Theses supervised by Prof. Dr. Erol Esen
14 theses · Akdeniz University
Municipal services provided by the way of public private partnership: Turkey - Sweden comparison
By the impact of neoliberal policies after 1980's; the public service definitions have changed and the role of private sector has increased day by day. This study has especially tried to analyse the changes of local public services provision by the Turkey and Sweden comparison. Similar sized units of local government have been selected both in Turkey (Eskisehir Gaziantep, Antalya, Kemer and Alanya) and Sweden (Stockholm, Malmo, Gothenburg, Karlstad and Boras) for to compare and analyse especially in transport, infrastructure and waste management service areas. The study has been start with theoretical and conceptual framework, continued with the applied structures of Turkey and Sweden. And then after making a comparison between Turkey and Sweden, assessments and recommendations have been developed. All countries has different reasons to apply to public-private partnerships. The study has underlined that the reason of Turkey is finance creation because of lack of financial resources and the reason of Sweden is to have more effective and efficient management techniques rather then finance creation. If there are no politics and government initiatives in same direction all these methods will generally be unsuccessful. As a result, for to create sustainable public-private partnership structures which accordance the macro-economic plans requires legal, financial, administrative structures, improved institutional capacity and a wide range of civil society participation for to ensure the legitimacy.
Merkezi yönetimin Avrupa Birliği'ne uyum çalışmalarının yerel düzeyde örgütlenmesi: Antalya Valiliği örneği
Kuruluş yasası itibariyle Avrupa Birliği Bakanlığı için taşraya yönelik uygulamaları yürütecek yerel düzeyde bir yapılanma öngörülmemiştir. Ancak, AB'ye üyelik sürecinin getirdiği yükümlülükler ve sürecin kazanımları, sadece merkezî düzeydeki kuruluşları değil, özellikle uygulama aşamasında yereli de yakından ilgilendirmektedir. Türkiye'nin adaylık statüsü elde etmesiyle birlikte başlayan ve yerel düzeyde faaliyet gösteren aktörlerin AB program ve politikalarının yaygınlaşmasına hizmet eden projeler uygulanmasına imkân sağlayan hibe programları, AB sürecine özellikle son 10 yılda yerelin de aktif katılımını sağlamıştır. Çalışma, hali hazırda birçok eksik ve süregiden belirsizliğe rağmen, sözkonusu sürede valilikler bünyesinde kurulan AB birimlerinin yürüttüğü proje, eğitim ve organizasyon faaliyetlerinin, ayrıca Avrupa Birliği Bakanlığı'nın bu birimler aracılığıyla 2010 yılından itibaren yerelde uyguladığı programların, idari ve insan kaynakları bakımından yerelin güçlenmesine önemli katkı sağladığını ve AB işleri ile ilgili yerel düzeyde örgütlenme açısından önemli bir zemin oluşturduğunu ortaya koymaktadır. Çalışmada merkezî örgütlenmeye de yer verilerek, Türkiye ve Avrupa Birliği (AB) ortaklık ilişkisine dair yerel düzeyde örgütlenme konusu ilk kez ele alınmakta, merkezî düzeyde sürdürülen çalışmaların yerel düzeyde sahiplenilmesini sağlamak üzere AB işleri ile ilgili, yasal dayanağı ve kurumsal yapısı güçlü biçimde, mevcudun ötesinde etkili yerel örgütlenmeye gidilmesi gereksinimi ortaya konulmaktadır. Zira uyum süreci, yasal düzenlemelerden ibaret bir dışişleri meselesi olmayıp, uygulamada beklenen toplumsal "davranış değişimini" de içermektedir. Yerel kurumların yararlanabildiği AB hibeleriyle yürütülen projeler de, salt mali yardım olmayıp üyelik için öngörülen öncelikli reformların desteklenmesini amaçlamaktadır ve bu projeler esas itibariyle yarattıkları değişim ve günlük hayata etkileri ile temelde uyum ve reform sürecinin bir parçası durumundadırlar. Çalışmanın sonunda mevcut valilik AB birimlerinin sağlam yasal bir altyapıyla kurumsallaşması, ya da alternatif olarak AB Bakanlığı'nın illerde ya da bölgelerde temsilcilikleri kurularak yerelin sürece aktif katılımının sağlanması önerilmekte ve bunun gerekçeleri anlatılmaktadır. AB Bakanlığ'ının yurtiçine yönelik misyonunu gerçekleştirmesini sağlayacak, yasal dayanağı ve kurumsal yapısı güçlü yerel örgütlenme, AB'ye uyum anlamında yerelde yaratılan etki ve değişimin sürdürülebilirliğini sağlayacak, aynı zamanda adaylık sürecinin amacına ulaşmasını hızlandıracaktır.
