Theses supervised by Prof. Dr. Hüsnü Erkan
14 theses · Dokuz Eylül University
Avrupa Birliği'nde ekonomik çıkarların temsili ve meşruiyet ilişkisi: Sosyal taraflar açısından bir değerlendirme
Avrupa Birliği (AB)'nin kuruluşundan itibaren gündemini meşgul eden ?meşruiyet sorunu? ve ?demokrasi açığı? tartışmaları süreç içinde getirilen yasal ve kurumsal düzenlemelere rağmen devam etmektedir. Ekonomik temeller üzerine kurulmuş; barış, ortak çıkarlar ve dayanışma gibi meşrulaştırıcı referanslara sahip olan AB, kendi düzeyinde ekonomik çıkarların temsilini sağlayarak meşruiyetine ilişkin eksiklikleri gidermeyi amaçlamıştır.Bu noktada, AB'de geçerli olan bütünleşme kuramlarının ekonomik çıkar temsiline ve ortaya konan meşruiyet kaynaklarına ilişkin yaklaşımları farklı olmuştur. Bu çalışmada, AB bütünleşme kuramları çerçevesinde sosyal taraflar olarak adlandırılan ve Avrupa'nın korporatist yapısını oluşturan iki örgütün (BUSINESSEUROPE ve ETUC) Birliğin meşruiyetine olan katkıları değerlendirilecektir. Bu amaçla, Birliğin meşruiyetini artırmaya yönelik önemli adımlardan üçü olan Avrupa Tek Senedi, Maastricht ve Lizbon Antlaşmaları, sosyal tarafların sürece katkısı bakımından incelenecektir. Buna göre, Birlik düzeyinde geçerli olan bütünleşme kuramları bağlamında yaşanan gelişmelerin, farklı meşruiyet sonuçları doğurduğu; bununla birlikte Avrupa düzeyinde ekonomik çıkar temsili gerçekleştiren sosyal tarafların üç süreçten geçtiği görülecektir. Bunlar; ?belirsizlik ve ulusal koalisyonlar?, ?öğrenme ve kurumsallaşma? ile ?şeffaflık sorunu ve bürokratik parçalanma?dır.Bu çalışma sonunda yapılan değerlendirmede, Birlik düzeyinde ekonomik çıkar temsilinin ve örgütlerinin meşruiyete olan katkılarının henüz sınırlı olduğu görülmektedir. Bununla birlikte, gerek bu konunun aktörleri olan çıkar örgütleri gerekse bu konuya ilişkin akademik araştırmalar açısından geleceğe yönelik tartışmaların ?korporatist Avrupa? ile Avrupa yönetişimi arasında geçeceği beklenmektedir. Öngörülen ise, AB'nin söz konusu tartışmaya ya da soruna yönelik çözümlerinin, hiçbir tarafı yok saymayan ?bütünleşik? bir yaklaşım doğrultusunda gelişeceğidir. Birliğin kendine özgü yapısı düşünüldüğünde bu tür çözümlerin varlığı ve işlerliği yadsınamaz.
