüşüyordu. Tezimizde 1980 sonrası çağdaş anlatıda, bu ilişkiyi tespit ettiğimiz yedi eser seçtik. Binbir Gece Masalları'nı incelerken Hasan Ali Toptaş'ın Bin Hüzünlü Haz adlı romanını, İhsan Oktay Anar'ın Efrâsiyâb'ın Hikâyeleri adlı romanını ve Murat Gülsoy'un Bize Kuş Dili Öğretildi adlı öyküsünü ele aldık. Gılgamış Destanı'nı incelerken ise Özen Yula'nın Hayat Bir Kere adlı romanını, Sema Kaygusuz'un Karaduygun adlı anlatısını, Murathan Mungan'ın Dumrul ile Azrail adlı öyküsünü ve Zeynep Avcı'nın Gılgamış adlı oyununu ele aldık. Tezimizi metinlerarasılık kuramı çerçevesinde inceledik. Metinlerarasılık, metnin kapalı bir yapı olmadığını ve anlamın sürekli başka metinlere aktarılarak sonsuza taşındığını vurgular. Metinler arasındaki bu sonsuz oyun, metinlerarasılık kuramını, yapısöküm kuramına ulaştırır. Mihail Bahtin saf metnin olmadığını söylerken Gérard Genette, tüm yazarların sadece tek bir kitap yarattığını vurgular. Roland Barthes, her metnin bir metinlerarası olduğunu dile getirir. Jacques Derrida, metnin sadece kendisinden önceki metinlerle değil kendisinden sonraki metinlerle de ilişki kurduğunu söyler. Bir metnin var olabilmesi, kendisinden önce ve sonra gelen ve gelecek olan başka metinlere bağlıdır. Yapısökümün yollarından biri, metnin parçalarının yerlerini değiştirmektir. Bu bağlamda biz de seçtiğimiz eserleri incelerken anlatıların nasıl örülüp söküldüğüne, hangi metinlerle ilişki kurduğuna ve nasıl dönüştürüldüğüne dikkat çektik.
Oyun kavramı ışığında "Tehlikeli Oyunlar" romanı üzerine bir inceleme
Oyun kavramı felsefe, psikoloji, sosyoloji, eğitim bilimleri, matematik, dilbilim ve edebiyat gibi pek çok alanda karşımıza çıkmaktadır. Sanat ve oyun arasındaki ilişki, eski zamanlardan itibaren önemli düşünürlerin ilgi odağına girmiş olmakla beraber, modernist ve özellikle de postmodern edebiyatlarda oyun kavramının yeni anlamlar kazanmış olduğunu görmekteyiz. Modern Türk edebiyatının öncü yazarlarından biri olan Oğuz Atay, avangart edebiyat akımlarından etkilenmiş ve oyun kavramını, hem biçim hem de içerik düzleminde eserlerinin temel kurgu öğelerinden biri haline getirmiştir. Atay'ın ikinci romanı olan "Tehlikeli Oyunlar"da, yazar tarafından metnin hareket noktası olarak belirlenmiş olduğunu düşündüğümüz "oyun" kavramı, son derece önemli bir motif, anlatım tekniği, yapı ve kurgu özelliği olarak kendini göstermektedir. Bu tezde, "Tehlikeli Oyunlar" romanı, oyun kavramına ilişkin zaman içinde ortaya çıkan çeşitli görüş ve tanımlamalardan hareketle, yazınsal analiz yöntemiyle incelenecektir.
Seyyid Muhammed Maʿrifî'nin Risâle-i Âdâb ve Tarîkatnâme-i Fethü'l-Maʿârif adlı eseri (Metin-inceleme)
On sekizinci yüzyılda Osmanlı topraklarında tasavvuf kültürü büyük bir gelişim göstermiştir. Seyyid Muhammed Maʿrifî bu yüzyılda yaşamış olan önemli mutasavvıflardan birisidir. Kendisi Rifâiyye tarîkatının Maʿrifiyye kolunun kurucusudur. Seyyid Muhammed Maʿrifî İstanbul'daki tekkesinde talebelerini irşâd ettiği sırada Risâle-i Âdâb ve Tarîkatnâme-i Fethü'l-Maʿârif isimli mensur eserini kaleme almıştır. Bu eser tarîkat âdâbının yanı sıra dinî vecibeleri tasavvufî bir bakış açısıyla yorumlaması hasebiyle dikkate değerdir. Bu eserin anlaşılması, tasavvuf edebiyatına ışık tutması ve kaynak teşkil etmesi açısından önem arz etmektedir. Bu çalışmada Risâle-i Âdâb ve Tarîkatnâme-i Fethü'l-Maʿârif Latin harflerine aktarılmış, muhteva yönünden incelenmiş, böylelikle kaynak niteliğinde olan kıymetli bir eser gün yüzüne çıkarılmış ve bilim insanları ile okuyucuların istifadesine sunulmuştur.