Küresel göç hareketleri ve mülteciler: Avrupa Birliği'nin güvenlik politikalarına yansıması
Küresel göç hareketleri ve mülteciler, 21. yüzyılın en önemli insani ve siyasi meselelerinden biri olarak Avrupa Birliği'nin (AB) güvenlik politikalarında derin izler bırakmaktadır. AB, son yıllarda artan göç dalgalarıyla karşı karşıya kalmış ve bu durum, üye devletlerin sınır güvenliği, iltica süreçleri ve iç güvenlik önlemlerini yeniden gözden geçirmelerini zorunlu kılmıştır. Sınır güvenliğinin artırılması, AB'nin öncelikleri arasında yer almakta ve dış sınırlarını güçlendirmek amacıyla Frontex gibi ajansların yetki ve kapasiteleri genişletilmektedir. Teknolojik yenilikler, biyometrik kontroller ve veri paylaşımı gibi önlemler, AB'nin sınır güvenliğini sağlama çabalarının bir parçasıdır. Ancak, bu önlemler insan hakları ve serbest dolaşım ilkeleriyle dengelenmelidir. Göç yönetimi ve iltica politikaları da AB için kritik öneme sahiptir. Dublin Tüzüğü, iltica başvurularının ilk giriş yapılan ülkede işleme alınmasını öngörürken, bazı üye devletlerde aşırı yük oluşturmakta ve reform çağrılarını beraberinde getirmektedir. Daha adil bir yük paylaşımı için geliştirilen kota sistemleri ve ortak sorumluluk mekanizmaları, AB'nin dayanışma ilkesini güçlendirmeye yönelik önemli adımlardır. Ancak, bu tür önlemler siyasi mutabakat gerektirmekte ve zaman zaman üye devletler arasında anlaşmazlıklara yol açmaktadır. Mültecilerin entegrasyonu ve sosyal uyum süreçleri, AB'nin uzun vadeli güvenlik ve toplumsal istikrar hedefleri açısından hayati öneme sahiptir. Mültecilerin iş gücü piyasasına katılımı ve toplumsal yaşama entegrasyonu hem göçmenlerin refahı hem de ev sahibi ülkelerin ekonomik kalkınması açısından kritik rol oynamaktadır. Ancak, göçmen karşıtı söylemler ve yabancı düşmanlığı, bu süreçleri zorlaştırmakta ve sosyal gerilimleri artırmaktadır. Güvenlik ile mücadele, AB'nin göç politikalarının bir diğer önemli boyutudur. Kontrolsüz göç hareketleri, bazı kesimler tarafından potansiyel güvenlik tehditleri olarak algılanmakta ve bu durum, güvenlik politikalarının sıkılaştırılmasına yol açmaktadır. Üye devletler arasında istihbarat paylaşımı ve iş birliği, güvenlik ile mücadelede kritik öneme sahiptir ve bu alandaki koordinasyonun güçlendirilmesi gerekmektedir. AB son dönemlerde mülteci politikalarında bir dizi değişiklik ve düzenleme yapmıştır. Bu politikaların temel amacı, düzensiz göçü kontrol altına almak, mülteci haklarını korumak ve üye ülkeler arasındaki sorumluluk paylaşımını dengelemektir. Dublin Düzenlemeleri, bir mülteci başvurusunun hangi üye ülke tarafından değerlendirileceğini belirleyen bir sistemdir. Bu düzenleme, genellikle mültecilerin ilk giriş yaptığı ülkenin başvuruyu değerlendirme sorumluluğunu üstlenmesini öngörmektedir. Ancak, bu sistemin adaletsiz olduğu eleştirileri, özellikle İtalya, Yunanistan gibi sınır ülkeleri üzerinde yoğun baskı yaratmıştır. 2020 yılında Avrupa Komisyonu tarafından önerilen Yeni Göç ve İltica Paktı, AB'nin mülteci politikalarını reforme etmeyi hedeflemektedir. Bu pakt, sorumluluk paylaşımını daha adil bir şekilde düzenlemeyi, sınır yönetimini güçlendirmeyi ve düzensiz göçle mücadeleyi içermektedir. Üye ülkeler arasında dayanışmayı artırmaya yönelik mekanizmalar da öngörülmektedir. Ancak, bazı üye ülkeler arasında bu paktla ilgili anlaşmazlıklar devam etmektedir. Sonuç olarak, AB'nin mülteci politikaları, göç akışlarını düzenleme ve mültecilerin haklarını koruma arasında denge kurmayı hedeflemektedir. Ancak, bu politikaların uygulanmasında ve üye ülkeler arasındaki iş birliğinde çeşitli zorluklar devam etmektedir. Küresel göç hareketleri ve mülteciler, Avrupa Birliği'nin güvenlik politikalarında derin ve kalıcı etkiler yaratmaktadır. Bu tez ile amaçlanan AB'nin göç ve güvenlik politikalarının tarihsel olarak değişimi ve gelişimini izlemektir. AB'nin sürecin yönetilmesinde ortak bir göç ve iltica politikası geliştirip geliştiremediği, güvenlik kapsamında neleri hayata geçirdiğinin analizi tezin bir diğer amacını oluşturmaktadır.
