Theses supervised by Prof. Dr. Şerif Demir

21 theses · Düzce University, Kastamonu University

Master'sOpen AccessTR

Üst ekstremitelere yönelik tıbbi tedavi girişimlerinin el kavrama gücüne etkisi

Yapılan birçok çalışmada hastaların el kavrama gücündeki azalma, acı, ağrı gibi faktörler araştırılmıştır. Bu çalışma ile İstanbul Süreyyapaşa Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim Araştırma Hastanesi YBÜ'nde yatan bilinci açık, sözlü iletişim kurabilen hastaların üst ekstremitelerine yapılan tıbbi tedavi girişimlerin, hastaların el kavrama gücüne etkisi ölçülmüştür. Çalışmamız, gönüllü 105 hasta (33 kadın;72 erkek) ile yapılmıştır. Hastaların el kavrama güçleri Jamaar el dinamometrsi ile ölçülerek somut değerler kaydedilmiştir. Çalışmada kullanılan parametreler doğrultusunda elde edilen veriler hastaların yaş, boy uzunluğu, cinsiyet, solunum cihazı kullanım durumu, kas-kemik hastalıklarının bulunma durumu, evde bakım durumu gibi belirli parametreler arasında karşılaştırılmıştır. Araştırmada veri analizi SPSS 25.0(IBM SPSS Statistics 25) programı ile yapılmıştır. Tanımlayıcı istatistikler veri cinsine göre ± standart sapma (SD)ortanca(interquartile range=IQR=çeyrekler arası aralık)ve yüzde olarak ifade edilmiştir. Gruplar arasındaki karşılaştırmalar için veri testine göre Mann-Whitney U testi, Kruskal Wallis testleri kullanılmıştır. İstatistiksel analiz için SPSS 25.0(IBM SPSS Statistics25)programı kullanılmıştır. Yapılan testlerin sonucunda, YBÜ'de yatan hastalara uygulanılan tıbbi tedavi girişimlerinin sayısı arttıkça, hastaların el kavrama güçlerinin azaldığı istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur.

CerrahiDinamometreEl kavrama kuvveti+4
Ayşegül Yılmaz
Düzce University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Penisilin G ile oluşturulan epileptik farelerde SAM-E takviyesinin etkileri

Epilepsi, merkezi sinir sisteminin bir kısmının veya tümünün anormal deşarjlar ile karakterize nöbetlere yol açan hastalıktır. Dünya genelimde yaklaşık 65 milyon epilepsi hastası vardır ve her yıl bu sayıya 40-70/100.000 yeni olgu eklendiği bildirilmiştir. Bu hastaların tedavileri için kullandıkları antiepileptik ilaçların yan etkileri ise fazladır. S-adenozil metiyonin (SAM-e), başlıca biyolojik metil donörüdür. Her hücrenin sitozolünde sentezlenir ve esas olarak transmetilasyon reaksiyonlarında kullanılır. Böylece metil grubu, DNA, histonlar ve diğer proteinlerin yanısıra fosfolipidlerde dahil olmak üzere çok çeşitli alıcı subsratlara aktarılır. Metilasyonun çeşitli hücresel süreçleri belirlemedeki kritik rolü göz önüne alındığında, SAM-e metabolizmasındaki anormalliklerin, nörolojik ve psikiyatrik hastalıkların oluşumundaki kritik rolü daha iyi anlaşılır. Metil transfer reaksiyonları ile epilepsi arasındaki bağlantı iyi bilinmektedir. Ancak SAM-e epilepsi üzerindeki etkisini değerlendiren çalışmalar eksiktir. S-adenozil metiyonin (SAM-e) transmetilasyon reksiyonuna dahil olması nedeniyle potansiyel antiepileptik özelliklere sahip olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmada 2-3 aylık ve 230±30 gr ağırlığında sprague dawley cinsi dişi sıçanlar (n=49) kullanılacaktır. Sıçanlar; kontrol, epilepsi oluşturulacak ratlara nöbete girmeden 2 saat önce 50 mg/kg, 100 mg/kg, 200 mg/kg SAM-e ve nöbet esnasında 50 mg/kg, 100 mg/kg, 200 mg/kg SAM-e verilen olmak üzere 7 gruba ayrılmıştır. Her hayvan için elde edilen kayıtlardan; epileptiform aktivite başlama latensi, diken-dalga frekansı ve diken dalga genliği software aracılığıyla hesaplanacaktır. Latens, her bir periyottaki diken-dalga sıklığı, diken-dalga genliği parametrelerin ölçümleri bakımından incelenecektir. Nöbet öncesi ve esnasında uygulanan SAM-e'nin gruplarda oluşturduğu farklılıklar Kruskal-Wallis testi ile incelenecektir. İstatistiksel olarak farklılık tespit edilen gruplar post hocDunn testi ile belirlenecektir. İstatistik anlamlılık düzeyi olarak P <0.05 kabul edilecektir. Analizlerde PASW programı kullanılacaktır. Bu çalışmanın sonucunda; Penisilin G ile oluşturulan epileptik farelerde SAM-e takviyesinin nöbetleri önleme veya hafifletme etkileri araştırılacaktır. Anahtar Sözcükler: epilepsi, metilasyon, S-adenozil metiyonin, SAM-e

EpilepsiFarelerMetilasyon+3
Ayşegül Baldemir
Düzce University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Pandemi döneminde maske takan insanlarda pandemi öncesi ve sonrası kan parametreleri

COVID-19, Çin'in Hubei eyaletinin Wuhan kentinde ilk olarak görülmüş olup, Aralık 2019'dan bu zamana dek tüm dünyayı etkiliyor. Hastalığın damlacık, temas ve solunum yoluyla kişiden kişiye bulaştığı düşünülmektedir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Covid-19 virüsünün etkilerini pandemi olarak kabul etti. Virüsün solunum yoluyla bulaştığı düşüncesine dayanarak maskenin koruyucu olabileceği varsayımıyla maske takma zorunluluğu getirilmiştir. Bu nedenle uzun süre maske takılmasında kan parametrelerindeki değişimi araştırmayı amaçladık. Araştırmamızda bu parametrelerin nasıl değiştiğini ve değişen parametrelerde virüsün bağlanmasını kolaylaştırıcak bir etken olup olmadığını araştırdık. Buna bağlı olarak doğru maske kullanımının nasıl olması gerektiği yönünde bir kriter belirlemeye çalıştık. Çalışmamız doğru maske takma süreleri özellikle sağlık çalışanlarında hem kan değerleri hem de virüsün etkilerini değerlendirmek açısından katkı sağlayacaktır. Çalışmamızda 18 yaş üzeri Genel Cerrahi Polikliniği'ne gelen bilinci açık, iletişim kurabilen, kadın ve erkek hastalarda retrospektif olarak pandemi öncesi kan parametreleri ve pandemi sonrası günde ortalama 8 saat maske taktığı kabul edilen hastalarda kan parametrelerine baktık. Hasta verilerini G power güven aralığı 0,95 olan covid olmayan sağlıklı hastada bakıldı. Yaptığımız çalışmada maske takılmayan döneme göre maske takılan dönemde kreatin, sodyum, TSH, amilaz değerlerinde artış, magnezyum, pH, T3, PaO2, SaO2 değerlerinde azalış görülmüştür. Bu sonuç istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Albümin, eritrosit, hemoglobin, lenfosit, potasyum, protein değerlerinde artış; ALT, AST bazofil, bun, eozinofil, klorür, lökosit, monosit, nötrofil, T4, trombosit, üre değerlerinde azalma görülmüştür, bu sonuç kişi yetersizliğinden dolayı istatistiksek olarak anlamlı değildir (p>0.05). D-dimer ve PCO2 değerleri anlamlı olarak farklı değildir (p>0.05). Sonuç olarak Covid-19'dan bağımsız maske kullanımı kan parametrelerinde anlamlı değişiklikler meydana getirdiği görülmüştür. Anahtar kelimeler: Maske, pandemi, kan parametreleri, insan

