Theses supervised by Prof. Dr. Hatice Doğukanlı
28 theses · Çukurova University
Gelişmekte olan ülkelerde sermaye yapısını etkileyen faktörler: Türkiye'de bir uygulama
Sermaye yapısı, işletme finansının en önemli konularından birisidir ve gelişmiş ülkelerde bu konuda çok sayıda ampirik çalışmalar yapılmıştır. Buna karşın, gelişmekte olan ülkelerde ve Türkiye'de yeterince çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışma ile bu konudaki literatüre katkı yapmak hedeflenmektedir. İstanbul Menkul Kıymetler Borsası' nda işlem gören imalat sektöründeki 66 firma (1992-2002 dönemi) için sermaye yapısını etkileyen faktörler, firmaya özgü değişkenler, finansal piyasalara özgü değişkenler ve makroekonomik değişkenler kullanılarak panel veri analizi yöntemi ile sulanmıştır. Firmaların büyüme oranları, bankacılık sektörünün gelişmişliği, enflasyon ve kurumlar vergisi oram, sermaye yapısı (borç/özsermaye) üzerinde pozitif etkiye; karlılık değişkeni ise negatif etkiye sahiptir. Bu sonuçlar, teori ve ampirik bulgularla tutarlıdır. Buna karşın borç/özsermaye oram, sabit varlıklar/toplam varlıklar oranından negatif, toplam kamu iç borç stoku/nominal gayri safı yurtiçi hasıla oranından pozitif olarak etkilenmektedir. Bu sonuçlar, ampirik bulgularla tutarlı değildir. Ayrıca hiyerarşi teorisi desteklenmekte ve firmaların büyüklüğü, sermaye yapısı üzerinde etkili olmaktadır. Anahtar Kelimeler : Sermaye yapısı, kaldıraç, finansman tercihi, firma teorisi, panel veri analizi.
Döviz kurundaki değişimin firma karlılığı üzerine etkisinin ölçümü ve Türkiye'de bir uygulama
Firmalar döviz kurundaki beklenmeyen değişimlerin riski altında faaliyetlerini sürdürürler. Uygun döviz kuru tahminlerinin kullanılması firmaların bu riskini azaltıcı bir etkendir. Firmaların döviz kuru riski tehdidi altında bulunan en önemli kalemleri üretim ve ihracat olarak belirlenebilir. Üretim ve ihracat firmanın hisse senedi getirişini ve karlılığı etkileyen en önemli faktörlerdendir. Döviz kurundaki beklenmeyen değişimlerin firma karlılığı ve hisse senedi getirişi üzerine etkisini araştıran çalışmalarda genellikle sermaye varlıklarını fıyatlama modelinden türetilmiş modeller kullanılmaktadır. Bu çalışmada döviz kurundaki beklenmeyen değişimin anlık ve gecikmeli etkisi üretim ve ihracattaki değişimler incelenerek ölçülmüştür. Ocak 1994 - Mart 2001 tarihleri arasında İMKB'de işlem görmüş hisse senetlerinin ayrıntılı bilanço, ayrıntılı gelir tablosu ve hisse senedi fiyatı verilerinden yararlanılmıştır. Sonuçta döviz kurundaki beklenmeyen değişimlerin üretimi anında ve negatif yönde etkilediği, ihracatı ise gecikmeli olarak pozitif yönde etkilediği bulunmuştur. Bu sonuçlar döviz kurundaki beklenmeyen değişmelerin firma karlılığı üzerindeki etkisinin olumsuz olduğu şeklinde yorumlanabilir. Anahtar Kelimeler: Döviz kuru riski, döviz kuru riski ölçümü, sermaye varlıklarını fıyatlama modeli, döviz kuru ve karlılık arasındaki ilişki, otoregresif döviz kuru tahmin modeli.
İşletmelerin büyümesinde büyüklüğün etkisi: Türkiye için bir inceleme
İşletmelerde büyüme finans çevrelerinde en çok araştırılan konulardan biridir.Büyüme üzerinde etkili olan birçok faktör vardır. Bunlar içerisinden en çok tartışılan,işletme büyüklüğüdür. İşletmelerin büyüklüğünün, büyüme üzerinde etkisi olupolmadığı ilk defa Gibrat (1931) çalışmasıyla araştırılmıştır. Gibrat (1931) çalışmasınagöre işletme büyümesi ve büyüklük arasında hiçbir ilişki yoktur. Bu sonuç ?Gibratyasası? veya ?orantılı etki yasası? olarak adlandırılmaktadır. Bu çalışmanın amacı,işletmelerin mevcut büyüklüğünün büyüme üzerinde etkili olup olmadığını Gibratyasası kullanarak ölçmektir. Bu amaçla 1997 ? 2006 dönemleri arasında İSO (İstanbulSanayi Odası) 1000 işletmelerinde, büyüklük ölçütü olarak kullanılan çalışan sayısı, netaktifler, özsermaye, üretimden satışlar verileri ayrı ayrı değerlendirilerek yıllık frekanstakesit regresyon analizi, panel regresyon analizi ve dinamik panel regresyon analiziyöntemleri uygulanmıştır. Ayrıca İSO 1000 işletmeleri büyüklüklerine göre, farklıyöntemlerle gruplandırılıp analizler yinelenmiş ve sonuçların değişip değişmediğiincelenmiştir. Analiz sonuçları, ölçüm faktörü, dönem ve analiz yöntemi farketmeksizin küçük işletmelerin daha hızlı büyüdüğünü ortaya koymaktadır. Sadeceküçük işletmeler bir arada analizlere konu edildiğinde, büyümenin küçük işletmelerarasında benzer olmadığı, nispi olarak daha küçük işletmelerin daha hızlı büyüdüklerigörülmüştür. Büyük işletmeler bir arada analizlere konu edildiğinde, büyümeninbirbirlerine benzer olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak İSO 1.000 işletmeleri üzerindeGibrat yasası reddedilmiştir.
