Theses supervised by Prof. Dr. Erşan Sever
10 theses · Aksaray University
Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde gelir belirsizliğinin tüketim harcamaları üzerindeki etkisi
Gelir belirsizliğinin, hanehalkının tüketim ve yatırım gibi iktisadi kararları üzerinde etkili olduğu düşünülmektedir. Bu etkiye ilişkin olarak literatürde birçok teorik model bulunmaktadır. Bu modellerden biri olan ihtiyati tasarruf modeline göre gelir belirsizliği ile gelecek dönem tüketim harcamaları arasında pozitif yönlü bir ilişkinin vardır. Çalışmada, gelişmiş ve gelişmekte olan ülke grupları için 1985: 2015 dönemini kapsayan tüketim büyümesi, gelir belirsizliği, gelir büyümesi, enflasyon oranı ve nüfus artış oranı değişkenleri kullanılarak bu pozitif yönlü ilişkinin varlığı panel VAR yöntemi yardımıyla analiz edilmiştir. Bu çalışmada gelir belirsizliği olarak, literatürdeki temel eğilimler dikkate alınarak GARCH yöntemi yardımıyla elde edilen koşullu gelir beklentisi tahminleri kullanılmıştır. Çalışma sonucu elde edilen bulgular ihtiyati tasarruf hipotezini desteklemektedir. Buna ilave olarak gelir belirsizliğinin tüketim harcamaları üzerindeki etkisinin gelişmiş ülkelere göre gelişmekte olan ülkelerde daha fazla olduğu görülmektedir. Ayrıca gelir belirsizliğinin tüketim harcamaları üzerindeki etkisinin kalıcılığı gelişmekte olan ülkelere göre gelişmiş ülkelerde daha fazla olduğu analiz bulgularında görülmektedir. Bir diğer analiz bulgusuna göre, modele dâhil edilen enflasyon oranı gelişmiş ülkelerde tüketimin gelir belirsizliğine duyarlılığını artırırken, gelişmekte olan ülkelerde ise azaltmaktadır. Son olarak modele dâhil edilen nüfus artış oranı gelişmiş ülkelerde tüketimin gelir belirsizliğine duyarlılığını artırırken, gelişmekte olan ülkelerde ise herhangi bir değişikliğe neden olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Gelir Belirsizliği, Tüketim Harcamaları, Panel VAR, Gelişmiş Ülkeler, Gelişmekte olan Ülkeler
İktisadi ve idari yönleriyle umumi müfettişlikler (1863-1952)
Osmanlı ekonomisinde, 19. yüzyıla kadar devam eden fiskalist, provizyonist (iaşeci), geçimlik ve kapalı yapı, Tanzimat'la birlikte yerini dinamik, büyüyen ve gelişen bir ekonomik yapıya bırakmıştır. Bu dönemde kapitalist sistemi uygulayan Batı; sanayileşme, teknolojik gelişme, serbest ticaret, banka, sigorta ve özel mülkiyet gibi liberalizm kaynaklı modern iktisadi gelişmelere önem vermiştir. Osmanlı Devleti ise bu gelişmeler karşısında iktisadi geri kalmışlığın giderilmesi ve ekonomik büyümenin sağlanması için Batı tarzı liberal politikalardan faydalanmaya çalışmıştır. Osmanlı'da modern iktisadi büyüme çalışmalarından biri olan Umumi Müfettişlik teşkilatı, 1840 yılında Tanzimat reformlarının taşrada gerçekleştirilmesi amacıyla teftiş heyetleriyle başlamış ve 1863-1952 yılları arasında Osmanlı'da ve Türkiye'de üç dönemde kurumsal olarak kalkınma çalışmaları yapmıştır. Umumi Müfettişlikler, Osmanlı'da ve Türkiye'de kurulan ilk bölgesel kalkınma teşkilatıdır. Taşrada geniş reform hedeflerinin gerçekleştirilmesi ve iktisadi kalkınmanın sağlanması için olağanüstü yetkilerle çalışmıştır. Müfettişliklerin bölgesel kalkınmanın sağlanması için yapmış oldukları uygulamaların incelendiği bu çalışmada, ilk olarak müfettişliklerin görevli oldukları bölgede iktisadi geri kalmışlığın nedenlerini tespit etmekle başladığı görülmüştür. İkinci olarak, tespit edilen bu sorunların giderilmesi üzerine hazırladıkları projelerin merkeze rapor edildiği ve son olarak da merkezle iş birliği içerisinde projelerin uygulandığı görülmüştür. Uygulama sonucunda