Theses supervised by Prof. Dr. Hilal Yıldız
10 theses · Sakarya University
Askeri harcamalar, ekonomik büyüme ve doğrudan yabancı yatırımlar arasındaki ilişki: Türkiye örneği
Askeri harcamalar, bir yandan bir ülkenin güvenliğini sağlamada kritik bir rol oynarken, diğer yandan ekonomik büyüme ve yabancı yatırım girişleri üzerinde çeşitli etkiler yaratabilmektedir. Aristoteles'in Politika 'da ifade ettiği gibi, bir devletin başarısı yalnızca zenginliğe değil, o zenginliğin nasıl yönetildiğine bağlıdır. Bu bağlamda, askeri harcamalarının ekonomik büyüme ve doğrudan yabancı yatırımlarla olan ilişkisini anlamak, modern devletlerin kaynaklarını etkin bir şekilde kullanmaları için hayati öneme sahiptir. Bu çalışma, Türkiye'de askeri harcamalar, ekonomik büyüme ve doğrudan yabancı yatırımlar arasındaki ilişkiyi analiz etmeyi amaçlamaktadır. Türkiye'nin 1970-2022 yılları arasındaki verileri kullanılarak gerçekleştirilen çalışmada, askeri harcamaların ekonomik büyüme ve yabancı yatırımlar üzerindeki etkileri kapsamlı şekilde incelenmiştir. Çalışmada öncelikle zaman serilerinin durağanlığı Augmented Dickey-Fuller (ADF), Phillips-Perron (PP) ve Fourier ADF birim kök testleri ile sınanmıştır. Yapılan geleneksel ARDL testi ile Türkiye'de ekonomik büyüme, askeri harcamalar ve doğrudan yabancı yatırımlar arasında anlamlı bir uzun dönem ilişkisi tespit edilememiştir. Buna karşın, yapısal kırılmaların dikkate alındığı FARDL modeli uygulandığında değişkenler arasında uzun vadeli bir eş bütünleşme ilişkisinin varlığı belirlenmiştir. Yapılan analizlere göre askeri harcamalar ile ekonomik büyüme arasında nedensellik ilişkisi bulunamamış ve bu sonuç yansızlık hipotezini desteklemiştir. Diğer yandan, askeri harcamalar ile doğrudan yabancı yatırımlar arasında nedensellik tespit edilmiş, ayrıca doğrudan yabancı yatırımlardan askeri harcamalara doğru güçlü bir ekonometrik nedensel ilişki saptanmıştır. Çalışma, Türkiye'de askeri harcamaların yatırımcı algısı ve ekonomik kararlar üzerindeki etkilerini ortaya koymakta ve politika yapıcılar için önemli öneriler sunmaktadır. Bu yönüyle literatürdeki boşluğu doldurarak özgün bir katkı sağlamaktadır.
Terörizm ile yolsuzluk arasındaki ilişki: MENA ülkeleri üzerine panel veri analizi
Günümüze dek süregelmiş terörizm, ülkeler ve toplumları üzerinde büyük bir tehdit unsuru olmuştur. Terörizmin yaşanmaya başladığı ilk günden itibaren üzerine çalışmalar yapılmış olmasına rağmen, net bir tanımı ve asıl gerçekleşme nedenleri ortaya koyulamamıştır. Tüm dünya genelinde varlığını sürdüren ve küresel boyuta ulaşan bu olgu, ortaya çıkış amacı, hedefi, etkileri ve sonuçlarının araştırılmaya devam edildiği bir çalışma alanıdır. Çalışmanın amacı, yolsuzluk olgusunun terörizmin gerçekleşmesi üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu teorik ve ampirik olarak incelemektir. Çalışma MENA (Middle East-North Africa: Orta Doğu-Kuzey Afrika) bölgesindeki 15 ülke özelinde terörizm ile yolsuzluk arasındaki ilişkiyi ele almaktadır. Çalışmada, terör-terörizm ile yolsuzluk kavramları hakkında bilgi verilmiş, aralarındaki bağ literatür taraması ile desteklenmiştir. Çalışmanın ampirik bölümünde ise MENA ülkelerindeki terörizm ve yolsuzluk arasındaki ilişki 2012-2019 dönemi itibariyle Panel Veri Analizi yöntemi ile sınanmıştır. Yapılan analizler neticesinde; yolsuzluğun terörizm faaliyetlerine finans dayanağı olduğu, yolsuzluk eylemlerinin terörizmi desteklediği ve üzerinde belli bir etkisinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. MENA ülkeleri gibi az gelişmiş ve/veya gelişmekte olan ülkelerde yolsuzluk davranışlarının azalması, terörizmin gerçekleşmesinde kısıtlayıcı ve engelleyici bir rol üstlenmektedir. MENA ülkelerinin refah düzeylerinin belirli bir ölçüde arttırılması ile bu iki olgunun yarattığı problemler engellenebilir. Komşu ülkelerin de iş birliği ile desteklenecek etkili politikalar ve stratejiler yapıldığında bu iki olgu önlenerek güven ortamı oluşturulabilir.