Kadınların üst düzey karar alma mekanizmalarında temsilinin artırılmasına yönelik politika ve stratejilerin Türkiye ve Almanya örneklerinde karşılaştırılması
Bu tez çalışmasının amacı Türkiye ve Almanya'da kamuda, özel sektörde ve sivil toplum kuruluşlarında karar alma pozisyonlarında kadın temsilinin durumunu ve bu temsili artırmak için kamuda, özel sektörde ve sivil toplum kuruluşlarında planlanan ve uygulanan politika ve stratejileri karşılaştırmalı olarak incelemek ve Türkiye'de kadınların üst düzey pozisyonlarda temsilini artıracak önlemler, politika ve stratejiler ile ilgili öneriler geliştirmektir. Bu amaçtan hareketle öncelikle kadınların üst düzey pozisyonlara ulaşmasını engelleyen etmenlerle ilgili kuramsal alanyazın incelenmiş, ardından Türkiye ve Almanya'da kadınların kamu, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarında üst yönetim kademelerinde temsil oranları tespit edilerek her iki ülkede bu oranları iyileştirmek amacıyla kamu, özel sektör ve sivil toplum kuruluşları tarafından izlenen politika ve stratejiler karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Tez çalışmasının saha araştırmasında da Türkiye'de üst düzey yönetim pozisyonlarına ulaşmış kadın yöneticilerin bu yolculuklarında geçirdikleri aşamaları, bu noktaya gelmelerini sağlayan şartları sorgulayarak yönetim kademelerine ulaşmakta karşılaştıkları zorlukları, cinsiyete dayalı ayrımcılıkla karşılaşıp karşılaşmadıklarını, cinsiyetin liderlik özellikleri ve sonuçları üzerindeki etkileri ile ilgili düşüncelerini ve kadınların üst düzeylere ulaşmaları için önlerini açacak önlemlerle ilgili görüşleri sorgulanmıştır. Üst düzey yönetim pozisyonlarına ulaşmış kadınlarla yürütülen görüşmelerden elde edilen nitel veriler üst düzey yönetime uzanan kariyer yolculuğunun kritik etmenleri ile ilgili öznel deneyimlere dayanarak Türkiye'de kadınların üst düzey pozisyonlarda temsilini artıracak önlemler, politika ve stratejiler ile ilgili öneriler sunulmuştur. Araştırma bulguları, Türkiye'de kadınların liderlik rollerine erişiminde karşılaştığı temel engellerin başında örgüt içi önyargılar, cinsiyetçi liderlik normları ve yetersiz kurumsal destek geldiğini göstermektedir. Almanya'da ise yasal kotalar, şeffaf terfi sistemleri ve izleme mekanizmaları ile bu engellerin büyük ölçüde aşılabildiği görülmektedir. Bu ülkede yürürlükte olan FüPoG (Yönetim Pozisyonu) yasaları, kadınların yönetim kurullarındaki temsiline yönelik bağlayıcı düzenlemeler içerirken, Türkiye'de strateji belgeleri ve eylem planları uygulanabilirlik ve yaptırım gücü açısından zayıf kalmaktadır. Türkiye'de kadın liderliğini artırmak için yalnızca strateji belgeleriyle değil, aynı zamanda bağlayıcı yasal düzenlemeler, izleme-değerlendirme mekanizmaları ve kültürel dönüşümle desteklenen bütüncül politikalar gerekmektedir. Almanya örneği, bu dönüşümün ancak yasal çerçeve, sivil toplum kuruluşu katılımı ve kurumsal irade ile mümkün olabileceğini göstermektedir.
Kamu hizmetlerinin dijitalleşmesi ve vatandaş memnuniyeti: Türkiye ve Almanya'nın karşılaştırması
