Theses supervised by Prof. Dr. Beyza Kaya

10 theses · Dicle University

Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sistemik SSRI kullanımının dental implant osseoentegrasyonuna etkisinin rezonans frekans analizi, histolojik ve immünohistokimyasal incelenmesi: Tavşan tibiasında deneysel çalışma

SSRI kullanımının implant osseoentegrasyonuna olumsuz etkisi olduğu düşünülmektedir. SSRI lar dünya çapında en sık kullanılan antidepresanlardır. Bu çalışmanın amacı dental implant uygulanmış tavşan modellerinde sekiz haftalık sistemik SSRI uygulamasının titanyum dental implantlar çevresindeki kemik iyileşmesi üzerindeki etkilerinin incelenmesidir. Çalışmada 8 adet, 6-12 aylık, ERKEK, Yeni Zelanda tavşanı kullanılmıştır. Tavşanlar Kontrol ve SSRI grubu olmak üzere iki gruba ayrıldı. Her bir tavşanda bilateral tibia kemiklerine titanyum implantlar yerleştirildi. Sekiz haftalık osseoentegrasyon sürecinde SSRI grubuna gönde bir doz 5 mg/kg LUSTRAL oral gavaj yoluyla verildi. Tüm hayvanlar implantasyondan sekiz hafta sonra sakrifiye edildi ve tibia kemikleri rezeke edildi. Çıkarılan tibia ve implant örnekleri üzerinde histomorfometrik analiz, immünohistokimyasal analiz ve rezonans frekans analizi, analizleri yapıldı. Histomorfolojik, rezonans frekans ve histolojik analizler Kontrol grubu ve Deney grubu arasındaki osseentegrasyonun anlamlı şekilde farklı olmadığını göstermiştir. Bu çalışmada elde edilen sonuçlar sistemik SSRI kullanımının kemiğe yerleştirilen titanyum implantların osseoentegrasyonu açısından farklılık oluşturmadığını göstermektedir. Anahtar Sözcükler: SSRI, İmplant, Osseoentegrasyon, Tavşan

Ozan Ergen
Dicle University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Nigella sativa ile dental pulpa kaynaklı mezenkimal kök hücresinin rat tibia kemik defekti iyileşmesi üzerine etkilerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi

Çene cerrahisindeki en büyük problemlerden biri kemik defektinin tamiridir. Kemik dokusu belirli bir büyüklükteki defektin üzerinde tam bir iyileşme sağlayamamaktadır. Bu boyut ortalama 7 mm olarak kabul edilir ve kritik boyut kemik defekti olarak adlandırılır. Bu boyutun üzerindeki defektlerde kemik dokusunun yapay kemik materyalleri ve biyolojik ajanlarla desteklenerek iyileşmesine yardım edilmektedir. Bu biyolojik ajanlar çeşitli vitaminlerden lazer ve ozon uygulamasına kadar geniş bir çeşitliliğe sahiptir. Literatürde güncelliğini hiç kaybetmeden bu maddelere yenileri eklenmektedir. Biz bu çalışmamızda güncel ve yeni bir ajan olan Nigella Sativa'nın dental pulpa kaynaklı mezenkimal kök hücresi ile birlikte kemik iyileşmesine olan etkinliğini saptamayı amaçladık. Çalışmamızda 28 adet Spraque Dawley cinsi erkek rat kullanıldı. Ratlar 4 gruba ayrıldı. Pozitif kontrol grubuna sadece tibia kemiği üzerinde trefin frezle defekt açılıp serum fizyolojik uygulanıp kapatıldı. 2. grupta tibia üzerinde trefin frezle defekt açıldı, daha sonra kapatıldı ve gavaj ile Nigella Sativa uygulandı. 3. grupta trefin frezle defekt açıldı ve daha sonra kapatıldı ve lokal olarak kök hücre verildi. 4. grupta ise trefin frezle defekt açıldı. Defekt kapatıldıktan sonra ratlara gavaj ile Nigella Sativa verildi ve defekt bölgesine lokal olarak kök hücre uygulandı. Hayvanların tamamı 4. hafta sonunda sakrifiye edilerek çıkarılan dokular fiksatif solüsyonu içinde histomorfolojik olarak incelemeye tabi tutuldu. Çalışmamızın sonucunda ise sadece timokinon veya kök hücre tedavisinin defekt oluşturulması sonrası kemik gelişimini kısmen uyardığı ve yeni kemik trabeküllerinin gelişimini desteklediği izlendi. Defekt oluşturulduktan sonra kök hücre + timokinon tedavisinin sadece timokinon ya da sadece kök hücre tedavisine göre çok daha etkin olduğu, daha fazla kemik trabekül gelişimini indüklediği, matriks ve bağ doku oluşumuna katkı sağladığı ve kemik yapımında rol alan osteoblastların ve osteositlerin sayısını arttırdığı gözlendi. Bu sonuçlara dayanarak kök hücre ve nigella sativanın kombine olarak uygulandığı defektlerde iyileşme açısından önem arzettiği kanısına varılmıştır. Ancak bu özelliklerinin daha iyi anlaşılabilmesi için daha ileri düzeyde araştırmalara ihtiyaç vardır.