COVID 19KanKan parametreleri+2
Kübra Gönüllü
Düzce University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Fibromiyalji hastalarında uyku parametrelerinin ağrı düzeyi ile ilişkisi

Giriş ve Amaç: Fibromiyalji hastalığında ağrı ve uyku bozuklukları sık görülen semptomlardır. Ağrı düzeyinin fazlalığı hastalarda uyku bozukluğuna yol açabileceği gibi; uyku bozukluğu olan hastalarda ağrı eşiğinin düşmesine bağlı olarak ağrı daha şiddetli algılanmaktadır. Bu çalışmada; fibromiyalji hastalarında ağrı ve uyku bozukluklarının değerlendirilmesi ve ayrıca uyuma alışkanlıklarının bu semptomlara olan etkilerinin araştırılması planlanmıştır. Materyal ve Metod: Fibromiyalji hastalarında hastalıktan etkilenme düzeyi Fibromiyalji Etki Anketi (FEA) ile değerlendirildi. Ayrıca, hasta ve kontrol grubu Pitsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ), Epworth Uykululuk Ölçeği (EUÖ), Vizüel Ağrı Skalası (VAS) testleri ile değerlendirildi. Fibromiyalji hastaları kontrol grubuyla PUKİ, EUÖ ve VAS açısından ikili olarak karşılaştırıldı. FEA ile EUÖ, VAS, PUKİ arasında korelasyon analizleri yapıldı. Bulgular: Fibromiyalji tanılı 60 hasta ve 60 kontrolden alınan veriler analiz edildi. Hasta grubunda kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha yüksek PUKİ, EUÖ ve VAS skorları saptandı. Hasta grubunda kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede uykuya dalma süresi daha uzun; kesintisiz gece uyku süresi ise daha kısa idi. Hasta grubunda PUKİ toplam skoru ile VAS skorları, FEA toplam skorları arasında anlamlı pozitif korelasyonlar saptandı. Ayrıca, EUÖ ile VAS skorları, FEA toplam skorları arasında anlamlı pozitif korelasyonlar saptandı. Tartışma ve Sonuç: Fibromiyalji ağrı ile seyreden ve uyku parametrelerini olumsuz etkileyen bir hastalıktır. Çalışmamız, fibromiyalji hastalarında uyku parametrelerinin bozulduğunu ve bu bozulmanın hastalıktan etkilenme düzeyi ile korelasyon gösterdiğini ortaya konulmuştur. Fibromiyalji hastalarında uyku ile ilgili problemlerin tanınması ve tedavisi, hasta stresinin azaltılmasında ve tedavi başarısının artırılmasında önemli yer tutmaktadır. Anahtar Kelimeler: Ağrı, fibromiyalji, uyku, uyku bozuklukları.

AğrıAğrı şiddetiFibromiyalji+3
Nimet Özlü
Düzce University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sigara dumanına maruz bırakılan sıçanlarda GLP-1 ve DPP-4 düzeyi

Glukagon benzeri peptid-1 ( GLP-1 ), 30 veya 31 amino asitli bir peptitdir. GLP-1'in, insülin sekresyonunu artırması, mide boşalmasını yavaşlatması gibi birçok metabolik etkileri vardır. Dipeptidil peptidaz-4 (DPP-4) de glikoz metabolizmasında kritik bir rol oynayan peptidlerden biridir. DPP-4 inkretinlerin parçalanmasını sağlar ve kan glukozunu artırır. DPP-4, GLP-1'in parçalanmasında görev alır. Sigaranın içerdiği nikotin, GLP-1 hormonunu aktive ettiği düşünülmektedir. Sunulan çalışmanın amacı sigara dumanına maruz kalan sıçanlarda kandaki GLP-1 ve DPP-4 düzeylerinin değişimini araştırmaktır. Elde edilen veriler, sigara dumanına maruz kalmanın, GLP-1, DPP-4 ve insülin düzeylerine etkisi konusunda fikir verecektir. Bu çalışmada 2-3 aylık ve 200-250 gr ağırlığında 21 adet dişi Wistar albino sıçan kullanılmıştır. Sıçanlar; kontrol, akut sigara dumanı, kronik sigara dumanı olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. Sigara dumanı, duman odası oluşturularak inhalasyon yoluyla uygulanmıştır. Akut sigara grubundaki hayvanlar, toplam 10 adet sigara yakılarak dumana maruz bırakılmıştır. Kronik sigara dumanına maruz kalan grupta ise günde 2 defa her bir hayvan için 1 sigara yakılmış ve 14 gün boyunca bu işlem devam etmiştir. 24 saat sonra ise hayvanlardan kan örnekleri alınmıştır. Sıçanlardan alınan serumlardan GLP-1 ve DPP-4 düzeyleri Elisa yöntemiyle ölçülmüştür. Yapılan değerlendirmeler sonucunda sigara dumanı maruziyetinin GLP-1 düzeylerinin ortalamalarını yükselttiği bulunmuştur. Akut sigara dumanı maruziyeti kronik maruziyet ile karşılaştırıldığında; akut maruziyetin GLP-1 düzeyini daha fazla artırdığı bulunmuştur. Sigara dumanına akut ve kronik maruziyetinin DPP-4 düzeyi üzerine anlamlı etkisi bulunamamıştır. Sonuç olarak akut sigara dumanına maruz bırakılan sıçanlarda serum GLP-1 düzeyi daha yüksek bulunurken, DPP-4 düzeyleri üzerinde anlamlı etkisi görülmemiştir. Anahtar Sözcükler DPP-4, Elisa, GLP-1, Sigara dumanı, Wistar albino sıçan

Dipeptidil peptidazlar ve tripeptidil peptidazlarGLP-1Hayvan deneyleri+3
Merve Uzuner
Düzce University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

