Theses supervised by Prof. Dr. Kemal Yakut

14 theses · Anadolu University

Master'sOpen AccessTR

Rus kaynaklarına göre Boğazlar sorunu (1936-1946)

Bu tez, 1936-1946 yılları arasındaki Boğazlar Sorunu'nu ele almaktadır. Boğazlar Sorunu, tarihsel bağlamıyla birlikte, II. Dünya Savaşı döneminde Rus kaynaklarına dayandırılarak incelenmiştir. Çarlık döneminde, I. Petro'nun sıcak denizlere inme politikası Osmanlı İmparatorluğu ile ilişkileri önemli kılmıştır. Bu bağlamda, Rus diplomat Ukraintsev Boğazlar'daki ticari faaliyetler için İstanbul'a gönderilmiştir ve bu politika yıllarca sürdürülmüştür. 19. yüzyılda, Osmanlı İmparatorluğu ile Çarlık Rusyası arasında hem çatışmalar hem de siyasi ve ticari anlaşmalar olmuştur. Çarlık Rusyası'nın Boğazlar politikası, stratejik çıkarları gereği sıcak denizlere ulaşma ve deniz yollarını kontrol etme amacını gütmüştür. Bolşeviklerin iktidara gelmesiyle, Türkiye'de Milli Mücadele'nin başlaması Bolşevik liderleriyle Türkiye'nin liderlerini yakınlaştırdı. Ancak, Lozan Barış Konferansı'nda Boğazlarla ilgili tartışmalarda iki ülke arasında zaman zaman gerilim yaşandı. Sovyetler, Boğazların savaş gemilerine kapatılmasını talep etti, fakat Lozan'da bu mümkün olmadı ve Sovyetler memnun kalmadı. 1936'da Türkiye'nin egemenliğini güvence altına almak ve deniz trafiğini düzenlemek amacıyla Montrö Boğazlar Sözleşmesi imzalandı. Sovyetler, bu sözleşmeden bazı yönleriyle memnun kaldı, zira savaş gemilerinin geçişine belirli kısıtlamalar getirilmişti. Ancak, Sovyetler daha geniş stratejik hedefler güttüğünden, Montrö tam olarak istedikleri serbestiyi sağlamadı. II. Dünya Savaşı sırasında Sovyetler, Montrö Boğazlar Sözleşmesini eleştirerek, Boğazlar üzerinde daha fazla kontrol ve etkinlik kurma arayışına girdi. Türkiye'nin savaş sırasında tarafsızlık politikası izleyip, Amerika'ya yönelmesi Sovyetlerin tepkisini çekti ve bu durum Türkiye'nin dış politikasını etkiledi. Bu tez, Sovyetlerin Boğazlarla ilgili politikasının Türkiye ile ilişkilerine olan etkisini, Rusça kaynaklar ve arşivler ışığında değerlendirmektedir. Özellikle, Sovyetlerin Boğazlarla ilgili tutumunun Türkiye'nin dış politikası üzerindeki etkileri incelenmiştir. Anahtar sözcükler: Türk boğazları, Sovyetler Birliği, Türkiye, Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Sovyet notası.

Fıdan Huseynlı
Anadolu University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye-Sovyetler Birliği ilişkileri (1964-1971)