Dental pulpaHayvan deneyleriKemik defektleri+7
Ersin Özden
Dicle University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Mandibular subkondil fraktürlerinin fiksasyonunda kullanılan farklı plak sistemlerinin sonlu elemanlar analizi ile değerlendirilmesi

Mandibula, maksillofasiyal kemikler içerisinde en fazla travmaya maruz kalan ve kırılan kemiklerden biridir. Mandibulanın kondil, angulus ve simfiz bölümleri fraktür açısından en hassas anatomik bölgelerdir. Kraniyofasiyal travma hastalarında mandibula fraktürlerinin düzeltilmesi tatmin edici kozmetik bir görünümün yanında oklüzyonun sağlanması, çiğneme, fonasyon gibi fonksiyonların sağlıklı bir düzeyde olmasını sağlamak ve oluşabilecek sekelleri önlemek açısından da oldukça çok önemlidir. Mandibulada gelişen fraktürler kırığın tipi, derecesi, lokalizasyonu, fragmanların birbiriyle olan ilişkisine göre açık redüksiyonla internal fiksasyon yapılarak veya cerrahi olmayan (konservatif) yöntemlerle tedavi edilirler. Bazı durumlarda açık redüksiyonla internal fiksasyon kaçınılmazdır. Açık redüksiyonla internal fiksasyon yapılırken klinik pratikte farklı fiksasyon yöntemleri ve sistemleri kullanılmaktadır. Çalışmamızda tek taraflı subkondil fraktürü oluşturulan mandibula modeline titanyum alaşımdan üretilen 5 farklı plak sistemi uygulanarak, modeller 1. molar dişe uygulanan 250 N vertikal yükleme koşulunda sonlu elemanlar analizi tekniği ile incelenmiştir. Uygulanan kuvvet sonucunda vida çevresindeki kortikal kemikte, plaklarda ve vidalarda oluşan stresler ile fragmanlar arası yer değiştirme miktarları değerlendirilmiş ve gruplar arası karşılaştırmalar yapılmıştır. Vidalar etrafındaki kortikal kemikte oluşan gerilme ve sıkışma stres değerleri bütün gruplarda fizyolojik sınırlar içerisinde bulunmuştur. Fraktür bölgesindeki fragmanlar arası en az yer değiştirme miktarı grup 2'deki çift plakta görülürken, diğer gruplarda da kabul edilebilir sınırlar içerisindeydi. Von Mises stres değerleri, en fazla grup 1'deki tek plakta meydana gelmiş olup, plak üzerinde meydana gelen stres değerleri tüm gruplarda plağın kalıcı deformasyonuna ya da kırılmasına yol açacak değerden daha az bulunmuştur. Çift plak kullanılarak yapılan fiksasyon sisteminin en iyi biyomekanik stabiliteyi sağladığı görülmüştür. Bu çalışma ile uygun plak ve vida sisteminin seçilerek kullanılan materyalde oluşan stresin etkisinin incelenip, bu stres birikiminden kaynaklanan plak veya vida kaybı, enfeksiyon, fraktür hattının tam stabilizasyonunun sağlanamaması gibi komplikasyonların azaltılarak iyileşmeye katkıda bulunulacağı, ayrıca ileride daha yeni çalışmalara zemin hazırlayacağı kanısındayız.

Dental plakDental stres analiziKırık fiksasyonu+5
Mesut Yıldız
Dicle University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Çift taraflı atrofik mandibulada farklı kemik volümetrelerinde all-on-four tekniği ile yerleştirilen dental implantların çevre dokularda oluşturduğu streslerin sonlu elemanlar analizi ile incelenmesi