1939 büyük Erzincan depremi

Erzincan, doğudan batıya giden Kuzey Anadolu Fay Hattına bağlı en genç ve geniş tektonik hareketlenmelerin ortaya çıktığı yerdir. Tarih boyunca pek çok büyük yer sarsıntısına sahne olmuştur. Bu eser, Erzincan ilinin 27 Aralık 1939'da yaşadığı büyük deprem ve bu depremin bölge halkına etkileri öncelikli olmak üzere; şehrin genel özellikleri hakkında da önemli bilgiler ihtiva etmektedir. Şehrin gerek tarihsel, gerek jeolojik, gerek coğrafi ve gerekse kültürel özelliklerinden bahseden eserimizin, Erzincan ile ilgili birçok konuda araştırmacı ve okuyuculara faydalı bilgiler sunacağı kanaatindeyiz. Sadece Türkiye'nin değil aynı zamanda dünyanın da sayılı depremlerinden biri olarak kabul edilen 1939 Büyük Erzincan Depremi, resmi kayıtlara göre 32.968 vatandaşımızın canını almış olmasına rağmen, ülkemizde yeterince bilinen bir deprem değildir. Böylesine geniş bir alanı etkileyen ve beraberinde sayısız acı hikâyeleri getiren bu felaketin daha çok insan tarafından bilinmesi ve öneminin fark edilmesi bizleri ziyadesiyle memnun edecektir. Felaket nedeniyle yaşanan göç hareketleri, Kızılay tarafından yapılan yardımlar ve TBMM'nin yapmış olduğu çalışmalara da eserde yer verilmiştir. Deprem sonrası tüm ülke birlik ve beraberlik duygusuyla hareket ederek felaket bölgesine hizmet için birbiriyle adeta yarış içine girmiştir. Öğrenci, memur, işçi, esnaf, sanatçı, siyasetçi fark etmeksizin herkes kendi çapında yardımda bulunmuştur. Gazeteler haftalarca deprem ile ilgili yardım haberleri paylaşmışlardır. Bunun yanında yabancı devletler de birçok yardımda bulunmuş ve önemli katkılar sağlamışlardır. Geçmişin geleceğe yön verdiğine inanan bir tarihçi olarak, deprem ülkesi olduğumuz ve her an bu gibi felaketlere hazırlıklı yaşamamız gerektiğine inanmaktayım. Umut ediyoruz ki çalışmamız amacına ulaşarak ülkemizde deprem konusundaki farkındalığın artmasına katkı sunacaktır.

Serkan Yıldız
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Migrenli hastalarda serum GLP-1 ve DPP-4 düzeyinin değerlendirilmesi

Migren, dünyada bir milyar kişiyi etkileyen ve günlük yaşamda kısıtlılığa yol açan nörovasküler bir bozukluktur. Patofizyolojisi hakkında birçok teori öne sürülse de halen kesin bir tedavisi bulunmamaktadır. Ataklar sırasında oluşan baş ağrısı, trigeminal sinir uçlarının aktivasyonu ile ilişkilidir. Glukagon benzeri peptid-1 (GLP-1), insülinin parçalanmasını engellediği düşünülen bir hormondur. İnce bağırsaklardaki L hücrelerinde, pankreasta alfa hücrelerinde ve beyin sapındaki nukleus traktus solitarius (NTS) gibi birçok beyin bölgesinde reseptörleri bulunmaktadır. Merkezi sinir sisteminde nöroprotektif birçok mekanizmada rol oynamaktadır. Aynı zamanda çeşitli nörodejeneratif hastalıkların tedavisinde GLP-1 analogları kullanılmaktadır. Dipeptidil peptidaz-4 (DPP-4), GLP-1' i parçalayan proteaz ailesine ait bir enzimdir. İnkretinleri ve iştah baskılayıcı nöropeptidleri bileşenlerine ayırarak inaktif hale getirmektedir. Bu çalışmanın amacı, migren hastalarında GLP-1 ve DPP-4 enzim düzeylerinin migren patofizyolojisi ile ilişkili olup olmadığını göstermek ve migren tedavisinde yeni bir yaklaşım sağlayabilmektir. Çalışmamızda, migren tanısı almış 42 hasta migrenli grup olarak; migren tanısı almamış ve hastanedeki diğer polikliniklere başvurmuş 42 kişi kontrol grubuna seçilerek 2 grup oluşturulmuştur. Gönüllülerden en az 8 saat açlıktan sonra kanları alınarak serumlarında çalışma yapılmıştır. Serum GLP-1 ve DPP-4, ELİSA metodu ile ölçülüp istatistiksel analiz SPSS 22.0 programı ile yapılmıştır. Elde edilen sonuçlar migren hastalarının serumlarında, kontrol grubuna göre GLP-1 ve DPP-4 düzeylerinin anlamlı derecede düşük olduğu bulunmuştur (p<0,001). Bu bilgiler ışığında GLP-1' in ve DPP-4' ün migrenli hastalarda azalmış olması, baş ağrısının oluşumunda bir faktör olarak değerlendirilebilir. Bu durum migrenli hastalarda diyabetin daha fazla görülme sıklığını açıklayabilir.

AğrıBaş ağrısıDipeptidil peptidaz 4+2
Melis Gültekin
Düzce University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Lactobacillus rhamnosus uygulamasının sıçanlarda penisilin ile oluşturulmuş epileptiform aktivite üzerine etkilerinin değerlendirilmesi

Epilepsi, her yüz insandan birinde görülebilecek kadar yüksek prevalansa sahip, henüz tam tedavisi mümkün olmayan ve yaşam kalitesini bozan nörolojik bir hastalıktır. Epilepsi tedavisi kullanılan antiepileptik ilaçların yanında mekanizmayı anlamak ve tedavide yeni ilaçlar geliştirmek için birçok yeni çalışmalar yapılmaktadır. Epilepsi oluş mekanizmaları içerisinde mikrobiyotanın da etkili olabileceği görüşü önem kazanmıştır. Epilepsi tedavisinde ana mekanizma GABAerjik sistemi güçlendirmektir. Mikrobiyotada bulunan, probiyotik bir bakteri olan Lactobacillus rhamnosus kolonda gama-aminobütrik asit (GABA) üretettiği çalışmalarda gösterilmiştir. Bu nedenle çalışmamızda mikrobiyotanın doğal üyesi L. rhamnosus bakterisinin sıçanlarda deneysel epilepsi ve serbest radikal oluşumuna etkisini araştırmayı amaçladık. Bu çalışmada 70 adet Wistar türü ergin sıçan kullanıldı. Deney hayvanları; sham, kontrol (penisilin) ve L. rhamnosus (LBR) olarak temel gruplara ayrıldı. LBR gruplarına ise 4 ve 10 hafta boyunca gavajla günlük 1 mL 1x1010 cfu/mL L. rhamnosus verildi. Sıçanları intraperitonal üretan enjeksiyonla anestezi altına alıp kafatasının sol korteks üstündeki kısmı kaldırdıktan sonra somatomotor alana elektrotlar yerleştirildi. Penisilin intrakortikal olarak uygulanıp sonrasında 120 dakika ECoG kaydı alındı ve veriye dönüştürülerek yazılım programı ile analizi yapıldı. Bu analizler epileptiform aktivitenin latensi, diken dalga sıklığı ve genliği açısından değerlendirildi. Ayrıca L. rhamnosus probiyotik takviyesinin GABA seviyesi ve antioksidan mekanizmalar üzerindeki etkilerini değerlendirmek amacı ile deney gruplarından serum ve beyin dokusu örnekleri alınıp ELİSA testi yapıldı. ELİSA testi ile serum ve beyin dokusu örneklerindeki GABA, süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (CAT) ve glutatyon peroksidaz (GPx) değerleri ölçüldü. LBR ve DZM'nin birlikte uygulandığı gruplarda epileptiform aktivite başlama latensinin uzadığı görülmüştür. LBR'nin toplam epileptiform aktivite diken dalga sıklığını kontrol grubuna göre azalttığı gösterilmiştir. LBR'nin epileptiform aktivite diken dalga genliğinde de benzer şekilde düşme gözlemlenmiştir. Özellikle LBR10 ve LBR-DZM-10 gruplarında bu anlamlılık daha belirgin olduğu gözlenmiştir. LBR uygulanan gruplardan alınan örneklerden CAT, SOD ve GPx seviyeleri, kontrol grubuyla karşılaştırıldığında bir anlamlılık gözlenmemiştir. LBR uygulanan gruplardan alınan serum GABA düzeyi kontrol grubuyla benzer iken, beyin dokusunda LBR4 grubunun GABA düzeyi kontrol grubuna göre daha fazla olduğu gözlenmiştir. Sonuç olarak, epilepsinin oluşum ve tedavisinde probiyotiklerin önemli bir antiepileptik etkiye sahip olabileceği düşünülmektedir. Nörodejeneratif hastalıklar ve probiyotikler arasındaki bağıntının değerlendirilebilmesi, daha fazla klinik ve deneysel çalışmalarla mümkün olacaktır. Anahtar Kelimeler: Elektrokortikografi, Epilepsi, GABA, Lactobacillus rhamnosus, Sıçan, Oksidatif Stres

