Theses supervised by Prof. Dr. Erol Özmen

14 theses · Manisa Celal Bayar University

Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin psikiyatrik hastalıklara yönelik damgalama düzeyleri

Amaç: Bu çalışmada hemşirelerin psikiyatrik hastalıklara karşı damgalama düzeylerinin belirlenmesi ve tutumlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu amaç doğrultusunda hemşirelerden Sağlık Çalışanları için Ruhsal Hastalıklara Yönelik Damgalama Ölçeği kullanılarak veriler toplanmıştır. Çalışmanın örneklemini 255 hemşire oluşturmaktadır. Çalışmada elde edilen verilerin normal dağılıma uyum sağladıkları belirlenmiştir ve bu nedenle verilerin analizlerinde tek faktörlü varyans analizi ve Bağımsız t testi kullanılmıştır. Hemşirelerin damgalama düzeyleri ve tutumları için ise betimsel istatistiklerden yararlanılmıştır. Bulgular: Çalışmada verilerin analizi sonucunda belirlenen üç alt boyut için de katılımcıların en fazla "kararsızım" yanıtını verdikleri ve demografik değişkenlerin üç alt boyut için de anlamlı bir farklılık meydana getirmediği tespit edilmiştir (p>0,05). Sonuçlar: Çalışmanın sonucunda katılımcıların damgalama düzeylerinin orta seviyede olduğu ortaya çıkmıştır. Ayrıca bu çalışmada demografik değişkenlerin tutum ve davranışlar üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olmadığı belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Tutum, Psikiyatrik Hastalıklar, Damgalama, Sağlık Hizmeti, Hemşire

Sabahat Kartal
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerde empatik eğilim: Sistematik derleme

Amaç: Türkiye'deki hemşirelerin empatik eğilimleri ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Bu çalışmanın yöntemi sistematik derlemedir. Bu derlemede belli bir tarih kısıtlamasına gidilmeden, "Web of Science, Google Scholar, Pubmed, Türk Psikiyatri Dizini ve Tr Dizin" veri tabanlarında Türkçe yayınlara ulaşabilmek için "empati, empatik eğilim, hemşire, hemşireler, hemşirelik" İngilizce yayınlara ulaşabilmek için "empathy, empathic tendency, nurse, nurses, nursing" anahtar kelimeleri ile literatür taraması yapıldı. Çalışmaya hakemli dergilerde yayınlanmış Türkiye'de yapılmış çalışmaların Türkçe ve İngilizce dillerindeki yayınları, örnekleminde yalnız hemşirelerin yer aldığı, veri toplama aracı olarak Empatik Eğilim Ölçeği kullanılan araştırma makaleleri dahil edildi. Bu çalışmanın tarama sayılarının belgelenmesinde PRISMA diyagramından yararlanılmış olup araştırma verilerinin analizi ve bulguların sentezlenmesi şeklinde çalışma tamamlanmıştır. Bulgular: İncelenen 29 araştırmanın 21'i Türkçe, 8'i İngilizcedir. İncelemeye alınan çalışmaların araştırmacılar tarafından 12'sinin tanımlayıcı, 5'inin tanımlayıcı-ilişki arayıcı, 4'ünün tanımlayıcı-kesitsel, 2'sinin tanımlayıcı-analitik, 1'inin kesitsel ilişki arayıcı, 1'inin keşfedici, 1'inin deneysel, 1'inin kesitsel, 1'inin korelasyon ve 1'inin tek grup katılımsız gözlem çalışması (yarı deneysel) olarak nitelendiği gözlenmiştir. İncelenen araştırmaların örneklemini en az 26 en çok 472 hemşire oluşturmaktadır. Araştırmaların toplam örneklemi ise 4632 hemşireden oluşmaktadır. En eski yayın 1992, en yeni yayın 2023 yılına aittir. 2020 yılı en fazla araştırmaların yapıldığı yıldır. Çalışmaların empatik eğilim puan ortalamalarının 59-79 arasında dağıldığı; puan ortalamalarını araştırmacıların 24'ünün orta, 5'inin yüksek olarak yorumladığı görülmektedir. İncelenen araştırmaların büyük çoğunluğunda cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, çalışma yılı, birimde çalışma süresi, çalışılan birim, yaş ve çalışma şekilleri değişkenlerinin empatik eğilim üzerine istatistiksel olarak anlamlı düzeyde etkisinin olmadığı gözlenmiştir. İncelenin araştırmaların en az yarısında empatik eğilim düzeyini istatistiksel olarak anlamlı düzeyde etkileyen değişkenler ise çalıştığı pozisyon, çocuk sahibi olma, empati eğitimi alma, mesleği isteyerek seçme değişkenleridir. Empatik eğilim düzeyini istatistiksel olarak anlamlı düzeyde etkileyen araştırmalarda erkek, bekar, çocuğu olmayan, empatiyle ilgili bir eğitim almayan, uzun çalışma yılına sahip olan, mesleği istemeyerek seçen, çalıştığı birimde kısa süre hizmeti bulunan, sürekli gece çalışan ve eğitim durumu lisans derecesinden aşağı olan hemşirelerde empatik eğilim düzeyinin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha düşük olduğu görüldü. Sonuç: İncelenen araştırmalara göre ülkemizde hemşirelerin empatik eğilim düzeyinin genel olarak orta düzeyde olarak değerlendirilebilecek düzeyde olduğu görülmektedir. Bu durum hemşirelerde empatik eğilim düzeyinin yükseltilmesi için girişimlerde bulunulması gerektiğini düşündürmektedir. Hemşirelik öğrencilerinde yapılan araştırmalarda da empatik eğilim düzeyinin orta olarak değerlendirilebilecek düzeyde olması lisans derecesi eğitim programlarının gözden geçirilmesi gerektiğini düşündürmektedir. Empatik eğilim düzeyinin eğitim ile yükseltilebileceğine dair güçlü kanıtların varlığı halen aktif olarak çalışan hemşireler için de iyi planlanmış mezuniyet sonrası eğitim programlarının geliştirilmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.