Dental implant uygulamaları, dişsiz boşlukların protetik olarak rehabilitasyonu konusunda oldukça başarılı bir tedavi seçeneğidir. İleri derecede atrofik posterior mandibulada konvansiyonel dental implant yerleştirilecek yeterli kemik genellikle mevcut olmamaktadır. "All-on-four" tekniğiyle yerleştirilen dental implantlar augmentasyon ihtiyacını ortadan kaldırması, tedavisi süresini kısaltması ve morbitide oranını azaltmasından dolayı son yıllarda sıklıkla tercih edilmektedir. İleri derecede mandibula atrofisi olan hastalara ''All-on-four'' tekniğiyle dental implant uygulanabilmesi için anterior madibulada yeterli kemiğin mevcut olması gerekmektedir. Yeterli kemik hacmine sahip olmayan vakalarda augmentasyon tekniklerinin bu hasta popülasyonlarının ileri yaşta olması, komplikasyon riski, sinir hasarı, tedavi sürecinin uzaması ve maliyet gibi dezavantajları bulunmaktadır. Dental implant uygulamalarında implant çapının artması stres dağılımı açısından önemli bir parametredir. Yeterli kemik hacmi olmayan vakalarda daha geniş çaplı implant kullanmak için augmentasyon tekniklerinin dezavantajları da gözönüne alındığında birçok cerrah augmentasyon teknikleri yerine alveolar krette kemik redüksiyonunu tercih edebilmektedir. Klinisyenler kemik redüksiyonuyla beraber daha kısa ve geniş çaplı implant uygulamak ile kemik redüksiyonu olmadan daha uzun ve ince implant kullanmak arasında tercih yapmak zorunda kalmaktadır. Ayrıca alveolar kret kemik redüksiyonuyla beraber veya diş çekimi sonrası ertlenmiş dental implant tedavilerinden sonra alveolar kemikte doğal rezorpsiyon sonucu vertikal kemik kaybıyla beraber kron/implant oranı artmaktadır. Vertikal kemik kabıyla beraber implant uzunluğu azalmakta, protetik üst yapı yüksekliğinin artmasıyla artan kron/implant oranına bağlı yıkıcı olan stresler de bir diğer endişe kaynağıdır. Çalışmamızda bilgisayarlı tomografi kayıtlarından faydalanılarak çift taraflı posterior mandibula atrofi özelliği gösteren ''All-on-four'' sistemiyle dental implant uygulancak anterior mandibulada 21 mm uzunluğuna ve bazal mandibulaya doğru alveolar kret genişliği artan 3 mm genişliğine sahip bir model elde edilmiş olup, aynı hasta modelinde her modele 2'şer milimetrelik kemik redüksiyonu yapılarak 4 farklı model elde edilmiştir. Çalışmamızın amacı farklı kemik volümetrelerinde farklı çap, boy ve değişen protetik üst yapı uzunluğuyla elde edilen bu modellere, "All-on-four" tekniğiyle yerleştirilen dental implantlara uygulanan vertikal ve oblik kuvvetler sonucunda meydana gelen stres değerlerine stres birikimlerini nasıl etkilediği araştırılacak ve elde edilen veriler kıyaslanarak hangi kemik seviyesinde implant uygulamalarının diğerlerine göre daha üstün olduğu ve optimal sonuçlar verdiği anlayıp en doğru cerrahi planlamayı seçmektir. Çalışmamızda, 4 farklı kemik seviyesi içeren grup modelleri oluşturulmuştur. Grup 1 modelinde, ana modelden 3 mm lik kemik redüksiyonuyla beraber elde edilen 18 mm uzunluğuna ve 5.5 mm genişliğe sahip anterior mandibulaya 3.5x15 mm uzunluğunda, grup 2 modelinde ana modelden 5 mm lik kemik redüksiyonuyla beraber elde edilen 16 mm uzunluğuna ve 5.8 mm genişliğine sahip anterior mandibulaya 3.8x13 mm uzunluğunda, grup 3 modelinde ana modelden 7 mm lik kemik redüksiyonu ile elde edilen 14 mm uzunluğuna ve 6.3 mm genişliğine sahip anterior mandibulaya 4.3x11 mm ve grup 4 modelinde ise ana modelden 9 mm lik kemik redüksiyonu ile elde edilen 12 mm uzunluğuna ve 7 mm genişliğine sahip anterior mandibulaya 5x9 mm uzunluğunda dental implantlar lateral kesici bölgesine dik ve premolar bölgeye 30 lik açıyla ''All-on-four'' tekniğiyle (Medentika® GmbH, Hügelsheim Gerrmany) dental implantlar uygulanmıştır. Protetik üst yapıda 2, 4, 6 numaralı dişler bölgesinden bilateral olarak vertikal olarak sırasıyla 100 N, 150 N, 200 N ve oblik olarak 30 açıyla 100 N, 100 N, 150 N kuvvet uygulanmıştır. Çalışmada uygulanan kuvvetler sonuncunda implantlarda, abutmentlarda, abutment vidalarında oluşan Von Mises stres değerleri ile alveolar kemikte meydana gelen Maksimum ve Minimum Principal stres değerleri Sonlu Elemanlar Stres analizi ile incelenmiştir. Çalışmamızın sonuncunda, vertikal ve oblik kuvvetler altında artan kemik redüksiyonuyla beraber dental implantlarda oluşan Von Mises stres değerlerinin arttığı ve dental implantlarda yoğunlaşan bu streslerin alveolar kemiğe da az ilettiği ve alveolar kemikte oluşan Maksimum ve Minimum Von Mises streslerin azaldığı, abutment ve abutment vidalarında oluşan Von Mises stres değerlerinde ise anlamlı bir fark bulunamamıştır. Çalışmamız sonuçlarına dayanarak, çift taraflı atrofik mandibulada farklı kemik yüksekliklerinde en ideal planlamanın ve en optimam stres sonuçlarının Grup 4 olduğu saptanmıştır.

