Theses supervised by Prof. Dr. Hamit Er
12 theses · İstanbul University, Çanakkale Onsekiz Mart University
Din eğitimi açısından Kurân-ı Kerim'de itaat kavramı
İtaat, hem bireysel ve toplumsal hayat hem de aile ve devlet için vazgeçilmez bir olgudur. Bu aynı zamanda insanın tüm yaşamıyla ilgili hüküm ve mesajlar içeren İslamiyet'te de doğru anlaşılması ve uygulanması gereken temel bir kavramdır. İnsanın huzur ve mutluluğunu etkileyen, kime, nasıl ve hangi ölçüde itaat edileceği meselesi; dinin temel konularından biridir. Doğru itaat, dünya hayatı için olduğu kadar ahiret hayatı için de önem arz etmektedir. Bu çalışma, Allah'a, Hz. Peygambere, ulü'l-emre, anne ve babaya, eşe ve şeytana itaati; teorik bir yaklaşımla, din eğitimi bağlamında ve Kurân-ı Kerim'deki ayetler temelinde incelemeyi amaçlamaktadır. Üç bölümden oluşan çalışmanın birinci bölümünde itaatin kavramsal çerçevesi ve itaat ile yakın anlamlı kelimeler; ikinci bölümde itaat türleri, itaat kültürü ve unsurları, itaat edilenler, itaati kolaylaştıran ve zorlaştıran faktörler, itaatin geçerlilik şartları ile itaatin dünyevi ve uhrevi sonuçları; üçüncü bölümde itaat kavramının din eğitimi ile ilişkisi, irade, özgürlük, sorumluluk ve ahlak temelinde açıklanmaktadır. Bu çalışma, inanç ve eylemin birlikteliğiyle hakiki itaatin gerçekleşeceği hipotezi üzerine kurulmuştur. Vahiy ve peygamber, teori ve pratik dengesini kurmakta, insanın huzuru ve mutluluğu için yolunu aydınlatmaktadır. Teorik çerçeveli bu çalışmada veri toplama, toplanan verilerin konuyla ilişkisinin kurulması ve bilginin sınıflandırılmasıyla Kurân-ı Kerim merkezli bir yol izlenmiştir. Anahtar Kelimeler: İtaat, İman, Salih Amel, İrade, İnsanın Özgürlüğü, Sorumluluk
Azınlık örgün eğitim kurumlarında cumhuriyet sonrası din eğitimi ve müfredatları: İstanbul-Ermeni okulları örneği
Tanzimat sonrası dönemde, imparatorluk çapında kapsamlı ve dikkate değer bir eğitim ağına sahip olan Ermeni toplumu, Cumhuriyet'in kurulmasıyla bir azınlık cemaati statüsüne dönüşmüştür. Bu dönüşümün, eğitim müesseseleriyle ilgili boyutu olduğu gibi Ermeniler'in kendi içinde yaşadıkları ayrışma, Patrikhane'den uzaklaşma ve Avrupa'da öğrenim gören yeni nesillerin temsil ettiği siyasallaşma gibi boyutları da mevcuttur. Osmanlı imparatorluğunun yayımladığı eğitimle ilgili fermanlarla girdiği modernleşme sürecinde oluşturulan Ermeni Nizamnamesi, Ermeni toplumunun iç dinamiklerinde çok seslilik oluşturmuş, bununla birlikte yaşanan sekülerleşme de bu dönüşümün diğer önemli ayaklarını teşkil etmiştir. Ermeni okullarında özellikle nizamname sonrasında müfredatlar üzerinden yayılan popülist milliyetçi akımı, toplumun kendilerine yönelik algılarında değişim meydana getirmiş, dini aidiyetle bağlı sadık millet yerini etnik-ulusal kimliğe bırakmıştır. Eğitimin okullar üzerinden siyasallaşmayla iç özerkliğe sahip olan okullar üzerindeki denetim mekanizmaları da artırılmış, özellikle de Balkan Savaşları sonrasında yayımlanan nizamnamelerle kontrol altına