EmpatiEğilimHemşireler+1
Sevilay Aslaner Madran
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Diyaliz hastalarında sağlık okur yazarlık düzeyinin yaşam kalitesine etkisi

Amaç: Bu çalışma, Yozgat'ta diyaliz hastalarının sağlık okuryazarlık düzeyinin yaşam kalitesi üzerine etkisini ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma korelasyonel araştırma olup, örneklem seçimine gidilmemiş evrenin tamamına ulaşılması hedeflenmiştir. Araştırmaya katılmayı kabul etmeyen, ulaşılamayan hastalar örneklem dışı bırakılmıştır. Araştırmaya, Yozgat merkez ve ilçelerinde, diyaliz ünitelerinde düzenli olarak hemodiyaliz tedavisi gören 140 hasta ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak, hemodiyaliz hastalarının sosyo-demografik özelliklerini ortaya koymak için araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu, yaşam kalitesi düzeylerini ortaya koymak için, Yaşam Kalitesi Ölçeği SF-36, sağlık okuryazarlık düzeylerini ortaya koymak için Türkiye Sağlık Okuryazarlık Ölçeği-32 (TSOY-32) kullanılmıştır. Araştırmada toplanan veriler, SPSS 20 (Statistical Package for Social Science) adlı bilgisayar programı ile analiz edilmiştir. Bulgular: Araştırmada hastaların yaşam kalitesi ortalama puanı ise 100 üzerinden 60,15 puan olarak saptanmıştır. Bu çalışmada cinsiyet, yaş, öğrenim durumu, yaşanılan yer, çalışma durumu, ekonomik durum, internet kullanımının, yaşam kalitesini etkilemediği bulunmuştur. Kronik böbrek yetmezliği dışında herhangi bir hastalığı olmayan hastaların, cep telefonuna sahip olan ve cep telefonunda internet bağlantısı olanların yaşam kalite puanları daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Ayrıca sağlıkla ilgili bilgi edinme yöntemlerinden interneti kullandığını ifade eden hastaların sağlık okuryazarlık ortalama puanları yüksektir. (p<0,05). Hemodiyaliz hastaları için sağlık okuryazarlık ölçeği ortalama puanı 31,74 bulunmuş olup, hastaların, sağlık okuryazarlık ölçek puanlamasında (>25-33) sorunlu sınırlı sağlık okuryazarlığına karşılık geldiği görülmektedir. Ayrıca sağlık okuryazarlık düzeyi ile yaşam kalitesi ortalaması arasındaki korelasyon r=0,379 ve anlamlı p<0,05 bulunmuştur. Sonuçlar: Bu çalışmada, yaşam kalitesi ortalama puanı ile sağlık okuryazarlık ortalama puanı arasında pozitif yönde orta düzeyde ilişkili olduğu, hastaların sağlık okuryazarlık düzeyinin sınırlı-sorunlu olduğu, sağlık okuryazarlık düzeyinin artması ile birlikte yaşam kalitesinin anlamlı arttığını göstermektedir. Ayrıca çalışma diyaliz hastalarının yaşam kalitesi ve sağlık okuryazarlık düzeyinin düşük olduğunu ve nasıl geliştirilebileceğinin araştırılması gerektiğini de göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Hemodiyaliz, Diyaliz Hastaları, Sağlık Okuryazarlığı, Yaşam Kalitesi, İletişim

Sağlık okuryazarlığıYaşam kalitesi
Meltem Yılmaz
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'deki toplum ruh sağlığı merkezlerinin web sitelerinin incelenmesi

