Theses supervised by Prof. Dr. Esra Saatçı

16 theses · Çukurova University

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adana ili Merkez ilçelerinde öğrenim gören lise öğrencilerinin internet bağımlılığı prevalansı ve bu bağımlılığın yalnızlık ve aile dinamikleri ile ilişkisi

Amaç: Önemli bir toplum sağlığı sorunu olmaya başlayan internet bağımlılığı ve riskli internet kullanımının büyük bölümünü 16-24 yaş arasındaki ergenler ve genç yetişkinler oluşturmaktadır. Çalışmamızda adolesanların internet bağımlılığı prevalansını ve bu bağımlılığın yalnızlık ve aile dinamikleri ile ilişkisini incelemeyi, lise öğrencilerinin internet kullanım örüntülerini bulmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Adana merkezde yer alan ve sistematik randomizasyonla belirlenen 15 lisedeki 1160 öğrenci örneklemi oluşturmuştur. Veriler, sosyodemografik anket, IAT internet bağımlılık testi, UCLA yalnızlık envanteri ve aile APGAR ölçeği ile toplanmıştır. Bulgular: Öğrencilerin % 43,4'ü erkektir. (n=517) Yaş ortalaması 16,2+0,9 yıldır. Öğrencilerin 56'sı (% 4,6) internet kullanmadığını belirtmiştir. Öğrencilerin % 81,6'sı normal internet kullanıcısı, % 18,4'ü problemli internet kullanıcısıdır. İnternet bağımlısı olanların oranı ise % 2,1 (25 kişi) 'dir. Öğrencilerin günlük internet kullanım süresi ortalaması 4,1±4,1 saat, haftalık internet kullanım süresi ortalaması ise 25,1±29,1 saattir. Problemli internet kullanıcısı olan öğrencilerin ortalama internet kullanım süresi haftalık 48,2±37,6 saat iken, normal kullanıcılarınki 18,5±22,2 saattir. Problemli internet kullanıcılarının kişisel bilgisayar ve cep telefonundan internete erişim oranlarının anlamlı yüksek olduğu saptanmıştır. UCLA yalnızlık ortalama puanı, problemli kullanıcılarda 42,9±11,7 iken normal kullanıcılarda 38,2±11,2 olup, fark anlamlıdır. Yalnızlığın insanları internet bağımlılığına sürüklediği ve UCLA yalnızlık skorundaki bir puanlık artışın IAT puanını 1,03 kat arttırdığı bulunmuştur. Aile fonksiyonları ile problemli internet kullanımı arasında anlamlı bir ilişki olduğu, saptanmıştır. Sonuç: Özellikle ergen ve gençlerde sık görülen problemli internet kullanımının aile disfonksiyonu ve yalnızlık ile ilişkili olduğu düşünülmektedir. Bu konuda aile hekimlerine ergen, genç ve erişkinlerin farkındalık ve eğitimleri konusunda önemli görevler düşmektedir. Anahtar Kelimeler: Adana, Aile APGAR'ı, İnternet bağımlılığı, Öğrenci, Yalnızlık

AdanaAileApgar puanı+6
Songül Günnar
Çukurova University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çukurova Üniversitesi öğretim üyelerinin periyodik sağlık muayenesi algıları, bilgi düzeyleri ve periyodik sağlık muayenesi yaptırma durumları

Amaç: Amacımız, Çukurova Üniversitesi akademisyenlerdeki periyodik sağlık muayenesi bilgi düzeylerini, algılarını belirlemek ve yaptırma durumlarını sorgulamak ve sosyodemografik faktörlerin ve sağlıkla ilgili bazı davranışların sağlık taraması yaptırma davranışlarına etkilerini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma evrenini, Çukurova Üniversitesi Tıp ve Ziraat Fakültesi öğretim üyeleri oluşturmaktadır. Dokuz sorudan oluşan sosyodemografik bilgi formu, 19 sorudan oluşan periyodik sağlık muayenesi bilgi düzeyi, 27 sorudan oluşan periyodik sağlık muayenesi algısı, 24 sorudan oluşan periyodik sağlık muayenesi yaptırma durumları anketi uygulanarak toplanan veriler kodlanarak bilgisayara girilmiş ve SPSS istatistiksel analiz programı aracılığı ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırmaya Tıp Fakültesi'nden 143 (% 69,8), Ziraat Fakültesi'nden 62 (% 30,2) olmak üzere toplam 205 kişi katıldı. Katılımcıların yaş ortalaması 49,5 ±9,2 yıl idi (min:30 max:80) ve % 56,4'ü (n=116) erkek, % 43,4'ü (n=89) kadındı. Katılımcıların % 25,3'ü (52) düzenli egzersiz yaptığını, % 38,7'si (n=24) düzenli beslendiğini belirtti. Katılımcıların % 59,5'i (n=122) tarama testi yaptırmak için istekliydi. Sağlık durumlarını 'orta' olarak değerlendirenler tarama testi yaptırmaya daha istekliydi. Katılımcıların % 76,0'sı (n=156) beden kitle endeksi, % 82,4'ü (n=169) kan lipit profili, % 94,1'i (n=193) kan basıncı ölçümü yaptırmıştı. Katılımcılar artan yaşlarıyla beraber daha sık kan basıncı ölçtürmekteydi. Kadın katılımcıların pap-smear yaptırma oranı % 52,3 (n=46), mamografi yaptırma oranları % 48,9'du (n=43). Elli yaş ve üzeri katılımcıların % 16,5'i (n=17) son 10 yılda kolonoskopi, % 19,4'ü (n=20) son bir yılda gaitada gizli kan testi yaptırmıştı. Sonuç: Periyodik sağlık muayeneleri bilgi düzeyi ve yaptırma durumu yaş, cinsiyet, sosyoekonomik durum ve mevcut sağlık durumundan etkilenmektedir. Anahtar sözcükler: Aile hekimliği, akademisyenler, Çukurova Üniversitesi, periyodik sağlık muayenesi.

Aile hekimliğiAkademik personelDoktorlar-aile+4
Emrah Ersoy
Çukurova University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tip 2 diyabet hastalarında benlik saygısı ve kronik hastalık bakımını değerlendirme düzeyi

