Theses supervised by Prof. Dr. Kayhan Delibaş
14 theses · Aydın Adnan Menderes University
Türkiye'de siyasal İslamcılık, kimlik siyaseti ve muhafazakar demokrasinin toplumsal temelleri: AKP Hükümeti ve kimlik politikalarının değerlendirilmesi
Kimlik, yirminci yüzyılın son çeyreğinden beri sıklıkla tartışılan önemli konulardan biridir. Kimliğin diğer alanlardan ziyade siyasal alanda görünürlüğünü arttırması, kimlik siyaseti denilen bir olguyu ortaya çıkarmış. Böylelikle sınıf siyasetine dayanan bir siyasal anlayıştan kimlik siyasetine dayanan bir siyaset anlayışına geçilmiştir. Türkiye'de kimlik siyasetinin ciddi bir sorun olarak algılanması 1980'li yıllara denk gelmiş ve bu olgu, dinsel bağlamda ortaya çıkan "İslamcı kimlik siyaseti" başlığı altında siyasal tartışma alanını kimlikler alanına hapsetmiştir. Kimlik siyasetinde, "farklılık" üzerine yapılan vurgu, kimlik siyaseti olgusunun daha da pekişmesine yol açmıştır. Bunun yanı sıra dini kimliği ön plana çıkaran İslamcı siyaset, toplumsal ve siyasal bütünleşmeyi de zorlamaya başlamıştır.Osmanlı Devleti ile başlayan dinsel kimlik siyaseti, Milli Görüş Hareketi ve sonrasında, her ne kadar 28 Şubat süreciyle (1997) kesintiye uğrasa da, AKP'nin 2002'de elde etmiş olduğu oy oranıyla farklı boyutlara ulaşmıştır. Kendisini "muhafazakar demokrat" olarak ilan eden AKP, dinsel sembolizmi açıktan, kabaca kullanmaktan kaçınmış ve kendisini demokrat sıfatı ile ön plana çıkarmıştır. Bu çalışmada, 1980 sonrası Türkiye'de daha da belirginlik kazanan kimlik siyaseti ve Siyasal İslam meselelerinin toplumsal temellerini tartışmak ve Siyasal İslam'ın git gide azaldığı yönündeki düşüncelere karşı olarak aslında Siyasal İslam'daki artışını ortaya çıkarmak amaçlanmaktadır. Bunu yaparken de 2002'den bu yana kendisini muhafazakar demokrat olarak tanımlayarak diğer İslamcı partilerden farklılığını öne süren AK Parti'nin siyasal arenada nerede durduğu ve seçmenleri tarafından nasıl algılanıp değerlendirildiği ve ayrıca günümüzde gelinen nokta da ortaya konmaya çalışılacaktır. ANAHTAR KELİMELER: Siyasal İslam, Kimlik siyaseti, Muhafazakar demokrasi, farklılık, AKP.
Sekülerleşme tartışmaları sürecinde Türkiye'de dindarlaşma sürecine bir dair değerlendirme
Tez konusu olarak sekülerleşme tartışmaları sürecinde Türkiye'de dindarlaşma süreci seçilmiştir. Son yirmi otuz yıllık süreçte tüm dünyada dindarlaşmanın arttığına dair yoğun tartışmalar sürüp gitmektedir. Bu tartışmaların 1990'lı yılların ortalarından itibaren ülkemizde de fazlasıyla yaşandığına tanıklık etmiş bulunuyoruz. Bu çalışmada Cumhuriyet Türkiye'sinin, Osmanlı'dan devraldığı aydınlanmacı, modernleşmeci, seküler, lâik toplum kurgusunun geldiği toplumsal durumu görmek amaçlanmıştır. 1980'lerden itibaren kapitalizmin en son uygulaması olan neoliberal politikalar Türkiye'de de uygulanmaya başlanmıştır. Buna bağlı gelişen kırdan kente göçün artması, gecekondulaşma, köksüzleşme, geleneksel dayanışma ağlarının çöküşüyle ortaya çıkan boşluğun modern kurumlarca karşılanmasındaki eksiklikler hem özel hem de kamusal alanda dine yönelimi artmıştır. Dünyada yükselişe geçen dine dönüş-dine başvuru- ile birlikte ülkemiz özelinde dinin toplumsal görünürlüğünün ve etkilerinin araştırılarak ortaya çıkarılması bu tezin temel amacını oluşturmaktadır. Araştırma stratejisi olarak araştırma problemimizin yapısına en uygun olan nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Nitel araştırmanın alt çalışma gruplarından "betimsel araştırma" tekniğine uygun toplamda 27 görüşmeci ile yüz yüze görüşme gerçekleştirilmiştir. Aydın örnekleminde bizim temel araştırma yöntemimiz olarak belirlenmiştir. Sahada elde edilen verilerin tekrar etmeye başladığında görüşmeler sonlandırılmıştır. Mevcut literatür, bilimsel çalışmalar ve çeşitli dokümanlar da analizlerimizde kullanılmıştır. Sekülerleşme tartışmaları ekseninde Türkiye'de görülen dindarlaşmanın arkasındaki nedenler tartışılarak, Türkiye'deki dindarlaşma gerçeğinin dünya genelindeki dindarlaşma vi süreciyle bağıntısını anlamak ve Türkiye'de yaşanan toplumsal değişimin dindarlaşmasekülerleşme tartışmaları bağlamında anlamaya çalışılmıştır. Bulgularımız araştırmamızın başlangıcında ortaya konulan gözlemlerimiz ve sayıltılarımızı büyük oranda doğrular niteliktedir. Buna göre tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de dindarlaşmanın arttığı, dine yöneliminin olduğu görülüyor, ancak, 'görünürlüğü' artmış olan bu dindarlaşmanın muhtevası hususunda aynı şeyi söylemek pek mümkün görünmemektedir. Yani görünürde artan dindarlaşmanın nitelik anlamda İslam'a uygunluğu tartışma konusudur. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Din, Dindarlaşma, Dini Kimlik, Laiklik, Modernleşme, Muhafazakârlık, Sekülerleşme.
