Theses supervised by Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez
17 theses · İstanbul 29 MayIs University
Osmanlı hukukunda küçüğün velâyeti (16-19. yüzyıllar)
Tarihi vesikalara dayanılarak yapılan araştırmalar, fıkhın salt teorik düzlemde geliştiği ve hukukun güncel uygulamalarının ondan bağımsız bir şekilde varlığını sürdürdüğü yönündeki iddiaların hukuk tarihi verileri ışığında analizler yapılarak değerlendirilmesine ihtiyaç bulunduğunu göstermektedir. Klasik fıkıh kitapları, fetvâ mecmuaları ve kadı sicillerini mercek altına alarak küçüğün velâyeti konusunu inceleyen bu çalışma, Osmanlı'da 16-19. yüzyıllar arasında İslam hukukunun nasıl uygulandığının, değişim gösterip göstermediğinin, teorik ve pratik alanın birbiriyle örtüşüp örtüşmeyen yönlerinin neler olduğunun, hukukun uygulanmasında fıkhın ne derecede payının olduğunun tespit edilmesine -belirli bir çerçevede- katkıda bulunmayı hedeflemektedir. Üç bölümden oluşan bu araştırmanın birinci bölümünde küçüğün şahsı üzerindeki velâyet, ikinci bölümünde küçüğün malı üzerinde velâyet, üçüncü bölümünde ise küçüğün bakım ve terbiyesi (hidâne) ele alınarak konu, teori ve uygulama yönüyle ortaya koyulmaya çalışılmıştır.
Osmanlı hukukunda şüf'a hakkı
Toplumsal bir varlık olan insanın, hukuk sistemi tarafından belirlenmiş hak ve sorumlulukları bulunmaktadır. Mülkiyet hakkı da hukuk tarafından koruma altına alınmış, insanın en temel haklarından biridir. Mülkiyet hakkının kişiye mal üzerinde sınırsız tasarruf imkânı sunduğu mutlak olarak kabul edilmiş olsa da, toplumun ihtiyacına göre söz konusu hakka bazı sınırlandırmalar getirilmiştir. Şüf'a hakkı da kadim devirlerden beri birçok hukuk sisteminde çeşitli biçimlerde var olan, mülkiyet hakkına getirilmiş sınırlandırmaların başlıcalarındandır. İslam hukuk bilginleri fıkıh eserlerinde, Hz. Peygamber'den gelen nasları ve toplumda eskiden beri mevcut olan bazı uygulamaları dikkate alarak İslam hukukunun genel ilkeleri ışığında şüf'a hakkının mahiyeti, meşruiyeti, gayesi, sebepleri, şartları ve kullanma usulünü geniş biçimde ele almıştır. İslam hukuk tarihinin altı asırdan fazla bir kısmını temsil eden Osmanlı hukuku şüf'a hakkı özelinde Hanefî mezhebinin doktrin ve uygulama bakımından geçirdiği evreleri görmek açısından oldukça önemlidir. Bu çalışmamızda ilk olarak Hanefî fıkıh eserlerinde şüf'a hakkının hangi konular bağlamında nasıl ele alındığını aktaracağız. Sonraki kısımda ise Osmanlı hukukuna genel bir bakışın ardından Osmanlı hukukunda şüf'a hakkının teori ve uygulama yönünü göstermeye çalışacağız.
Hanefî fıkıh usulu eserlerinin sistematiğinin oluşumu
Bu çalışmada IV ve VII. asırlar arasında telif edilen Hanefî fıkıh usulü eserlerinin sistematikleri birbirleriyle mukayese edilerek incelenmiştir. Eserler arasındaki benzerlik ve farklılıklar tespit edilerek Hanefî fıkıh usulü eserlerinin sistematiğinin oluşum süreci ortaya konulmuştur. Tez giriş, üç bölüm, sonuç ve ekden oluşmaktadır. Giriş kısmında tezin konusuna, sınırlarına, sunumuna ve yöntemine değinilmiştir. Birinci bölümde IV ve V., ikinci bölümde VI., üçüncü bölümde ise VII. asırda yazılan usûl eserlerinin sistematikleri tanıtılmıştır. Ulaşılan tespitlere ve değerlendirmelere sonuç bölümünde yer verilmiştir.