Tip 2 Diyabet Hastalarında Benlik Saygısı ve Kronik Hastalık Bakımını Değerlendirme Düzeyi ÖZET Amaç: Günümüzde, yaşam tarzındaki değişim ile birlikte diyabet prevalansı hızla yükselmiş ve önemli bir halk sağlığı sorunu haline gelmiştir. International Diabetes Federation verilerine göre 2015 yılı itibari ile dünyada diyabetli hasta sayısı 415 milyon iken bu sayının 2040 yılında 642 milyona ulaşacağı tahmin edilmektedir. Türkiye de ne yazık ki diyabet sıklığındaki artışın en fazla olduğu ülkelerden biri olmuş ve 1998 yılında %7,2 olan diyabet prevalansı 12 yılda tüm tahminlerin ötesinde artışla %13,7'ye yükselmiştir. Uzun süreli ve karmaşık tedavi ve takip protokolleri gerektirebilen, tehdit edici komplikasyonlara yol açabilen ve bireylerin yaşamlarında önemli değişikliklere neden olabilen diyabetin, hastaların, fiziksel ve ruhsal iyilik hallerini, aile, iş ve sosyal yaşamlarını, kişiler arası ilişkilerini ve yaşam kalitelerini olumsuz yönde etkilediği bilinmektedir. Bu çalışmada, tip 2 diyabetli hastaların benlik saygıları ile kendilerine sunulan kronik hastalık bakımını değerlendirme düzeyleri arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmamıza Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Erişkin Endokrinoloji Polikliniği'ne 01.03.2016- 30.04.2016 tarihleri arasında başvuran ve en az altı aydır tip 2 diyabet tanısı ile takip edilen 105 hasta dahil edilmiştir. Katılımcılara sosyodemografik veri anketi, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği ve Kronik Hastalık Bakımını Değerlendirme Ölçeği-Hasta Formu yüzyüze görüşme yöntemiyle uygulanmıştır. Veriler SPSS 20.0 istatistik programı aracılığıyla ile analiz edilmiştir. Anlamlılık düzeyi p ≤ 0,05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Hastaların %40'ı (n=42) erkek, genel yaş ortalaması 54,2±7,5 yıl, %84,8'i (n=89) evliydi, %45,7'si gelir getiren bir işte çalışmıyordu. Hastaların ortalama diyabet süreleri 10,9±7,6 yıldı. Hastaların %12.4'ü diyabet ile ilgili herhangi bir eğitim almamıştı. Hastaların benlik saygısı yükseldikçe sağlık durumu algısı iyileşmekteydi (p=0,007). Diyabet süresi ile koroner arter hastalığı varlığı arasında anlamlı ilişki vardı (p=0,001).Gelir getiren bir işte çalışan hastaların benlik saygıları ve düzenli ilaç kullanım durumları, çalışmayanlara kıyasla, anlamlı olarak daha yüksek ve daha iyi bulundu (sırasıyla, p=0,035 ve p=0,040). Hastalara ait Kronik Hastalık Bakımını Değerlendirme Ölçeği toplam puan ortalaması 3,0±0,9 idi.. Alt ölçek ortalama puanları incelendiğinde en yüksek puanın karar verme alt ölçeğinde alındığı, en düşük puanın ise izlem koordinasyon alt ölçeğinde alındığı belirlendi. Hastaların kronik hastalık bakımını değerlendirme ölçeği toplam puanları ile Rosenberg benlik saygısı ölçeği toplam puanları arasında anlamlı bir korelasyon saptanamadı(p>0,05). Sonuç: Hastalarımızın benlik saygısı düzeylerinin yüksek ancak kronik hastalık bakımını değerlendirme durumlarının düşük düzeyde olması, hem hastaların hem de sağlık çalışanlarının bu konuya daha fazla önem vermesi gerektiğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler:Tip 2 Diabetes Mellitus, Benlik Saygısı, Kronik Hastalık Bakımı, Aile Hekimi

Aile hekimliğiBenlik saygısıDiabetes mellitus+5
Emine Özlük
Çukurova University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnfertilite tedavisi için başvuran çiftlerde kadının maruz kaldığı şiddetin belirlenmesi ve depresyonla ilişkisinin değerlendirilmesi

İnfertilite Tedavisine Başvuran Çiftlerde Kadının Maruz Kaldığı Şiddetin Belirlenmesi ve Depresyonla İlişkisinin Değerlendirilmesi Amaç: İnfertilite çiftlerin ruhsal sağlığına ve yaşam kalitesine yaptığı olumsuz etkilerle sağlıklı yaşamı tehdit etmektedir ve bu durum bir yaşam krizi olarak tanımlanmaktadır. İnfertilitenin fiziksel, psikolojik, sosyal, duygusal ve ekonomik etkilerinin olduğu, bu etkilerin stres, anksiyete, depresyon, ekonomik zorluklar, suçluluk, korku, sosyal statü kaybı, çaresizlik, sosyal damgalanma ve bazen de şiddet olabileceği vurgulanmaktadır. Bu çalışmada infertilite tedavisine başvuran çiftlerde kadının maruz kaldığı şiddetin depresyonla ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma evrenini, araştırmanın yapıldığı tarihlerde Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı İnfertilite Polikliniği'ne başvuran 350 kadın hasta oluşturmaktadır. Araştırmada tarafımızca oluşturulan 18 soruluk Sosyodemografik Özellikler Formu, 31 sorudan oluşan İnfertil Kadınlarda Maruz Kalınan Şiddeti Belirleme Ölçeği ve yedi sorudan oluşan Birinci Basamak Beck Depresyon Ölçeği kullanılarak toplanan veriler kodlanarak bilgisayara girilmiş ve SPSS 20.0 istatiksel analiz programı aracılığıyla değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan kadınların yaş ortalaması 30,63±6,41 yıl olup ortalama evlilik süresi 5,20±4,01 yıl, ilk evlilik yaşı ortalaması 24,62±6,54 yıl olduğu bulunmuştur. İnfertil Kadınlarda Maruz Kalınan Şiddeti Belirleme Ölçeği toplam puan ortalamalarının 49,53±13,66 olduğu, kadınların Birinci Basamak Beck Depresyon Ölçeği puan ortalamalarının 3,54±2,75 olduğu, kadınların depresyon düzeyleri ile İnfertil Kadınlarda Maruz Kalınan Şiddeti Belirleme Ölçeği puan ortalamaları arasında anlamlı ilişki olduğu saptanmıştır (p<0,05). Kadının çalışma durumu, kadının eğitim durumu, eşin eğitim durumu ile İnfertil Kadınlarda Maruz Kalınan Şiddeti Belirleme Ölçeği arasında anlamlı ilişki saptanmıştır. Sonuç: Katılımcıların İnfertil Kadınlarda Maruz Kalınan Şiddeti Belirleme Ölçeği ortalaması yüksek olanların düşük olanlara göre depresyon eğilimi anlamlı olarak daha fazladır. İnfertil Kadınlarda Maruz Kalınan Şiddeti Belirleme Ölçeği alt boyutlarından aile içi şiddet, sosyal baskı, cezalandırma, geleneksel uygulamalara maruz kalma ve dışlanma ortalamaları yüksek olanların düşük olanlara göre depresyon eğilimi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar kelimeler: İnfertilite, Şiddet, Depresyon, Aile hekimliği

Aile hekimliğiDepresif bozuklukDepresyon+4
Büşra Gizem Yurtçu
Çukurova University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnfertilite tedavisi için başvuran çiftlerde erkeğin eşine gösterdiği şiddet ve evliliğe uyumu