Ebeveynliğin dönüşümü ve paronoyak ebeveynliğin sosyo-kültürel temelleri
Tarihsel süreçte aile, ebeveynlik ve çocukluğun tanımı, çocuğa yüklenen anlamlar değişiklikler göstermiştir. Yerleşik yaşama geçişle birlikte toplumların temel kurumlarından birisi halini almış olan aile kurumu hem evrensel bir nitelik kazanmış hem de binlerce yıldır varlığını sürdürmeyi başarmıştır. Aile ve ebeveyn toplumsallaşma sürecinde ilk basamak olması ve kültürel değerlerin kuşaklar arası aktarımını sağlaması nedeniyle oldukça önemli bir araştırma konusudur (Nomaguchi K., ve Milkie M.A., 2017; Chan, T. W ve Koo, A., 2011 ). Toplumsal alandaki yapısal değişim ve dönüşümler bireylerin düşünme biçimini tutum ve davranışlarını doğrudan ya da dolaylı olarak etkilemektedir. Bu süreç aile içi ilişkilerde sadece ebeveynler arası ilişkileri değil, çocuğun aile içindeki ve toplumdaki konumlarını da dönüştürmektedir. 1990'lı yılların sonlarından bu yana Batı Avrupa'da ortaya çıkan ve artarak devam eden 'paranoyak ebeveynlik' yeni bir ebeveynlik sitili olarak 2000'li yılların ortalarından itibaren ülkemizde de görünürlük kazanmıştır. Yaygın olarak karşımıza çıkan bu ebeveynlik sitili, çocukların nasıl yetiştirilmesi gerektiği, çocuğun psikolojik, bilişsel ve fiziksel gelişimlerinin nasıl olmasına dair hemen her şeyi ebeveynlerin temel sorumluluğu olarak tanımlamıştır. Ebeveynliği yeni baştan öğrenilmesi gereken bir göreve dönüştürmesi beklenebileceği gibi, ebeveynliğin anksiyete, kaygı, güvenlik endişesi ve paranoyaklığın gelişmesine zemin hazırlamıştır. Araştırmanın amacı paranoyak ebeveynliği ortaya çıkaran sosyo-kültürel nedenlerinin ortaya konularak ebeveynlerin düşünme biçimlerine, tutum ve davranışlarına, gündelik yaşam pratiklerine yansımalarının incelenmesi olarak belirlenmiştir. Araştırmada nicel araştırma tekniği üzerinden kotalı anket uygulaması yapılmıştır. Araştırmada nicel araştırma yöntemi, kotalı örneklemle dayalı olarak seçilmiş olan 341 ebeveyne anket uygulanmıştır. 18 yaş ve üzeri, evli, 25 yaş altı çocuk sahibi olan Aydın ilinde ikamet eden ebeveynlerle görüşülmüştür. Araştırma sorunsalı üç bağlam üzerinden incelenmiştir. Birinci bağlam ailenin tanımı, tarihçesi, çocuğun tanımı, tarihçesi ve çocukluğa yüklenen anlamlar olarak ele alınmıştır. Ailenin ve çocuğun tanımı ve tarihçesini anlamak araştırmada ebeveynlik süreçlerinden bahsetmeden önce anlaşılması gereken önemli bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. İkinci bağlam bireylerin yaşamlarını risklere yüklenen olumsuz anlamlar üzerinden değerlendirerek düşünme biçimlerini ve gündelik yaşam pratiklerini risk toplumu perspektifinden değerlendirmeleri üzerine kurulmuştur. Araştırmanın üçüncü ekseni geçmişten günümüze ebeveynlik tutumları ve tanımlamaları, uzmanlığın toplumsal yaşam üzerindeki etkisi paranoyak ebeveynliğin ortaya çıkışında etkili olan diğer süreçler üzerinde durulmuştur. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Aile, Çocuk, Ebeveynlik, Paranoya, Risk, Güven.
