Theses supervised by Prof. Dr. Mehmet Ali Erkurt

12 theses · İnönü University

Master'sOpen AccessTR

PAS III katkılı ve PAS III katkısız donör trombosit süspansiyonlarının trombosit sayısı PH ve alerjik transfüzyon reaksiyonlarının üzerine etkilerinin karşılaştırılması

Amaç: Güncel kan bankası pratiğinde donörlerden elde edilen aferez trombosit konsantreleri donörün plazması içinde süspanse edilmektedir. Hastalarda oluşan reaksiyonları azaltmak için donör plazmasının daha az kullanıldığı trombosit katkı solüsyonlu (platelet additive solutions, PAS) trombosit toplama yöntemleri giderek yaygınlaşmaktadır. Çalışmamızda PAS-III ile toplanan aferez trombosit süspansiyonlarında (I) trombosit kalitesini değerlendirmek ve trombosit transfüzyonuna bağlı (II) başta allerjik reaksiyonlar olmak üzere diğer transfüzyon reaksiyonlarının sıklıklarını incelemeyi amaçladık. Materyal ve Metot: Çalışmamızda Temmuz 2019 - Mart 2021 yılları arasında aferez trombosit setlerinin rutin kullanımı sonuçları retrospektif olarak değerlendirildi. Bulgular: Merkezimizde toplanan PAS-III ilaveli aferez trombosit konsantrelerinden farklı zaman dilimlerinde kalite kontrolü yapılanlar tümü (100 adet trombosit konsantresi) dahil edildi. Kan bankamızda 20-24 C0'de ajitasyon ile saklanan bu aferez trombosit konsantrelerinden 1. ve 5.günlerde trombosit sayıları ve pH değerleri incelendi. Çalişmamızda %65 PAS-III/%35 plazma aferez trombosit süspansiyonlarında 1. ve 5. günlerde ölçülen ortalama trombosit sayıları 3.44 x1011 ve 3.0 x 1011 olarak bulunurken, pH değerleri 1. ve 5.günlerde sırası ile ortalama 6.83 ve 6.62 olarak tespit edildi. Ayrıca allerjik ya da diğer herhangi bir transfüzyon reaksiyonu tespit edilemedi. Sonuç: Sonuç olarak, çalışmamızda % 65 PAS-III/%35 donör plazması içerisinde süspanse edilen aferez trombosit konsantrelerinde donör plazmasının daha az kullanımı ile ilişkili olarak (I) daha iyi donör konforu ve (II) donör plazmasından kaynaklanan transfüzyon reaksiyonlarının sıklığında ve/veya şiddetinde azalma olabileceği görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Aferez trombosit, trombosit katkı solüsyonu, alerjik transfüzyon reaksiyonu.

Hidrojen iyon konsantrasyonuKan bileşenleri transfüzyonuKan bileşenlerini ayırma+3
Mustafa Özgül
İnönü University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi'nin 2018-2019-2020 yıllarında kullanılan bazı kan ürünlerinin retrospektif analizi

İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi'nin 2018-2019-2020 Yıllarında Kullanılan Bazı Kan Ürünlerinin Retrospektif Analizi Amaç: Günümüzde tıp teknolojisindeki bütün gelişmelere rağmen kanın yerini alabilecek yapay kan henüz bulunamamıştır. Sadece bağışçılardan elde edilebilen kanın kullanımı hakkında bilgi edinmek maksadıyla Turgut Özal Tıp Merkezi (TÖTM)'nin söz konusu üç yıldaki eritrosit süspansiyonu (ES), trombosit süspansiyonları (TS), taze donmuş plazma (TDP), kriyopresipitat (Kriyo) ve tam kan (TK) kullanımının yaş, cinsiyet, uyruk, teşhis vb. bir ayrım yapmaksızın yıllara ve birimlere göre değişimini retrospektif olarak ortaya koymak amacıyla yapıldı. Materyal ve Metot: Çalışmada TÖTM'ün 2018, 2019 ve 2020 yıllarında Hastane Bilgi Yönetim Sistemine kayıtlı hastaların kullandığı kan ürünleri; ES, TS, TDP, Kriyo ve TK belirtilen yıllara göre retrospektif olarak analiz edildi. Bulgular: Çalışmamızda TÖTM'ün 2018 yılında 27.013'ü TDP, 14.314'ü ES, 8.237'si Aferez Trombosit Süspansiyonu (ATS), 131'i Kriyo ve 34'ü TK olmak üzere 49.729 kan ürünü; 2019 yılında 33.201'i TDP, 17.787'i ES, 9.396'sı ATS, 2.678'i Kriyo ve 46'sı TK olmak üzere 63.108 kan ürünü; 2020 yılında 30.719'u TDP, 17.276'sı ES, 10.594'ü ATS 2.516'sı Kriyo ve 23'ü TK olmak üzere 61.128 kan ürünü kullanılmıştır. Çalışmamızda 173.965 kan ürünü kullanılmıştır. Bunların %52'si TDP, %28'i ES, %16'sı ATS, %2.8'i Kriyo ve %0.05'i TK'dır. En çok TDP, en az TK kullanılmıştır. Sonuç: Çalışmamızın sonucunda en fazla TDP'nin kullanıldığı tespit edilmiştir. TDP'yi sırasıyla ES, ATS, Kriyo, TK izlemiştir. Dahili birimler, cerrahi birimlerinden daha fazla kan ürünü kullanmıştır, en çok kan ürünü hematoloji anabilim dalında kullanılmıştır. 2018 yılına göre, 2019 ve 2020 yılında kan ürünü kullanımı artmıştır, 2020 yılında ise 2018 yılına göre artmıştır, 2019 yılına göre ise düşmüştür, bunun nedeninin yaşanan Koronavirüs pandemisi olduğu düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Eritrosit, kan, kan ürünü, tam kan, taze donmuş plazma, trombosit.

EritrositlerKanKan plazması+3
Yüksel Doğan
İnönü University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Lökoferez yapılan hastaların retrospektif değerlendirilmesi

AMAÇ: Lösemi, kan hücrelerinin bazılarının kontrolsüz üretimi sonucu oluşan bir hastalık durumudur. Lökoferez, lösemi hastalığında kullanılan bir tedavi seçeneği olup bu araştırmada, Malatya İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde lökoferez işlemi uygulanan lösemi hastalarının laboratuvar değerlerinin işlem öncesi ve sonrasında değişiminin belirlenmesi ve bu hastaların sağ kalımını etkilediği düşünülen durumların incelenmesi amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Araştırma Malatya İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Kliniği'nde veya Hematoloji Yoğun Bakım Ünite'sinde yatarak takip edilen ve araştırmaya alınma kriterlerini karşılayan 67 hastanın verilerinin değerlendirildiği kesitsel tipte bir araştırmadır. Araştırmada lökoferez tedavisi olan hastaların bu tedavi öncesinde ve sonrasındaki bazı kan ve idrar değerleri karşılaştırılmıştır. Hastaların ek hastalığı olma oranı ve mortalite oranları karşılaştırılmıştır. İstatistiksel analizler SPSS 22.0 programı ile yapılmıştır. Sıklıkların karşılaştırılması Ki-kare testi ile yapılmıştır. Grupların karşılaştırılmasında bağımlı gruplarda T testi ve Wilcoxon testi kullanılmıştır. Kaplan Meier yaşam analizi ile lökoferez işlemi sonrasında hastaların sağ kalım durumu değerlendirilmiştir. İstatistiksel anlamlılık p<0,05 olarak kabul edilmiştir. BULGULAR: Lökoferez işlemi öncesi ve sonrasında Hb, Htc, INR, CRP, Na, K, AST, ALT değerleri değerleri ortalamalarında anlamlı bir değişiklik olmadığı görülmüştür. Lökoferez işlemi sonrası P ortancasının daha yüksek olduğu, Ca değeri, LDH ve albümin ortancasının ise daha düşük olduğu görülmüştür. Lökoferez işlemi sonrası WBC, lenfosit, nötrofil, monosit, platelet sayısı ortancasının daha düşük olduğu saptanmıştır. Lökoferez işlemi sonrasında WBC sayısının azalma yüzdesi %68,9 olarak belirlenmiştir. 65 yaş altı hastalarda lökoferez işlemi sonrasında WBC ortalaması %63,3, 65 yaş ve üzeri hastalarda %70,3 azalmıştır. Lökoferez işlemi sonrası BUN ortancasının daha yüksek, kreatinin sayısı ortancasının ise daha düşük olduğu görülmüştür. Araştırmaya alınan hastalardan vefat etmiş olanların komorbiditesi olma sıklığının vefat etmemiş hastaların komorbiditesi olma sıklığından daha yüksek olduğu ancak istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlenmiştir. Hastaların kadın veya erkek olma, 65 yaş ve üzeri veya 65 yaş altı olma, nüks gelişmesi veya yeni tanı almış olma, komorbiditesi olma durumuna göre yaşam analizi yapıldığında takip süresinin ilk, orta ve son dönemlerindeki sağ kalımın gruplar arasında anlamlı oranda değişiklik olmadığı belirlenmiştir. SONUÇ: Lökoferez işlemi sonrasında WBC sayısının azalma yüzdesi araştırmamızda uygulanan işlemin başarısını ifade etmektedir. 65 yaş ve üzeri grupta lökoferez işlemi sonrasında WBC sayısında 65 yaş altı gruba göre daha fazla düşme olmasının nedenleri hem lösemi tipleri hem de olası karıştırıcı faktörler değerlendirmeye alınarak ileri bir araştırma ile araştırılabilir. Sağkalımı etkileyen değişkenlerin tanı konulmasından itibaren başka bir araştırma ile daha geniş değerlendirilmesi uygun olacaktır.