alınmaya çalışılmıştır. Tehcir ve Milli Mücadele'nin başarıyla sonuçlanmasından sonra Ermeni varlığı, Anadolu'da belli şehir ve kasabalarda küçük gruplar olarak kalmış, nüfus esas itibarıyla İstanbul'da yoğunlaşmıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasından sonra yayımlanan Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile Türk hükûmeti, eğitimi merkezileştirmiş, okullarını din ağırlıklı eğitim veren okullar konumundan çıkarmıştır. Kendi okullarında başlattığı laiklik prensibi ve eğitimde millileşme çabalarına rağmen, Cumhuriyet yönetiminin azınlık okullarına karşı duyarsız kalması ve onları muaf tutması düşünülemezdi. Çıkardığı kanun ve yönetmeliklerle, azınlık okulları üzerinde denetim mekanizmaları, uygulamaya koyulmuştur. Eğitim konusu bir iç mesele olarak görülmüş yabancı devletlerin baskılarının dikkate alınmayacağı belirtilmiş, azınlık okullarında da eğitimin dinle irtibatını azaltmak için yeni düzenlemeler yapılmıştır. Bu araştırmada Ermeni okullarının tarihi hakkında bilgi verilerek Cumhuriyet'ten bugüne din derslerinde kullanılan müfredatlar; amaç, içerik ve yöntem yönünden değerlendirilip bugün kullanılmakta olan son müfredatın eğitim anlayışına uygunluğu ele alınmıştır. Aynı zamanda Ermeni okullarında uygulanan din eğitimi müfredatı, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanan Türkiye Yeterlilikler Çerçevesi'nde belirlenen kazanım ve yetkinlikler bağlamında incelenmiştir. Çalışmada Ermeni okullarındaki din eğitiminin Ermeni kimliğinin oluşmasındaki rolü de araştırılarak, diğer dinleri anlama ve sosyal yaşamlarında okullarında verilen din eğitiminin etkisi ve yeterliliği üzerinde de durulmuştur.
Osmanlı'da Türkçe yazılmış matbu kırk hadislerin din eğitimi açısından incelenmesi
Eski çağlarından beri birçok inanç ve kültürde kırk sayısı kutsal ve uğurlu sayılmıştır. Kırk rakamına yüklenen kutsallık, başta Ortadoğu coğrafyası olmak üzere dünyanın her tarafında; semavî dinlerde ve eski medeniyetlerde de görülmektedir. Tarih boyunca Arapça, Farsça ve Türkçe olarak çok sayıda kırk hadis yazılmış ve tarihsel süreç içerisinde kırk hadis yazma, bir geleneğe dönüşmüştür. Aynı veya farklı konularda kırk adet hadisin seçilmesiyle oluşan "Kırk Hadis" eserlerini yazanlar arasında, ulemanın dışında, şairler, mutasavvıflar ve diğer meslek grubundan kişiler de bulunmaktadır. Kırk hadisler, İslam'ın inanç, ibadet, ahlak ve diğer konulardaki görüşlerini, insanların anlayabileceği sadelikte sunmuş, bireylerin dini tavır ve davranışlarında istendik değişiklikler meydana getirmede etkin rol oynamıştır. İnsanların hadisler yoluyla dini bilgiye ulaşması, kırk hadis derlemeleri sayesinde kolaylaşmıştır. Büyük hadis külliyatları, kırk hadislerin oluşmasıyla taşınabilir boyuta ve sayıya inmiştir. Anlaşılması uzmanlık isteyen hadis kaynakları, bu tür çalışmalarla kitlelerin anlayabileceği sadeliğe getirilmiştir. Kırk hadis geleneği eğitim ve öğretim açısından incelediğinde kırk hadislerin din eğitimi açısından önemli