Türkiye ve Almanya, son yıllarda hızla dijitalleşme sürecine girmiş ülkeler arasında yer almaktadır. Her iki ülke de dijital teknolojileri yaygın bir şekilde kullanarak ekonomik ve sosyal hayatlarını dönüştürmekte ve geliştirmektedir. Türkiye, dijital dönüşüm stratejileriyle birlikte ulusal dijital hizmet altyapısını güçlendirme çalışmalarını sürdürmektedir. Almanya ise dijitalleşmenin ekonomik büyüme ve rekabet gücü için önemli bir faktör olduğunu kabul ederek bu alandaki yatırımları ve çalışmaları artırmaktadır. Her iki ülkenin de dijitalleşme alanındaki başarıları, bilgi ve iletişim teknolojilerini etkin bir şekilde kullanarak ekonomik ve sosyal kalkınmayı desteklemektedir. Bu tez, Türkiye ve Almanya'nın dijitalleşme süreçlerini ve bu süreçlerin ekonomik, sosyal ve yönetişim alanlarındaki etkilerini incelemektedir. Dijitalleşmenin iki ülke üzerindeki etkilerini karşılaştırmak ve dijital dönüşümdeki başarı faktörlerini belirlemek amacıyla DESI (Digital Economy and Society Index) endeksinden ve özelleştirilmiş bir dijitalleşme endeksinden yararlanılmıştır. Dijitalleşme, modern ekonomilerde ve toplumlarda önemli bir rol oynamaktadır. Hem Türkiye hem de Almanya, dijitalleşme süreçlerinde farklı stratejiler ve politikalar izlemektedir. Bu tez, bu stratejilerin ve politikaların etkilerini anlamak ve iki ülke arasındaki farklılıkları ve benzerlikleri ortaya koymak amacıyla seçilmiştir. Dijitalleşmenin başarılı bir şekilde uygulanması, ekonomik büyüme, sosyal refah ve yönetişim alanlarında büyük avantajlar sağlayabilir. Tez kapsamında, öncelikle DESI endeksi kullanılarak Türkiye ve Almanya'nın dijitalleşme performansları karşılaştırılmıştır. DESI endeksi, dijital altyapı, insan sermayesi, internet hizmetleri, dijital teknoloji entegrasyonu ve dijital kamu hizmetleri gibi kategorilerde değerlendirmeler sunar. Ek olarak, yerel koşulları ve spesifik ihtiyaçları göz önünde bulundurarak daha detaylı ve özelleştirilmiş bir dijitalleşme endeksi geliştirilmiştir. Bu özelleştirilmiş endeks, her iki ülkenin dijitalleşme stratejilerini ve politikalarını daha derinlemesine analiz etmemizi sağlamıştır. Analizler sonucunda, Almanya'nın dijital altyapı ve dijital kamu hizmetleri alanlarında Türkiye'ye göre daha ileri seviyede olduğu görülmüştür. Türkiye ise dijital teknoloji entegrasyonu ve internet hizmetleri kategorilerinde hızlı bir ilerleme kaydetmiştir. Kendi geliştirdiğimiz dijitalleşme endeksi, Türkiye'nin dijital dönüşüm süreçlerinde esneklik ve adaptasyon yeteneğinin yüksek olduğunu göstermektedir. Almanya, dijitalleşme süreçlerinde daha planlı ve stratejik yaklaşımlar sergilerken, Türkiye yenilikçi çözümleri daha hızlı benimseme eğilimindedir. Türkiye ve Almanya yerel yönetim hizmetlerinin dijitalleşmesi konusunda önemli adımlar atmış durumdadır. Her iki ülke de yerel yönetim hizmetlerini vatandaşların ihtiyaçlarına daha hızlı ve etkili bir şekilde cevap verebilmek için dijital platformlara taşımaktadır. Belediyeler, e-belediyecilik uygulamalarıyla vergi ödemeleri, ruhsat işlemleri, çevre temizliği gibi hizmetlerin dijital ortamda sunulmasını ve vatandaşların bu hizmetlere kolayca erişebilmesini sağlamaktadır. Ayrıca, Türkiye ve Almanya'da yerel yönetimler dijital platformlar üzerinden vatandaşlarla etkileşimi artırmak, şeffaflığı sağlamak ve katılımcı bir yönetim anlayışını desteklemek için dijital çözümler geliştirmektedir. Bu sayede hem Türkiye'de hem de Almanya'da yerel yönetim hizmetlerinin dijitalleşmesi, vatandaş memnuniyetini artırmak ve şehirlerin sürdürülebilirliğini sağlamak amacıyla önemli bir stratejik adım olarak görülmektedir. Her iki şehir (Antalya ve Reutlingen)için memnuniyet anketi yapılmıştır. Ayrıca iki şehrin dijitalleşme konumunu anlamak için yeni yöntemlere başvurarak pratik bir endeks çalışması yapılmıştır. Farklı kategorilerde farklı sınıflandırmalar bulunmakta ve her iki ülkeden iki şehir seçilmiştir. Bu iki şehir farklı yönlerden karşılaştırılmış, eksiklikler tespit edilmiş ve önerilerde sunulmuştur.