Muhafazakar demokrasi muhafazakar turizm (mi?): Kimlik siyaseti ve Türkiye'de turizmin dönüşen önceliklerinin incelenmesi
Turizm, tarihsel, kültürel, ekonomik ve siyasal boyutları olan güçlü bir karışımıdır; Zygmunt Bauman'ın akışkan modernite kavramının kapsadığı belirsizliklerle yüklü çoklu anlamlara ve uygulamalara sahiptir (2005). Turizm bugün dünya ticaretinin en büyük ikinci kalemi olarak büyümeye devam ediyor. Devam eden büyümesi, turistleri şimdiye kadar hayal bile edilemeyen bir ölçekte şaşırtıcı bir dizi görüntü, destinasyon ve kararla karşı karşıya bırakıyor. Aynı zamanda Turizm hem uluslararası hem de ulusal siyasette sert bir tartışma odağı da olmaya devam ediyor. Bu haliyle turizm ülke ekonomileri için iyimser tahminler ve aynı zamanda en sert eleştirilerle dolu bir siyaset alanıdır. Ancak, ülkemizde siyaset sosyolojisi tarafından neredeyse tamamen göz ardı edilmiş durumdadır. Turizm yerinde hizmet özelliğinden dolayı ülkelere ekonomik kalkınma sağlar ve aynı zamanda siyasetle doğrudan ilişkilidir. Türkiye'nin siyasi konumunun ve politikalarının turizme yön verdiği ve açıkça etkilediği söylenebilir. 1990'lı yıllardan bu yana hâkim olan kimlik ve kültüre dönüşün ülkemizde de hâkim bir siyasal ayrışma, çatışma ekseni olduğu gerçeğinden hareketle turizm ve turizm politikalarının da bu süreçten etkilenmesi kaçınılmaz görülmektedir (Delibaş, 2008). Doğrudan doğruya kültürden ve sosyal yapıdan beslenen turizmin dönüşüme uğraması ve turizm politikalarının yaşam biçimi siyaseti bağlamında şekillenmesi beklenebilir bir durum olarak gözlemlenmektedir. Bu çalışmanın temel amacı, kültür ve kültür üzerindeki muhafazakarlaşma tartışmalarından hareketle, turizm sektöründeki muhafazakarlık iddialarını turizm sektörüne yansımaları ve turizm politika ve uygulamalarının sektördeki görünümü ile araştırmak ve bunlara ışık tutmaktır. Çalışmada 'kimlik siyaseti', 'muhafazakarlaşma', 'toplumsal değişim' ekseninde turizm çalışanlarıyla yapılan görüşmeler İstanbul, Antalya, İzmir/Çeşme ve Aydın/Kuşadası olmak üzere dört farklı şehirde gerçekleştirilmiştir. Toplamda 773 kişiyle anket tekniği ile gerçekleştirilen saha araştırması, 19 kişiyle derinlemesine mülakat tekniğiyle beraber paralel bir çalışma yürütülmüştür. Araştırma kapsamında hedeflenen kimlik siyasetinin yansımalarından turizmde muhafazakarlaşmadan söz edilebilir. Ancak muhafazakarlaşma tartışmaları ilk olarak helal turizmi akla getirse de bu tartışmalar bununla sınırlı değildir. Dolayısıyla turizme yapılan müdahale daha çok yaşam biçimi siyaseti olarak karşımıza çıkmaktadır. ANAHTAR KELİMELER: Turizm ve kültür, Turizm politikaları ve öncelikleri, Kültürel değişim, Muhafazakâr demokrasi, Helal turizm, Kimlik siyaseti ve Turizmde dönüşüm
Türkiye'de ilaç firması çalışanlarının iş tecrübeleri, algıları ve nitelikli emeğin değersizleşmesi karşısındaki stratejileri
1990'ların başından bugüne sosyal bilimlerin en fazla tartıştığı kavramların başında hiç kuşkusuz küreselleşme ve neoliberal ekonomik dönüşümler gelmektedir. Çok farklı şekillerde tanımlansa da küreselleşme kapitalizmin yeni bir evresi olarak ortaya çıkmış ve dünyanın her köşesine sirayet ederek küresel çapta dönüşümlere sebep olmuştur. Farklı boyutları bulunan bu sürecin en başta gelen yönü neoliberal piyasa ekonomisinin küresel çapta etkinlik kazanması olmuştur. Yine bu dönemde gelişen neoliberal ekonomik politikalarla birlikte sermayenin küresel çapta hareketliliği ve yayılmasını da sağlarken emek ve sermaye arasındaki ilişkileri de derinden etkilemiştir. Ayrıca, bu politikalar II Dünya Savaşından beri gelişen üretim modelini, yani Fordist üretim modelinin yerine postfordist modeli geçirmiştir. Diğer bir deyişle sürekli, güvenceli kitlesel üretim modeli yerine süreksiz, güvencesi, örgütsüz, oldukça esnetilmiş bir üretim modeli ve iş gücü ortaya çıkmıştır. Bu dönem 2. Dünya Savaşı sonrası oluşan emek ve sermaye arasındaki göreli uzlaşmanın bozulduğu dönem olmuştur: önce mavi yakalı emeğin değersizleşmesi sürecini çok geçmeden beyaz yakalı emeğin dönüşümü izlemiştir. Nitelikli emeğin prekaryalaşma süreci 2000'li yılların başından itibaren ülkemizde de da yaygın olarak görülmektedir. Araştırma, küresel ekonominin başat aktörlerinden ilaç firmalarını temsil eden 'tıbbı satış temsilcilerinin' kendi anlatımlarından yola çıkarak; iş tecrübeleri, algıları, iş güvencesi ve mesleğin dönüşümü karşısında stratejilerinin incelemeyi amaçlamıştır. Türkiye'de faaliyet gösteren uluslararası şirketlerin, serbest piyasa koşullarında pazarın lider şirketleri olduğu bilinmektedir. Bu anlamda ilaç sektörünün çalışanları olan Tıbbi Satış Temsilcileri, sermayenin emek gücü üzerindeki değişimlerini inceleyebileceğimiz bir sektörü temsil etmektedir. Özellikle yeni çalışma koşullarının nitelikli emek gücü üzerindeki etkilerini esneklik, güvencesizlik ve belirsizlik ekseninde etkilerini incelemek çalışmanın merkeze koyduğu irdeleme alanları olmaktadır. Nitel araştırma yönteminin kullanıldığı çalışmada farklı illerden ve farklı firmalardan otuz dört (n= 34) 'tıbbi satış Temsilcisi'yle derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Pandemiden dolayı her türlü kısıtlamanın olduğu dönemde dahi, yoğun piyasa rekabetinde sermayenin nitelikli emek gücü üzerindeki otorite ve baskısı, iş güvencesizliğinin yarattığı kaygı netlikle görülebilir durumdadır. Sektörün çalışanlarında ortaya çıkan bu baskı ve kaygıyı nasıl yönettiklerine dair içerikler bulgularımızda ortaya çıkmaktadır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Tıbbi Satış Temsilcileri, Belirsizlik, Esneklik, Güvencesizlik, Küreselleşme, Nitelikli Emek, İlaç Şirketleri