AntikonvülsanlarEpilepsiHayvan deneyleri+4
Murat Tekbaş
Düzce University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Sıçanlarda acve hurmasının irisin düzeyine etkisi

İrisin, beyaz yağ dokusunun esmerleşmesini sağlar ve glikoz ve lipid homeostazını düzenler. İrisinin anti-inflamatuar, anti-apoptotik ve anti-oksidatif özellikleri bilim camiasının büyük ilgisini çekmektedir. Metabolik bozuklukların tedavisi için terapötik potansiyeli bulunmaktadır. Acve hurmasının da antioksidan savunma sistemleri üzerindeki olumlu sonuçları ve oksidatif stres, inflamasyon, hiperglisemi, hiperlipidemi, glikoz homeostazı, hafıza ve öğrenme bozuklukları parametrelerinde iyileşme sağladığı bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı acve hurması tüketiminin irisin düzeyine etkisini araştırmaktır.

Muhammet Alihan Davarcı
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

1948-1949 yılı İngiliz büyükelçiliği yıllık raporlarına göre Türkiye

Türkiye'de olan önemli gelişmeler, iç ve dış politik olaylar, rapor haline getirilerek, İngiliz Büyükelçiliği tarafından, Birleşik Krallık Hükümetine gönderilmektedir. Bu çalışmada, İngiltere'nin Ankara Büyükelçiliği'nin Türkiye hakkında 1948 ve 1949 yılında tuttuğu raporların orijinalleri Türkçeye çevrilmek suretiyle, belirtilen yıllarda olan olaylar, İngiliz bakış açısıyla aktarılmıştır. Giriş ve sonuç bölümü dâhil olmak üzere altı bölümden oluşmuştur. Çalışmanın ikinci bölümünde II. Dünya Savaşı sonrası Türk-İngiliz ilişkileri, ilişkilerde yaşanan sorunlar, çözüm yöntemleri aktarılmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde,İngiliz Belgelerine göre Türk İç Politikası, Türkiye'deki Siyasi Olaylar, İngiliz bakış açısı ile aktarılmıştır. Çalışmanın dördüncü bölümünde ise Türk dış politikası, yapılan anlaşmalar, görüşmeler ve bu konudaki İngilizlerin görüşleri aktarılmıştır. Çalışmanın altıncı bölümü ise; İngiliz Büyükelçiliğimin, Türkiye'deki önemli şahsiyetler hakkında tuttuğu raporlardan oluşmaktadır. İngiliz Büyükelçiliği tarafından aktarılan olayların, dönem içinde basına yansımalarını anlamak amacıyla ulusal basın incelenmiş ve gazete haberleri de çalışmaya eklenmiştir. Yapılan çalışma ile, İngiliz bakış açısı anlaşılmaya çalışılmıştır.

Mustafa Can
Kastamonu University
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kastamonu basınında Adalet Partisi (1965-1973)

Mustafa Kemal Atatürk'ün 1938 yılında vefatının ardından Cumhurbaşkanlığı görevine İsmet İnönü'nün gelmesiyle birlikte Türkiye'de "Milli Şef Dönemi" başlamış, bu süreçte Cumhuriyet Halk Partisi'nin tek parti olarak yönetimde mutlak hâkimiyet kurduğu bir dönem yaşanmıştır. Ancak II. Dünya Savaşı'nın etkileri, toplumsal-siyasal talepler ve Cumhuriyet Halk Partisi'nin daha ılımlı bir tutum benimsemesiyle çok partili hayata geçişin önü açılmıştır. Bu doğrultuda 1945'te Milli Kalkınma Partisi, 1946'da ise Demokrat Parti kurulmuştur. Demokrat Parti 1950'de iktidara gelmiş, ancak 1960 darbesiyle kapatılmıştır. Demokrat Parti'nin kapatılmasının ardından, 1961 yılında Ragıp Gümüşpala liderliğinde kurulan Adalet Partisi, halk tarafından Demokrat Parti'nin manevi mirasçısı olarak görülmüş ve kısa sürede geniş bir taban desteği kazanmıştır. Merkez sağ siyasette önemli bir aktör haline gelen parti, halkın beklentilerine duyarlılığıyla dikkat çekmiştir. Bu çalışmada, 1965–1973 yılları arasında Kastamonu'da yayınlanmış olan Açıksöz, Adalet, Terazi, Yeni Kastamonu ve Hür Anadolu gazetelerinden Adalet Partisi ile ilgili çıkan haberler temel alınarak; partinin yerel düzeyde yürüttüğü seçim kampanyaları, mitingler, aday tanıtımları ve propaganda faaliyetleri değerlendirilmiştir. Ayrıca ile seçim sonuçlarına erişebilmek için Kastamonu ilinin Küre ilçesine ait olan Küre'nin Sesi gazetesi Azdavay ilçesine ait ola Azdavay Haftası gazetesi, Cide ilçesine ait Cide Postası gazetesi ile Tosya ilçesine ait Tosya Açıksöz gazeteleri incelenmiştir. Çeşitli akademik çalışmalar ve arşiv belgeleri incelenerek, Adalet Partisi'nin Kastamonu'daki siyasi etkisi analiz edilmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Adalet Partisi, Kastamonu, Gazete, Seçim, Belediye.

Elif Uysal Irmak
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
10
Master'sOpen AccessTR

Deneysel fibromiyalji sıçan modelinde acve hurmasının (Phoenix dactylifera L.) serotonin düzeylerine etkisi