Amaç: Bu çalışmada Türkiye'deki Toplum Ruh Sağlığı Merkezlerinin (TRSM) web sitelerinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Yöntem: Türkiye'deki hasta kabulünün olduğu 152 Toplum Ruh Sağlığı Merkezi araştırma kapsamına alınmıştır. Google arama motoruna ilgili Toplum Ruh Sağlığı Merkezinin adı yazılarak çıkan sayfalar arasında kendine ait web sitesi ya da bağlı bulunduğu hastanenin web sitesinde çıkan bilgiler değerlendirilmiştir. Web sitesi değerlendirilirken "Kurum Bilgileri", "Hedef Gruba Yönelik Bilgiler" ve "Faydalı (Yararlı) Bilgiler" şeklinde kategorileştirilmiş toplam 23 kritere göre inceleme yapılmıştır. Bulgular: İncelenen TRSM'nin %76,9'unun bağlı bulunduğu hastanede ilgili sayfasının olmadığı, %99,3'ünün kendine ait web sitesinin bulunmadığı görülmüştür. %17,1'inde TRSM'nin nasıl bir merkez olduğu, %13,1'inde kimler için olduğu, %19,7'sinde hangi hizmetlerin bulunduğu, %18,4'ünde adres, %17,7'sinde telefon ve %6,5'inde kroki-harita bilgisinin bulunduğu belirlenmiştir."Faydalı Bilgiler" kategorisindeki çoğu kriteri hiçbir TRSM'nin karşılamadığı görülmüştür. Sonuç: Yapılan çalışma sonucunda TRSM'lerin internete yeterli önemi göstermedikleri, internetin tanıtıcı imkânlarından faydalanmadıkları görülmüştür. Anahtar Sözcükler: Toplum Ruh Sağlığı Merkezi, website, hastane.

HastanelerSağlık hizmetleriSağlık hizmetleri araştırmaları+3
Beste Sübütay Yanık
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Obsesif kompulsif bozuklukta aile uyum ölçeği-hasta formunun Türkçe geçerlilik ve güvenilirlik çalışması

AİLE UYUM ÖLÇEĞİ-HASTA FORMU'NUN TÜRKÇE GEÇERLİLİĞİ VE GÜVENİLİRLİĞİ Amaç: Bu çalışmada; obsesif kompulsif bozuklukta aile uyumunun varlığını ve sıklğını ölçmek için geliştirilen "Obsesif Kompulsif Bozuklukta Aile Uyum ÖlçeğiHasta Formu"nun geçerlik ve güvenirlik çalışmasının yapılarak ölçeğin Türkçe'ye kazandırılması, aile uyumu ile hastalık yükü arasındaki ilişkinin incelenmesi ve aile uyumu ile obsesif kompulsif bozukluk belirti şiddeti arasındaki ilişkinin incelenmesi, amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırma Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Psikiyatri kliniğinde Mart 2017-Şubat 2018 tarihleri arasında OKB tanısı ile yatarak/ayaktan tedavi görmekte olan hastalarla sürdürülmüştür. Obsesif Kompulsif bozukluk dışında herhangi bir ruhsal ya da bedensl hastalığı olan hastalar çalışmaya alınmamıştır. Buna göre SCID görüşmesinin ardından çalışmaya dahil olma ölçütlerini karşılayan 107 OKB tanılı hasta ve hastaların en az 1 yıldır birlikte yaşadığı herhangi bir ruhsal ve bedensel hastalığı olmayan yakınları çalışmaya alınmıştır. Çalışmada Aile Uyum Ölçeği-Hasta Formu yanı sıra Yale-Brown Obsesyon Kompulsiyon Ölçeği (YBOKÖ) - YBOKÖ Belirti Kontrol Listesi, Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği (HDDÖ), İşlevselliğin genel değerlendirmesi Aile Uyum Ölçeği-Hasta Formu Hastalık Yükü Değerlendirme Ölçeği kullanılmıştır. Güvenilirlik analizlerinde içsel tutarlılık katsayısı, madde-toplam puan korelasyon analizi; geçerlilik analizinde ise açıklayıcı faktör analizi, örtüşme geçerliliği için YBOKÖ, HYDÖ, İGD ölçekleriyle korelasyonlar araştırılmıştır. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 34,41±10,86 ve hasta yakınlarının yaş ortlaması 38,65±12,58 idi. Hastaların %57'si ve hasta yakınlarının %45.7'si kadındı. AUÖHF'nun ortalaması 24.78±15.78 olarak hesaplanmıştır. Güvenilirlik analizleri için tüm ölçek (Cronbach α= 0,89), alt ölçekler ve tekrar-test için Cronbach α değerleri hesaplanmış Türkçe formun güvenilirliğini desteklemiştir. Her bir maddenin maddetoplam korelasyon katsayıları 0,21-0,66 arasında elde edilmiştir ve tümü de istatistiksel olarak anlamlı düzeydedir. Veri setinin faktör analizine uygunluğunu değerlendirmek için kullanılan KMO değeri 0.75 ve Barlett testi sonucunda ki kare 500,1 (p=0.000) anlamlı farklılık bulunmuştur. Faktör analizinde toplam varyansın %75,39'unu açıklayan üç faktör elde edilmiştir. AUÖ-HF ile YBOKÖ, İGD, HYDÖ toplam puanları arasındaki ilişkiler Pearson korelasyon tekniği ile incelenmiş ve anlamlı bulunmuştur (sırasıyla r= 0,73, 0,62, 0,60 ve p< 0,01). Sonuç: Bu bulgularla Aile Uyum Ölçeği-Hasta Formu'nın Türkçe için güvenilir ve geçerli olduğu gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: Aile Uyum Ölçeği-Hasta Formu, güvenilirlik, geçerlilik Anahtar Kelimeler: Aile Uyum Ölçeği-Hasta Formu, güvenilirlik, geçerlilik