Mahremiyet ve gözetim ilişkisi bağlamında aile hekimliği bilgi sistemine dair bir değerlendirme
Bilişim teknolojilerinde son elli yılda yaşanan değişim toplumları derinden etkilemiş; bilgisayar, internet gibi teknolojilerin yaygın kullanımı gündelik hayatı geri döndürülemez biçimde değiştirmiştir. Bilişim teknolojilerinin hem vatandaş hem de devlet kurumları tarafından artan bir biçimde kullanılması gözetim ve mahremiyet ihlali tartışmalarını gündeme getirmiştir. Bu tartışmaların bir tarafında bilişim teknolojilerinin insanlara özgürlük getirdiği düşünülürken diğer tarafında ise gözetime özellikle de veri gözetimine sebebiyet verdiği iddia edilmektedir. Bu çalışmanın ana odağı; Türkiye'de 2011 yılından beri uygulamada olan Aile Hekimliği Bilgi Sistemi (AHBS) çerçevesinde mahremiyet hakkının ihlali, mahremiyet sorunu ve gözetim pratikleri arasındaki ilişkidir. AHBS; aile hekimi, ebe/hemşire gibi sağlık profesyonellerinin T.C. kimlik numarası, alkol, sigara, uyuşturucu kullanımı, tetkik sonuçları, tedaviler, sağlık geçmişi, cinsel hastalıklar geçmişi, cinsel yaşam ile bağlantılı sorular, mahkumiyet durumu vb. detaylı bilgileri işlediği sistemdir. Bilgi işleme süreci belirli bir kişiyi işaret eden bilginin tamamlanıp Sağlık Bakanlığı serverlarına iki saat içinde gönderilmesiyle tamamlanmaktadır. AHBS; aile hekimleri için hastayı kolayca hatırlama, hastanın hastalık ve ilaç geçmişine ulaşma, gibi sayısız faydaları olmasına rağmen, bu tür kişisel bilgilerin Bakanlık ile paylaşılması bakımından verileri bir çeşit gözetime açık hale getirmektedir. Bu bakımdan ulusal ve uluslararası mahremiyet koruma düzenlemelerine rağmen oluşan bu bütüncül süreci sosyolojik anlamda incelemek bir gerekliliktir. Bu çalışmanın temel amacı Birinci Basamak Sağlık hizmetlerinin yürütülmesi sürecinde sistemin, elektronik doğasından kaynaklı herhangi bir gözetim pratiğine aracılık yapıp yapmadığını ortaya çıkarmaktır. Bu amaç için AHBS'nin yapısını incelemek ve anlamak; içinde barındırdığı soruları, bağlamları ve nihayetinde bunların mahremiyet ve gözetim konularıyla ilişkisini tartışmak önemlidir. Sistemin içinde yer alan oldukça geniş sorgu alanları göz önünde bulundurulduğunda hasta-hekim ve hasta-hekim-devlet ilişkileri bağlamında konunun biyopolitika ile de bağlantısını ortaya koymanın önemli olduğu düşünülmüştür. Mahremiyet kavramı kişinin kamusal alanda açığa çıkarmadığı veya kamusal alanda çok kısıtlı paylaşımda bulunduğu duygu, düşünce ve davranışlar olarak tanımlandığında AHBS uygulaması mahremiyet açısından olduğu kadar "veri mahremiyeti" açısından da tartışmalı konumdadır. Birinci Basamak sağlık sisteminde kullanılan bu program sadece kişileri mahrem bilgileri üzerinden sistematik bir şekilde izlemesi, kayıt altına alması değil aynı zamanda aynı kişiye ait diğer kişisel bilgileriyle bağdaştırabilmesi açısından da veri gözetiminin bileşenleri içinde barındırmaktadır. Büyük verinin –big data- toplandığı ve Sağlık Bakanlığı ile derhal paylaşıldığı gerçeği gözetim olgusunun hem olası mahremiyet ihlallerinin hem de devletin biyopolitikalarının sorgulandığı noktadır. Bağlantılı olarak araştırma soruları; bu pratiklerin sağlık profesyonelleri tarafından nasıl algılandığı, kişisel ve detaylı bilgileri "bilip" "yönetmeye" dayalı olarak gözetime, olası mahremiyet ihlallerine ve devletin biyopolitikalarına katkı sunulup sunulmadığını içermektedir. Gözetim ve mahremiyet bağlamında, bu araştırmanın ana amacı; AHBS uygulamalarının gözetim pratikleriyle okunup okunamayacağı ve anlaşılıp anlaşılamayacağını tartışmaya açmaktır. Ayrıca, kişisel verilerin toplanması, kayıt edilmesi ve Sağlık Bakanlığı serverlarına gönderilmesi süreçleriyle ilgili bilgi toplanması amaçlanmıştır. Araştırma sırasında vatandaşların sağlık verileri üzerinde ne kontrole ne de rızaya sahip oldukları gözlemlenmiştir. Çünkü gözetimin öznesi olarak vatandaşlar, veri toplama sürecinin farkında değillerdir. Araştırma sırasında; bu hatırı sayılır miktardaki toplanan kişisel bilgilerin direkt olarak sağlık konularıyla ilgili olmadığının farkına varılmıştır. Bu durum kişisel haklara bir tehdit olarak okunabilir. Araştırma sosyolojik bir bakış açısından Aydın şehir merkezinde çalışan ve sistemi kullanan yirmi beş aile hekimi, on ebe/hemşire ve bir AHBS uzmanını içeren kalitatif bir çalışma olarak dizayn edilmiştir.