Amaç: İnfertilite tıbbi, psikiyatrik, psikolojik ve sosyal sorunları beraberinde getiren, kültürel, dinsel ve sınıfsal yönleri olan, bireye spesifik, çiftlerde strese yol açan, toplumsal etiketlenmeyle sonuçlanan, cinsellikle ilgili başarısızlık, yetersizlik duyguları yaşanmasına neden olan, yaşamı değiştiren bir deneyimdir. İnfertilitede, şiddeti tetikleyen veya artırabilecek pek çok faktör bulunmaktadır. Aile kurumunun en temel fonksiyonlarından biri olan neslin devamını sağlamada başarısız olan çiftler, evlilik ilişkilerinde de olumsuzluklar yaşarlar. Bu çalışmada amaç infertilite tedavisi için başvuran çiftlerde erkeğin eşine uyguladığı şiddeti belirlemek ve bu çiftlerde erkeğin evlilik uyumunu değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma evrenini, Haziran 2017-Ekim 2017 tarihlerinde Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı İnfertilite Polikliniği'ne başvuran çiftlerden 286 erkek oluşturmaktadır. Araştırmada tarafımızca oluşturulan 18 soruluk Sosyodemografik Veri Formu, 31 sorudan oluşan Yeniden Gözden Geçirilen Çatışma Taktikleri Ölçeği-2'den yararlanılarak Dönmez ve arkadaşları tarafından hazırlanan ölçek ve 15 sorudan oluşan Evlilik Uyum Ölçeği kullanılarak toplanan veriler kodlanarak bilgisayara girilmiş ve SPSS 20.0 istatiksel analiz programı aracılığıyla değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan erkeklerin yaş ortalaması 34,79±7,24 yıl olup ortalama evlilik süresi 5,87±4,86 yıl, ilk evlilik yaşı ortalaması 26,33±5,09 yıl olduğu bulunmuştur. Yeniden Gözden Geçirilmiş Çatışma Taktikleri Ölçeği-2 sonucuna göre katılımcıların % 93,4'ü eşlerine şiddet uygulamaktadır. Çalışmamıza katılan erkeklerin uyguladıkları genel şiddet ile mevcut sosyodemografik veriler arasında anlamlı ilişki saptanmamıştır. Çocuk sahibi olma ve sigara ile fiziksel ve cinsel şiddet arasında anlamlı ilişki saptanmıştır. Ekonomik şiddet ise eş çalışma durumu ve aile tipi ile anlamlı ilişkili bulunmuştur. Evlilik Uyum Ölçeği sonucuna göre katılımcıların % 80,4'ünde evlilik uyumunun olduğu bulunmuştur. Çalışma durumu, daha önce infertilite tedavisi alma durumu ve kaçıncı evlilik olduğu gibi sosyodemografik değişkenlerle evlilik uyumu arasında anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0,05). Sonuç: Çalışmamıza katılan infertil çiftlerden erkeklerin eşlerine şiddet uyguladığı ve en sık uygulanan şiddet türünün psikolojik şiddet olduğu bulunmuştur. Çalışmamıza katılan infertil çiftlerde erkeklerin büyük çoğunluğunun evlilik uyumunun olduğu ve infertiliteden bu açıdan etkilenmedikleri sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar kelimeler: İnfertilite, Şiddet, Evlilik Uyumu, Aile Hekimliği

ErkeklerEvlilikEvlilik uyumu+3
Elif Can Halıcı
Çukurova University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin sağlık anksiyete düzeylerinin sağlıklı yaşam biçimi davranışları ile ilişkilendirilmesi

Amaç: Üniversite yaşamı, sadece mesleki eğitimin alındığı değil, bireylerin kişilik gelişiminin temellerinin atıldığı, sağlık davranışlarında da yeni kazanımların olduğu bir süreçtir ve öğrencilerin sağlığın korunması ve sürdürülmesine yönelik sağlıklı yaşam biçimi davranışları bu dönemde şekillenmektedir. Geleceğin sağlık profesyonelleri olan tıp fakültesi öğrencilerinin sağlık alanındaki tutum ve davranışları öncelikle kendilerini, ileriki yaşamlarında da ailelerini ve toplumu etkileyebilme potansiyeli açısından önemlidir. Bu çalışmanın amacı, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin sağlık anksiyete düzeylerinin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarıyla ilişkisini incelemek ve bunlara etki eden faktörleri değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın evrenini; 2018-2019 eğitim öğretim yılında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde eğitim görmekte olan toplam 1886 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışmaya 319 öğrenci dahil edilmiştir. Öğrenciler, 24 soruluk Sosyodemografik Veri Formu, 18 sorudan oluşan Sağlık Anksiyetesi Envanteri (kısa versiyon) ve 48 sorudan oluşan Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği'ni (SYBDÖ) doldurmuşlardır. Toplanan veriler SPSS 23.0 paket programı aracılığıyla analiz edilerek değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 319 öğrencinin % 58,9'u kadın, % 41,1'i erkek olup öğrencilerin yaş ortalaması 21,5±2,1 yıldır. Öğrencilerin Sağlık Anksiyetesi Envanteri (kısa versiyon) puan ortalaması 17,6±6,2 olarak bulunmuştur. Öğrencilerin, kendi sağlık durumlarını değerlendirmeleri ile sağlık anksiyetesi arasında anlamlı ilişki saptanmıştır (p=0,001). Öğrencilerin Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği (SYDBÖ) toplam puanı ise 192 puan üzerinden ortalama 120,1±18,1 olarak orta düzeyde bulunmuştur. Alt boyut puan ortalamaları, sırasıyla, kendini gerçekleştirme 35,9±5,9, sağlık sorumluluğu 21,7±4,9, fiziksel aktivite 9,7±3,6, beslenme 15,2±3,6, kişilerarası ilişkiler 20,3, stres yönetimi 17,3 olarak saptanmıştır. Erkek öğrencilerin SYBDÖ toplam puanları ve Sonuç: Çalışmamıza katılan öğrencilerin sağlık anksiyetelerinin yüksek düzeyde olmadığı, orta düzeyde sağlıklı yaşam biçimi davranışlarında bulundukları sonucuna ulaşılmıştır. Sağlık anksiyete düzeyi artan öğrencilerin, daha az sağlıklı yaşam biçimi davranışında bulunduğu gözlenmiştir. Öğrenciler sağlığın korunması ve geliştirilmesi konusunda bilinçlendirilmeli, kendi sağlık sorumluluğunu alıp güçlenmesi konusunda mümkün olduğunca desteklenmelidir. Anahtar Kelimeler: Sağlık anksiyetesi, Sağlıklı yaşam, Tıp Fakültesi, Öğrenci, Aile Hekimliği

Aile hekimliğiAnksiyeteSağlık+3
Özge Orhan
Çukurova University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinde özanlayışın ilişki doyumuna etkisi