Türkiye'nin iki yanlı ticaretindeki J ve S eğrisi ve Harberger-Laursen-Metzler etkilerinin analizi
Döviz kuru ile dış ticaret dengesi arasındaki ilişki, ödemeler dengesine üç farklı yaklaşım tarafından açıklanmaktadır: esneklik yaklaşımı, toplam harcama (massetme) yaklaşımı ve parasalcı yaklaşım. Bu çalışmada, esneklik yaklaşımının analizlerine zaman boyutunun eklenmesi yardımıyla Magee (1973), Junz ve Rhomberg (1973) ve Meade, E. E. (1988) tarafından ortaya konan, devalüasyondan sonraki kısa dönemde ticaret dengesinin bozulmayı izleyen bir iyileşme süreci yaşayacağını öngören J eğrisi etkisine ek olarak; ticaret dengesinin, ticaret hadlerinin (ya da reel döviz kurunun) şimdiki ve gelecekteki hareketleriyle negatif; ancak, geçmişteki hareketleriyle pozitif ilişkili olduğu argümanını savunan ve ilk olarak Backus, Kehoe ve Kydland (1994a) tarafından tanıtılan S eğrisi etkisi, Türkiye ile seçilmiş 16 ticaret partneri arasındaki iki yanlı ticaret ekseninde araştırılmaktadır.Bu etkiler, 1980-2010 dönemini kapsayan yıllık iki yanlı ticaret dengesi ve reel döviz kuru değişkenleri arasında hesaplanan çapraz korelasyon fonksiyonlarının davranışının analiz edilmesi yoluyla belirlenmektedir. Hesaplamalar yapılmadan önce seriler Hodrick-Prescott filtresi (Hodrick ve Prescott, 1997) yardımıyla düzgünleştirilmiştir. Kullanılan yöntem, J ve S eğrisi etkilerine ek olarak; ilk kez Harberger (1950) ile Laursen ve Metzler (1950) tarafından tanıtılan, ticaret hadlerindeki bozulmanın dış ticaret dengesini de kötüleştireceğini Keynesgil perspektiften yararlanarak öne süren Harberger-Laursen-Metzler (HLM) etkisinin de araştırılmasına olanak tanımaktadır.Çalışmada Türkiye'nin döviz kuru ayarlamaları yoluyla iki yanlı ticaret dengesinde kısa dönemli iyileşmeler sağlayabileceği, dış fiyatları etkileyemeyeceği ve ticaret hadlerinin bozulmasıyla birlikte iki yanlı ticaret açığının artma eğilimi gösterebileceği hipotezi araştırılmaktadır. Elde edilen ampirik bulgulara göre; Türkiye ile seçilmiş 16 ticaret partnerinin 9'u arasında J eğrisi etkisi ile HLM etkisinin varlığı saptanmıştır. Geriye kalan 7 ülkeden 4'ü için, ters J eğrisi; diğer 3 ülke için ise, gecikmiş J eğrisi etkisine rastlandığı belirlenmiştir. Türkiye'nin iki yanlı ve toplam düzeydeki ticaretinde S eğrisi dinamiğinin bulunmadığı saptanmıştır. Türkiye'nin küçük bir ekonomi olduğu ve ticaret hadlerini değiştiremeyeceği gerçeği, elde edilen bu bulguyla tutarlıdır. Sonuç olarak; Türkiye'nin döviz kuru politikalarının iki yanlı ticaret açıklarının iyileştirilmesinde özellikle kısa dönemde önemli rol oynayacağı ve dış fiyatların aleyhte değişmesinin ise bu açıkları derinleştireceği hipotezini destekleyen kanıtlara ulaşıldığı ifade edilebilecektir.
Ekonomik gelişmede ordu-üniversite-sanayi işbirliği ve Türkiye için bir model önerisi
Sosyal sistem birbiri içine geçmiş parçalardan oluşan bir bütündür ve bu parçalardan herhangi bir parçada meydana gelen bir değişiklik bütünün diğer parçaları üzerinde de etkide bulunur. Bu yüzden gerçek olayları tek yönlü nedensellik ilişkisi yerine bütüncül bir bakışla karşılıklı interaktif çoklu etkileşim ilişkisi içerisinde açıklamak gerekir. Sosyal sistemin parçalarından birisi de ekonomik sistemdir. Ekonomik sistemin gelişmesine kuantum düşüncesi mantığında bakıldığında sistemin içinde yer alan farklı kurumlar arası işbirliğinin ekonomik gelişmeye katkı sağladığı görülmektedir. Bu çerçevede Türkiye'nin temel kurumlarından ordunun, üniversitelerin ve sanayinin birbirleri arasında oluşacak işbirliğinin ekonomik gelişmeye hangi yönlerden katkı sağlayacağı bu çalışmanın temel araştırma konusudur.Çalışmanın birinci bölümünde ekonomik gelişmeye yönelik çeşitli model, teori ve yaklaşımlar tartışılmıştır. İkinci bölümde önce üniversite-sanayi işbirliği ekonomik gelişmeye katkıları bağlamında irdelenmiş ve Türkiye'deki ve dünyadaki işbirlikleri çeşitli boyutlarıyla ortaya konmuştur. Daha sonra ordunun sanayi ile olan işbirliği ekonomik gelişmeye katkıları bağlamında ele alınmıştır. Burada özellikle Türk Savunma Sanayisi'nin Ar-Ge süreci ve Türkiye'nin ekonomik gelişmesine katkıları çeşitli boyutlarıyla ortaya konmuştur.