Türkiye'de seküler ve dini hayat tarzlarına dayalı toplumsal ve siyasal kutuplaşmaların gündelik rutinler ve etkileşimler bağlamında sosyolojik analizi
Toplumsal ilişkilerde kişiler veya gruplar farklı özelliklerinden ve başka birçok nedenden dolayı birbirlerinden uzaklaşabilmekte ve her biri belirli bir kutbun temsilcisi haline gelebilmektedir. Bir alan araştırmasına dayanan bu çalışmada Türkiye?de (çoğu zaman tanımlamalar ve kategorileştirmeler konusunda belli bir mutabakat olmasa da) ?cumhuriyetçi-laik? kimlik ekseni ve ?muhafazakâr-dindar? kimlik ekseni arasındaki seküler ve dini hayat tarzlarına dayalı farklılıkların gündelik toplumsal hayattaki yansımalarına odaklanılmıştır. Bu iki eksen dışında kalanlar ise ?ortadakiler ekseni? olarak ayrı bir kategori olarak tanımlanmış olmasına rağmen çalışmanın merkezi noktasını ?cumhuriyetçi-laik? ve ?muhafazakâr-dindar? kimlik ekseninde yer alanlar oluşturmuştur. Bu yönde, Türkiye?de ?cumhuriyetçi-laik? ve ?muhafazakâr-dindar? kesimlerin (veya kendisini bu değerlerin taşıyıcısı olarak görenlerin) temel toplumsal ve siyasal değerlerinin karşılaştırmalı olarak saptanması ve analiz edilmesi hedeflenmiştir. Bu çerçevede, ?cumhuriyetçi-laik? ve ?muhafazakâr-dindar? kesimlerin durdukları sosyal ve siyasal pozisyonlar itibariyle gündelik hayatın inşası sırasında birbirlerine yönelik geliştirdikleri algı ve temsillerden hareketle kutuplaşma veya kümelenme eğilimlerinin veya sosyal mesafelerinin tespiti gerçekleştirilmiştir. Bunun dışında çalışmanın bir başka boyutunu ?kentsel-mekansal ayrım? noktası oluşturmuş, bu yönde ?kıyı ve iç? tartışmalarından hareketle daha çok seküler hayat tarzının hakim olduğu düşünülen ?İzmir? kenti ile daha çok dini hayat tarzıyla ilişkilendirilen kesimlerin ağırlıklı olduğu ?Konya? kenti arasındaki mekansal bir kıyaslama da gerçekleştirilmiştir. Ancak, çalışmada bu kentlerin farklı sosyo-ekonomik ve kültürel kategoriler bakımından ?kutuplaşma veya kümelenme haritası? çıkarılmaktan çok, bu olgunun gündelik hayatın sıradan gerçekliği içinde ?anlamlandırılması?, başka bir deyişle bireylerin veya grupların ?zihin haritalarının? nasıl oluştuğu, makro ve mikro düzeyler arasındaki ilişkilerin hangi değer yargıları üzerinden nasıl kurulduğu anlaşılmaya çalışılmıştır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Toplumsal ve Siyasal Kutuplaşma/Ayrışma/Kümelenme, Gündelik Rutinler, Hayat Tarzı, Güven Erozyonu, Ötekileştirme, Kimlik İnşası, Farklılık, Tehdit Algısı, Dışlanma ve Baskı Algısı, Sosyal Mesafe, Bir arada Yaşama.