Hizmetlerin kültürlerarası açılımı ve uluslararası göç ekseninde Türkiye'deki Suriyeli mülteciler
Dünyada insanların bir yerden başka bir yere göç etmeleri, hem göç edenler açısından hem de göç ettikleri bölge/devletlerde önemli değişikliklere yol açmaktadır. Bu değişiklikler, göçmenler açısından başta sosyal ve kültürel olmak üzere göç edilen yerlerdeki ekonomik, politik, yönetsel, teknolojik düzeylerde ciddi sıkıntıları beraberinde getirmektedir. Göçmenlerin göç ettikleri ülkelerde yaşadıkları sıkıntılarla baş etme ve bulundukları ortama uyum süreci kültürleşme kavramını gündeme getirmiştir. Kamu kurum ve kuruluşlarının göçmenlere yönelik kamu politikaları ve kamu hizmetine erişim noktasında ortaya çıkan somut sorunları tartışan hizmetlerin kültürlerarası açılım söylemleri beraberinde getirmiştir. Türkiye'de göç ve buna bağlı hareketlerden doğrudan etkilenen ülkelerin başında yer almaktadır. Kamu politikaları kapsamında Türkiye'de göçün gelişimi ve yönetimi, göç politikalarının yürütülmesinde oluşturulan kurumsal yapı, Türkiye'de kamu kurumlarının çalışmaları ve beklentileri ele alınmıştır. 2011 sonrası Suriyelilerin Türkiye'de zorunlu göç deneyimlerinde temel kamu hizmetleri olan sosyal hizmetler, sağlık ve eğitim hizmetlerinde yaşadıkları temel sorunlar ve bu sorunların giderilmesi açısından ortaya konulan çözüm önerileri ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: uluslararası göç, hizmetlerin kültürlerarası açılımı, kamu hizmeti, Suriyeli mülteciler
Gıda rejimlerinin dönüşümü ve değişimin dinamikleri: Türkiye'de alternatif gıda ağları üzerine bir çalışma
İçinde bulunduğumuz neoliberal gıda rejimini; rasyonalitesi, kuralları, işleyişi, üretim ve tüketim modelleri bağlamında analiz eden bu çalışma, neoliberal gıda rejiminin hegemonik hale getirdiği düşünme ve ilişkilenme biçimlerinin ötesindeki yaklaşımları, süreçleri ve deneyimleri alternatif gıda ağları bağlamında ortaya koymaktadır. Alternatif gıda ağlarının oluşum süreçlerini, işleyişini, potansiyellerini ve sınırlılıklarını ortaya çıkarmayı amaçlayan bu çalışmada nitel araştırma yöntemi tercih edilmiştir. Araştırmanın örneklemi kapsamında gıda toplulukları/kooperatifleri/kolektifleri ve inisiyatifleriyle ilişkili 24 katılımcıyla derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Araştırma sonucunda, politik, toplumsal, kültürel ve ekolojik boyutlara sahip gıdanın sadece gıda meselesi anlamına gelmediği; aynı zamanda katılımcılık, eşitlik ve dayanışma değerlerinin yeniden üretilebildiği bir ilişkilenme ve deneyim alanı olduğu ortaya çıkmıştır. Toplumsal ve ekolojik hareketlerle ilişkilenerek gelişen alternatif gıda ağları, bu süreçte ekolojik ve toplumsal değerler üretmiştir. Türetici özne, gönüllü emek, dayanışma ekonomileri, topluluk destekli tarım ve katılımcı güvence sistemi bu ağlar aracılığıyla ortaya çıkan veya farklı bağlamlarıyla yeniden düşünülen kavramlardır. Krizler ve belirsizlikler çağında alternatifler yaratmak amacıyla gelişen alternatif gıda ağlarının dönüşümün eşikteki araçları olmasının taşıdığı anlamları; potansiyelleri ve sınırlılıkları bağlamında tartışılmıştır. Şirketleşme, tekelleşme, köylünün işçileşmesi, tüketicinin sağlıklı, iyi ve adil gıdaya ulaşımının zorlaşması boyutlarıyla toplumsal riskleri, endişeleri ve eşitsizlikleri derinleştiren neoliberal gıda rejimine karşı alternatif gıda ağları, pratiğe dayalı etik ve eleştirel bir duruş olarak ele alınmıştır. Bu nedenle, alternatif gıda ağlarının ürettiği ekolojik ve toplumsal değerlerin ve ilkelerin mevcut gıda rejimine karşı alternatifler üretmekte önemli açılımlar sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Gıda Rejimleri, Alternatif Gıda Ağları, Topluluk Destekli Tarım, Dayanışma Ekonomileri
Avrupa Birliği-Ukrayna ilişkilerinde Polonya faktörü
Çalışmada 'Tarihsel Kurumsalcılık' yöntemiyle 'Yeni İşlevselcilik' kuramı çerçevesinde AB-Ukrayna ilişkileri ele alınmıştır. Polonya, katalizör konumunu üstlenerek söz konusu ilişkilerde yapıcı bir faktör olarak incelenmiştir. Çalışmanın teorik çerçevesini 2022'ye kadar her iki tarafta AB'ye somut üyelik politikalarının eksikliğinden dolayı 'üyelik olmaksızın bölgesel bütünleşme' modeli tamamlamıştır. 2022'de Ukrayna için AB'ye aday ülke statüsü tanınmıştır ancak üyelik müzakereleri henüz başlatılmadığı gibi 2014'ten başlayarak Ukrayna'nın toprak bütünlüğü de ihlal edilmiştir. 'Tarihsel' bileşeni Ukrayna'nın Orta Avrupa ile ortak geçmişini ifade etmektedir, şöyle ki Magdeburg Hukuku'nun mirasçısı olarak Lublin Birliği (1569), Rönesans ve Reformasyon gibi değişik süreçleri Batı Avrupa ile bir arada atlatmıştır. Buna ek olarak Ukrayna toplumu ve siyaseti Aydınlanma, Romantizm ve Avrupacılık süreçlerinin de etkisi altında kalmış ve Ukrayna söz konusu süreçlerin bir parçası haline gelmiştir. 'Kurumsalcılık' bileşeni Ukrayna'nın AB politikaları ile bağlantısını ifade etmektedir, şöyle ki AB ile Ukrayna arasında AB Hukuku kapsamında Ortaklık ve İşbirliği Antlaşması (PCA) ve Ortaklık Antlaşması (AA) gibi belgeler imzalanmış, AKP (ENP) ve Doğu Ortaklığı (EaP) gibi projeler uygulanmıştır. 'Yeni İşlevselcilik' kuramının bileşenleri, Polonya faktörü ile bir arada AB-Ukrayna ilişkilerini şekillendirmiş ve AB bölgesel bütünleşme sürecinde kendine özgü bir Ukrayna örneği ortaya çıkmıştır.