Türk romanında self-oryantalizm (1870-1980)
Bu çalışmada, Türk romanının başlangıcından 1980 yılına kadar kaleme alınan ve edebiyat dünyasında yer etmiş 71 romandan derlenen bilgiler ışığında, self-oryantalizm olgusunun Türk romancılığındaki yansıması sistematik bir şekilde aktarılmaya çalışılmıştır. İlk bölümde, oryantalizm kavramı, tarihsel ve bilimsel gelişimi etrafında anlatılmış, ayrıca, oryantalizmin Avrupa merkezli inşa edilmiş ve bilgi-iktidar ilişkisi üzerine kurulmuş bir tahakküm sistemi olması gerçeğini bilimsel bir iskelete kavuşturan Edward Said'in aynı isimli kitabı ve bu kitap etrafındaki tartışmalar hakkında bilgi verilmiştir. Bunlara ek olarak, oryantalizmin dünya edebiyatında nasıl bir çerçevede zuhur ettiği, belli başlı örnekler ışığında ifade edilmiştir. Bölümün devamında, oryantalizmin Batı-dışı toplumlardaki etkisi neticesinde kendini gösteren self-oryantalizm kavramının tanımı ve bunun tarihsel gelişimi hakkında bilgi verildikten sonra, Türk modernleşmesi ve self-oryantalizm arasındaki ilişki ortaya konulmuştur. Ayrıca, Türk hümanizmi ve Said'in Oryantalizm kitabının Türkiye'deki yansımaları, yine Türkiye modernleşmesiyle bağlantılı olarak incelenmiştir. Tezin ana kısmı olan ve self-oryantalizmin Türk romanındaki tezahürünün ele alındığı ikinci bölümde; Batının gelişmişliği ve Doğunun geri kalmışlığı, bir batılılaşma türevi olarak self-oryantalizm, otantik Doğu ve emperyalizmin Doğuyu medenileştirme söylemi olarak oryantalizm ana başlıkları altında, Şark geriliği, öteki ve düzenbaz Doğulu, hayat tarzı ve düşünce yapısının dönüşmesi, musiki kültürünün batılılaşması, dine bakış, kendi milliyetini küçük görmek, harem ve şehvetperest Doğulu, Doğulu kadın, oryantalist sanat ve siyasal sömürgecilik konuları irdelenmiştir. Üçüncü bölümde ise, Türk romanında self-oryantalizmin dönemsel seyri 6 bölüme ayrılarak özetlenmiş ve incelenen her romandaki self-oryantalizme dair veriler, ana maddeler halinde belirtilerek, bu vesile ile, self-oryantalizmin her farklı dönemde hangi meseleler etrafında işlendiği, toplu bir biçimde aktarılmıştır. Anahtar Kelimeler: Oryantalizm, Self-oryantalizm, Batılılaşma, Doğu-Batı, Roman
Tevfik Fikret şiirinde acının estetiği
Tevfik Fikret şiirlerinin acı bağlamında incelendiği bu çalışmada öncelikle acı kavramına yoğunlaşılmış, bedenden kaynaklanan acıların bilinç tarafından nasıl algılandığı gözlemlenmiş, dilin ve kültürün algılama sürecindeki etkin katılımları tahlil edilmiş ve semavî dinlerin acı duygusuna yaklaşımları üzerinde durulmuş, bedensel acının tinsel uzamdaki şekillenişine odaklanılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde, insan tininin ihtiva ettiği potansiyel acı duygusu üç büyük bağlam olarak tespit edilen melankoli, romantizm ve dekadans kavramları içerisinde incelenmiş, acı duygusunu mahkûm eden yaklaşımların tarihine odaklanılmıştır. Çalışmanın ana konusunu teşkil eden üçüncü bölümde ise, Tevfik Fikret hakkındaki yerleşik yorumlar acı bağlamında değerlendirilmiş, hayatı, karakter özellikleri ve yaşadığı çağ arasındaki benzerlikleri merkeze alan bir değerlendirme perspektifi önerilmiş, bu perspektifle sanat ve şiir anlayışı yorumlanmış ve acı duygusu ihtiva eden şiirleri, kayıp ve yas kavramlarının ışığında dört temel tema altında incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Acı, tinsel acı, acı estetiği, kayıp, yas, Tevfik Fikret
Hasan Ali Toptaş'ın romanlarında gerçeklik algısı
