Theses supervised by Prof. Dr. Burhan Varkıvanç
10 theses · Akdeniz University
Erken Klasik Dönem Ksanthos kabartmaları stil ve ikonografi
19. yüzyılın başında Ch. Fellows tarafından İngiltere'ye götürülen ve günümüzde büyük bir bölümü Britanya Müzesi'nde korunan Ksanthos'un heykeltıraşlık eserleri yakın zamana kadar Lykia'nın bilinen Erken Klasik Dönem heykeltıraşlığını temsil etmekteydi. Bunların dışında, İstanbul Arkeoloji Müzeleri ve Antalya Müzesi'nde, ayrıca kazı deposunda korunan kent kazılarında ele geçmiş birkaç heykeltıraşlık eseri daha bulunmaktadır. Eserler üzerinde yapılan ikonografi temelli çalışmalarda, Yunan ve Pers olmak üzere başlıca iki baskın ikonografi ve Fenike ikonografisine ait birkaç motif gözlemlenmektedir. Bunların altında da Lykia'ya özgü konular okunmaktadır. Birbirinden ayrıştırılması zor olan bu motifler genel olarak Doğu Akdeniz ikonografisini yansıtmakta ve Ksanthos kentinin bu dönemdeki kültürel yapısına dair fikirler sunmaktadır. Eserlerin zengin niteliği bu dönemde kentteki yüksek refah düzeyine işaret etmekte ve aynı zamanda ekonomik ilişkilere dair ipuçlarını da ortaya koymaktadır. Harpy Anıtı'nda Doğu Akdeniz ikonografisi oldukça belirgin olarak gözlemlenmektedir. Bu anıttan sonraya tarihlendirilen Sfenksli Alınlıklar ve Sirenli Alınlık, kanatlı karışık yaratıkların tasvir edilmesi bakımından Harpy Anıtı'nın ikonografik devamı olarak tanımlanılmalarını mümkün kılmaktadır. Prosesyon frizleriyle, özellikle insan figürlerindeki giysilerde gözlemlenen Yunan tarzı ve sakalda gözlemlenen Pers tarzı ile, at figürlerindeki püsküllü alın yeleleri ve püsküllü kuyruklar ile yapının devam ettiği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte seçilen konular yine yerele özgü olmalıdır. Vahşi hayvanlar ve satyrlerden oluşan av frizinde hem aslan sayısının fazla oluşu hem de aslanların farklı yönlere doğru döndürülmüş olması, bu sahnede aslanlar tarafından gerçekleştirilen bir avın tasvir edilmiş olabileceğini düşündürmektedir. Ch. Fellows tarafından sur duvarı içerisinde devşirme malzeme olarak bulunmuş olan üç peploslu genç kız heykelinin ve heykellere ait olduğu düşünülen baş parçasının yanı sıra, kent kazılarında ele geçmiş olan bir peplophoros heykeli, bu heykellerin sayısının dörde çıkabileceğini göstermektedir. Stilistik olarak Ksanthos eserlerinde üç stil gözlemlenir. Bunlardan ilki Harpy Anıtı'nın stilidir. Anıt kabartmalarındaki baskın stil, eserin yerel ustalar tarafından yapılmış olabileceğini ve bu ustalarının Milet-Efes'ten ziyade Samos ve Paros gibi M.Ö. V.yüzyılın ortalarında da heykeltıraşlık eseri üretimine devam eden sanat merkezlerinden etkilenmiş olabileceğini göstermektedir. İkinci stil Sfenksli Alınlık, Uçan Nikeler ve Menadlar kabartmalarıyla temsil edilmekte, kronolojik olarak da Harpy Anıtı'ndan sonra gelmektedir. Üçüncü stil ise Sirenli Alınlık, Prosesyon frizleri, prothesis ve khiton giyen genç kabartmalarında gözlemlenmektedir. Ksanthos kenti dynastik iskân merkezi olmasıyla burada bir elit sınıfının oluşmasını gerektirmektedir. Bunun yanı sıra heykeltıraşlık eserlerinin sayıca fazlalığı da böyle bir sınıfın varlığına işaret etmektedir. Dikme anıtlar, semerdamlı lahitler, anıt mezarlar, kaya mezarları gibi eserler ise Lykialılar'ın yerel kireçtaşını kullanma ve işleme ustalığına sahip olduklarını açıkça göstermektedir. Bu bağlamda Antik Dönem koşullarının bir heykeltıraşlık üretimine olanak sağlaması, ikonografinin yanı sıra stilistik unsurların da yerel olarak nitelendirilebilmesi, Arkaik Dönem'den itibaren başlayan heykeltıraşlık eseri mevcudiyetinin nitelikli bir biçimde M.Ö. IV. yüzyıl içlerine kadar devam etmesi ve büyük çoğunluğunun yerel kireçtaşından yapılmış olması yerel üretimin beklenebileceğini gösteren kanıtlar olarak sıralanabilir. Anahtar Kelimler: Lykia, Ksanthos, Erken Klasik Dönem, Heykeltıraşlık, Kabartma,İkonografi, Stil.
