Theses supervised by Prof. Dr. Kemal Yıldırım

23 theses · Anadolu University, Kütahya Dumlupınar University, Gazi University

Master'sOpen AccessTR

Cari açık ve ekonomik büyüme ilişkisi Türkiye örneği

Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin önemli sorunlarından olan cari açık özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerdeki etkileri konusunda kesin sonuca varılamadığı için uzun yıllardır tartışma konusu olmuştur. Türkiye'nin değişen büyüme verileriyle birlikte cari açık verilerinde de değişimler gözlenmektedir. Buradaki sorun cari açık mı büyümeyi etkilemekte yoksa büyümede meydana gelen değişimler mi cari açığı tetiklemektedir. Bu çalışmada, bu soruya cevap bulabilmek amacıyla cari işlemler dengesi/GSYİH ve GSYİH'daki yüzde değişim için 1998Q1-2014Q1 dönem verileri kullanılarak Türkiye üzerine bir nedensellik testi ve VAR analizi yapılmıştır. Bulgular büyümeden cari açığa doğru tek yönlü bir nedensellik ilişkisine işaret etmektedir.

Cari açıkEkonomik büyümeEkonomik etki+1
Bağdat Sıla Avcı
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Gelir eşitsizliği ve ekonomik büyüme ilişkisi

Bu çalışmanın temel amacı gelir eşitsizliğinin ekonomik büyüme üzerinde bir etkisinin olup olmadığını tespit etmektir. Teorik çalışmalarda gelir eşitsizliği ve ekonomik büyüme arasında negatif ya da pozitif ilişki olabileceği veya herhangi anlamlı bir ilişkinin bulunmadığı ileri sürülürken; ampirik çalışmalarda da teorik literatürle uyumlu olacak şekilde oldukça farklı sonuçların elde edildiği görülmektedir. Buna bağlı olarak bu çalışmada da gelir eşitsizliğinin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi farklı gelir seviyelerinde bulunan ülkeler temel alınarak araştırılmaktadır. Eşitsizliğin ekonomik büyüme üzerindeki etkisini daha net bir şekilde ortaya koymak için 154 ülkeye ait 1980-2014 dönemini kapsayan veri seti ile düşük ve düşük-orta gelirli ile üst orta gelirli ve yüksek gelirli ülkeler için tahminler yapılmaktadır. Gelir eşitsizliğinde yaşanan değişimin ekonomik büyümeyi nasıl etkilediğine dair yapılan bu tahminlerde temel Solow büyüme modeli (1956) ve bu modele beşeri sermayenin de dahil edildiği Mankiw, Romer ve Weil (1992) modeli diğer bir ifadeyle genişletilmiş Solow büyüme modeli kullanılmaktadır. Çalışmanın genel bulguları, gelir eşitsizliğinin ekonomik büyüme üzerindeki etkisinin ülkelerin gelir seviyelerine göre değişebileceğini göstermektedir. Düşük ve düşük-orta gelirli ülkelerde gelir eşitsizliğindeki artış ekonomik büyümeyi arttırırken üst-orta gelirli ve yüksek gelirli ülkelerde ise ekonomik büyümeyi azalttığını destekleyen kanıtlar elde edilmektedir. Anahtar Sözcükler: Gelir Eşitsizliği, Ekonomik Büyüme, Solow Büyüme Modeli, Sistem Genelleştirilmiş Momentler Metodu.

BüyümeBüyüme politikalarıEkonomi politikaları+3
Seher Gülşah Topuz
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Döviz kuru ve sektörel reel döviz kuru volatilitesinin dış ticaret hacmi üzerine etkileri

1973 yılında Bretton Woods sisteminin çöküşünün ardından, dalgalı döviz kuru rejimi döviz kuru dalgalanmalarının dış ticarete olası negatif etkileri nedeniyle eleştirilere hedef olmuştur. Döviz kuru volatilitesinin dış ticaret üzerine etkilerini belirlemeye yönelik çok sayıda teorik ve ampirik çalışma yapılmasına rağmen, döviz kuru volatilitesinin dış ticareti etkileyip etkilemediğine, eğer etkiliyorsa bu etkinin hangi yönde olduğuna ilişkin bir görüş birliği bulunmamaktadır. Bu tezde, döviz kuru volatilitesinin Türkiye dış ticaret hacmine etkisi ISIC Rev. 3 sınıflandırmasına göre 22 imalat sanayi sektörü özelinde incelenmiştir. Bu amaçla, ele alınan 22 imalat sanayi için sektörel reel döviz kuru hesaplanmış ve ekonometrik analiz sürecine bu kurlar üzerinden dört farklı yöntem kullanılarak elde edilen reel döviz kuru volatilitesi serileri dahil edilmiştir. 2005:Q1-2012:Q2 dönemi verileriyle panel veri analizi kullanılarak yürütülen ekonometrik analiz sonuçlarına göre, sektörel reel döviz kuru volatilitesinin sektörel ihracat hacmi üzerine etkisi pozitif ve anlamlı iken; sektörel ithalat hacmine anlamlı bir etkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla, sektörel reel döviz kuru volatilitesinin sektörel ticaret hacmi üzerindeki net etkisi dış ticareti arttırıcı yönde olmaktadır. Anahtar Kelimeler: Sektörel reel döviz kuru, volatilite, sektörel dış ticaret

Reel döviz kuruSektörel dış ticaret
Esin Kılıç
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Regülasyon ve büyüme

Devlet tarafından ekonomik faaliyetleri etkilemek için kullanılan regülasyonlar önemli politik araçlarıdır ve bu yolla ekonominin toplam çıktı kapasitesi etkilenebilir. Bu çalışmanın temel dayanağını regülasyonların ülkelerin büyüme performansı üzerindeki etkilerinin araştırılması oluşturmaktadır. Çalışmada ampirik olarak tutarlı sonuçlar ortaya koyan temel Solow model büyümenin önemli bir belirleyicisi olan beşeri sermayeyi içermediğinden, onun yerine hem bu değişkeni içeren hem de tutarlı sonuçlar üreten Mankiw, Romer ve Weil model kullanılmıştır. Bu model çerçevesinde regülasyonların büyüme üzerindeki etkisinin ölçülmesi için 27 OECD ülkesine ait 1975-2010 dönemini kapsayan panel veri seti kullanılmıştır. Regülasyonlar, doğrudan ekonomik birimlerin kararlarını kısıtlayan kredi, emek ve reel piyasa regülasyonları endeksi ve piyasa yanlısı olan mülkiyet haklarının korunması ve hukuki yapı endeksi ile ifade edilmiştir. Statik ve dinamik panel veri modelleri yardımıyla yapılan analiz sonucu elde edilen bulgular, piyasaya doğrudan müdahalede bulunan yani piyasa oyuncularının kararlarını kısıtlayan regülasyonların büyüme üzerinde olumsuz bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Diğer yandan piyasanın etkin çalışması için gerekli ortamın tesis edilmesine yönelik olan piyasa yanlısı regülasyon uygulamalarının büyüme üzerinde olumlu bir etkiye sahip olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Regülasyon, Büyüme.