Fibromiyalji, birçok semptomu bulunan ve toplumda sık görülen bir hastalıktır. Fibromiyaljide, kandaki serotonin seviyelerinin azaldığı bilinmektedir. Acve hurması (Phoenix dactylifera L.), içerdiği birçok aminoasit, vitamin ve mineral açısından sağlığa oldukça yararlı olan bir meyvedir ve içeriğindeki bu besinler, meyve ve çekirdek kısımlarında farklı konsantrasyonlarda bulunmaktadır. Bu hurmanın içerisindeki B6 vitamini ve triptofan, serotonin üretimini etkilemektedir. Fibromiyalji üzerine acve hurmasının etkileriyle ilgili literatürde yeterli çalışma bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu çalışmanın amacı, acve hurmasının serotonin düzeyi üzerinden fibromiyalji üzerine bir etkisi olup olmadığını araştırmaktır. Çalışmamızda 2-3 aylık ve 230 ± 30 gr ağırlığında 35 adet Wistar cinsi dişi sıçan kullanılmıştır. Hayvanlar rastgele kontrol (K), fibromiyalji (FM), fibromiyalji + acve çekirdeği tozu (FM + ÇT), fibromiyalji + acve meyvesi (FM + M) ve fibromiyalji + acve çekirdek tozu ile meyvesi karışımı (FM + MIX) olmak üzere 5 alt gruba ayrılmıştır. Fibromiyalji oluşturma süreci dahil olmak üzere 9 günlük bir uygulama yapılmıştır. Sıçanlara günde 1 kez, 3 gün boyunca subkutan yoldan 1 ml/kg (216 mg/kg) dozda reserpin uygulanarak fibromiyalji indüklenmiştir. Son reserpin enjeksiyonundan 24 saat sonra, hot plate cihazında Kontrol ve FM gruplarındaki sıçanların pati çekme süreleri ölçülmüş ve pati çekme sürelerindeki azalma fibromiyalji olarak kabul edilmiştir. Sıçanlarda 3 gün içerisinde fibromiyalji indüklenmiş ve dördüncü günden dokuzuncu güne kadar sıçanlara 0,5 gr/kg acve hurması, gavaj yoluyla verilmiştir. Çalışma sonunda sıçanlardan alınan serum örneklerinden serotonin düzeyleri ELISA yöntemi ile belirlenmiş ve istatistiksel analiz için tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ile Holm-Šídák's çoklu karşılaştırma testi kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlar, FM grubunun serotonin seviyesi değerlerinin Kontrol, FM+M, FM+ÇT ve FM+MIX gruplarına göre istatistiksel olarak daha düşük olduğunu göstermiştir (p<0,05). Bu değerler baz alındığında, acve hurmasının kandaki serotonin seviyelerinin artmasını sağlayarak fibromiyaljiyi iyileştirdiği sonucuna varılmıştır. Bu durum acve hurmasının fibromiyalji tedavisinde kullanılabilecek doğal bir besin maddesi olabileceğini göstermektedir.

Ağrı
Mehlika Sarı
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

İdiopatik epilepsi üzerine toksoplazma gondii enfeksiyonunun etkisi; mikro RNA'ların rolü

Epilepsi, merkezi sinir sisteminin en yaygın hastalıklarından biridir. Epilepsinin nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, etiyolojisinde inflamasyonun önemli bir rol oynayabileceği düşünülmektedir. Bu inflamatuvar sürecin ise bazı enfeksiyonlar, özellikle hücre içi parazitler ile ilişkili olabileceği öne sürülmektedir. Bu çalışmada, idiopatik epilepsi hastalarında Toxoplasma gondii enfeksiyonu, inflamasyon ve ilişkili mikroRNA'ların (miRNA-146a, miRNA-155, miRNA-26, miRNA-106b) incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya toplam 40 katılımcı dahil edilmiş ve dört gruba eşit olarak dağıtılmıştır: Grup 1 (Epilepsi− / T. gondii−), Grup 2 (Epilepsi+ / T. gondii−), Grup 3 (Epilepsi− / T. gondii+), Grup 4 (Epilepsi+ / T. gondii+). Serum HMGB1, NF-κB, TLR4, TNF-α, TRAF6, RAGE ve IL-1β düzeyleri ELISA yöntemi ile; HMGB1, IL-1β, IL-10, IRAK1, IRAK2, TLR4, TNF-α, RAGE gen ekspresyon seviyeleri ile miRNA-146a, miRNA-155, miRNA-26 ve miRNA-106b ekspresyon düzeyleri RT-qPCR yöntemiyle belirlenmiştir. HMGB1 düzeyleri Grup 4'te Grup 1 ve 2'ye; Grup 3'te ise Grup 1 ve 2'ye kıyasla anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<0,05). NF-κB düzeyi en yüksek Grup 4'te (p<0,05), TLR4 düzeyi ise en yüksek Grup 3'te tespit edilmiştir (p<0,05). TNF-α ve TRAF6 seviyeleri en yüksek Grup 4'te, ardından Grup 3, Grup 2 ve Grup 1'de gözlenmiştir (p<0,05). RAGE düzeyi Grup 3 ve 4'te, Grup 1 ve 2'ye göre anlamlı olarak yüksektir (p<0,05). Gen ekspresyon analizinde, IL-10 en yüksek Grup 2'de (p<0,05), IL-1β en yüksek Grup 3'te (p<0,05) ve TLR4 en yüksek Grup 2'de tespit edilmiştir (p<0,05). IRAK1 ve IRAK2 ekspresyonu en yüksek Grup 4'te, Grup 3 ise Grup 1 ve 2'ye göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<0,05). RAGE mRNA ekspresyonu gruplar arasında anlamlı farklılık göstermemiştir (p>0,05). MikroRNA analizinde, miRNA-146a enfeksiyon gruplarında yüksek bulunmuş ve enfeksiyon kaynaklı inflamasyonun düzenlenmesinde rol oynayabileceği değerlendirilmiştir. miRNA-155 ve miRNA-106b düzeyleri en yüksek Grup 3'te tespit edilmiş (p<0,05) ve T. gondii enfeksiyonuna bağlı immün yanıtın güçlü bir göstergesi olarak değerlendirilmiştir. miRNA-26 düzeyleri gruplar arasında anlamlı farklılık göstermemiştir (p>0,05). Sonuç olarak, T. gondii enfeksiyonunun özellikle epilepsi ile birlikte görüldüğünde nöroenflamatuar süreçleri güçlendirdiği, ayrıca enfeksiyona bağlı immün aktivasyonun belirli mikroRNA'lar aracılığıyla düzenlendiği gösterilmiştir. Bu bulgular, yeni terapötik hedeflerin belirlenmesinde önemli bir moleküler temel oluşturmaktadır.

Hayriye Soytürk
Düzce University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Sıçanlarda usnik asit'in penisilin ile oluşturulmuş epileptiform aktivite üzerine etkisi

Yeryüzünde epilepsi hastalığı olan yaklaşık 50 milyon insan vardır. Bu hastaların %30'u günümüze kadar keşfedilen anti epileptik ilaçlara dirençlidir. Ayrıca bu ilaçların yan etki profili çok geniştir. Mantar ve fotosentetik alglerin simbiyotik yaşamından meydana gelen likenler gıda, ilaç, kozmetik gibi birçok alanda kullanılmıştır. Likenlerden izole edilen usnik asit, ilk izolasyonundan bu yana üzerinde çalışılan ve ticari olarak yaygın kullanılan metabolitlerden olmuştur. Buna ek olarak usnik asit hepatositeler üzerinde de çalışılmış ve hücresel değişikliklere neden olduğu gösterilmiştir. Bu çalışmanın amacı usnik asidin sıçanlarda penisilin ile oluşturulmuş epileptiform aktivite üzerine etkisini elektrofizyolojik olarak araştırmaktır. Bu çalışmada yetişkin erkek Wistar sıçan kullanılmıştır. Bu sıçanlar sham, kontrol (penisilin), diazepam, sadece usnik asit, 50 mg/kg, 100 mg/kg ve 200 mg/kg penisilin öncesi ve 50mg/kg, 100mg/kg ve 200 mg/kg penisilin sonrası usnik asit uygulama dozlarıyla birlikte 10 gruba ayrılmıştır. Penisilin dışındaki tüm maddeler intraperitonal (i.p.) olarak verilmiştir. Sıçanlar 1.25 g/kg üretan dozunun intraperitoneal olarak uygulanmasıyla anestezi altına alınmış, sol korteks üzerindeki kemik kaldırılmış ve somatomotor alana elektrotlar yerleştirilmiştir. Beş dakikalık bazal aktivite kaydından sonra penisilin öncesi gruplarına dimetilsülfoksit (DMSO) ile çözünmüş usnik asit intraperitoneal olarak enjekte edilmiştir. Bu uygulamanın 30. dakikasında penisilinin (500 IU) intrakortikal (i.c.) olarak uygulanmıştır. Penisilin sonrası 120 dakika daha ECoG kaydı alınmıştır. Penisilin sonrası gruplarında ise 1.25 g/kg üretan dozunun uygulanmasından sonra anestezi altına alınmış, sol korteks üzerindeki kemik kaldırılmış ve somatomotor alana elektrotlar yerleştirilmiştir. Beş dakikalık bazal aktivite kaydından sonra penisilinin (500 IU) intrakortikal olarak uygulanmıştır. 30 dakikalık ECoG kaydının ardından usnik asit intraperitoneal olarak uygulanmıştır. Kayıtlardan elde edilen elektrokortikografik veriler yazılım programı ile analiz edilmiştir. Aynı zamanda ilk epileptiform aktivitenin başlama latensi, epileptiform aktivitenin diken dalga sıklığı ve diken dalga genliği istatistiksel olarak analiz edilmiş ve usnik asidin epileptiform aktivite ve diken dalga sıklığı üzerinde etkin olmadığı bulunmuştur.

