Theses supervised by Prof. Dr. Ergün Aybars
14 theses · Dokuz Eylül University
Türk kamuoyunda Amerika imgesi (1945-1980)
II.Dünya Savaşı'nın son yıllarında başlayan Türk-Amerikan yakınlaşması, 1946'da Missouri zırhlısının Türkiye ziyareti ile ivme kazanmıştır. Bu ziyaret kamuoyunda büyük çoğunlukla, Türkiye'nin Sovyetler'e karşı desteklenmesi olarak algılanmıştır. Ardından başlayan Kore Savaşı ve Türkiye'nin NATO'ya girişi, olumlu Amerika (ABD) imgesine kaynaklık eden olaylardır. Bu dönemde Türk kamuoyunda Amerika (ABD), ?Hür Dünyanın/Demokrasinin Kalesi?, ?Demokrasinin Koruyucusu?, ?Dost ve Müttefik? bir ülke biçimindeki ifadelerle zihinlerde yer edinmiştir.Ancak Kıbrıs olaylarının ardından Türkiye'nin Adaya müdahalesini engelleyen Johnson Mektubu, Amerika ile ilişkilerin sorgulanmasına neden olan önemli bir gelişmedir.İkili Anlaşmalarla Amerika'nın Türkiye'de elde ettiği ayrıcalıkları, NATO anlaşması kapsamı dışında kullandığına dair yaygın düşünce, daha önce pek de dikkate değer bulunmayan konuların gündeme yerleşmesine neden olmuştur. Amerikan üslerine Türk yetkililerin giremediğine ilişkin haberler, Amerikan personelinin adli ve gümrük ayrıcalıkları, sosyal ve ekonomik bakımdan zor şartlar altında yaşayan Türk toplumunda rahatsızlık yaratmıştır.Yıllarca dış politikasını ?NATO ve ABD? eksenli bir çizgiye oturtan Türkiye, dış politikasında desteğe gereksinim duyduğu anda, Amerika'yı yanında görememiştir. Haşhaş ekiminin Türkiye'de yasaklanmasındaki rolü, bu ülkeye karşı olumsuz Amerika imgesinin toplumda taraftarlar bulmasını sağlayacaktır. Kıbrıs Barış Harekatı sonrasında, Amerikan Kongresi'nin silah ambargosu kararı ile, ABD'ye karşı kamuoyunda ciddi bir muhalefet grubu oluşmuştur. Gelinen süreçte artık Amerika, bazıları için ?Dost ve Müttefik? değil ?Çirkin Amerika?, olarak adlandırılacaktır.
II. Dünya Savaşı yıllarında Türkiye'nin sosyo-kültürel yapısı
Bu çalışma, yakın tarihimizin en önemli olaylarından biri olan II. Dünya Savaşı sürecini, Türkiye'de savaş yıllarındaki sosyokültürel hayat boyutuyla konu almaktadır.Demografik değişimler, aile, kadın, hukuk, ahlaki değerler, kamusal düzen, sağlık, eğitim, kültür, tüketim normları, iktisadi hayat, tez çalışması kapsamında ele alınıp değerlendirilmiştir. Çalışmanın amacı, Türk toplumsal yapısının, çok partili hayata geçiş sürecinde nasıl bir yapı sergilediğini ve bu yapının, savaş koşullarından nasıl etkilendiğini ortaya koymaktır. Böylece, Türkiye'nin, 1945 yılında çok partili hayat geçiş için yeterli siyasi kültürel düzeye ulaşıp ulaşmadığı ve bunun siyasal yaşama nasıl yansıdığı konusunda bir çıkarım yapılmış olacaktır.