AtrofiDental implantasyonDental implantlar+4
Osman Yavuz
Dicle University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı geometrik özelliklere sahip endosteal implantların, farklı yoğunluktaki kemiklere uygulandığında ortaya çıkan değişikliklerin üç boyutlu modelleme ve sonlu elemanlar stres analizi ile değerlendirilmesi

Diş hekimliğinde dental implantlar çeşitli endikasyonalar sebebiyle sıklıkla kullanılmaktadır. Dental implantların başarısında; hastanın sistemik durumu, oral hijyeni, kemik kalitesi ve miktarı, dental imlantların makro ve mikro geometrisi, protetik üst yapısı ve maruz kaldığı kuvvetler gibi çeşitli faktörler etkilidir. Dental implantların başarısının değerlendirilmesinde klinik ve in vitro çalışmalar son derece önemlidir. Özellikle farklı tasarımlardaki dental implantlar ile kemik yoğunluğu ilişkisinin biyomekanik açıdan değerlendirilmesi ve stres değerlerinin elde edilmesi klinik olarak oldukça güçtür. Bu sebeple literatürü incelediğimizde, farklı stres analiz yöntemleri kullanılarak yapılmış pek çok in vitro çalışma vardır. Çalışmamızda 3.75 mm, 4.2 mm çapında ve 11.5 mm uzunluğunda olan 4 farklı endosteal implant kullanıldı. Dental implantlar, abutment yapıları ve protetik üst yapıları (kron) NextEngine 3D lazer tarayıcı ve Rhinoceros 4.0 yazılım programı kullanılarak 3 boyutlu katı model haline getirildi. İmplantları yerleştirmek için 4 farklı kemik modeli (D1, D2, D3 ve D4 kemik kalitesi) tasarlandı. Protetik üst yapının belirli noktalarından toplamda 300 N vertikal ve açılı kuvvet uygulanarak çalışma modelleri oluşturuldu. Yükleme sonucunda implantlar ve kemik modelleri üzerinde oluşan Von Mises stres değerleri 3 boyutlu modelleme ve sonlu elemanlar stres analiz yöntemi (FEM) kullanılarak incelendi. Çeşitli implant tasarımlarının farklı kemik yoğunlukları üzerindeki etkileri değerlendirildi.

Mustafa Yalçın
Dicle University
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Deneysel olarak oluşturulmuş osteoporotik rat modellerinde üzüm çekirdeği ekstresinin kemik üzerine olan etkilerinin biyomekanik ve dansitometrik olarak incelenmesi

Amaç: Bu çalışmada deneysel olarak oluşturulan osteoporotik rat modelleri üzerinde, doğal bir antioksidan olan üzüm çekirdeğinin kemik üzerine olan etkileri dansitometrik ve biyomekanik kırma testi uygulanarak incelenmiştir. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 40 adet rat rastgele dört gruba ayrıldı. Kontrol grubuna hiçbir işlem ve ilaç uygulanmadı. OVE ve OVÜÇE gruplarına overektomi işlemi uygulanarak osteoporotik hale getirildi. Sham(SH) grubu ise overektomi işlemi taklit edilerek overler açıldı fakat overektomi yapılmadan operasyon sonlandırıldı. OVÜÇE grubuna 8 hafta boyunca günde 300 mg/kg olacak şekilde üzüm çekirdeği ekstresi gavaj yöntemiyle verildi. OVE ve SH gruplarına ise her gün aynı miktarda musluk suyu gavaj yöntemiyle verildi. Bulgular: Deney sonucunda sakrifiye edilen deneklerin sağ mandibula ve sağ femurları tam orta noktadan üç nokta kırma testi uygulanarak kemik kırılganlıkları ölçüldü. Her iki ölçüm sonucunda SH grubuyla Kontrol grubu arasında hiçbir fark bulunmadı(P>0,05). OVE grubunda ise Kontrol grubuna göre her iki ölçümde belirgin düzeyde düşüş görüldü(P<0,05). OVÜÇE grubunda ise Kontrol grubuna göre kemik kırılganlığında farklılık bulunamazken(P>0,05), kemik yoğunluğunda artış gözlendi(P<0,05). Sonuç: Bu sonuçlar üzüm çekirdeği kullanan bireylerde, osteoporozun vücutta meydana getirdiği negatif etkilerin ortadan kalkabileceği ve osteoporoza bağlı karşılaşılabilecek komplikasyonların engellenebileceği gösterilmiştir.