Çalışmada iki temel uygulama yönteminden yararlanılmıştır. Öncelikle ordu-üniversite-sanayi işbirliğini sağlamaya ve geliştirmeye yönelik temel ve türev hipotezler kurulmuştur. Bu anlamda çeşitli değişkenler belirlenerek ekonometrik bir model oluşturulmuş ve NATO ülkeler grubu üzerinden panel veri yöntemiyle çalışmanın hipotezleri test edilmiştir. Daha sonra Türkiye'de faaliyet gösteren savunma sanayi firmalarına yönelik saha araştırması yapılmıştır. Çalışmanın uygulama bölümünde Türkiye'nin ekonomik gelişmesine ordu-üniversite-sanayi işbirliğinin katkısı bir model önerisiyle birlikte ortaya konmuştur. Yapılan analizlerin sonucunda ordu-üniversite-sanayi işbirliğinin ne şekilde oluşması gerektiği ve bu sayede ekonomik gelişmenin nasıl sağlanacağı konusunda bir takım önerilerde bulunulmuştur.Anahtar Kelimeler: Ekonomik Geli?me, Bütünle?ik Ağ Etkile?im Paradigması, Üniversite-Sanayi ??birliği, Ordu-Üniversite-Sanayi ??birliğ
Menkul kıymet borsalarında fiyat dinamikleri: İMKB örneği
Bu çalışmada, menkul kıymet borsalarında oluşan fiyatların kapitalist birikim mantığı açısından anlamı irdelenmiş ve İMKB'de oluşan fiyat dinamiklerinin istatistik mekanik modellemesi yapılmıştır. Fiyat dinamiklerinin incelenmesi için öncelikle menkul kıymet borsaları ile ilgili yapılan kavramsallaştırmalar tartışılmış ve teorik açıdan menkul kıymet borsalarının salt bir piyasa olmanın ötesinde kapitalizm içinde işlevi ele alınmıştır. Sonuç olarak menkul kıymet borsaları kapitalist birikimin belli aşamalarında birikim için bir katalizör, belli aşamalarında birikimin kendisi, belli aşamalarında ise birikimi engelleyen ve kriz dinamikleri yaratan bir olgu olmuştur. Bu çoklu işlev olgusu, tarihsel süreçte kendini göstermiş ve menkul kıymet borsalarının içinde bulunduğu finansal mekanizmalar başat konumda rol oynamışlardır. Menkul kıymet borsalarının teorik açıdan incelenmesinin bir diğer boyutu, fiyat dinamiklerinin belirli modeller altında ele alınmasıdır. Modern finans teorisi kapsamında geliştirilmiş modeller, fiyat dinamiklerinin ortaya çıkarılması açısından yetersizliklere sahip oldukları için ekonofizik yaklaşımı altında geliştirilmiş modeller geleneksel modellere bir alternatif olarak ele alınmıştır. Sonuç olarak İMKB özelinde menkul kıymet borsalarının sermaye birikimi açısından hacminin çok ötesinde işlevi olduğu ve kapitalizme eklemlenme aşamalarında en önemli etmenlerden biri olduğu sonucuna ulaşılmıştır. İMKB 100 endeksi için yapılan istatistik analizler içinde mikroskobik simülasyonlardan elde edilen en önemli bulgu, yatırımcıların heterojenliği ve karşılıklı etkileşimleri, fiyat dinamiklerini belirleyen en temel değişken olarak öne çıkmasıdır. 2001 yılında İMKB yatırımcılarının davranışsal parametrelerinde yapısal bir değişim ortaya çıkmış ve karar alırken ele alınan kişisel etkilerin önemi azalırken, yatırımcılar arası etkileşim artmıştır. Mikroskopik modellemeden elde edilen bir diğer bulgu, yatırımcıların yatırım ufuklarının giderek kısalması ve giderek daha düşük düzeyde ortaya çıkan fiyat değişimlerine tepki vermeye başlamalarıdır. Makroskopik analizlerde ise İMKB 100 Endeksi'nin Cauchy dağılımına uygun dağıldığı sonucuna ulaşılmış ve fiyatların belli bir ölçekleme kalıbına uyduğu tespit edilmiştir. Bu iki bulgu beraber ele alındığında İMKB 100 endeksinin normal dağılıma göre geliştirilmiş modellerin öngördüğünden çok daha riskli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Modern finans teorisi kapsamında geliştirilmiş modellerden hesaplanan risk ve beklenen getiri kavramları, İMKB 100 Endeksi'nin istatistiksel özellikleri dikkate alındığında anlamlarını yitirmektedir.Anahtar Kelimeler: Menkul Kıymet Borsaları, İMKB, Finansal Aktifleri Fiyatlama Modelleri, Finansallaşma, Ekonofizik.