Piyasa anomalileri ve aşırı tepki hipotezinin İMKB'de araştırılması
Bu tez, davranışsal finansın bir alt konusu olan ve Etkin Piyasalar Hipotezinin de karşıtı olan Aşırı Tepki Hipotezini incelemek amacıyla hazırlanmıştır. Bu bağlamda ilk olarak, Fama (1970)'nın desteklediği Etkin Piyasalar Hipotezine ve etkin piyasa çeşitlerine değinilmiş, ardından davranışsal finans teorileri ve piyasa etkinliğini ihlal eden anomaliler açıklanmıştır. Bir sonraki bölümde Aşırı Tepki Hipotezi ve buna dair literatüre yer verilmiştir. Tezin son bölümünde ise İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nın beş farklı endeksinde (İMKB 100, İMKB 50, İMKB 30, İMKB Mali ve İMKB Sınai) Aşırı Tepki Hipotezinin geçerliliği ve zıtlık stratejilerinin normal üstü getiriler elde etmede işe yarayıp yaramadığı araştırılmıştır.Hisse senetlerinde aşırı tepkinin araştırılmasında DeBondt ve Thaler (1985)'in kullandıkları yöntemde bazı değişiklikler yapılarak birer yıllık portföy oluşturma ve test dönemleri oluşturulmuştur. Örneklem olarak İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'ndaki (İMKB) İMKB-Ulusal 100, İMKB-Ulusal 50, İMKB-Ulusal 30, İMKB Sınai ve İMKB Ulusal-Mali endekslerinin Temmuz 1998 ve Haziran 2008 arasındaki dönemde kesintisiz olarak işlem görmüş hisse senetlerinin aylık getirileri seçilmiştir.Yapılan analizler sonucunda İMKB 30 Endeksi dışındaki endekslerde Aşırı Tepki Hipotezini ve zıtlık stratejilerinin yararlılığını destekler sonuçlara ulaşılmıştır. Bununla İMKB'nin zayıf formda dahi etkin olmadığı söylenebilmektedir. İMKB 30 Endeksi dışındaki endekslerde literatürle aynı doğrultuda bulgular elde edilmiştir. Son olarak, bir önceki dönemde kaybeden portföylerin test dönemindeki dönüşüm miktarlarının kazanan portföylerinin dönüşüm miktarlarından büyük olduğu bulunmuştur.
Türkiye'de mali tahlil ve istihbarat çalışmalarının Basel II standartlarına uyumu ve katılım bankaları üzerinde bir uygulama
2004 yılında Basel II Standartlarının yayınlanmasıyla birlikte birçok Avrupa ülkesinde faaliyet gösteren bankalar bu standartlara uyum konusunda yoğun çalışmalar gerçekleştirmişlerdir. 2006 yılında bankaların Basel II standartlarına uyma zorunluluğu AB müktesebatına dahil edilmesiyle, AB'ye üyelik yolunda olan ülkeler için bu standartlara uyum zorunlu hale gelmiştir. Temel amacı bankaları krizlere karşı daha dirençli hale getirmek olarak ifade edilen Basel II standartlarına uyum konusu, Türkiye'de yasal, siyasi ve ekonomik birçok nedenden dolayı tartışılmış ve ilk başta 2008 yılında uygulanması planlanan standartlar belirtilmeyen bir süreye ertelenmiştir. Fakat AB üyeliği konusunda çalışmaları devam eden Türkiye'nin Basel II standartlarına uyum çalışmalarına hız kesmeden devam edeceği belirtilmiştir. Her ne kadar Basel II standartlarında asgari sermaye yeterlilik hesaplamaları öne çıksa da, Basel II standartları etkileri geniş ve derin olan standartlardır. Türkiye açısından bakıldığında kredilendirmedeki yöntem ve süreç değişikliği büyük önem arz etmektedir. Basel II standardıyla birlikte kredilendirmede firma için verilen derecelendirme (rating) notu, kredi limitinin tespit edilmesinde, kredi fiyatlamasında ve teminat yapısının belirlenmesinde ana faktör olarak kabul edilecektir. Günümüzde kredilendirme ise bankalarca yapılan mali tahlil ve istihbarat (MTİ) çalışmalarına göre yapılmakta olup, bu çalışmaların bankacılık sektörü açısından önemi, Basel II standartlarına uyumu ve MTİ çalışanlarının derecelendirme sistemine bakış açılarına ilişkin literatürde fazla kaynak bulunmamaktadır. Bu çalışmayla; bankacılık sektörünün üzerinde durduğu en hassas faaliyetlerden biri olan kredilendirme sürecinin MTİ çalışmaları ve bu çalışmaların temel dayanakları incelenmiş ve bu sürecin Basel II standartlarının sonucu olan derecelendirme sistemine uyumu tartışılmıştır.Bu bağlamda Türkiye'de faaliyet gösteren 4 katılım bankasının 83 MTİ uzmanına anket uygulanmıştır. Sonuçlara göre; MTİ çalışmalarıyla, Basel II standartlarının yapılmasını ön gördüğü uygulamalar arasında temel farlılıklar olmadığı, hem Basel II standartlarının önerdiği derecelendirme sisteminde hem de mali tahlil çalışmalarında firmaların kredi değerliliğini belirleyen ana faktörün firma mali verileri olduğu tespit edilmiştir. Bunun yanında firma mali verilerine olan güvenin az olduğu, bu nedenle derecelendirme sistemine olan güvenin de düşük olduğu görülmüştür. Basel II standartlarına uyum konusunda eğitim alan personelin az olduğu ve alınan eğitimin personelin tamamını tatmin etmediği tespit edilmiştir. Sonuç kısmında; yapılan bu çalışmanın bulgularından bahsedilmiş ve önerilerde bulunularak literatüre katkı sağlanmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Basel II, Mali Tahlil ve İstihbarat, BIS, Kredi, Risk, Sermaye, KOBİ, Katılım Bankası
Gelişmekte olan hisse senedi piyasalarının toplam ve sistematik risklerinin değerlendirilmesi
Uluslararası finansal piyasalar, son çeyrek yüzyılda küreselleşme ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler nedeniyle yeniden şekillenmiştir. 1990'ların başında gelişmiş ülkelerdeki düşük oranlı büyüme nedeniyle, uluslararası yatırımcılar, yatırım yapmak için, gelişmekte olan ekonomileri tercih etmeye başlamışlardır.Toplam risk (Standart sapma) ve sistematik risk (Beta) katsayısının tahmin edilmesi, modern portföy teorisinin belkemiğini oluşturur. Finans literatüründe yer alan araştırmalar, bir varlık için hesaplanan standart sapma ve betanın, getirilerin hesaplanma şekli, hangi endeksin pazarı temsil edeceği, ele alınan tahmin süresi ve benzeri değişkenlere bağlı olarak farklı değerler alabileceğini göstermektedir. Bu çalışmada, gelişmekte olan ülkelerin hisse senedi piyasalarının değişkenliği ölçülmüştür. Değişkenliğin ölçümünde toplam riskin ölçütü olarak standart sapma, sistematik riskin ölçütü olarakta beta katsayısı hesaplanmıştır. Haziran 2002 ? Mayıs 2005, Haziran 2005 ? Mayıs 2008 ve Haziran 2008 - Mayıs 2009 dönemlerinde Morgan Stanley Capital International (MSCI)'de aynı getiri aralığında, farklı dönemlerin etkisinin görülüp görülmediği araştırılmıştır; standart sapma ve beta katsayılarının değişken olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
İşletmelerde finansal sıkıntı durumu ve finansal yeniden yapılandırma: Türkiye'de bir vaka çalışması
Finansal sıkıntı süreci içerisinde olan firmaların finansal yeniden yapılandırma çalışmaları ile ilgili kamuya yapılan bildirimlerin firmaların değerine etkisi üzerine birçok araştırma yapılmıştır. İşletmelerin finansal yeniden yapılandırma uygulamaları ile ilgili yapılan açıklamalara piyasanın aşırı bir reaksiyon gösterip gösteremediği finans literatürünün tartışmalı konularından birisini oluşturmaktadır. Bu çalışmanın amacı, finansal sıkıntı durumunda olan bir firmanın finansal yeniden yapılandırma uygulamaları hakkında kamuya yapılan bildirimlerin hisse senedi getirileri (firma değeri) üzerindeki etkisinin incelenmesidir. Çalışmada olay çalışması (event study) yönteminin kullanılması benimsenmiş ve Türkiye'de tekstil sektöründe faaliyet gösteren bir firma hakkında örnek olay incelemesi yapılması ile daha detaylı ve somut verilere dayalı bir finansal sıkıntı ve finansal yeniden yapılandırma süreci üzerine çalışılma imkanı bulunmuştur. Bildirimlerin firma değerine olan etkisini ölçmek için kümülatif aşırı getiri (Cumulative Abnormal Return-CAR) modeli kullanılmıştır. Analiz sonuçları, yapılan bildirimlere piyasanın genel olarak pozitif yönde tepki verdiği ve firma hisse senedinin pazar getirisi (İMKB 100) üzerinde bir getiri sağladığını ortaya koymaktadır.