Amaç: Bu çalışma, tıp fakültesi öğrencilerinin özanlayış ve ilişki doyumu düzeylerini belirlemeyi ve öğrencilerin özanlayış düzeylerinin ilişki doyumu üzerine etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Bununla beraber, öğrencilerin cinsiyet, sınıf, ailenin ortalama geliri, ailenin tutumu, öğrencinin akademik başarı düzeyi, sosyal ve sportif faaliyetlere katılım durumu ve romantik ilişkileri gibi özelliklerinin özanlayış puanlarına etkisinin araştırılması da amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın evrenini; 2019-2020 eğitim-öğretim yılında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde Dönem 1, Dönem 3 ve Dönem 6'da eğitim görmekte olan toplam 966 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmaya toplam 298 tıp fakültesi öğrencisi dahil edilmiştir. Öğrenciler, 23 soruluk Sosyodemografik Veri Formu, 24 sorudan oluşan Özanlayış Ölçeği (ÖAÖ) ve 7 sorudan oluşan İlişki Doyumu Ölçeği'ni (İDÖ) doldurmuşlardır. Toplanan veriler SPSS 23.0 paket programı aracılığıyla analiz edilerek değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan 298 tıp fakültesi öğrencisinin % 58,1'i (n=173) kadın, % 41,9'u (n=125) erkek olup öğrencilerin yaş ortalamaları 21,812,38 (min=17, maks=27) yıl olarak belirlenmiştir. Çalışmada kullanılan özanlayış ölçeği puan ortalaması 72,40 (min: 27, maks: 113) ve ilişki doyum ölçeği puanı ortalama 29,99 (min: 7, maks: 43) olduğu saptanmıştır. Çalışmamızda kullanılan özanlayış ölçeği ile ilişki doyum ölçeği arasında anlamlı bir korelasyon saptanmamış olup erkek öğrencilerin özanlayış ölçeği ortalama puanlarının, kız öğrencilerin ortalama puanlarına göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu bulunmuştur (p=0,023). Çalışmaya dahil edilen öğrencilerin okudukları sınıfları ile özanlayış ve ilişki doyum ölçeği ortalamaları arasında da anlamlı ilişki bulunamamıştır. Çalışmaya dahil edilen öğrencilerin ailelerinin maddi durumu ile ilişki doyum ölçeği puan ortalamaları arasında anlamlı ilişki bulunmazken (p>0,05), özanlayış ölçeği ile anlamlı ilişkili olduğu bulunmuştur (p=0,003). Çalışmaya dahil edilen öğrencilerin yaşadıkları yer ile ilişki doyum (p=0,442) ölçeği ortalamaları arasında anlamlı ilişki bulunmazken (p>0,05), özanlayış ölçeği ile aralarında anlamlı ilişki bulunmuştur (p=0,041). Öğrencilerin sosyal faaliyetlere ayırdıkları zaman ile ilişki doyum ölçek puanları arasında anlamlı ilişki bulunmazken (p>0,05), sosyal faaliyete haftada 10 saat ve üzerinde zaman ayıran öğrencilerin özanlayış ölçek puan ortalamalarının, sosyal faaliyete haftada 10 saat ve altında zaman ayıranlara kıyasla, anlamlı olarak daha yüksek olduğu bulunmuştur (p=0,0001) Sonuç: Özanlayış kavramının; depresyon, anksiyete ve stres, yaşam doyumu, psikolojik iyi oluş, duygusal zekâ, değerler, özgüven ve boyun eğici davranış, sosyal destek ve akademik başarı, psikolojik sağlamlık ve ruminasyon gibi birçok danışma ve eğitim psikolojisi kavramı ile ilişkisi araştırılmıştır. Araştırmaların sonuçlarında bu kavramların özanlayış ile yakından ilişkili olduğu ve özanlayışın bu kavramlar üzerinde yordayıcı etkisi olduğu bildirilmiştir. Özanlayış düzeyinin, ilişki doyumuna etkisini inceleyen bir araştırmaya ise henüz rastlanmamıştır. Özanlayışın ilişki doyumuna etkisi ile ilgili daha çok araştırma yapılmasına ihtiyaç olduğu açıktır. Çalışmamız, bu konuda yapılan az sayıdaki çalışmadan biridir. Anahtar Kelimeler: Özanlayış, İlişki Doyumu, Tıp Fakültesi, Öğrenci, Aile Hekimliği

Aile hekimliğiTıp eğitimiÖz duyarlılık+3
Reyhan Koç
Çukurova University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik ürtikerli hastalarda ürtiker aktivite skoru ile yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, kronik ürtikerli hastalarda Kronik Ürtiker Yaşam Kalitesi Ölçeği ile Ürtiker Aktivite Skoru arasındaki ilişkiyi ve bunların hastaların sosyodemografik verileri ve hastalık süreleri ile ilişkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışma, 01 Mayıs 2020-30 Kasım 2020 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Polikliniği'ne başvuran, kronik ürtiker tanılı 81 hasta ile yürütülmüştür. Hastalar, Sosyodemografik Veri Toplama Anketi, Kronik Ürtiker Yaşam Kalitesi Anketi ve Yedi Günlük Ürtiker Aktivite Skoru'nu cevaplamışlardır. Veriler, SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) 23.0 paket programı ile analiz edilmiştir. Anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak belirlenmiştir. Bulgular: Katılımcıların 54'ü (% 66,7) kadın, 27'si (% 33,3) erkek, yaş ortalaması 41,43±14,15 yıldır. Kronik Ürtiker Yaşam Kalitesi Ölçeği (CU-Q2oL) ortalama puanı 51.54 ± 11.72 ve yedi günlük Ürtiker Aktivite Skor ortalama puanı 10.21 ± 10.96 olarak saptanmıştır. Katılımcılar, Kronik Ürtiker Yaşam Kalitesi Ölçeği'nde en yüksek puanı 'Uyku ve mental durum' alt grubundan almışlardır (Ort: 16,67±4,92). CU-Q2oL toplam puanı (p = 0.016), "uyku sorunları ve mental durum" alt grup puanı (p = 0.010), "kısıtlılıklar/görünüm" alt grup puanı (p = 0.010) ve "yeme/spor" alt grup puanı (p = 0.023), kadınlarda, erkeklere kıyasla anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Bireylerin CuQ2oLanketinden aldıkları puanlar ile UAS7 puanları arasında anlamlı bir korelasyon saptanmıştır (r=0,477) (p<0,001). Sonuç: Çalışmamızda, hastaların CuQ2oL toplam ve alt grup puanları ile UAS7 Skor puanları arasında korelasyon bulunmuştur. Bu uyumun daha homojen dağılım gösterdiği ileri çalışmaların yapılması gerekmektedir. Kronik ürtikerli hastaların özellikle psikiyatrik komorbiditeler ve sosyoekonomik durum açısından değerlendirilmesi elzemdir. Aile hekimleri, hastaları biyopsikososyal, kültürel ve varoluşsal açıdan değerlendirme ve süreklilik ilkesine göre hasta takibi yaparak özellikle tetikleyicilerden kaçınma ve korunma konusunda hasta eğitimi ve hastanın güçlendirilmesi sağlama açısından eşsiz bir konumdadırlar.

Aile hekimliğiYaşam kalitesiÖlçekler+1
Hasancan Cengiz
Çukurova University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Astım hastalarının sağlık okuryazarlık düzeyinin astım kontrolüne etkisi

Giriş ve Amaç: Astım, genetik ve çevresel faktörlerin rol oynadığı karmaşık bir hastalıktır. Ülkemizde astım hastalarının büyük çoğunluğunu, koruyucu hekimlik hizmetlerini az kullanan kontrolsüz hastalar oluşturmaktadır. Astım tedavisinde hedef, astım kontrolünün tam olarak sağlanmasına yöneliktir. Ancak birçok faktörün etki ettiği bu karmaşık hastalığın kontrol altına alınabilmesi için hastanın hastalık yönetiminde aktif rol alması gerekir. Sağlık okuryazarlığı, sağlığın korunması ve sürdürülmesi için bir bireyin sağlık bilgisine ulaşma, anlama ve kullanma becerisidir. Astım kontrolünde kişilerin sağlık okuryazarlık düzeyi oldukça önem arz etmektedir. Bu çalışmada, astımlı hastaların sağlık okuryazarlık (SOY) düzeyinin astım kontrolüne etkisi araştırılmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Polikliniği'ne 01.06.2020-30.11.2020 tarihleri arasında başvuran 18 yaş ve üzeri yaştaki, en az dört aydır astım tanısı almış olan 112 hasta dahil edilmiştir. Katılımcılara Sosyodemografik Veri Formu, Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği-32 (TSOY-32) ve Astım Kontrol Testi (AKT) uygulanmıştır. Veriler SPSS 23.0 istatistik paket programı ile analiz edilmiştir. Anlamlılık düzeyi p<0,05 kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmamıza katılan 112 hastanın % 68,8'i (n=77) kadın, % 31,3'ü (n=35) erkektir. Hastaların yaş ortalaması 42,5±13,5 yıldır. Hastaların TSOY-32 Ölçek puan ortalaması 31,0±10,9'dur ve bu ortalama puan, sorunlu-sınırlı SOY düzeyine denk gelmektedir. TSOY-32 Ölçeği'ne göre hastaların % 29,5'inin (n=33) yetersiz SOY düzeyine, % 28,6'sının (n=32) sorunlu-sınırlı SOY düzeyine, % 22,3'ünün (n=25) yeterli SOY düzeyine, % 19,6'sının (n=22) mükemmel SOY düzeyine sahip olduğu bulunmuştur. Astım Kontrol Testi puan ortalaması 17,86±4,93'tür. Bu puan ortalaması AKT sınıflamasında astımın kontrolsüz olduğunu göstermektedir. TSOY-32 Ölçek puanı ile AKT arasında pozitif yönde korelasyon saptanmıştır (r=,266; p=0,005). Sonuç: Astımlı hastalara, hastalığın özellikleri, hangi ilacı ne sıklıkla kullanacağı, tetikleyici risk faktörlerinden uzaklaşma, tedavilerinde değişiklik yapabilme gibi konularda eğitim verildiğinde astımın klinik seyrinin iyileşme gösterdiği ve kontrol altına alınabildiği gözlenmiştir. Verilecek eğitimi anlama ve uygulamada, hastalığın kontrol altına alınabilmesinde hastaların sağlık okuryazarlık düzeyleri oldukça önem taşımaktadır. Astımda kontrolün sağlanamadığı hastalarda hastanın sağlık okuryazarlık düzeyi saptanarak buna uygun bir yol haritası çizilmelidir. Anahtar Kelimeler: Astım, Aile Hekimliği, Sağlık Okuryazarlığı, Kontrol