görevli olunan her bölgede farklı gelişme dinamiklerinin olduğu ve bunların ortaya çıkarılmaya çalışıldığı tespit edilmiştir. Teşkilatın, farklı zaman ve bölgelerde yaşanan isyan, ayrılık hareketleri ve doğal afetler gibi olumsuz durumlara rağmen merkezle taşra arasında bağlantının güçlenmesi ve kalkınmanın sağlanması için çalışmalar yaptıkları ifade edilebilir. Bu çalışmada, müfettişliklerin iktisadi, idari, mali ve imar alanlarında tespit ettikleri geri kalmışlığın sebepleri ve bu sorunların giderilmesi ile kalkınmanın sağlanması için yaptıkları reform ve kalkınma çalışmaları ortaya konmuştur. Ayrıca, devletin ve atanan müfettişlerin taşrada dönemin şartları ve görevli olunan bölgenin mevcut durumuna göre uyguladıkları kalkınma politikaları incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Bölgesel Kalkınma, Cumhuriyet Dönemi, Ekonomi Tarihi, Osmanlı Dönemi, Umumi Müfettişlik.
Demiryolu ulaşımının şehir ekonomisine muhtemel etkileri: Aksaray İli örneği
Demiryolu ulaşım sistemleri ekonomik, güvenli, hızlı, konforlu ve çevre dostu olma gibi özellikleri bünyesinde barındırmaktadır. Bu özelliklerinden dolayı demiryolu ulaşım sistemleri günümüzde küresel ölçekte büyük rağbet gören bir ulaşım altyapı sistemidir. Bulunduğu şehirlerde iktisadi açıdan büyük hareketlilik sağlamakla birlikte, dolaylı olarak da birçok etkiye sahiptir. Bu sebeple bulunduğu ya da bulunacağı şehir ekonomileri için büyük bir fırsat olma niteliği taşımaktadır. Bu çalışmada demiryollarının şehir ekonomisi üzerindeki etkileri, Aksaray ili için analiz edilmiştir. Çalışmada demiryollarının genel olarak sağladığı avantaj ile dezavantajlar göz önünde bulundurulmuştur. Küresel ölçekte seçilmiş ülke ve şehirlerinde demiryollarının nasıl birer etki oluşturduğu incelenmiştir. Aksaray ilinin içerisinde bulunduğu mevcut 2 tane demiryolu altyapı projesi bulunmaktadır. Bunlardan birincisi; Antalya-Konya-Aksaray-Nevşehir-Kayseri demiryolu altyapı projesidir. Bir diğeri ise; Samsum-Merzifon-Çorum-Kırıkkale-Kırşehir-Aksaray-Ulukışla-Yenice-Adana-Mersin demiryolu altyapı projesidir. Antalya-Kayseri arasında yapılması planlanan birinci demiryolu projesi, yolcu kapasiteli yüksek hızlı tren şeklinde yapılacaktır. İkinci demiryolu altyapı projesi ise yük ve yolcu kapasiteli yüksek hızlı tren şeklinde inşa edilecektir. Aksaray ilinin bulunduğu konum ve sosyo-ekonomik yapı çeşitli yönlerle ele alınmıştır. Olası bir demiryolu altyapısının şehir ekonomisi üzerinde oluşturabileceği muhtemel etkiler araştırılmıştır. Araştırma yapılırken, Aksaray ilini kapsayan söz konusu bu projelerde bağlantılı olacağı bahsi geçen şehirlerde göz önünde bulundurulmuştur. Çalışmada elde edilen bulgular değerlendirildiğinde, şehirdeki ulaşım sektörünün %40 ile %63 oranları arasında bir payın demiryolu ulaşımına ait olması beklenmektedir. Şehrin seyahat talebinde genel bir artış yaşanacağı ifade edilebilir. İş seyahatlerinde %33 ile %43 oranları arasında bir artış gerçekleşebileceği beklentiler arasındadır. Olası bir demiryolu sistemiyle beraber Aksaray ilinin; genel istihdam oranında %20, tarım sektöründe %30, sanayi sektöründe %40 ve hizmet sektöründe %50 civarında artışların yaşanabileceği muhtemel etki varsayımlarımız arasında yer almaktadır. Sektörlerde gerçekleşmesini beklediğimiz muhtemel artışlardan yola çıkarak, Aksaray ilinin GSYH değerinin yaklaşık %35 oranında yükselebileceği sonucuna varılmıştır. Genel olarak araştırma sonucunda; Aksaray iline olası bir demiryolu hattı inşa edildiği takdirde şehir ekonomisinin demiryolu hattından olumlu etkilenebileceği sonucuna ulaşılmıştır.