Türkiye'deki inşaat sektörü ve ekonomik büyüme ilişkisi (2000-2020)
Ekonomik anlamda gelişimini sürdüren ülkelerde inşaat sektörünün, ekonomik kalkınma için önemli bir sektör olduğu bilinmektedir. Bu araştırmamızda inşaat sektörünün Türkiye de ekonomiye olan katkıları incelenmiştir. Türkiye'nin sürekli artan nüfusu inşaat sektörünün önemini artırmıştır. Artan konut ihtiyacı ve altyapı faaliyetleri sektöre her dönem yatırım önceliği sunmuştur. Ayrıca sanayi altyapısının inşaat bağlantısı sektörün geniş bir alanda etkili olmasına zemin hazırlamıştır. İnşaat sektörünün 200'ü aşkın alt sektörle beraber hareket etmesi ekonomiye geniş bir yelpazede katkı sağlamıştır. Ayrıca inşaat malzemeleri sanayisinin giderek büyümesi ekonomiye katma değer etkisi yapmıştır. Sektörün çok yönlü faaliyetleri istihdam ve parasal döngü üzerinde etkili olmuştur. Vasıfsız elaman istihdamına olanak tanıyan sektör, 2017 yılında 2000'i aşkın kişiye, 2020 yılında 1500 kişiye istihdam olanağı sunmuştur. Son yirmi yıllık süreçte önemli gelişmeler gösteren sektör hem istihdamda hem de piyasaya sağladığı yan katkılarla etkinliğini hissettirmiştir. Ekonominin son yirmi yıllık süreçte pozitif ivme göstermesi inşaat sektörüne de fayda sağlamıştır. Böylelikle birçok bölgede inşaat şantiyelerinin faaliyetlerin artmasına zemin hazırlamıştır. Dolayısıyla bölgesel istihdama ve ekonomiye katkı sağlamıştır. Yaptığımız ampirik çalışmada da GSYH ve İNB (inşaat büyüme verileri) arasında nedensel ilişkinin mevcut olduğu anlaşılmıştır. GSYH' den İNB' ye doğru bir nedensel etkileşimin olduğu aynı şekilde İNB' den GSYH'ye doğru da nedensel bir ilişkinin olduğu anlaşılmıştır. Sonuç olarak da inşaat sektörünün belli dönemlerde büyüme kaydettiği ve tam manasıyla istikrarlı bir büyüme gerçekleştirdiği söylenemez. İstikrarın sürdürülebilir olması için yatırımların bölgesel anlamda orantılı olması gerekir. Sektöre yapılacak finansal desteklerin de istikrarlı büyümeye katkı sağlayacak şekilde yapılması gerektiği anlaşılmaktadır.