BüyümeEkonomik büyümeRegülasyon
Sultan Fatih Kostakoğlu
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Merkez Bankası faiz kuralı çerçevesince Taylor Kuralının incelenmesi

Ekonomik çevrelerce ve iktisat literatüründe para politikalarının kurala mı yoksa duruma mı bağlı bir şekilde yürütülmesi gerektiği uzun zamandır tartışılmaktadır. Genel kanı olarak kurala bağlı bir şekilde yürütülmesi gerektiği belirtilirken kuralın ne olması gerektiği konusunda ise bir fikir birliğine varılmış değildir. Genel olarak ekonomik birimlerce anlaşılabilen, karmaşık olmayan bir kuralın yürütülmesi gerektiği belirtilmektedir. Bahsedilen bu kural aynı zamanda para politikasının reaksiyon fonksiyonudur. Bu çalışmada ekonomik birimlerce anlaşılması kolay ve karmaşık olmayan bir kural olarak Taylor Kuralının geçerliliği Türkiye ekonomisi için test edilmiştir. Klasik Taylor Kuralında döviz kuru yer almadığından dolayı tahmin edilen reaksiyon fonksiyonuna döviz kuru eklenerek Genişletilmiş Taylor kuralı çerçevesince reaksiyon fonksiyonu tahmini yapılmıştır. Reaksiyon fonksiyonu 2002:07 - 2013:11 dönemleri arasında aylık veriler kullanılarak tahmin edilmiştir. Tahmin sonucunda para politikasının performansını gösteren değişkenler arasındaki ilişki de yorumlanmıştır. Belirtilen dönemler arasında oluşturulan reaksiyon fonksiyonu sonucunda üretim açığı, enflasyon açığı ve döviz kurunda yaşanabilecek bir şoka kısa vadeli faiz oranlarının tepkisinin istatistiksel olarak anlamsız olduğu görülmüştür. Elde edilen sonuçlar uyarınca kısa vadeli faiz oranları istikrarlı bir enflasyon oranı ve üretim miktarını yakalayabilmek adına tek başına yeterli olmadığı belirlenmiştir. Kısa vadeli faiz oranlarının enflasyon oranlarında, üretim miktarında ve döviz kurunda yaşanabilecek şoklara istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif tepkiler verebilmesi için öncelikli olarak kamu kesiminin borç miktarının azaltılması ve kamu borcunun finansman şeklinin gözden geçirilmesi maliye politikası yürütücülerine bu çalışma kapsamında önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Taylor Kuralı, Faiz Reaksiyon Fonksiyonu, VAR Modeli

FaizFaiz politikalarıMerkez Bankası+4
Onur Sürmeli
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Ekonomik politika belirsizliği ve politik istikrarsızlığın makroekonomik değişkenler üzerine etkisi

İktisat biliminde belirsizlik, teorik olarak gerçekleşen onca gelişmelere rağmen hala üzerinde tartışılan bir kavram olarak yerini korumaktadır. Belirsizliğin bu kadar çok tartışılmasının arkasında yatan unsur ise belirsizlik kavramının soyut iktisadi düşüncede sahip olduğu anlamsal ölçütlerin kavramsallaştırılamaması değil, belirsizlik kavramı ile ilgili bir fikir birliğinin oluşturulamamasından kaynaklanmaktadır. Belirsizlikle ilgili bir fikir birliğinin olmayışı ise bu kavramla ilgi farklı yaklaşımların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu çalışmada diğer belirsizlik indeksleri ile karşılaştırıldığında daha güçlü ve politik unsurları da içermesi nedeniyle Baker, Bloom ve Davis (2015)'in Amerika Birleşik Devletleri için geliştirmiş oldukları ekonomik politika belirsizliği (EPB) indeksi kullanılmaktadır. ABD'deki EPB'nin yanında gelişmekte olan ülkelerdeki politik istikrarsızlık göstergeleri de dikkate alınmaktadır. Çalışmada Keşfedici Faktör Analizi'yle 17 politik istikrarsızlık göstergesi kullanılarak politik istikrarsızlığın üç farklı boyutu ortaya çıkarılmıştır. Bu boyutlar şiddet ve gerilim, hükümet karşıtlığı ve protesto ve rejim içi istikrarsızlıktır. Dinamik Panel Sistem Genelleştirilmiş Momentler Metodu kullanılarak gelişmekte olan ülkelerdeki politik istikrarsızlığın ve ABD'deki EPB'nin gelişmekte olan ülkelerdeki makroekonomik değişkenler üzerine etkisi incelenmektedir. Çalışmanın bulguları ABD'deki EPB'nin ve gelişmekte olan ülkelerdeki politik istikrarsızlığın üç farklı boyutunun enflasyon oranı ve doğrudan yabancı yatırımlar üzerinde farklı etkileri olduğunu ortaya koyarken bu değişkenlerin gelişmekte olan ülkelerdeki büyüme oranı üzerinde güçlü ve negatif bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Anahtar Sözcükler: Ekonomik politika belirsizliği, Politik istikrarsızlık, Enflasyon,Büyüme, Doğrudan yabancı yatırımlar

Ekonomi politikalarıEkonomik etkiEnflasyon+7
Ömer Akkuş
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Küreselleşmenin OECD ülkeleri üzerinde istihdama etkisi

Günümüzde bütün ülkelerin amacı ekonomik olarak gelişmek, dünyaya ayak uydurmak ve bunu sürdürmektir. Küreselleşme ülkeler arasındaki teknolojik, ekonomik ve sosyal sınırları kaldırarak dünyanın neredeyse tek bir ülkeden oluşmasını sağlamıştır. Zaman ilerledikçe gelişen teknoloji ve rekabet ülkeleri ister istemez bir etkileşim içine sürmüştür. Özellikle son yıllarda yaşanan gelişmeler küreselleşme olgusunun önem kazanmasına sebep olmuştur. Bu çalışmada küreselleşmenin başladığı yıllardan günümüze özellikle son dönemlerde OECD üye ülkelerindeki küreselleşmenin istihdam üzerindeki etkileri incelenmektedir. Bu amaçla TUİK, OECD ve ILO verileri incelenmiş küreselleşmenin işgücü üzerindeki etkisi betimsel analiz yöntemiyle ortaya konulmuştur. Yapılan analiz sonucunda ortaya çıkan sonuçlar, bu alanda daha önce gerçekleştirilmiş ampirik çalışmalarla karşılaştırılarak yorumlanmıştır. Çalışmanın sonucunda küreselleşmenin belirtilen ülkelerdeki işgücüne hem olumlu hem de olumsuz etkileri gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, İstihdam, OECD