bir işleve sahip olduğu görülmektedir. Osmanlı, kırk hadislere karşı çok büyük ilgi göstermiştir. Osmanlıda kırk hadisler üzerine yapılan telif, tercüme ve şerh çalışmaları, Türkçe'nin dışında Arapça, Farsça olarak da yapıldığı görülmüştür. Osmanlının Türkçe olarak yazdığı kırk hadislerin, Arapça ve Farsça yaptığı kırk hadis çalışmalarından daha başarılı olduğu görülmüştür. Osmanlıda XIV. ve XXI. yüzyıllar arasında altmış tane Türkçe kırk hadis çalışması yapıldığı ve bunlardan on iki tanesinin matbu olarak neşredildiği tespit edilmiş. Bu araştırmada, Osmanlıda Türkçe yazılmış ve matbu olarak neşredilmiş on iki kırk hadis eseri, din eğitimi açısından incelenmiştir. Yapılan çalışmada genel olarak kırk hadisler ve tarihi seyri, kırk hadislerin yazılma amaçları, kırk hadislerin çeşitleri ve konuları incelenmiştir. Çalışmada Osmanlıda Türkçe yazılıp matbu olarak neşredilmiş kırk hadislerin benzer ve farklı yönlerine, kırk hadislerde görülen eğitim ilke ve metotlarına, eserlerin din eğitimi açısından önemine de yer verilmiştir.
Din eğitimi açısından Kur'an-ı Kerim'de ihanet kavramı
İhanet, Allah'a isyan eden ve kendisinin ateşten, insanoğlunun çamurdan yaratıldığını ve ateşin çamurdan üstün olduğunu iddia ederek isyan eden ve büyüklük taslayan şeytan ile başlamıştır. Bu mesele Kur'an-ı Kerim'de sebep sonuç ilişkileri ile Bakara suresi, Araf suresi, Hicr suresi, Taha suresi ve Sâd suresinde net bir biçimde anlatılmakta, bunun kibir ve büyüklenme sonucunda gerçekleştiği izah edilmektedir. Şeytanın Hz. Adem'e secde etmeyişi, kendisinin ateşten yaratıldığını söyleyerek üstünlük iddiasında bulunması ve çamurdan yaratıldığı için insanı küçümsemesi ve isyanı Allah'ın yaratışına ihanetin ilk örneğidir. İhaneti tetikleyen unsurlar olarak kibir, inat, büyüklük ve inkârın bir arada bulunduğu görülür. Şeytandan miras kalan ihanet eylemi, ilk insan ve ilk peygamber Hz. Adem'den günümüze kadar güncelliğini korumaktadır. Din istismarı ve ihanet kavramının ifade ettiği anlam, zaman, kültür, örf, adet, gelenek ve görenekler ve coğrafi şartlara göre değişim gösterse de genel olarak Allah'ın gönderdiği hanif dini bozmak, emanet edileni korumamak, aldatmak, zarar vermek, sırları ifşa etmek, yapılan antlaşmaları bozmak, kıskançlık sonucu zarar vermek, eşini aldatmak, ailesinin nafakasını israf etmek ve yalan konuşmak gibi anlamlarda kullanılmaya devam etmiştir İlk insan ve ilk peygamber Hz. Adem'in oğlu Kabil'in diğer oğlu olan Habil'i öldürmesi ile başlayan aile içi şiddet ve topluma yansıyan güven kaybı, Kuran'ın haber verdiğine göre tüm peygamberler ve kavimlerinin önde gelenleri arasında değişik versiyonları ile cereyan etmiştir. Hz. Nuh ile Hz. Lut Peygamberin hanımları Allah'ın vahyini ve Peygamberliği inkâr, eşlerini hafife alıp alay etmeleri ve sırlarını ifşa etmeleri, İsrailoğulları ve Nasraniler Allah'ın ayetlerini tahrif etmeleri ve verilen öğütlerin önemli bir bölümünü tutmamaları nedeniyle hainlikle suçlanmışlardır. Hz. Muhammed'e verdikleri