Rhodiapolis antik kenti mimari bezemeleri
Bu çalışmanın konusunu Lykia'nın dağlık bölgesinde konumlanmış orta ölçekli bir yerleşim olan Rhodiapolis Antik Kenti'nin bezekli mimari elemanları oluşturmaktadır. Kent, Lykia Bölgesi'nde henüz karşılaşılmayan yapıları da bünyesinde barındırması ile dikkat çekmektedir. Rhodiapolis'te günümüze ulaşan kalıntıların büyük bir bölümü Roma İmparatorluk Dönemi'nde en yoğun yapılaşma sürecinin yaşandığı M.S. 2. yy.'a aittir. Kentteki yapılara ait bezekli mimari parçaların teknik, işçilik ve stilistik özellikleri incelenerek, kentin yapılaşma süreci, yapıların geçirdikleri onarımlar ve kentte faaliyet gösteren atölye/atölyeler hakkında bilgilere ve çıkarımlara ulaşılması amaçlanmıştır. Kentte ele geçen bezekli mimari parçaların büyük bir bölümü kireç ocaklarında eritilmek üzere oldukça küçük parçalara ayrılmıştır. Günümüze ulaşan büyük boyutlu parçalarla birlikte depo ve arazide yer alan tüm mimari plastik elemanlar incelenerek, farklı dönem ya da işçilik özellikleri sergileyen örnekler kataloğa dahil edilmiştir. Dağınık olarak ele geçen bezekli mimari elemanların bir bölümünün ait olduğu yapılar belirlenebilmişken, farklı tipoloji de yapılmış olan arşitrav, friz bloğu parçaları gibi bazı bezekli mimari öğelerin ait oldukları yapıları belirlemek mümkün olmamıştır. Çalışma sırasında incelenen mimari plastik yapı elemanlarının bir bölümü üzerinde yer alan bezeklerin, diğer bölge ve kentlerde yer alan çağdaş yapılardan motif ve işçilik kalitesi bakımından farklılaştığı ve Rhodiapolis'te Hellenistik Dönem geleneğine bağlı bir anlayışta yapıların bezekli mimari elemanlarla donatıldığı anlaşılmıştır. Bazı motifler, gerek form gerekse işçilik bakımından diğer bölge kentlerinde karşılaşılmayan farklı bir sanatsal anlayış ve bakış açısıyla işlenmişlerdir. M.S. 2. yy.'da meydana gelen deprem sonrasında kentteki kamu yapıları, muhtemelen kentin ileri gelenlerinin de katkısıyla, Anadolu'daki çağdaş yapılarla eşdeğer kalitede işçiliğe sahip bezeklerle donatılmıştır. Kentte 2006 yılında başlayan kazı çalışmalarının 2012 yılında sonlanmış olması neticesinde kamu yapılarına ilişkin veriler kısıtlıdır. Aynı zamanda bezeklerin bir bölümünün özgün yapısı ve doğrudan karşılaştırma örneklerinin bulunmaması nedeniyle yapıların ve yapılara ait bezemeli mimari elemanların tarihleri hakkında kesin yargılarda bulunulmaktan kaçınılmıştır. Anahtar Kelimeler: Doğu Lykia, Rhodiapolis, Mimari Bezeme, Atölye.