Tâcüddîn es-Sübkî'nin el-Eşbâh ve'n-nezâir isimli eseri
Fıkıh literatüründe "usûl" (esaslar) dendiğinde bir taraftan İslam hukuk ilminin felsefî ve metodolojik esaslarını inceleyen "usûlü'l-fıkh"ın, diğer taraftan da fıkhî hükümlerin fikrî temellerine ve hedeflediği amaçlara yoğunlaşan ilke ve kurallar anlamındaki "kavâid"in anlaşılması gerekir. Bir kısmı doğrudan naslarda ifadesini bulmuş olan ve fıkıh âlimlerinin İslâm'ın ana kaynaklarının iyi anlaşılması uğrunda ortaya koydukları fikrî çabaların ürünleri olarak belirlenen fıkıh kâidelerinin özel biçimde incelenmesi fıkıh literatüründe önemli bir yazım türü oluşturmuştur. Birçoğu hukuk vecizesi şeklinde ifade edilen kâidelerin fıkıh düşüncesi ve uygulamasındaki yararları ve işlevi hakkında farklı değerlendirmeler yapılmıştır. Kavâidin işlevi, usûl ve fürû alanlarındaki çeşitleri ve kapsadığı cüz'î meseleler hakkında kaleme alınan kitaplar arasında eşbâh türü eserlerin önemli bir yeri vardır. Eşbâh edebiyatında telif edilen ilk ve en önemli eserlerden biri Tâcüddîn es-Sübkî'nin el-Eşbâh ve'n-nezâir'idir. Mezkûr eserin eşbâh edebiyatındaki yerinin, muhteva ve metodunun incelendiği bu çalışma, giriş, iki bölüm ve sonuç kısımlarından oluşmaktadır.
Hanefî mezhebinde delildeki zannîliğin teklîfî hüküm terminolojisine etkisi
Hanefî mezhebindeki farz-vacip ve haram-tahrimen mekruh ayrımlarının hükme ulaştıran delillerin bilgi ve amel değerlerindeki farklılıklardan kaynaklandığı bilinen bir husustur. Delilin kat'î olması durumunda hüküm farz ya da haram, zannî olması durumunda vacip ya da tahrimen mekruh olarak belirtilir. Bu çalışmada, söz konusu yaklaşımın mahiyeti ve kapsamı incelenmiştir. Bu doğrultuda, Hanefîler'in delaleti zannî naslar, âhâd haberler, zannî icma türleri veya kıyasla sabit olmuş hükümlerin tamamını vacip ya da tahrimen mekruh kategorisinde görüp görmediğinin sağlaması yapılmaya çalışılmıştır. Öncelikle kavramsal düzeyde teorik, sonrasında da örnekler üzerinden pratik boyut üzerinde durulmuştur. Araştırmanın neticesinde Hanefîler'in teklîfî hüküm terminolojisinde delilin kat'îliği-zannîliği üzerinden yaptıkları ayrımların ve geliştirdikleri yaklaşımın nassa ziyade anlayışıyla ilişkili olduğu sonucuna varılmıştır.
18. Yüzyıl Osmanlı hukukunda kadın köleler
Bu çalışma, 18. yüzyıl Osmanlı toplumunda kadın kölelerin haklarını, sorumluluklarını, sosyal konumlarını ve karşılaştıkları problemleri İstanbul kadı sicilleri, şeyhülislam fetvaları ve kanunnamelerden hareketle fıkhi bir bakış açısıyla incelemektedir. Araştırma, Osmanlı toplumunda önemli bir yere sahip olan kölelik ve özellikle cariyelikle ilgili uygulamaların hukuki arka planını ortaya koymak amacıyla, kadı sicillerinde yer alan kadın kölelere dair davaları tematik olarak tasnif etmekte ve bu konuları fetvalar ve kanunnamelerdeki hükümler ile Hanefi fıkıh literatüründeki teorik bilgilerle karşılaştırmalı olarak ele almaktadır. Bu çerçevede İstanbul kadı sicilleri, şehirdeki köle nüfusunun yoğunluğu, dava sayısı ve çeşitliliğinin fazlalığı ile toplumun farklı kesimlerinden örnekler içermesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Bu çalışma, kadı sicilleri, şeyhülislam fetvaları, kanunnameler ve fıkıh literatürüne dayalı analizlerle, fıkıh kitaplarındaki teorik hükümler ile Osmanlı'daki uygulamaların ne ölçüde örtüştüğünü ortaya koymayı ve görülen farklılıkların arkasındaki toplumsal ve hukuki nedenleri açıklamayı amaçlamaktadır.