sözden döndükleri ve yapılan antlaşmaları bozdukları için Kurayza Yahudilerine, münafıklara, müşriklere ve onun verdiği bazı gizli bilgileri sızdıran Müslümanlara, emanetleri korumayanlara, işi ehil olanlara vermeyenlere veya kamu hukukunu yönetirken yöneticilikte bilerek kusurlu davrananlara, yaptığı kötülüğü iftira ile başkasının üstüne atanlara ve yalancı şahitlik yapanlara, Kur'an bizzat hain demektedir. Roma, Bizans, Germen, İngiliz ve Türk hukuk tarihinde de bireye, aileye veya devlete karşı işlenen bazı suçların ihanet kapsamında değerlendirildiği bilinmektedir. Kur'an'ın nazil olmasındaki ana hedefin; dini, malı, canı, nesli ve aklı korumak olduğu aşikârdır. Bu vesile ile ihanet niteliğindeki eylemlerin, korunması hedeflenen kavramları yok ettiğini söylemek mümkündür. Örneğin, ayetlerin tahrif edilmesi dini, emanetin korunmaması ve nankörlük malı, toplumsal kaos ve katliamlar, zinanın yaygınlaşması nesli, alkol ve uyuşturucu kullanılması ve hurafelerin din haline getirilmesi ise aklı yok etmektedir. Tüm bu vasıfları ile ihanet kavramı; zalim, kâfir, münafık, müşrik, fasık, facir, mütekebbir, azgın, hırsız, âsi, zâni, kâzib, âsim, katil, din istismarı ve cehalet gibi kavramlarla sıkı ilişki içerisindedir. Buradan hareketle çalışmada, ihaneti tetikleyen tüm bu olumsuz kavramlar sebep sonuç ilişkileri ile araştırılarak, din eğitimi metotları ile ihanetle mücadelenin yolları incelenecektir.
DİB 4-6 yaş öğretim programının değerlendirilmesi ve program çıktılarının analizi
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın hizmet alanlarına 4-6 yaş grubunun eklenmesiyle birlikte, yıllar içerisinde bu alandaki faaliyetler hızla artmıştır. 2013-2014 eğitim-öğretim yılında uygulanmaya başlayan DİB 4-6 yaş öğretim programı, toplumun ihtiyaç ve beklentileri dikkate alınarak, gelişimin en kritik evrelerinden biri kabul edilen okul öncesi döneme yönelik din eğitimi faaliyeti sunmak üzere hizmete girmiştir. Bu çalışmada, geliştirilen ölçek ile DİB 4-6 yaş öğretim programının öğretici görüşleri doğrultusunda değerlendirilmesi, programda kullanılan materyallerin içerik analizinin yapılması ve elde edilen bulguların birbiriyle ilişkilendirilerek derinlemesine bir değerlendirme yapılması amaçlanmıştır. Bu araştırmada, bir ölçek geliştirilmiş olup İstanbul İl Müftülüğü'ne bağlı 4-6 yaş öğreticisi olarak görev yapmakta olan 480 öğreticiye bu ölçek uygulanmıştır. Katılımcılardan elde edilen veriler, ölçekte yer alan değişkenlere göre değerlendirilmiştir. Çalışmanın nitel bölümünde Kur'an Kursları Öğretici Kitabı başta olmak üzere programda kullanılan materyallerin içerik analizi yapılmış, nicel bölümden elde edilen verilerle karşılaştırılarak materyallerin durum tespiti yapılmıştır. Araştırma neticesinde, DİB 4-6 yaş öğretim programının toplumda bulunan okul öncesi din eğitimi ihtiyacını büyük oranda karşıladığı ancak programın içeriğinde ve uygulanma sürecinde bazı eksiklik ve aksaklıkların bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Diyanet İşleri Başkanlığı 4-6 Yaş Kur'an Kursları, Okul Öncesi Din Eğitimi, Okul Öncesi Eğitim, Program Değerlendirme