İşletme grubu ilişkisinin firma performansına etkisi: İMKB'de bir uygulama
İşletme grupları hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülke piyasalarında görülen piyasa ile firma arası kompleks yapılardır. Bu çalışma Türkiye'de işletme grubu ilişkisinin firma performansı üzerine etkisini çeşitli performans ölçütleri (ROA, ROIC, Tobin Q vb.) kullanarak ölçmeyi amaçlamaktadır. Çalışmada kullanılan örneklem 2002-2009 yılları arasında İMKB'de hisse senetleri işlem gören 82 sanayi işletmesinden oluşmaktadır. Çalışmanın amacına uygun olarak örneklemdeki firmalar üç ana gruba ayrılmıştır. Bu gruplar; büyük işletme gruplarının oluşturduğu grup, küçük işletme gruplarının oluşturduğu grup ve herhangi bir gruba bağlı faaliyet göstermeyen bağımsız şirketlerin oluşturduğu gruplardır. Analiz sonuçlarına göre, büyük bir işletme grubuna bağlı şirketler daha iyi performans göstermekte, küçük ve bağımsız şirketler ise hemen hemen aynı oranda performans göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Firma Performansı, Performans Ölçütleri, İşletme Grupları, Holdingler, Dinamik Panel Veri Analizi
Genel olarak gayrimenkul yatırım ortaklıkları ve İMKB'de bir araştırma
Gayrimenkuller pek çok ülkede en çok tercih edilen yatırım araçlarından biri olmuĢtur. Gayrimenkul Yatırım Ortaklıkları (GYO), gayrimenkule dayalı sermaye piyasası araçları arasında önemli bir yere sahiptir. Bu çalıĢmada GYO‟ların Türkiye‟de ve dünyada ortaya çıkıĢı, geliĢimi, hukuki boyutları ve Ģimdiki durumu incelenmiĢtir. ÇalıĢmanın uygulama bölümünde, GYO endeksi getirisi Ocak 2003-Aralık 2011 dönemleri için Sermaye Varlıkları Fiyatlama Modeli (SVFM) ve Vektör Otoregresif Model (VAR) kullanılarak analiz edilmiĢtir. ÇalıĢmadaki ampirik bulgular, GYO‟ların incelenen dönemde pazar endeksi ile hemen hemen birebir iliĢki içinde olduğunu göstermektedir.Anahtar Kelimeler: Gayrimenkule Dayalı Sermaye Piyasası Araçları, Gayrimenkul Yatırım Ortaklıkları, Sermaye Varlıkları Fiyatlama Modeli, Vektör Otoregresif Modeller
Hisse senedi piyasalarında sürü davranışı: Türkiye örneği
Sürü davranışı bireyin kişisel tutumunun farklı olmasına rağmen dahil olduğu gruba uyarak grubun kararına paralel hareket etmesi durumu olarak açıklanmaktadır. Temel olarak sürü davranışı, sosyal psikoloji ve davranış bilimlerinin ilgilendiği bir konu olmasına karşın hala gelişimini sürdürmekte olan Davranışsal Finans yaklaşımı içinde kendine önemli bir yer bulmaktadır. Bunun sebebi yatırımcıların gösterdikleri sürü davranışının Finans Biliminde yıllar boyu geçerliliğini korumuş olan Etkin Piyasalar Hipotezi ve onun temel varsayımı olan ?rasyonel yatırımcılar? ile çelişiyor olmasıdır. Yapılan bu çalışma ile sermaye piyasalarında sürü davranışı literatüründe kendisine yer bulmuş üç önemli yöntemin İstanbul Menkul Kıymetler Borsası?ndaki (İMKB-BIST) çeşitli sektörlerde ve farklı getiri frekanslarında uygulanması amaçlanmıştır. Bu bağlamda İMKB?de yer alan 15 farklı sektörde Christie ve Huang (1995) ve Chang, Cheng ve Khorana (2000) tarafından geliştirilen yöntemler günlük ve haftalık verilerle, Hwang ve Salmon (2004) tarafından geliştirilen yöntem ise günlük, haftalık ve aylık verilerle uygulanmıştır. Chang, Cheng ve Khorana?nın (2000) yöntemiyle yapılan araştırmada Yao, Ma ve He?nin (2013) önerilerinden, Hwang ve Salmon?un (2004) yöntemiyle yapılan çalışmada ise Caparrelli, D?Arcangelis ve Cassuto?nun (2004) çıkarımlarından faydalanılmıştır. Araştırma ilk iki yöntemde 4/1/2000-28/9/2012 periyodunda, diğer yöntemde ise 4/1/2000-30/11/2011 periyodunda İMKB?de işlem gören hisse senetlerinin düzeltilmiş getirileri ile yapılmıştır. Sonuç olarak hisse senedi getirilerinin yatay kesit standart sapmalarıyla piyasa getirisi arasında doğrusal bir ilişki olduğunu varsayan Christie ve Huang?ın (1995) yöntemine göre sürü davranışı bulunamazken, bu ilişkinin doğrusal olamayacağını savunan Chang, Cheng ve Khorana?nın (2000) yöntemine göre ve hisse senedi beta katsayılarının yatay kesit sapmalarına göre sürü davranışını araştıran Hwang ve Salmon?un (2004) yöntemine göre sürü davranışını destekleyen kanıtlara ulaşılmıştır.