Cumhuriyet Halk Partisi'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde toplumsal tabanını kaybetmesinin nedenleri (1990-2011): Diyarbakır, Mardin ve Gaziantep örneği
ÖZET Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye'nin en uzun ömürlü siyasal partisi olarak varlığını sürdürmektedir. Beklenileceği gibi siyasal partilerin geçirdiği yapısal dönüşümlerden ve ülke siyasetinden CHP de etkilenmektedir. Bu bağlamda incelediğimiz CHP'nin 1990'lı yıllardan bu yana özellikle Kürt seçmenin yoğun olarak yaşadığı Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde, hem 1980 öncesinde hem de 1990'ların başlarına kadar önemli ölçüde destek bulmasına rağmen, günümüzde toplumsal desteğini kaybetmeye başladığı ve bunun halen sürmekte olduğu gözlemlenmiştir. Araştırmada CHP'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde toplumsal ve siyasal desteğini kaybetmesinin sosyolojik sebepleri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu çalışma Kürt seçmenin yoğun olarak yaşadığı Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nden üç ilde, Gaziantep, Diyarbakır ve Mardin'de yapılan saha araştırmasına dayanmaktadır. Araştırma sorusu partide halen aktif görev alan ve geçmişte partide görev almış partililerin bakış açısından anlaşılmaya çalışılmıştır. Saha araştırmasında toplam elli altı kişi ile derinlemesine mülakatlar yapılmıştır. Araştırma neticesinde bu konunun nedenleri olarak şu temalar ön plana çıkmıştır: 1980 sonrası siyasette etkili olan kültürel konular karşısında CHP'nin politikaları daha ulusalcı bir yöne kaymıştır. İkinci olarak CHP'de yaklaşık yirmi yıl süren Deniz Baykal'ın "tek" liderliği döneminde parti içi demokrasiye ve muhalif seslere izin verilmemiş olmasının etkisidir. Üçüncüsü ise hem küresel hem de yerel düzeyde konjonktür ile ilgili olarak kültür ve kimlik taleplerinin ön plana çıkması karşısında CHP'nin geleneksel siyasal paradigmayı sürdürme ısrarıdır. Partinin tarihsel misyonu seçmen desteğinde önemli etkiye sahiptir. Ancak CHP'nin "ortanın solu" açılımı ile izlediği sosyal demokrat politikaların seçmende uyandırdığı ilgi bunun önüne geçmektedir. 1990'lardan bu tarafa CHP'nin soruna güvenlikçi, üniter-devlet söylem ve politikaları ile yaklaşması partinin Kürt seçmenin desteğini yitirmesinde büyük ölçüde etkili olmuştur.
E-devlet ve yurttaşlık ilişkisi üzerine sosyolojik bir değerlendime: Aydın ili örneği
İletişim teknolojileri, özellikle 20. yüzyılın son çeyreğinden sonra hızlı bir gelişme kaydederek günlük hayatın ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Bilgisayar ağ ve teknolojilerinin gelişmesi, yaygınlaşması neticesinde zaman ve mekan sınırları oldukça zorlanmaya başlanmış, insanların birbiriyle olan iletişimi küresel boyuta taşarak kolaylaşmıştır. Teknolojik gelişme ve onun tetiklediği dönüşüm, baş döndürücü bir hızla devam etmektedir ve pek çok husus üzerinde değişime neden olmaktadır. Devlet olgusu da bunlardan biridir. "E-devlet" ise zaman içerisinde gittikçe artan gereksinimlerin yarattığı, bilgi ve iletişim teknolojileri vasıtasıyla ayakta duracak olan yeni devlet anlayışının bir ifadesidir. Özellikle 1980'li yılların sonlarından itibaren "yurttaşlık" kavramı da yeni bir ilgiyle, temel varsayımları sorgulanır biçimde ele alınmaya başlanmıştır. Yurttaşlığın neliği, yurttaşlık hak ve sorumluluklarının yeniden kurgulanması üzerine tartışmalar çoğalmıştır. Teknolojik ilerlemenin ivme kazandığı, bilginin hızla yayıldığı ve bütün sistemleri dönüşüme zorlayan küreselleşme ve bilgi toplumu çağında artık kurumların ayakta kalabilmeleri yurttaş odaklı bir yönetim anlayışına sahip olmakla mümkün görünmektedir. Teknolojideki değişim; ekonomik, siyasal, toplumsal ve kültürel alanlarda etkiler yapmaktadır ve yeni değişim süreçlerini de ortaya çıkmaktadır. Bundan hem "yurttaşlık" hem de "devlet" nasibini almaktadır. E-devlet projeleri ve uygulamalarının da böylesi bir süreç içerisinde ele alınıp incelenmesi sosyolojik bir gerekliliktir. Bir alan araştırmasına dayanan bu çalışmayla, e-devlet uygulamaları ve bu uygulamanın yurttaşlar tarafından nasıl algılandığının, devlet-yurttaş ilişkisinin ne şekilde etkilendiğinin araştırılması amaçlanmaktadır. E-devlet ve yurttaşlık ilişkisi Aydın İl merkezi örneğinde sosyolojik olarak ele alınarak, incelenmiştir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Devlet, E-devlet, Yurttaşlık, Bilgi Toplumu, Bilişim Teknolojileri, İnternet.
Neoliberal kentsel dönüşümün yeni mekânsal alanları olarak güvenlikli siteler: İstanbul örneği üzerinden kapalı yerleşimlerin risk ve güvenlik bağlamında incelenmesi
Neoliberal evrenin kentsel yaşamı artık radikal bir şekilde dönüştürdüğüne tanık oluyoruz. 1980'li yıllarda ortaya çıkan büyük değişimlerin başında, işin belirsizliklerinin giderek bir gündelik hayat gerçekliğine dönüşmesi süreci gelmektedir. Bu durum 'yeni kentin' ilişki sistemlerini de dönüştüren bir durumu ortaya çıkarmaktadır. Aynı zamanda bu süreçte belirsizlikler bir yaşam formu haline geldikçe, kentin belirsizlikler ve korkular etrafında kurgulanan yeni bir niteliğini ortaya çıktı. Geç modern kentin güvenlikli siteleri ise bu bahsi geçen durumun en önemli çıktılarından birisi olmaktadır. Küresel bir arka plana sahip olan ve kentin 'yeni orta sınıf' profilinden beslenen bu hayatların tarzını biçimlendiren etkenlerin 'risk, korku ve belirsizlikler' bağlamında olması sürecin önemli çıktılarından birisidir.Bu yeni kentin gündelik hayat koşullarının biçimlendiren önemli bir etken olmaktadır. Bu süreç giderek 'biçimsizliğin', 'temasın', 'tekinsizliğin', 'yabancının' ve hatta her türden kamusal imgenin korkutucu bir faktöre dönüştüğü yeni kentte (neoliberal kentte) 'kalıcı pasiflikleri' önemli bir güvenlik stratejisine dönüştürdü. Bu süreçte 'geleneksel modern kentin' özel ile kamusal hayatını birbirine bağlayan mahalle ve sokak gibi imgelerinin (agoraların ya da arayüzeylerin) çöküşüne şahit olmaktayız. Artık kent bu anlamıyla farklılıkları bir araya getiren bir birliktelik değil, 'özel hayat fanatiklerince' kamplara bölünmüş yaşam alanları haline geldi. Çalışmamız bu gerçekliği, artık yoğunlukla yaşayan Türkiye'nin metropolitan alanları kapsamında sorgulamaktadır. Bu yönüyle çalışma -en önemli örnek olarak- İstanbul'daki güvenlikli siteler üzerinde yürütüldü.Bu kapsamda 'risk, korku ve belirsizliklerin'iş/çalışma, gündelik hayat, özel hayat ve kamusal alan bağlamındaki analizleri yapılarak, var olan durumun çıktılarını ortaya konulmaya çalışmıştır.