İnovasyon sürecinde işgücü piyasaları dönüşümü: Yükselen piyasa ekonomileri analizi
Değişen ve gelişen dünya düzeninde toplumun birçok kesimi bu değişimden payını almaktadır. Ancak ekonomi kesimi yaşanan teknolojik gelişmelerden en çok etkilenen kurum olarak addedilmektedir. Yeni teknolojiler ekonomi kesimine ait tüm piyasalarda birçok ezberin bozulmasını ve yeni alışkanlıkların doğmasına neden olmuştur. Yeni teknolojilerin gelişmesi insanoğlunun yaşamında vazgeçilmez bir unsur olarak yer alması mal ve hizmet piyasalarında üretim ve tüketim alışkanlıklarının değişmesine dolayısıyla faktör piyasalarında da emek arz ve talebinin değişmesine yol açmıştır. Bu anlamda mikro ekonomik düzenin temel piyasası olan faktör piyasalarında teknolojik gelişmelerin, nasıl etkiler oluşturduğu yahut oluşturabileceğini gözlemleyebilmek için teknoloji göstergeleri ve işgücü piyasasının en önemli ve aynı zamanda makroekonomik göstergesi olan işsizlik arasındaki ilişkinin seyri incelenmiştir. Yaşanan teknolojik gelişmelerin ekonominin tüm piyasalarını etkileyeceği düşüncesiyle çalışmada 2000-2015 yılları arasında; yükselen piyasa ekonomileri ülkelerinden; Çin, Güney Kore, Malezya, Rusya, Tayland, Kolombiya, Mısır, Pakistan, Yunanistan ve Türkiye'ye ait, işsizlik, Ar-Ge harcamalarının GSYİH' e oranı, yüksek teknolojili ürün ihracatının toplam ihracata oranı veri seti kullanılmıştır. Analiz; Eviews ve Gauss Programı kullanılarak ve Panel VAR yöntemiyle yapılmıştır. Çalışmada bağımlı değişken olarak işsizlik oranı, bağımsız değişken olarak Ar-Ge harcamalarının GSYİH' e oranı ve yüksek teknolojili ürün ihracatının toplam ihracata oranı alınmıştır. Nedensellik testi sonuçları Ar-Ge harcamalarından işsizlik oranına ve yüksek teknolojili ürün ihracatına doğru ve yüksek teknolojili ürün ihracatından işsizlik oranına doğru tek yönlü nedensellik ilişkisinin varlığını göstermiştir. Panel VAR modeline bağlı etki-tepki grafikleri Ar-Ge ve yüksek teknolojili ürün ihracatındaki artışların işsizlik oranını düşük yönlü de olsa azaltıcı etki yaptığını göstermiştir. Varyans ayrıştırması tablosuna göre işsizlik oranı değişkeninin gecikmeli değerleri işsizlik oranını yüksek düzeyde açıklarken, diğer değişkenlerin açıklayıcı yönleri ise düşük seviyede bulunmaktadır.