AileAile uyumuGüvenilirlik ve geçerlilik+2
Emine Özge Çöldür
Manisa Celal Bayar University
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Obez bireylerde sosyal kaygı düzeyi ve sosyal kaygıyı etkileyen etmenler

Amaç: Obez bireylerde sosyal kaygı düzeyinin saptanması ve sosyal kaygıyı etkileyen etmenlerin saptanması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma grubunu Akhisar Mustafa Kirazoğlu Devlet Hastanesi Diyet polikliniğine başvuran, obezite tanısı konulan, 18 yaşından büyük ardışık 100 hasta oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak Sosyodemografik Bilgi Formu, Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği ve Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan obez bireylerde çok şiddetli sosyal kaygı görülme oranı %47 olarak bulunmuştur. Sosyal kaygı ile anlamlı ilişkileri saptanan depresyon ve anksiyete bozukluğunun görülme oranları sırasıyla %28 ve % 22 olarak bulunmuştur. Ayrıca BKİ düzeyi ve eğitim düzeyi ile sosyal kaygı arasında anlamlı ilişki saptanmıştır. Sonuçlar: Obez bireylerde sosyal kaygının sık görüldüğü, depresyon, anksiyete bozukluğu ve BKİ düzeyinin artmasının sosyal kaygıyı arttırıcı etkisi olduğu belirlenmiştir. İlköğretim ve lise mezunları obezlerde, üniversite mezunları obezlere kıyasla sosyal kaygı şiddetinin daha yüksek olduğu bulunmuştur.

AnksiyeteAnksiyete bozukluklarıDepresyon+4
Muhammet Ramiz Aktaş
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kırsal kesimde ilköğretim son sınıf öğrencilerinin sağlık okuryazarlığı ve E-sağlık okuryazarlığı

Amaç: Bu araştırma kırsalda yaşayan ilköğretim son sınıf öğrencilerin sağlık okuryazarlığı düzeylerini, e-sağlık okuryazarlığı düzeylerini ve sağlık okuryazarlığı düzeylerini etkileyen etmenleri belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma tanımlayıcı kesitsel bir çalışmadır. Örneklem Manisa ili Saruhanlı ilçesi köy okullarında öğrenim gören 322 8.sınıf öğrencisinden oluşmaktadır. Çalışmada veri toplama aracı olarak öğrencilere sosyo-demografik form, Adölesanlarda e-sağlık Okuryazarlığı Ölçeği ve Okul Çağındaki Çocuklar İçin Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği uygulanmıştır. Bulgular: İlköğretim son sınıf öğrencilerin okul çağındaki çocuklar için sağlık okuryazarlığı ölçeği ortanca puanı 32,00 bulunmuştur. Öğrencilerin Sağlık okuryazarlığı ölçek puanlamasında (26-35 puan) orta düzeyde sağlık okuryazarlığına karşılık gelmektedir. Adölesanlarda e-sağlık okuryazarlığı ölçeği ortanca puanı ise 29,00 orta olarak belirlendi. Araştırmada öğrenci sosyo-demografik özelliklerinden cinsiyet, aile ekonomik durumu, anne -baba eğitim durumlarının, evde internet olma durumu, sağlık problemi olma durumu ve ailesinde sağlık problemi olma durumunun e-sağlık okuryazarlığı üzerinde belirleyici bir etken olmadığı belirlendi. Öğrencilerden sağlık ile ilgili karar vermede interneti yararlı bulanların ve internetteki sağlık kaynaklarına erişmenin önemli olduğunu düşünenlerin e sağlık okuryazarlığı düzeyi daha yüksek belirlenmiştir. Bunun yanın da günlük internet kullanma süresinin ve sağlıkla ilgili bilgi arama davranışının sağlık okuryazarlığını etkilediği görüldü. Sonuçlar: Bu araştırmada elde edilen bulgular kırsalda yaşayan ilköğretim son sınıf öğrencilerin sağlık okuryazarlığı ve e-sağlık okuryazarlığı düzeylerinin yetersiz olduğunu ve nasıl geliştirilebileceğinin araştırılması gerektiğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Çocuk, Sağlık, Sağlık Okuryazarlığı, Sağlık Okuryazarlığının Ölçümü

Kırsal bölgeSağlık okuryazarlığıTeletıp+3
Kübra Denktaş
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin E-öğrenmeye yönelik tutumları