Yerel yatırım taraflılığı ve nedenleri: Türkiye örneği
Son yıllarda sınır ötesi menkul kıymet ticaretindeki önemli artışa ve uluslararası yatırımın birçok engelinin ortadan kalkmasına rağmen yatırımcıların hala portföylerindeki yerel hisse senetlerine aşırı ağırlık verdiği görülmektedir. Yerel yatırım taraflılığı (home bias veya domestic bias) olarak ifade edilen ve finans literatüründe tartışma konusu olmaya devam eden bu olgu standart varlık fiyatlama teorisi ile çelişmektedir ve hisse senedi portföylerinin uluslararası çeşitlendirme faydası ile ters düşmektedir. Hisse senedi yerel yatırım taraflılığı için birçok kurumsal ve davranışsal açıklama ortaya koyulmuş ancak taraflılığın kalıcı boyutuna en iyi açıklamalar psikolojik eğilimler ile sağlanmıştır. Bu çalışmada hisse senedi yerel yatırım taraflılığının nedenlerinin Türk yatırımcıları açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Bu çerçevede, Türk yatırımcılarının 2001-2010 yılları arasında yabancı hisse senedi yatırımı yaptığı 20 hedef ülkeye göre belirlenen yerel taraflılık düzeylerinde döviz kuru riski, direkt maliyetler, benzerlik, kültürel faktörler, kurumsal yönetim, sermaye pazarı özellikleri ve ekonomik özellikler faktörlerinin etkisi analiz edilmiştir. Uluslararası sermaye varlıkları fiyatlama modeli gösterge alınarak belirlenen yerel yatırım taraflılığı bağımlı değişkeni üzerinde 15 değişken ile temsil edilen yedi faktörün etkisi panel veri analizi yöntemleri kullanılarak araştırılmıştır. Analiz sonuçlarına göre Türk yatırımcılarının uluslararası hisse senedi yatırımlarında yerel yatırım taraflılığının temel belirleyicileri, benzerlik ve kültürel faktörlerdir. Ayrıca ekonomik gelişmişlik göstergelerinden dış ticaret hacmi ve direkt maliyet göstergelerinden stopaj vergisi oranının da Türk yatırımcısının yabancı hisse senedi yatırım kararlarında düşük düzeyde etkisi bulunmaktadır. Türk yatırımcıları, çeşitlendirme olanağından yoksun, kurumsal yönetim düzeyi zayıf, coğrafi açıdan uzak ve az gelişmiş de olsa aşina olunan ve kültürel olarak yakın pazarlara hisse senedi yatırımı yapmayı tercih etmektedir. Bu bulgular, Türk yatırımcılarının uluslararası hisse senedi yatırımlarında kurumsal faktörlerden çok davranışsal faktörlerden etkilenme eğiliminde olduğunu ortaya koymaktadır. Aşina olunmayan pazarlarda yüksek bilgi maliyetine maruz kalmak veya bilgisel dezavantajda olduğunu algılamak Türk yatırımcılarının yabancı yatırımlardan uzaklaşmalarına neden olmaktadır.
Kur riski duyarlılığı, kur riski ölçümü ve türev ürün-kur riski ilişkisi: Türk mevduat bankaları üzerine bir uygulama
Türkiye gibi gelişen piyasa ekonomileri 1990-2001 döneminde önemli finansal krizler yaşamışlardır. Bu krizlerde bankaların açık pozisyonları ve kur riski önemli birer değişken olmuştur. Yaşanan bu krizler sonrasında uygulanan yeni politikalar bu ülkelerde bir finansal risk yönetim kültürünün oluşmasını da beraberinde getirmiştir. Bu kapsamda bu çalışmada öncelikle, 2000'li yılların başı ile yeniden yapılandırılan Türk mevduat bankalarının bu yeni dönemde kur riskine duyarlı olup olmadıkları incelenmiştir. Ardından bankaların taşıdıkları döviz pozisyonları nedeniyle uğrayabilecekleri maksimum kayıp tutarlarının tespitine dönük olarak kur riski ölçümünde kullanılacak en uygun VaR modelinin tespiti ve kur riski yönetimine dönük olarak kullandıkları swap, opsiyon, futures ve forward kontratların bankaların kur riski duyarlılığını azaltıp azaltmadığı incelenmiştir. Çalışma bulguları Türk mevduat bankalarının kur riskine duyarlı olduklarına dair güçlü kanıtlar sunmaktadır. Ayrıca kur riski ölçümünde Euro için student-t dağılımına sahip FIGARCH, Dolar içinse aynı dağılım varsayımı altında GARCH modelinin kullanılmasının daha doğru bir karar olacağı anlaşılmaktadır. Türev ürünlere gelince, bankaların türev ürünleri kullanarak kur riski duyarlılığını azaltmada başarılı oldukları anlaşılmaktadır. Fakat 2007-2008 krizi dikkate alındığında bankaların kriz öncesi döneme göre hem kur riski duyarlılığının arttığı hem de türev ürün kullanımına dayalı olarak kur riski duyarlılığını azaltmada daha az başarılı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Genel olarak alacak yönetimi ve Adana'da faaliyet gösteren sanayi işletmeleri üzerinde bir uygulama
Mal veya hizmetlerin kredili satışı, müşterileri çekmek ve karlılığı artırmak için günümüz rekabetçi ekonomik sisteminin temel unsurlarından biridir. Bu doğrultuda kurumsal işletmelerin başarısını ve dolayısıyla ülkenin refahını arttırmak amacıyla kredili satışlardan oluşan alacakların etkin olarak yönetilmesi kurumsal işletmelerin performansında büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmanın amacı; Adana'da faaliyet gösteren sanayi işletmelerinin alacak yönetim politikalarını incelemektir. Çalışmada Adana Hacı Sabancı Organize Sanayi Bölgesi'nde faaliyet gösteren 22 firmaya e-posta yoluyla anket uygulanmıştır. Çalışma sonucunda işletmelerin temel alacak yönetimi fonksiyonlarını yerine getirdikleri, ancak modern yönetim teknikleri kullanmadıkları belirlenmiştir. Çalışma sonuçları doğrultusunda işletmelere finansal yönetimle ilgili ve spesifik olarak alacak yönetimi ile ilgili öneriler sunulmuştur. Ayrıca gelecek araştırmalar için öneriler de geliştirilmiştir. Anahtar kelimeler:Kredili satış, alacak yönetimi, tahsilat yönetimi, kredi koşulları.