Türkiye'de sera gazı emisyon değerlerinin hibrit model ile tahmini: Ekonometri ve makine öğrenmesi ortak yaklaşımı
Her insanın parmak izinde bulunan farklılığa benzer şekilde her veri seti de kendine has özellikleri ihtiva eder. Bu sebeple veri analizi süreçlerinde, ele alınan veri setinin iyi anlaşılması gerekmektedir. Doğrusal veya doğrusal olmayan, durağan veya durağan olmayan yapıların tespit edilmesi ve buna göre bir yöntem oluşturulması, elde edilecek bulguların sıhhati açısından büyük önem arz edecektir. Aksi halde veri seti ile uyumsuz bir modelin kullanılmasıyla verinin genel eğilimi tespit edilemeyecek ve dolayısıyla bulgular ya eksik ya da büyük oranda hatalı olacaktır. Bahsi geçen bu durumdan kaçınmak için geliştirilmiş yöntemlerden biri olan hibrit yöntem ile verinin doğrusal ve doğrusal olmayan hareketlerine erişim mümkün hale gelmektedir, böylelikle analizin hata payı düşürülebilmektedir. Bu çalışmada günümüzün en önemli küresel problemlerinden biri olan sera gazı emisyonuna ilişkin toplam sera gazları, CO_2, N_2 O ve F gazları serileri konu edinilmiş ve yukarıda ifade edilen hibrit yöntem aracılığı ile incelenmiştir. Türkiye için 1990-2021 yıllarını kapsayan veri seti, verinin yapısal durumunun tespiti adına görsel analize ve ardından Fourier Augmented Dickey Fuller (FADF) ve de Augmented Dickey Fuller testleri ile birim kök analizine tabi tutulmuştur. Doğrusal olmayan makine öğrenmesi tekniklerinden biri olan Destek Vektör Regresyonu (DVR) aracılığı ile öncelikle doğrusal olmayan eğilimlerin tespit edilebilmesi adına otoregresif bir yapı çerçevesinde model kurgulanmış ve modelin artıkları üzerinde de otoregresif hareketli ortalama yöntemi (ARMA) kullanılarak doğrusal hareketler tespit edilmeye çalışılmıştır. Elde edilen sonuçlar mutlak hata ortalaması, mutlak hata ortalamalarının yüzdesi, hata kareleri ortalaması ve hata kareleri ortalamasının karekökü kriterleri kullanılarak performans değerlendirmesinden geçirilmiştir. Bulgular ışığında Türkiye için sera gazları serilerinin doğrusal ve durağan bir yapı sergilemedikleri görsel ve de birim kök analizleri ile desteklenmiştir. Diğer taraftan serilerin tahmini için doğrusal ve doğrusal olmayan yöntemlerin birlikte kullanılmasının, daha düşük hataya sahip tahmin değerlerinin elde edilmesinde uygun bir yöntem olabileceği görülmüştür.
Makroekonomik göstergeler ve döviz kuru arasındaki ilişkiler
Döviz kuru, bir ülkenin ekonomik sağlığının ve uluslararası rekabet gücünün önemli göstergelerinden biridir. Reel efektif döviz kuru ise bir ülkenin para biriminin diğer ülke para birimlerine göre değerini, ticaret ağırlıklı bir ortalama ile hesaplayarak gösterir ve bu nedenle uluslararası ticaret ve yatırım akışlarını anlamada kritik bir role sahiptir. Reel efektif döviz kuru, sadece nominal döviz kurlarını değil, aynı zamanda ilgili ülkelerin fiyat seviyelerindeki değişiklikleri de dikkate alarak daha kapsamlı bir değerlendirme sunar. Bu çalışma, makroekonomik göstergelerin özellikle para arzı, işsizlik, ekonomik büyüme ve dış ticaret dengesi ile reel efektif döviz kuru arasındaki ilişkileri incelemektedir. Tezin temel amacı, bu faktörler arasındaki etkileşimi analiz ederek, ekonomik istikrar ve döviz kuru üzerindeki etkilerini ortaya koymaktır. Bu kapsamda Ocak 2012 – Aralık 2023 arasındaki aylık frekanstaki verilere Toda-Yamamoto Nedensellik ve ARDL Eşbütünleşme Analizleri uygulanmış ve Hata Düzeltme Modeli ile kısa ve uzun-dönemli sonuçlara ulaşılmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlar metodolojik sırayla değerlendirildiğinde nedensellik ilişkileri açısından para arzının ve sanayi üretiminin reel efektif döviz kurunun nedeni olduğu sonucuna ulaşılmıştır. ARDL eşbütünleşme analizi sonuçları değerlendirildiğinde, para arzının reel efektif döviz kuru üzerindeki etkisi değerlendirildiğinde kısa dönemde negatif olan etkinin uzun dönemde pozitif olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Dış ticaret dengesini temsilen ele alınan ihracatın ithalatı karşılama oranı sadece kısa dönemde olmak kaydıyla reel efektif döviz kuru üzerinde negatif etkili bulunmuştur. Büyümeyi temsilen kullanılan sanayi üretimindeki değişim reel efektif döviz kuru üzerinde kısa dönemde pozitif, uzun dönemde negatif şekilde saptanmıştır. İşsizlik oranının ise, ne kısa- ne de uzun-dönemde reel efektif döviz kuru üzerinde anlamlı bir etkisi saptanmamıştır.