AferezisHematolojiLökositoz+1
Elkin Mehralıyev
İnönü University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Akut myeloid lösemi tanısı alan hastaların myeloid markırların pozitiflik oranları

Amaç: Bu çalışmanın amacı, power analizi ile ulaşılan örneklem sayısına uygun, Malatya Turgut Özal Tıp Merkezi Araştırma Hastanesi Hematoloji bölümünde AML tanısı alan ve histopatolojik olarak da tanısı kesinleşmiş hastalarının, flow sitometri ile çalışılmak istenen örneklerinde (rutin perifer kanları ve kemik iliği örnekleri) AML markırları pozitifliği açısından incelemektir. Materyal ve metot: Bu çalışma Malatya Turgut Özal Tıp Merkezi Araştırma Hastanesi'nin Hematoloji Bölümünün poliklinik ve servisine gelen, Akut Myeloid Lösemi tanısı alan ve Doku Tipleme Laboratuvarı bünyesindeki, Flow Laboratuvarına rutin olarak gelen hastaların perifer kan ve kemik iliği örneklerinin on renkli multiparametreli Flow cytometry cihazı tarafından taranmış ve ortaya çıkan veri histogramları değerlendirme için kaydedilmiştir. Bulgular: Yüzey antijenlerinin kemik iliği ve periferik kan alt gruplarındaki dağılımına ve kıyaslamaları incelenmiştir. Örnek frekanslara göre 45 örneğin %48.9'u myeloblast, %51.1'inin de myeloid olduğu tespit edilmiş ve yüzey antijenlerinin myeloblast ve myeloid alt gruplarındaki yüzey antijenlerinin myeloid ve myeloblast alt gruplarındaki kıyaslamaları incelenmiştir. Sonuç: Çalışma sonucunda 45 örneğin %71.1'i, kemik iliği olurken, %28.9'u periferik kan olduğu tespit edilmiştir. Yüzey antijenlerinin kemik iliği ve periferik kan alt gruplarındaki dağılıma göre, CD13, CD14, CD15, CD33, CD34, CD38, CD11B, CD11C, CD64, CD68, CD117, HLADR ve MPO antijenleri kemik iliği ve periferik kan alt grup dağılımları ile normal dağılım arasında fark bulunmuş, kıyaslamalarına göre ise CD13, CD14, CD15, CD33, CD34, CD38, CD11B, CD11C, CD64, CD68, CD117, HLADR ve MPO antijenlerinin kemik iliği ve periferik kan alt gruplarında, istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermediği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Akut Myeloid Lösemi, Flow Sitometri, CD (Cluster of Differentiation), AML Hastaları, İmmünfenotipleme

Akım sitometrisiBiyobelirteçlerBiyobelirteçler-tümör+4
Saliha Fırat
İnönü University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Doğu Anadolu'da akut lenfoblastik lösemi tanılı hastaların insan lökosit antijen uyumlarına göre akraba içi ve akraba dışı yapılan allojenik kök hücre nakli oranları