Yeni sosyal hareketler bağlamında Bergama mücadelesi
1970'lerden itibaren ABD'de ve Batı Avrupa'da yaşanan toplumsal değişimler ile birlikte toplumsal hareketlerin niteliği de değişmiştir. Bu dönemde sınıf mücadelesini temel alan klasik sosyal hareketlerden post materyalist değerleri temel alan yeni sosyal hareketlere geçiş olmuştur. Yeni sosyal hareketler aktörlerin nitelikleri açısından eski hareketlerden farklıdır. Bu çalışma ile Bergama Maden Karşıtı Hareket on yıl sonra aktörlerin gözünden tekrar değerlendirilmiş ve yeni sosyal hareketler bağlamında analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Toplumsal Hareketler, Yeni Toplumsal hareketler, Bergama Maden Karşıtı Hareket.
Pandemi süresince yaşlı olmak: Korona virüs salgını ve uygulanan devlet politikalarının yaşlılar üzerindeki etkileri
Yaş, yaşlılık ve yaşlanma çok yönlü bir olgudur. Biyolojik bir evreye denk geldiği gibi sosyolojik bağlamda sosyokültürel bir olgu olarak tanımlanabilir. Yaşlanma son elli yılda küresel çapta ortaya çıkmıştır ve günümüzde Türkiye'de pek çok kişinin deneyimlediği bir yaşam evresi haline gelmiştir. Yaşlılık, bebeklik, gençlik gibi olgulara nazaran daha yeni bir olgudur. Geçmişte ortalama yaşam süresi 40 yaş civarında olduğundan pek az insan yaşlılık sürecini deneyimleyebiliyordu. Bu yüzden yaşlılığa ilişkin bilgimiz sınırlıdır. Ancak gelişen sağlık teknolojileri, artan refah seviyesi, savaşların azalması gibi nedenlerle yaşlı sayısı tüm toplumlarda hızla artmaktadır. Yaşlılar, toplum nüfusunun önemli bir yüzdesini oluşturmaktadır. Dünya Sağlık Örgütüne göre 65 yaş ve üzeri kişiler yaşlı olarak tanımlanmaktadır. Ancak yaşlılar da kendi içlerinde "genç yaşlılar", "ileri yaşlılar" ve "çok ileri yaşlılar" olarak ayrılabilmektedirler. Yaşlılar topluma etki edecek siyasi güce sahip heterojen bir gruptur. Bu yüzden yaşlılara yönelik uygulanacak politikalar önem kazanmıştır. İçinde yaşadığımız toplum pek çok bakımdan risk ve belirsizlikler toplumu olarak tanımlamak mümkündür. İnsanların eylemlerinin merkezine risk, tehlike, güvensizlik, korku gibi olgular yerleşmişlerdir. Güvenlik, risk toplumun temel motivasyonu haline gelmiştir. Böyle bir atmosferde Covid-19 salgının ortaya çıkması ve kısa sürede pandemi haline gelmesiyle birlikte tüm dünyada insanlar büyük korku ve panik yaşamışlardır. Covid-19 riski karşısında bireysel önlemlerin yetersiz kalması ile devlet müdahalesine zorunlu hale gelmiştir. Ulus devletin tekrar öneminin artmasıyla birlikte bireylerin yaşamlarının her alanı yönetim nesnesi haline gelmiştir. Risk gündelik hayatın her noktasına yayıldığı ve gözle görülemediği için devletler riskli sanılan her türlü davranışı sınırlandırmaya çalışmışlardır. Süreçte birtakım yeni "yeni normal" belirleyerek gündelik yaşam yeniden düzenlemeye girişmiştir. Riskler karşısında risk konumları meydana gelir, riskler karşısında bazıları daha kırılgandır. Covid-19 riski karşısında da salgının ilk başlarında bağışıklık sistemi zayıflayan 65 yaş ve üzeri kişilerin diğerlerine göre daha fazla risk altında olduğu belirtildiği için devlet müdahalesini en çok hisseden grup olmuştur. Ancak riskler farklı bir paylaşım mantığı ile ilerlediği için risk eninde sonunda onu üretenler de dahil herkesi etkiler. Covid-19 21. yüzyılın en büyük salgını olması sebebiyle geçmişten farklı özellikler sergileyen risk toplumunda çok daha farklı algılanmıştır. Bu salgından en çok etkilenen grup olan 65 yaş ve üzeri (yaşlılar) toplumda diğer yaş grupları kadar görünür olmayan, ancak son yıllarda nüfus içerisindeki oranları artmaya başlayan bir grup olması dolayısıyla bu grubun önemi artmaktadır. Diğer yandan, bu grubun özellikleri tam olarak bilinmediği gibi yaşlıların pandemide evde izole olmaları onlara yönelik ön yargıların da artmasına sebep olmuştur. Bu çalışmada yaşlıların, diğer yaş grupları gibi pek çok farklı özelliğe sahip, farklı deneyimleri ve sosyo-kültürel özellikleri olan bir grup olarak algılanması ve Covid-19 salgını sürecinde uygulanan politikalardan ne şekilde etkilenip etkilenmediklerini tespit etmek amaçlanmıştır. Bu çalışmanın evrenini yaşlı nüfus oranı %10'un üzerinde olan Aydın ve Burdur illeri oluşturmaktadır. Basit tesadüfi örnekleme yönüyle seçilen 537 kişi üzerinde uygulanan anket tekniği ile toplanan veriler ışığında temelde yaşlılığın, Covid-19 salgını süresince maruz kaldıkları kısıtlamalar karşısında deneyimleri ve salgın sürecini algılama biçimlerini ortaya koymaya çalışmaktadır. ANAHTAR KELİMELER: : KoronaVirüs, Pandemi, Risktoplumu, Yaşlılık ve Toplum, Yönetişimsel.
