Theses supervised by Prof. Dr. Ertan Efegil
14 theses · Sakarya University
Somali yönetişiminde uluslararası barışı korumanın etkisi: AMISOM'un siyasi istikrar sağlamadaki rolü üzerine bir durum çalışması
İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde, uluslararası barışı koruma operasyonları, iç çatışmaların artması ve çökmüş devlet yapılarına müdahale etme ihtiyacıyla yeni bir boyut kazanmıştır. Bu bağlamda, merkezi hükümetin çökmesi, silahlı grupların çoğalması ve terör örgütlerinin ortaya çıkmasıyla Somali iç savaşı uluslararası barış ve güvenlik için büyük bir zorluk haline gelmiştir. 1991'de Siad Barre rejiminin devrilmesinden sonra ortaya çıkan devlet yönetimi, Somali'yi iç savaş, siyasi parçalanma ve kurumsal çöküşle karşı karşıya bırakmıştır. Bu durum bölgesel istikrarı ve küresel güvenlik dengesini tehdit etmiş ve uluslararası toplumun müdahalesi zorunlu hale gelmiştir. Afrika Birliği tarafından 2007'de kurulan Afrika Birliği Somali Misyonu (AMISOM), bu krizle başa çıkmak ve Somali'de barışı yeniden sağlamakla görevlendirildi. Başlangıçta çatışma çözümü ve sivil koruma ile sınırlı olan misyon, zamanla siyasi istikrarı inşa etme, federal yapıları güçlendirme ve demokratikleşme sürecini destekleme konusunda daha geniş bir rol oynayacak şekilde geliştirilmiştir. Bu çalışmanın temel amacı, AMISOM'un Somali'de siyasi istikrarı inşa etmedeki etkisini, başarılarını ve zorluklarını eleştirel bir şekilde analiz etmektir. Çalışma kapsamında literatür taraması yapılmış ve vaka çalışmaları incelenmiştir. AMISOM'un askeri başarılarına ek olarak, Geçiş Dönemi Federal Hükümeti ile siyasi destek faaliyetlerini, seçim sürecine katkısını, yerel hükümetlerin kurulmasına yönelik altyapı desteğini ve kamuoyunun güvenlik algısını yeniden sağlamadaki rolünü de değerlendirmiştir. Çalışmada ayrıca misyonun yerel toplulukla ilişkisi, yasal sorunları ve uluslararası destek mekanizmalarının sınırlamaları da alınmıştır. AMISOM Somali'de nispeten güvenli ve istikrarlı bir ortam sağlamıştır, ancak bu istikrar yapısal siyasi sorunlar, zayıf kurumlar ve toplumsal mutabakat eksikliği nedeniyle sürdürülememiştir. AMISOM deneyimi, barışı koruma operasyonlarının yalnızca çatışma sonrası dönemi değil, aynı zamanda siyasi yönetim ve devlet inşa sürecini de kapsaması gerektiğini göstermektedir. Bu bağlamda, bu çalışma benzer kriz bölgelerinde gelecekteki barışı koruma operasyonlarında politika yapıcılar ve akademisyenler için büyük önem taşımaktadır.
Libya devlet-içi çatışmasının analizi: Çatışmaya Dair Çözüm Stratejileri (ÇD+ÇS)
Çatışma kavramı, farklı alanlarda ve farklı boyutlarda incelenen bir olgu olarak ön plana çıkmaktadır. Uluslararası ilişkiler alanında bu olgu, özellikle devlet-içi ve devletlerarası çatışmalar üzerinden incelenmektedir. Nitekim Soğuk Savaş sonrası dönemde, devlet-içi çatışmaların sayısının artması ile bu tür çatışmalara ilişkin çalışmalar daha da yoğunlaşmıştır. Özellikle, modern zamandaki devlet-içi çatışmaların, ulusal, bölgesel ve uluslararası güvenliğe yönelik tehdit potansiyelini arttırması ve bu tür çatışmaların kaotik bir durumu yansıtması, çatışmaların analizini ve çözümünü ortaya koymayı elzem kılmıştır. Bu bağlamda mevcut çalışma, devlet-içi çatışma örneği olarak Libya'daki çatışmayı anlaşılır kılmayı ve çatışmaya yönelik çözüm stratejileri geliştirmeyi amaçlamaktadır. Nitekim çatışma çözümü, çatışmayı analiz etme ve çatışmaya yönelik çözüm stratejileri geliştirme uğraşısı olarak literatürde yer edinmektedir. Çalışmanın kapsamı, Libya'nın çeşitli düzeylerde iç çatışmalara maruz kaldığı 2011-2022 yılları arasındaki süreç ile sınırlandırılmıştır. Çalışma, çatışma analizi modeli olarak 'çatışma haritalandırması' yöntemi çerçevesinde devlet-içi çatışmaların nasıl analiz edilebileceğini ortaya koymaktadır. Nitekim çatışma haritalandırma, karmaşık bir durumu yansıtan devlet-içi çatışmaları çok boyutlu bir şekilde inceleyerek, bu tür çatışmaların anlaşılmasına olanak ve çatışmaların analiz edilmesinde pratiklik sağlamaktadır. Ayrıca, çatışma haritalandırma yöntemi baz alınarak üretilen 'Çatışmaya Dair + Çözüm Stratejileri (ÇD+ÇS)' çalışmanın ana çerçevesini oluşturmaktadır. ÇD+ÇS, çatışmayı birçok boyutuyla analize tabi tuttuğu gibi, çözüme yönelik stratejilere de odaklanmaktadır. Böylelikle çalışma, çatışma çözümü teorisini Libya örneği üzerinden pratiğe dökerek, çözüme yönelik kısa vadeli etki sağlayacak stratejiler sunmaktan ziyade uzun vadeli etki sağlayacak stratejiler sunarak, çağdaş çatışma çözümüne önemli katkılar sunmaktadır. Nihayetinde, Libya devlet-içi çatışmasının çözümü, çatışmanın derinlemesine ve sağlıklı bir şekilde analiz edilerek çözüm stratejileri geliştirmeyi gerekli kılmaktadır. Bu bağlamda, çatışmanın nedenleri, aktörleri, dinamikleri ve bağlamı derinlemisine analiz edilerek, çözüme yönelik olası senaryolar üretilmektedir.