Antalya Kaleiçi Kesik Minare alanı'ndaki antik dönem kapıları
Antik Dönem'de Attaleia'yı barındıran Antalya Kaleiçi, uygun iklimsel, stratejik ve ekonomik koşulları nedeniyle sürekli yerleşim görmüş, bu nedenle de kentin Antik Dönemi'ne ilişkin kalıntılar sınırlı sayıda korunabilmiştir. Dolayısıyla Attaleia kentinin ve daha öncesindeki yerleşimin kültürel, sosyal, ekonomik ve yapısal yönlerine yönelik bilgilerimiz oldukça azdır. Kentin, Hellenistik Dönem'de Bergama Kralı II. Attalos Philadelphos (İ.Ö. 158 ? 138) tarafından ?Attaleia? adı ile kurulmasının ardından kentin etrafı sur duvarlarıyla çevrilmiş; bu süreçte, bir balıkçı yerleşimi olan Korykos korunaklı bir limana sahip, bir liman kentine dönüştürülmüş ve Bergama donanması için önemli bir üs haline getirilmiştir. Kent, Pamphylia Bölgesi'nde bulunan diğer önemli kentlerin aksine Antik Dönem boyunca önemini korumuş, Roma ve Bizans Dönemleri'nden sonra Selçuklu, Osmanlı Dönemi'nde de önemini yitirmemiştir. Kentin geçmişine ilişkin veriler içinde; Antik Dönem boyunca ve Geç Antik Dönem ve sonrasında onarımlar görmüş olan kent surları, Hadrian Takı, Hıdırlık Kulesi, Kesik Minare, Yivli Minare alanı ile bir kaç medrese halen gözlemlenebilmektedir.Kentteki sürekli yerleşimden dolayı yapısal çehresi hemen her farklı kültür döneminde değişmiş, özellikle Antik Dönem'in nitelikli malzemeden yapılan birçok mimari elemanı ve donanımı hemen her yapıya uyarlanabilmeleri devşirme malzeme olarak kullanılmışlardır. Örneğin, Kaleiçi'nde bulunan sur duvarları çeşitli dönemlerde onarımlar ve eklemeler görmüş, Antik Dönem'e ait birçok yapı ve donanım elemanı (söve, lento, sütun, sütun başlığı, duvar ve arşitrav blokları vs.) bu onarımlar ve eklemeler sırasında kentin sur duvarlarında kullanılmışlardır. Kentin Antik Dönem'den sonra dinsel yapısının değişmesi ve kısmen Kesik Minare alanı içinde korunan agora içerisine bir kilisenin inşa edilmesi ile, sur duvarlarında olduğu gibi bu alanda da her türlü devşirme malzemenin kullanılması söz konusudur. Devşirme malzeme olarak kullanılmış olan mimari elemanların birçoğu özgün işlevini yitirirken, nitelikli malzemeden yapılmış olan ve herhangi bir dinsel bezeme içermeyen kapılar, sağlam malzemeden yapılmaları ve aynı amaca hizmet etmeleriyle özgün işlevlerini korumuşlardır.Kentin Antik Dönem'inin Kesik Minare içerisinde kullanılan anıtsal kapıları ilk olarak K. G. von Lanckoronski tarafından ve kısmen ele alınmış, sadece güney yan nef kapısının çizimi yapılarak genel bir değerlendirme yapılmıştır. Sonrasındaki araştırmalarda herhangi bir detaylı çalışmanın yapılmadığı bu kapılar, örneğin R. M. Reifstahl, B. Aran, K. Turfan, M. H. Ballance