Cumhuriyet dönemi ulaşım politikaları (1923-1960)
Yol kavramı, ?Uygarlık Tarihi? kadar eski bir kavramdır. Toplumlar, yeni yerler keşfetme,yeni topraklar fethetme, ticaret yapma gibi nedenlerle yer değiştirmişler, bu da yol kavramını ortayaçıkarmıştır. Toplumlar, geniş coğrafyaların bilinmezlik ortamında, öncüllerin izlerini takip ederek,sonraki nesillerin de yıllarca yararlanacağı tarihsel yollar bırakmışlardır. Şurası ilginçtir ki, önceleriözne insan nesne de yol iken, geçen zaman içerisinde bu ilişki tersine dönmüş, bir Kral Yolu, birpek Yolu, üzerinden geçen kitlelerden çok daha fazla adından söz ettirmiştir.Bu çalışmada, 1923-1960 arasında Türkiye Cumhuriyeti hükûmetlerinin izlemiş olduğuulaşım politikaları üzerinde durulmuştur. Bu politikalar, demiryolu, denizyolu, karayolu vehavayolu olmak üzere dört ulaşım koluna ayrılarak incelenmiştir. nceleme, Atatürk dönemi (1923-1938), II. Dünya Savaşı dönemi (1938-1945), savaş sonrası geçiş dönemi (1945-1950) ve DemokratParti dönemi (1950-1960) olmak üzere dört ana döneme ayrılmıştır. Ayrıca politikaların uygulamasısırasındaki gelişmeler de tezin konu başlıklarını oluşturmuştur. Politikaların belirlenmesinde roloynayan, dönemin iç ve dış dinamikleri de tez hazırlanırken göz önünde bulundurulmuş, özellikleCHP ve DP'nin politikalarındaki farkların ve benzerliklerin de vurgulanması amaçlanmıştır.
İkinci Dünya Savaşıından günümüze Türkiye' de savunma sanayinin gelişimi (1939-1990)
ÖZETSavunma sanayii, bir ülkenin silâhlı kuvvetleri için gerekli olan her türlü silâhsistemlerini tasarlayan, geliştiren ve üreten, diğer sanayi kolları ile de sürekli iç içeolan özel ve kamuya ait kuruluşlar ve işletmeler topluluğudur.Türkiye'nin sahip olduğu jeopolitik konum ve coğrafya, tarihin her dönemindeolduğu gibi günümüzde de özel tedbirler gerektirmektedir. Bu durum içindebulunduğumuz müttefik grubunun savunulması açısından da önem arz etmektedir.Boğazların kontrolünün Türkiye'de bulunması Asya ve Avrupa arasındaki doğalköprü konumu, müttefikler arasında ikinci büyük orduya sahip olması, Türkiye'ninpotansiyel askerû gücünü ve dolayısı ile savunma sanayiini en üst seviyede tutmagerekliliğinin işaretidir.Kurtuluş savaşının zorluklarını yaşamış genç Türkiye Cumhuriyeti, ilkgünlerinden başlayarak, millû savunma sanayiini kurulmasına önem vermiş ve büyükgirişimler başlatmıştır. Bu yıllarda uçak ve denizaltı yapmayı başaran ülkemiz ve30'lu, 40'lı, yıllarda da önemli gayretler göstermiştir. Makine ve Kimya EndüstrisiKurumu, silâh ve mühimmat sanayii, Türk Kuşu ve Tayyare Fabrikası, havacılıkalanında benzeri pek çok girişim ciddi hedeflere işaret etmektedir. Ancak ülkeninekonomik durumu ve soğuk savaş yıllarında alınan ?Askerû Yardımlar? nedeniyle,millû savunma sanayii atılımları 50'li ve 60'lı yıllarda yavaşlamıştır. Sonuçta, KıbrısBarış Harekâtı ile gündeme gelen, müttefiklerin Türkiye'ye uyguladığı ambargolar,askerû yatırımlara hız kazandırmış, bir yanda güçlendirme vakıfları devreye girmiş,ASELSAN ve HAVELSAN atılımları başlamış öte yandan askerû üretim birimlerihızla yapılandırılmıştır. 