Şeymanur Yılmaz Taşcı
Düzce University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Aurasız migren hastalarında plazma kolesistokinin (cck) düzeyinin belirlenmesi

Migren, bulantı ve kusmanın eşlik ettiği, tekrarlayan orta veya şiddetli ataklarla kendini gösteren, 4-72 saat süren bir baş ağrısı türüdür. Hormonal, çevresel ve genetik faktörler migren duyarlılığında önemli rol oynamaktadırlar. Karmaşık bir durum olan migren fizyopatolojisi hala tam olarak anlaşılamamıştır. Ancak yapılan çalışmalarda vazodilatatör bir takım ajanların migren oluşumunda etkili olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmada vazodilatatör etkiye sahip bir nöropeptid olan kolesistokininin migrene etkisi araştırılmıştır. Kesitsel ve tanımlayıcı tipte tasarlananmış olan bu araştırmanın amacı, aurasız migren tanısı almış hastalar ile migren tanısı almamış bireylerde plazma kolesistokinin düzeyleri arasında bir farklılık olup olmadığının incelenmesidir. Düzce Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Merkezi Nöroloji Polikliniği tarafından Aurasız Migren tanısı almış 36 hasta migrenli grubu, migren tanısı olmayan ve hastanenin diğer polikliniklerine başvurmuş 37 kişi de kontrol grubunu oluşturdu. Veri toplama aracı olarak araştırmacının düzenlemiş olduğu Hasta Bilgi Formu kullanıldı ve çalışmaya katılan kişilerden kan örnekleri alınarak laboratuar ortamında çalışıldı. Elde edilen veriler SPSS 22.0 programı kullanılarak bilgisayar ortamında bir istatistik uzmanından danışmanlık alınarak değerlendirildi. Katılımcıların sosyo-demografik özellikleri, tıbbi öyküleri, vital bulguları ve migren hastalığına ilişkin bilgileri tanımlayıcı istatistikler (yüzde, sayı, ortalama) ile değerlendirildi. Migren grubu ve kontrol grubunun karşılaştırmalı analizlerinde alt gruplar arasındaki karşılaştırmalarda x² testi, ortalamalar arasındaki karşılaştırmalarda non-parametrik test olarak kullanılması önerilen Mann Whitney U ve Kruskal Wallis testi kullanıldı. İstatistiklerde p anlamlılık için güven aralığı p≤0.05 olarak kabul edildi. Çalışmaya katılan gruplar içerisinde migrenli grubun yaş ortalaması 35,53 ± 6,83, kontrol grubunun yaş ortalaması 34,99 ± 7,79, toplam grup yaş ortalaması 35,23 ± 7,29'dur. Migrenli grup ve kontrol grubunun kolesistokinin (CCK) değerleri karşılaştırıldığında, migrenli grubun CCK değeri 1,83 ± 0,60 olduğu görülürken, kontrol grubunun CCK değeri 1,73 ± 0,49 olarak bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Migren, Kolesistokinin, Baş ağrısı, Nöropeptit, Serebral vazodilatasyon

Baş ağrısıEnzime bağlı immünosorbent testiKolesistokinin+4
Hacer Alemdar
Düzce University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Sıçanlarda ( R)-(+) ve (S)-(-) carvon'un penisilin ile oluşturulmuş epileptiform aktivite üzerine etkisi

(R)-(-) ve (S)-(+) karvon, nane (Mentha spicata) ve kimyon (caraway) tohumlarından elde edilir. Geleneksel tıpta bu madde sakinleştirici, gevşetici ve anticonvulsant gibi terapotık etkisi için halk tarafından elde edilmiş ve kullanılmıştır. Bu çalışmanın amacı, anksiyete giderici, antiepileptik, antinociceptive gibi koruyucu ve ayrıca membran lipid peroksidazyonu inhibisyonu olan (R)-(-) ve (S)-(+) karvonun sıçanlarda penisilinle oluşturulan deneysel epilepsi modeli üzerindeki akut etkisini araştırmaktır. Bu çalışmada 91 yetişkin erkek Wistar rat kullanılmış ve bu ratlar; 500 I.U. penisilin-G uygulandığı kontrol grubu (n: 7), salin uygulanan sham grubu(n: 7), sadece 200 mg/kg (R)-(-) karvon grubu(n: 7), sadece 200 mg/kg (S)-(+) karvon grubu (n: 7), çözücü olarak kullanılan Dimetil sülfoksit (DMSO) grubu (n: 7), nöbet öncesi penisillin-G +100 mg/kg (R)-(-) karvon grubu (n: 7), penisillin-G +200 mg/kg (R)-(-) karvon grubu (n: 7), penisillin-G +100 mg/kg (S)-(+) karvon grubu (n: 7), penisillin-G +200 mg/kg (S)-(+) karvon grubu (n: 7), nöbet sırasında penisillin-G +100 mg/kg (R)-(-) karvon grubu (n: 7), penisillin-G +200 mg/kg (R)-(-) karvon grubu (n: 7), penisillin-G +100 mg/kg (S)-(+) karvon grubu (n: 7), penisillin-G +200 mg/kg (S)-(+) karvon grubu (n: 7) olacak şekilde 13 gruba ayrılmıştır. Penisilin dışındaki tüm maddeler intraperitonal olarak uygulanmıştır. Ratlar 1.25 g/kg'lık üretan dozunun intraperitoneal olarak uygulanmasıyla anestezi altına alınıp, sol korteks açılmış ve somatomotor alana elektrotlar yerleştirilmiştir. Tüm gruplarda beşer dakikalık bazal aktivite kaydı alındıktan, sonra nöbet öncesi gruplara (R)-(-) ve (S)-(+) karvon verildi. 30 dakika sonra intrakortikal olarak penisilin (500 IU) uygulandı. Nöbet esnası gruplarda ise beşer dakikalık bazal aktivite kaydı alındıktan sonra intrakortikal olarak penisilin (500 IU) verildi. 30 dakika sonra (R)-(-) ve (S)-(+) karvon uygulandı. İlk epileptiform aktivitenin başlama latensi, epileptiform aktivitenin diken dalga sıklığı ve genliği verileri istatistiksel olarak analiz edildi. Bulgular: Sadece madde uygulanan gruplarda, sham ve çözücü gruplarında herhangi bir epileptiform aktiviteye rastlanılmadı. Nöbet öncesi 100 mg/kg (S)-(+) grubunun ilk epileptik nöbetin başlama latensi ortancası kontrol, nöbet öncesi 100 ve 200 mg/kg (R)-(-) gruplarının ortancalarından anlamlı derecede daha düşük bulundu (p=0,008). Gruplar arasında 0-120 dakikalarında ölçülen epileptiform aktivitenin diken dalga sıklığı ve diken dalga genliği ortancaları bazı zaman periyotları hariç (0-5, 6-10, 31-35, 36-40 ve 41-45), gruplar arasında anlamlı farklılık belirlenmedi (p>0,05). Sonuçlar: Bu çalışmada yalnızca 100 mg/kg (S)-(+) karvonun epileptiform aktivite başlama latensini azaltmasına rağmen, penisilin ile oluşturulmuş epilepsi modelinde diken dalga sıklığı ve genliği üzerinde etkili olmadığı görülmüştür. Sonuç olarak, elde ettiğimiz verilere göre yapılan çalışmada karvonun ratlarda penisilinle oluşturulmuş deneysel epilepsi modeli üzerine uygulanmasının antiepileptik etkiye neden olduğunu ortaya çıkarmış ve bu durum karvonun gelecekte potansiyel bir antiepileptik ilaç olabileceğini göstermiştir.