ve G. Kaymak tarafından sadece değinilerek ya da kısa tanımlamalarla geçiştirilmiştir.Gri damarlı beyaz Prokonesos mermerinden özenle yapılmış olan kapılar, Kesik Minare'nin en nitelikli malzemesini oluşturmakta ve tümü İon kapı tipini yansıtmaktadırlar. Bazıları günümüze sağlam olarak ulaşmış olan kapıların detaylı tanımları ile teknik, bezeksel, tipolojik ve stilistik incelemeleri yapılmıştır. Osmanlı Dönemi ve sonrasındaki tahribatlar nedeniyle bazıları yıkılan kapıların alan içerisindeki dağınık parçaları çizimleri de yapılarak incelenmiş ve bunların günümüzde özgün yerlerinde çok az bir bölümü korunan ya da çerçevelerine ilişkin hiçbir iz bulunmayan kapılardan hangisine ait olabilecekleri belirlenmeye çalışılmıştır. Bu incelmemelerin ardından, yok olan kent dokusu içerisinde hangi yapılara ait olabilecekleri, diğer kentlerde yer alan bu tür anıtsal kapılara sahip tak, propylon, tapınak, tiyatro gibi çeşitli mimari yapı incelenerek belirlenmeye çalışılmış; kapıların kentin Antoninler Dönemi dinsel yapılarından kaynaklanmış olma olasılığının yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Kibyra kenti mimari bezemeleri
Çalışma kapsamında, kent tarihi ve konumu ile kentte şu ana kadar yapılan araştırmaların belirtildiği ilk bölümden sonra, kamu yapılarının mimarisi incelenmiş ve bu yapılarda bulunan bezemeli mimari elemanlar anlatılmıştır. Konumuzu oluşturan mimari bezemeler hakkında, kentte başka bir araştırmanın yapılmamış olması ve birçok yapıda henüz kazı çalışmasının başlamamış olması, tarihlemede ve yapıların mimarisini tam olarak çözümleyebilmede bazı sıkıntıları beraberinde getirmiştir. Henüz kazısı başlamamış olduğu için sınırlı verilerle değerlendirilen yapıların mimarileri hakkında, hiç kuşkusuz kazılar yapıldıkça yeni veriler ve beraberinde yeni öneriler ortaya çıkacaktır. Bu sebeple yapıların tarihlenmesi ve mimarileri hakkında önerilerde bulunulurken kesin ifadelerden kaçınılmıştır. Tipolojik özellikler kısmında, kentte bulunan mimari üst yapı elemanlarının kendi aralarında kaç tipe ayrıldığı ve nerelerde yoğun olarak kullanıldıkları incelenmiş, stilistik özellikler başlığı altında yapılarda kullanılan bezemeli blokların stilistik özellikleri incelenerek tarihleme önerileri yapılmıştır. Bezeksel özellikler bölümünde; lesbos kymationu, inci ? boncuk dizisi, yumurta dizisi, sarmaşık bezemesi ve palmet bezemesi alt başlıkları oluşturularak bezemelerin kent içinde kullanıldıkları yerler incelenmiştir. Kentte kullanılan mimari malzemeler, malzeme bölümünde belirtildikten sonra, sonuç başlığı altında kent içindeki genel yapılaşma süreci ile kentin etkilendiği bezeksel üsluplar değerlendirilmiştir.