Bu araştırmada, 1964–1971 tarihleri arasında Türkiye ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği arasındaki siyasi, ekonomik ve sosyal ilişkilerin yapısı, boyutu ve gelişimine dair çalışma gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, 27 Mayıs 1960 askeri darbesinden sonraki dönemde Türkiye'nin dış politikada özellikle de "soğuk savaş" yıllarının gergin zamanlarında SSCB ile karşılıklı ilişkileri incelenmiş, ayrıca, iki devlet arasındaki münasebetlerin ilerlemesi ile iç siyasette ve kamuoyunda oluşturulan tedirginliklerin kaynaklarına bakılmıştır. Bununla birlikte Kıbrıs sorunu yüzünden bu yıllarda Amerika Birleşmiş Devletleri ile Türkiye arasında başlayan gerginlik sonucunda Türkiye'nin yönünü Doğu'ya çevirmesinin iç ve dış politikada nasıl büyük sorunlara yol açtığı, ülkede oluşan yeni sol akımlara nasıl tesir ettiği araştırılmıştır. Araştırmada, 1964 yılından itibaren iki devlet arasında gerçekleşen karşılıklı ziyaretlerin detaylarına bakılmış, bu ziyaretler trafiğinin iki ülkenin siyasi, ekonomik ve kültürel alanlardaki iş birliğine nasıl katkı sağladığı ortaya çıkarılmıştır. İkili temasların yanı sıra Sovyet yönetiminin Türkiye'de yürüttüğü gizli faaliyetlere, buradaki sol örgütlere sağlanan gizli desteklere, aynı zamanda Türkiye'nin de Sovyetler Birliğinde oluşturduğu yapılanmalara da değinilmiştir. Çalışma sonunda, bu dönem aralığında gelişen münasebetlerin Türkiye'nin içerde ve dışarda siyasi hayatına gelecek yıllarda nasıl yön verdiği, ülkede "ideolojik savaşlar" dönemine nasıl zemin hazırladığı sorusuna cevap aranmıştır. Nitekim bu araştırmada, sadece olayların tarihsel boyutuna değil, aynı zamanda bunun toplumsal etkilerine, o dönemde oluşturulan ideolojik algılara, siyasi kutuplaşmalara da detaylı bir şekilde bakılmıştır. Bununla da Türkiye–SSCB ilişkilerini analiz ederken sunulan bu bakış açısı ile akademik metinlerin farklı bir çeşidi olarak tanımlanması mümkün olmuştur.

Cumhuriyet DönemiCumhuriyet tarihiSovyetler Birliği+3
Kamran Asadzade
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Demokrat Parti döneminde kadın algısı (1950-1960)

Türkiye, II. Dünya Savaşı sonrası kurulan yeni dünya düzeninde yerini aldı. Bu dönemde Türkiye, yeni dünya düzenin egemen gücü Amerika Birleşik Devletleri ile yakın ilişkiler geliştirirken aynı zamanda Amerikan hayat tarzının da ülkeye girmesine kapı araladı. Bu durum 1945 sonrası siyasi, ekonomik, toplumsal ve kültürel değişimi ve dönüşümü başlattı. Siyasi alanda yaşanan en büyük değişim iktidarın 27 yıllık Cumhuriyet Halk Partisi'nden Demokrat Parti'ye geçmesi oldu. Süreç içinde hayatın her alanında yaşanan değişim ve dönüşümden etkilenen unsurlardan biri de kadındı. Bu çalışmada 1950-1960 yılları arasında Demokrat Parti döneminde kadın algısı incelendi. Kadının siyasetteki konumu bir önceki dönemle kıyaslanarak dönemin siyasilerinin kadına bakışı ortaya konuldu. Siyasetin yanında çalışma hayatında kadının yaşadığı sorunlar üzerinde duruldu. Amerikan hayat tarzının toplum ve kadın üzerindeki etkisi ele alındı. Bunların yanında gündelik hayatın içinde, eğitim, hukuk gibi alanlarda toplumun kadına yaklaşımı araştırıldı. 1950'lerin dünyasında kadına yaklaşım ve kadının toplumda kendini konumlandırdığı yer gelecek kuşakların başlatacağı kadın hareketi için önemli bir basamak olacaktı. Anahtar Sözcük: Kadın, Feminizm, Kadın Milletvekilleri, Siyasi Partiler, Eğitim.

Demokrat PartiFeminizmKadın milletvekilleri+6
Burcu Çalıkuşu Aykanat
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye-Azerbaycan arasında eğitim kültür ilişkileri (1969-2001)