Sümeyye Altun
Düzce University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Marangozhanede çalışan işçilerin spirometre ile solunum fonksiyonlarının değerlendirilmesi

Odun tozları çok sayıda toksin, mikroorganizma, mantar ve kimyasal maddeler içermekte olup, sağlık açısından önemli etkileri bulunmaktadır. İşçilerin maruz kaldığı organik tozlar ve inhalasyon yoluyla maruz kalınan maddeler akciğerleri etkileyen faktörlerdir. Bu çalışmanın amacı marangozhanelerde odun tozuna ve uçucu kimyasal maddelere maruz kalanlarda solunum fonksiyonlarının nasıl etkilendiğini tespit etmektir. Marangozhanede kesim hattı, ağaç işleme cilalama ve boyama bölümlerinde çalışan toplam 60 işçi çalışma grubu ve odun tozuna ve uçucu kimyasallara maruziyet öyküsü olmayan benzer demografik özelliklere sahip 60 kişi kontrol grubu olarak belirlendi. Olgulara anket uygulaması ile elde edilen sosyo-demografik bilgiler ve spirometrik ölçümle elde edilen akciğer fonksiyon değerlerinin karşılaştırılması yapıldı. Marangozhanelerde çalışan işçilerde çalışmaya başlamadan önceki durumdan farklı olarak en çok balgamlı öksürük hikayesi artmıştır. Ayrıca nefes darlığı oranı da artmış ve bunlar dışındaki hastalıklarda önemli bir fark görülmemiştir VC, FVC ,FEV1 ,FEV1/FVC ,ve MVV değerleri kontrol grubunda sırasıyla 3,05, 4,16, 3.24, %77,93 ve 79,76 iken marangozhane çalışanları grubunda 3,11, 4,32, 3,4, %80.5 ve 49,26 bulunmuştur. VC,FVC,FEV1 ve FEV1/FVC açısından gruplar arasında anlamlı bir fark yok iken MVV değeri ortalaması marangozhane işçilerinde anlamlı düzeyde düşüş görülmüştür. İşçilerin çoğu iş güvenliği materyali kullanıldığını belirtmesine rağmen derin ve hızlı soluma kapasitelerinin düşmesi odun tozunun yanı sıra melamin veya fenol üre formaldehit tutkalları ve boyalar gibi kimyasal içerikli maddelere maruziyete de bağlı olabilir. Sigara kullanmayan, bırakan ve aktif olarak kullanan işçiler arasında FVC ve MVV değerleri açısından anlamlı bir farka rastlamadık. Ancak VC değeri sigarayı bırakan grupta en yüksek düzeyde kaydettik. Dolayısıyla sigara kullanım durumunun akciğer fonksiyon testlerini etkileyebileceği düşünülmektedir. Sonuç olarak çalışmamızda marangozhanelerde odun tozuna ve uçucu kimyasal maddelere maruz kalan işçilerin solunum sistemi fonksiyonlarının olumsuz etkilendiği gösterilmiştir. Bu çalışma Türkiye'de marangozhanelerde çalışan işçilerin odun tozuna ve uçucu kimyasal içerikli materyallere maruziyetinin akciğer solunum fonksiyon testlerini etkilediğini gösteren ilk çalışmadır. Bulgularımız marangozhane işçilerinin sık sık solunum fonksiyonlarının test edilmesi gerekliliğini gözler önüne sermektedir.

MarangozOdun endüstrisiSolunum fonksiyon testleri+5
Banu Sapmaz
Düzce University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sıçanlarda sigara ve egzersizin CGRP düzeyine etkileri

Kalsitonin geni ile ilişkili peptid (CGRP), 37 amino asitli bir nöropeptittir. CGRP santral ve periferik sinir sisteminin bütününe dağılmış haldedir. CGRP'nin bilinen en önemli etkisi, sistemik ve pulmoner damarlarda vazodilatasyona sebep olmasıdır. CGRP aynı zamanda kan basıncının düzenlenmesinde, inflamasyonda ve ağrı mekanizmasında rol almaktadır. Aerobik egzersiz CGRP üretimini artırmakta ve bu da kollateral dolaşımı geliştirmektedir. Sigara dumanı trakeal CGRP salınımını aktive etmekte ve CGRP hem trakea hem de bronşiolde vazodilatasyona neden olmaktadır. Bu çalışmanın amacı, sigara ve egzersizin etkilerinin CGRP ile arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Bu çalışmada 2-3 aylık 56 adet Wistar cinsi erkek ve dişi sıçanlar kullanıldı. Sıçanlar; kontrol, sigara, egzersiz, sigara+egzersiz grupları olmak üzere dört farklı gruba ayrıldı. Aynı gruplandırma dişi ve erkek sıçanlar için ayrı ayrı yapıldı ve toplamda sekiz adet grup oluşturuldu. Egzersiz gruplarına 6 hafta boyunca, haftada 5 gün, günde 30 dk, 15 m/dk hızla koşu bandı egzersizi yaptırıldı. Sigara grupları 6 hafta boyunca, haftada 5 gün, günde 30 dk sigara dumanına maruz bırakıldı. Çalışmanın sonunda sıçanlardan kan örnekleri alınarak, serumda CGRP seviyeleri ELISA metodu ile belirlendi. Bu çalışmanın sonucunda; kontrol ve uygulama grupları arasındaki serum CGRP seviyeleri farkı istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. Ancak erkek sıçan gruplarının serum CGRP seviyeleri dişi sıçan gruplarının serum CGRP seviyelerinden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p=0,001). Anahtar Kelimeler: Egzersiz, Kalsitonin geni ile ilişkili peptid, Koşu bandı, Sigara dumanı, Wistar tipi sıçan