AntioksidanlarBitki özütüBiyomekanik+6
Gürkan Kaya
Dicle University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Kritik boyutlu kemik defektlerinde denosumab ve ozon uygulamasının kemik iyileşmesi üzerine etkisinin araştırılması

Amaç: Maksillofasiyal cerrahide herhangi bir sebeple oluşan defektlerin iyileşmesini hızlandırmak amacıyla çeşitli ilaçlar kullanılmaktadır. Bu ilaçlar arasında osteoporoz hastalığında kullanılan bifosfonat grubu ilaçlardan denosumabın , yeni kemik oluşumu üzerinde olumlu etkileri olduğu çeşitli çalışmalarda gösterilmiştir. Genel tıp alanında ve dişhekimliğinde yaygın kullanımı olan ozon ise yine kemik yapımı üzerinde olumlu etkileri olan alternatif bir tedavi olarak son yıllarda yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmanın amacı rat kalvaryumlarında oluşturulan kritik boyutlu defektlerde denosumab ve ozon uygulamaları yaparak, yeni kemik oluşumunun değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda 40 adet Spraque Dawley cinsi erkek rat kullanıldı. Ratlar 4 gruba ayrıldı. Kontrol grubuna sadece greft konuldu. Ozon grubu (O) ve ozon ve denosumab (O-D) gruplarına greft uygulandıktan sonra 15 saniye süreyle topikal ozon uygulandı. Denosumab grubu (D) ve ozon ve denosumab(O-D) grubuna 8 hafta süresinde 4 haftada bir olmak üzere subkütan (s.c) 10 mg/kg Prolia(denosumab) enjekte edildi. Her gruptan 5 hayvan 4. hafta sonunda, grupdaki diğer 5 hayvan ise 8. hafta sonunda sakrifiye edildikten sonra histopatolojik incelemeler yapıldı. Gruplar arasındaki farklılıklar istatistiksel analizlerle değerlendirilmiştir. Bulgular: Yapılan histopatolojik inceleme sonrası greft+ozon ve greft+denosumab uygulanan gruplarda sadece greft yerleştirilen kontrol grubuna kıyasla daha iyi kemik oluşumu gözlendi. Kontrol grubu dışındaki diğer gruplar birbirleriyle kıyaslandığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmasada denosumab uygulanan gruplarda ozon grubuna göre daha fazla yeni kemik oluşumu belirlendi. Sonuç: Çalışmamızın sonucunda ozon ve denosumab uygulamasının yeni kemik yapımı üzerine olumlu katkısı olduğunu ancak bu konuda daha fazla çalışma yapılması gerektiğini düşünmekteyiz. Anahtar Sözcükler: rat, ozon, denosumab, yeni kemik yapımı

DenosumabHayvan deneyleriKemik defektleri+6
Ersin Keskin
Dicle University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Tek diş eksikliklerinde komşu dişler kriter alınarak, Osseo-Lok ve Lazer-Lok yüzeyli implantların radyografik ve kliniksel olarak karşılaştırılması