Dijital toplum, çocuklara yönelik dijital riskler ve ebeveynlerin algı, tutum ve başa çıkma stratejileri
Bu araştırma, dijital toplumda ebeveynlerin dijital risk algılarını ve bu risklerle başa çıkma stratejilerini sosyolojik bir perspektifle incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın odağında, 6-12 yaş arası çocuğa sahip ebeveynlerin, dijital ortamların sunduğu fırsat ve riskler karşısında geliştirdikleri algılar, tutumlar ve gündelik yaşam pratikleri yer almaktadır. Nitel araştırma yöntemi kullanılarak yürütülen çalışmada, Aydın ilinde yaşayan 24 ebeveynle yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler tematik analiz yöntemiyle çözümlenmiş, dijital risklerin gerçek ve algısal boyutları, bilgi akışındaki yön değişimi, ebeveynlik rollerinin dönüşümü ve aile içi dijital iletişim pratikleri üzerinden değerlendirilmiştir. Araştırma sonuçları, dijital çağda ebeveynliğin yalnızca denetim temelli değil, aynı zamanda müzakere, farkındalık ve dönüşüm temelli bir yapıya büründüğünü göstermektedir. Çalışma, dijital ebeveynlik alanındaki sosyolojik boşluğa katkı sağlamayı ve uygulayıcılara yön gösterici öneriler sunmayı hedeflemektedir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Dijital Ebeveynlik, Risk Algısı, Dijital Toplum, Aile, Çocuk
Türkiye'de yaşlılara yönelik sosyal yardım politikaları ve bu yardımların yaşlı bireylerin siyasal algı, tutum ve tercihleri üzerine etkisi: Söke örneği
Yaşlılık dönemi zaman kavramının insan yaşamı üzerinde etkisinin en çok hissedildiği dönemdir. Modernleşme ile birlikte gelişen sağlık koşullarının etkisiyle yaşlı nüfusunun giderek arttığı bilinmektedir. Yaşlı nüfusun artması daha çok sosyal politikalara ihtiyaç olduğunun bir göstergesidir. Aynı zamanda yaşlı bireylerin seçmen olduğu gerçeği de göz ardı edilmemelidir. Bu çalışmanın amacı yaşlılara yönelik sosyal yardım politikalarını incelemek, bu yardım politikalarının yaşlı bireylerin siyasal algı, tutum ve tercihleri üzerinde etkilerini betimsel olarak incelemektir. Çalışma grubu, Aydın Söke ilçesinde yaşayan, 3294 sayılı kanun kapsamında oluşturulan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı tarafından sağlanan yardımlardan yararlanan otuz 65 yaş ve üstü bireylerdir. Çalışma grubumuz rastgele seçilmiştir. Çalışma grubumuz Söke ilçesi evreninde amaçlı örneklem doğrultusunda tipik örneklem belirleme yöntemiyle örneklem belirlenmiştir. Çalışmamız nitel araştırma teknikleri kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Tarafımızca hazırlanan görüşme formları ile ilk başta pilot görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Sonrasında gerekli düzenlemeler yapılarak katılımcılar ile görüşülerek veriler toplanmıştır. Toplanan veriler MaxQda programı ile analiz edilmiştir. Analiz sonucunda ulaşılan sonuçlar 'Sonuç' bölümünde derlenmiştir. Sosyal yardımlardan faydalanan yaşlı bireylerin (N 30) ifadelerine göre 'sosyal yardımların siyasi eğilime etki etmesi' kodu sıklıkla kullanılmıştır. Ayrıca ekonomik olarak sıkıntı yaşayan yaşlı bireylerin çözüm yolu olarak ilk 'Devlet Kurumu'na başvurdukları ifadesi en sık kullandıkları ifadelerden olmuştur. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Sosyal Politika, Sosyal Yardım, Yaşlılık, Yoksulluk, Siyasal Tutum, Siyasal Tercih, Siyasal Algı.