Kamu harcamalarının özel yatırımlar üzerine etkisi: Türkiye'nin 1975-2023 dönemi üzerine ekonometrik bir değerlendirme
Bu tez, Türkiye'de 1975-2023 döneminde kamu harcamalarının özel sektör yatırımları üzerindeki etkilerini incelemektedir. Çalışmanın temel amacı, kamu harcamalarının özel sektör yatırımlarını nasıl etkilediğini anlamak ve bu ilişkinin yönünü ve büyüklüğünü belirlemektir. Bu çalışmanın önemi, kamu harcamalarının hükümet politikalarının en etkililerinden biri olduğu ve ekonomik büyüme ile yatırımlar üzerindeki etkilerini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu bulguların politika yapıcılar için rehberlik sağlaması beklenmektedir. Bu çalışmada, analiz yöntemi olarak ARDL ve Fourier ARDL modelleri kullanılmıştır. Bu modeller, kamu harcamaları ile özel sektör yatırımları arasındaki kısa ve uzun vadeli ilişkileri incelemek için etkili araçlar olarak değerlendirilmiştir. Araştırma sonuçları, uzun vadede özel sektöre verilen banka kredilerinin özel sektör yatırımlarını teşvik ettiğini göstermektedir. Bununla birlikte, toplam kamu harcamaları ve altyapı niteliği taşımayan kamu yatırımlarının özel yatırımlar üzerinde olumsuz etkileri olduğu belirlenmiştir. Bu bulgular, kamu harcamalarının doğru alanlara yönlendirilmesi durumunda, özel sektör yatırımlarını teşvik ederek ekonomik büyümeyi destekleyebileceğini göstermektedir. Özellikle altyapı harcamalarının önemi vurgulanmaktadır. Bu tür harcamaların özel sektör yatırımlarını olumlu yönde etkilediği sonucuna varılmıştır. Elde edilen bulgular, literatürdeki mevcut çalışmalarla uyumlu olup, kamu harcamalarının ekonomik kalkınma üzerindeki rolünü pekiştirmektedir. Çalışmanın katkısı, en güncel araştırma kaynaklarını kullanarak değişkenler arasındaki ilişkiyi incelemeye yardımcı olmakta ve araştırmacıya değerli referanslar sağlamaktadır. Bu bağlamda, yalnızca Türkiye için değil, özel yatırımları etkileyen faktörleri araştırmak isteyen tüm araştırmacılar için de faydalı olacaktı
Çok kriterli karar verme yöntemleri ile tedarikçi ödeme seçimi: Otomotiv sektöründe bir uygulama
Üretim yapan işletmelerin birçoğunda mal ya da hizmet sunan tedarikçi firmalar için oluşturulan cari hesaplarına istinaden ödeme yönlendirilmesi gerekmektedir. Firmaların üretim ve faaliyetlerine devam edebilmesi için kısıtlı bir bütçe ile tedarikçi ödemelerinin yapılması önem kazanmaktadır. Bu çalışmada, tedarikçilere yapılacak ödemelerin sıralanması kararının sağlıklı bir şekilde yapılabilmesinin bilimsel bir model yardımı ile belirlenmesi amaçlanmıştır. Bir işletmeye ait tedarikçi ödemeleri, uzman görüşleri alınarak dokuz ana alternatif başlık altında toplanmıştır. Çok kriterli karar verme yöntemlerinden AHP, TOPSIS ve Bulanık MOORA problem çözüm yöntemleri kullanılarak, tedarikçi ödeme seçimlerinde en uygun ödeme sıralaması belirlenmeye çalışılmıştır.