Bu tez çalışmasındaki amacımız, Lazer-Lok? yüzeyli Biolok implant ile Osseo-Lok?yüzeyli Biolok (Silhouette? Biolok implant) implantın, tek diş eksikliği olan bölgelerdeuygulanımı ve kron restorasyonunun tamamlanmasını takiben, her iki grubun peri-implanterve sağlıklı komşu dişlerin periodontal bölgelerinin Plak İndeksi (PI), Gingival İndeks (GI) veCep Derinliği (CD) ölçüm değerleri ile peri-implanter bölgelerin Marjinal Kemik Kaybı(MKK) seviyesi ölçüm değerlerinin iki yıllık süre içerisinde, klinik ve radyolojik olarakkarşılaştırılmasıdır.Araştırmamız Dicle Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi Ağız-Diş-Çene Hastalıkları veCerrahisi A.D'na tek diş eksikliği nedeni ile, implant yaptırmak üzere başvuran 30 hasta(12 kadın ve 18 erkek) üzerinde yürütüldü. Yaş ortalamaları 31.46 olan 30 hastanın yarısınaLazer-Lok? yüzeyli Biolok implant ve diğer yarısına Osseo-Lok? yüzeyli Biolok implantuygulandı. Çalışma süresi boyunca her iki grupta da, uygulanan implantların (15 Lazer-Lok? yüzeyli Biolok implant, 15 Osseo-Lok? yüzeyli Biolok implant) herhangi birindekayıp söz konusu olmadı (%100, 30/30). İmplantların uygulanımı sonrası osseoentegrasyonuntamamlanması ile kron restorasyonları bitirilen tek diş implantların başlangıç, 1. ay, 3. ay 6.ay, 12. ay ve 24. ay sürelerinde Plak İndeksi (PI), Gingival İndeks (GI) ve Cep Derinliği (CD)ve 3.,6.,12. ve 24.aylarda periimplanter Marjinal Kemik Kaybı (MKK) seviyesi ölçümdeğerleri kaydedildi. Tüm bireylerde cep derinliği ölçümü Williams periodontal sondukullanılarak yapıldı. Marjinal Kemik Kaybı (MKK) seviyesi ölçüm değeri standardize edilmişpanoramik radyografiler ile, Meazure 2.0 programı ( C Thing Software, Version: 2.0Build:158 Copyright 2001-2004) ile elde edildi. İndeks ölçümleri her bir dişte distobukkal,bukkal, meziobukkal, distolingual, lingual, meziolingual olmak üzere 6 noktada yapıldı ve CDile MKK için milimetrik değerler kullanıldı. Değerler ANOVA testi ile istatistiksel olarakanaliz edildi. Elde ettiğimiz sonuçlara göre Lazer-Lok? yüzeyli implantların implantçevresindeki marjinal kemik kaybı (MKK) seviyesinin, Osseo-Lok? yüzeyliimplantlarınkinden daha düşük oranlarda olduğunu, istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespitettik (p<0,05). Periodontal indeks değerlerine bakıldığında ise Lazer-Lok? yüzeyliimplantlar ile Osseo-Lok? yüzeyli implantların peri-implanter ve onlara komşu dişlerinperiodontal indeksleri ile beraber alınan PI,GI ve CD parametrelerinde istatistiksel olarakanlamlı farklılık bulundu (p<0.05).Komşu dişlerin periodontal indeks değerleri katılmadan yalnızca implantların indeksdeğerlerine bakıldığında ise Lazer-Lok? yüzeyli implantlar ile Osseo-Lok? yüzeyliimplantları arasında PI, GI parametrelerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunamadı(p>0.05), ancak 24. ayda CD ölçüm değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıkbulundu (p<0.05).Yapılan 2 yıllık çalışmada elde edilen sonuçlarda her iki grubun da fonksiyonda kaldığıve hastalara normal kontür, konfor, estetik ve fonasyon sağladığı görüldü. Krestal kemikseviyesindeki kemik kaybı oranlarına bakıldığında; Lazer-Lok? yüzeyli Biolok implantgrubunun, implantın boyun kısmındaki lazerle pürüzlendirilmiş kısmının sert ve yumuşakdoku ataçmanı sağladığı ve bu nedenle marjinal kemik kaybı seviyesinin düşük değerlerdeseyrettiği tespit edildi. Yine Lazer-Lok? yüzeyli Biolok implantın gingival ataçmanoluşturması nedeni ile cep derinliği seviyelerinin, Osseo-Lok? yüzeyli Biolok implantgrubundan elde edilen cep derinliği seviyesinden daha düşük oranda olduğu belirlendi. Buaçıdan değerlendirildiğinde, Lazer-Lok? yüzeyli Biolok implantın tek diş eksikliğivakalarında daha başarılı olduğu tespit edildi. Gruplar arası PI ve GI incelendiğinde isefarklılıklar istatistiksel olarak anlamlı bulunamadı.Anahtar Kelimeler: Marjinal Kemik Kaybı, Cep derinliği, Plak İndeksi, Gingivalİndeks, Osseo-lok Biolok İmplant, Lazer-Lok Biolok İmplant.