Hisse senedi getirilerinde değer primi etkisi: BİST'de bir uygulama
Bu çalışmada değer ve büyüme hisse senetlerinin getirileri arasındaki pozitif farkı ifade eden değer priminin, Borsa İstanbul'da (BİST) Temmuz 2006 – Haziran 2015 döneminde varlığı incelenmiştir. Değer ve büyüme hisse senetlerini belirlemek amacıyla Defter Değeri/Piyasa Değeri, Kazanç/Fiyat, Nakit Akımı/Fiyat ve Temettü Verimi oranları ölçüt olarak kullanılmıştır. Değer ve büyüme portföylerinin getirilerini açıklamak için ise iki faktör modeli kullanılmıştır. Analizler sonucunda, değer priminin Borsa İstanbul'da süreklilik arz etmediği tespit edilmiştir. Yapılan zaman serisi analizlerinde portföy getirilerini açıklamada pazar risk primi değişkeninin değer primi değişkenine göre daha başarılı olduğu gözlemlenmiştir. Ayrıca çalışmada kullanılan iki faktör modelinin değer ve büyüme portföylerin getirilerini açıklamada yetersiz olduğu ifade edilmiştir. Anahtar kelimeler: Değer primi, değer yatırım stratejisi, büyüme yatırım stratejisi,değer hisse senetleri, büyüme hisse senetleri
Kurumsal yönetim uygulamalarının kâr dağıtım politikasına etkisi: BİST'de bir uygulama
İşletmelerin kâr dağıtım politikasına ilişkin kararlarının nakit akışlarını, piyasa değerlerini ve dolasıyla ortakların refahını etkileyip etkilemediği çok tartışılan konulardan biridir. Araştırmacılar işletmelerin kâr payı dağıtım politikası davranışlarının arkasında yatan faktörleri analiz ederken farklı sonuçlara ulaşmışlardır. İşletmenin sahiplik yapısı (sahiplik bileşimi, yabancı sahiplik, yöneticinin sahipliği), kârlılığı, büyüklüğü, riskliliği, kurumsal yönetim uygulamaları, likiditesi, büyüme (yatırım) olanakları, ilgili ülkedeki vergilendirme uygulamaları ve yasal düzenlemeler araştırmalarda kâr dağıtım politikasına etkileri incelenen faktörlerdir. Literatürde bu faktörlerin kâr payı politikasına etkisini farklı ülke, sektör ve işletmeler özelinde ele alan çalışmalara sıkça rastlanmaktadır. Daha çok gelişmiş ülkeler için yapılan bu çalışmalar, son yıllarda gelişmekte olan ülkeler için de artmaktadır. Gelişmekte olan ülkelere yatırımcı ilgisinin artması, bu ülkelerdeki kâr payı dağıtım politikalarının incelenmesi gereğini doğurmuştur. Bazı araştırma sonuçlarına göre; işletmelerin kâr payı dağıtım politikasını belirleyen faktörlerden biri de işletmelerin belirli kurallar çerçevesinde faaliyet göstermesini sağlayarak verimliliklerini arttırmayı ve işletme paydaşlarının (hissedarlar, yatırımcılar, alacaklılar, çalışanlar, müşteriler, tedarikçiler ve diğerleri) çıkarlarını korumayı hedefleyen kurumsal yönetim uygulamalarıdır. Bu çalışmada, işletme ile paydaşları (öncelikle hissedarlar ve yatırım yapanlar) arasındaki ilişkileri tüm yönleriyle ele alan kurumsal yönetim uygulamalarının, işletme paydaşlarını da doğrudan etkileyen kâr dağıtım politikasına etkisi belirlenmeye çalışılacaktır. Bu kapsamda hisse senetleri Borsa İstanbul'da (BIST) işlem gören ve kurumsal yönetim derecelendirmesi yaptıran bazı işletmeler, 2009-2017 yıllarını kapsayan 9 yıllık dönem için panel veri analizi yöntemiyle incelenmiştir. Çalışmada işletmelerin kâr dağıtım politikasını temsil eden kâr payı dağıtım oranı bağımlı (açıklanan) değişken olarak belirlenmiştir. Çalışmanın bağımsız (açıklayıcı) değişkeni ise kurumsal yönetim derecelendirme notudur. Çalışmada kontrol değişkeni olarak firma büyüklüğü ve firma kârlılığı kullanılmıştır. Panel veri analizinin uygulandığı çalışmanın sonuçlarına göre; kurumsal yönetim derecelendirme notunun ve kontrol değişkeni olan firma kârlılığının, firma kâr payı dağıtım oranı üzerinde anlamlı ve pozitif etkisinin olduğu tespit edilmiştir. Kontrol değişkenlerinden firma büyüklüğünün ise istatistiki olarak anlamlı bir etkisinin olmadığı bulgusuna ulaşılmıştır. Anahtar kelimeler: Kâr dağıtım politikası, kurumsal yönetim, panel veri analizi, Borsa İstanbul, kâr payı ödemesi.