Kaynaklarına göre vergi türleri ve ekonomik performans ilişkisi
Devlet, görevini ve ekonomik faaliyetleri yürütebilmek için kamu gelirlerine ihtiyaç duymaktadır. Kamu gelirleri içerisinde vergiler, önemli paya sahiptir. Vergiler kaynaklarına göre; gelir üzerinden alınan vergiler, servet üzerinden alınan vergiler ve harcamalar üzerinden alınan vergiler olmak üzere üçe ayrılmaktadır. Kaynaklarına göre vergilerin dağılımı, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde farklılık göstermektedir. 1990-2018 yıllarını kapsayan 29 gelişmiş ülkede gelir üzerinden alınan vergiler toplam vergi gelirlerinin %34'ünü, mal ve hizmet üzerinden alınan vergiler toplam vergi gelirlerinin yaklaşık %30'unu, sosyal sigorta primi toplam vergi gelirlerinin yaklaşık %26'sını, servet üzerinden alınan vergiler toplam vergi gelirlerinin yaklaşık %6'sını, diğer vergiler ise toplam vergi gelirlerinin yaklaşık %4'ünü oluşturmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde ise; mal ve hizmet üzerinden alınan vergiler toplam vergi gelirlerinin %49'unu, gelir üzerinden alınan vergiler toplam vergi gelirlerinin %31'ini, sosyal sigorta primi toplam vergi gelirlerinin yaklaşık %15'ini, servet üzerinden alınan vergiler toplam vergi gelirlerinin %3'ünü, diğer vergiler ise toplam vergi gelirlerinin %2'sini oluşturmaktadır. Bu çalışmada Panel-Autoregressive Distributed Lag (ARDL) yöntemi kullanılarak vergi türleri ve ekonomik performans ilişkisi araştırılmıştır. Panel-ARDL analiz sonuçlarına göre; gelişmiş ülkelerde uzun dönemde temel vergilerden gelir ve servet üzerinden alınan vergi gelirlerinin GSYH'ye oranının kişi başı GSYH'yi pozitif etkilediği tespit edilmiştir. Alt vergiler incelendiğinde ise gelişmiş ülkelerde kurumlar vergisi gelirlerinin GSYH'ye oranının kişi başı GSYH'yi pozitif etkilerken; gelir vergisi gelirlerinin ve Motorlu Taşıtlar Vergisi (MTV) gelirlerinin GSYH'ye oranının kişi başı GSYH'yi negatif etkilediği saptanmıştır. Gelişmiş ülkelerde gelir vergisi gelirlerinin GSYH'ye oranı nihai tüketim harcamalarını artırırken, emlak vergisi gelirleri ve MTV gelirlerinin GSYH'ye oranı nihai tüketim harcamalarını azaltmaktadır. Gelişmiş ülkelerde gümrük ve ithalat vergisi gelirlerinin GSYH'ye oranı doğrudan yabancı yatırımlarını azaltmaktadır. Gelişmiş ülkelerde gümrük ve ithalat vergisi gelirlerinin GSYH'ye oranı istihdam oranını azaltırken kurumlar vergisi gelirlerinin GSYH'ye oranı istihdam oranını artırmaktadır. Gelişmiş ülkelerde gümrük ve ithalat vergisi gelirlerinin GSYH'ye oranı enflasyon oranını artırırken, MTV gelirlerinin GSYH'ye oranı enflasyon oranını azaltmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde ise temel vergilerden gelir üzerinden alınan vergi gelirlerinin GSYH'ye oranı ve mal ve hizmet üzerinden alınan vergi gelirlerinin GSYH'ye oranı kişi başı GSYH'yi pozitif etkilerken, servet üzerinden alınan vergi gelirlerinin GSYH'ye oranı kişi başı GSYH'yi negatif etkilemektedir. Alt vergiler incelendiğinde ise gelişmekte olan ülkelerde kurumlar vergisi gelirlerinin ve sosyal sigorta primi gelirlerinin GSYH'ye oranı kişi başı GSYH'yi artırmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde KDV gelirlerinin GSYH'ye oranı nihai tüketim harcamalarını azaltmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde servet üzerinden alınan vergi gelirlerinin GSYH'ye oranı net yurt içi tasarrufları artırmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde kurumlar vergisi ve gümrük ve ithalat vergisi gelirlerinin GSYH'ye oranı finansal olmayan varlıklara yapılan yatırımları artırmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde kurumlar vergisi gelirlerinin GSYH'ye oranı net doğrudan yabancı yatırımları artırmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde gelir vergisi gelirlerinin ve sosyal sigorta primi gelirlerinin GSYH'ye oranı istihdam oranınını artırmaktadır.