Azerbaycan`ın Bolşevik Rusya tarafından "Sovyetleştirilmesi"nden (1920) sonra, Türkiye-Azerbaycan arasındaki ilişkiler çok kısa sürede kopma noktasına gelmiştir. 1970`li yıllardan itibaren Azerbaycan ile Türkiye arasında asgari düzeyde kültürel ilişkiler, 80`li yılların sonlarından itibaren ise eğitim ilişkileri yeniden gelişmeye başlamıştır. XX. yüzyılda Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin özellikle eğitim ve kültürel alanlarını kapsayan kısmı son derece az araştırılmıştır. Eğitim ve kültürel alanlarında ilişkilerin öğrenilmesi hem bilim çevreleri, hem kamuoyu için önemli olduğuna göre, bu araştırmanın temel amacını oluşturmaktadır. Azerbaycan`ın Türkiye ile eğitim-kültür alanlarında ilişkilerinin sürekli olarak geliştirilmesinin biçim ve yönleri, bu ilişkilerin geliştirilmesi için yeni önerilerin ortaya konması için bırakılmış hataların belirlenmesi açısından bu çalışma önemli sayılmaktadır. XX. yüzyılda Azerbaycan`ın Türkiye ile eğitim-kültür alanında ilişkilerinin tarihinin tarafsız ve gerçekçi bir yaklaşımla öğrenilmesi, ayrıca iki ülke arasında kültürel ve eğitim ilişkilerinin bir bütün olarak ilk kez bu düzeyde öğrenilmesi, tezin önemini artıran temel unsurlardır. Tez çalışmasında iki ülke arasında imzalanan resmi belgeler, arşiv belgeleri, konuya dair yazılmış bilimsel çalışmalar, süreli yayınlar incelenmiştir. Çalışmada tarih biliminin genel metodolojik ilkeleri-tarihilik, gerçekçilik, tarafsızlık ve olaylara karşılaştırmalı ve eleştirel yaklaşım gibi bilimsel ilkelere uyulmuştur. 1969-2001 yıllarını kapsayan dönemde genel olarak iki ülkenin eğitim ve kültürel alanlardaki ilişkileri yükselen hatla gelişmiştir. İlişkilerin gelişiminde liderler kadar, ülkelerin iç durumu, bölgesel ve küresel gelişmeler de etkili olmuştur.

AzerbaycanEğitimKültür+4
Günel Hüseynova
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Sakarya Meydan Muharebesi'nin askeri stratejisi

Sakarya Meydan Muharebesi, uygulanan askerî strateji bakımından istisnai özellikler gösteren bir harekâttır. Bu muharebe sırasında verilen "Hattın değil sathın savunulması" emri bu konuda en çok örnek gösterilen ve üzerinde durulan husus olmuştur. Bu emir ve onunla beraber uygulanan strateji zaman zaman, o tarihe kadar görülmemiş "Hareketli" ve "Derinlikte" savunmaya örnek bir uygulama olarak anılmıştır. Hatta bu stratejinin modern savunma konseptlerini de etkilediği belirtilerek günümüzde yaygın olarak bilinen "oynak" veya "aktif" savunmanın bir öncüsü olduğu şekilde tespitlere de rastlanılmaktadır. Sakarya Meydan Muharebesi'nin dikkati çeken bir diğer önemli yönü de Yunan ordusu geri bölge derinliğinde icra edilen harekât bakımında gösterdiği zenginliktir. Bu uygulamalar İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki yıllarda batılı askeri doktrinde "Derin Harekât" olarak da nitelendirilmektedir. Böylece bu muharebenin özgün niteliğinin kuşku götürmez bir gerçeklik olduğu anlaşılmaktadır. Burada akla gelen ilk soru, "Bu istisnai uygulamaların hayata geçirilmesindeki temel etken veya etkenlerin neler olabileceği?" sorusu olmuştur.

Askeri stratejilerKurtuluş SavaşıMilli Mücadele+2
Onur Dirik
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