Türkiye imalat sanayiinde sektörel kümelenme ve rekabet gücü: Seçilmiş bölgeler için bir analiz
Bu çalışmada Türkiye imalat sanayiindeki sektörel açıdan kümelenme ve sektörel kümelenme ile rekabet gücü arasındaki ilişki, Türkiye-Avrupa Birliği ticari ilişkileri kapsamında ve seçilen Düzey 2 bölgeler bazında, 2003-2008 dönemi itibariyle incelenmektedir. Sektörel kümelenme tespitinde temel yöntem olarak Yerelleşme Katsayıları Endeksi ile yardımcı yöntemler olarak Gini Bölgesel Uzmanlaşma ve Gini Endüstriyel Yoğunlaşma Endeksleri, rekabet gücü tespitinde ise Vollrath yaklaşımlı Açıklanmış Rekabet Üstünlüğü Endeksleri kullanılmıştır. Çalışmanın temel tezi kümelenme ile rekabet gücü arasındaki pozitif bir ilişkinin varlığını test etmek olarak belirlenmiştir. Bu test kapsamında seçilmiş dokuz İBBS Düzey 2 bölge bazında, kümelenmeye ilişkin analiz bulguları ile rekabet edebilirliğe ilişkin analiz bulguları arasında korelasyon analizi gerçekleştirilmiştir. Analiz bulguları TR33-(Manisa, Afyonkarahisar, Kütahya, Uşak) ve TR41-(Bursa, Eskişehir, Bilecik) Düzey 2 bölgeleri için sektörel kümelenme ile rekabet gücü arasında pozitif yönde güçlü bir ilişkiyi göstermiştir. TR10-İstanbul, TR31-İzmir ve TR51-Ankara Düzey 2 bölgelerinde çalışmanın tezi doğrulanmamıştır. Bu büyük kentlerdeki ekonomik faaliyetler, imalat sanayii dışında yoğun bir çeşitlenme göstermektedir. Bu çeşitlenme içinde imalat sanayii dışındaki sektörler, özellikle Ticaret ve Hizmetler sektörü ağırlıklı payı almaktadır. İmalat sanayii için gerçekleştirilen istatistiksel analiz, adı geçen üç bölgede Ticaret ve Hizmetler sektörü kapsamında değerlendirilen veriler yardımıyla gerçekleştirilmiştir. Buradaki bulgular sektörel kümelenme ile rekabet gücü arasında pozitif yönde ancak zayıf bir ilişkiye işaret etmiştir. Bu sonuç hizmet ve ticaretin önemli ölçüde yerel olma özelliğinden kaynaklanmaktadır. Çalışmada sektörel kümelenme ile rekabet gücü arasında pozitif yönde güçlü bir ilişki tespit edilen TR33-(Manisa, Afyonkarahisar, Kütahya, Uşak) ve TR41-(Bursa, Eskişehir, Bilecik) Düzey 2 bölgelerinde mevcut sektörel kümelenmeler için ayrıca firma bazlı araştırma ve analizlere de ihtiyaç bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Sektörel Kümelenme, Rekabet Edebilirlik, İBBS Düzey 2Bölgeleri, Türkiye İmalat Sanayii, Avrupa Birliği.