Türk dış politikasında ulusal rol anlayışlarının tespitinde derin öğrenme algoritmalarının kullanımı (2018-2023)
Son yıllarda bilgisayar hesaplama gücünde yaşanan olağanüstü artış ve makine ve derin öğrenme algoritmalarının gelişimi, doğal dil işleme yöntemlerini Sosyal Bilimlerin çeşitli alanlarında uygulanabilir hale getirmiştir. Farklı alanlarda metin sınıflandırma konuları için makine öğrenimi veya derin öğrenme algoritmalarını kullanan çalışma sayısındaki artışa rağmen, Dış Politika Analizi literatüründe bu tür tekniklerin kullanımında bir boşluk ve eksiklik göze çarpmaktadır. Özellikle araştırmacıların, çoğunluklu olarak politika yapıcıların temsil ettikleri devletleri, uluslararası alanda nasıl konumladıklarına odaklanan Rol Teorisi çerçevesindeki çalışmaları incelendiğinde, sistematik metin sınıflandırması için bu yenilikçi teknolojilerden faydalanmak yerine, ağırlıklı olarak elle kodlama yöntemlerini kullandıkları görülmektedir. Literatürde söz konusu bu boşluğu doldurmak ve alana yöntemsel bir katkı sunmak hedefiyle hazırlanan bu çalışmada, Rol Teorisi çerçevesinde Türkçe diplomatik metinlerin sınıflandırılması için derin öğrenme algoritması BERTurk'den istifade edilmeye çalışılmıştır. "Derin öğrenme algoritması BERTurk, Rol Teorisi ve ulusal rol kavramı bağlamında dış politika metinlerini ne ölçüde doğru bir şekilde sınıflandırabilir?" ana sorusu üzerinden üç aşamalı olarak tasarlanan çalışmada, ilk olarak 2018-2023 yıllarını kapsayan Türk Dış Politikasıyla ilgili veriler, yani Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, Türk Dış Politikasını ilgilendiren konuşmaları toplanmıştır. İkinci aşamada çalışma verisi, ilerleyen aşamalarda hem BERTurk modelini eğitmek hem de performansını test ederek araştırma sorusuna cevap verecek bir zemini oluşturmak adına, geleneksel içerik analizi yöntemleriyle elle kodlanmış; üçüncü aşamada ise kodlanmış veriler, modeli beslemek ve dış politika metinlerini sınıflandırmak üzere ince ayar yapmak için kullanılmıştır. Son olarak da test verileri, toplam doğruluk, kesinlik, geri çağırma, f1 ve MCC gibi çeşitli ölçütler, ROC analizi, PR grafiği ve karışıklık matrisiyle birlikte kullanılarak, her bir analiz birimi için doğru kodu tahmin etmede ince ayarlı modelin performansını analiz etmek için kullanılmıştır. Elde edilen bulgular, BERTurk modelinin Türk Dış Politikası ile ilgili metinleri sınıflandırmada %75 genel doğruluk oranıyla güçlü bir performans sergilediğini göstermektedir.
Somali meselesinde üçüncü devletlerin rolü
This study analyzes the role of third states in the Somalia case, specifically examining both internal and external interventions in the conflict. The study examines the side effects of competition among major powers, particularly Western countries such as the United States and the United Kingdom, as well as some Arab nations like the United Arab Emirates and Qatar, which are transforming the region into a battleground for influence in the Somalia conflicts. The study employs a qualitative and descriptive approach that covers the period from the colonial period to the collapse of the central government in Somalia, emphasizing and highlighting the major external and internal factors and the roles of interventions. It also investigates the effects and roles of international actors and other groups, like the Al-Shabab Organization, on political changes. The findings suggest that the security and economic interests of both global and regional actors, forming a strategic axis that threatens local stability and reflects broader geopolitical dynamics, shape the conflicts in Somalia. Furthermore, the study concludes that these conflicts are not merely regional power struggles but also part of a larger global geopolitical restructuring.