1908-1918 yılları arası Osmanlı Devleti ve Arap aşiretleri

1908 ile 1918 yılları arası II. Meşrutiyet dönemi olarak adlandırılır. 1908 yılında anayasanın yeniden ilanı ve meclisin tekrar açılması, Osmanlı İmparatorluğu'nda özgürlükçü bir havanın esmesine neden oldu. Bu ortamda İstanbul başta olmak üzere imparatorluğun birçok vilayetinde siyasi amaçlı yapılar kuruldu. İmparatorluğun uzak vilayetleri sayılan Halep, Şam, Bağdat ve Musul gibi Arap vilayetlerinde de gerek o dönemin en güçlü siyasi yapısı olan İttihat ve Terakki Cemiyeti yanlısı, gerekse de muhalif grupları destekleyen dernek ve partiler ortaya çıktı. Bu atmosferde Suriye ve Irak'ta bulunan Arap aşiretleri, bölgede yapılacak reformlarda önemli bir etkiye sahip olmuştu. Özellikle reforma en çok ihtiyaç duyulan kırsal bölgeler ve bu bölgelerdeki üretim ilişkileri ve toprak rejimi, kırsalın en önemli sosyal baskı grubu olan Arap aşiretlerini önemli bir aktör durumuna getirmişti. Fakat klasik tarih anlatımı, Arap aşiretlerini söz konusu reformlar ve değişen ilişkiler çerçevesinde değerlendirmemiştir. Meşrutiyetin ilanından sonra İTC'nin bölge için gerçekleştirmek istediği reformlar, söz konusu bölgeleri merkezi otoriteye daha çok bağlamak ve Osmanlıcılık ideolojisini aşiretler üzerinde yerleştirme isteği etrafında şekillenmiştir. 1911-1912 yılında Balkan Savaşları'nın ve uluslararası ortamın içinde bulunduğu kaotik durum Osmanlı Devleti'nin Suriye ve Irak'ta bulunan aşiretlere yönelik reformlarını gözden geçirmesine neden olmuştur. Birinci Dünya Savaşı'na giden süreçte Arap aşiretleri ve merkezi hükümet ilişkisi, geniş uzlaşıların arandığı bir gelişim göstermiştir. Savaş sırasında Osmanlı Devleti'nin zaman zaman elde ettiği başarılar Arap aşiretlerinin devlete olan bağlılıklarını arttırsa da Bağdat, Mekke gibi kutsal yerlerde Osmanlı hâkimiyetinin ortadan kalkması Arap aşiretlerini olumsuz etkilemiş ve savaşın sonunda yol ayrımına gelmelerine neden olmuştur. Anahtar Sözcükler: Aşiret, Milliyetçilik, II. Meşrutiyet, Osmanlı Devleti, Araplar.

20. yüzyılArap milliyetçiliğiAraplar+3
Mustafa Yaşar Özoylumlu
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
31
Master'sOpen AccessTR

Milli Şef döneminde devlet-köylü ve mülkiyet ilişkileri (1938-1950)

Atatürk'ün vefatı ile iktidara gelen İsmet İnönü ile başlayan Milli Şef Dönemi, Türk demokrasi tarihinde kendine has özellikleri olan bir dönem olarak bilinmektedir. Atatürk ilke ve inkılapları temelinde belirlenen yol haritasının takip edildiği bu dönem, aynı zamanda bir demokrasi serüvenidir. İkinci Dünya Savaşı sırasında ittifak dışı kalan Türkiye, tarafsızlık politikasını benimsemiştir. Bu dönemde, ülke ve dünya siyasetini olağanüstü durumlar belirlemiştir. Milli Şef yönetimindeki Türkiye'nin de bazı zorunlu politikalar izlemesine sebep olmuştur. Hem Atatürk dönemi inkılaplarını ilerletmek ve kökleşmesini sağlamak hem de savaşın yükünü halka yansıtmamak politikası, Milli Şef politikasının birçok alanda çökmesine sebep olmuştur. Savaş ekonomisini hafifletmek amacı ile uygulanan vergilendirme politikası devletin nakit ihtiyacını çözerken halkın da sefalete sürüklenmesine sebep olmuştur. Ülkenin siyasi, sosyal ve ekonomik dinamiklerinin bizzat devlet müdahalesi ile normalize edilmeye çalışıldığı bu dönem, otoriter bir yönetim anlayışının takip edilmesine neden olmuştur. Toprak mülkiyeti ve ekonomik reform politikalarının izlenmesi yoluyla yakalanmaya çalışılan refah, Milli Şef'in kendi sonunu hazırlayacak bazı yeni gelişmelere de kapı aralamıştır. Çalışmanın birinci bölümünde Atatürk döneminde köy ve köylülere yönelik uygulanan ekonomik politikalar incelenmiştir. Çalışmanın ikinci ve üçüncü bölümleri ise daha çok, bu dönem hükümetleri politikaları ekseninde izlenen köy, köylü ve mülkiyet politikaları incelenmiştir. Çok partili siyasal yaşama geçişle beraber son bulan bu dönem, geride, demokratik yaşam anlayışı ile bağdaşmayan bir yönetim anlayışı bırakmıştır. Anahtar Sözcükler: Milli Şef, Türkiye Cumhuriyeti, Toprak, Tarım, Mülkiyet