Uluslararası göç ve sağlık hizmetlerinin kültürlerarası açılımı Antalya örneği
Uluslararası göç hareketleri bütün dünyayı etkileyen küresel bir olgu haline gelmiştir Günümüzde kitle iletişim araçlarının gelişimi, mal, hizmet ve kişilerin serbest dolaşımı, terör, çatışma, savaş, ekonomik sebepler ve istihdam sorunları kitlesel insan hareketliliğini artırarak tüm dünyayı etkilemeye devam etmektedir. Bu etki toplumlarda görülen yeni ilişki ve iletişim biçimlerini, kamu yönetimi disiplininde de yeni oluşumları beraberinde getirmiştir. Göç edilen ülkeye uyum sağlanması dil, din ve kültürel engeller olmaksızın kamu hizmetlerine eşit erişim ihtiyacı uluslararası platformlarda tartışma konusu olmuştur. Kamu hizmetleri içinde en önemli alanlardan biri olan sağlık hizmetlerine erişim kültürel farklılıklardan ötürü zorlaşabilmektedir. Bu çalışmada uluslararası göç hareketleri sonucu Antalya il sınırları içinde yaşayan yabancıların sağlık hizmetlerine erişimleri değerlendirilmiştir. Kültürlerarası duyarlığa sahip sağlık hizmet modelleri çerçevesinde yabancıların daha etkin şekilde sağlık hizmetlerine erişimleri, erişim önündeki engeller ve bu engellerin aşılmasına yönelik çözüm yollarının araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada uluslararası göç ve göç kuramlarına ilişkin literatür incelemesi, Avrupa ve Türkiye perspektifinde göç ve göç politikaları değerlendirilmiştir. Yabancıların sağlık hizmetlerine erişimlerini konu alan örnek çalışmalara ulusal düzeyde yapılanmalara ve Antalya ili özelinde Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Uluslararası Hasta Birimi örneği değinilmiştir. Saha çalışmasında nicel araştırma yöntemi SERVQUAL (Hizmet Kalite algısı ölçümü) yöntemi tercih edilerek Antalya il sınırları içinde yaşayan yabancıların sağlık hizmetlerine erişimi değerlendirilmiştir. 505 kişi ile yapılan saha çalışmasında oluşturulan modelde sağlık Hizmet Kalite Algı değerlendirmesi temel değişken, yabancıların sağlık hizmetlerine erişim düzeyi bağımlı değişken ve hasta tatmin olma düzeyi bağımlı değişken alınarak bu üç düzey arasındaki ilişki incelenmiştir. Antalya'da yaşayan yabancıların sağlık hizmetlerine erişimlerinde literatürden faydalanarak oluşturulan kültürlerarası açılıma yönelik düzenlemelerin, sağlık Hizmet Kalitesinin etkilediği ve aralarında ilişkinin var olduğuna dair oluşturulan hipotezler doğrulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Yabancılar, Sağlık Hizmetlerine EriĢim, Kültürlerarası Açılım
Kentsel güvenlik ve vatandaş güvenlik algısı: Antalya örneği
Çalışmanın konusu kent, güvenlik, kent güvenliği ve kent güvenliğinde Antalya örneğinde vatandaşların algı ve değerlendirmeleri ile ilgilidir. Kentlerin ortaya çıkışları ve tarih içerisinde büyümesinde öncelikle güvenlik en büyük etken olmuştur. Kentlerde ticaretin artması ve sanayi devrimiyle birlikte kentlerin nüfusu da artmıştır. Ülkemizde ise özellikle ticaret ve sanayiinin yoğunlaştığı kentlere yoğun ilgi olmuş ve kırdan kente göç hızı artmıştır. Artan nüfusun barınmasında plansız yapılaşma ve yetersiz altyapının yanı sıra kent yönetiminde ve güvenliğin sağlanmasında büyük sorunlar oluşturmuştur. Güvenlik anlayışı sadece asayiş güvenliği olmayıp aynı zamanda toplum güvenliği, gıda güvenliği, trafik güvenliği, sağlık güvenliği konularını da kapsamaktadır. Merkezi yönetimin tüm kentlere aynı yönetim tarzı yaklaşımı, her kentin kendine özgü yapısına uyum sağlamamıştır. Kendine özgü kültürü, mimarisi, yaşam tarzı olan kentler arasında kendine has ayrı bir yönetimin tarzının olmayışı sorunların çözümünde büyük bir engel olmaktadır. Yerel yönetimlere veya mülki amirliklere genel kurallar içinde daha fazla yetki verilmesi kaçınılmazdır. Klasik yönetim anlayışıyla kentleri yönetmek ve güvenliğini sağlamak mümkün değildir. Kent sakinlerinin talep ve önerilerinin dikkate alındığı yönetişim içerisinde yeni yöntemler geliştirmesi zorunludur. Antalya özelinde yapılan alan araştırmasında; bir insanın yaşadığı kentte kendini nasıl daha güvende hissettiği, gördüğü sorunlar, önerileri ve kent yöneticilerinden beklentileri araştırılmış ve kent sakinlerince güvenlik kriterleri ortaya konulmuştur. Bu kriterler, kentlerin kendi özelliklerine göre daha da geliştirilerek diğer kentlere de uygulanabilir.