Genel olarak finansal okuryazarlık ve İslami finansal okuryazarlık: Adana ili'nde bir araştırma
Finansal açıdan bakıldığında okuryazarlık, para ve sermaye piyasaları hakkında bilgi sahibi olma ve yorum yapabilme, tasarruf sahibi olma ve hatta doğru yer ve zamanda yatırımlar yapabilme gibi durumlar iken ''islami finansal okuryazarlık'' kavramı da bütün bu kavramların yanısıra her şeyden önce İslami inanca sahip olma, bu inanç üzerine yaşantısını sürdürebilme ve aynı zamanda da para ve her türlü maddi iş ve işlemlerinde İslami kuralları gözetip o kurallara göre hareket etme; aynı zamanda İslami finansal kavramlara yönelik bilgi sahibi olma ve hatta bunları kullanabilme yetkinliği olarak değerlendirilebilir. İslami finans piyasaları özellikle 1980'lerin başında Türkiye'de ve daha da öncesinde dünya çapında uygulamaya konulmuş bir sistem olup, para ve sermaye piyasalarında İslami kural ve şartlara göre iş ve işlem yapmak isteyen kişi ve kurumlara altyapı sağlayan aracı kurumların barındırıldığı bir sistemdir. Gelişmeye son hızla devam eden bu sistem, özellikle İslam ülkelerince ilgi görmekte ve bu bağlamda araştırmaya değer bir konu olarak ele alınabilmektedir. Türkiye'de bir çok ilde, özellikle üniversiteler bazında yapılan birkaç çalışmada finansal ve İslami finansal okuryazarlık kavramları incelemeye alınmış ve kişilerin bilgi, tavır, tutumları finansal boyutta araştırılmıştır. Elde edilen sonuçlarda genel olarak finansal okuryazarlık düzeyi ortalama seviyelerde bulunmuş, erkek öğrenci ya da katılımcıların kadınlara görece bilgi düzeylerinin yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Elde edilen bulgular, özellikle belirli kitleleri hedef almak isteyen kişi ve kurumlarca bilgi/veri olarak görülüp kullanılabilecek birer kaynak teşkil etmektedir. Dünya çapında finansal okuryazarlıkla alakalı çalışmalar mevcuttur, bunların arasında önem kazanmış olan bir çalışma, OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü) tarafından 12 ülkeden katılım yapan vatandaşlar üzerine uygulanmış, finansal bilgi, finansal davranış ve finansal tutumları gözlemlenmiştir. Bu çalışmada, Adana ili içerisinde yaşayan farklı yaş ve meslek gruplarından katılımcılardan oluşan bir anket üzerinden araştırma yapılmış ve bulgular incelenmiştir. Anket çalışmasının yapıldığı dönem, Mart 2019 – Mayıs 2019 arasındadır. Çalışma sonuçlarına göre, katılımcıların genel anlamda finansal bilgileri sıklıkla kullandıkları finansal ürünler olan kredi/banka kartı ve mevduat hesabı gibi finansal ürünler hakkında yüksek olmakla birlikte, kadın katılımcı sayısı daha fazla olmuştur, erkek katılımcıların bilgi düzeyi daha yüksek çıkmıştır. Ayrıca ankete katılan bireyler finansal bilgi konusunda önce çevresine ve banka personellerine danışmaktadır. Çalışmada ayrıca islami finansal okuryazarlık konusu da incelenmiş olup, katılımcılarda genel olarak islami finansal okuryazarlık düzeyleri son derece düşük bulunmuştur. Katılımcıların faiz konusundaki inanca yönelik algısı, faizin haram olmadığı şeklinde tespit edilmiştir. Çalışmada cinsiyet faktörü ile ankette sorulan sorular üzerinde anlamlı farklılık oluştuğu, meslek ve yaş faktörü ile anket soruları üzerinde ise anlamlı bir farklılık oluşmadığı gözlemlenmiştir.
Kurumsal yönetim uygulamalarının hisse senedi getirisi üzerine etkisi: BIST'de bir araştırma
Kurumsal yönetim kavramı, dünyada yetkiyi kötüye kullanımlar sonucu oluşan şirket skandalları ve yaşanan ekonomik krizlerden sonra önemini arttıran bir olgudur. Bu yaklaşım tartışılmaya başlandıktan sonra dünyada birtakım standartlar, kanunlar ve ilkeler çerçevesinde şekillendirilmiştir. Şirketlerin şeffaf, denetlenebilir ve hesap verebilir bir yapıya kavuşması, şirketle ilişkili olan bütün taraflar arasında eşit mesafede olma kurumsal yönetimin en önemli amaçlarından olmaktadır. Kurumsal yönetimi etkili bir biçimde uygulayan şirketlerin yatırımcı nezdinde de daha çok tercih edilmesi ve hisse senetlerinin performanslarının olumlu yönde etkilenmesi beklenmektedir. Bu çalışmada da Türkiye'de kurumsal yönetim uygulamalarının hisse senedine olan etkisi Panel VAR modeliyle analiz edilmiştir. Bu bağlamda 2009-2016 yılları arasında kurumsal yönetim endeksinde yer alan ve en az beş yıllık kurumsal yönetim notu olan 19 adet firmanın kurumsal yönetim notları ile hisse senedi getirileri arasındaki ilişki incelenmiştir. Elde edilen bulgulara göre, kurumsal yönetim uygulamalarının hisse senedi getirileri üzerinde negatif etkisi bulunmaktadır. Çalışmada, kurumsal yönetim endeksinin performansı da BIST100 ve BIST30 endeksi ile karşılaştırılarak analize dahil edilmiştir. Performans değerlendirmesine göre, kurumsal yönetim endeksi performansı Sharpe, Treynor ve Jensen ölçütlerine göre karşılaştırılan diğer iki endeksin gerisinde kalmaktadır.
Kurumsal sosyal sorumluluğun portföy performansına etkisi: Borsa İstanbul'da bir uygulama
Bu çalışmanın amacı, Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) performansının, portföy performansı üzerindeki etkisini incelemek ve yüksek KSS puanlı hisse senetlerinin alınması ve düşük KSS puanlı hisse senetlerinin satılması yoluyla oluşturulacak bir al-sat stratejisinin performansını değerlendirmektir. Bu amaçla 2009-2018 yılları arasında Borsa İstanbul'da (BİST) işlem gören ve farklı KSS performansına sahip hisse senetlerinden yüksek ve düşük KSS puanlı iki portföy oluşturulmuştur. Daha sonra Temmuz 2010-Haziran 2020 dönemlerinde portföyler arasında herhangi bir performans farklılığının olup olmadığını ve bu farkın KSS özelliklerinden kaynaklanıp kaynaklanmadığını test etmek için Sermaye Varlıkları Fiyatlama Modeli (Capital Asset Pricing Model [CAPM]), Üç Faktör Modeli (3FM), Dört Faktör Modeli (4FM) ve Beş Faktör Modeli (5FM) olmak üzere dört farklı performans modeli uygulanmıştır. Bulgular, yüksek ve düşük KSS puanlı portföylerin alfa katsayılarının genellikle pozitif ve anlamlı olduğunu göstermektedir. Bu sonuç, yatırımcıların KSS portföylerine yatırım yaparak pazara göre daha üstün bir performans elde edebileceklerini göstermektedir. Bunula birlikte iki portföyün performansı arasındaki farkı gösteren fark portföyünün alfası, çoğu durumda negatif ve anlamsız çıkmaktadır. Bu sonuç ise yüksek ve düşük KSS puanlı portföylerin performansları arasında anlamlı bir farkın olmadığını ifade etmektedir.