Side Müzesi'nden bir grup figürlü mezar steli
Bu çalışmada Side Müzesi'nde korunan bir grup figürlü mezar steli tipolojik, ikonografik, stilistik ve kronolojik açıdan değerlendirilmiştir. Mezar stelleri, stel tipleri ve figürler olarak ele alınmıştır.Veda sahneli stellerin sayıca fazla olması nedeniyle bu konunun ikonografisine figürler anlatılırken yer verilmiştir. Side Müzesi mezar stelleri içinde hiç ölü yemeği sahneli mezar steli'nin bulunmaması dikkat çekicidir. Daha çok stellerin benzer şablonlar içinde ele alınmış aile stelleri oldukları görülmektedir.Figürler; Erkek Figürleri, Kadın Figürleri, Çocuk ve Hizmetçi Figürleri ana başlıkları altında ele alınmıştır. Erkek Figürleri, Ayakta Duran Erkek Figürleri ve Oturan Erkek Figürü; Kadın Figürleri ise, Ayakta Duran Kadın Figürü ve Oturan Kadın Figürleri alt başlıkları altında incelenmişlerdir. Ayakta duran erkeklerde figür tipleri, aynı kadın figürlerinde olduğu gibi kol ve bacak hareketleri ile, giysilerinin vücuda sarılışına göre kendi içinde tipolojik olarak sınıflandırılmaktadır. MS-1, MS-2, MS-3, MS-4, MS-5 ve MS-6 stellerdeki ayakta duran giyimli erkek figürlerinden, MS-3 nolu stelde ?Hippokrates (Kos) Tipi? MS-5 nolu stelde ?Pudicitia Tipi? ve ?Hippokrates (Kos) Tipinin Varyasyonu? olarak adlandırılan belirli tipler görülürken, MS-1, MS-2, MS-4 ve MS-6 nolu stellerdeki figürler tekil örnekler olarak ?Diğerleri? başlığı altında ele alınmıştır. MS-1, MS-2, MS-4, MS-5, MS-6, MS-7 ve MS-8 nolu stellerdeki kadın figürlerinden, MS-5, MS-6 ve MS-8 nolu stellerde bezeme alanının solunda oturan kadın figürleri ?Pudicitia Tipinde Oturan Kadınlar?, MS-1 ve MS-2 nolu stellerde bezeme alanının sağında oturan kadın figürleri ise ?Veda Eder Biçimde Oturan Kadınlar? başlıkları altında ele alınmıştır. Belirli bir grup içinde toplanamayan MS-4 ve MS-7 nolu stellerdeki oturan kadın figürleri tekil örnekler olarak ?Diğer Oturan Kadınlar? başlığı altında değerlendirilmiştir. Bütün figürler bulunabildiği ölçüde konu, tipoloji, stil ve elbise kıvrımları bakımından kendisine benzer erken, çağdaş ve geç örneklerle karşılaştırılmış ve tarihlendirilmiştir. Çalışma sonunda ortaya konulan bulgular, konunun daha iyi anlaşılabilmesi için tablo, harita, levha ve çizimler ile desteklenmiştir.ANAHTAR KELİMELERSide Müzesi, Pamphylia, Mezar Stelleri, Hellenistik Dönem, Kabartma, Naiskos, Tokalaşma, Pudicitia
Aigai Agora Binası
Aigai Antik Kenti Agora Binası, Helenistik Dönem içerisinde, Batı Anadolu ve bütün Akdeniz Havzasında onlarcası bulunan bir mimari oluşumun belki de günümüze en iyi korunmuĢluk durumunda ulaĢmıĢ örneğidir. Yapının, bu niteliğinden hareketle, dönem mimarisinin gerek tasarımsal gerekse de yapısal genel özelliklerinin yanı sıra, mimari form özelinde de "L" Biçimli Agora Binalarının detaylıca anlaĢılmasında tartıĢmasız öncül bir rol oynayacağı ortadadır. Bu doktora çalıĢmasının birincil amacı da, Aigai Agora Binasının tasarımsal ve yapısal niteliklerinin, benzeri yapılarla karĢılaĢtırmalı olarak detaylarıyla ortaya konması ve söz konusu binanın sunduğu bütün verilerin anlaĢılabilir bir metot içerisinde değerlendirilmesidir. Kendi türündeki binalar arasında, tartıĢmasız olarak, en iyi korunmuĢluk durumu gösteren yapıdır. Bu özelliği