Mütekellimîn usûlünde mütevâtir haber: Fahreddin er-Râzî örneği
Bu çalışma, Fahreddin er-Râzî'nin bilgi teorisi çerçevesinde mütevâtir haber anlayışını konu edinmektedir. Râzî'nin kelâm, mantık ve fıkıh usûlü eserlerinde yer alan tartışmalar temel alınarak, onun mütevâtir bilgisinin değeri, mahiyeti, niteliği; mütevâtir haberin şartları ve karînelerle ilişkisine dair görüşleri incelenmiştir. Araştırmada, el-Mahsûl ve Nihâyetü'l-Ukûl başta olmak üzere Râzî'nin çeşitli ilimlere dair eserleri esas alınmış; ayrıca Cessâs, Bâkıllânî, Kadı Abdülcebbâr, Ebü'l-Hüseyin el-Basrî, Cüveynî ve Gazzâlî gibi önceki kelamcı usûlcülerin yaklaşımlarıyla karşılaştırmalı bir analiz yapılmıştır. Râzî'ye göre mütevâtir bilgisiyle ilgili en fazla üzerinde durulması gereken husus, onun nazarî çıkarıma dayanmayan, aracısız olarak meydana gelen zorunlu bir bilgi türü olduğudur. Râzî, mütevâtir haberin nesnel zeminini, haberin kesin bilgi meydana getirme sürecindeki değişmezlik ve haberi işiten kişide meydana gelen mütevâtir bilgisinin kendisinde arayan Bâkıllânî ve Kadı Abdülcebbâr'dan ayrılarak bu nesnel zemini âdetin sürekli ve düzenli işleyişi ilkesine bağlar. Bu anlayışıyla Cessâs'a yakın duran Râzî, mütevâtir haberin kesinliğini tecrübe bilgisiyle temellendirmeme ve zorunlu bilginin herhangi bir öncüle dayanmaması gerektiği vurgusuyla ondan farklılaşır. Mütevâtir bilgisinin mahiyeti, mütevâtir haberin karînelerle ilişkisi vb. birçok meselede Cüveynî-Gazzâlî çizgisini takip eden Râzî, mütevâtir bilgisinin niteliği meselesinde onlardan ayrılır. Tahkik metodunu kullanması ise meseleleri ele alış tarzını ve odak noktasını önceki âlimlerden belirgin biçimde farklı kılar. Çalışma, Râzî'nin mütevâtir haber teorisini, hem klasik usûl geleneği içerisindeki sürekliliği hem de özgün katkıları bakımından ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda Râzî'nin epistemolojisinde mütevâtir bilgisinin niteliği, bu niteliğin mahiyeti, bu konularda benimsenen yaklaşıma bağlı olarak mütevâtir haberin şartları, karînelerle ilişkisi gibi meselelerdeki görüşleri tahlil edilmiştir.