I. Sanayi Devrimi'nde teknolojik gelişmenin rolü
I. Sanayi Devrimi, dünyada günümüze kadar uzanan derin etkiler bırakmış çok köklü bir dönüşümü ifade etmektedir. 1780?1840 yıllarını kapsayan bir dönemde İngiltere'de meydana gelen tekno-ekonomik gelişmeler, toplumsal, siyasî ve kültürel alanlarda da bir dizi bütüncül ve köklü dönüşüme neden olmuştur. Üstelik bu devrim, sadece İngiltere'de değil, önce Kıta Avrupa'sı ve K. Amerika'ya, sonra tüm dünyaya yayılarak yeni bir dünya sisteminin, sanayi kapitalizminin oluşmasına yol açmıştır.Bu çalışmada; Sanayi Devriminin neden İngiltere'de meydana geldiği, bunu hazırlayan toplumsal ve iktisadî koşulların genel olarak neler olduğu, Sanayi Devrimi öncesi dönemde ne tür teknolojik gelişmelerin meydana geldiği değerlendirildikten sonra; Sanayi Devriminin iktisadî analizi ayrıntılı olarak yapılmış ve Sanayi Devrimini hazırlayan, tetikleyen, süreci doğrudan etkileyen teknolojik gelişmelerin neler olduğu ve hangi koşullara bağlı olarak oluştuğu açıklanmıştır.Bu çalışmanın bir diğer amacı, I. Sanayi Devriminde teknolojik gelişmenin rolünü, olgusal olduğu kadar analitik olarak da ele almaktır. Teknolojik gelişmenin, başta iktisadî olmak üzere, toplumsal, politik ve kültürel alanlar üzerindeki etkileri ve bu alanlardan etkilenmesini karşılıklı nedensellik ilişkisi içinde ve bütüncül bir toplumsal sistem perspektifinden I. Sanayi Devrimi bağlamında değerlendirme çabasına girilmiştir.
Ulusal teknoloji politikalarındaki yeni gelişmeler ışığında Türkiye'nin teknoloji politikasının bir değerlendirmesi
Günümüzde, teknolojik gelişmelerin iktisadi güç ilişkilerinin temel unsurlarından biri haline gelmesi, teknolojik alana sistemik bir müdahaleyi de beraberinde getirmiştir. Bu doğrultuda, küresel ölçekte söz sahibi olan ülkelerin, bilim ve teknoloji politikalarını ulusal stratejilerinin merkezine koydukları görülmektedir. Üretimin uluslararasılaşması süreci, çeşitli formlar altında gerçekleşen teknoloji transferinin de önem kazanmasına neden olmuştur. Bu süreç, teknoloji üreticisi ülkelerin, çeşitli uluslarüstü kurumlar aracılığıyla transferin yasal çerçevesini belirlemelerini beraberinde getirmiş, diğer yandan, gelişmekte olan ülkelerin, söz konusu ülkelerdeki teknolojik altyapıdan yararlanmaları ve zamanla kendi teknolojilerini üretebilir hale gelmeleri için de bir fırsat oluşturmuştur. Ancak, gelişmekte olan ülkelerin bu alandaki başarısı yalnızca kendi bilimsel ve teknolojik altyapılarını oluşturmaları ile mümkün olabilecektir.Türkiye'de, günümüze kadar ulusal teknolojik yeteneğin kazanılmasına ilişkin çeşitli politika tasarımları oluşturulmuş ancak, bu politikaların uygulanması aşamasında önemli sorunlarla karşılaşılmıştır. Teknoloji politikalarının, diğer ekonomi politikalarıyla eş güdümü sağlanamamıştır. 1990'lı yıllardan itibaren ulusal yenilik sisteminin yasal ve kurumsal çerçevesinin oluşturulması için ilk adımlar atılmış olmakla birlikte, gelişmiş ülkelerle karşılaştırıldığında Türkiye'nin bu alanda henüz emekleme çağını yaşadığı söylenebilir. Bu sürecin hızlandırılması için; seçilen öncelikli sektör ve teknolojilere yönelik insan gücünün yetiştirilmesi, sahip olunan kaynakların bu alanlarda yoğunlaştırılması, teknoloji transferini verimli kılacak politikaların hayata geçirilmesi ve özellikle son yıllarda yatırım ortamını ve rekabet gücünü olumsuz etkileyen ekonomi politikalarının gözden geçirilmesi gerekmektedir. Bunun yanında, gerek toplum içinde gerekse de politik katmanlarda yenilik kültürünü yayacak ve belirlenen politikaların hayata geçirilmesinde yaptırım uygulayabilecek siyasi çıkarlardan bağımsız bir `bilim ve teknoloji bakanlığı'nın kurulması gerekmektedir.Anahtar Kelimeler: Evrimci İktisat, Teknoloji Transferi, Teknoloji Politikaları, Ulusal Yenilik Sistemi.