Aile hekimliğiAstımHastalık şiddeti indeksi+1
Canan Göker Çiçek
Çukurova University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesinde çalışan asistan hekimlerde sosyal medya bağımlılık düzeyi ve yaşam kalitesi arasındaki ilişki

Amaç: Çalışmamızın amacı, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi'nde görev yapan asistan hekimlerde sosyal medya bağımlılık düzeyini saptamak ve bunun yaşam kalitesi ile ilişkisini ortaya koymaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi'nde çalışan ve gönüllü olan asistan hekimler ile Aralık 2021 – Nisan 2022 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın evrenini; Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi'nde çalışan 576 asistan hekim oluşturmaktadır. Araştırmaya 106 kadın, 96 erkek olmak üzere toplam 202 asistan hekim katılmıştır. Asistan hekimler, Sosyodemografik Veri Toplama Anketi, Bergen Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği ve Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu Türkçe Versiyonu'nu (WHOQOL-BREF-TR) online anket yöntemi ile doldurmuşlardır. Veriler, SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) 23.0 paket programı ile analiz edilmiştir. Bulgular: Asistan hekimlerden 95'i (% 47,0) erkek, 107'si (% 53,0) kadındı. Asistan hekimlerin yaş ortalamaları 29,4±5,2 yıl (min: 24 max: 50), boy ortalamaları 170,2±9,2 cm (min:150, max:197), vücut ağırlıkları ortalamaları 70,6±14,3 kg (min:47, max:130), Beden Kitle İndeksi (BKİ) ortalamaları ise 24,2±3,6 kg/m2 (min:17,7 max:38,7) olduğu tespit edildi. Asistan hekimlerin Bergen Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği puan ortalaması 16,8 olarak bulundu. Yaşam kalitesi ölçeğinin alt parametreleri olan genel sağlık 49,4±20,0, fiziksel sağlık 57,8±17,8, psikolojik sağlık 52,0±16,3, sosyal ilişkiler 55,1±17,8, çevre 53,5±13,8 şeklinde sıralandı Bergen Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği ile yatarken son bir kez sosyal medya hesabını kontrol etme, sabah uyanır uyanmaz sosyal medya hesabını kontrol etme, çok yoğun olunsa bile sosyal medya hesabını kontrol etme davranışları arasında anlamlı ilişki bulundu. Yaşam kalitesi ölçeği ile medeni durum, cinsiyet, kimlerle yaşadığı, meslekte kıdem/yıl, nöbet tutma durumu, fiziksel aktivite yapma sıklığı, sosyal medya kullanımına bağlı olarak uyku düzeninin etkilenmesi arasında anlamlı ilişki bulundu. Bergen Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği toplam puanı ile fiziksel sağlık (p=0,01 r=-0,18), psikolojik sağlık (p=0.002 r=-0,22), çevre (p=0,02 r=-0,166) ve WHOQOL (p=0,01 r=-0,187) alt ölçek puanları arasında negatif yönlü zayıf bir ilişki olduğu tespit edildi. Sonuç: Asistan hekimlerin büyük çoğunluğu sosyal medyayı günlük hayatında kullanmaktadır. Sosyal medyanın aşırı kullanımı, bağımlılık benzeri davranışlara neden olabilmektedir. Çalışmamızda, sosyal medya bağımlılığı düzeyi ile yaşam kalitesi alt ölçek puanları arasında negatif yönlü zayıf bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Asistan hekimlerin yaşam kalitesinin kötüleşmesi, verecekleri hizmeti etkileyeceğinden hekimlerin yaşam kalitelerinin olabilecek en iyi durumda olması sağlık hizmetlerinin kalitesini arttıracaktır. Bu nedenle hekimlerin yaşam kalitelerine yönelik çalışmaların yapılması önemlidir. Aile hekimleri son yıllarda ciddi oranda artan sosyal medya kullanımı, bağımlılığı ve bu bağımlılığın yaşam kalitesine etkileri hakkında bilgi sahibi olmalı, gerektiğinde disiplinin ilkeleri doğrultusunda uygun danışmanlık hizmeti verebilmelidirler. Anahtar Sözcükler: Asistan hekim, Sosyal medya, Bağımlılık, Yaşam kalitesi, Aile hekimliği.

Aile hekimliğiBağımlılıkDoktorlar+4
Mehmet Sait Kılıç
Çukurova University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Polikliniği'ne başvuran diyabet hastalarının pandemi dönemindeki diyabet özyönetimlerinin yaşam kalitesi üzerine etkileri