Dört muteber Osmanlı fetva mecmuasında irade bozuklukları (Büyû' bölümü özelinde)
İnsan kendisine verilen akıl nimeti ve hür irade ile diğer canlılardan ayrılan bir varlıktır. İnsanın sahip olduğu bu özellikler hem birtakım hakları elde etmesini hem de dünyevî ve uhrevî açıdan yapıp ettiklerinden sorumlu tutulmasını beraberinde getirmektedir. Dolayısıyla insanın fiillerinde merkezi bir rol üstlenen akıl ve irade kavramları İslam hukuku alanında da araştırma konusu olarak dikkat çeken kavramlar olmuştur. Kişinin hukuki işlemler sırasında ortaya koyduğu irade kimi zaman gerçek iradesinden farklı olmakta, bu durumda irade bozuklukları meydana gelmektedir. İrade bozuklukları İslam hukukunda galat, tağrîr ve ikrah kavramları ile ifade edilmiştir. İrade bozuklukları konusu farklı çalışmalara konu olmuşsa da fetva mecmualarında yer alan örnekler kapsamında yapılan bir çalışmanın bulunmadığı tespit edilmiştir. Bu sebeple araştırmada irade bozuklukları konusunun fetvalar üzerinden incelenmesi ve farklı bir bakış açısıyla ele alınması amaçlanmıştır. Araştırmanın birinci bölümü irade bozuklukları konusunun kavramsal çerçevesine ayrılmış, ikinci bölümünde dört muteber Osmanlı fetva mecmuasında irade bozuklukları kapsamında değerlendirilebilecek olanlarla ilgili bazı fetva örnekleri incelenmiştir.
İş görme akitlerinde özen borcu (Hanefi mezhebi özelinde)
Özen borcu, akitten doğan yapma borçlarının gereği gibi ifa edilebilmesi için borçlunun ifa fiillerine göstermesi gereken dikkat, çaba ve hassasiyeti konu edinen modern bir borçlar hukuku kavramıdır. Bu çalışmada, Hanefi mezhebinin klasik kaynakları esas alınarak iş görme akitlerinde özen borcunun fıkhi karşılığı incelenmiştir. Öncelikle biçimsel ifade yönünden özen borcunun Hanefi kaynaklardaki kullanım ve görünümleri tespit edilmiş, kavramın fıkıh dili ve yöntemi itibariyle ne şekilde edim programına dahil edildiği ele alınmıştır. Ardından muhteva yönünden özen borcunun kapsamına ilişkin bir inceleme yapılmıştır. Hanefî kaynaklara göre icâre-i âdemî, vekalet ve istisna akitlerinden doğan borçların özen ile ifası bakımından ortaya çıkan yükümlülükler ile bunların akit sorumluluğuna etkisi araştırılmıştır. Bu çerçevede fıkhi bakış ile akitten doğan borçların ifasında özen anlamına gelen bir davranışın ne olabileceği, ne tür örneklendirmeler yapıldığı ve özen ile ifa kapsamındaki bir davranışın akit sorumluluğuna etkisinin ne olduğunun ortaya konulması hedeflenmiştir. Son olarak kavramın soyut yapısı itibariyle gündeme gelen meselelerinden "gereken özen"in akit sorumluluğu bağlamında ne olduğu ve nasıl belirlendiği sorusuna cevap aranmıştır. İş görme akitlerinden doğan borçların ifa edilmesinde borçlunun sorumlu olduğu özenin sınırlarını belirleyen faktörler, Hanefi kaynaklar üzerinden ele alınmıştır. Bütüncül olarak çalışma, özen borcunun temel meselelerine ilişkin fıkhi yorumun tespitine odaklanmaktadır.
Tâcüddîn es-Sübkî'nin el-Eşbâh ve'n-nezâir isimli eseri
Fıkıh literatüründe "usûl" (esaslar) dendiğinde bir taraftan İslam hukuk ilminin felsefî ve metodolojik esaslarını inceleyen "usûlü'l-fıkh"ın, diğer taraftan da fıkhî hükümlerin fikrî temellerine ve hedeflediği amaçlara yoğunlaşan ilke ve kurallar anlamındaki "kavâid"in anlaşılması gerekir. Bir kısmı doğrudan naslarda ifadesini bulmuş olan ve fıkıh âlimlerinin İslâm'ın ana kaynaklarının iyi anlaşılması uğrunda ortaya koydukları fikrî çabaların ürünleri olarak belirlenen fıkıh kâidelerinin özel biçimde incelenmesi fıkıh literatüründe önemli bir yazım türü oluşturmuştur. Birçoğu hukuk vecizesi şeklinde ifade edilen kâidelerin fıkıh düşüncesi ve uygulamasındaki yararları ve işlevi hakkında farklı değerlendirmeler yapılmıştır. Kavâidin işlevi, usûl ve fürû alanlarındaki çeşitleri ve kapsadığı cüz'î meseleler hakkında kaleme alınan kitaplar arasında eşbâh türü eserlerin önemli bir yeri vardır. Eşbâh edebiyatında telif edilen ilk ve en önemli eserlerden biri Tâcüddîn es-Sübkî'nin el-Eşbâh ve'n-nezâir'idir. Mezkûr eserin eşbâh edebiyatındaki yerinin, muhteva ve metodunun incelendiği bu çalışma, giriş, iki bölüm ve sonuç kısımlarından oluşmaktadır.