Küreselleşme sürecinde seçilmiş ülkelerin kalkınma kriterlerindeki değişimin analizi
Kavram olarak küreselleşmenin son 400 yıldır gelişim içinde olduğu kabul edilmekle birlikte, politik, ekonomik, sosyo-kültürel ve teknolojik gelişmelerin damgasını taşıyan küreselleşme olgusu, özellikle 20. yüzyılın son çeyreğinde, hızlı bir biçimde, günümüze ait politik ve akademik tartışmalarda, önemle üzerinde durulan ve analizi yapılan anahtar kavramlarından biri haline gelmiştir.Küreselleşme sürecinin temel dinamiği teknolojik gelişmeler olmakla birlikte, değişimden en yoğun etkilenen ekonomik alan olmaktadır. Bu etkileşim, ekonomik alanla sınırlı kalmayıp, belirli bir zaman gecikmesiyle de olsa, sosyal, politik ve kültürel alanlara yansıyarak, toplumsal değişimin hız kazanmasına zemin hazırlamaktadırUlusal kültürlerin, ekonomilerin ve sınırların bütünleştiği, hemen hemen her alanda yeni eğilimlerin güç kazandığı günümüz dünyasında, bilgi, iletişim, biyolojik alanda endüstriyel yeni hammaddeler, yeni enerji sistemleri, üretim sistemindeki dönüşüm ve her şeyden önemlisi, teknoloji ve yenilik alanında yapılan yatırımların yönlendirdiği yeni bir yapılanma ortaya çıkmıştır. Küreselleşme olarak ifade edilen bu yeni yapılanmanın sonuçları, küresel bütünün, kültürel, sosyolojik, ekonomik ve politik alanlarında yaygın bir şekilde yaşanmaktadır. Küreleşme süreci, bu bakış açısıyla ekonomik, teknolojik, sosyo-kültürel ve siyasal dünyayı içine alan bağlantılar şeklinde kabul edilecek olursa, küreselleşmenin bu değişim ve gelişim süreçleri içerisinde, gelişmiş, özellikle de gelişmekte olan ve azgelişmiş ülkelerin refah düzeyinin artırılmasında, itici bir güce sahip konumda olduğu, belirgin hale gelebilmektedir. Bu anlamda ülkelerin refah düzeyinin artması, gelir artışı yanında iyi bir eğitim, sağlıklı ve uzun bir ömrü kapsayan kaliteli yaşam, insanın her alanda yeteneklerini kullanmasına olanak sağlayan bir ortam, güvenlik ve demokratik hak ve özgürlüklerini güvence altına alma anlamını taşımaktadır.Çalışmada bu temelde, ülkelerin refah düzeyinin artırılması açısından küreselleşme sürecinin etkisi, insani kalkınma endeksi ve çok boyutlu küreselleşme endeksi kullanılarak, gelişmiş, gelişmekte olan ve azgelişmiş kriterlerine sahip, seçilmiş 88 ülke boyutunda, panel veri analizi yöntemi kullanılarak ampirik olarak analiz edilerek ortaya konulmuştur.Anahtar kelimeler; Küreselleşme, Kalkınma, Küreselleşme Endeksleri, Kalkınmada Yeni Yaklaşımlar, Panel Veri Analizi
Türkiye ekonomisinde kâr oranı gelişimini belirleyen unsurlar: 1972-2003
Bu çalışmanın amacı 1972-2003 döneminde Türkiye ekonomisinde kâr oranının seyrini ve seyrindeki değişmelere etki eden unsurları incelemektir. Bu amaç çerçevesinde, ilk olarak, kâr oranı eğilimindeki belirgin değişmeler gözlenerek, Türkiye ekonomisi dönemlere ayrılmıştır. Yapılan dönemlendirme sonucunda; Türkiye ekonomisinin belli başlı ekonomik ve politik dönüşümleri ile kâr oranı eğiliminin yönündeki değişmelerin, birbirlerini karşılıklı olarak etkilediği gösterilmiştir. İkinci olarak; kâr oranları, bölüşümü temsil eden kâr payına ve teknolojiyi temsil eden hâsıla-sermaye oranına (sermayenin verimliliği) ayrıştırılmıştır ve bu değişkenlerdeki değişmelerin kâr oranının kısa ve uzun dönemli hareketi üzerindeki etkileri incelenmiştir. Sonuçların gösterdiğine göre; kâr oranının her tarihi düşüşünde sermayenin, krizden, bölüşümü emek aleyhine düzenleyerek çıktığı görülmektedir. Uzun dönemde, kâr oranları düşme eğilimindedir. Bu eğilim üzerinde, sermayenin verimliliğindeki düşüş belirleyici olmuştur.