Kripto para piyasalarında yatırımcı davranışlarının araştırılması
Kripto para birimleri alternatif bir para birimi olarak ortaya çıkmış, beraberinde getirdiği Blokzincir teknolojisi ile son yılların en gözde konularından birisi olmuştur. Kripto paralar, emtia ve itibarî paralarla sık sık karşılaştırmalara dahil edilmiş olup avantajları ve dezavantajları bulunmaktadır. Kripto paralar ilk ortaya çıkış yılı olan 2009 ile birlikte yatırımcılarına kısa zamanda çok yüksek miktarlarda kârlar sağladıkları için yatırımcıların ilgi odağı haline gelmiştir. Ortaya çıkışı ile beraberinde birçok işkolunu da meydana getirmiştir. Madencilik faaliyetleri ortaya çıkmış ,bunun için yüksek donanımlı bilgisayarlar üretmek zorunda kalındığından bilgisayar firmaları bu alana özel parça üretimine başlamışlardır. Bu gelişmelere rağmen henüz resmiyet kazanmamıştır. Kripto varlıklar ortaya çıktıklarından itibaren daima alternatif yatırım araçlarıyla karşılaştırılmıştır. Bu kapsamda 4. Bölümde detaylı olarak kripto varlıklar ile altın ve Bist100 getiri ve risklerinin karşılaştırılması yapılmış olup, Btc'nin en yüksek getiriye sahip yatırım aracı olduğu ortaya konulmuştur. Bu gelişmeler ışığında kripto para birimlerini ve bu alandaki gelişmeleri özetleyerek, kripto paraların getiri ve risklerini diğer yatırım araçlarıyla karşılaştırmalı olarak ele alarak, kripto para yatırımcılarının yatırım davranışlarını anket yoluyla ortaya çıkarmaya dönük bir çalışma hazırlanmıştır. Bu çalışma 2020 yılında 392 katılımcının verdiği katkılarla anket yönetimi uygulanarak yapılmıştır. Anket soruları katılımcılara 20 Aralık 2019 - 1 Mart 2020 tarihleri arasında internet ortamında ulaştırılmıştır. Sonuç olarak kripto para yatırımcılarının bu alandaki görüşleri hakkında bilgi edinilmiş olup kripto paraların yasalaşması sürecinde literatüre katkı vermesi amaçlanmıştır. Kolayda örnekleme yöntemiyle yapılan ankette katılımcı sayısı 392 olarak gerçekleşmiş ve bu katılımcıların kadın oranı %18,11 olmuştur. Katılımcıların %80'den fazla üniversite mezunu olup, %40'dan fazlasının gelir düzeylerinin 7501 TL'den fazla olduğu tespit edilmiştir. Anket katılımcılarının kripto paralara olan güveni yaklaşık %50 olup aynı zamanda kripto para borsalarına güvenenlerin oranı da yaklaşık %30 düzeylerindedir. Aynı zamanda kripto paraların balon olduğu görüşüne katılmayanların oranı da %60'dan fazladır. Kripto paraların ticarette kullanımı %13 düzeylerindedir. Yatırımcıların %60'a yakını Covid-19 salgınının kripto para piyasalarını olumlu etkileyeceğini inanmaktadır. Yatırımcıların %32'si açtıkları işlemlerden %21 ve üstü kazanç beklerken zarar kes için %5 oran katılımcıları %36'sı tarafından uygun görülmüştür. Katılımcıların yaklaşık %37'si yatırım davranışlarını yüksek riskli yatırım olarak tanımlamışlardır. Katılımcıların %58'si kripto para borsalarını her gün takip ettiklerini belirtirken yatırımlarını her gün takip edenlerin oranı %65 düzeylerinde gerçekleşmiştir. Katılımcıların eğitim düzeyleri ile risk alma tercihleri arasında bir ilişki bulunamazken; cinsiyet, gelir düzeyi, çalışıyor olma durumu ile risk algısı arasında ilişki bulunmuştur.
Türkiye'de döviz kuru riski: BİST 100'de işlem gören sanayi alt sektör endekslerinin forex betalarının ölçümü
Döviz kuru, ekonomik belirsizliklerin artış gösterdiği bir ortamda ekonomideki en önemli göstergelerden biridir. Kurda meydana gelen değişim geniş perspektiften bakıldığında ekonomileri etkilediği kadar işletmeler ve sektörleri de doğrudan etkilemektedir. Kur riski, gelecekte oluşabilecek beklenmedik döviz kuru dalgalanmaları sebebiyle işletmelerin ve sektörlerinin mali durumunda ortaya çıkan olumsuz etkidir. Bu çalışmada, ABD Doları ve Euro para birimleri açısından BIST'teki sanayi alt sektör hisse senedi endekslerinin döviz kuru duyarlılıklarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında Ocak 2013-Aralık 2019 dönemi aylık verileri baz alınmış olup; gıda, odun-kağıt&baskı, kimya, taş-toprak, tekstil, ana metal sanayi ve metal eşya-makine şeklinde 7 alt sektör hisse senedi endeks getirileri temel alınmıştır. Döviz kuru duyarlılığı basit regresyon analizi ile ABD Doları ve Euro kuru için ayrı ayrı test edilmiştir. Bulgular; ABD Doları açısından 5 alt sektörde, Euro açısından ise sadece 2 alt sektörde istatistiksel olarak anlamlı sonuç elde edildiğini göstermektedir. Anlamlı sonuç elde edilen tüm alt sektör endekslerinin negatif forex betaya sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
The impacts of capital structure on firm's performance: Evidence from EAGLEs and NESTs emerging markets
Capital structure decisions are considered as one of the major financial management decisions of a company, which by proper and efficient adoption of that undoubtedly, a company can play a significant role in achieving its ultimate goal, which is to maximize the value of the company and increase the ownership value of its stockholders. Because it is argued that capital structure by influencing the cost of the capital can improve the operational performance of firms and increase their value. Given the importance of this topic, in this study, the impact of capital structure on the performance of manufacturing companies operating at the different levels of emerging markets in terms of share in global gross domestic product (GDP) growth has been investigated from 2010 to 2019. Therefore 5 Countries each China, India, Brazil, Indonesia, and Turkey are selected from the EAGLEs Emerging countries, which are situated at the top level of emerging markets in terms of share in global GDP, and 5 other countries each Poland, Thailand, Sri Lanka, Saudi Arabia, and Chile are selected from the NEST emerging markets which are situated at the bottom level of emerging markets. The empirical results obtained from this study show that, except for some insignificant positive and negative relationships for some countries, In general leverage (Debts/Assets) has a negative significant relationship with the performance of manufacturing companies in each of EAGLEs and NESTs emerging countries. This means that by increasing the share of debt in the capital structure of companies in the above sample emerging countries, their operational performance decreases. Keywords: Capital structure, financial leverage, firm's performance, emerging market.