Amaç: Hemşirelerin e-öğrenme tutumlarının ve tutumları etkileyen etmenlerin belirlenmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Araştırma tanımlayıcı kesitsel tipte planlandı. Araştırmanın evrenini Ankara Şehir Hastanesinde görev yapmakta olan 3556 hemşire; örneklemini ise tabakalı örnekleme yöntemi kullanılarak belirlenen 570 hemşire oluşturdu. Veriler Ankara ili Şehir Hastanesinde Küresel COVID-19 Salgını döneminde Temmuz- Aralık 2020 tarihleri arasında 'Tanıtıcı/Tanımlayıcı Bilgi Formu' ve 'EÖğrenmeye Yönelik Genel Bir Tutum Ölçeği' kullanılarak dijital platform da toplandı. Verilerin analizi için SPSS 23 paket programı kullanıldı. Bulgular: Araştırmaya katılan hemşirelerin yaş ortalaması 30,77±7,636'dur. Hemşirelerin %91,6'ı kadın, %53,3'si evli ve %52,5'i lisans eğitimine sahiptir. Hemşirelerin e-öğrenmeye yönelik genel tutum ortalama puanının 73,77 ve alt boyutlardan e-öğrenmeye yatkın olma ile ilgili tutum ortalama puanının 36,62, eöğrenmeden kaçma ile ilgili tutum ortalama puanının 37,15 olduğu görüldü. Çoklu regresyon analiziyle katılımcıların e-öğrenmeye yönelik genel tutumları "e-öğrenme uygulamaları ile ilgili eğitim alma isteği", "mobil cihaz sahiplik süresi", "açık öğretime yönelik deneyimler", "mobil cihaz kullanma konusundaki yeterlilik" ve "çalışılan kurumdaki e-öğrenme uygulamaları kullanma sıklığı" değişkenlerinin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde etkilediği; 'eğitim düzeyi', 'medeni durum', 'birlikte yaşanılan kişiler', 'daha önce e-öğrenme konulu bir eğitime katılma x durumu', 'yaş', 'kurumdaki çalışma süresi', 'mesleki çalışma süresi' ve 'günlük internet kullanma süresi' değişkenlerinin etkilemediği belirlendi. Sonuç: Araştırmanın bulguları hemşirelerin e-öğrenme ile ilgili tutumlarının olumluya dönük olduğunu göstermektedir. Teknolojik cihazları kullanma yeterliliği ve e-öğrenmeyle ilgili deneyimler dışında kalan etmenlerin e-öğrenmeye yönelik tutumları pek etkilemediği belirlenmiştir. Araştırmanın bulguları e-öğrenmeyle ilgili olumlu deneyimlerin arttırılmasının ve sağlık ortamlarında teknolojik cihazların kullanımının yaygınlaştırılmasının e-öğrenmeyle ilgili tutumları daha olumluya kaydıracağını düşündürmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, E-öğrenme, Tutum

Elektronik öğrenmeEtik-hemşirelikHemşireler+4
Aygül Elöz
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İletişim zorlukları olan engelli çocukların annelerinin empatik eğilimlerinin incelenmesi

Engelli çocukların karmaşık ve özelleşmiş hizmet ihtiyaçları süreklilik gerektirdiğinden, çocukları ebeveynlerine bağımlı kılmaktadır. Türk toplumunda ebeveynlik konusunda anneler babalardan daha fazla sorumluluk alırlar ve engelli çocuğun bakımını genellikle anneler üstlenir. Bu araştırmada, iletişim zorlukları olan engelli çocukların annelerinin empatik eğilimleri incelenmiş ve normal gelişen çocukların annelerinin empatik eğilimleriyle karşılaştırılmıştır. Araştırmada, Ankara, Konya, Zonguldak, Hatay, Gaziantep ve Giresun illerindeki 6 farklı özel eğitim ve rehabilitasyon merkezine devam eden iletişim zorlukları olan 3-18 yaş arasındaki engelli çocukların anneleri (n=75) ile aynı yaş grubundan normal gelişen çocukların anneleri (n=69) örneklem grubunu oluşturmuştur. Araştırmada annelerin sosyo-demografik bilgileri için araştırmacı tarafından oluşturulan "Sosyo-demografik Bilgi Formu" ile annelerin empatik eğilimleri, "Empatik Eğilim Ölçeği" (EEÖ) ile değerlendirilmiştir. Engelli çocukların iletişim seviyelerini sınıflandırmak için "İletişim Fonksiyonları Sınıflama Sistemi" (IFSS) kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; iletişim zorlukları olan engelli çocukların annelerinin EEÖ Puanı ile normal gelişen çocuk annelerinin EEÖ puanları arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılık vardır (p<0.01). Her iki grubun sosyo-demografik özellikleri arasında yaş, eğitim durumu ve çocuk sayısı açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0.01). Engelli çocukların IFSS skorlarına ve tanılarına göre annelerin empatik eğilimleri farklılık göstermedi. Anahtar Kelimeler: Engelli çocuk anneleri, empati, empatik eğilim ölçeği

AnnelerEmpatiEmpatik eğilim+5
Zekiye Gezgin
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Hastane işletmelerinin obezite ile ilgili instagram paylaşımları üzerine bir içerik analizi