Amaç: Bu çalışmada Doğu Anadolu'daki kök hücre nakli olmuş hastaların nakil ve nakil sonrasındaki başarıyı somut veriler şeklinde sayısal veriler şeklinde ortaya koymak, böylece nakil olmuş hastalarda nakil başarı oranlarını tespit ederek ilerdeki çalışmalar konusunda da bize hem bir fikir vermesini sağlamak hem de bu çalışma sonucunda hastaların iyileşme oranlarını tespit etmek amaçlanmıştır. Materyal ve Metod: ALL tanısı konmuş hastalara nakil için donörü ile HLA uyumlarına bakılır. Bunun için HLA sınıf I ve II polimorfizmleri, polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) metodu ile sekansa özgü primerler (SSP) ve sekansa spesifik oligonükleotidler (SSO) kullanılarak dokuları belirlendi. Aynı zamanda (Next Generation Sequencing) NGS yöntemi de kullanılarak doku uyum çalışmaları yapıldı. Bulgular: Toplamda hastanemize belirtilen tarihlerde bu kemik iliği hastalıkları ile ilgili başvuran 530 hastadan otolog nakil, allojenik akraba içi nakil, allojenik akraba dışı nakil ve haploidentik nakil olmak üzere farklı nakiller yapılmıştır. Bu nailler arasında en cok nakil olan hastalar grubu otolog nakil olan hastalardır. Yine bu nakıl çeşitlerinden enaz oranda nakil olan hasta grubu ise haploidentik nakil grubudur. Sonuç: Hastanemiz 2018-2020 yılları arasında toplamda 530 nakil gerçekleştirilmiştir. Bunların önemli bir kısmı da ALL hastalarıdır. 2018-2020 tarihleri arasında 530 hastadan allojenik akraba içi nakil olan hasta sayısı 129 dur. Türköke başvurulan, yani allojenik akraba dışı nakil olan hasta sayısı 69 dur. HLA anlamında tam uyumlu olmayan haploidentik hasta nakil sayısı 8 dir. Otolog nakil olan hasta sayısı ise 334 dür. Bu nakillerin tümü başarılı bir şekilde her geçen yıl artarak devam etmektedir. Anahtar Kelimeler: Allojenik nakil, Türkök, HLA, ALL

AntijenlerDoğu Anadolu bölgesiHLA antijenleri+3
Hacı İnanlı
İnönü University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Doku Tipleme Laboratuvarı'na başvuran bireylerin, insan lökosit antijen allellerinin ve haplotiplerinin frekansları

Amaç: Bu çalışmanın amacı, Malatya İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Doku Tipleme Laboratuvarında 2020 yılında doku tiplemesi çalışılan hasta ve donörlerin Yeni Nesil Sekanslama (Next Generation Sequencing-NGS) yöntemi ile HLA allel ve haplotip frekanslarının belirlenmesidir. Materyal ve Metod: Malatya İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Doku Tipleme Laboratuvarında 2020 yılında doku tiplemesi çalışılan 1081 kişiden oluşan hasta ve donörlerin Yeni Nesil Sekanslama (Next Generation Sequencing-NGS) yöntemi ile HLA allel ve haplotip frekanslarının belirlenmesi amacıyla çalışma gurubuna dahil edilmiştir. Yeni Nesil Sekanslama (Next Generation Sequencing) yöntemi ile bireylerin Human Leucocyte Antigeni allel ve haplotip frekansları belirlenmiştir. Bulgular: Çalışmada HLA*A, HLA*B, HLA*C', HLA*DP, HLA*DQ, HLA*DRB1'de en sık görülen alleller tespit edilerek HLA*A, HLA*B, HLA*C, HLA*DP, HLA*DQB1 ve HLA*DRB1 genindeki haplotip frekansları incelenmiştir. Sonuç: Çalışma sonucunda HLA*A'da en sık görülen üç allel 2402, 0201 ve 1101, HLA*B'da en sık görülen üç allel 5101, 3501 ve 3503, HLA*C'da en sık görülen üç allel 0401, 0701 ve 1203, HLA*DP'de en sık görülen üç allel 0401, 0201 ve 0402, HLA*DQ'da en sık görülen üç allel 0301, 0501 ve 0201, HLA*DRB1'de en sık görülen üç allel 1104, 0301 ve 1101 olarak tespit edilmiştir. Ayrıca HLA*A genindeki haplotip frekansı 0,403, HLA*B genindeki haplotip frekansı 0,333, HLA*C genindeki haplotip frekansı 0,409, HLA*DP genindeki haplotip frekansı 0,705, HLA*DQB1 genindeki haplotip frekansı 0,469, HLA*DRB1 genindeki haplotip frekansı 0,331 bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Allel frekansı, İnsan Lökosit