Bir terörle mücadele yöntemi olarak durumsal suç önleme
Siyasal bir şiddet biçimi olarak terör insanlık tarihinin başlangıcından bu yana güvenliği tehdit eden en önemli unsurlardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Terör karmaşık ve disiplinler arası bir kavramdır. Psikoloji, Siyaset Bilimi, Sosyoloji, Uluslararası İlişkiler ve Kriminoloji dahil olmak üzere birçok bilim alanının araştırma sahasına dahil olmaktadır. Terörün karmaşık yapısı onunla mücadele etmeyi de zorlaştırmaktadır. Terörle mücadelenin birden fazla yöntemi bulunmaktadır. Ancak son zamanlarda terörün bir suç biçimi şeklinde ele alındığı çalışmaların sayısı giderek artmaktadır. Bu kapsamda, bu çalışma da terör kavramını siyasal bağlamından koparılmadan nihayetinde bir suç biçimi olması gerçeğinden hareketle farklı bir mücadele yöntemi analiz edilmeye çalışılmıştır. Durumsal suç önleme yöntemi olarak bilinen bu yöntem, fırsat gibi durumsal faktörlerin bir terör eylemi gerçekleştirme sürecine etki eden oldukça önemli faktörler olduğunu ortaya çıkarmaktadır. Bazı hedeflerin, silahların ve araçların neden teröristler tarafından sıklıkla kullanıldığını anlamak için bir yol haritası sunmaktadır. Çalışma içerisinde durumsal suç önlemenin terörle birlikte ele alındığı akademik çalışmalar incelenmiş ve örneklendirilmiştir. Nitel araştırma yöntemleri olarak doküman analizi yöntemi kullanılan bu çalışmada alanın önde gelen akademisyenlerinin ve araştırmacılarının kitapları, makaleleri ve tezlerinin yanı sıra haber siteleri ve açık kaynaklar kullanılmıştır. Terörü anlama ve terörle mücadele etme konusunda fırsat unsurlarının oldukça önemli olduğu sonucuna varılmıştır. Bu kapsamda durumsal suç önlemenin terörle mücadeleye nasıl bir katkı sağlayacağı aktarılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın çok yönlü olmasını sağlamak amacıyla durumsal suç önlemenin eleştirel yönleri de ele alınmaktadır.
Bir dış politika stratejisi olarak Türkiye'nin kamu diplomasisinde Anadolu Ajansı'nın rolü: Bosna Hersek örneği
Soğuk Savaş dönemi uluslararası sisteminin geçerliliğini yitirmesiyle kamu diplomasisi, devletlerin dış dünyayla olan ilişkilerinde en önemli iletişim yöntemlerinden biri haline gelmiştir. Bu noktada kitle iletişim araçları, ülkelerin yabancı kamuoylarıyla kurduğu iletişim süreçlerinde kilit rol oynamaya başlamıştır. Türkiye de oluşan bu yeni Uluslararası İlişkiler anlayışı çerçevesinde kamu diplomasisinde medyaya ağırlık vererek özellikle TRT ve Anadolu Ajansı'nı yeniden yapılandırmıştır. Bu dönüşüm kapsamında 2011'den itibaren çok dilli yayınlarını hayata geçiren Anadolu Ajansı, Türkiye'nin dış politika hedefleri doğrultusunda içeriklerini dünya kamuoyuna ulaştırmaya başlamıştır. Türkiye, Anadolu Ajansı aracılığıyla dış politika vizyonunu dünyaya daha iyi bir perspektifte anlatmayı ve uluslararası arenada kendisi hakkındaki önyargıları azaltmayı arzulamaktadır. AA, özellikle Türkiye'nin dış politikasında öncelikli bölgelerden Balkanlara hitap eden Boşnakça-Sırpça-Hırvatça-Karadağca (BHSC) yayın servisiyle bölge halkları ve Türkiye arasındaki ilişkilerin güçlenmesine destek vermektedir. Çalışma, AA'nın BHSC dilindeki içeriklerin Bosna Hersek medyasındaki yansımalarını analiz etmektedir. Bu kapsamda Bosna Hersek kamu yayımcısı FTV'nin haber portalı federalna.ba internet sitesi incelenerek, AA'nın bölge medyasına servis ettiği içeriklerin Ajansın abonelerine sunduğu şekilde yer alıp almadığı örnek haberlerle Söylem Analizi kapsamında irdelenmiştir. Çalışmada Türkiye'nin Balkanlar nezdinde kamu diplomasisine katkı sağlayan olumlu söylemlerin yer aldığı AA BHSC servisi haberlerinin, bölgedeki medya kuruluşları tarafından kamuoyuna benzer şekilde aktarıldığı görülmüştür. Bilhassa AA'nın insan hikayelerini konu alan ve bölgede kamu diplomasisi faaliyeti yürüten diğer Türk kurumlarının çalışmalarına yönelik haberleriyle halklar arasında iletişim ve etkileşimin olumlu yönde gelişmesinde önemli rol aldığı sonucuna ulaşılmıştır.