Amaç: Bu çalışmada amaç küresel bir halk sağlığı sorunu olan obezitenin, sağlık iletişimi bağlamında, hastane işletmelerinin instagram paylaşımlarında nasıl sunulduğunun betimlenmesidir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma kesitsel tipte bir içerik analiz çalışmasıdır. Çalışmanın evreni Türkiye'de sağlık iletişimine yönelik instagram kullanan ve instagram paylaşımlarında obezite konusuna yer veren tüm sağlık işletmeleri. Örneklemi, "amaçlı örnekleme yöntemi" ile belirlenmiş, çalışmanın başlangıcı itibariyle instagram hesabını en aktif kullanan 5 özel ve 5 kamu hastane işletmesidir. Niceliksel içerik analizi kullanılan araştırmada bulgular sayı ve yüzde dağılımları şeklinde sunulmuştur. Bulgular: Obezite ile ilgili içerikler, görsel, metinsel ve biçimsel özellikleri dikkate alınarak kodlanmıştır. Sağlık kurumlarının instagram hesaplarındaki 7 157 gönderinin 564 (%7,9) tanesi "obezite" temalıdır. İçeriklerin 99,11%'inde kaynağın uzmanlık alanı belirtilmemiştir. İçeriklerin dili %53,55 "konuşma dili", %7,98 "bilimsel dil" olarak belirlenmiştir. Görsellerde %61,70 besin, %20,04 kadın temsili yer almıştır. Obezitenin etyolojisinde %24,82 en çok diyete bağlı obezite ve %28,72 ile en büyük risk faktörü olarak beslenme alışkanlıkları yer almıştır. Sağlık uygulamalarının bireysel koruyucu yönünün %90,07 ile ele alındığı görülmüştür. Sonuçlar: Sağlık kurumlarının instagram paylaşımlarında obezite konusuna az yer verdiği görülmüştür. İçeriklerde uzmanlık alanının belirtilmemesi sağlık iletişimi bağlamında olumsuz olarak değerlendirilmiştir. Obezitenin büyük oranda beslenme alışkanlıkları ile ilişkilendirildiği görülmektedir. Obezitenin, nedenleri, önlemleri ve tedavisi itibariyle bireysel bir sağlık sorunu olarak ele alındığı tespit edilmiştir.

ObeziteSağlıkSağlık eğitimi+7
Eda Dilfiroz Narmanlı
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık çalışanlarında duygusal öz farkındalığın iletişim becerilerine etkisi

Amaç: Çalışma, doktor ve aile sağlığı çalışanlarının duygusal öz farkındalıklarının, iletişim becerilerine etkisini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Araştırma Yalova il merkezi ve ilçelerindeki aile sağlığı merkezlerini kapsamaktadır. Araştırmanın evrenini toplam 79 doktor ve 77 aile sağlığı çalışanı (hemşire, ebe, acil tıp teknisyeni ve sağlık memuru) oluşturdu. Araştırma ulaşılan 130 kişi ile yürütüldü. Araştırmada demografik bilgi formu, DÖFÖ, İBÖ-YF kullanıldı. Veriler Yalova İli Aile Sağlığı Merkezlerinde 23.05.2022 - 06.06.2022 tarihleri arasında toplandı. Bulgular: Sağlık çalışanlarının %76,2'sinin kadın ve %23,8'inin erkek, %86,9'unun evli, yaş ortalamalarının 41,82 7,74 yıl, %42,3'ünün doktor, %56,9'unun lisans eğitim düzeyinde olduğu, çalışma süresi ortalamalarının 18,78 8,85 yıl olduğu görüldü. Yapılan analiz sonuçlarına göre sağlık çalışanlarının cinsiyetlerine, yaş gruplarına, medeni durumlarına, mesleklerine, eğitim durumlarına ve çalışma süresi gruplarına göre ölçeğin "DÖFÖ Toplam" puanında ve İBÖ-YF toplam puan ve alt faktör puanlarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı saptandı. DÖFÖ toplam puan ve İBÖ-YF toplam puan, alt faktör puanları arasında anlamlı pozitif zayıf ilişki olduğu sonucuna ulaşıldı. Sonuç: Yalova ili ve ilçelerinde görev yapan hekim ve ASÇ'lerin iletişim becerilerinin orta seviyenin üzerinde olduğu, duygusal öz farkındalıklarının ise ortalamaya yakın olduğu görüldü. Duygusal öz farkındalıkları yükseldiğinde iletişim becerilerinin de yükseleceği sonucuna ulaşıldı. Sürekli insanla iletişim içinde olmalarından dolayı hekim ve ASÇ'lerin iletişim becerilerinin iyi derecede geliştiği eğer kendi duygularının farkında olurlarsa bu becerileri daha etkili kullanabilecekleri sonucuna varıldı. Duygusal öz farkındalığa yönelik çalışmaların artırılmasının, iletişim becerileri düzeyine olumlu katkı sağlayacağı düşünüldü.