Berfin Kahraman
Dicle University · Institute of Health Sciences
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

Temporomandibuler eklem (TME) ağrı disfonksiyon sendromlu, redüksiyonlu ve redüksiyonsuz disk deplasmanlı hastalarda, düşük enerjili lazer tedavisi öncesi ve sonrası klinik, kemik sintigrafisi ve manyetik rezonans görüntüleme (MRG) bulgularının değerlendirilmesi

Temporomandibular eklem içi inflamatuvar hastalıklar; travma, eklem içi düzensizlik veya osteoartrite bağlı olarak eklem içi ve çevre dokuların inflamasyonuna sebep olan hastalık grubudur. Temporomadibular eklemin en çok etkilenen alanları; posterior ataçmanlar, kollateral ligamanlar ve periartiküler dokulardır (kapsül, sinovyum ve temporomandibular eklem ligamanları). Travmaya bağlı oluşan eklem içi inflamasyon ve patolojilerin tedavisindeamaç; eklem içinde oluşan makro ve mikro travmaları kontrol etmek, inflamasyonu ve eklem içi basıncı azaltarak dokuların rejenerasyonuna imkan sağlamaktır. Eklem içi inflamasyonundan kaynaklanan temporomandibular rahatsızlıklarda; bilgilendirme, yumuşak diyet, antiinflamatuvar ilaçlar, oklüzal splint ve düşük enerjili lazer uygulaması uygun konservatif tedavilerdir. Bu çalışmanın amacı, retrodiskal dokuda oluşan inflamasyonun tedavisinde düşük enerjili lazerin etkinliğinin objektif değerlerle deneysel olarak saptanmasıdır.Çalışmada TME internal düzensizliği bulguları olan (klik,ağız açmada kısıtlılık,ağrı vb.) 80 hasta dahil edildi. Lazer, iki hafta boyunca toplam 10 defa uygulandı. Her iki temporomandibular ekleminden (inflamasyonlu eklem ile inflamasyonlu ve lazer uygulanmış eklemden) sintigrafik görüntüler ve MRG alındı. Verilerin değerlendirilmesinde, istatistiksel analizler SPSS 15.00 paket programı ile yapıldı. Tanımlayıcı istatistiksel metodların (ortalama, standart sapma) yanı sıra çoklu grupların tekrarlayan ölçümlerinde Student t testi, ikili grupların karşılaştırmasında Mann-Whitney-U testi kullanıldı. Sonuçlar, anlamlılık p<0,05 düzeyinde, %95´ lik güven aralığında değerlendirildi. Bu araştırma sonucunda, TME eklem düzensizliği olan hastalarda,TME `nin rehabilitasyonunun sağlanması amaçlanmıştır. Ağız açma mesafelerindeki artış,kas palpasyon hassasiyetindeki azalma değerleri bunu ortaya koymaktadır.Lazer sonrası MRG görüntülerinde değişiklik olmasa da osteoblastik aktivite sayım sonuçlarındaki azalma bölgede dejeneratif olarak değişiklik olmadığını ortaya koymaktadır.

Kemik ve kemiklerLazer tedavisiLazerler+6
Musa Can Uçan
Dicle University · Institute of Health Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Kemik defektlerinin iyileşmesinde rifamisin ile allojenik, alloplastik ve heterojen kemik greftlerinin etkilerinin histopatolojik olarak incelenmesi