Gelir ve mutluluk arasındaki ilişkinin incelenmesi: Sakarya örneği
Gelir, gerçek veya tüzel kişilerin üretim safhasından tüketim safhasına değin gerçekleşen ekonomik süreçte, üretim faktörlerinin ekonomiye dahil olması ile ulaşılan yahut üretim faktörleri kullanılmaksızın farklı sebeplerle ekonomik gücünde oluşan artışların para ile ifade edilen değerleridir. Gelir ile mutluluk arasında ilişki varlığını incelemek maksadıyla, ayrıntılı çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Çalışmalarda, gelir ile mutluluk arasındaki ilişkiye dair farklı sonuçlara ulaşılmıştır. Kimi çalışmalarda, zengin bölgelerde yaşayanların yoksul bölgelerde yaşayanlara kıyasla daha mutsuz olduğu bazı çalışmalarda ise, zenginlerin yoksul bireylere nazaran daha mutlu olduğu sonucuna ulaşılmış ve mutluluk kavramının bireylere göre farklılık gösterdiği saptanmıştır. Bu araştırmada, Sakarya ilinde kadın ve erkek bireyler arasından seçilmiş olan 300 kişi ile Oxford Mutluluk Ölçeği kullanılarak, gelir seviyesi ve mutluluk düzeyi arasındaki ilişki araştırılmıştır. Araştırmalar neticesinde, gelir düzeylerindeki değişimin Sakarya'da yaşamını sürdüren bireylerin mutluluk düzeylerini farklılaştırmadığı ve bireylerin mutluluk seviyelerinin gelir düzeylerinden bağımsız olduğu gözlenmektedir. Diğer sosyo-demografik özelliklerin de bireylerin mutluluk düzeylerinde etkisiz olduğu görülmektedir. Mutluluk düzeyinde sosyo-demografik özelliklerin etkisiz olması durumu bireyin yaşam biçimi, mutlu olmayı tercih etmesi, ve hayata bakış açısı gibi faktörlerin etken olduğunu düşündürmektedir. Ayrıca Sakarya'nın pek çok açıdan zengin bir şehir olması da bireylerin mutluluk düzeylerinin sosyo-demografik özelliklerden bağımsız olmasında etken olduğu söylenebilir.
D-8 ülkeleri için orta gelir tuzağının yapısal kırılmalı testlerle sınanması
Orta gelir tuzağı (OGT), son dönemlerde ekonomi alanyazınında ve siyasi gündemlerde en çok tartışılan konulardan biri olmuştur. Genel olarak OGT kavramı, hızlı bir büyüme süreci sonunda orta gelirli ülke statüsüne ulaşan ancak orta gelir aralığında kalarak gelişmiş ülkeleri yakalayamayan bir ülkenin durumunu ifade etmektedir. Kavram, literatüre Gill ve Kharas (2007) tarafından hazırlanan "An East Asian Renaissance: Ideas for Economic Growth" başlıklı bir Dünya Bankası raporu ile girmiştir. Rapor, hızlı bir ekonomik büyüme sürecinin ardından ekonomilerdeki yaşanan yavaşlamanın nedenini açıklamaktadır. Bir başka söylemle, kavramın doğuşu olarak, ekonomik büyümedeki yavaşlama ile birlikte gelen durgunluk durumunun açıklanmasıdır. Bugüne kadar, OGT'nın hesaplanmasında farklı yöntemler kullanılmıştır. Alanyazında bu durum, betimleyici ve ampirik/niceliksel tanımlamalar şeklinde ikiye ayrılmıştır. Ulusal alanyazında en çok tercih edilen model Robertson ve Ye'nin (2013) tekniğidir. Bu sebeple çalışmada ilgili ülkeler için OGT tespit edilirken, Robertson ve Ye'nin (2013) tekniği kullanılmıştır. Araştırma D-8 ülkelerini (Bangladeş, Mısır, Endonezya, İran, Malezya, Nijerya, Pakistan ve Türkiye) kapsamaktadır. Alanyazın incelendiğinde, D-8 ülkeleri ile ilgili ayrı ayrı çalışmaların yapıldığı ancak D-8 grubunu kapsayan çalışmaların olmadığı görülmüştür. Böylelikle bu durum, çalışmanın motivasyonunu oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri, Dünya Bankası World Development Indicator (WDI) veritabanından alınmıştır. 