İslam Kerimov Dönemi Özbekistan Cumhuriyeti dış politikasının gelişimi ve Türkiye–Özbekistan ilişkilerine genel bakış: 1991-2016
Tarihsel perspektiften bakıldığında, Merkezi Asya olarak bilinen coğrafi bölgeden tarih boyunca Horasan, Maveraünnehr, Turan, Türkistan, Orta Asya diye bahsedilmiştir. Özbek ve Türk devletlerinin temeli bu coğrafyada atılmıştır, o yüzdendir ki ilişkileri binlerce yıllık köklü bir geçmişe dayanmaktadır, Özbekistan ve Türkiye devletleri – 'iki devlet tek millet' olarak tanımlanmaktadır. Sovyetler Birliği'nin dağılması sonucu kurulan beş bağımsız Orta Asya Cumhuriyetlerinin bağımsızlığını, milli egemenliğini kutlayan Türkiye olmuştur. Özbekistan, Orta Asya bölgesindeki en önemli demografik yapıyı içeren, yer altı zengin kaynaklarıyla stratejik, bulunduğu coğrafi yapıyla jeopolitik öneme sahip ülkedir. Bölgenin lider ülkesi potansiyelini taşımaktadır. Etnik ve kültürel yapıdan Türk halkıyla en çok yakınlık ve benzerlik taşıdığı nedeniyle Türkiye açısından Orta Asya kapısını açacak anahtar niteliğindedir. Türkiye – Özbekistan ilişkileri ilk başlarda kardeşlik ve dostluk çerçevesinde başlamış olmasına rağmen yaklaşık otuz yıllık inişli çıkışlı seyir izlemektedir. Bu tez, Horasan ve Maveraünnehr topraklarında ilk Türk oluşumlarının meydana gelmesiyle başlayan tarihten başlayarak Özbeklerin sahneye çıkışından günümüze kadar en önemli olayları anlatan bir çizgi izlemektedir. Sovyetler Birliği sonrasında Özbekistan ve Orta Asya ülkelerinin yaşadığı siyasi süreçlerin genel hatları analiz edilmektedir. Tez, İslam Kerimov dönemi Türkiye ve Özbekistan'ın siyasi ve diplomatik ilişkilerini 4 döneme ayırarak 'Yakınlaşma ve Kaynaşma Dönemi', 'Çalkalanma Dönemi', 'Aşılamayan Kriz Dönemi' ve 'İlişkileri Gözden Geçirme Dönemi' boyutunda ele almaktadır. Anahtar Kelimeler: Türkiye, Özbekistan, Orta Asya, Dış Politika, Uluslararası ilişkiler
Avrupa bütünleşmesi sürecinde Türkiye'de yerelleşme sorunsalı: Fransa ve Polonya ile bir karşılaştırma
20. yüzyılın ilk yarısında iki dünya savaşı deneyimleyen Avrupa, ikinci yarısında da savaşın ortaya çıkardığı siyasi, ekonomik, kültürel ve toplumsal yıkımları en kısa zamanda telafi etmek ve bir daha yaşanmasına engel olmak amacıyla bütünleşme düşünce ve hareketlerine sahne olmuştur. Ekonomik alanda başlayan bütünleşme olgusu yüzyılın sonuna doğru siyasi bütünleşmeyi de beraberinde getirmiş ve AB gibi kendine özgü bir ulus üstü organizasyon haline gelmiştir. 1990'lı yıllarda post-Sovyet ülkelerin Birliğe üye olmak istemeleri, ortak kamu yönetimi sorununu doğurmuş Avrupa yönetsel alanı düşüncesi ortaya çıkmıştır. Bu tarihten sonra üye olmak isteyen ülkeleri ekonomik alanda olduğu gibi yönetsel anlamda da Birliğe uyum sağlaması gerekmiş ve aday ülkeler uyum için yönetsel sistemlerinde bir dizi reformlar gerçekleştirmiştir. Bu reformlar arasında hiç şüphesiz yerelleşme reformları özel bir öneme sahiptir. Çalışmada AB'ye üye ve aday ülkelerin yönetsel sistemlerinde gerçekleştirilen reformlarda Birliğin etkileme kanalları ve etkileri değerlendirilmek istenmiştir. Bu kapsamda AB kurucu üyesi Fransa, sonradan üye olan Polonya'da gerçekleştirilen yerelleşme reformları ve bu reformlarda AB etkisi incelenmiş ve aday ülke olarak ülkemizde gerçekleştirilen ve gelecekte gerçekleştirilecek reformlar için çıkarımlar ortaya konmuştur. Bu amaçla çalışma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde öncelikle AB bütünleşme süreci ve yerelleşme konularında kavramsal tartışmalara yer verilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde Birliğin kurucu ülkesi olan Fransa'nın AB'ye uyum sürecinde gerçekleştirdiği yerelleşme reformları ve bu reformlarda AB etkisi aranmıştır. Ardından Birliğe sonradan üye olan Polonya'nın yerelleşme süreci ve bu süreçte AB etkisi incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise Avrupa bütünleşmesi kapsamında Türkiye'deki yerelleşme reformları incelenmiş ardından Fransa, Polonya Türkiye'deki yerel yönetimlerin yapısı özerk yerel yönetimlerin temel ilkeleri kapsamında karşılaştırılmış ve ardından bu ülkelerin yerelleşme süreçleri konusunda edindikleri olumlu ve olumsuz deneyimler karşılaştırılmış çıkarımlarda bulunulmuştur.