Cumhuriyet DönemiCumhuriyet tarihiKöy odaları+5
Seyit Demir
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
10
Master'sOpen AccessTR

Lübnan iç savaş'ında Türk dış politikası (1975-1992)

Bugün Lübnan olarak bilinen toprak parçasında M.Ö. 3000'lü yıllardan itibaren insan yerleşimi olduğu bilinmektedir. Lübnan'ın Osmanlı yönetimine girmesi ise 1516 yılında gerçekleşti. Lübnan'daki Osmanlı yönetimi; çeşitli dönemlerde biçimsel değişiklikler olmakla beraber, 1918 yılına kadar kesintisiz devam etti. 1918'den itibaren, Lübnan'la beraber Orta Doğu üzerinde Batılı büyük güçlerin büyük etkisi söz konusuydu. Mandater devleti Fransa olan Suriye ve Lübnan Cumhuriyetleri'nin kurulması Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra gerçekleşti. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra, Fransa'nın bu ülkeler üzerindeki etkisi azaldı. Türkiye'nin Orta Doğu politikalarındaki önemli değişim ise 1950'lerde gerçekleşti. 1958'de ABD'nin Lübnan müdahalesi, bu dönemdeki önemli bir gelişmeydi. Bu müdahalede Türkiye'deki ABD üsleri kullanıldı. 1960'lardan itibaren, Kıbrıs sorununun da etkisiyle, Türkiye'nin Orta Doğu politikalarında 1950'lerdeki çizgisinden farklılaşma yaşandı. Aynı dönemde, Lübnan'daki Filistinli varlığı giderek artmaya başladı. Yine 1960'lı yıllarda; Türkiye'de sol hareketlerin güç kazanmasıyla beraber, sosyalist Türk gençlerinin Lübnan'daki Filistin kamplarına gidişleri hız kazandı. Lübnan'daki politik ortam aynı zamanda bu ülkedeki Ermeni toplumunu da etkiledi. 1970'lerden itibaren çeşitli Türk hedeflerine saldırı gerçekleştiren Ermeni terör örgütleri bu atmosferde doğdu. 1975'de Lübnan'da iç savaşın başlamasıyla beraber; İsrail ve Suriye, Lübnan'daki krizlerin parçası oldular. Lübnan'daki iç savaş Türk ekonomisini de farklı açılardan etkiledi. 1980'lerden itibaren, kuruluş döneminde olan PKK terör örgütü Lübnan'daki kampları kullandı. İç savaştaki Lübnan, bu gelişmelerin merkezinde olmasıyla, Türk dış politikasında önemli bir yere sahipti. Anahtar sözcükler: Lübnan İç Savaşı, Türk Dış Politikası, Ermeni TerörÖrgütleri, PKK, Orta Doğu

ASALAErmenilerLübnan+7
Çağlar Çerçinli
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Mehmed Cavid Bey ve İzmir suikastı