1980-2019 yılları arasında sabit fiyatlarla kişi başına düşen GSMH verileri ile gerçekleştirilen analiz, Robertson ve Ye (2013) tekniği ile gerçekleştirilmiştir. Öncelikli olarak verilerin logaritmaları alınmış, kriter ülke olan ABD verileri ile arasındaki fark alınmıştır. Daha sonradan geleneksel yöntemlerden Genişletilmiş Dickey-Fuller (ADF) (1981) ve yapısal kırılmalara izin veren Zivot-Andrews (ZA) (1992) ve Kapetanios (2005) testleri ile analiz gerçekleştirilmiştir. Analiz işlemlerinde, ADF ve ZA testleri için Eviews 9, Kapetanios testi için Gretl ekonometri programları kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlarla birlikte, ADF (1981) testi sonucunda hiçbir ülke orta gelir tuzağında değildir. Yapısal kırılmalara izin veren testlerden ZA (1992) testine göre, Mısır, Endonezya, Pakistan ve Türkiye orta gelir tuzağındadır. Kapetanios (2005) testine göre ise, ZA (1992) testine ilaveten Nijerya ve İran'ın orta gelir tuzağında olduğu sonucu elde edilmiştir.
Kazakistan'da COVID-19 pandemisinin petrol, altın fiyatları ve borsa üzerindeki etkisi
Dünya Sağlık Örgütü'ne göre Aralık 2019'da Çin'de ortaya çıkan ve daha sonra resmi adı COVID-19 olarak adlandırılan koronavirüs salgını, uluslararası bir acil duruma dönüşmüştür. COVID-19, henüz ölçeği ve etkisi tam olarak değerlendirilmeyen küresel bir ekonomik krize neden olmaktadır. COVID-19'un Kazakistan ekonomisi üzerindeki etkisini değerlendiren araştırmalar incelendiğinde, konunun henüz tüm yönleriyle yansıtılamadığı görülmüştür. Bu nedenle, Kazakistan'da 2020-2022 döneminde COVID-19 vaka ve vefat sayılarının petrol, altın ve borsa fiyatlarına etkisinin ülke refahı açısından değerlendirilmesi önemlidir. Bu çalışmanın temel amacı; COVID-19'un Kazakistan'da petrol, altın fiyatları ve borsa üzerindeki etkisinin uzun vadede hareket edip etmeyeceğini ve etkilerinin kalıcı olup olmayacağını incelemektir. COVID-19'un Kazakistan'da 2020 yılında ortaya çıkmasından dolayı salgının etkisinin araştırıldığı dönem 2020 ve 2022 yılları arası olarak belirlenmiştir. Analizde bağımsız değişkenler olarak COVID-19 yeni vaka ve vefat sayıları; bağımlı değişkenler olarak ise petrol ve altın fiyatları yanı sıra Kazakistan Menkul Kıymetler Borsası (KASE) verileri de kullanılmıştır. Analizin başlangıç tarihi, Kazakistan'da pandemiden dolayı olağanüstü hal ilan edildiği 16 Mart 2020 olarak belirlenmiştir. Değişkenler arasındaki uzun dönem ilişkisinin varlığı, ARDL sınır testi ile incelenmektedir. Değişkenler arasındaki nedensellik ilişkileri, Toda-Yamamoto nedensellik testi kullanılarak test edilmektedir. Ampirik sonuçlar, Kazakistan'da koronavirüs pandemisinin petrol, altın fiyatları ve borsa üzerindeki etkisinin kısa vadeli olduğunu göstermektedir. Ayrıca, nedensellik analizinin sonuçlarına göre, COVID-19 vaka ve vefat sayıları, petrol ve altın fiyatları ve KASE borsa endeksi arasında anlamlı bir nedensellik ilişkisi söz konusu değildir.