KüreselleşmeOECD ülkeleriİstihdam+3
Eray Karakaş
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Yeni Keynesyen konjonktür teorileri ve Türkiye'de uygulanabilirliği

Bu çalışmada, Türkiye ekonomisine ilişkin 1990:01-2008:06 periyoduna ait zaman serileri kullanılarak hesaplanan kısıtsız VAR(Otoregressif Vektör) modeli yardımıyla Yeni Keynesyen konjonktürel dalgalanma teorisinin öngörülerinin geçerliliği test edilmeye çalışılmaktadır. Analize dahil edilen seriler şunlardır: M1 büyüme hızı (GM1), bankalar arası para piyasası faiz oranı (I), tüketici fiyat endeksi (IR), döviz kuru değişim oranı (GER), İMKB Ulusal 100 endeksi değişim oranı (GN100), sanayi üretim endeksi büyüme oranı (GIPI), sabit sermaye yatırımları büyüme oranı (GFC), ve kamu kesimi borçlanma gereğindeki değişimdir (DPBR).Keynesyen bir model tahmin edildiğinden, parasal bir şoktan hareket etmek esastır. Ancak çalışmada karşılaştırma amacıyla, mali bir şokun etkisi de analize dahil edilmiştir. Bu amaca yönelik altı ayrı model oluşturulup bu modellere ilişkin dönemsel ve birikimli tepki fonksiyonlarının 36 aylık projeksiyonları elde edilmiştir.Dönemsel tepki fonksiyonlarına göre, GM1'de ortaya çıkan pozitif bir şok GIPI'de 12 ay boyunca ve GFC'de 6 ay boyunca dalgalanmalara neden olmaktadır. Parasal şokların ekonomik dalgalanmaların kaynağı olduğunu ileri süren yeni Keynesyen modelin öngörüsü doğrultusunda, GM1'nin GIPI ve GFC üzerinde kısa dönemde (6 veya 12 ay boyunca) etkili olduğu görülmektedir. I'da ortaya çıkan pozitif bir şok GIPI'de ve GFC'de 12 ay boyunca dalgalanmalara neden olmaktadır. Parasal şokların ekonomik dalgalanmaların kaynağı olduğunu ileri süren yeni Keynesyen modelin öngörüsü doğrultusunda, I'nın GIPI ve GFC üzerinde kısa dönemde (12 ay boyunca) etkili olduğu görülmektedir.Birikimli tepki fonksiyonlarına göre, GM1'in GIPI ve GFC üzerindeki birikimli tepkisinin pozitif olduğu görülmektedir. Bu durum, ekonomik dalgalanmalar teorisi çerçevesi yerine politika etkinliği çerçevesinde baktığımızda, Yeni Keynesyen modelin para politikasının kısa dönemde reel ekonomik aktivite üzerinde etkin olduğu öngörüsünün Türkiye'de geçerli olduğuna işaret eder. I'nın GIPI üzerindeki birikimli tepkisinin ihmal edilebilir olduğu görülmektedir. I'nın GFC üzerindeki birikimli tepkisinin pozitif ama düşük olduğu görülmektedir.Diğer taraftan altı modele ait dönemsel ve birikimli tepki fonksiyonları incelendiğinde, Türkiye'de reel ekonomik aktivitenin reel şoklara daha belirgin bir tepki verdiği görülmektedir.Bu çalışma Yeni Keynesyen konjonktürel dalgalanma teorisinin öngörülerinin Türkiye için geçerliliğini test etmesi yönüyle literatüre katkıda bulunmaktadır.

Konjonktür dalgalanmalarıKonjonktürel modellerReel Konjonktür Teorisi+3
Jülide Yalçınkaya Koyuncu
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Faiz oranlarının vade yapısı: Türkiye üzerine bir uygulama

ÖZET Bu çalışmanın amacı Türkiye'de faiz oranlarının vade yapısının genel görünümünü incelemek, kısa ve uzun vadeli faiz oranları arasındaki vade priminin hangi iktisadi değişkenlere bağlı olarak farklılıklar gösterdiğini saptamaktır. Tanımlayıcı nitelikte olan bu araştırma, Kütahya'da üç özel ve üç kamu bankası üst düzey yöneticilerine önceden hazırlanmış görüşme sorularının yüz yüze görüşülmek suretiyle sorulması ve alınan cevapların düzenlenmesi, yorumlanması ve analiz edilmesi yoluyla tamamlanmıştır. Çalışmada örneklem olarak seçilen bankaların üzt düzey yöneticilerine Türkiye'de faiz oranlarının genel görünümüne ve faiz oranlarının vade yapısındaki değişikliklerin saptanmasına yönelik sorular yöneltilmiştir. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde ana iktisadi ekollerin faiz kavramına yaklaşımları ele alınmış, ikinci bölümde ise faiz oranlarının vade yapısı üzerine ortaya atılan vade teorileri üzerinde durulmuştur. Üçüncü ve son bölümde ise faiz oranlarının vade yapısına ilişkin Kütahya'da üç özel banka ve üç kamu bankasının üst düzey yöneticileri ile faiz oranlarının vade yapısına ilişkin yapılan görüşmeler sonucunda elde edilen bulgular sunulmuş ve faiz oranlarının vade yapısınının istikrarlı bir hale getirilmesi için uyugulanacak politikalara ilişkin öneriler verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Faiz oranları, Vade yapısı, Türkiye, Faiz oranlarının vade yapısı teorileri, Faiz Kavramı

FaizFaiz oranlarıTürk ekonomisi+1
Hanife Topal
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2005
00
DoctorateOpen AccessTR

Kentsel alanlarda kadın işgücü arzının belirleyicileri ve kadın işgücü arzının ücret yapısı üzerindeki etkisi: Türkiye üzerine bir uygulama