Popülizm ve liberal demokrasiye etkileri: Macaristan ve İtalya örneği
Antik Yunan'dan günümüze 2400 yıllık geçmişe sahip olan demokrasi bugün neredeyse tüm dünyada siyasal alanda ulaşılmak istenen en büyük ideal olarak varlığını sürdürmektedir. Tarihsel süreçte farklı yorumlanıp ifade edilmiş olan demokrasi liberal gelenekle harmanlanarak liberal demokrasi şeklinde genel bir kabul görmüştür. Demokrasinin en fazla kutsanmış hali olan liberal demokrasi geleneği günümüzde popülizmle bir ilişki içerisine girmiştir. Demokrasi kadar eski olmayan popülizm yeni bir kavram da değildir. Tarihteki farklı siyasal süreçlerde karşılaşılan, ne olduğu kesin ve tek olmayan bir kavramdır. Etkileşime girdiği ideoloji veya felsefelere eklemlenme özelliğinden dolayı popülizm tarih boyunca farklı anlamlar ifade etmiştir. Biz - onlar, yoz seçkin - gerçek halk, dost - düşman ayrımlarıyla temelini antagonizma yaparak oluşturan popülizm karizmatik bir liderle kitleleri seferber etme gücüne ulaşmaktadır. Tarihte farklı ideolojiler ve hareketler popülist olma özelliği barındırmış olsalar da popülizm için ortak ve genel bir tanım oluşturmak oldukça zordur. Bunun nedeni ise popülizmin eklemlenebilir yapısıdır. Popülizm bir ideoloji mi, bir strateji mi yoksa bir tarz mı soruları kesinleşmediğinden popülizm muğlak yapısını korumaya devam etmektedir. Bu yapısı nedeniyle liberal demokrasi ile girdiği ilişkide farklı sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Bu çalışma demokrasi ve popülizm kavramlarının belirsiz anlamlarına vurgu yaparak analizini sunmak ve liberal demokrasi ile popülizm arasındaki ilişkinin çıktılarını analiz etmeyi amaçlamaktadır. Kavram analizi ise liberal demokrasinin beşiği kabul edilen Avrupa'dan iki örnek ülke olan İtalya ve Macaristan incelemesi ile desteklenecektir.
Avrupa Birliği entegrasyon sürecinde Çekya idari dönüşümü
Dünya üzerindeki herhangi bir ülkenin mevcut kamu yönetimi yapısında değişiklik yapmasını sağlayan birçok sebep bulunmaktadır. Bunlardan en önemlisi ve belki de en etkilisi bir uluslararası örgüte dahil olma ve bu örgütün öne sürdüğü gerekliliklerin sonucunda yapılan değişimlerdir. Koşulsallık olgusu ile bağdaştırılan bu değişiklikler, ülkeleri idari anlamda değişiklikler yapmaya ve belki de bu değişikliklerin sonucunda bir idari dönüşüme sebep olmaktadır. Çalışmada, Çekya'nın kamu yönetimi değişiklikleri tarihi bağlamda ele alınırken, bu değişikliklerden en önemlilerinin Avrupa Birliği Entegrasyon sürecinde gerçekleştiği ortaya konmuştur. Avrupa Koşulsallığı ile irdelenen bu değişiklikler, idari dönüşüm olgusu ile ele alınarak söz konusu entegrasyon süreci tarihsel bağlamda açıklanmıştır. Çalışmada Avrupa Birliği entegrasyon sürecinde Çekya'nın geçirmiş olduğu idari dönüşüm süreç analizleri ve mevcut Avrupa Birliği materyalleri kapsamında incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Çekya, Avrupa Birliği, Avrupa Entegrasyonu, İdari Dönüşüm.