Bilgi toplumuna geçiş sürecinin Türkiye'de finansal piyasalar üzerine etkisi
Bilgi Toplumuna Geçiş SürecininTürkiye'de Finansal Piyasalar Üzerine EtkisiTürkan YILMAZDokuz Eylül ÜniversitesiSosyal Bilimleri Enstitüsüİktisat Anabilim DalıGenel İktisat Programıİnsanlık tarihi, ilkel toplumdan sonra ilk önce tarım toplumu; ikinci olaraksanayi toplumu aşamasını yaşamış ve son olarak da bilginin üretimi ve kullanımınınyaygınlık kazandığı bilgi toplumu aşamasına ulaşmıştır. Fakat tüm ülkelerin aynı andaaynı aşamaya ulaştıklarını söylemek güçtür.Günümüzde, bazı toplumlar tarım toplumu özelliğini gösterirken bazı toplumlarda en ileri bilgi toplumu özelliklerini yansıtmaktadırlar. Ülkelerin bu farklı toplumsaldönüşüm süreçlerinin arkasında yatan en önemli nedenlerinden birisi, ortaya çıkanyenilikler ve bu yeniliklerin toplum tarafından özümsenme süresidir.Ortaya çıkan yeniliklerin uyguma alanlarından birisi de finansal piyasalardır.Çünkü finansal piyasalar, diğer piyasalar ile karşılaştırıldığında, işlemlerini yoğunluklayenilik ve bilgiye dayalı olarak gerçekleştirmekte; ve bilişim teknolojilerini yaygınlıklakullanmaktadırlar. Finansal işlemlerde bilişim teknolojilerinin, özellikle de internetinkullanılması, bir yandan finansal işlem bazında etkinliği arttırmakta, finansal işlem vehizmetlerin maliyetlerini azaltmakta, kâr imkânını arttırmakta, öte yandan buteknolojiler finansal yenilikleri beraberinde getirmektedir.ıvBu çalışmada, bilgi toplumuna geçiş sürecinde ortaya çıkan yenilik vegelişmelerin Türk finans piyasalarını ne yönde etkilediği araştırılmaktadır. Çalışmanınbulguları, yeniliklerin ve bilgi toplumuna geçiş sürecinin finansal piyasaları olumluyönde etkilediğini göstermektedir.v
Ekonomi-politika etkileşiminin süreç politikası açısından analizi: Türkiye örneği
Ekonomi ve politika sürekli olarak karşılıklı bir etkileşim içerisindedir. Bununla beraber ekonomi teorisinde politik değişkenlerin içsel değişkenler olarak ele alınması Kamu Tercihi Teorisi ile başlamıştır. Özellikle ekonomik değişkenlerle demokratikleşme arasında kesin ilişkilerin ortaya konamaması, politik istikrarsızlık ile ekonomik değişkenler arasında ortaya çıkan ilişkilerin incelenmesini beraberinde getirmiştir. Son dönemdeki çalışmalarda salt demokratikleşme bileşenlerinden daha çok daha geniş bileşenleri kapsayan politik istikrar değişkeni olarak dikkate aldığımız politik risk endeksinden hareketle ilk kez bu çalışmada kurgulanan politik istikrarsızlık-Büyüme ilişkisi Kuznets Eğrisi yaklaşımı ile analiz edilmektedir. Ayrıca ekonomi-politika etkileşiminin süreç politikası yönlü analizi; düşük ve orta gelirli ülke deneyimi ile Türkiye örneğinden hareketle ele alınmakta ve ekonomi-politika etkileşimini açıklayan yapısal değişkenler yönlü analizlere yer verilmektedir.Bu çalışmada kurulan modeller çerçevesinde politik istikrarsızlığın ekonomik süreç politikası üzerideki etkisi, bu etkiyi açıklayan yapısal değişkenlerin önemi, yapısal değişkenler ile politik istikrarsızlık arasında etkileşim derecesi elde edilen analitik bulgulara bağlı olarak açıklanmıştır. Bu bulgular çerçevesinde politika yapımcılara araç olarak kullanabilecekleri bazı önermeler geliştirilmiştir.