Stratejik-diyalog modeli kapsamında Dağlık Karabağ sorununa çözüm önerisi
Bu çalışmada Çatışma Yönetimi alt-disiplininde yer alan teorik modellerden biri olan, Stratejik-Diyalog Modeli esas alınarak, Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki Dağlık Karabağ sorunu incelenmekte ve sorunla ilgili çözüm önerisi sunulmaya çalışılmaktadır. Çalışmada, ilk olarak Çatışma, Çatışma Çözümü gibi kavramsal çerçeve ve Stratejik-Diyalog Modeli anlatılmaktadır. Bu modelin kullanıldığı örnek olaylardan bahsedilmektedir. Soğuk Savaş sonrasında SSCB'nin parçalanmasıyla birlikte, Kafkasya bölgesinde buzlar altında kalmış veya görünmez durumda olan birçok çatışma gibi görünür hale gelen, Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki Dağlık Karabağ merkezli çatışma, Stratejik-Diyalog Modelinin prensipleri uygulanarak, ikinci aşamada analiz edilmektedir. Üçüncü aşama olarak, analiz edilmiş ve tüm detaylarıyla göz önüne serilmiş çatışmaya çözüm önerisi sunulmaktadır. Bu çözüm önerisi, çatışmanın sadece görünür taraflarını değil, bundan ziyade çatışmanın tüm görünmez, psikolojik ve siyasi nedenlerini de göz önünde bulundurmaktadır. Dağlık Karabağ konusunda yapılan çalışmalara bakıldığı zaman, ya tarafların görüşleri özetlenmekte, ya tarihsel gelişimi anlatılmakta, ya da AGİT sırasında gerçekleştirilen müzakereler anlatılmaktadır. Fakat bu çalışmada Stratejik-Diyalog Modeli kullanılarak, kapsamlı bir tez önerisi sunulmaktadır. Çalışmanın bilime katkısı bu sayede sağlanmaktadır. Stratejik-Diyalog Modeli çalışmanın kavramsal çerçevesini oluşturmaktadır. Bu modelde öncelikle sorun tanımlanmaya çalışılmaktadır. Mevcut bir sorunu tanımlamak için, onun tüm nedenlerini gün ışığına çıkarmaya yardımcı olan arka plan analizi yapılmaktadır. Arka plan analizinde çatışmanın mevcut durumu ve çevrenin durumu kapsamlı bir şekilde anlatıldıktan sonra, çatışmaya doğrudan ve dolaylı şekilde katılan tarafları incelemek için aktör analizi yapılmaktadır. Ardından çatışmaya son vermek için arzu edilen stratejik hedefler sıralanmaktadır. Son olarak ise bu hedefleri hayata geçirmek için atılacak adımlar ifade edilmektedir.
Türkiye'de dış politika kararlarının şekillenmesinde kültür olgusunun etkisi: Kuzey Irak meselesi ve Suriye iç savaşı örnek olayları (2005-2012)
Soğuk Savaş Döneminin sona ermesi ile küresel siyasette yaşanan değişimler, Uluslararası İlişkiler literatüründe kültürün konu edinildiği yeni çalışmaların ortaya çıkmasına gerekli zemini oluşturmuştur. Nispeten yeni bir çalışma alanı olarak kültür ve dış politika ilişkisi, rasyonel bakış açısı ile anlaşılamayan kimi olay ya da sorunların anlaşılmasına yönelik gereken bakış açısını sağlamaktadır. Bu noktadan hareketle bu çalışmada, İnşa Kuramı bağlamında, Türk Dış Politika davranışlarının şekillenmesinde kültürün etkisi incelenmektedir. Kuramsal dayanak olarak Onuf'un İnşa Kuramı ve "söylemek yapmaktır (speech acts)" düsturu ile gerçekliğin sosyal olarak inşa edildiği kabulü yer almaktadır. Bu amaçla Türk Dış Politikası davranışında kültürün etkisini anlamaya ve anlamlandırmaya yönelik iki bağımsız örnek incelemesi gerçekleştirilmiştir. Bu doğrultuda, Türk Dış Politikası karar vericilerinin 2005-2008 yılları arasında Kuzey Irak Meselesi üzerine söylemleri ile 2009-2012 yılları arasında Suriye İç Savaşı'na yönelik söylemleri araştırma kapsamına dahil edilmiştir. Söylemlerin analizinde araştırmacı tarafından modellenen Türk Kültürü ve AK Parti medeniyet anlayışı ortak kültür unsurları-etnik kimlik, tarihsel miras ve sorumluluk, Nizam-ı Alem, din- kullanılmıştır. Kuzey Irak Meselesi ve Suriye İç Savaşları bağımsız örnekleri üzerinden yapılan analiz sonuçlarına göre i) Kültür, Türk Dış Politikası davranışlarını etkilemektedir. ii) Kuzey Irak Meselesi örneğinde hem çatışma hem de iş-birliği dönemlerinde aynı kültür unsurları etkidir. iii) Kuzey Irak Meselesi örneğinde, kültür unsurlarının çatışma ve iş-birliği dönemlerinde etki yönü değişmektedir. iv) Suriye İç Savaşı örneğinde; etkili olan kültür unsurları çatışma ve iş-birliği dönemlerine göre farklılaşmaktadır. v) Suriye İç Savaşı örneğinde, kültür unsurlarının çatışma ve iş-birliği dönemlerinde etki yönü değişmemektedir.