Hanefî fıkıh usulu eserlerinin sistematiğinin oluşumu
Bu çalışmada IV ve VII. asırlar arasında telif edilen Hanefî fıkıh usulü eserlerinin sistematikleri birbirleriyle mukayese edilerek incelenmiştir. Eserler arasındaki benzerlik ve farklılıklar tespit edilerek Hanefî fıkıh usulü eserlerinin sistematiğinin oluşum süreci ortaya konulmuştur. Tez giriş, üç bölüm, sonuç ve ekden oluşmaktadır. Giriş kısmında tezin konusuna, sınırlarına, sunumuna ve yöntemine değinilmiştir. Birinci bölümde IV ve V., ikinci bölümde VI., üçüncü bölümde ise VII. asırda yazılan usûl eserlerinin sistematikleri tanıtılmıştır. Ulaşılan tespitlere ve değerlendirmelere sonuç bölümünde yer verilmiştir.
Osmanlı hukukunda küçüğün velâyeti (16-19. yüzyıllar)
Tarihi vesikalara dayanılarak yapılan araştırmalar, fıkhın salt teorik düzlemde geliştiği ve hukukun güncel uygulamalarının ondan bağımsız bir şekilde varlığını sürdürdüğü yönündeki iddiaların hukuk tarihi verileri ışığında analizler yapılarak değerlendirilmesine ihtiyaç bulunduğunu göstermektedir. Klasik fıkıh kitapları, fetvâ mecmuaları ve kadı sicillerini mercek altına alarak küçüğün velâyeti konusunu inceleyen bu çalışma, Osmanlı'da 16-19. yüzyıllar arasında İslam hukukunun nasıl uygulandığının, değişim gösterip göstermediğinin, teorik ve pratik alanın birbiriyle örtüşüp örtüşmeyen yönlerinin neler olduğunun, hukukun uygulanmasında fıkhın ne derecede payının olduğunun tespit edilmesine -belirli bir çerçevede- katkıda bulunmayı hedeflemektedir. Üç bölümden oluşan bu araştırmanın birinci bölümünde küçüğün şahsı üzerindeki velâyet, ikinci bölümünde küçüğün malı üzerinde velâyet, üçüncü bölümünde ise küçüğün bakım ve terbiyesi (hidâne) ele alınarak konu, teori ve uygulama yönüyle ortaya koyulmaya çalışılmıştır.
Osmanlı hukukunda şüf'a hakkı
Toplumsal bir varlık olan insanın, hukuk sistemi tarafından belirlenmiş hak ve sorumlulukları bulunmaktadır. Mülkiyet hakkı da hukuk tarafından koruma altına alınmış, insanın en temel haklarından biridir. Mülkiyet hakkının kişiye mal üzerinde sınırsız tasarruf imkânı sunduğu mutlak olarak kabul edilmiş olsa da, toplumun ihtiyacına göre söz konusu hakka bazı sınırlandırmalar getirilmiştir. Şüf'a hakkı da kadim devirlerden beri birçok hukuk sisteminde çeşitli biçimlerde var olan, mülkiyet hakkına getirilmiş sınırlandırmaların başlıcalarındandır. İslam hukuk bilginleri fıkıh eserlerinde, Hz. Peygamber'den gelen nasları ve toplumda eskiden beri mevcut olan bazı uygulamaları dikkate alarak İslam hukukunun genel ilkeleri ışığında şüf'a hakkının mahiyeti, meşruiyeti, gayesi, sebepleri, şartları ve kullanma usulünü geniş biçimde ele almıştır. İslam hukuk tarihinin altı asırdan fazla bir kısmını temsil eden Osmanlı hukuku şüf'a hakkı özelinde Hanefî mezhebinin doktrin ve uygulama bakımından geçirdiği evreleri görmek açısından oldukça önemlidir. Bu çalışmamızda ilk olarak Hanefî fıkıh eserlerinde şüf'a hakkının hangi konular bağlamında nasıl ele alındığını aktaracağız. Sonraki kısımda ise Osmanlı hukukuna genel bir bakışın ardından Osmanlı hukukunda şüf'a hakkının teori ve uygulama yönünü göstermeye çalışacağız.