Türkiye'de yatırım projelerinin seçiminde kamu sektörünün rolü
Kalkınmanın gerektirdiği sosyal öncelikler ve oy tercihlerinin ülke ekonomisindeki etkin rolü nedeniyle belirsizlik önem kazanmaktadır. Bu açıdan mikro ve makro düzeyde yatırım kararlarının alınmasında kamu sektörünün önemli bir rolü bulunmaktadır. Bu çalışmada mevcut kaynakların alternatif yatırım projelerine yönlendirilmesinde kamu sektörünün rolü araştırılmıştır.
Konvertibiliteye geçiş aracı olarak döviz kuru politikaları
Demokratikleşme sürecinde devlet-sivil toplum ilişkisi ve Türkiye örneği
ÖZET 1990'larda, demokratikleşme sürecine ilişkin tartışmalarda devlet-sivil toplum ilişkisinin merkezi bir konuma oturduğu gözlenir. Sözkonusu çalışmalar, hangi tür devlet-sivil toplum ilişkisinin demokratikleşme sürecini başarıya ulaştıracağı, demokratik sivil toplumdan beklenen İşlevlerin hangi koşullar altında gerçekleşeceği konusuna odaklanmaktadır. Özellikle doğu ve orta Avrupa'da yaşanan gelişmeler sonucu ortaya çıkan yeni demokrasilerin tercihlerinde demokratik sivil toplumun etkinliği bu ilgiyi arttıran bir unsur olmuştur. Demokratikleşme sürecinin basan koşullarını inceleyen çalışmalar, sürecin hem toplum hem de devleti kapsayacak şekilde çift yönlü işlemesi gerektiğini ileri sürerler. Demokratik sivil toplum demokratik devletin sürekliliğini sağlarken, ancak demokratik bir devlet içinde demokratik sivil toplumun oluşabileceğini vurgularlar. Bu çalışma, demokratikleşme sürecinde devlet-sivil toplum ilişkisi bağlanımda Türkiye'deki işleyişi incelemektedir. Osmanlı tarihsel mirasından, günümüze dek devlet-sivil toplum ilişkisini belirleyen dmamiklerini araştırır. 1980'lerden sonra ortaya çıkan yeni koşullar içinde sivil toplumun görünümü üzerinde durur. Türkiye'de devlet-sivil toplum ilişkisinin temel belirleyeni devlet olup, güçlü devlet karşısında zayıf bir sivil toplumun varlığı dikkat çeker. Bunun en önemli sonucu, sistemin demokratikleştirilmesi yönündeki talep ve düzenlemelerin devlet merkezli olmasıdır. Sivil toplumun örgütsel zayıflığı yüzünden sistem ve devlet üzerindeki denetim gücü de zayıftır. Ortaya çıkan boşluk çoğu zaman ordu tarafından doldurulmakta, fatura ise sivil topluma çıkarılmaktadır. Özellikle 1980 sonrasında getirilen yasal düzenlemeler sivil toplumun alanını daraltıcı niteliktedir. 1990'lardaki görünüme bakıldığında, sivil toplum alanında bir canlanma gözlenmekle birlikte, demokratikleşme sürecinin başarısı açısından öncelikle devlet ile sivil toplum arasındaki ilişkinin demokratikleştirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.