Aysun Tekin
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Remisyondaki bipolar bozukluk tanılı hastalarda baskın polaritenin bilişsel işlevlerle ilişkisi

Amaç: Çalışmamızda bipolar bozuklukta baskın polaritenin diğer klinik özelliklerle, sosyodemografik özelliklerle ve bilişsel işlevlerde bozulmayla ilişkisinin aydınlatılması amaçlanmaktadır. Gereç ve yöntem: Araştırma remisyondaki bipolar bozukluk tanılı hastalar (n=84) ve sağlıklı kontrol grubu gönüllüleri (n=27) ile yürütülmüştür. Bipolar bozukluk tanılı hastalar baskın polarite özelliklerine göre manik baskın polarite (MBP, n=31), depresif baskın polarite (DBP, n=25), belirsiz baskın polarite (BBP, n=28) olmak üzere 3 alt gruba ayrılmıştır. Gönüllülere DSM-5 için Yapılandırılmış Klinik Görüşmesi-Klinik Versiyonu (SCİD-5/CV), WAIS-R-Sözcük Dağarcığı Alt Testi, Hamilton Depresyon Ölçeği, Hamilton Anksiyete Ölçeği, Young Mani Derecelendirme Ölçeği uygulanmış, dahil edilme ve dışlama kriterlerine uygun olanlar çalışmaya alınmıştır. Katılımcılara Rey Sözel Öğrenme ve Bellek Testi, İz Sürme Testi, Stroop testi, WMS-R Görsel Üretim Alt Testi, Kontrollü Kelime Akıcılık Testi, İşitsel Üçlü Sessiz Harf Sıralaması Testi, Gözlerden Zihin Okuma Testi, İma Testi, Wisconsin Kart Eşleme Testi ve Conners Sürekli Performans Testi uygulanmıştır. Bulgular: Baskın polarite gruplarının her birinde SK grubuna kıyasla Stroop C süresinde ve Stroop interferansta uzama; Rey testinde toplam çağrılan ve geç hatırlanan kelime sayısında azalma saptanmıştır. Yine baskın polarite gruplarının her biri için SK grubuna kıyasla global kognisyonda, sözel bellek ve öğrenmede bozulma gösterilmekle birlikte bu alanlarda bozulma baskın polariteyle ilişkilendirilememiştir. MBP grubunda SK'ye göre işitsel üçlü sessiz harf testinde, kelime akıcılık testinde, sosyal biliş testlerinde, WKET'de, SPT doğru hedef bölümünde daha kötü performans ve İST A süresinde uzama saptanmıştır. Yine MBP grubunda DBP'ye kıyasla kelime akıcılık testi ve sosyal biliş testlerinde performansta düşüş saptanmıştır. MBP ve BBP grupları SK'ye göre işlem hızında bozulma göstermiştir. Ek olarak MBP grubu SK'ye göre işlem belleğinde ve dikkatte bozulma göstermiştir. Problem çözme ve mantık alanında MBP grubu SK ve BBP gruplarına kıyasla, DBP grubunda ise sadece SK'ye kıyasla bozulma saptanmıştır. BB'de bilişsel işlevlerle epizod sayı ve özellikleri ilişkisi değerlendirildiğinde işlem hızı, global kognisyon, görsel kopyalama puanları, WKET perseveratif hata, SPT doğru hedef sayısı, İST A ve B süreleri hem toplam epizod sayısıyla hem de manik epizod sayısıyla ilişkili bulunmuştur. BB'de problem çözme/mantık, görsel bellek/öğrenme, işlem belleği, İST B-A süresi, işitsel üçlü sessiz harf sıralama testi puanı, kelime akıcılık testi puanı, görsel hatırlama puanı, sosyal biliş test puanları, WKET doğru ve hata sayıları ise sadece manik epizod sayısıyla ilişkili bulunmuştur. Sonuçlar: MBP grubu daha fazla bilişsel bozukluğun görüldüğü polarite grubu olmakla birlikte DBP grubuna kıyasla kelime akıcılık ve sosyal biliş testlerinde daha kötü performans göstermiştir. MBP grubunun bilişsel işlevlerde bozuklukla ilişkisinin gösterilmesinin yanında çalışmamızda bilişsel bozukluklar toplam epizod sayısıyla ve manik epizod sayısıyla ilişkili bulunmuştur. Bu ilişkinin nedensellik bağlamında aydınlatılabilmesi için uzun süreli ileriye yönelik izlem çalışmalarına ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar kelimeler: Bipolar bozukluk, bilişsel işlev, baskın polarite

BilişBilişsel işlevlerBipolar bozukluk+1
Ekin Atay
Manisa Celal Bayar University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Panik bozukluğu hastalarında serum miRNA ekspresyon profilinin değerlendirilmesi