AllellerAntijenlerHLA antijenleri+3
Fatma Temel
İnönü University · Institute of Health Sciences
2022
20
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kemik iliği nakli tedavisi yapılmış BK virus pozitif olan hastaların retrospektif değerlendirilmesi

KEMİK İLİĞİ NAKLİ TEDAVİSİ YAPILMIŞ BK VİRUS POZİTİF OLAN HASTALARIN RETROSPEKTİF DEĞERLENDİRİLMESİ Amaç: Bu çalışmanın amacı hematopoetik kök hücre nakli yapılmış hastalarda idrarda BK virürüsi gelişenlerde hematüri sıklığı ve BK virüsünün mortalite üzerine etkisi incelendi. Gereç ve Yöntem: İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji Bilim Dalı'nda 01.01.2011- 31.12.2017 tarihleri arasında hematopoetik kök hücre nakli yapılan 388 hastanın dosyası geriye dönük olarak sistem üzerinden incelenmiştir. Bulgular: Hematopoetik kök hücre nakli yapılan 388 hastadan 244' ü erkek, 144' ü kadındı. Toplam 247 hastada idrarda BK virus bakıldı. 97 hastada idrarda BK virus (+), 150 hastanın idrarında BK virus (-) tespit edildi. İdrarda BK virus bakılan 247 hastadan 107' sinde hematüri görüldü. İdrarda BK virus (+) tespit edilen 97 hastanın 47' sinde hematüri görülürken, idrarda BK virus (-) tespit edilen 150 hastanın 50' sinde hematüri görüldü. İstatistiksel olarak BK virus ve hematüri arasında anlamlı ilişki bulunmadı (p= 0,19) Hematopoetik kök hücre nakli yapılan 247 hastanın ilk 100 günde exitus olan hasta sayısı 29 olarak tespit edildi. İdrarda BK virus (+) tespit edilen 97 hastanın ilk 100 günde exitus olan hasta sayısı 17 olarak tespit edildi. Mortalite ve idrarda BK virus (+) arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p=0,023) Sonuçlar: Hematopoetik kök hücre nakli yapılan hastalarda idrarda BK virürüsü mortalite açısından yakın takip edilmeli ve yeterli trombosit replasmanı yapılarak hematüri önlenmelidir. Anahtar Kelime: BK virus, hematüri, mortalite

BK virüsüHematopoetik kök hücre transplantasyonuHematüri+5
Mehmet Veysi Deviren
İnönü University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Allojenik kök hücre nakli uygulanan hastalarda geç dönem enfeksiyon dışı komplikasyonların retrospektif incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı allojenik hematopoetik kök hücre nakli ( AHKHN) yapılmış hastalarda geç dönem enfeksiyon dışı komplikasyonları incelemektir. Gereç ve yöntem: İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Hematoloji Bilim Dalı'nda 01.02.2011- 31.12.2018 tarihleri arasında hematopoetik kök hücre nakli yapılan 206 hastanın dosyası retrospektif olarak sistem üzerinden incelendi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 143 hastada gelişen geç dönem enfeksiyon dışı komplikasyonlar incelendiğinde %68 inde geç dönemde komplikasyon geliştiği gözlendi. Elli yaş altı ve üstü komplikasyon gelişme oranları arasında fark görülmedi. Hastaların %33 ünde kronik Graft Versus Host Disease (GVHD) geliştiği gözlendi. En sık cilt ve karaciğer GVHD' ye rastlanıldı. Hastalarda gelişen endokrin, hepatik, cilt, oküler, oral, nörolojik, pskiatrik, renal komplikasyonlar dosya taramaları ile analiz edildi. Sistem komplikasyonları büyük oranda GVHD ve tedavisi ile bağlantılı görülmekle birlikte verilen hazırlık rejimine, tedavilere, primer hastalığa bağlı komplikasyonlara da rastlanıldı. Hepatik komplikasyonlardan karaciğer fonksiyon testleri (KCFT )yüksekliğine en sık GVHD ve ilaç toksisitesinin neden olduğu görüldü. Endokrin komplikasyonlar içerisinde en çok tip 2 Diyabetes Mellitus (DM) ve tiroid fonksiyon bozukluğu ile tespit edildi. Cilt komplikasyonlarının daha çok Herpes Simplex virüs (HSV) ve Herpes Zoster gibi viral nedenli olduğu saptandı. Oküler ve oral komplikasyonlar daha çok GVHD' nin tutulumu yahut tedavisi ile ilgili olduğu görüldü. Sonuç: AHKHN yapılan hastalarda geç dönem komplikasyonlarla sık karşılaşıldığı, bu komplikasyonların büyük oranda GVHD ve GVHD' nin tedavisi ile ilişkili olduğu görüldü. Anahtar kelimeler: allojenik hematopoetik kök hücre nakli, geç dönem komplikasyonlar, GVHD