Bu çalısmada Türkiye'de kentsel alanlarda kadın isgücü arzını etkileyen faktörler ve kadın isgücü arzının kadın-erkek isgücü ücret yapısı üzerindeki etkileri incelenmistir. Çalısmada kadınların sosyo-demografik özellikleri ve aile yapılarını dikkate alan bir yaklasım benimsenmistir. Kullanılan veriler Türkiye &statistik Kurumu tarafından hazırlanan Hanehalkı Bütçe Anketinden elde edilen fert düzeyinde verilerdir. Kadınların isgücüne katılma kararlarını etkileyen faktörlere, tüm kadınlar, genç yas aralıgındaki kadınlar, orta yas aralıgındaki kadınlar, orta yas üzerindeki kadınlar, evli kadınlar, bekar kadınlar, evli ve çocuklu kadınlar, evli ve çocuksuz kadınlar, evli ve okul öncesi çagda çocuga sahip kadınlar ile evli ve okul çagında çocuga sahip kadınlar için olmak üzere 10 ayrı lojistik regresyon modeliyle bakılmıstır. Bu modellerden elde edilen bulgular egitim düzeyinin, ekonomik durumun, çocuk sayısının ve çocugun yasının kadınların isgücüne katılmalarında önemli etkenler oldugudur. Tahmin sonuçları bekar olmanın kadınların isgücüne katılma ihtimalini arttıracagını evli olmanın ise azaltacagını söylemektedir.. Egitim seviyesi yükseldikçe kadın isgücüne katılım konusunda daha istekli hale gelmektedir. Ailenin ekonomik durumu iyilestiginde diger bir deyisle ailenin kullanılabilir yıllık geliri arttıgında ve oturulan konutun mülkiyetine sahip olundugunda, kadın katılım konusunda istekli davranmayacaktır. Hanedeki çocuk sayısının, hatta 7-18, 0-6 yas aralıgında yer alan çocukların varlıgının bile kadının isgücü piyasasına katılım ihtimalini arttırdıgı tespit edilmistir. Dolayısıyla, kadınların hane içindeki anne rolleri onların isgücüne katılmalarını olumsuz yönde etkilememektedir. Bu çalısmada, kadının isgücü arzını belirleyebilecegi düsünülen degiskenler kullanılarak tahmin edilen kadın isgücü arzının erkek ve kadın ücretleri, egitimin getirisi ve erkekler arasındaki ücret esitsizligi üzerindeki etkisi de tahmin edilmistir. Yapılan ekonometrik tahminler, kadın istihdamının erkek-isgücü ücretleri üzerinde negatif degil pozitif bir etkiye sahip oldugunu göstermistir. Bu nedenle, literatürdeki bulguların öne sürdügü gibi kadın ve erkek birbirlerinin ikamesi degil, tamamlayıcısı gibi görünmektedir. Ayrıca modelin dogası geregi içerdigi esanlılık problemi nedeniyle olusan tutarsızlık problemi &ki Asamalı En Küçük Kareler Yöntemi ile giderilmeye çalısılmıstır. Ayrıca, Türkiye'de kentsel alanlarda, üniversite mezunu erkeklerin ücretlerinin, lise mezunu olanlara göre kadın istihdamındaki artısa daha fazla duyarlı oldugu anlasılmaktadır.

H. Günsel Doğrul
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye için döviz kuru rejimi tercihi

Ülkelerin uyguladıkları döviz kuru rejimi, kısa ve orta vadede ekonomik istikrar ve büyüme üzerinde etkili olabilmektedir. Bu nedenle en uygun döviz kuru rejiminin belirlenmesi, ülkelerin makroekonomik hedefleri açısından büyük önem taşımaktadır. Döviz kuru rejiminin ekonomi üzerindeki bu etkileri nedeniyle, döviz kuru rejimi tercihi birçok çalışmaya konu olmuş ve bu konuda birçok görüş ortaya atılmıştır. Döviz kuru rejimi tercihine yönelik görüşlere göre, ülkelerin en uygun kur rejimin belirlenirken, her ekonominin kendine has özellikleri dikkate alınmalıdır. Döviz kuru rejimi tercihini etkileyen faktörler arasında, ekonominin dışa açıklık derecesi, finansal piyasalarının gelişmişlik derecesi, ekonomide yaşanan dolarizasyon süreci, ekonominin şoklara karşı kırılganlığı, ülke vatandaşlarının enflasyon hassasiyeti ve döviz kuru geçiş etkisinin boyutu gibi faktörler ön plana çıkmaktadır.Uzun yıllar yüksek enflasyon oranları ile karşı karşıya kalan Türkiye' de ise halkın enflasyona olan hassasiyeti ve dolayısıyla enflasyonla mücadele, uygulanacak ekonomi politikaları ve döviz kuru rejimi tercihi açısından ön plana çıkan faktörlerdir. Bu nedenle, döviz kurundaki değişimlerin ithalat fiyatlarına ve yurtiçi fiyatlara yansımasını ifade eden döviz kuru geçiş etkisinin hesaplanması, optimum döviz kuru rejiminin belirlenmesinde önemli bir kriter olarak görülmektedir. Zira döviz kuru geçiş etkisi katsayısının yüksek olduğu ülkelerde kura dayalı istikrar programları başarılı sonuçlar verecektir. Diğer taraftan geçiş etkisi katsayısının küçük olduğu ülkelerde ise dalgalı kur rejimi uygulaması uygun olacaktır.Bu çalışmanın amacı ise, uzun yıllar boyunca enflasyonla mücadele programları uygulayan Türkiye için en uygun döviz kuru rejimi tercihini döviz kuru geçiş etkisi kavramı çerçevesinde incelemektir. Bu nedenle, uygulamada Türkiye'de Döviz kuru geçiş etkisi Vector Error Correction Modeli aracılığıyla, 2003 Ocak ? 2009 Aralık dönemi için, tahmin edilmiştir.

Döviz kuruDöviz kuru rejimi
Mustafa Karabacak
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Maliye politikası şoklarının dinamik etkilerinin vektör otoregresyonla analizi: Türkiye uygulaması

Maliye politikasının ekonomik aktivite üzerindeki etkileri hem teorik hem de ampirik olarak hala tartışılmaktadır. Teorik tartışmalar farklı iktisadi ekoller tarafından geliştirilen makroekonomik modeller aracılığıyla sürdürülmektedir. Mikro temelli olmayan makroekonomik modellerde tartışmanın odağında; maliye politikasının toplam talep yoluyla ekonomik aktiviteyi canlandırıp canlandırmayacağı vardır. Mikro temelli makroekonomik modellerde ise tartışmalar maliye politikasının tüketim, istihdam ve reel ücretler üzerindeki etkileri üzerine yoğunlaşmaktadır. Maliye politikasına yönelik ampirik literatür büyük ölçüde VAR yöntemine dayanmaktadır. VAR literatüründe maliye politikasının etkilerinin ölçümü için dört yaklaşım mevcuttur. Bu yaklaşımların her biri maliye politikası şoklarının ayrıştırılması için farklı çözümler ileri sürmektedir. Bu çalışmada maliye politikası şoklarının Türkiye ekonomisi üzerindeki etkileri VAR yöntemi ve işaret kısıtı yaklaşımı kullanılarak 1988:1-2010:4 dönemi için analiz edilmiştir. Çalışmanın bulguları ekonomik aktivitenin canlandırılması için en etkin politika stratejisinin bütçe açığıyla finanse edilen vergi indirimi olduğunu göstermektedir. Kamu harcamalarındaki artışa dayalı olan diğer stratejiler tüketim ve yatırımlarda dışlamaya yol açmaktadır. Bu bulgular ışığında Türkiye'de ekonomik aktivitenin canlandırılması için uygulanacak olan maliye politikasının vergi indirimlerine dayalı olması daha uygun görülmektedir. Buna ilaveten kamu harcamalarındaki artışın etkileri finansman biçimine bağlıdır. Dolayısıyla Türkiye'de kamu harcamalarındaki artış vergi artışı yerine bütçe açığıyla finanse edilmelidir.