dolayısıyla, diğer benzer örneklerin doğru olarak değerlendirilmesinde olduğu kadar, dönemin inĢa faaliyetlerinin anlaĢılmasında da yol gösterici bir niteliğe sahiptir. Benzeri çok katlı yapıların statik problemlerinin çözülmesi ile verimli mekan yaratımı ve kullanımının nasıl kombine edildiği; üç farklı amaca hizmet eden, üç farklı tasarımdaki katların, statik kaygıları gözeterek, tek yapı içerisinde, organik bir Ģekilde iliĢkilendirilmeleriyle, Aigai Agora Binası özelinde cevaplanmıĢ olmaktadır. Agora Binasının birinci katı, ekonomik faaliyetlere ayrılmıĢ gibi görünmektedir. 12 adet doğu, 2 adet de kuzey cepheli, önlü arkalı toplam 28 mekanıyla, ekonomik ve hatta belki de (en azından bazı mekanlarda) üretime yönelik amaçlara ayrılmıĢtır. Söz konusu mekanların bazılarının, üretimden direkt olarak arza açıldıkları düĢünülebilir. Bu durum, doğu cepheli mekanların açıldıkları, Küçük Meydan veya Dar Teras olarak isimlendirilen alan için de geçerlidir. Burada bulunan ve Macellum olarak tanımlanan yuvarlak yapı da, aynı Ģekilde, muhtemelen üretimden arza açılmaktadır. Kamu alanlarının düzenlenmesi açısından da, hem Agora Binası, hem de birbirine bağladığı iki meydan, önemli Ģehircilik detayları sunmaktadırlar. Agora Binasının kat düzenlemeleri, bu iki meydanın da farklı kullanım amaçlarına iĢaret etmektedir. Birinci katın ticari iĢlevinin aksine, Agora Meydanının doğu stoası konumundaki üçüncü kat sosyal iĢlevlidir.
Lyrbe agorası
Side'nin 23 km kuzeydoğusunda yer alan Lyrbe kenti Manavgat ilçesine bağlı Bucak Şeyhler köyünün 5 km kuzeyindeki bir tepe üzerinde bulunmaktadır. 1800'lü yıllardan başlayarak pek çok araştırmacı tarafından gezilerek hakkında kısa bilgiler verilmiş olan kent hamam, tapınak, kilise gibi pek çok yapının yanı sıra çok iyi durumda korunmuş olan agorası ile Pamphylia kentleri arasında önemli bir yere sahiptir. Tepelik alanın en merkezi bölümüne yerleştirilmiş olan agora hem konumu hem de mimarisi ile kentin en önemli yapısı durumundadır. Erken Roma Dönemi'nden başlayarak Bizans Dönemi sonlarına kadar kesintisiz biçimde kullanıldığı anlaşılan agora söz konusu dönemlerde aralıklarla onarımlar ve eklemeler geçirmiş bu nedenle günümüze iyi durumda korunarak gelmiştir. Düzenli dörtgen planlı ve çok katlı olan Lyrbe Agorası mimari açıdan çok güçlü bir Hellenistik etkiye sahiptir. Figürlü mozaikler, bosajlı bloklar, kalp sütunlar, aksial aralığa 3 metop yerleştirilmesi, 3 tamburdan oluşan ve yüzeysel olarak işlenmiş 20 yivli Dor sütunları ile Dor ve İon mimari elemanlarının birlikte kullanılması gibi uygulamalarla söz konusu Hellenistik etkiler rahatlıkla anlaşılabilmektedir. Hellenistik özelliklerin yanı sıra agora genelinde gözlemlenen İon kymationlarında kullanılan ok uçları, "S" profilli konsollu geisonlar, dikdörtgen destekli yarım sütunlar, dolu yivler, rozetli metoplar ve kemer kullanımının fazlalığı gibi mimari uygulamalar ise yapım tarihi konusunda Erken Roma Dönemi'ni işaret etmektedir. Tüm bu mimari özellikler birlikte değerlendirildiğinde tek bir inşa evresine sahip olduğu anlaşılan agorayı genel olarak Hellenistik Dönem'in gelenekselci özelliklerini içinde barındıran İmparatorluğun erken dönemlerine; M. S. 1. yüzyılın ilk çeyreğine tarihlemek mümkündür.