EnfeksiyonlarKomplikasyonlarKök hücre taransplantasyonu+2
Sevtap Karaman
İnönü University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Otolog kök hücre nakli yapılan multiple myelom ve lenfoma hastalarında kök hücre dozunun ve beden kitle indeksinin engrafman üzerindeki etkisi

Amaç: Çalışmamızda; OKHN yapılmış olan lenfoma veya MM tanılı hastalarda, CD34 (+) kök hücre dozunun ve hastanın BKİ'nin, engrafman süresi ve nakil sonrası hastanede kalış süresi üzerindeki etkisini göstermeyi ve sonuçlarımızı literatür verileri ile karşılaştırmayı amaçladık. Materyal ve Metot: İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Kemik İliği Nakil Ünitesi'nde lenfoma ve MM tanısı ile Ocak 2015–Kasım 2019 tarihleri arasında OHKN yapılmış olan 302 hastanın verileri retrospektif olarak hastane bilgi yönetim sistemi ve hasta dosyaları üzerinden incelendi. Bulgular: Hastaların demografik verileri, BKİ, verilen CD34 (+) kök hücre dozu, trombosit-nötrofil engrafman süresi, nakil sonrası hastanede kalış süresi incelendi. Tüm hasta gruplarında trombosit engrafmanı ortalama 14.06±4.4 gün, nötrofil engrafmanı ortalama 11.5±2.6 gün, hastanede kalış süresi ise ortalama 16±4.0 gün olarak saptandı. Hastalar CD34 (+) kök hücre dozuna göre <3×106/kg, 3-5×106/kg ve >5×106/kg olarak üç gruba ayrıldığında, infüze edilen CD34 (+) kök hücre dozu arttıkça nötrofil-trombosit engrafman süresinde ve hastanede kalış süresinde kısalma tespit edildi (p=0.001). BKİ'ne göre hastalar zayıf, normal, fazla kilolu, obez olarak dört gruba ayrılarak karşılaştırıldığında, BKİ ile engrafman süresi ve hastanede kalış süresi arasında anlamlı istatistiksel sonuç elde edilmedi (p>0.05). Sonuç: OKHN yapılan hastalarda, hastaya verilen CD34 (+) kök hücre dozu arttıkça engrafman süresi ve nakil sonrası hastanede kalış süresi kısalırken (p=0.001), hastaların BKİ ile engrafman süresi ve hastanede kalış süresi arasında anlamlı ilişki saptanmadı (p>0.05). Anahtar Kelimeler: BKİ, CD34 (+) Kök Hücre Dozu, Engrafman, OKHN

EngraftmanKök hücre taransplantasyonuKök hücreler+3
Betül Gündüz
İnönü University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessEN

The retrospective evaluation of etyology of the patients with thrombotic microanjopathy and the role in plasma variation in treatment in Turkey faculty of Medicine Turgut Özal Medical center hematology