Amaç: COVID-19 Pandemisi süresince olağan yaşantıdaki majör değişiklikler, kısıtlamalar, kapanma dönemleri, karantinalar ve alınan diğer önlemleri Diabetes Mellitus hastalarının hastalık yönetimlerini olumsuz yönde etkilemiştir. Bu çalışmamızda, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Polikliniği'ne başvuran Diabetes Mellitus hastalarının COVID-19 pandemi dönemindeki hastalık özyönetimleri ile yaşam kaliteleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Polikliniği'ne 04.12.2021 ile 20.07.2022 tarihleri arasında başvuran, en az altı aylık tip 2 diyabet tanısı olan ve bilgilendirilmiş onam vermiş olan 186 hasta çalışmaya alınmıştır. Çalışmamız kesitsel tanımlayıcı niteliktedir. Çalışmaya katılmayı kabul eden hastalara tarafımızdan geliştirilen Sosyodemografik Veri Toplama Anketi (24 soru), Diyabet Özyönetim Ölçeği (DSMQ) (16 soru), Genel Yaşam Kalitesi Ölçeği (EQ-5D) (5 soru) ve Visual Analog Scale (VAS) uygulanmıştır. Veriler, SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) 25.0 paket programı ile analiz edilmiştir. Bulgular: Tip 2 diyabet hastalarının 186'sından 100'ü (% 53,8) kadın, 86'sı (% 46,2) erkek idi. Hastaların yaş ortalamaları 56,3±8,8 yıl (min: 35, max: 80), boy ortalamaları 166,4±11,4 cm (min: 88, max:192), vücut ağırlığı ortalamaları 84,4±16,2 kg (min:42, max:160), Beden Kitle İndeksi (BKİ) ortalamaları 30,2±5,6 (min:16,9, max:53,3), bel çevresi ortalamaları ise 92,2±20,8 cm (min:50, max:140) olarak saptandı. Hastaların Diyabet Özyönetim Ölçeği puan ortalaması 5,67±1,47, Genel Yaşam Kalitesi Ölçeği puan ortalaması 0,27±0,23, VAS puan ortalaması 63,98±20 (min:0, max:100) olarak bulundu. Diyabet Özyönetim Ölçeği alt ölçekleri ele alındığında; Glikoz yönetimi puanı 5,68±1,88, Diyet kontrolü puanı 5,03±1,96, Fiziksel aktivite puanı 5,40±2,75, Sağlık hizmetlerini kullanma puanı 6,55 ±2,01 olarak bulundu. Diyabet Özyönetim Ölçeği ile diyabet hastalığı kontrolü için 3-6 ayda bir polikliniğe kontrole gitme arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0,001). Genel Yaşam Kalitesi Ölçeği ile yaş, eğitim ve ekonomik düzey, diyabet süresi ve düzenli fiziksel aktivite alışkanlıkları arasında anlamlı ilişki bulundu (sırasıyla, p<0,001, p<0,001, p:0,03, p<0,001, p<0,001). Genel Yaşam Kalitesi Ölçeği (EQ-5D) yaşam indeks puanı ile Sağlık hizmetlerini kullanma ve DSMQ ölçek puanları arasında negatif yönlü zayıf (sırasıyla; r=-0,247; r=-0,240); Fiziksel aktivite ve VAS (sırasıyla r=-0,305; r=-0,541) ölçek puanı ile ise negatif yönlü orta düzeyde anlamlı bir korelasyon olduğu tespit edildi (sırasıyla, p:0,001, p:0,001, p<0,001, p<0,001). Hastaların VAS ölçek puanı ile Diyet kontrolü, Sağlık hizmetlerini kullanma ve DSMQ ölçek puanları arasında pozitif yönlü zayıf (sırasıyla r=0,157; r=0,185; r=0,298); Fiziksel aktivite ölçek puanı ile ise pozitif yönlü orta düzeyde anlamlı bir korelasyon olduğu saptandı (r=0,336). (sırasıyla, p:0,032, p:0,011, p<0,011, p<0,001). Sonuç: COVID-19 pandemisi sırasında, diyabetik hastaların rutin kontrol muayeneleri aksamış ve sürekli kullanılan raporlu ilaçların reçetesiz temin edilmesine imkân tanınması sonucunda poliklinik başvurusu zorunlu olmaktan çıkmıştır; hastalar gerek pandemi kısıtlamaları gerekse COVID'e yakalanma kaygısı ve korkusu ile takipsiz ve kontrolsüz kalmıştır. Pandemi kısıtlamaları; diyet alışkanlıklarını, fiziksel aktivite ve sağlık hizmeti kullanma davranışlarını değiştirmiş ve dolayısıyla diyabetik hastaların kendi kendilerine diyabet yönetimlerini de etkilemiştir. Diyabet bütüncül bakım gerektiren çok önemli bir hastalık olup hastanın aile hekimleri tarafından biyopsikososyal, kültürel ve varoluşsal ele alınmasını gerektirir. Bu yaklaşım, her hastada farklılık gösterir ve yeni planlamalarla dinamik bir süreç içinde hasta eğitimi, danışmanlık ve tıbbi tedavi ile birlikte hastanın özyönetim becerilerinin geliştirilmesini kapsar. Çalışmamızda saptamış olduğumuz özyönetim yetersizliği, gelişebilecek komplikasyonlar ve düşük yaşam kalitesi ile ilişkili olabilir. Optimal kontrol edilemeyen diyabet hastalığı ise komplikasyonlara neden olarak ve hastaların yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyerek ilerleyen dönemlerde sağlık hizmeti sunum sistemlerinde yüksek maliyetlere neden olabilir. Aile Hekimliği uzmanları, sahip oldukları çekirdek yeterlilikleri kullanarak bu sorunun aşılmasına ciddi katkıda bulunabilirler.

AdanaAile hekimliğiCOVID 19+7
Mervenur Gül
Çukurova University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çukurova Üniversitesi çarkıpare Eğitim Aile Sağlığı Merkezi 'nin(E-ASM) 2022 yılı başvurularının değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, Çukurova Üniversitesi Çarkıpare Eğitim Aile Sağlığı Merkezi (E-ASM) 2022 yılı çalışmalarının, E-ASM'ye başvuran bireylerin sosyodemografik özelliklerinin ve başvuru nedenlerinin incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Kesitsel ve tanımlayıcı nitelikte olan bu çalışma, tıbbi kayıtlara dayalı retrospektif bir çalışmadır. Çalışmanın evrenini, Çukurova Üniversitesi Çarkıpare E-ASM'ye bağlı 056 no'lu birime 01 Ocak 2022 – 31 Aralık 2022 tarihleri arasında yapılan başvurular oluşturmuştur. Kayıtlarda sosyodemografik özelliklere ek olarak başvuru nedenleri, tanılar, sevk ve/veya konsültasyonlar, reçete edilen ilaçlar incelenmiştir. Bulgular: Çalışmada toplam 4223 hastanın 11,318 başvurusu incelenmiştir. Kadın hastaların yaş ortalaması erkek hastalardan anlamlı olarak yüksek bulunmuş olup 18-65 yaş aralığındaki hastalarda kadınların sayısı, erkeklerden anlamlı olarak daha fazladır (p<0,001). Başvuru nedenleri incelendiğinde laboratuvar testleri en sık başvuru nedeniyken kadın ve erkek hastalar arasında benzer dağılım gözlemlenmiştir. En sık konulan tanı üst solunum yolu enfeksiyonudur (% 26,1) ve cinsiyetler arası fark istatistiksel olarak anlamlıdır. E-ASM'ye yapılan başvuruların % 71,2'sinde reçete yazılmıştır, 65 yaş üzeri hastalara daha sık reçete yazıldığı belirlenmiştir. Yapılan sevkler incelendiğinde en fazla sevkin iç hastalıkları polikliniğine yapılmış olduğu gözlenmiştir. Sonuç: Çalışmamızda kadın hastaların sayısı ve yaş ortalamaları erkeklerden daha yüksek bulunmuştur. En sık başvuru nedenleri laboratuvar testleri, üst solunum yolu enfeksiyonları ve genel muayenedir. Üst solunum yolu enfeksiyonu tanısı kadınlarda daha sık konmuştur. Başvuruların % 71,2'inde reçete yazılmış olup, en sık analjezik, antipiretik ve nazal dekonjestanlar reçete edilmiştir. Bulgularımız tipik bir kentsel aile sağlığı merkezi profili ile uyumludur. Çalışmamız, sağlık politikalarının ve kaynakların yönlendirilmesinde, sağlık hizmetlerinin planlanmasında yol gösterici olabilir. Anahtar Kelimeler: Aile hekimliği, aile sağlığı merkezi, kayıtlar, birinci basamak.