Kamu gelirleriKamu harcamalarıMakroekonomik modeller+2
Zekeriya Yıldırım
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Seçilmiş makroekenomik değişkenlerin tüketim ve tasarruf üzerindeki etkileri: Türkiye üzerinde bir zaman serisi analizi

Bu çalışma kapsamında Türkiye ekonomisinde milli hasılanın önemli bir yüzdesini oluşturan özel tüketim harcamalarından ve tüketim harcamalarıyla yakından ilişkili özel tasarruf oranlarının temel makroekonomik değişkenlerle ilişkisi incelenmiştir. Özel tüketim harcamalarının belirleyen faktörler 2000 yılının üçüncü çeyreğinden 2020 yılının ikinci çeyreğine kadar çeyrek dönemlik verilerle incelenirken, özel tasarruf oranlarıyla seçilmiş değişkenler arasındaki ilişki 1980-2019 arası yıllık verilerle analiz edilmiştir. İlgili değişkenlerin durağanlık sınamaları geleneksel birim kök testleri, yapısal kırılmalı birim kök testleri ve fourier birim kök testleriyle sınanmıştır. Birim kök test sonuçlarında düzeyde durağan olmayan değişkenler arasındaki uzun dönemli ilişki eşbütünleşme testleri olan ARDL sınır testi, Gregory-Hansen yapısal kırılmalı eşbütünleşme testi ve Fourier-Shin eşbütünleşme testleriyle incelenmiştir. Eşbütünleşme test sonuçlarına göre özel tüketim harcamalarıyla özel tasarruf oranlarının temel makroekonomik değişkenlerle uzun dönemli ilişkili olduğu tespit edilerek seriler arasında uzun dönemli ilişkiler olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Gelir ve servet değişkeni tüketim harcamalarını pozitif yönde etkilerken, kamu harcamaları ve döviz kuru değişkenleri negatif yönde etkilemektedir. Enflasyon değişkeninin etkisi istatistiksel olarak anlamsız çıkarken, faiz oranlarındaki değişimin tüketim üzerindeki etkisi nispeten önemsiz çıkmıştır. Çalışmada incelenen bir diğer değişken olan özel tasarruf oranlarının ARDL sınır testi sonuçlarına göre ise uzun dönemde kişi başı gelir, faiz oranı ve cari işlemler dengesi serilerinin özel tasarrufları pozitif yönde etkilerken, kamu tasarrufları, enflasyon oranı ve nüfus bağımlılık oranının ise negatif yönde etkilediği tespit edilmiştir.

Birim kök testleriEşbütünleşmeMakroekonomik değişkenler+6
Sacit Sarı
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Sivil toplum kurumu olarak derneklerin makro ekonomik göstergelere etkisi

Gelişen ve küreselleşen toplum yapısı birey ihtiyaçlarının karşılanması için yeni aktörlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Küreselleşen dünyada mesleki dayanışmanın sağlanması, yaşlıların bakımı, engelli bireylerin eğitimi, kimsesiz çocukların korunması ve eğitilmesi, yoksullara yardım sağlanması, çevresel sorunların etkilerinin azaltılması, kitlesel göçler sonrası gerekli düzenlemelerin yapılması, gibi sosyal hizmet alanlarında öncü kuruluş olarak hizmet veren sivil toplum kuruluşları modern toplum yapısının temel yapı taşlarını oluşturmaktadır. Hızlı bir şekilde değişim gösteren günümüz koşulları, bilgi ve teknolojik alanlardaki değişim, küreselleşme ve modern demokratik toplumların oluşması sivil toplum kuruluşlarının önemini ve üstlendiği görev ve sorumlulukların gittikçe artan bir hale gelmesine sebep olmuştur. Sivil toplum kuruluşları kamu ve özel sektörün yanında alternatif bir kurum olmaktan ziyade tamamlayıcı bir kuruluş olarak görev yapmaktadır. Bu kuruluşlar kamunun eksik kaldığı eğitim, sağlık, kültürel, çevre, kentsel ve kırsal kalkınma konuları gibi çeşitli alanlarda önem atfeden görev ve sorumluluklar üstlenmeye başlamıştır. Bu bağlamda sivil toplum kuruluşları kamu ve özel sektör alanının yanında üçüncü bir sektör olarak faaliyet sürdürmektedir. Bu çalışmada toplumsal birliktelik anlayışının hüküm sürdüğü sivil toplum kuruluşları özellikle de derneklerin tarihsel süreç içerisinde nasıl bir gelişme gösterdiği, bu kuruluşların kurulma şekilleri ve çeşitli nitelikleri detaylı bir şekilde ortaya konulmuştur. Sonrasında ise sivil toplum kuruluşlarının ülkemiz için önemli makro ekonomik göstergelere nasıl ve ne yönde etkide bulunduğu, bu kuruluşların toplum refahına olan etkileri detaylı bir şekilde incelenmiştir.

DerneklerEkonomiEkonomik etki+3
Seda Mol
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Ekonomik değişken olarak mutluluğun analizi: Türkiye örneği

Çalışmada TÜİK'in Yaşam Memnuniyeti Araştırması Anketinin 2017-2019 yılları arasındaki verileri kullanılarak çok terimli logit modeli yöntemi kullanarak Türkiye için mutluluğu belirleyen değişkenler incelenmiştir. Ölçek memnuniyet teorisi Türkiye için aynı veri seti kullanılarak sıralı logit modeli yöntemi kullanılarak test edilmiştir. Sağlık ile mutluluk arasındaki ilişki sıralı logit SEM yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Çalışmanın sonucunda mutluluğu belirleyen faktörler ortaya konulmuş. Yaşam memnuniyeti için hangi alanların önemli olduğu vurgulanmıştır. Ekonomik değişken olarak mutluluk kavramı ve mutluluğun ekonomideki yeri üzerinde durulmuş, mutluluk ve diğer ekonomik değişkenlere dair nedensel ilişkiden kısaca bahsedilmiştir.