Din eğitiminde alışkanlık kavramı
İnsanın, hayatı boyunca bilinçli ya da bilinçsiz olarak kazandığı, tecrübe ve birikim haline getirdiği kazanımları vardır. Pek çok tanımı olmakla beraber bu kazanımlar alışkanlık, itiyat, huy, meleke denilen bir sürecin sonucu olarak görülebilir. Toplum tarafından kabul gören ve övülen davranışlar genellikle iyi olarak nitelendirilirken, aynı şekilde kabul görmeyen ya da tasvip edilmeyen davranışlar kötü olarak tanımlanmaktadır. Bu iyi ya da kötü olarak kabul edilen davranışları oluşturan temel kavram alışkanlık ile ifade edilmektedir. Buna bağlı olarak öncelenen veya ötelenen davranışlara ait tutumların belirlenmesi için iyi ve kötü alışkanlık nitelemesi yapılan bu kavram, günümüzde eğitimin önemli konularından biri haline gelmiştir. Duygu, düşünce ve tutumlar merkezîleştiği zaman alışkanlıklar da tepkisel davranışlar şeklinde ortaya çıkmaktadır. Tepkisel davranışlar şartlanma yoluyla öğrenilmişlerdir. Bilinçli olmaktan çok, hazır cevaplar gibi olduklarından, hayatı kolaylaştırarak pratik ve akıcı hale getirmektedir. Ancak insanın, diğer canlılardan farklı olarak düşünme-idrak kabiliyetine sahip olması bilinçli alışkanlıkların da meydana gelmesini sağlamıştır. Bilinçli veya bilinçsiz her alışkanlık öğrenme ürünüdür. Yapılan çalışmanın öncelikli amacı, tezin ana başlığı olan Din Eğitiminde Alışkanlık Kavramı ile ilgili olumlu ya da olumsuz yaklaşımların, din eğitimi bağlamında tartışılıp, durum tespitinin yapılması olmuştur. Alışkanlık kavramının kavramsal çerçevesi kısaca ele alındıktan sonra, koşullanma yöntemlerinin din eğitiminde uygulanma şekilleri ile konu genişletilmiştir. Koşullanmanın bir sonucu olarak din eğitimi açısından iyi alışkanlıkları kazanma ve kötü alışkanlıklardan da kurtulma yöntemleri, çalışmanın ikinci önemli amacını oluşturmaktadır. Tezin ana ekseni ve nihai amacı ise, ahlaki davranışları ve erdemleri doğuran olumlu tutumların, dinî ibadetler açısından ele alındığında, zamanla olumsuz şekle dönüşüp dönüşmediğini irdelemektir. Ahlaki davranış ve erdemleri sürdürülen alışkanlık haline getirmek her ne kadar olumlu olsa da dinî yaşantı ve ibadet hayatı bağlamında düşünüldüğünde, zamanla, bilinç/şuur kaybolmakta, düşünülmeden yapılan davranışlar haline gelebilmektedir. Farkındalık ve bilinç devre dışı kaldığında dinî davranış ve ibadetlerin içeriği kaybolmaktadır. Bu durumun sonucu olarak ibadetler bilinçsizce yapılan ritüellere dönüşmektedir. Bu sebeple yapılan çalışmada, alışkanlığın dinî tutum ve davranışlarda olumsuz sonuçlar doğurabildiği ve istenen şuurlu ibadet hayatını ne şekilde etkilediği ele alınmıştır. Çoğunlukla olumlu şekilde nitelenen ve kabul edilen alışkanlık kavramının, din eğitimi bakımından olumsuz ve istenmeyen bir durum haline nasıl gelebildiğinin süreci tespit edilip, dinî kaynaklar merkeze alınarak muhtemel çözüm önerileri sunulmuştur.