Devlet-içi çatışmalarda küresel ve bölgesel aktörlerin rolleri: Afganistan örneği (1989-2018)
Bu tez, devlet-içi çatışmalarda üçüncü aktörlerin rolünü, Afganistan örneği üzerinden ele almaktadır. Çatışmaların ortaya çıkışlarında, ekonomik, sosyolojik, kültürel, siyasal ve psikolojik nedenler mevcuttur. Bu bağlamda, bu çalışmanın amacı, 1970'lerden bugüne süregelen Afganistan krizinde üçüncü tarafların rolünü irdelemektir. Bu çalışmada, Afganistan savaşında üçüncü tarafları müdahaleye iten yerel faktörler göz önünde bulundurulmuştur. Bu anlamda SSCB, iki kutuplu uluslararası sistemde kendisini çevrelemeye çalışan ABD'ye karşı önlem almaya çalışarak, Afganistan'a müdahale etmiştir, fakat önemli mesele, Afganistan'ın yerel toplum ve siyaset yapısındaki kriz ve bunun SSCB'de tehdit olarak algılanmasıdır. Dolayısıyla, SSCB'nin Afganistan müdahalesi, önceden Bu tez, devlet-içi çatışmalarda üçüncü aktörlerin rolünü, Afganistan örneği üzerinden ele almaktadır. Çatışmaların ortaya çıkışlarında, ekonomik, sosyolojik, kültürel, siyasal ve psikolojik nedenler mevcuttur. Bu faktörler uzun yıllar devam ederse, görünmez ve şiddet içermeyen bir çatışma şeklinde tezahür eder, fakat görünmez çatışmanın devamı, şiddet içeren çatışmalara, krizlere ve en son savaşa yol açar. Savaşın patlak verdiği ülkelerde, komşu ve diğer aktörler, tehditleri en aza indirmeye veya çıkarlarını maksimize etmeye çalışır ve böylelikle üçüncü tarafların müdahalesi ya sonlandırır ya da krizi derinleştirir. Bu bağlamda, bu çalışmanın amacı, 1970'lerden bugüne süregelen Afganistan krizinde üçüncü tarafların rolünü irdelemektir. Krizin patlak verdiği dönemde Afganistan, görünmez bir çatışma sahnesi olmuş ve siyasi bir kriz, diğer tüm faktörlerin aktifleşmesine ve dolayısıyla, 1979'dan beri üçüncü tarafların müdahalesine neden olmuştur. Bu çalışmada, Afganistan savaşında üçüncü tarafları müdahaleye iten yerel faktörler göz önünde bulundurulmuştur. Bu anlamda SSCB, iki kutuplu uluslararası sistemde kendisini çevrelemeye çalışan ABD'ye karşı önlem almaya çalışarak, Afganistan'a müdahale etmiştir, fakat önemli mesele, Afganistan'ın yerel toplum ve siyaset yapısındaki kriz ve bunun SSCB'de tehdit olarak algılanmasıdır. Dolayısıyla, SSCB'nin Afganistan müdahalesi, önceden de devam eden krizleri ortaya çıkarmış ve ABD ve müttefiklerinin de müdahalesiyle Afganistan krizi 2001'e kadar sürmüştür. Bu çalışmada, Afganistan'a üçüncü taraf müdahaleleri, genel olarak 2001 öncesi ve sonrası olmak üzere iki döneme ayrılmıştır. Birinci dönemde Afganistan giderek derinleşen bir savaşa girse de, ikinci dönemde bu durum değişmiştir. Bunun nedeni bu müdahale sırasında, uluslararası örgütlerin geniş bir şekilde rol oynamasıdır. Dolayısıyla, ikinci dönemde bir devlet inşası süreci başlatılarak, Afganistan'daki krizin yapısal ve yerel faktörlerin ortadan kaldırılmasına odaklanılmıştır. 2001 sonrası dönemde her ne kadar savaş bitmese de, önemli başarılara imza atılmıştır. Bu başarılara rağmen çatışmaların bugüne kadar devam etmesinin ana nedeni, yerel faktörlerin yanı sıra, bölgesel ve küresel aktörlerin Afganistan üzerinden jeopolitik rekabetleridir. Araştırmanın vardığı sonuç şudur: Afganistan krizinin yapısal yerel faktörlerinin devam etmesi ve üçüncü tarafların bu faktörleri kullanarak müdahale etmesidir.