70'li ve 80'li yıllarda kara kuvvetleri'nin ağır bakım ve tamirfabrikaları, deniz kuvvetleri'nin askerû tersaneleri, hava kuvvetleri'nin hava ikmâl vebakım merkezleri açılmış ve savunma sanayiimize güç katmıştır.Günümüzde Türk savunma sanayii'nin mevcut yapısı, devlet organizasyonlarıve özel sektör kuruluşları bazındadır. Bunlar, askerû fabrikalar, tersaneler, havadestek ve bakım merkezleri ve kamuya ait silâh fabrikaları bazı devletorganizasyonlarıdır.Türk Silâhlı Kuvvetleri tüm ihtiyaçlarının %35'ini ve ana savunma sistemlerinin%79'unu ithal etmektedir. Bu oranlar ile Türkiye Cumhuriyeti, NATO ülkeleriIiçerisinde en fazla savunma sanayii ürünü ithal etme oranlarına sahip ülkeleriçerinde yer almaktadır.Son yıllarda silâhlı kuvvetlerimiz ihtiyaçlarının yurtiçinden karşılanmasıamacıyla savunma sanayii alt yapısını geliştirmeye ağırlık veren çalışmalarsonucunda, çok önemli ve stratejik savunma sanayii kuruluşları faaliyetegeçirilmiştir. Bu kuruluşlar ve oluşturulan yeni savunma konseptleri ile Türkiyeulusal savunma sanayiini en üst seviyelere taşıyacaktır.II
Cumhuriyet Halk Partisi'nin eğitim politikaları (1923-1950)
Temeli, ?Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti? ne dayanan, Cumhuriyet Halk Partisi, Mustafa Kemal Atatürk tarafından 9 Eylül 1923 tarihinde kurulmuştur. Tarihsel temelleri ve ideolojisi itibariyle CHP, en başından Türk Devrimiyle özdeşleşmiştir. Türk Devrimi'nin felsefesine uygun bir şekilde, çağdaş bir ulus-devlet oluşumunda parti, yeniliklere yön veren itici bir güç olarak görülmüştür. Bu nedenle, Cumhuriyet'in ilanından sonra gerçekleştirilen yeniliklerin belirlenmesi ve uygulanmasında CHP, öncülük etmiştir.Yönetim, hukuk, ekonomi, eğitim ve kültür alanlarında ardı ardına yapılan yeniliklerin yaşandığı Cumhuriyet'in ilk yılları, aynı zamanda parti ideolojisinin temel ilkelerinin olgunlaştığı bir dönem olmuştur. 1931'de ?6 ilke?yle ifade edilen parti ideolojisi, ilkelerin 1937'de Anayasa'ya yerleştirilmesiyle, sadece CHP vasıfları (özellikleri) olmaktan çıkarak, devlete mâl edilmiştir.27 yıllık iktidar süreci içinde, ülke içindeki dinamikler ve dış konjonktürel gelişmeler CHP siyasetinin şekillenmesinde etkili olmuştur. II. Dünya Savaşı yılları bu etkilerin en yoğun olduğu dönemdir. Nitekim, 1940'lı yılların ikinci yarısı hem Türkiye siyasetini, hem de CHP'yi büyük ölçüde etkilemiş ve değişime neden olmuştur.Cumhuriyet'in ilk yıllarından itibaren eğitim ve temel olarak vatandaş/yurttaş yetiştirme düzenine ilişkin kararlar ve uygulamalar, Cumhuriyet Halk Partisi'nin başlıca uğraş alanını oluşturmuştur. 1927 yılından itibaren dört yılda bir toplanan kurultaylar, parti siyasetinin belirlendiği bir ortam olması ve uygulanacak siyasete yön vermesi açısından oldukça önemlidir. Bu nedenle çalışmada, Cumhuriyet'in ilk 27 yılı içinde CHP'nin eğitim politikalarını, siyasal gelişmeler ekseninde değerlendirirken kurultaylar ve parti programları esas alınmıştır.