Elif Can Uysal
Çukurova University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tip 2 diabetes mellitus hastalarında ilaç uyumunun yaşam kalitesine etkisi

Amaç: Dünya Sağlık Örgütü'nün sağlığı yeni bakış açısıyla, sadece hastalığın ve sakatlığın olmaması değil, bedensel, ruhsal ve sosyal olarak tam bir iyilik halinin olması şeklinde tanımlamasının ardından yaşam kalitesi konusunun önemi artmıştır. Diyabetik hastalarda yaşam kalitesinin tedavi sonucunun göstergesi olduğu genel olarak kabul edilmektedir. Tip 2 diabetes mellitusun tedavi kılavuzunda, birincil amacın yaşam kalitesinin iyileştirilmesi olduğu vurgulanmaktadır. Çalışmamızda birinci basamakta tip 2 diyabet hastalarının ilaç uyumunun yaşam kalitesi üzerine etkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız kesitsel tipte bir çalışma olup 1 Ocak 2024- 28 Şubat 2024 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Çarkıpare Eğitim Aile Sağlığı Merkezi'ne başvuran 18-65 yaş arası tip 2 diyabet hastaları (n=165) dahil edildi. Katılımcılara Sosyodemografik Veri Toplama Anketi, Diyabet Yaşam Kalitesi Ölçeği (DQOL) ve Modifiye Morisky Ölçeği (MMÖ) uygulandı. Bulgular: Çalışmamızda en genç katılımcı 27, en yaşlı katılımcı 65 yaşında olup yaş ortalamaları 54,2±7,5 yıl idi. Katılımcıların 92'si (% 55,8) kadın, 73'ü (% 44,2) erkekti. Çalışmamızda normal kilolu katılımcıların, obez grupta yer alan katılımcılara göre DQOL ölçek puanlarının anlamlı olarak daha yüksek olduğu saptandı (p=0,042). Çalışmamızda diyabete bağlı komplikasyon gelişen katılımcılarda DQOL ölçek puanlarının, diyabete bağlı komplikasyon gelişmeyenlere göre anlamlı olarak daha düşük olduğu belirlendi (p=0,002) Çalışmamızda, Diyabete Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği ortalama puanı 3.92±0,5 idi. Çalışmamızda MMTUÖ 'nde ilaç uyumu motivasyon düzeyi ortalama puanı 1,53±0,7 ve ilaç uyumu bilgi düzeyi 1,88±0,7 idi. MMTUÖ İlaç uyumu motivasyon düzeyi ölçek puanı ile DQOL diyabet hastalığı hakkında kaygı/endişe ölçek puanı arasında pozitif (doğrusal) yönlü zayıf bir ilişki olduğu tespit edildi (r=0,168). (p=0,031) Sonuç: Katılımcıların ilaç uyumu motivasyon ve bilgi düzeyi yüksekti. Birinci basamakta kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetlerine önem verilmesi, diyabet yönelik yeterli eğitimin verilmesi, kaliteli sağlık hizmetlerin sunulması, hekimlerin her vizitte hastaların tedavi uyumlarını sorgulaması ve açıklayıcı olması ilaç uyumu ve yaşam kalitesi üzerinde olumlu etki yaratacaktır. Anahtar Kelimeler: diabetes mellitus, yaşam kalitesi, ilaç uyumu, Diyabete Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği, Modifiye Morisky Tedaviye Uyum Ölçeği, aile hekimliği

Ferdi Dayan
Çukurova University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gebelerin doğum öncesi bakım memnuniyetlerinin ve çocukluk çağı aşıları hakkındaki tutumlarının değerlendirilmesi

Amaç: Doğum öncesi bakım, gebelik sürecinin sağlıklı ilerlemesi için kritik bir öneme sahiptir ve bu hizmetlerden memnuniyet, gebelerin sağlık davranışlarını etkileyebilir. Aynı zamanda, annelerin çocukluk çağı aşılarına yönelik tutumları, bebeklerin aşılama oranlarını ve dolayısıyla toplum bağışıklığını belirleyen önemli faktörlerden biridir. Bu çalışma, gebelerin doğum öncesi bakım hizmetlerinden memnuniyet düzeylerini ve çocukluk çağı aşıları ile ilgili tutumlarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız kesitsel tipte bir araştırmadır. Çukurova Üniversitesi Çarkıpare Eğitim Aile Sağlığı Merkezi'ne 1 Mayıs 2024 ile 31 Temmuz 2024 tarihleri arasında başvuran 146 okuryazar gebe çalışmamıza dahil edildi. Katılımcılara tarafımızca geliştirilen Sosyodemografik Veri Anketi ile Doğum Öncesi Bakım Memnuniyeti Ölçeği (DÖBMÖ) ve Aşı Tutumları Ölçeği (ATÖ) uygulandı. Bulgular: Çalışmamıza katılan 146 gebenin yaş ortalamaları 29,4±4,1 (medyan: 29) yıl idi. Katılımcıların % 98,6'sı evli, % 68,5'i üniversite mezunu, % 64,4'ünün eşi üniversite mezunu, % 45,2'si çalışmakta, % 97,3'ünün eşi çalışmakta, % 49,3'ünün ilk gebeliği, % 50,7'sinin birden fazla gebeliği olduğu belirlendi. Gebelerin DÖBMÖ puan ortalaması 82,9±15,4 olarak hesaplandı ve yaş, eğitim, eşlerin eğitim ve çalışma durumu ile aylık gelir düzeyinin doğum öncesi bakım memnuniyeti üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığı saptandı. İki ve daha fazla gebeliği olanların, DÖBMÖ toplam puanı, Bakım sanatı, Teknik kalite, Ulaşılabilirlik, Fiziksel çevre altölçek puan ortalamalarının ilk gebeliği olanlara göre anlamlı olarak daha düşük olduğu bulundu (p=0,014; p=0,041; p=0,032; p=0,004; p=0,009). Eşleri lisans ve üstü eğitime sahip olanlarda, lise ve altı eğitime sahip olanlara göre ulaşılabilirlik altölçek puan ortalamaları daha yüksek bulundu (p=0,017). Çalışmamıza katılan gebelerin ATÖ puan ortalaması 17,4±3,8 olarak hesaplandı. Gebelerin yaşları ile Aşı Tutumu Ölçeği toplam puanı, Etkinlik ve güvenlik altölçek ve Güven altölçek puanları arasında negatif (ters) yönlü zayıf bir ilişki olduğu saptandı (sırasıyla r=-0,238; r=-0,252; r=-0,163). Gebelerin toplam gebelik sayısı ile Ulaşılabilirlik, Aşı tutumu toplam puanı, Aşının faydaları ve Güven ölçek puanları arasında negatif (ters) yönlü zayıf bir ilişki bulundu (sırasıyla r=-0,182; r=-0,194; r=- 0,227; r=-0,247). Gebelerden çalışanların ATÖ toplam puanı, etkinlik ve güvenlik altölçek puanı ve güven altölçek puanları, çalışmayanlara göre daha düşük bulundu (sırasıyla p=0,035; p=0,044; p=0,048). Lise ve altı eğitim düzeyine sahip gebelerin Etkinlik ve Güvenlik altölçek puan ortalamasının, yüksek lisans ve üstü eğitim düzeyine sahip olanlara göre daha yüksek olduğu tespit edildi (p=0,004). Ayrıca, asgari ücret ve altı gelire sahip olan gebelerde, asgari ücret üstü gelire sahip olanlara kıyasla Etkinlik ve Güvenlik altölçek puan ortalamasının daha yüksek olduğu saptandı (p=0,003). Gebelikte çocukluk çağı aşılarıyla ilgili okuma/araştırma yapan gebelerin Aşı ile Önlenebilir Hastalık Bilinci altölçek puanlarının, okuma yapmayan gebelere göre anlamlı derecede daha düşük olduğu tespit edildi (p=0,005). Çalışmamızda gebelerin doğum öncesi bakım memnuniyetleri ile aşı tutumları arasında doğrudan bir ilişki saptanmadı. Sonuç: Gebelik aşılama kararını olumlu yönde geliştirmede önemli bir fırsattır. Anne ve bebek mortalite ve morbiditesini azaltmaya ve sağlığı güçlendirmeye yönelik çalışmaların yürütüldüğü doğum öncesi bakım hizmetleri kapsamında annelere doğacak çocuklarına yapılacak aşılarla ilgili sağlık profesyonelleri tarafından bizzat veya doğru bilgi kaynaklarına yönlendirmeyle bilgilendirme yapılması sağlanmalıdır.