Eğitim (din eğitimi) açısından sebilürreşad ve ictihad dergilerinin incelenmesi ve karşılaştırılması
Sebîlürreşâd ve İctihad, II. Meşrutiyet'ten Cumhuriyet'in ilk yıllarına kadar önemli siyasi ve sosyal olaylara yakından tanıklık etmişlerdir. Dergiler geniş yayın yelpazesine, seçkin yazar kadrosu ve büyük okuyucu kitlesine sahiptir. Sebîlürreşâd İslâmcı, İctihad batıcı kimliği ile ön plana çıkmıştır. Din eğitimi, birey ve toplumu ilgilendiren bir alan olduğundan dergilerin yazar kadrosunda bulunan isimler diğer alanlarda olduğu gibi bu yönde de felsefi ve entelektüel bir perspektif çizmişlerdir. Böylece formal ve informal yönleri ile din eğitimi Sebîlürreşâd ve İctihad'da yerini almıştır. Din eğitimi tarihi araştırmalarında, dergicilik faaliyeti içerisinde II. Meşrutiyet Dönemi ile ilgili olarak daha çok Sebîlürreşâd üzerinden okumaların yapıldığı, İctihad üzerinden karşılaştırmalı bir çalışmanın yapılmadığı görüldüğünden bu çalışma ile dönemin din eğitimi sorunlarına daha geniş bir perspektiften bakma imkânı sağlanmıştır. Araştırmada, dergilerdeki din eğitimi yazı ve makalelerin tespitinde dokümantasyon metodu, içerik analizi ve monografi oluşturma yöntemleri kullanılmıştır. Bu çalışma ile farklı ideolojilere sahip iki derginin din eğitimi konularında daha çok benzer fikirlere sahip oldukları ve kısmen birbirinden uzak fikir ve tezler ileri sürdükleri görülmüştür.
Eğitimde holistik (bütünsel) yaklaşım ve din eğitimi
Genel de eğitim özelde din eğitiminde temel amaç, kolektif bir bilincin kodlarını taşıyan inanç, düşünce, ahlak, değer ve kimliğe dair her türlü içerik ve ayrıntıyla şekillenen toplumsal ve kültürel zenginliğin devamını sağlayacak kaliteli ve nitelikli kuşaklar yetiştirmektir. Eğitim sorunlarının küresel bir boyut kazandığı günümüzde insanlar ve devletler, konuya ilişkin ortak çözüm bulmak ve uygulamak amacıyla daha etkin ve kapsamlı bir model ve yaklaşım arayışına koyulmuştur. Neticede toplum ve uluslar, küresel sorunların üstesinden gelme kabiliyet ve donanımına sahip bir insan modeli geliştirmede en önemli görevin eğitime düştüğünü fark etmiş, modern eğitim anlayışının öngördüğü şekliyle ekonomik verimliliği esas alan tekdüze bireyler yetiştirmek yerine, sevgi, saygı, şefkat, merhamet, öz farkındalık ve sosyal adalet duygusu gibi evrensel ilke ve değerleri benimseyen; doğa, yeryüzü ve evrene karşı sorumluluk bilinci taşıyan erdem ve fazilet sahibi bir insan yetiştirmenin daha doğru ve önemli olduğunu idrak etmeye aşlamıştır. Tezin varsayımı; konu ve olayları tamlık ve bütünlük bağlamında ele alan ve tüm özlü ilke ve esaslara sahip küresel ölçekte etkili bir eğitim modeli sunan holistik (bütünsel) yaklaşımın eğitim ve din eğitimiyle ilgili hedef ve beklentileri karşılama iddiası üzerine kurulmuştur. Çünkü holistik (bütünsel) eğitim; eğitimin ana teması olan çocuğu, fiziksel, duygusal, sosyal, psikolojik, entelektüel, estetik, ahlaki ve manevi olmak üzere tüm boyutlarıyla değerlendirmektedir. Tez, dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, holizmin mahiyeti, ikinci bölümde eğitimde holistik yaklaşım, üçüncü bölümde holistik yaklaşımın konu, yöntem ve hedef bağlamında din eğitim uygunluğu işlenmektedir. Son bölümde holistik eğitimin, din eğitiminde öne çıkan tüm beklentileri karşılama kapasitesine sahip en uygun model olduğu vurgulanmaktadır.