INTRODUCTION Thrombotic Mcroangiopathy (TMA); microangiopathic hemolytic anemia (MAHA) is a disease group characterized by ischemic tissue damage caused by thrombocytopenia and microthrombi. The microthromboses in TMA come from platelet aggregates. Presence of schistocytes in peripheral blood smear, laboratory hematological anemia (non-immunohemolytic anemia, increased lactate dehydrogenase, indirect bilirubin increase, decreased haptoglobulin and reticulocytosis) and normal routine coagulation parameters support TMA diagnosis. TMA is divided into two groups, primer and secondary. In the primer group; Thrombotic thrombocytopenic purpura (TTP) and Hemolytic Uremic Syndrome (HUS) were observed in the second group; pregnancy, autoimmune diseases, malignancy, bone marrow transplantation and the use of certain medicines. Plasmapheresis is the process of separating the patient's plasma and replacing it with replacement liquids such as fresh frozen plasma, albumin, cryoprecipitate, hydroxyethylstarch. Therapeutic plasma exchange (TPD) is the process of therapeutic substitution of the plasmid in which allogeneic plasma is used as the replacement fluid. In our study, we aimed to make an etiological classification in the patient group who received TMA diagnosis with thrombocytopenia and MAHA in our hospital and evaluate TPD's effect on the improvement of laboratory parameters and mortality. METHOD In our study, between 2009-2017, in Inonu University Medicine Faculty Hematology Clinic, 85 patients with TMA diagnosed with laboratory and peripheral blood smear examined retrospectively. TPD treatment was performed by attaching a two-way dialysis catheter to the patient. Complete blood count and biochemical parameters were examined before and after TPD treatment. BULGULAR In the etiological classification of TMA, in our region, HELLP syndrome was found the most frequently, second TTP, third snake bite and atypical HUS. TPD treatment was applied to all patients. In these four etiological classes, TPD treatment in HELLP syndrome, TTP and snake bite is effective on prognosis and statistically significant improvement in laboratory parameters (p<0.05). In the case of atypical HUS, no statistically significant improvement was observed when the efficacy of TPD on laboratory parameters (p>0.05). When the mortality rates of the four disease groups treated with TPD were examined, it was 9.7% in HELLP Syndrome, 21.7% in TTP, 27.3% in atypical HUS and 0% in snake bite. DISCUSSION Etiologic causes of TMA show regional differences. In our region, TMA group patients are frequently found and although it is espacially seen the most HELLP syndrome in etiology, TTP and snake bite are also common. In patients presenting with thrombocytopenia and MHA, TMA should be suspected and the etiology should be established as soon as possible. However, TPD treatment should be started as soon as possible because of the positive effect on mortality and morbidity without waiting for the definitive TMA etiology. Key words: Thrombotic microangiopathy, Therapeutic plasma exchange, TTP, HELLP syndrome, Snake bite, Atypical Hemolytic Uremic Syndrome

HELLP syndromeHemolytic uremic syndromePlasma exchange+5
Emine Hidayet
İnönü University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

NON-hodgkin lenfoma olgularımızın epidemiyolojik, klinik, patolojik ve prognostik özelliklerinin ve tedavi sonuçlarının değerlendirilmesi