Hasan Ali Toptaş, yaşadığımız çağın önde gelen yazarlarından biridir. Sahada Hasan Ali Toptaş'ın bütün romanlarını kapsayan bir çalışmanın olmaması, bu çalışmanın ortaya çıkmasındaki birinci etkendir. İkinci etken ise, Hasan Ali Toptaş'ın romanlarında, gerçek ve gerçeklik kavramlarının birçok meselenin odak noktası olması ve bu kavramların romanları bir bütün olarak ele almaya imkân tanımasıdır. "Hasan Ali Toptaş'ın Romanlarında Gerçeklik Algısı" başlıklı bu çalışmada, Hasan Ali Toptaş'ın yayımlanmış yedi romanında yer alan gerçeklik meselelerini yorumlamaya çalıştık. Bütün kavramlar gibi gerçek ve gerçeklik kavramlarının da düşünce tarihi boyunca değişim geçirmiş olmasından dolayı, çalışmanın giriş bölümü bu kavramın tanımlanmasına ayrılmıştır. Çalışmanın birinci bölümü, gerçek kavramının edebiyatta ve özellikle romanda, klasik dönem, modern dönem ve postmodern dönemde nasıl yorumlandığını açıklamak adına oluşturulmuştur. İkinci bölümde ise, Hasan Ali Toptaş'ın yazınsal gerçeklik hakkındaki görüşlerinden yararlanarak, yazarın romanlarının arka planında yer alan unsurlar hakkında bilgi verilmiştir. Çalışmanın üçüncü ve son bölümü, yazarın romanlarının gerçeklik temelinde incelenmesine ayrılmıştır. Bu bölümde, yazarın yayımlanmış romanları, yazar-metin-okur ilişkisi dikkate alınarak karşılaştırmalı bir şekilde incelenmiş ve her romanın gerçeklik meseleleri ayrı bir başlık altında ele alınmıştır.
Ayfer Tunç'un roman ve hikâyelerinde sosyal eleştiri
Bu çalışmada Ayfer Tunç'un roman ve hikâyelerinde sosyal eleştiri unsurları incelenmiştir. Ayfer Tunç günümüz edebiyatının önemli isimlerinden birisidir. Aşk, yalnızlık, toplumsal ve bireysel çatışma, uyumsuzluk eserlerinde işlediği belli başlı konulardır. Kahramanları ise çevreye, zamana, bulundukları ortama eleştirel gözle bakan, genel anlamda hayatı sorgulayan tiplerdir. Bu tezde Ayfer Tunç'un kurmacaya dayalı eserlerinde var olan sosyal eleştiri problemleri kahramanlar ve olaylar ışığında ortaya konulmuştur.
Safiye Erol'un kurmaca metinleri üzerine tematik bir inceleme
2 Ocak 1902 ve 1 Ekim 1964 tarihleri arasında yaşamış olan Safiye Erol, Türk Edebiyatı'nın hakkı ancak ölümünden yıllar sonra teslim edilmiş önemli isimlerindendir. Çocukluk yıllarından itibaren parlak zekâsı ve hassasiyeti sayesinde dikkatleri üzerine çeken yazarımız, ailesinin eğitim konusundaki özeniyle iyi bir öğrenim görür. Yirmi altı yaşında şarkiyat doktorasını tamamlayıp Almanya'dan yurda döndüğü zaman milletine hizmet etmek gayesindedir. Bu gayeyle 1927 – 1928 tarihlerinde "Dilârâ" ve "Safiye Sâmi" imzalarıyla yazı hayatına başlar. Ele aldığı konular artık şekil değiştirmiş olsa da günümüz insanına rehber olabilecek niteliktedir. Aşk, evlilik, kadın – erkek ilişkileri, kadın, çalışan kadın, sosyal hayat, yalnızlık, dini ve ahlaki değerler, eğitim vb. temalar hakkındaki tespitleri bugün dahi pek çok sorunumuza ışık tutmaktadır. Amacımız, bu tespitleri tematik bir çalışma ile okurlara sunmaktır. Böylece edebiyat başta olmak üzere tarih, sosyoloji, psikoloji, felsefe gibi dallarda çalışma yapan araştırıcılar için de önemli bir kaynak temin edilmiş olacaktır. Selim İleri, Murat Belge, Mustafa Kutlu gibi eleştirmenlerce son günlerde önemine işaret edilen yazarımızın hakkını, sadece doğum ve ölüm yıldönümlerinde yapılan etkinliklerle teslim etmek vefasızlıktır. Bu sebeple şimdiye dek yapılmış olan yüksek lisans ve doktora düzeyindeki çalışmaları ve bireysel araştırmaları da kapsayacak olan çalışmamız, kültür, sanat ve tarih camiasına hizmet edeceği gibi bir nebze de olsa yazarımıza vefa borcumuzu ödememizi sağlayacaktır.