Şeyma Akçalıoğlu Er
Çukurova University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Menopoz dönemindeki kadınlarda menopoza ilişkin tutumların ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

Menopoz Dönemindeki Kadınlarda Menopoza İlişkin Tutumların ve Yaşam Kalitesinin Değerlendirilmesi Amaç: Bu çalışma, menopoz dönemindeki kadınların menopoza ilişkin tutumlarını ve menopoza özgü yaşam kalitelerini değerlendirmek, bu iki değişken arasındaki ilişkiyi ve sosyodemografik ile sağlıkla ilişkili faktörlerin bu değişkenler üzerindeki etkilerini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Gereç ve Yöntem: Araştırma, Mayıs-Temmuz 2024 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Çarkıpare Eğitim Aile Sağlığı Merkezi'ne başvuran ve postmenopozal kabul edilen 200 kadın ile yapılan kesitsel ve tanımlayıcı tipte bir çalışmadır. Veriler; araştırmacı tarafından hazırlanan Sosyodemografik Veri Toplama Anketi, Kadınların Menopoza İlişkin Tutum Ölçeği (MİTÖ) ve Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği (MÖYKÖ) ile toplanmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) 23.0 paket programı kullanılmıştır. Tanımlayıcı istatistikler, Student t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Pearson korelasyon testi kullanılmıştır. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 57,9±5,8 yıl olup örneklemin tamamı (n=200) postmenopozal dönemdedir. MİTÖ puan ortalaması 34,8±10,9 olarak saptanmıştır. MÖYKÖ alt boyut puan ortalamaları vazomotor için 12,1±6,9, psikososyal için 22,4±12,2, fiziksel için 61,6±24,8 ve cinsel için 9,3±6,7 olarak belirlenmiştir. MİTÖ puanları ile MÖYKÖ alt boyutları arasında anlamlı pozitif korelasyonlar saptanmıştır; özellikle vazomotor (r=0,355) ve psikososyal (r=0,400) alt boyutlarla orta düzeyde, fiziksel (r=0,249) ve cinsel (r=0,220) alt boyutlarla ise zayıf düzeyde ilişkiler belirlenmiştir. Yani, katılımcıların menopoza ilişkin tutum puanları olumluya gittikçe menopoza özgü yaşam kalitesi puanlarının (semptom şiddetinin) arttığı gözlenmiştir. Eğitim düzeyi, kronik hastalık varlığı, alkol kullanımı ve BKİ gruplarına göre ölçek puanlarında anlamlı fark saptanmamıştır (p>0,05). Gelir durumu, yalnızca cinsel alt boyut üzerinde anlamlı farklılık oluşturmuştur; ortalama aylık geliri asgari ücretin üzerinde olan kadınların cinsel alt boyut puanları, ortalama aylık geliri asgari ücretin altında olanlara göre anlamlı düzeyde daha yüksek (daha olumsuz) bulunmuştur (p<0,001). Benzer şekilde, evli kadınların cinsel alt ölçek puan ortalaması, evli olmayan kadınlara göre daha yüksek saptanmıştır (p<0,001). Sonuç: Menopoz dönemindeki kadınların genel olarak menopozla ilgili tutumlarının olumsuz olabildiği ve menopoza özgü yaşam kalitelerinin özellikle bazı alanlarda etkilendiği görülmüştür. Menopoz tutumu ile yaşam kalitesi arasında saptanan anlamlı ilişkiler, sadece olumlu tutuma sahip olmanın yaşam kalitesini yükseltmede tek başına yeterli olmayabileceğine işaret etmektedir. Bu sonuçlar doğrultusunda, menopoz dönemindeki kadınlara yönelik sağlık hizmetlerinin ve eğitim programlarının, tutum geliştirmeye ek olarak semptom yönetimini de içeren bütüncül bir yaklaşımla planlanmasının yararlı olacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Menopoz, tutum, yaşam kalitesi, Menopoza İlişkin Yaşam Kalitesi Ölçeği, Menopoza İlişkin Tutum Ölçeği, aile hekimliği

Fatma Dilan Tanrıverdi
Çukurova University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ambivalan Yaş Ayrımcılığı (ageizm) Ölçeği'nin sağlık hizmetleri sektöründe kullanılabilmesi için Türkçe versiyonunun geçerlilik-güvenirlik çalışması

ÖZET Ambivalan Yaş Ayrımcılığı (Ageizm) Ölçeği'nin Sağlık Hizmetleri Sektöründe Kullanılabilmesi İçin Türkçe Versiyonunun Geçerlilik-Güvenirlik Çalışması Amaç: Nüfusun yaşlanması geri dönüşü olmayan küresel bir eğilimdir. Bununla birlikte, birçok toplumda yaşlı bireylere yönelik olumsuz tutumlar yaygındır. Yaş ayrımcılığı, ''ileri yaştaki bireylere yönelik ön yargıyı, tutum ve davranışlar aracılığıyla ifade etmek'' şeklinde tanımlanmıştır. Sağlık alanında yaşlılara karşı yaş ayrımcılığı tutumlarının karmaşık ve çok boyutlu doğası göz önüne alındığında bu tutumları değerlendirmeye yönelik daha sofistike araçlara ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Sağlık Hizmetleri Sektöründe Ambivalan Yaş Ayrımcılığı Ölçeği'nin (AAShc) Türkçe versiyonunu geliştirmek ve geçerlilik-güvenirliğini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, 2023-2024 akademik yılında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi birinci, üçüncü ve altıncı sınıf öğrencilerinde yürütülmüştür. Toplam öğrenci sayısı 1166, örneklem 571 ve yanıt oranı %48,97'dir. Sosyodemografik ve Yaşlılığa Dair Veri Toplama Anketi, AAShc ve Kogan'ın Yaşlılara Karşı Tutum Ölçeği (KOPS) öğrenciler tarafından doldurulmuştur. İki hafta sonra 212 öğrenciye AAShc tekrar uygulanmıştır. Bulgular: Yaş ortalaması 21,7±3,1 yıl olan 571 katılımcının 241'i (%42,2) erkek, 324'ü (%56,7) kadındı. AAShc toplam puan ortalaması 59,2±11,4 ve KOPS toplam puan ortalaması 84,0±14,3'tü (puanlar arttıkça tutum daha olumsuz). AAShc'nin Cronbach alfa değeri 0,832 ve test-tekrar test korelasyon değeri 0,815'ti (p<0,001). AAShc ile KOPS arasındaki korelasyon değeri 0,362 bulundu (p<0,001). Öğrencilerin yaşları ile AAShc toplam puanları arasında anlamlı bir korelasyon vardı (p<0,001) (r=0,362). Öğrencilerin sınıflarına göre AAShc toplam puanlarında anlamlı bir farklılık vardı (p<0,001). Sonuç: AAShc Türkçe versiyonu geçerli ve güvenilir bulunmuştur. Açıklayıcı faktör analizi dört alt boyut belirlemiştir (infantilizasyon, incinebilirlik, düşmanca yaş ayrımcılığı, istenmeyen yardım). Farklı popülasyonlarda daha fazla geçerlilik-güvenirlik çalışmasına ihtiyaç vardır. Anahtar Sözcükler: Yaş ayrımcılığı (ageizm), AAShc, geçerlilik-güvenirlik, KOPS, aile hekimliği

Muhammet Avcı
Çukurova University
2025
00

Other supervisors