Milli iktisat ve tasarruf cemiyeti
ÖZET Batılı emperyalist güçlere karşı yürütülen Türk ulusal Kurtuluş Savaşı başarı ile sonuçlandırıldıktan sonra, siyasal, ekonomik ve kültürel alanda yeni bir yapılanmaya gidildi. Savaş sonrası ülke ekonomik alanda tam bir çöküntü halindeydi. Buna rağmen kalkınmak için ilk önce iç kaynaklara başvurulmuş ve ülke kalkınması yerli kaynaklarla sağlanmaya çalışılmıştır. Kaynakların değerlendirilmesinde çok titiz davranılmış, Mustafa Kemal'in "Azami tasarruf şiar-ı millimiz olmalıdır" sözü ilke olarak kabul edilmiştir. Yerli malı kullanma ve tasarruf yapma düşüncesi, daha çok ülkelerin ekonomilerinin, savaş, ekonomik krizler gibi çıkmazlarla karşılaştıkları dönemlerde gündeme getirilmiştir. Ülkemizde de bu durum değişmemiş, bu konudaki ilk önemli girişimler I. Dünya Savaşı sırasında görülmüş, kurtuluş savaşı sırasında da devam etmiştir. Cumhuriyet'in ilanından sonra ise yapılan bir takım yasal düzenlemelerle bu politikaya devam edilmiştir. 1929 yılı başlarında Türk lirasının, İngiliz sterlini karşısında hızlı bir değer kaybına uğraması ve aynı yıl içerisinde ortaya çıkan Amerika merkezli "Dünya Ekonomi Krizi" Cumhuriyet yöneticilerini çeşitli önlemler almaya zorladı. Bu dönemde Türkiye'de ekonomi krizine tepki olarak ortaya çıkan ilk kurumsallaşma, Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti'nin kurulmasıdır. Cemiyet, çalışmalarıyla ülkedeki tüketim normunun değişmesinde önemli bir rol oynadı. Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti'nin kuruluşunda dikkati çeken en önemli özellik, örgütün doğrudan dönemin üst düzey yöneticilerinin öncülüğünde kurulmuş olmasına rağmen, bir devlet kuruluşu olarak değil de, gönüllü bir kuruluş olarak ortaya çıkmasıdır. Bu araştırmada, Dünya Ekonomi Krizi ile birlikte ortaya çıkan, devletçilik politikasına gidişte adeta bir geçiş kurumu rolünü üstlenen, yaptığı çalışmalarla ülke kalkınmasına önemli katkılarda bulunan ve günümüzde de bu işlevini bir başka kimlik altında sürdüren Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti'nin faaliyetleriyle toplumu nasıl etkilediği ortaya konmaya çalışılmıştır. Anahtar sözcükler: Türkiye, Dünya Ekonomi Krizi, Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti.
Büyük taarruz ve mudanya mütarekesinin izmir basınına yansımaları
Büyük Taarruz, Türk Milletinin askeri alanda dirilişi olurken, Mudanya Mütarekesi ise siyasi alanda ortaya çıkışıdır. Büyük Taarruz ile Türk Milleti dünya önünde varlığını ortaya koymuştur. Mudanya Mütarekesi ile de bunu onaylatmıştır.
"Yeni Gün'den Cumhuriyete" Yunus Nadi
Rauf Orbay, biyografisi
Bu araştırmanın amacı, Rauf ORB AY'ı a- Daha yakından tanımak, b- Yaşamı ve faliyetlerini öğrenmek, \ c- Hakkındaki dağınık bilgileri biraraya getirip düzenlemek, d- Milli Mücadele, Türk Devleti'nin kuruluşu ve Devrimler içindeki rolünü ortaya çıkarmak, e- Mustafa Kemal ATATÜRK ve diğer yöneticilerle olan ilişkilerinin boyutu ve niteliğini göstermektir. Araştırma yapılırken sözü edilen dönemde yaşamış kişilerin hatıraları, dönemin siyasi tarihini içeren bilimsel kitaplar ile dönemm gazete ve dergilerinin ilgili yazı ve makalelerinden yararlanılmıştır. Bu çalışmada Rauf ORB AY'ın yaşamı ve faliyetleri dört ana bölümde incelenmiştir: Birinci bölümde; Doğumundan I. Dünya Savaşı'na kadar, olan yaşamı ve faaliyetleri, İkinci bölümde; I. Dünya Savaşı' ndaki faaliyetleri, Üçüncü bölümde; Milli Mücadele Dönemi faaliyetleri, Dördüncü bölümde; Milli Mücadele sonrası faaliyetleri ile ölüme kadarki yaşamı ele alınmıştır. ~ Bu araştırmada, Rauf ORBAY'm okul yaşamı, devlet görevlen, Milli Mücadeleye katılması ve amacı, Milli Mücadele'deki rolü, Milli Mücadele içerisinde Mustafa Kemal ile olan ilşkileri ve görüş ayrılıklarına yer verilmiştir. RauP'ÖRB AY'ın yaşamı ve faliyetleri anlatılırken kronolojik sıralamaya bağlı kalınmış, dönemin olaylarına da kısaca değinilmiştir. Rauf ORBAY'm, kendi görüş ve düşüncelerinin yanında bunlara karşıt olan görüş ve düşüncelere de yer verilerek, bir karşılaştırma yapılmış ve okuyucuya değerlendirme olanağı sunulmuştur.