Barış inşasında eğitimin rolü (Sırbistan, Hırvatistan, Bosna Hersek ve Karadağ'da okutulan tarih kitaplarının karşılaştırmalı analizi)
Çatışma dolu 1990lı yıllar, Balkan toplumunun üzerinde büyük bir etki bırakmıştır, öyle ki bölgede hala gerginlikler (etnik temelli hakaretler, provokasyonlar, fiziksel saldırılar vs.) hissedilmektedir. Bu gruplar arası nefret dolu davranışlar, nesilden nesile aktarılarak sonu olmayan bir sorun haline gelip, güvenlik tehdit meselesini oluşturmaktadır. Mevcut çalışma, araştırmacının, kalıcı bir barışı imkansızlaştıran engellerin azaltmasında etkili yollar nedir sorusuna cevap arayışı sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu arayışa, ilk olarak, Barış kavramı ile başlayarak, çatışma çözümü stratejisi olan Barış İnşası üzerinde durularak devam edilmektedir. Ardından, araştırma konusu olan, Barış İnşasında eğitimin rolü incelenmektedir. Bu noktada, eğitimin, söz konusu engellerin azaltmasında oldukça ektili olduğu görülmektedir. Yani, eğitimin barış inşacı bir şekilde uygulanması, hoşgörü ve empatiyi teşvik ederek barışçıl ortamların gelişmesine, gruplar arası kutuplaşma ve çatışmanın önlenmesine etki edebilme gücüne sahiptir. Bu bağlamda, çalışmanın amacı, kalıcı bir barış oluşturulmasında eğitimin önemine dikkat çekmektedir. Ancak, eğitimin barış inşacı özelliğinin yanında, yıkıcı bir etkisinin olduğu daha sık görülmektedir. Olumsuz niteliklerle uygulanan eğitim, gruplar arası düşmanlığı ve bölünmeleri güçlendirerek, çatışma koşullarının oluşturulmasına uygun zemin hazırlayabilmektedir. Bu durum en çok tarih ders eğitiminde gözlemlenmektedir. Bundan yola çıkarak, çalışmada, ''Eğitim ve tarih ders kitaplarında bulunan içerik, barış inşasına olumsuz yönde katkıda bulunmakta mıdır?'' araştırma sorusu oluşturulmaktadır. Araştırma sorusuna nicel ve nitel yöntemler ile cevap aranmaktadır. Örnek incelemeler olarak, Sırbistan, Hırvatistan, Bosna Hersek ve Karadağ'da okutulan tarih ders kitapları ele alınmaktadır. Kitaplarda araştırılan dönem ise Yugoslavya'nın dağıldığı yıllardır. Nicel yöntem kapsamında, örnek kitapların sayfa sayısı baz alınarak, ulusal tarihin ne ölçüde çatışma etrafında anlatıldığına bakılmaktadır. Nitel yöntem kapsamında ise, içerik analizi ile tarafların imajları ve tek taraflı anlatımın olup olmadığına odaklanılmaktadır. 19 örnek kitabın incelenmesi sonucunda, tarih ders kitaplarının, barışın inşasına olumsuz yönde etki edebileceği sonucuna varılmıştır. Söz konusu örnek ülkelerde okutulan tarih kitaplarının, düşmanlığı artırabilen, gruplar arası sosyal bölünmeleri derinleştiren ve şiddeti normalleştirilebilen bir niteliğe sahip olduğu görülmektedir.
Uluslararası sistemin yapısına güç kapasitesinin etkisi: Amerika Birleşik Devletleri, Çin Halk Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu
Bu çalışmanın amaçlarından ilki neo-realist paradigma çerçevesinde, uluslararası sistemde kutup-başı olabilmek için gerekli olan güç kapasitesi fonksiyonun girdilerini belirlemektir. İkinci amaç ise güç kapasitesi çerçevesinde, Soğuk Savaş Sonrası Dönem'de, uluslararası sistemin yapısını kutupluluk özelinde ortaya koymaya çalışmaktır. Bu amaçlar doğrultusunda, teorik ve kavramsal çerçevede, uluslararası sistem, uluslararası sistemin yapısı, devlet, güç kapasitesi, güç dengesi, kutupluluk, ittifaklık ve sistemik değişim gibi kavramlar neo-realist paradigma çerçevesinde incelenmiştir. Bununla birlikte, uluslararası sistemin yapısına kutupluluk özelinde etkisi olduğu düşünülen güç kapasitesinin türevleri olan askeri kapasite, ekonomik kapasite ve jeopolitik kapasite bağımsız değişkenleri kendilerini oluşturan alt türev değişkenler ile birlikte üç örneklem ülke olan Birleşik Devletler, Çin ve Rusya üzerinden karşılaştırılmaya tabi tutulmuştur. Bu kapsamda, çalışmanın amaçlarına ulaşabilmek için iki farklı bilimsel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Bunlardan biri nicel bir araştırma yöntemi olan ikincil analiz yöntemiyken bir diğeri ise nitel bir araştırma yöntemi olan karşılaştırma yöntemidir. İkincil veri analizi ile üç örneklem devlet hakkında farklı alanlarda farklı uluslararası kurumlar tarafından elde edilen istatistiki veriler tezin amacına uygun olarak yeniden işlenmiş ve elde edilen yeni veriler karşılaştırma yöntemi ile üç örneklem ülke üzerinden analize tabi tutulmuştur. Üç örneklem ülke üzerinde bağımsız değişkenlerin incelenmesi sonucunda, üç örneklem ülkenin de jeopolitik kapasite bağlamında öz savunmalarını gerçekleştirebilecekleri söylenebilir. Bunun yanında, askeri kapasite olarak hem nükleer hem de konvansiyonel silahlar açısından Birleşik Devletler ve Rusya'nın Çin'e göre daha avantajlı bir durumda olduğu düşünülebilir. Son değişken olarak, ekonomik kapasite çerçevesinde ise Birleşik Devletler ve Çin iki büyük ekonomik dev iken Rusya'nın başta enerji kaynakları olmak üzere doğal kaynakların ve silah endüstrisinin satışına bağımlı bir ekonomiye sahip olduğu görülebilmektedir. Bütün veriler değerlendirildiğinde, Birleşik Devletler'in Soğuk Savaş Sonrası Dönem'in ilk yarısında, diğer örneklem ülkelere göre güç kapasitesi olarak daha büyük bir ülke olmasına rağmen, özellikle küresel ölçekte yaptığı savaşlar ve operasyonlar sonucunda, ekonomik kapasitesinin güç kaybettiği gözlenebilir. Bu sebeple, uluslararası sistemin kutupluluk özelliğinin Soğuk Savaş Sonrası Dönem'in ikinci yarısından itibaren çok-merkezli bir yapıya doğru evrildiği söylenebilir. Ancak, 2022 yılında, Rusya ve Ukrayna arasında başlayan savaşın seyriyle birlikte, başta Avrupalı Devletler olmak üzere Birleşik Devletler'in Soğuk Savaş boyunca müttefiki olan devletlerin blok halinde tekrar hareket etmeye başlamasıyla Birleşik Devletler merkezli bir tek-kutuplu sistem yapısına dönüşümün başladığı söylenebilir.