EkonomiEkonomik değişkenlerMutluluk+2
Başak Sezgin
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kafelerde kullanılan duvar kaplama malzemelerinin kullanıcıların algısal değerlendirmeleri üzerindeki etkilerinin belirlenmesi

Bu tezde, iç mekânlarda yaygın olarak kullanılan üç farklı duvar kaplama malzemesinin (ahşap, beton, metal) katılımcıların algısal değerlendirmeleri üzerindeki etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu maksatla, insanların büyük bir kesimi tarafından yemek yeme eylemi yanında çeşitli sosyal aktiviteler ve bireysel/toplu çalışma ortamı olarak kullanılan kafeler araştırma ortamı olarak seçilmiştir. Daha sonra üç farklı duvar kaplama malzemesi kullanılan sanal deney mekânları modellenmiş ve katılımcıların bu sanal mekânların fiziksel çevre faktörlerini değerlendirmeleri ayrıntılı bir anket yardımıyla ölçülmüştür. Sonuçta, katılımcılar tarafından açık renkli duvar kaplama malzemeleri kullanılan kafelerin, koyu renkli duvar kaplama malzemeleri kullanılan kafelere oranla daha olumlu yönde algılandığı, ayrıca açık renkli ahşap duvar kaplaması kullanılan kafelerin, beton ve metal duvar kaplaması kullanılan kafelere oranla daha sıcak bir malzeme olarak değerlendirildiği belirlenmiştir. Ayrıca, tasarım eğitimi alan katılımcıların kafelerin fiziksel çevre faktörlerini tasarım eğitimi almayanlara göre daha olumsuz yönde algıladıkları belirlenmiştir. Fakat kafelerin fiziksel çevre faktörlerini katılımcıların cinsiyetlerine göre değerlendirmeleri arasında önemli bir farklılık bulunamamıştır.

Büşra Coşgun
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Büyük açıklıkların geçilmesinde kullanılan taşıyıcı sistem malzemelerinin kullanıcıların algısal değerlendirmeleri üzerindeki etkisi

Bu tezde, iç mekânlarda yaygın olarak kullanılan üç farklı taşıyıcı sistem malzemelerinin (lamine ahşap kiriş, ard germeli beton kiriş, çelik kiriş) katılımcıların algısal değerlendirmeleri üzerindeki etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu maksatla, insanların önemli bir kesimi tarafından yüzme gibi çeşitli spor aktivitelerinin yapıldığı büyük açıklıklı olimpik yüzme havuzu mekânı araştırma ortamı olarak seçilmiştir. Daha sonra üç farklı taşıyıcı sistem malzemesi kullanılan sanal deney mekânları modellenmiş olup, katılımcıların bu sanal mekânların fiziksel çevre faktörlerini algısal değerlendirmeleri ayrıntılı bir anket yardımıyla ölçülmüştür. Sonuçta, katılımcılar tarafından taşıyıcı sisteminde lamine ahşap malzeme kullanılan olimpik yüzme havuzu mekânının, ard germeli beton ve çelik malzeme kullanılan mekânlara oranla daha sıcak, aydınlık, çekici, ferah, samimi, yakın, iyi planlanmış, özgür, sade, huzur verici, heyecan verici ve seyrek olarak algılandığı belirlenmiştir. Ayrıca, tasarım eğitimi almayan diğer meslek grubu katılımcıların tüm sıfat çiftleri için en düşük olumlu değerleri aldığı, tasarım eğitimi alan mimarların ise en yüksek olumsuz değerleri aldığı tespit edilmiştir. Buna ek olarak, mimarların geniş/dar ve büyük/küçük sıfat çiftleri için mühendislere oranla daha olumlu değerler aldığı, iyi planlanmış/kötü planlanmış ve sade/karmaşık sıfat çiftleri için ise birbirine yakın değerler aldığı belirlenmiştir. Diğer taraftan erkeklerin ve gençlerin sanal olimpik havuzların fiziksel çevre faktörlerini kadınlara ve orta yaşlılara göre daha olumlu yönde algıladıkları belirlenmiştir.

Hakan Yılmaz
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessEN

Makroekonomik politikanın etkileşimin & makro ihtiyatlı ve parasal politika koordinasyonunun finansal istikrarının üzerindeki etkileri: Türkiye'den bir örnek

This study investigates the financial conditions' responses to both monetary and fiscal policy interaction, employing Vector Error Correction (VEC) model on the one hand, and macro-prudential and monetary policy coordination, adopting ARDL method on the other hand. Both long and short relationships between financial variables and policies were analyzed, using monthly data covers the period of 2010:01-2017:09 in Turkey. The study was divided to two parts, the first part examined the effectiveness of fiscal and monetary policy cooperation on stock prices and bond yields while the second part investigated the role of macro-prudential and monetary interaction in real credit and housing prices. According to first part, the main findings showed that in the long run, only fiscal policy had a significant relationship with financial assets, however the symmetry of the financial markets response to fiscal policy was not homogenous. Moreover, in terms of the short run, the impact of monetary and fiscal policy coordination was appeared to be insignificant in which it indicated that the interdependence between policies is not enough efficient to affect stock prices, while the joint impact of monetary and fiscal policy on bond yields was significant at 10% level, but it was less effective than impact of each policy alone. The main result of the second part found that the impact of monetary and macro-prudential policy coordination on real credit made no significant difference from the effect of each single policy, only the impact of monetary policy was statistically significant, and it affected real credit negatively in the long run whereas macro-prudential tools responded positively in the short run. Furthermore, the joint impact of both policies on housing price index was not effective significantly which explains the reason behind the soaring prices in Turkey. Keywords: Policy Coordination, Monetary Policy, Fiscal Policy, Macro-prudential policy, financial conditions.

Financial effectsFinancial stabilityMacro prudential policies+3
Mhd Khaır Kazzıha
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Kamu açık ve borçlarının sürdürülebilirliği: 1970-2005 Türkiye örneği

90'lı yıllarla birlikte gündeme gelen sürdürülebilirlik olgusu günümüzde halagüncelliğini ve önemini korumaktadır. Bütçe politikaları açısından sürdürülebilirlikhükümetlerin şimdiki ve gelecekteki harcama yükümlülüklerini yönetme yeteneğidir.Sürdürülebilirlik kavramı, kamu açık ve borçlarının aşırı boyutlarda olup olmadığınıortaya koymakta ve hükümetlerin acze düşme olasılığını göstermektedir. Sürekli olarakaçık veren bir ekonomide, hükümetin açıklarını borçlanma yoluyla finanse etmeyeçalışması, faiz ve borç yükünün hızla artmasına ve borçlanma politikasının çökmesineyol açacaktır. Diğer yandan açık ve borçların milli gelir içindeki payının yükselmesitemel makroekonomik değişkenleri ve sürdürülebilirlik için önemli bir belirleyici olanbeklentileri olumsuz yönde etkileyecektir.Sürdürülebilirlik kavramının ölçülebilmesi için üç temel yaklaşımkullanılmaktadır. Bunlar, muhasebe yaklaşımı, sürdürülebilirlik göstergeleri yaklaşımıve bu çalışmaya temel teşkil edecek olan dönemlerarası bütçe kısıtı yaklaşımıdır. Kamuaçık ve borç dinamiği, dönemlerarası bütçe kısıtı yaklaşımı altında incelendiğindemevcut borç stokunun veya açığın gelecekteki gelir fazlaları ile karşılanıpkarşılanamayacağı sorusuna cevap aranır. Gelecekteki faiz dışı fazlaların bugünküdeğeri, borç stoku veya açıklarının bugünkü değerine eşit veya fazla olduğu durumdakamu açık ve borçlarının uzun vadede sürdürülebilir olduğu yargısına varılır.Dönemlerarası bütçe kısıtının sağlanmaması ise mevcut açık ve borçlarınsürdürülemeyeceğine ve mali politikalarda köklü bir değişimin gerekliliğine işaret eder.Dönemlerarası bütçe kısıtının sağlanıp sağlanmadığının incelenebilmesi içinise temel olarak üç yöntem kullanılmaktadır. Bunlar; açık ve borç stoku serilerinindurağanlığının incelenmesi, uzun dönemde gelir ve harcamalar arasındaki ilişkininincelenmesi ve faiz dışı fazlaların borç stokundaki değişimlere gösterdiği tepkilerinincelenmesi yöntemidir.Bu çalışmada, Türkiye'de özellikle 1990 sonrasında kamu açıklarının ve borçstokunun hızlı bir şekilde büyümesiyle birlikte gündeme gelen, açık ve borçlarınsürdürülebilirliği sorunu incelenecektir. Bunun için öncelikle açık ve borçlarındurağanlığı, sonrasında da kamu gelir ve harcamalarının uzun dönemli ilişkisiincelenecektir.