EgzersizHayvan deneyleriKalsitonin geniyle ilgili peptid+4
Hilal Şamandar Aydaş
Düzce University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Sigara dumanına maruz bırakılmış farelerde epigallokateşin gallat (EGCG) uygulamasının karaciğer toksisitesi ve kotinin düzeyine etkisi

Tüm dünyada tütün ve türevlerinin kullanımı oldukça yaygındır. Sigara dumanının içinde bulunan oksidan maddeler vücuda girdiğinde oksidatif stresi arttırmaktadır. Yeşil çay (Camellia sinensis) içinde antioksidan özelliğe en yüksek olan ve bol bulunan epigallokateşin gallat'dır (EGCG). Çalışmamızın amacı sigara dumanına maruziyet sonucu artan oksidatif stresin ve karaciğerde oluşturdukları hasarın, antioksidan özelliğe sahip EGCG'nin, akut ve kronik olarak uygulandığı in vivo deney tasarımında etkilerinin incelenmesidir. Çalışmamızda 84 adet CD1 erkek fare kullanılmıştır. Fareler, uygulama süresi 1 gün olan akut ve 21 gün olan kronik olmak üzere 2 ana gruba, toplamda 12 alt gruba ayrılmıştır. Alt gruplar kontrol (ortam havasına maruz kalan) , 2.kontrol (sigara dumanına maruz kalan) , sadece 25 mg/kg ve 50 mg/kg EGCG ve aynı dozlarda EGCG ve sigara uygulanan gruplar olarak ayrılmıştır. Sigara dumanı, duman odası oluşturularak inhalasyon yoluyla, EGCG uygulamaları ise fareler duman odasına girmeden 30 dakika önce günde 1 kere intraperitonal olarak uygulanmıştır. Uygulamalar bittikten sonra ketamin/ksilazin anestezisi altında eksanguinasyon yoluyla fareler öldürülmüştür. Alınan kan örnekleri serumlarından karaciğer hasarı, sigara dumanı maruziyeti ve oksidatif stres düzeyleri ELISA yöntemiyle ölçülmüştür. Yapılan değerlendirmeler sonucunda EGCG uygulamasının sigara dumanı uygulanan gruplarda GPx ve SOD antioksidan enzimleri düzeylerini anlamlı olarak yükselttiği bulunmuş ve karaciğer üzerinde olumsuz etkisinin olduğuna rastlanılmamıştır. Sonuç olarak, EGCG uygulamasının antioksidan sistem üzerinde olumlu etkilerinin ve sigara dumanına maruz kalan bireylerin oksidatif stresten etkilenmesinden korunmasında başarılı olabileceği ve bu konuda daha uzun süreli deneylerin ve daha yüksek dozların denenmesinin olumlu etkilerin pekiştirilmesinde önemli rol oynayacağı düşünülmektedir.

Epigallokateşin gallatFarelerHayvan deneyleri+7
Kağan Ağan
Düzce University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Sıçanlarda akut ve kronik uygulanan harmalinin penisilin ile oluşturulmuş epileptiform aktivite üzerine etkisi

Bu çalışmada harmalinin kısa ve uzun süreli olarak uygulanmasının sıçanlarda penisilin G ile oluşturulan deneysel epilepsi modeli üzerindeki etkisini elektrofizyolojik olarak araştırıldı. Çalışmada 84 yetişkin erkek Wistar sıçan kullanıldı. Sıçanlar iki gruba ayrıldıktan sonra her bir grup sham, kontrol (penisilin), sadece harmalin ve 10, 50 ve 100 mg/kg dozlarda harmalin grupları olarak 6 farklı alt gruba ayrıldı. Kayıtlardan elde edilen elektrokortikografik veriler PowerLab Chart v.8 yazılım programı ile analiz edildi. Aynı zamanda ilk epileptiform aktivitenin başlama latensi, epileptiform aktivitenin diken dalga sıklığı ve diken dalga genliği istatistiksel olarak analiz edildi. Ayrıca harmalinin antioksidan mekanizması üzerindeki etkilerini tespit etmek amacıyla süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (CAT), glutatyon peroksidaz (GPx) ve glutatyon redüktaz (GR) miktarları serumda ELISA metodu ile belirlendi. İstatistiksel analizler one way Anova testi ile incelendi. Her iki grupta doza bağlı olarak nöbete başlama zamanını kontrol grubuna göre istatistiksel olarak artmıştır (p<0.05). Kısa süreli harmalin uygulanan grupta penislin G ile oluşturulan epilepsili ratlarda antiepileptik etki kontrol ve diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Ayrıca harmalinin uzun süreli uygulamasının antioksidan kapasitesi, kontrol ve diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Sunulan çalışmada monoaminoksidaz inhibitörü olan harmalinin ratlarda penisilinle oluşturulmuş deneysel epilepsi modelinde uygulanarak antiepileptik olduğu ve gelecekte antiepileptik olarak kullanılabileceği öngörülmektedir.

AntioksidanlarBeyinElektroensefalografi+5
Kayhan Özkan
Düzce University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sıçanlarda akut ve kronik egzersizin anjiyotensin ıv düzeyine etkisi

Yapılan birçok çalışmada fiziksel aktivitenin Renin-Anjiyotensin Sistemi (RAS) parametreleri ile ilişkisi belirtilmiştir. RAS'ın vücuttaki etkileri birçok farklı yolakla gerçekleşmektedir. Ang IV/AT4R bu yolaklardan biridir. Bu yolağın beyinde hafıza, öğrenmeyi kolaylaştırma ve perifer dokularda çeşitli etkileri vardır. AT4 reseptörü adrenal bezde yüksek konsantrasyonda bulunur ayrıca dalak, kolon ve mesane dahil diğer dokularda da tespit edilmiştir. Bu çalışma akut ve kronik egzersiz ile serum Ang IV seviyesi arasındaki ilişkiyi ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Bu çalışmada 12-14 haftalık 42 adet Wistar cinsi 21 dişi ve 21 erkek sıçan kullanılmıştır. Sıçanlar; Kontrol Erkek (KE), Akut Egzersiz Erkek (AEE), Kronik Egzersiz Erkek (KEE), Kontrol Dişi (KD), Akut Egzersiz Dişi (AED) ve Kronik Egzersiz Dişi (KED) olmak üzere altı gruba ayrılmıştır (n=7). Akut egzersiz gruplarına tek seferde antrene olmadıkları hız ve sürede egzersiz yaptırılmıştır. Kronik egzersiz gruplarına 6 hafta boyunca, haftada 5 gün, günde 30 dk, 15 m/dk hızla koşu bandı egzersizi yaptırıldı. Deneyin sonunda sıçanlardan kan örnekleri alınarak serum Ang IV seviyeleri ELISA metodu ile belirlenmiştir. Yapılan çalışmalar sonucunda, Ang IV seviyeleri bakımından kontrol ve egzersiz grupları arasında fark olmasına rağmen istatistiksel açıdan bu anlamlı olarak belirlenmemiştir. Ancak erkek ve dişi grupları karşılaştırıldığında Ang IV düzeyi açısından farklılık olduğu gösterilmiştir. Bu çalışma egzersizin Ang IV'ü erkek sıçanlarda istatistiksel olarak anlamlı düzeyde olmasa da artırdığını fakat dişi sıçanlarda Ang IV düzeyini azalttığını göstermiştir.

AnjiyotensinlerEgzersizEnzime bağlı immünosorbent testi+2
Mustafa Balık
Düzce University · Institute of Health Sciences
2020
00

Other supervisors