Ksanthos kenti batı agorası
Likya Bölgesi'nin özellikle Klasik Dönem içerisinde ekonomik ve idari yönden en güçlü kentlerinden birisi olan Ksanthos Antik kenti, KaĢ beldesine bağlı Kınık Köyü‟nün içinden geçen ve aynı zamanda Antalya - Fethiye arasında il sınırı olarak kabul edilen EĢen Çayı‟nın hemen kıyısında yükselen kuzey-güney doğrultusunda eğimli bir arazinin üzerinde bulunmaktadır. Sahilden kuĢ uçumu 7 km içeride kalan kentteki ilk bilimsel araĢtırmalar 19. yy‟ın ilk çeyreği içerisinde yapılmaya baĢlanmıĢtır. Kent içerisinde günümüze kadar yapılan çalıĢmalar sonucunda özellikle Klasik ve Roma olmak üzere Arkaik ve Doğu Roma Dönemlerine tarihlenen mimari yapılar tanımlanmıĢken Hellenistik Dönem içersine tarihlenen yapı neredeyse yok denecek kadar azdır. Bu yapılar içerisinde kentin merkezinde iki ve batısında olmak üzere toplamda üç agora yapısı Likya kentleri üzerinde Roma Dönemi ile beraber değiĢen Ģehircilik anlayıĢını gözler önüne serdikleri için oldukça önemlidirler. Bu çalıĢma içerisinde yukarıda önemlerine değinilmiĢ agora yapılarından biri olan Batı Agora değerlendirilmiĢtir. Kentin batı kısmında yer alan ve Geç Arkaik Dönemin sonlarından Orta Bizans Dönemi'nin sonlarına değin, sadece Ġ.S. 6. yy'daki Arap akınları sonrasında kısa bir süreliğine terk edilmesi dıĢında, kesintisiz Ģekilde iĢlevsel faaliyetlerini sürdürdüğü anlaĢılan Batı Agora farklı evrelerde tadilatlar ve onarımlar geçirmesine rağmen oldukça tahribata uğramıĢtır. Dört tarafı portiklerle çevrili alanın iç stylobatları üzerinde dikdörtgen postamentler, simetrik bir Ģekilde yerleĢtirilmiĢ sütun kaideleri ve onların üzerinde de yapının tamamen dıĢa kapalı bir yapıya bürünmesini ve ayrıca görsellik açısından etkileyici olmasını sağlayan korint tipinde sütunlar, baĢlıklar, arĢitrav ve düz sima korniĢ parçaları yer almaktaydı. Klasik dönemden itibaren dini ve politik bir yapıya sahip olan alan bu yapısını kültürel değerler farklılaĢmıĢ olsa da Roma Dönemine kadar korumuĢtur. Bizans Dönemiyle beraber daha çok dini ve ticari bir mekan halini alan agora Orta Bizans Dönemi ile beraber dini iĢlevi yitirmiĢ ve 11. yy' da terk edilmiĢtir. Alanda farklı dönemlere ait etkileri gözlemlenmekte olup bunlar içerisinde en önemlileri, birisi agora meydanın' da olmak üzere toplamda iki kilise yapısı, yine meydanda küçük bir Ģapel, Ģarap iĢliği ve satıĢ dükkanları, metal iĢliği, havuz ve çeĢme yapılarıdır.