Kamu açıklarıKamu borçlarıSürdürülebilirlik
Süleyman Emre Özcan
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
DoctorateOpen AccessTR

Belirsizlik altında karar alma süreçlerinin analizi: Türkiye çimento sektöründe bir uygulama örneği

Belirsizlik karar verme sürecinde bir seçeneğin birçok farklı sonucunun gerçekleşebileceği ancak bu farklı sonuçların gerçekleşme olasılıklarının bilinmediği bir durum olarak ifade edilmektedir. Belirsizliğin sürpriz şeklinde karşılaşılan ve zihinlerde yaşanan bir olay olarak kabul edildiğinde, bireylerin geleceğe bakışını değiştirebileceği söylenebilir. Belirsizlik çoğu zaman bilgi eksikliği olarak da ifade edilmekte, gözlemlerle tahmin edilip olasılık dağılımlarıyla tanımlanabilmektedir. Ancak karar vericiler genellikle sayılamayan niceliklerle ilgilendiklerinden belirsizliğin analizinde sübjektif olasılıklar yer almaktadır. Gelecekte karşılaşılabilecek sonuçların değerlendirilmesinde karar vericinin gelecek hakkındaki görüşünü etkileyen belirsizliğin piyasa talebinin değişimi, üretim koşullarının değişimi, icat ve yenilikler, makroekonomik riskler ve politik değişimler gibi kaynakları olup, belirsizlik, fiyat belirsizliği, teknolojik belirsizlik ve fiyat-teknoloji belirsizliği olmak üzere başlıca üç biçimde ortaya çıkmaktadır. Piyasa belirsizliği olarak da bilinen fiyat belirsizliği durumunda, firmalar diğer iktisadi acentelerin arz-talep değerleri konusunda belirsiz kalırlar. Fiyat belirsizliği altında firmalar üretim miktarları konusundaki kararları piyasa fiyatlarının belirli olmasından önce aldıklarından, firmaların satış fiyatları üzerindeki kanaatleri sübjektif olasılık dağılımları üzerinde yapılandırılabilir. Tam belirlilik durumunda fiyatlar yükseldiğinde firmalar üretim miktarlarını arttırırlar. Ancak firma belirsiz bir fiyatla karşılaştığında, belirlilik durumundaki fiyat artışına en yakın benzerlik ortalama fiyattaki artışı hesaplamak yoluyla kurulabilmektedir. Bu nedenle ortalama fiyatın seyri de belirsizlik durumlarında önem kazanmaktadır. Belirsizliğin en önemli biçimlerinden birisi de teknolojik belirsizliktir. Teknolojik belirsizliği açıklayabilmek için firmaların üretim fonksiyonları durumu temsil eden girdi ve gelişigüzel değişkenler cinsinden yazılır. Piyasa fiyatlarındaki belirsizlikler talepteki değişikliklerden kaynaklanabileceği gibi, tedarikte yaşanan belirsizliklerden de kaynaklanabilir. Dolayısıyla üretim belirsizliği piyasa belirsizliğine liderlik ettiğinden, firmalar genellikle her iki tip belirsizliğe birlikte maruz kalmakta, belirsizliğin bu biçimi fiyat-teknoloji belirsizliği olarak adlandırılmaktadır. Firmalar yatırımlarını gelecekte elde edecekleri gelirlere göre planladıklarından, zaman ve belirsizlik ilişkisi karar verme sürecinde önemli rol oynamaktadır. Zaman kavramı belirsizlik modelinin içine risk-ayarlı iskonto yaklaşımı ve belirlilik-eşdeğeri yaklaşımı gibi farklı yöntemlerle dahil edilebilmektedir. Karar verme sürecinde belirsizlik kavramı beklenen değer, varyans, standart sapma, değişim katsayısı ve olasılık dağılımı gibi istatistiklerle tanımlanabilmektedir. Belirsizlik altında firma davranışları fayda fonksiyonları ve risk tercihleriyle doğrudan ilişkilidir. Karar vericilerin belirsizlik altında riske karşı tutumları risk-kaçınan, risk-nötr ve risk-seven olmak üzere üç grupta toplanmakta, karar vericinin riske karşı davranışını tanımlamak içinse fayda fonksiyonunun şekli ve türevlenebilirlik varsayımından yararlanılmaktadır. Firmaların belirsizlik altındaki davranışları farksızlık eğrileri kullanılarak da analiz edilebilmektedir. Bu çalışmada, firmaların belirsizlik altında karar alma süreçleri analiz edilmiş ve Türkiye'de çimento sektöründeki belirsizlikler incelenerek, üreticilerin belirsizlik altında davranışları değerlendirilmiştir.

BelirsizlikKarar vermeKarar verme süreci+2
Ömer Arıöz
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Elektronik ticaret ve KOBİ`lerin ihracatında e-ticaretin önemi Türkiye örneği

Bilgisayar ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler, iktisadi ve sosyal hayatımızı önemli ölçüde etkilemiştir. Bilgisayar kullanımının yaygınlaşması ile küçük ve orta ölçekli işletmeler de (KOBİ) iş süreçlerini sayısal ortama taşıma fırsatını yakalamışlardır. Ticari faaliyetlerin gerçekleşebilmesi için her şeyden önce taraflar arasında arz ve talebin ifade edilebileceği etkin bir iletişim ortamına ihtiyaç vardır. Bilgi işlem teknolojilerinin ticari faaliyetler üzerindeki en önemli etkisi, ticaretteki fiziki ortam gereksinimini ortadan kaldırmasıdır. Kalkınmakta olan ülkelerde bulunan ve özellikle ihracat kapasitesi olan işletmelerin ilk olarak elektronik ticaretten nasıl fayda sağlayacaklarını değerlendirmeleri gerekmektedir.E-ticaretin KOBİ'lerin ihracatı üzerine etkilerinin inceleneceği bu çalışma, dört ana bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde genel olarak e-ticaret kavramı ele alınacaktır. İkinci bölümde KOBİ'ler ve KOBİ'lerin ihracatına değinilecek, üçüncü bölümde Türkiye'nin bilgi işlem teknolojileri kullanım durumunun uluslar arası karşılaştırması yapılacaktır. Çalışmanın son bölümünde Türkiye'de bulunan imalatçı KOBİ'lerin elektronik ticaret ve e-pazaryerlerini kullanım düzeyleri konusunda yapılan araştırma çalışmasının sonuçları yorumlanacaktır. Bu bölümde ayrıca e-pazaryerleri üyeliklerinin KOBİ'lerin yurt içi ve yurt dışı satışları üzerinde etkili olup olmadığını test eden hipotez sonuçları değerlendirilecektir.Anahtar Kelimeler: E-Ticaret, KOBİ'ler, İhracat, E-pazaryerleri