Finansal istikrar açısından konvansiyonel bankacılık ve katılım bankacılığı: Mukayeseli bir analiz
Finansal istikrar arayışı, modern makroekonomik politikaların en önemli amacı haline gelmiştir. Özellikle 2008 Küresel Finans Krizi, kredi riskini yönetebilme bağlamında bankacılık sektörüne vurgu yaparak finansal istikrarı anlamanın önemini vurgulamıştır. Bankalar bu bağlamda finansal sistemin en önemli aracı kurumu konumundadırlar. Bankacılık sektörünün güncel görünümünde iki bankacılık kesimi öne çıkmaktadır: konvansiyonel bankacılık ve katılım bankacılığı. Dünya ekonomileri için finansal sistemin başarısı finansal istikrara bağlıdır. Bu sebeple söz konusu iki bankacılık kesiminin finansal istikrar açısından mukayese edilmesi önemli hale gelmiştir. Bu amaç doğrultusunda bu çalışmada, öncelikli olarak Türk bankacılık sektöründe birlikte faaliyet gösteren konvansiyonel bankacılık sektörü ile katılım bankacılığı sektörü kredi riski açısından analiz edilmiştir. Analiz 2005:M1-2020:M6 dönemine ait aylık veriler ile gerçekleştirilmiştir. Modellemede literatüre bağlı kalınarak bağımlı değişkenler, sektörel bazda olmak üzere her iki bankacılık kesimi için de takipteki krediler oranı olarak seçilmiştir. Bağımsız değişkenler olarak ise faiz oranları, tüketici güven endeksi, petrol fiyatları, işsizlik oranları, dolar cinsinden aylık asgari ücret, döviz volatilitesi ve reel döviz kuru tercih edilmiştir. Daha sonra Körfez Arap Ülkeleri İş Birliği Konseyi (KİK)'ne dahil olan Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Suudi Arabistan ve Kuveyt bankacılık sektörü için yıllık veriler kullanılarak kredi riski modellemeleri yapılmıştır. KİK ülkeleri için yapılan modellemelerde de literatüre bağlı kalınarak bağımlı değişkenler olarak; sektörel bazda olmak üzere her iki bankacılık kesimi için takipteki krediler oranı seçilmiştir. Bağımsız değişkenler olarak ise gayrisafi yurt içi hasıla büyüme oranı, işsizlik oranı, enflasyon oranı, reel döviz kuru ve petrol fiyatları tercih edilmiştir. İlgili modellemeler, değişkenler arasında eşbütünleşme ve nedensellik ilişkisini tespit etmek amacıyla kurulmuştur. Buna göre Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Kuveyt bankacılık sektörleri için AARDL Sınır Testi ile eşbütünleşme analizi gerçekleştirilmiştir. Ayrıca analize dahil edilen tüm ülkelerde Granger Nedensellik Testi analizi yapılmıştır. Çalışma sonucunda iki önemli sonuca ulaşılmıştır. Buna göre makro iktisadi değişkenler, ülkeler ve iki bankacılık kesimi itibariyle takipteki kredileri açıklama gücüne sahiptir. İkinci sonuca göre ise konvansiyonel bankaların sorunlu kredileri katılım bankalarına kıyasla göreli olarak makro iktisadi değişkenlerdeki değişimlere daha duyarlıdır.
Covid-19 pandemisinin makroekonomik etkileri: Ülkelerarası mukayeseli analiz
Çin'in Wuhan kentinde ortaya çıkarak kısa sürede tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 salgını Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi olarak ilan edilmiştir. Salgının tüm dünyaya yayılmasından itibaren başta sağlık ve ekonomi olmak üzere hayatın her alanında olumsuz etkilere neden olmuştur. Pandeminin yıkıcı etkilerini en hafif şekilde atlatabilmek amacıyla ülkeler çeşitli tedbirler almak durumunda kalmıştır. Covid-19 pandemisinin hızla yayılması ve küresel etkilere neden olmasından dolayı geçmişte yaşanan salgın hastalıklardan farklılık göstermektedir. Salgının kısıtlayıcı etkileri gündelik hayat ve çalışma hayatı üzerinde olumsuz etkilere neden olmuştur. Ülkelerin birbirlerine olan ticari bağlılıklarının artması nedeniyle salgının ekonomik anlamda etkisi küresel boyut kazanmıştır. Bu çalışmada, Covid-19 pandemisinin Türkiye, Almanya, Fransa, İspanya, İtalya, İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri, Japonya, Kore ve Çin ekonomileri üzerindeki etkileri incelenmiştir. Seçili ülkelerin Covid-19 pandemisine karşı almış oldukları sosyal ve ekonomik tedbirler incelenerek pandemi sürecinin nasıl sürdürüldüğü açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmada pandeminin makroekonomik değişkenler (kamu finansman dengesi, dış borç, dış ticaret, işgücü piyasası, ekonomik büyüme, finansal kesim ve enflasyon) üzerindeki etkileri seçilmiş ülke örnekleri ile araştırılmıştır. Konu ile ilgili literatürden yararlanılarak yayınlanmış raporlar ve istatistiki veriler yardımıyla mevcut durumun değerlendirilmesi yapılmıştır. Bu kapsamda pandemi sürecinde seçili ülke ekonomilerinin makroekonomik değişkenler üzerinde mukayeseli analizine yer verilmektedir.