Allah inancı-ahlak ilişkisi: Din eğitimi bağlamında bir inceleme
Bu çalışma İslam düşüncesi doğrultusunda inanç ile ahlak arasındaki ilişkiyi ve bunun günümüz insanındaki tezahür biçimlerini din eğitimi bağlamında tartışmayı amaçlamaktadır. Bu ilişkinin mahiyetinin biri düşünsel, diğeri pratik olmak üzere iki şekilde açığa çıkarılması mümkündür. Allah inancı ile ahlak arasında güçlü bir bağ kuran kadim geleneğimize ait yaklaşımlar tezin teorik çerçevesini oluşturmaktadır. Buradan hareketle çalışma Allah inancının ahlakî eylemlere pozitif etki ettiği, ahlakî eylemlerin de Allah inancını güçlendirdiği iddiasını taşımaktadır. Bu doğrultuda gerçekleşen Allah inancına dayalı ahlak eğitimi ve ahlaka dayalı inanç gelişiminin ise din eğitimine inanç-ahlak ilişkisini pratikte kurma imkânı sunabileceği düşünülmektedir. Bu bağlamda tabakalı örnekleme ve kartopu örnekleme yöntemleriyle belirlenen Allah'a inanan, çeşitli öğrenim düzeylerine sahip, farklı meslek gruplarından, İstanbul'da yaşayan 25-35 yaş arası kadın ve erkeklerden oluşan 42 genç yetişkin ile mülakat tekniğiyle görüşmeler yapılarak nitel araştırma gerçekleştirilmiş, bulgular yapılandırıcı içerik analiziyle değerlendirilmiştir. Tezin pratik kısmını oluşturan nitel araştırma bulguları, inanç ile ahlak arasındaki ilişkinin günümüz insanında yeterince kurulamadığını ve din eğitiminin bu hususta olumlu bir etkiye sahip olmadığını göstermektedir. Allah inancının yanında vicdan, fayda, haz ve akıl gibi beşerî faktörlerin de ahlakın kaynağı olarak kabul edildiği, dolayısıyla inanç-ahlak ilişkisinde "parçalı ahlak anlayışı"nın ortaya çıktığı görülmektedir. Mevcut ahlak teorilerinin dışında yeni, özgün ve karma bir form kazanan bu anlayışta, inanç ile eylem ya da bilgi ile eylem arasındaki ilişkinin mutlaklığı ahlaka yansımazken bazen inanç paranteze alınarak eylemde bulunulup bazen de şartlara göre ahlakilik askıya alınabilmektedir. İnancın aklî temellendirmelerden uzak, taklit aşamasında kalması Yaratıcı ile yeterince güçlü bir bağ kurulmasına, dolayısıyla inancın ahlaka pozitif etki etmesine engel teşkil etmektedir. Yaratıcı ile kurulan ontolojik, epistemolojik ve aksiyolojik irtibatın gerçekleş/e/memesine bağlı olarak ortaya çıkan bu durumda ise ahlakilik, çoğunlukla Allah'ın insan ile ilişkisindeki mütekabiliyetlik esasına dayandırılarak gerçekleşmektedir. İslam düşünce geleneğinden beslenerek kişinin inanç-ahlak tasavvurunu inşa eden ve onun, yaratılışına uygun biçimde yetkinleşmesine olanak tanıyan bir din eğitimi yaklaşımı ise bu bağın güçlendirilmesinin bir imkânı olarak değerlendirilebilir.