Strategizing state behavior on domestic and foreign affairs: Applying game theory to media discourse, politics, and conflict management
This research aimed to apply game theory to media discourse, politics, and conflict management. Using game theory and its extension, hypergame theory, as a theoretical-methodological foundation, paved the way for enhancing the implementation of interactive strategic decision-making in international relations and political communication in an integrative way. Relying on utilizing theories in IR and media discourse, this work moves forward to achieving the stability of national, regional, and international system structures from a lens of interdisciplinary, interrelated, strategic security study. Generally, in this research: 1. We introduce first the theoretical development of what we call the "Conflict or War Impediment Strategic Approach," including a (Deception Hypergame Model of Interstate Conflict "DHMIC") and (Deterrence Entanglement Law "DEL"). 2. Second, on the game and hypergame-theoretic-analysis, our (Conflict or War Impediment Strategic Approach)'s applying cases are addressed; restoration of the (DEL) in an actual state of all-out war through a developed (Mutual-Grand Strategy Modeling of the Russia-Ukraine War 2022) takes place; also, a ('Non-Chance Space' Reduced War-Hexagon) is built for the war-(hyper)game modeling and counter-modeling, while being applied to the Russian-Ukrainian War case. 3. For accomplishing all study objectives, the discussion of a developed (Multi-Level Conflict Management Strategic Approach) comes third for: a. managing the clash of civilizations by linking media discourse, culture, the other's representation, state policies, and conflict through our game-theoretic model built, after relying on studying the non-Western representation (Egypt in our case) in the Western media (the BBC). b. Strategically managing intra-and inter-state conflicts by building (Positivity of Peace Hypergame Model "PPHGM") and (Balance of Peace-State Hypergame Model "BPSHM"), following the focus on Egypt's intra-state conflict analysis and conventionally theoretical management, to best settle, solve, and transform conflicts within and between nations depending on these hypergame strategic theoretic-models introduced.
Dış politika yapım sürecinde milliyetçiliğin rolü: AK Parti örneği
Bu tez, dış politika analizinin sosyolojik unsurlarından biri olan milliyetçiliğin, dış politika yapım sürecinde, devletin ve ya karar vericilerin ideolojisi, meşrulaştırma aracı ve kimlik inşası işlevleri çerçevesinde etkili olduğu ve bu eksende Türk milliyetçiliğinin farklı tipolojilerinin de, dış politikayı inşa eden söylemler ve davranışlarda görüldüğü varsayımına dayanmaktadır. Dolayısıyla çalışmanın amacı, Dış Politika Analizi vasıtasıyla, milliyetçiliğin dış politika yapım sürecindeki işlevlerini analiz etmektir. Bu çalışma, milliyetçiliğin dış politika yapım sürecindeki etkilerini görmek adına, 2002-2015 yılları arası AK Parti iktidarının Kuzey Irak ve İsrail politikalarını inşa eden söylemler ve politik davranışları incelemektedir. Mevcut çalışmanın temelini, Dış Politika Analizinin sosyolojik unsurlarından biri olan milliyetçiliğin, AK Parti iktidarı döneminde (3 Kasım 2002 ile 7 Haziran 2015 Genel Seçimleri arasında geçen süreç), Türkiye'nin Kuzey Irak ve İsrail politikaları üzerindeki etkilerini analiz etmeyi hedeflemektedir. Bu çerçevede çalışmanın ana soruları şu şekildedir: 1.Dış politikanın yapımı sürecinde milliyetçiliğin etkileri nelerdir? Ne şekilde etkilemektedir? Ne tür bir rol üstlenmektedir? 2.Türk milliyetçiliği tipolojilerinden hangisi ya da hangileri, seçilen örnek olaylarda dış politikadaki söylem ve davranışlarda görülmektedir? 3.Seçilen örnek olaylarla ilgili dış politikada yaşanan değişimler, milliyetçilik paradigmasındaki dönüşümle açıklanabilinir mi? Dış politika yapım sürecinde milliyetçiliğin, devlet ve ya karar vericilerin ideolojisi, meşrulaştırma aracı ve kimlik inşası bağlamındaki etkileri, belirlenen örnek olaylar temelinde görülmektedir. Milliyetçiliğin bu işlevlerinden önplana çıkan ise meşrulaştırma aracı olarak kullanılmasıdır. Özellikle, Türkiye'nin ulusal çıkarları ve güvenliği noktasında önemli bir bölge olan Kuzey Irak politikasında, konjonktürel gelişmeler ve ulusal çıkarlar, dış politikayı inşa eden söylemleri ve politik davranışları şekillendirmektedir. Böylece, Kuzey Irak politikasına hâkim olan milliyetçilik tasavvurları da, hem biçimlenmekte, hem de izlenilen politikaları meşrulaştırmak için kullanılmaktadır. Bu yüzden birden fazla milliyetçilik anlayışı, Kuzey Irak politikasında görülmektedir. Türkiye'nin İsrail politikasında ise, 2009 sonrası dönemde milliyetçiliğin kimlik inşa edici ve meşrulaştırma aracı olarak kullanılması durumu görülmekle birlikte, tekil bir milliyetçilik anlayışı baskın konumdadır. Bu durum, İsrail'in, Kuzey Irak gibi doğrudan Türkiye'nin ulusal güvenliğine ve reelpolitik çıkarlarına ilişkin etkisinin çok fazla olamaması ve Filistin sorununun Türk karar vericiler nezdinde bir iç mesele olarak görülmesinden kaynaklanmaktadır.