Meslek seçimlerinin Cobweb ve rasyonel beklentiler modelleri çerçevesinde incelenmesi: Öğretmen işgücü piyasası üzerine bir analiz
Türkiye işgücü piyasasında son yıllarda yükseköğretim mezunları arasındaki işsizlik oranı giderek artış göstermektedir. Özellikle 2000'li yılların başında cazip görülen öğretmenlik mesleği, son yıllarda kronik bir işsizlik sorunu ile karşı karşıyadır. Bu sorunlar doğrultusunda çalışmanın amacı Türkiye'de öğretmen adaylarının meslek seçim davranışının Cobweb ve Rasyonel Beklentiler Teorileri ile açıklanabilirliğinin incelenmesidir. Cobweb Teorisine dayalı meslek seçim modelinde, öğrencilerin meslek seçiminde bulunurken yalnızca bir önceki döneme ait işgücü piyasası koşullarını dikkate aldıkları (miyopik beklentiler) hipotezi sınanmaktadır. Rasyonel Beklentiler Teorisine dayanan meslek seçim modelinde ise halihazırda bir öğretmenlik programını tercih etmiş, eğitimini tamamladıktan sonra programdan mezun olan öğretmen adaylarının öngörüleri ile gerçekleşen işgücü piyasası dinamiklerinin ne düzeyde tutarlı olduğu incelenmektedir. Panel veri setinin kullanıldığı bu çalışmanın yatay kesit birimleri 23 öğretmenlik branşından, zaman boyutu ise 1998-2020 dönemi yıllık verilerinden oluşmaktadır. Cobweb Teorisine dayanan meslek seçim modeli PMG ve kantil regresyon yöntemleri ile tahmin edilmiş, veri setinin normal dağılmaması, dışa düşen değerlerin varlığı nedeni ile kantil regresyon tahmincisinden elde edilen sonuçlar dikkate alınmıştır. Rasyonel Beklentiler Teorisine dayanan meslek seçim modeli ise kantil regresyon yöntemi ile tahmin edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre öğrencilerin kısmen rasyonel davranış sergilediği, ancak öğrencilerin öngörüleri ile gerçekleşen işgücü piyasası koşullarının tamamen tutarlı olmadığı gözlenmiştir. Buna karşın miyopik beklentilere ilişkin bulguların daha güçlü olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak öğrenciler bir öğretmenlik programına yerleşirken (t dönemi), mezun olacakları (t+4) dönemdeki işgücü piyasası koşullarının, seçimde bulundukları yıldan bir önceki döneme (t-1) ait koşullar ile aynı olacağı beklentisi içerisindedir.