Mütekaddimin Dönemi Eş'ari ve Mu'tezili usul eserlerinde mutlak emrin mucebi ile ilgili tartışmalar
"Emir"in mahiyeti ve emirle ilgili meseleler, İslam hukuk düşüncesinin felsefi ve metodolojik temellerini inceleyen fıkıh usulü eserlerinde ilk dönemlerden itibaren en fazla tartışılan konular arasında yer almıştır. Belirli karînelerin bulunması durumunda emirden çıkarılacak anlamın daha çok bu karîneler ışığında tespit edileceği genel bir kabul görmekle birlikte, usul bilginlerince karînelerden soyutlanmış (mutlak) emrin mûcebi hususunda ilkesel bir tavır belirlenmesi önemli görülmüş ve bu çerçevede ayrıntılı tartışmalar cereyan etmiştir. Bu bağlamda, bazı mütekaddimîn dönemi Eş'arî ve Mu'tezilî usul bilginlerinin görüşleri ile alakalı -gerek ileriki dönem klasik usul eserlerinde gerekse muasır yayınlarda- farklı bilgilerin yer aldığı görülmektedir. Günümüzde bu bilginlere veya onlara en yakın dönemde yaşamış müelliflere ait eserlerin ilmî neşirlerinin yapılmış olması, bu konuda araştırmacılara daha güvenilir tespitler yapabilme imkânı sağlamıştır. Bu nedenle, tezimizde Mütekaddimîn dönemi Eş'arî ve Mu'tezilî usul eserlerinde yer alan emrin mûcebi ile ilgili tartışmalar ele alınmış ve bu tartışmalar ışığında, bazı usul bilginerinin görüşlerine açıklık getirilmeye çalışılırken usul düşüncesi bakımından da bazı değerlendirmeler yapılmıştır.
Nişancızâde'nin Nûru'l-'ayn adlı eserinin tahkik ve tahlili (40. fasıl)
Şeyh Bedreddin (ö. 823/1420), Mecdüddîn el-Üsrûşenî'nin (ö. 637/1240) el-Fusûl'ü ile Zeynüddîn el-Mergînânî'nin (ö. 670/1271) Fusûlü'l-ihkâm fî usûli'l-ahkâm adlı eserini bir araya getirdiği, Osmanlı'da uzun seneler kadılar için müracaat kaynağı olan Câmi'u'l-Fusûleyn isimli bir eser yazmıştır. Şeyh Bedreddin bu eserinde Hanefi mezhebinin temel metinlerinde yer alan bazı meselelerde âlimlere itiraz ve eleştirilerde bulunmuş, sonraki devirlerde müellifin bu itiraz ve eleştirilerine cevap olmak üzere eserler kaleme alınmıştır. Bu eserlerden birisi de Nişancızâde Mehmed'in (ö. 1031/1621) Nûru'l-'Ayn fî Islâhi Câmi'u'l-Fusûleyn adlı eseridir. Bu çalışmada anılan eserin elfâz-ı küfür konusuna tahsis edilmiş olan 40. faslının tahkik ve tahlili gerçekleştirilmiş ve bu çerçeve ile sınırlı olmak üzere Nişancızâde'nin Câmi'u'l-Fusûleyn'e katkısı ortaya konmaya çalışılmıştır. Araştırmamız üç bölümden oluşmakta olup; ilk bölümde Nûru'l-'Ayn fî Islâhi Câmi'u'l-Fusûleyn'e kadar Hanefi mezhebi metinlerinde elfâz-ı küfür konusunun nasıl ele alındığına ve Osmanlı döneminde kaleme alınan başlıca risalelere genel bir bakış yapılmış, ikinci bölüm Nûru'l-'Ayn'ın 40. faslının incelenmesine ve Câmi'u'l-Fusûleyn'in 38. faslı ile karşılaştırmasına ayrılmış, son bölümde ise Nûru'l-'Ayn'ın 40. faslı iki farklı müellif nüshasına dayanılarak tahkik edilmiştir.