Sistem modelleri bağlamında devletlerin dış politika karar verme süreçlerinin karşılaştırmalı analizi: İran, Suudi Arabistan, Mısır ve Türkiye
Bu tez, Dış Politika Analizinin (DPA) uluslararası unsurlarından olan "uluslararası sistemin yapısı ile sosyolojik unsurlarından olan "siyasal kültürün", devletlerin rejim türlerine bağlı olarak karar vericilerin akmış olduğu dış politika kararları üzerinde etkili olduğu ve bu faktörlerde meydana gelen değişikliklere bağlı olarak karar vericilerin dış politika tercihlerinde farklılıkların ortaya çıktığı varsayımına dayanmaktadır. Dolayısıyla çalışmanın amacı, bağımsız değişkenler (uluslararası sistemin yapısı ve siyasal kültür) ile ara değişkenlerin (rejim türleri ve anayasal yapı/hükümetin yapısı) "sistem modelleri" bağlamında, devletlerin dış politika karar verme süreçleri üzerindeki etkilerini analiz etmektir. Bu çalışma, uluslararası sistemin yapısı ile siyasal kültürün dış politika yapım süreci üzerindeki etkisini görmek adına, Soğuk Savaş sonrası dönemde (1991-2015) İran, Suudi Arabistan, Mısır ve Türkiye'nin dış politika davranışlarını örnek olaylar olarak incelemektedir. Burada önemli olan nokta, yukarıda belirtilen faktörlerin, örnek ülkelerin dış politika karar alıcıları tarafından nasıl nitelendirildiği/değerlendirildiği ve buna bağlı olarak dış politikalarının nasıl şekillendirildiğidir. Bu bağlamda çalışmanın ana araştırma soruları şu şekilde ifade edilebilir: 1. Dış politika yapım sürecinde uluslararası sistemin yapısının ve siyasal kültürün etkileri nelerdir? 2. Dış politikayı şekillendiren iç aktörler, dış politikanın belirlenmesinde ne gibi yetki ve etkilere sahiptirler? 3. Devletlerin kendilerine has olan siyasi rejimleri, dış politika eylemlerinin birbirlerinden farklılaşmasında ne gibi roller üstlenmektedir? 4. Dış politikayı etkileyen faktörlerden hangisi ya da hangileri, yaşanan değişimleri açıklamada daha fazla yol gösterici olmaktadır? Araştırma soruları, "Qualitative Case Study-Kalitatif/Nitel Örnek Olay Çalışması" yöntemi ve Girdi-Süreç-Çıktı modelleri üzerine inşa edilen "Sistem Modelleri" bağlamında cevaplandırılmaya çalışılacaktır. Sonuç olarak dış politika yapım sürecinde, uluslararası sistemin yapısı ile siyasal kültürün, devletlerin rejimlerine bağlı olarak karar vericilerin, dış politikaya ilişkin kararlarını şekillendirmesine etki ettiği, örnek olaylar temelinde gözlemlenmektedir. Özellikle uluslararası sistemin yapısının iki veya tek kutuplu olduğu dönemlerde devletlerin dış politikalarındaki hareket alanının oldukça daralırken, sistemin çok kutupluluğa dönüştüğü dönemlerde, devletlerin dış politika eylemlerinin daha fazla çeşitlilik gösterdiği ve kuvvet kullanma seçeneğinin daha fazla ön plana çıktığı görülmektedir. Diğer taraftan uluslararası sistemin yapısı gibi, devletlerin siyasal kültürlerinde meydana gelen değişiklikler de, karar vericilerin dış politika tercihlerindeki farklılaşmaya neden olmaktadır. Son olarak, demokratik rejimlerde dış politikada değişikliğin hayata geçirilmesi, demokratik olmayan veya karar verme mekanizması belli bir elitin elinde olan rejimlere nazaran oldukça zordur. Zira demokratik rejimlerde karar vericiyi kısıtlayan çok sayıda unsur bulunmaktadır.