Kibyra Odeionu
Kibyra kenti, Burdur'un (Güney-batı Anadolu) Gölhisar ilçesinin yaklaşık 2 km batısındaki alçak tepeler üzerinde konumlanmaktadır. Bu çalışmanın konusunu kentin önemli kamu yapılarından biri olan Odeion yapısı oluşturmaktadır. Yapının antik dönemde odeion olarak isimlendirildiği, önündeki stoada bulunan mozaik yazıtlarından kesin olarak anlaşılmıştır. Bu yazıtlarda geçen ''stoanın önündeki Odeion yapısının'' ibaresi, yapının antik dönemde isimlendirilmesini oldukça açık bir şekilde sunmaktadır. Bu çalışmanın odak noktası, Odeion yapısının mimarisidir. Kazı çalışmalarından elde edilen bulgulara göre yapı, oldukça yıkıcı sonuçları olan bir yangına maruz kalmıştır. Bu yangının ardından tekrar onarılmamıştır. Ayrıca yapının skene fronsuna ait mimari ve plastik süsleme unsurları da bu yangında oldukça zarar görmüştür. Bu nedenle skene fronsun mimarisi önemli bir bölümü küçük ebatlı parçalar şeklinde ele geçen mimari buluntuların birleştirme ve tek tek ölçümleri sonucunda anlaşılabilmiştir. Uzun süren belgeleme çalışmaları sonucunda, skene fronsun iki katlı tabernakel düzenlemeleri ile dekore edildiğini anlaşılmıştır. Odeion yapısı, yarım daireyi aşkın cavea ve önündeki dikdörtgen sahne binasından oluşan bir plana sahiptir. Cavea ve sahne binası, parodos kemerleri aracılığıyla birbirine organik olarak bağlıdır. Antik dönem odeion ve bouleuterion yapılarının mimari gelişimine ilişkin incelemeler, Kibyra Odeionu'nun MS II. yüzyıl ortalarında yaygın şekilde yapılan bir odeion mimarisine sahip olduğunu göstermiştir. Mimari bezeme ve heykel tıraşlık buluntuları, yapının inşa tarihi için MS II. yüzyılın ikinci yarısını göstermiştir. Stoa yazıtlarının kesin sonuçlarına göre, MS 249-254 yılları arasında yapının stoası, yapım masrafları Kibyralı iki hayırsever kardeş tarafından üstlenilen bir mozaik ile döşenmiştir. Mozaik döşem, aynı zamanda yapının tespit edilebilen son inşa evresidir. Bunun dışında yapıyla bağlantılı bir inşa ya da onarım evresi yoktur. Yapı, MS II. yüzyılın ikinci yarısında temelden inşa edilerek Odeion işlevli olarak kullanılmıştır.
Arykandos Vadisi'nde Sionlu Aziz Nikolaos kültü ve Hristiyan Türkler
Arkeolojik araştırması yapılmamış Arykandos Vadisi'nin en sert topoğrafyaya sahip kanyon kısmında elde edilen veriler birkaç yönlü bilgi sağlamaktadır. Bölgede tespiti yapılan kuleli çiftlik yapıları ve Orta Çağ'a ait kullanım izleri, bu bölgede birden fazla küçük ölçekli yerleşimin varlığını ortaya çıkarmıştır. Bu yerleşimlerden Alasın Köyü ile kesin lokalizasyonu yapılamayan Tragalassos arasında dolaylı bağlantılar vardır. Orta Çağ'da Arykandos Vadisi içinde şüphe götürmeyen bir Sionlu Aziz Nikolaos inancı söz konusudur. Elde edilen veriler bir taraftan bu kültü, tarihlendirmeye de olanak tanıyacak ölçüde kanıtlarken, diğer taraftan dönemin Hristiyan Türkleri hakkında da kıymetli ipuçları sunmaktadır. Anlaşılmaktadır ki, Sionlu Aziz Nikolaos'a gönülden inanmış topluluk içinde 5.-6.yüzyılda Anadolu'ya Bizans tarafından tehcir edilen Hristiyan'laşmış Bulgar Türkleri de vardı. Vadi içinde günümüzde yaşamakta olan, 1071'den sonra Anadolu'ya Kafkaslar üzerinden gelen Oğuz soylu Tahtacı Türkmenler birkaç asır bu Hristiyan Türk soylularla beraberce yaşamışlar, kültür alışverişinde bulunmuşlar ve onlara dair izleri kendi gelenekleri ve hafızalarıyla günümüze ulaştırmışlardır. Bu çalışma temelde bir tez niteliğinde olsa da, Karadeniz'in kuzeyini takip ederek 4.yüzyılda Balkanlar'a ulaşan, akabinde 5. yüzyıldaki dağılmadan sonra Slavlar'la karışan Hun soylu Bulgar Türkleri'nin Anadolu'ya geçişleri ve kendilerinden 500 sene sonra Kafkaslar üzerinden gelen Oğuz uruklarının karşılaşması, birlikte yaşaması ve sonunda Türk'ün değişmez kaderi olarak birbirlerinin Türk'lüğünden bihaber düşman oluşlarının öyküsüdür de.