Giriş: miRNA'lar son yıllarda psikiyatri alanında araştırılmaya başlanmış olsa bile anksiyete bozukluklarında çalışmaları kısıtlıdır. Araştırmamız panik bozukluğunda psikotrop kullanımının ve ek psikiyatrik hastalığın dışlandığı ilk miRNA ekspresyon çalışması olmuştur. Amaç: Panik bozukluğunda miRNA'ların serum düzeylerinin biyobelirteç olarak kullanılabilirliğinin ve ekspresyonu değişen miRNA'ların ortaya konması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmada 35 panik bozukluğu hastası ve 35 sağlıklı kontrole sosyodemografik ve klinik bilgi formu, SCID-I, PBŞÖ uygulanmıştır. Her iki gruptan genetik değerlendirme için 2 tüp periferik venöz kan alınmıştır. Alınan kanlarda RT-PCR yöntemi ile miRNA ekspresyon analizi yapılmıştır. Bulgular ve Tartışma: Panik bozukluğu grubunda sağlıklı kontrol grubuna göre 8 adet miRNA ekspresyon düzeyinin farklı olduğu bunlardan 5 tanesinin upregüle, 3 tanesinin de downregule olduğu saptanmıştır. PBŞÖ alt maddeleri ve toplam puanı ile miRNA ekspresyon seviyeleri arasında korelasyon saptanmamıştır. İki grup arasında miR-1297 ve miR-4465 ekspresyon seviyeleri istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Her iki miRNA'nın da GABAA reseptör alt tiplerini etkileyen gen bölgelerini düzenlediği bilinmektedir. Sonuç: Panik bozukluğunun etyolojisinde rol oynadığı düşünülen GABAA genlerini düzenleyen miR-1297 ve miR-4465 ekspresyon düzeyleri panik bozukluğu grubunda sağlıklı kontrollere göre upregüle bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: panik bozukluğu, miR-1297, miR-4465, GABA

AnksiyeteBiyobelirteçlerGABA+3
Fikret Poyraz Çökmüş
Manisa Celal Bayar University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde ana baba tutumlarının suçluluk ve utanç duyguları üzerine etkisi

Amaç: Bu çalışmada, anne baba tutumları ve sosyodemografik özelliklerin suçluluk ve utanç duyguları ile ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır.Yöntem: Araştırmanın örneklemini 2011-2012 öğretim yılında, Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Sağlık Yüksekokulu Hemşirelik ve Ebelik Bölümü birinci sınıf öğrencilerinden araştırmaya katılmaya gönüllü olanlar oluşturmuştur. Çalışmaya alınan katılımcılara Sosyodemografik Veri Formu, Anne Baba Tutumları Ölçeği, Suçluluk Utanç Ölçeği (SUÖ) ve Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği (HAD) uygulanmıştır. .Bulgular: Kız öğrencilerde suçluluk duygusu erkek öğrencilere kıyasla istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Ayrıca suçluluk duygusunun anne ve baba eğitim düzeyi arttıkça azaldığı, yaşanan yer değişkeninden ise etkilenmediği saptanmıştır. Kardeş sayısının yaşanan suçluluk duygusu üzerine anlamlı düzeyde etkisi olduğu, kardeşi olmayanlarda suçluluk duygusunun daha az yaşandığı görülmüştür. Çocuklukta en yakın babayı hissetmenin suçluluk duygusunu artırdığı saptanmıştır. Utancın cinsiyet, yaşanılan yer, kardeş sayısı gibi değişkenlerden etkilenmediği ancak anne ve baba eğitim düzeyinin artışıyla birlikte anlamlı düzeyde daha az yaşandığı görülmüştür. Anne baba tutumlarından demokratik tutum ile suçluluk arasında pozitif yönde anlamlı düzeyde ilişki olduğu, otoriter ve koruyucu-istekçi tutum ile suçluluk arasında ise negatif yönde anlamlı düzeyde ilişki olduğu saptanmıştır. Utanç ile anne baba tutumları arasında ise anlamlı düzeyde ilişki bulunmamıştır. Suçluluğun depresyon ve anksiyete düzeyleri ile anlamlı düzeyde ilişkisi saptanmamıştır. Utanç ile depresyon düzeyi arasında da ilişki bulunmamış ancak anksiyete ile arasında anlamlı düzeyde ilişki olduğu görülmüştür. Suçluluk ve utanç duyguları arasında yine istatistiksel olarak anlamlı düzeyde ilişki olduğu görülmüştür.Sonuç: Araştırmamızın sonucuna göre suçluluk duygusu cinsiyet, kardeş sayısı, anne baba eğitim düzeyi, çocuklukta en yakın hissedilen kişi, anne baba tutumları gibi değişkenlerden etkilenirken, utancın yalnızca anne baba eğitim düzeyi ve anksiyete düzeyi ile ilişkisi saptanmıştır. Bu bulgular ışığında suçluluk duygusunun çevresel faktörlerden daha fazla etkilendiği, utancın ise çevresel faktörlerle değişmeye daha dirençli olabileceği ve belki de biyolojik yönünün daha ağır bastığı düşünülebilir.

Ana-baba tutumuAnksiyeteDepresyon+2
Zeliha Yaşa
Manisa Celal Bayar University
2012
00

Other supervisors