İlk beş asır fıkıh usûlü literatüründe şer'u men kablenâ delili
Bu çalışma ilk beş asır fıkıh usûlü literatüründe şer'u men kablenâ incelemelerini ele almayı ve bu konu özelinde eserlerin taşıdıkları özellikleri tespit etmeyi hedeflemektedir. İki bölümden oluşan bu araştırmanın birinci bölümünde, ilk beş asır usûl eserlerinde konunun ele alınış biçimi, bu konu çerçevesinde ele alınan tartışmalar ve şer'u men kablenâ'nın delil değeri hakkındaki görüşler takdim edilmeye çalışılmıştır. İkinci bölümde ise, birinci bölümde elde edilen malumata dayanarak, alimlerin şer'u men kablenâ incelemeleri çeşitli açılardan değerlendirilmiştir. Bu eserlerde şer'u men kablenâ ile ilgili tartışmaların özellikle, Kur'an ve Sünnet'te ne neshine ne de geçerliliğine dair bir delil bulunan önceki şeriatlara ait hükümlerin bağlayıcılığı noktasında düğümlendiği görülmektedir. Şer'u men kablenâ'nın bağlayıcılığı ile ilgili biri olumlu, diğeri olumsuz olmak üzere iki temel görüş ortaya çıkmaktadır. Zira her iki görüşü destekeyen naklî ve aklî deliller bulunmaktadır. Bu çalışmada, alimleri görüşlerden birini tercihe sevk eden âmiller belirlenmeye çalışılmıştır. Son olarak, ilk beş asır zaman aralığında bir delil olarak şer'u men kablenâ'nın gelişim seyri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler: Fıkıh Usûlü, Şer'u Men Kablenâ, Şerâi'u Men Kablenâ, Şerâi'u Sâlife, Önceki Şeriatlar
Debûsî ve Sem'ânî'de âhâd haber (Takvîmü'l-edille ve kavâtı'u'l-edille çerçevesinde)
Sünnetin hem aslî bir kaynak olması hem de Kur'ân'ın açıklayıcısı olma vasfını üstlenmesi onu, İslâmî araştırmaların odağına yerleştirmiştir. İslâm ulemâsı da bu kaynağın sonraki nesillere çoğunlukla âhâd yolla ulaşmış olmasını dikkate alarak özellikle âhâd haber üzerinde durmuş, bu haberlerin doğru olma ihtimalleri kadar olmama ihtimalini de göz önüne alarak onunla amel için belli şartlar ileri sürmüştür. Bu çalışma Hanefî fıkıh usûlünü ince bir tasnif ve tertibe tâbî tutan Debûsî ile eski mezhebi olması hasebiyle Hanefî mezhebine de hâkim Şâfiî fakîhi Sem'ânî'nin haber-i vâhidi nasıl değerlendirdikleri, sıhhati için aradıkları şartları ve diğer delillerle arasında nasıl bir ilişkinin olması gerektiğine dair ortaya koydukları tespitleri ve bunu yaparken birleştikleri ve ayrıldıkları yerleri ortaya koymayı hedeflemiştir. Üç bölümden oluşan bu çalışmada sırasıyla Debûsî ve Sem'ânî'de haber kavramı ve türlerine, âhâd haberin hücciyeti ve kabul şartlarına, âhâd haberin diğer delillerle ilişkisine yer verilmiştir.