İttihat ve Terakki Partisinin maliye politikalarının belirleyicisi olan Mehmed Cavid Bey'in hayatı ve hizmetleri hakkında çok sayıda çalışmalar yapılmıştır. Mehmed Cavid Bey, II. Meşrutiyet döneminde Selanik ve Çanakkale milletvekilliklerinin yanı sıra Maliye ve Nafia bakanlıkları görevlerinde bulunmuş, ülkeye önemli hizmetleri olmuştur. Avrupa sermaye piyasalarının ve devlet adamlarının "Türkiye'de paradan anlayan adam" olarak nitelediği değerli bir ekonomist olduğu kadar siyasetçi olmayı da başarmıştır. Bu çalışmamızda Mehmed Cavid Bey'in hayatının önemli safhaları verildikten sonra 1926-İzmir suikastı olayı nedeniyle İstiklal mahkemelerinde yargılanması incelendi. Üzerinden yıllar geçse de Ankara İstiklal mahkemesinde idam ile cezalandırılan Mehmed Cavid Bey'in yargılamalarında verilen kararın siyasi olduğu şüphelerinin gerçekliği sorgulandı. Tezimizin ilk üç bölümünde, 1926 yılına kadar Mehmed Cavid Bey'in hayatını, düşüncelerini, hizmetlerini vermek, İstiklal mahkemelerinde sorulan sorulara günlüklerinde cevap bulabilmek açısından son derece önemlidir. Ayrıca bu bölümler 1919 - Ermeni Tehciri ve 1926-İzmir suikastı yargılamalarında Mehmed Cavid Bey, bir bakıma görevde bulunduğu hükümetlerin de savunmasını yapmak zorunda kaldığı için gereklidir. 4. Bölümde İzmir suikast olayı, İstiklal mahkemesinin kurulması, Mehmed Cavid Bey'in tutuklanmasına kadar süreci incelendi. Ve son bölümde ise yargılamalara ve kaynaklara göre Mehmed Cavid Bey'in durumunu incelendi. Bunlara göre, suikast girişiminde gerçekten suçlu mu yoksa İttihatçıların tasfiye sürecinin bir kurbanı mı olduğu belirlenmeye çalışıldı. Anahtar kelimeler: İzmir suikastı, Mehmed Cavid Bey, Ankara İstiklal mahkemesi, İttihat ve Terakki Fırkası, İttihatçıların tasfiyesi

Cavit BeyMehmet Cavit BeyOsmanlı Dönemi+5
Mustafa Tarhan Yılmaz
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
10
Master'sOpen AccessTR

Cumhuriyet Döneminde gündelik hayat: Yaz mevsimleri (1928-1938)

Mevsimler insan hayatını etkileyen doğal döngülerdir. Kişi, her mevsim değişimi sırasında kendini ve hayatını yeni baştan kurgulama zorunluluğu hisseder. Bu, insanın hal ve hareketlerindeki çeşitliliğin nedenlerinden biridir. Yaz mevsimleri ise bu yıllık döngünün en naif olanıdır; insanın kaygılarının dindiği, yuvasından dışarıya çıktığı, doğaya karıştığı bir dönemdir. Bu açıdan yaz mevsimi içindeki davranışlar, diğer mevsimlere göre daha eğlenceli görünürler. Bu eğlenceli davranışlardan biri de kumsalı etkin bir biçimde kullanmaktır. İnsan, tarihsel süreç içerisinde çeşitli koşullar bir araya geldiğinde gruplar halinde plajları kullanmaya başlamıştır. Plajların kullanımı ilkin sağlık bulmakla ilintili olmuş, bir süre sonra da bu eğlenceli edimlerden birine dönüşmüştür. Zaman içinde plajı kullanmanın anlamı değişirken, onun mekansal kalıplarında ve içeriğinde barındırdığı enstrümanlarda da belli bir dönüşüm gözlenmiştir. Örneğin, önceleri deniz suyuyla temas sırasında deniz kabinleri ya da deniz hamamları kullanılmış, zaman içerisinde bu yapay mekanların kullanımından vazgeçilmiştir. Bu tez, plajların hangi dönemde kullanılmaya başlandığını araştırmakta ve bu kullanımın Cumhuriyet dönemi için anlamını sorgulamaktadır. Bu kurgunun tarihsel anlamda izini sürmek insanı yeni baştan tanımaktır. Anahtar Sözcükler: Yaz mevsimi, Boş zaman, Çalışan sınıflar, Plajlar, Moda, Sağlık

Cumhuriyet DönemiCumhuriyet tarihiGünlük yaşam+5
Turan Sina Şepitci
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Çok partili hayata geçişte muhafazakâr basının Kemalizm'e bakışı (1945-1960)