Elektronik ticaretKOBİPazar yeri+5
Ayhan Çarlıoğlu
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Kura dayalı istikrar politikalarının etkinliği: 1990-2000 Türkiye örneği

DOKTORA TEZ ÖZÜ KURA DAYALI İSTİKRAR POLİTİKALARININ ETKİNLİĞİ: 1990-2000 TÜRKİYE ÖRNEĞİ Oğuz YILDIRIM İktisat Anabilim Dalı Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ağustos 2002 Danışman: Prof. Dr. Kemal YILDIRIM Enflasyonun süreklilik gösterdiği ülkelerde, temel makroekonomik değişkenlerde yapılan düzenlemelerin enflasyonun düşürülmesinde yeterli olmadığı gözlenmektedir. Bu nedenle enflasyonu düşürmeye yönelik istikrar politikası uygulamaları, enflasyon beklentilerine yön verecek bir nominal çıpanın kullanılmasını gerektirmektedir. Kronik enflasyon yaşayan ülkelerde uygulanan istikrar programlarının bir çoğunda, döviz kuru nominal çıpa olarak seçilir. Döviz kurunun nominal çıpa olarak seçildiği ve sabit tutulduğu programlara "kura dayalı istikrar programlan" denir. Çalışmanın amacı; döviz kurunun nominal çıpa olarak kullanıldığı kura dayalı istikrar politikalarının teorik çerçevesi içinde, daha önce benzer ekonomik krizler yaşamış ve ardından bu tür programları uygulamış ülke deneyimlerinden de faydalanarak, 1990-2000 döneminde Türkiye ekonomisinin yaşadığı krizleri ve uygulanan kura dayalı istikrar programlarını incelemek, bu çerçevede satınalma gücü paritesini test ederek, kura dayalı istikrar programlarının adı geçen dönemde ekonomi politikaları üzerinde etkin olup olmadığını araştırmaktır. Çalışmanın ekonometrik uygulama kısmında, Türkiye ekonomisinin 1990-2000 yıllarını kapsayan dönemde uygulanan kura dayalı istikrarIll politikalarının ekonomik faaliyetler üzerindeki etkinliği, ölçülmüş ve bu dönemde satınalma gücü paritesinin geçerliliğini test etmek için, satınalma gücü paritesinin en kısıtlı hali olan reel döviz kurunun zaman serisi özellikleri birim kök testleri kullanılarak test edilmiştir. Çalışmanın sonucunda, yüksek enflasyonun yaşandığı Türkiye ile göreceli olarak düşük enflasyonun gözlendiği ABD verileri kullanılarak 1990-2000 dönemi için satınalma gücü paritesi test edilmiş ve böyle bir iktisadi ilişkinin varlığı, yapılan birim kök testi sonucunda reddedilmiştir. Dolayısıyla Türkiye'de 1990-2000 döneminde kura dayalı istikrar politikaları ekonomik faaliyet üzerinde etkin değildir. Bu dönemde Türkiye ekonomisindeki yanlış uygulamalar ekonomik krizlerle sonuçlanmış ve alınan kura dayalı istikrar tedbirleri de başarıya ulaşamamıştır. Bu durumda döviz kurunun nominal çıpa olarak seçilmesinin başarısız olması, karar alıcı birimleri enflasyonun kendisini nominal çıpa olarak seçmeye yöneltmiştir. Bu bağlamda döviz kuruna ancak kısa vadeli sınırlı müdahaleler olacak, bundan sonra Türkiye'de uygulanacak programın enflasyonu düşürme politikasında, çıpa görevini enflasyonun kendisi üstlenecektir.

Döviz kuru politikalarıEkonomiEkonomi politikaları+4
Oğuz Yıldırım
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2002
00
Master'sOpen AccessTR

Asimetrik bilgi sorununun kredi piyasalarında çözümüne yönelik bir araştırma

11 YÜKSEK LİSANS TEZ OZU ASİMETRİK BİLGİ SORUNUNUN KREDİ PİYASALARINDA ÇÖZÜMÜNE YÖNELİK BİR ARAŞTIRMA Meltem ERDOĞAN İktisat Anabilim Dalı Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ağustos 2004 Danışman: Prof.Dr.Kemal YILDIRIM Asimetrik bilgiye dayanan piyasa teorileri önemli konular olarak uzun bir zamandır incelene gelmiştir. Tam olmayan bilgiye dayalı modeller araştırmacıların yoğunlaştığı alanlardır. Bir çok piyasa gibi kredi piyasalarında da asimetrik bilgi problemine rastlanmaktadır. Bu piyasada genellikle bankalar kredi arz eden, kişi veya kurumlar ise kredi talep eden konumundadır. Bankaların kredi talebinde bulunan müşterileri veya müşterilerinin yatırım projeleri hakkında her zaman doğru bilgiye sahip olması mümkün değildir. Ancak sahip olmaları durumunda bankaların bu durumdan çok büyük avantaj sağlayacakları da kesindir. Kredi piyasalarında asimetrik bilgi problemi sonucunda ters seçim ve ahlaki tehlike olmak üzere iki önemli sorun ortaya çıkmaktadır. Bu tür sorunların piyasa aksaklıklarına neden olduğu ve ekonominin işleyişini bozduğu kesindir. Bu çalışmada asimetrik bilgi ve piyasa belirsizliğinin genel olarak bütün piyasalarda ne gibi başarısızlıklara neden olduğu ve çözüm önerileri ile kredi piyasalarındaki asimetrik bilgi problemi üzerinde ayrıntılı olarak durulmuştur. Daha sonra, iki kamu ve iki özel banka ile yapılan görüşmeler sonucunda bankaların asimetrik bilgi problemini ortadan kaldırmak için başvurduğu yollar ortaya konulmuş, son olarak ise asimetrik bilgi sorununun çözümü için literatür ve uygulama sonuçlan ışığı altmda önerilerde bulunulmuştur.

Meltem Erdoğan
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00

Other supervisors