Kayıt dışı ekonomi ve asgari ücret ilişkisi: E7 ülkeleri üzerine bir araştırma
Ülkelerde ekonomik istikrarsızlığa neden olan birçok sosyo-ekonomik faktör bulunmaktadır. Kayıt dışı ekonomi ve asgari ücret birçok ülkeyi etkileyen sosyo-ekonomik faktörler arasındadır. Bu kapsamda çalışmanın amacı 1999-2018 yılları arasında E7 ülkelerinde kayıt dışı ekonomi ve asgari ücret arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. Araştırmada panel veri analizi kullanılmıştır. Enflasyon oranı ve kişi başına düşen GSYH değişkenleri de analize dahil edilmiştir. Araştırmada iki modelli bir analiz gerçekleştirilmiştir. İlk modelde asgari ücret, kişi başına GSYH ve enflasyon değişkenlerinin kayıt dışı ekonomi üzerindeki etkileri analiz edilmiştir. İkinci modelde ise kayıt dışı ekonomi, kişi başına düşen GSYH ve enflasyon değişkenlerinin asgari ücret üzerindeki etkileri analiz edilmiştir. Analizde sabit etkiler modelinin kullanılmasına karar verilmiştir. Sabit etkiler modelinde değişen varyans, otokorelasyon ve birimler arası korelasyon sorunları ile karşılaşılmıştır. Bu nedenle etkin bir tahmin yöntemi olan Driscoll Kraay tahmincisi kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre asgari ücret ve enflasyonun kayıt dışı ekonomi üzerindeki etkisinin pozitif olduğu sonucuna varılmıştır. Kişi başına düşen GSYİH'nin kayıt dışı ekonomi üzerindeki etkisi ise negatiftir. Kayıt dışı ekonomi ve kişi başına düşen GSYİH asgari ücret ile pozitif ilişkilidir. Enflasyon ile asgari ücret arasında ters yönlü bir ilişki vardır. Genel olarak ana değişkenler incelendiğinde kayıt dışı ekonomi ile asgari ücret arasında pozitif ve çift yönlü bir ilişki olduğu sonucuna varılmaktadır.
Tüketici davranışlarının İslam iktisadı boyutu üzerine bir araştırma
Değişen ve dönüşen tüketim kültüründe tüketim davranışlarını anlamak, etki eden değerleri incelemek araştırmacılar ve işletmeciler açısından oldukça önemli bir konudur. Dinler de insan hayatının bütün alanlarına ilişkin her konuya temas eden geçmiş dönemlerden bu yana devam eden değerlerdir. Tüketim ve din veya inanç, ibadet ve değerler, tarihsel süreçte farklı etkileşim içinde bulunmuşlardır. Modern toplumun dönüştüğü tüketim kültürü etkisi ile dini değerlerde farklı dönüşümlere uğramıştır. Bu nedenle özellikle günümüz tüketim toplumu yapısında İslam dininin tüketim davranışları üzerindeki etkisi önemli bir faktör olarak değerlendirilmektedir. Bu çalışmanın amacı da tüketici davranışları ile dindarlıkları arasındaki ilişkileri incelemektir. Ayrıca tüketicilerin dindarlık düzeyleri ve tüketim davranışlarının demografik değişkenler (cinsiyet, yaş, eğitim seviyesi, medeni hâl ve gelir durumu) yönünden farklılaşıp farklılaşmadığını ortaya koymakta çalışmasının diğer bir amacıdır. Çalışma nicel araştırma modelinde hazırlanmıştır. Katılımcıların demografik değişkenlerin çeşitlenmesi amacıyla farklı şehirlerdeki bireylere ulaşım sağlanmıştır. Bu araştırma anket tekniği ile gerçekleştirilmiş ve frekans analizleri, bağımsız t-testi, tek yönlü ANOVA testi ve çoklu doğrusal regresyon analizlerinden yararlanarak analiz edilmiştir. Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre, dindarlık ve tüketim davranışlarının demografik değişkenlere göre anlamlı farklılaşmalar gösterdiği tespit edilmiştir. Araştırmadan elde edilen diğer bulgulara göre, katılımcıların dindarlığının tüketim davranışlarından hedonik tüketim, faydacı tüketim, gösterişçi tüketim, savurgan tüketim, İslam' a uygun tüketim boyutları ile ilişkisi olduğu, rasyonel tüketim boyutu ile ilişkisinin olmadığı görülmüştür. Ayrıca analiz sonuçlarında çalışmaya katılan Müslüman bireylerin namaz kılma ve Kur'an okuma ibadetlerini gerçekleştirme ortalamalarında en düşük orana sahip olmalarına rağmen, bu ibadetlerin tüketim davranışı boyutlarından savurgan tüketim, gösterişçi tüketim, hazcı tüketim boyutlarında negatif yönde ilişkisi bulunan, açıklayıcı gücü en yüksek ve en önemli etken olması dikkat çeken sonuçlardandır.