Türkiye'de 1945-1960 arası dönem hem çok partili hayata geçiş hem de CHP iktidarının el değiştirmesi dolayısıyla oldukça mühim bir sürece işaret eder. Öte yandan Soğuk Savaş'ın damga vurduğu iki kutuplu dünya düzeninde Türkiye'nin demokrasi bloğunun temsilcisi olan Batı'nın yeni lideri ABD'ye doğru yakınlaşması siyasal, sosyal ve ekonomik dengeleri değiştirmiştir. Dengelerin değişmesi, sosyal anlamda İslamî değerlerin etkili olduğu grupların sessizliğini bozduğu yeni bir dönem başlatmıştır. Toplumun hatırı sayılır bir çoğunluğunu temsil eden muhafazakâr gruplar, çıkardıkları süreli yayınlar aracılığıyla Tek Parti dönemi ve Kemalist düşünceyi kıyasıya eleştirerek bu devreye damga vurmuşlardır. Bu eleştiriler neticesinde özellikle de laiklik konusunda birtakım esnemeler yapılmış; dini yaşayış ve din eğitimi konusunda yeni kararlar alınmıştır. Daha da önemlisi bundan sonra siyasi partilerin gerekli popülizmi sağlamak adına İslami söylemlere daha fazla başvurmasıyla Türkiye'de siyasi dilin değiştiği bir dönem başlamıştır. Anahtar Sözcükler: Kemalizm, Laiklik, Din, Muhafazakâr Basın

BasınCumhuriyet DönemiCumhuriyet tarihi+5
Sema Köse
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de tek parti dönemi iaşe politikası

Dar anlamda yedirip içirme, besleme manalarını ihtiva eden iaşe kavramı dünya tarihinde önemli bir yere sahiptir. Zira kapitalizm öncesinde var olan toplumlar incelendiğinde kentlere hammadde ve gıda akışının sağlanmasının her zaman önemli bir sorun olduğu görülmektedir. Kentleşme ve nüfus artışları da iaşe sorunlarını tetikleyen önemli meseleler olarak ele alınmıştır. Bazı dönemlerde devletlerin iaşe buhranları yaşamaları ve yapılan politikaların sonuçsuz kalması iaşe kavramını daha önemli bir hale getirmiştir. Buhranların yaşanmasında neredeyse her dönemde etkili olan bazı ortak dinamikler bulunmaktadır. Bunlardan bazıları devletlerin sahip oldukları arpaların değer kaybetmesi, nüfus artışı, maliyetlerin yükselmesi ve savaşın ekonomiye etkileridir. Bu dinamiklerin bir bütün halinde yol açtığı kıtlık idari ve mali yolsuzluklar ile karaborsacılığa neden olmaktadır. Bu nedenle halkın güvenliğinin teminatı olan devletler de her dönemde, dönemin iç dinamiklerine uygun olarak önlemler almışlardır. Osmanlı Devleti de farklı zaman dilimleri içerisinde iaşe sorunları yaşamış ve baş edebilmek için birçok önlem almıştır. Öyle ki iktisadi politika incelendiğinde en önemli üç ilkenin fiskalizm, provizyonizm ve gelenekçilik olduğu görülmektedir. Osmanlı'dan günümüze aktarılan gerek toplumsal gerekse siyasal mirasın etkisi hasebiyle Türkiye Cumhuriyeti içerisinde de iaşe meselesi çok önemli bir yer tutmuştur. Anahtar Kelimeler: İaşe, Cumhuriyet, İktisadi Politika, Tek Partili Dönem

Ekonomi politikalarıTek Parti Dönemiİaşe
Duygu Çakır
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