Bu tez çalışmasında amacımız allojen kemik grefti, heterojen kemik grefti ve alloplastik kemik greftinin rifamisin ile uygulanmasının, kemik defektindeki iyileşme üzerine etkileriyle, defekt bölgesindeki kemiğin kaynama (kemikleşme), spongioza, korteks ve kemik iliği değerlerinin karşılaştırılmasıdır.Çalışmada 28 adet erkek Wistar albino cinsi rat kullanıldı. Yirmisekiz rat 7'şerli 4 gruba ayrıldı. Ratlar Ketamin (KetalarR, Eczacıbaşı, Türkiye) ve Xylazine HCL (RompunR, Bayer, Türkiye) intraperitonal olarak anestezi edildi. Operasyon sahası; traş edildikten sonra antiseptik solüsyon (%1 İyodin) ile asepsi sağlandı. Cilt ve cilt altı insizyonunu takiben kas diseksiyonları yapılıp tibia açığa çıkarıldı. Serum soğutması altında kemikte 10x3x2 mm boyutlarında defekt oluşturuldu. Birinci grupta hayvanların sağ tibiasındaki defekt rifamisinle (Rif, Koçak Farma, Türkiye), sol tibialarındaki ise serum fizyolojik ile irrige edilip kapatıldı. İkinci gruptaki hayvanların sağ tibiasında oluşturulan defekte Rifamisin ile kombine allojenik kemik grefti (Raptos, Citagenix, Kanada), sol tibiasındaki defekte ise serum fizyolojik ile karıştırılmış allojenik kemik grefti yerleştirildi. Üçüncü grupta sağ tibiada oluşturulan defekte rifamisin ile karıştırılmış kalsiyum sülfat esaslı alloplastik kemik grefti (4Bone, MIS, Fransa), sol tibiadakine ise serum fizyolojik ile karıştırılmış kalsiyum sülfat esaslı alloplastik kemik grefti uygulandı. Dördüncü gruptaki hayvanların sağ tibialarındaki defekte rifamisin, sol tibialarındakine ise serum fizyolojik ile kombine sığır kaynaklı heterojen kemik grefti (Bio-OssR, Geistlich Farma AG, İsviçre) yerleştirildi. Postoperatif 21. günde ratlar yüksek doz Ketamin ve Xylazine HCL ile sakrifiye edilerek tibiaları histopatolojik incelemeye alındı. Kemik kaynaması, spongioza, korteks ve kemik iliği oluşumu skorlandı. Sonuçlar Mann-Whitney-U testi ile istatistiksel olarak analiz edildi.Sonuç olarak histopatolojik sonuçlar göstermiştirki; sadece rifamisin uygulanan grup kontrol grubuna göre daha yüksek skorlar vermiş ve istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmüştür. Allojenik kemik greftiyle rifamisin uygulanan grupta iyileşme görülmemiştir. Heterojen ve alloplastik kemik greftiyle rifamisin kombinasyonu uygulanan gruplarla kontrol grubu kıyaslandığında ise benzer iyileşme oranları saptanmış ve istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmemiştir.Bu çalışmada 28 adet erkek Wistar albino cinsi rat kullanılacaktır. 28 rat 7'şerli 4 gruba ayrıldı. Ratlar Ketamin (KetalarR, Eczacıbaşı, Türkiye) ve Xylazine HCL (RompunR, Bayer, Türkiye) intraperitonal olarak anestezi edildi. Operasyon sahası traş edildikten sonra betadine antiseptik solüsyonu ile asepsi sağlandı. Cilt insizyonunu takiben tibia açığa çıkarıldı. Serum soğutması altında 10x3x2 mm boyutlarında defekt oluşturuldu. Birinci gruptaki hayvanların sağ tibiasındaki defekt Rifamisin (Rifamisin (Rif, Koçak Farma, Türkiye) ile irrige edilerek, sol tibialarında açılan defekt ise serum fizyolojik ile irrige edilip kapatıldı. İkinci gruptaki hayvanların sağ tibiasında açılan defekte Rifamisin ile kombine allojenik kemik grefti (Raptos, Citagenix, Kanada), aynı büyüklükte sol tibiada açılan defekte ise serum fizyolojik ile karıştırılmış allojenik kemik grefti yerleştirildi. Üçüncü grupta sağ tibiada açılan defekte Rifamisin ile karıştırılmış kalsiyum sülfat esaslı alloplastik kemik grefti (4Bone, MIS, Fransa), sol tibiadaki defekte serum fizyolojik ile karıştırılmış kalsiyum sülfat esaslı alloplastik kemik grefti yerleştirildi. Dördüncü gruptaki hayvanların sağ tibialarındaki defekte Rifamisin ile kombine sığır kaynaklı heterojen kemik grefti (Bio-OssR, Geistlich Farma AG, İsviçre), sol tibiadaki yine aynı boyutta açılan defekte serum fizyolojik ile karıştırılmış sığır kaynaklı heterojen kemik grefti yerleştirildi. Postoperatif 21. günde ratlar yüksek dozda Ketamin ve Xylazine HCL ile sakrifiye edilerek tibiaları histopatolojik incelemeye alındı ve kemik kaynaması, spongioza, korteks ve kemik iliği oluşumu skorlandı. Sonuçlar Mann-Whitney-U testi ile istatistiksel olarak analiz edildi.Sonuç olarak histopatolojik sonuçlar göstermiştirki; sadece rifamisin uygulanan grup kontrol grubuna göre daha yüksek skorlar vermiş, istatiksel olarak anlamlı bir fark görülmüştür. Allojenik kemik greftiyle rifamisin uygulanan grupta iyileşme görülmemiştir. Heterojen ve Alloplastik kemik greftiyle rifamisin kombinasyonu uygulanan grupla kontrol grubu kıyaslandığında ise benzer iyileşme oranları saptanmış ve istatiksel olarak anlamlı bir fark görülmemiştir.

AntibiyotiklerKemik defektleriKemik dokusu+3
Alper Kaya
Dicle University · Institute of Health Sciences
2013
00

Other supervisors