The effects of board structure characteristics on capital structure: An application on companies registered to Borsa Istanbul
The study aims to examine the board structure effects on the decisions of capital structure for publicly listed manufacturing companies in Turkey. The prior studies in Turkey mainly focused on the relationships between the attributes, structure, and diversity of the board of directors and firms' financial performances. Little has been done on the association between board structure characteristics and financing decisions. For this reason, examining the links between corporate governance features and companies' financing decisions is of great importance as it will contribute to the extant corporate governance and financing decisions literature. The necessary research data were collected from companies' annual financial, operational, and corporate governance compliance reports from 2011 to 2019. The board structure data was hand collected from firms' operational reports, Public Disclosure Platform (KAP) database and the respective companies' websites. Accounting and financial variables were also collected from Finnet, Borsa Istanbul's licensed data disseminator. The collected data were analyzed in two stages; in the preliminary stage, descriptive analysis and econometric analysis techniques were carried out in the second stage. Due to the behavior of the data, this study has employed a panel econometric regression model. Consequently, appropriate tests were carried out to select the most suitable model of the study. According to the Hausman specification test, the Fixed Effects model is preferred to test the research hypotheses. Moreover, the FE model is selected to overcome the concern of omitted variables bias. The finding reveals that board independence has a significant positive effect on the leverage ratio of listed companies in Turkey. Boards with more independent directors encourage more debt financing in companies' capital structure because company managers face intense scrutiny and are therefore pushed to employ more leverage in the company's capital structure. The board meetings frequency is negatively and significantly influences the firm capital structure decision. Thus, it has been confirmed that Turkish companies, which frequently hold board meetings, will reduce their external debt financing. Conversely, top management compensation is significantly affects the capital structure decisions of Turkish companies. The study found that gender diversity on the boards has insignificant effects on the capital structure choices of Turkish listed companies. The control variables' results primarily follow the prominent capital structure theory, called the pecking order theory. Keywords: Board structure, Capital structure, Corporate governance, Panel data, Turkey
Genel olarak finansal kapsayıcılık ve Türkiye açısından değerlendirilmesi
Finansal kapsayıcılık kavramı literatür bazında ve ampirik olarak irdelenmesi gereken bir kavramdır. Bu kavramın, bir toplumun finansal gelişmişliğinin ne düzeyde olduğunu gösteren çok önemli bir gösterge olduğu düşünülmektedir. Öyle ki ekonomik faktörlerin finansal sistem tarafından ne kadar kapsandığı, toplumun refah oranıyla doğru orantılıdır. Akademik literatürde birbirinden farklı tanımlara rastlansa da en temel olarak finansal kapsayıcılık; bir nüfusun tüm kesimlerinin, en düşük gelire sahip olanlar da dahil olmak üzere, resmi finansal ürün ve hizmetlere erişebilmesi anlamına gelmektedir. Bu araştırmanın amacı Türkiye'de finansal kapsayıcılığın ne denli yaygın olduğunun ölçümünün en etkili şekilde yapılmasının sağlanmasıdır. Sarma (2008) finansal kapsayıcılığın ölçülmesi amacı ile finansal kapsayıcılık endeksini ve bu endeksin hesaplanması yöntemini literatüre kazandırmıştır. Bu endeks 0 ile 1 arasında değer almaktadır ve 0'a yakın sonuçlar finansal kapsayıcılık açısından düşük, 1'e yakın sonuçlar finansal kapsayıcılık açısından yüksek olarak tanımlanmaktadır. Bankacılık göstergeleri üzerinden değerlendirilen bu yöntem birçok araştırmacıya ışık olmuştur. Bu çalışmada, 2015 ve 2020 yılları arasında Türkiye'nin 81 ili için, Sarma'nın (2008) çalışmasındaki gibi klasikleşmiş olan göstergelerle ve alternatif farklı göstergeler de kullanılarak ölçülerek finansal kapsayıcılık endeksi 2 farklı yöntemle hesaplanmıştır. İki farklı yöntem ile hesaplanan sonuçlar iller bazında karşılaştırılmıştır ve klasik yöntemde kullanılan göstergelere ek göstergeler kullanılarak yapılan hesaplama sonuçlarının farklılıkları olduğu görülmüştür. Klasik yöntem ile yapılan hesaplama sonuçlarının, alternatif yöntem ile yapılan hesaplama sonuçlarından daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Hesaplanan değerler arasındaki farklar finansal kapsayıcılık endeksinin hesaplama aşamasında seçilen boyut ve göstergelerin ne denli çeşitli olduğunu ve bir ilin finansal gelişmişlik düzeyinin sadece o ilde bulunan banka şube ve ATM sayıları ile ölçülemeyeceğini, ilgili ilin coğrafi ve demografik yapısı gereği finansal sisteme farklı şekilde dahil olunabileceğini göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Finansal Kapsayıcılık, Finansal Tabana Yayılma, Finansal Dışlanma, Finansal Erişim, Finansal Kapsayıcılık Endeksi, Finansal Kapsayıcılığın Ölçülmesi
Türkiye'de aktif ve pasif yönetilen portföylerin karşılaştırmalı analizi
Bu çalışmanın amacı Türkiye'de aktif ve pasif yönetilen portföylerin birbirleriyle ve kendi içlerinde performans analizleri ile karşılaştırılmasıdır. Bu amaç için dayanak varlıkları hisse ve altın olan aktif ve pasif yönetilen yatırım fonları seçilmiş ve 2017-2021 tarihleri arasında günlük kapanış fiyatları temel alınarak performansları karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Toplam riske göre performans ölçen modellerden Sharpe Oranı ve M2 Performans Ölçütü ile sistematik riske göre performans ölçen modellerden Treynor Oranı, T2 Performans Ölçütü, Jensen (Alfa) Ölçütü aktif ve pasif fonlar için ayrı ayrı hesaplanmış ve karşılaştırmalı olarak yorumlanmıştır. Dayanak varlığı hisse senedi olan fonlarda aktif fonların performansı pasiflere göre çok daha iyi olurken, dayanak varlığı altın olan fonlarda aktif ve pasif yönetilen fonlar birbirlerine yakın performansa sahiptir. Bağımlı örneklem t testi yapıldığında hisse bazlı olan aktif ve pasif fonların getirilerinin ortalaması arasında anlamlı bir fark bulunmuştur. Altın bazlı olan aktif ve pasif fonların getirilerinin ortalaması arasında ise anlamlı bir fark bulunamamıştır. Aktif yönetilen fonların pasiflerden daha başarılı olmasını sağlayan portföy yöneticisinin zamanlama ve seçicilik konusundaki başarısı olmaktadır. Portföy yöneticilerinin seçicilik yeteneği Jensen alfası ile, zamanlama yeteneği ise Treynor-Mazuy kuadratik regresyon modeli ile incelenmiştir. Portföy yöneticilerinin seçicilik yeteneklerinin yüksek olduğu ancak 6 endeks fondan 1 tanesinin ve 21 hisse fondan ise yine sadece1 tanesinin zamanlama yeteneğine sahip olduğu görülmüştür. Anahtar kelimeler: Aktif portföy yönetimi, pasif portföy yönetimi, endeks fonlar, fon performansı