1908-1914 yılları arasında Anadolu'da devlet, köylü ve üretim

Osmanlı Devleti'nde 19. yüzyıldan itibaren devam eden değişim/dönüşüm hareketi, 1908 yılında Meşrutiyet'in II. kez ilanıyla birlikte önemli bir evreye girmişti. Meşrutiyet rejiminin öncü örgütü olan İttihat ve Terakki Cemiyeti; askeri, ekonomik, idari ve toplumsal anlamda birçok reform projesini gündeme getirmişti. Bu projeler "bu devlet nasıl kurtulur?" sorusuna verilen yanıtların planlı bir bütünü niteliğindeydi. Öne sürülen argümanlara göre Osmanlı Devleti'nin yaşadığı sıkıntıların en önemli nedeni ekonomi olarak görülmüştü. Bu nedenle Meşrutiyet idarecilerine göre yapılacak reformlar, devletin ekonomik gücünü artırmaya yönelik hamleler olmalıydı. Bu bağlamda öncelikle ekonominin temel sac ayaklarından olan köylü ve köylülüğün durumu ele alınmıştır. Köylü; vergiler, mültezimler, üretim-dağıtım organizasyonu, alet-edevat eksikliği ve hayvan hastalıkları gibi birçok sorunla mücadelede yıllardır yalnız bırakılmıştı. Bu doğrultuda devlet-köylü ilişkisi, merkezi yönetimin öncelikleri arasına alınmıştı. Nüfusunun büyük çoğunluğu kırsalda yaşayan Osmanlı Devleti'nde Meşrutiyet rejiminin yöneticileri, ekonomik atılımı gerçekleştirmek için üretimi artırmak; üretimi artırmak için de köylülüğün durumunun düzeltilmesi gerektiği inancındaydı. Nitekim 1910 yılında "Memalik-i Osmaniye'nin Zirai Programı" açıklanmış ve atılacak adımlar belirlenmişti. Fakat yüzyılların biriktirdiği toplumsal bir sorun olarak köy/köylülük ve köylüler, belirlenen "zirai üretimin ticari kapasitesinin artırılmasına" yönelik hedefe bir türlü ulaşamamıştır. Bu başarısızlığın nedenlerinin derin kökleri bulunmaktaydı. Çiftçilerin eğitimi, tarımsal üretim için verilen kredilerin üretime yönelik kullanılamaması, taşrada yerel güç odaklarının etkisinin kırılamaması, alet-edevat konusunda istenilen modernitenin yakalanamaması ve toprağın yapısının ticari tarıma uygun hale getirilememesi hedeflenen tarım reformunun gerçekleşememesinin en önemli nedenleriydi.

KöylerKöylülerMeşrutiyet II+6
Müge Yüce
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Meşrutiyet'ten Cumhuriyet'e Çağdaş İslamcı Bir Aydın: Mehmet Şerafettin Yaltkaya

Türk çağdaşlaşmasının en kırılgan zamanlarına tanıklık etmiş olan Mehmet Şerafettin Yaltkaya II. Meşrutiyet Dönemi ile beraber Türkçü ve İslamcı çevrelerin fikir sözcülüğünü yapmaya başlayan bir aydındır. Milli kültürün ve İslamiyet'in temel dinamiklerini XX. yüzyılın çağdaş bakış açısıyla tekrar ele alarak yorumlamıştır. Kelam tarihi, İslam Tarihi, tıp tarihi ve edebiyat Yaltkaya'nın üretkenliğini ortaya koyduğu uzmanlık alanlarının başında gelmiştir. I. Dünya Savaşı yılları ve Milli Mücadele Dönemi'nde doğrudan harp meydanlarında görev almasa da yurt savunmasına önemli katkılarda bulundu. Türkiye'de gerçekleştirilen devrimlerin İslami açıdan meşruiyetini kanıtlamaya çalışanların başında gelen Yaltkaya, dil devrimi, ulusal tarih tezinin oluşturulması, şapka iktisası kanununun hayata geçirilmesi, ibadethanelerin tanzimi ve tadilatı, köy enstitülerinin yaygınlaştırılması gibi sosyal, kültürel ve eğitim alanlarında gerçekleştirilen önemli devrimlerin birçoğunda aktif olarak görev almıştır. Arapça'dan Türkçe'ye kazandırdığı eserlerin uluslar arası çevrelerde sıklıkla kullanılması O'nun yurt dışında da tanınmasına yol açtı. Yakın dönem Türkiye Tarihi'nde adının en fazla zikredilmesine neden olan gelişmelerden biri 19 Kasım 1938 günü Atatürk'ün cenaze namazını kıldırması olmuştur. Kitap ve çeviri çalışmalarının dışında birçok makale kaleme alan Yaltkaya, bilimsel etkinlikleri ve zihin dünyası itibariyle Ahmet Cevdet Paşa, Hilmi Ziya Ülken ve Erol Güngör çizgisine yakın durmuş bir düşünce adamıdır. 23 Nisan 1947'de Ankara'da vefat etmiştir. Anahtar Kelimeler: Mehmet Şerafettin Yaltkaya, Kültürel Devrimler, Kelam, Tarih, Eğitim.

Cumhuriyet tarihiMilli Mücadele DönemiModernizm+7
Fahri Özteke
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00

Other supervisors