Kur'an'da mutluluk kavramı ve eğitimi
İlk Çağ'dan günümüze düşünce sistemlerinin, kadim inançların ve ilahi vahiylerin önceledikleri konulardan biri olan mutluluk, her bireyin ulaşmayı arzuladığı bir duygu olması nedeniyle her çağda gündemini korumaktadır. Tarihsel süreçte yaşanan her türlü değişim ve dönüşüm mutluluk duygusuna yüklenen anlamları etkilemekte, her çağ sahip olduğu bakış açısına göre mutluluk tecrübesini yaşamaktadır. İlk Çağ'da Tanrıların hediyesi veya şans olarak görülen, Ortaçağ'da teolojinin belirlediği alan içerisinde yaşanılacağı kabul edilen mutluluk, modern dönemde sınırlarını bireyin tayin ettiği bir durum olarak yaşanmaktadır. Modern anlayışa göre mutluluk, bireyin arzu ve isteklerinin tatmin edilmesi tasavvuruyla şekillenmektedir. Kur'an bireye yaratılışına uygun, mutlak bir mutluluk tasavvuru inşa etmektedir. Bu çalışma Kur'an'ın sunduğu bakış açısının bireyi mutlu edeceği varsayımı üzerine kurulmuştur. Dört bölümden meydana gelen çalışmanın birinci bölümünde mutluluğun kavramsal çerçevesi, ikinci bölümünde tarihsel süreçte mutluluk ve tasnifi, üçüncü bölümde biyolojik, psikolojik ve sosyolojik olarak işleyişi anlatılmaktadır. Son bölümde Kur'an'da mutluluğun tasnifi, eğitimi ve yönetimi konuları değerlendirilmekte, Kur'an'a göre bu duygunun tasavvurda nasıl inşa edileceği gösterilmektedir.
Din eğitiminde mizah algısı(Edebü'd-Dünya ve'd-dîn ve Ahlak-ı Alâî kitapları çerçevesinde)
Düşüncelerin şaka ve nüktelerle süslenerek, söz ve yazı ile ifade edilmesi olarak tanımlanan mizah, din eğitiminin konusu olabilir mi? Mizah ile din eğitimi nasıl yapılabilir? Mizahın din eğitiminde kullanılmasının sınırları nelerdir? Çalışmada bu sorulara cevap aranmıştır. Mizah kavramının incelenmesi ile araştırmaya başlanmış; benzer manalara gelen latife, şaka, hiciv, nükte gibi kavramlara, mizah kuramlarına ve mizah tarzlarına da değinmek suretiyle kavram açıklaması yapılmıştır. Mizahın din eğitimindeki yerinin ve sınırlılıklarının belirlenmesi için İslam'ın mizaha bakış açısının ortaya konması gerekmektedir. Bu sebeple önce kavram bilgisi daha sonra mizahın İslam'da algılanış biçimi daha sonra da mizah örneklerine değinilerek İslam'da mizah konusu açıklanmıştır. Mizahın eğitim alanında kullanılması konusunda çeşitli çalışmalar incelenmiştir. Din eğitimin mizah yolu ile nasıl verilebileceği de bu bölümde örnekleri ile birlikte verilmiştir. Eğitimde mizah konusu, İslam'ın mizah konusunda çizdiği sınırlar perspektifinden bakılarak değerlendirilmiştir. Son olarak İslam'ın mizaha bakış açısını bize gösterebilecek iki kitap olan Edebü'd-Dünya ve'd-Dîn ve Ahlak-ı Alâî kitapları incelenmiştir. Bu iki örnekten hareketle İslam'ın mizaha bakışı ortaya konulmuş, din eğitiminin mizah yolu ile yapılabilmesi konusu ile birlikte değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler, Din Eğitimi, Mizah, Latife, Şaka, Nükte, Hiciv, Ahlâk-ı Alâî, Edebü'd-Dünya ve'd-Dîn
İlköğretim 1., 2. ve 3. sınıflarda din eğitimi ihtiyacı
Türkiye'deki uygulamaya göre, ilköğretim 1., 2. ve 3. sınıflarda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi yoktur. Bu ders ilköğretim 4. sınıftan itibaren başlamaktadır.Çalışmanın amacı bu uygulamayı hukukî ve ilmî boyutları ile ele almaktır.Bu çalışmada din eğitim tarihi, din psikolojisi, gelişim psikolojisi, eğitim psikolojisi alanlarından faydalanılmış ve sınıf öğretmenlerinin görüşlerine başvurulmuştur.