Amaç: Lenfomalar, immün sistemini oluşturan hücrelerin çeşitli diferansiyasyon aşamalarında orijinini alan malignitelerdir. Orijin aldıkları diferansiyasyon aşamasına göre farklı morfolojik, immünolojik ve klinik tablo oluştururlar. NHL insidansı yaş, çoğrafi bölge, enfeksiyöz etkenlere maruziyet ve ırksal faktörler ile değişmektedir. NHL'nın görülme sıklığı erkeklerde daha fazladır. Yaşla birlikte insidansı artmakla beraber her yaşta görülebilir. Bu çalışmada; NHL hastalarının epidemiyolojik, demografik ve klinik özelliklerini, tedavi sonuçlarını, genel sağkalım oranlarını ve prognostik faktörlerini araştırmayı amaçladık. Yöntem: Çalışmamızda Ocak 2000– Aralık 2016 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesi Hematoloji Bilim Dalı'nda NHL tanısı almış ve takip edilmiş 386 hastanın dosyaları geriye dönük incelenerek epidemiyolojik, demografik ve klinik özellikleri, genel sağkalım oranları ile prognostik faktörleri değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamızda tüm hastaların yaş ortalaması 57.25±16,22 (18-94 yaş) şeklindeydi. Hastaların %48.4'ü 60 yaşın üzerinde, %51.6'sı 60 yaşın altındaydı. Batı toplumları ile karşılaştırıldığında NHL'nin benzer yaş gruplarında ortaya çıktığı görülmektedir. Ancak Türkiye'den bildirilen çalışmalar ile karşılaştırıldığında hastalarımızın çoğu 60 yaşın altında olmasına rağmen bizim hasta grubumuzun daha yaşlı olduğu görülmektedir. Literatürle uyumlu olarak en sık NHL alt tipi DBBHL idi. Primer ekstranodal lenfoma oranı dünyadan ve ülkemizden yayınlanan verilerle benzer tespit edildi. İleri evre (Evre III-IV), IPI skoruna göre yüksek-orta ve yüksek riskli kategoride olması, kemik iliği tutulumu, Hb düzeyinin 10 gr/dl'nin altında olması, LDH düzeyinin normalin üzerinde olması, primer tutulumunun nodal olması, B semptomların varlığı, OKİT yapılması ve birincil basamak tedavi olarak R-CHOP dışı tedavi alması daha kısa genel sağkalım ile ilişkili bulundu. Sonuç: Dünyanın değişik bölgelerinde kanser türleri ve bunların özellikleri büyük farklılıklar göstermektedir. Merkezimize çevremizdeki illerden, özellikle de Doğu Anadolu bölgesinden çok sayıda hasta gelmektedir (özellikle Adıyaman, Muş, Bingöl, Bitlis,Van, Elbistan, Elazığ). Bu nedenle hastanemiz, referans hastane niteliğindedir. Dolayısıyla bu çalışmamız hem Malatya ili hemde Doğu Anadolu bölgesindeki NHL'nın özellikleri hakkında bir fikir oluşturabilir. Aynı ülkenin farklı bölgelerinde aynı kanser türü değişik özellikler gösterebilir. Dolayısıyla kanser tedavi protokollerinin, toplumlara göre gözden geçirilmesi gerekmektedir. Bütün bunlar ise ancak güvenilir, doğru ve ayrıntılı hastalık veya kanser kayıt sistemiyle mümkün görülmektedir. Temennimiz hastalıkların ve kanserin dünyada önce bölgelere, sonra ülkelere ve hatta kişilere göre bireyselleştirilmesi ve ona göre tedavilerinin düzenlenmesidir.

DemografiEpidemiyolojiLenfoma+3
Narin Yıldırım Doğan
İnönü University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut myeloid lösemi nedeniyle kök hücre nakli yapılan hastalarda treosulfan ve busulfan hazırlama rejimlerinin etkinliğinin ve toksisitesinin karşılaştırılması

Giriş: Akut miyeloid lösemi (AML), kemik iliğinde malign hematopoietik öncü hücrelerin klonal çoğalması sonucu oluşan agresif kan hücreleri kanserlerinin heterojen bir grubunu temsil eder. Lösemik hücreler, normal kan hücrelerinin üretimini bozarak zayıflık, enfeksiyon, kanama gibi belirtiler ve çeşitli komplikasyonlar ortaya çıkarır. AML, yetişkinler arasında en yaygın görülen akut lösemi türüdür ve bu grup içindeki vakaların yaklaşık yüzde 80'ini kapsayarak en önemli paydayı oluşturur. Hastalığın insidansı yaşla birlikte artmakta olup, tanı anındaki ortalama yaş 68-70'dir. Ayrıca, kansere bağlı ölümlerin yaklaşık yüzde 1-2'sini de kapsar. Tedavisinde kök hücre nakli küratiftir. Allojeneik hematopoetik kök hücre nakli (HKHN), yetişkinlerde çeşitli hematolojik maligniteler ve malign olmayan hastalıklar için potansiyel bir kür tedavisi olarak öne çıkmakta olup sitoredüksiyon, kemoterapi protokolünün kabul edilebilir toksisite düzeylerini aşmaması gerektiğinden, kondisyonlama rejiminin seçimi hematolojik hastalıklar için büyük bir önem taşır. Allojeneik HKHN uygulanan hematolojik malignite hastalarında optimal kondisyonlama rejimi konusunda belirsizlik bulunmaktadır ve bu rejimlerin karşılaştırmalı çalışmalara ihtiyacı vardır. Bu çalışmanın amacı, iki farklı miyeloablatif kondisyonlama rejimi olan treosulfan-fludarabin ile busulfan-siklofosfamid arasındaki toksisite profillerini ve klinik sonuçlar üzerindeki etkilerini karşılaştırmaktır. Araç ve Yöntem: İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi'nde Ocak 2010 ile Aralık 2024 yılları arasında merkezimizde HKHN uygulanan hastaların veri ve istatistikleri retrospektif olarak analiz edilmiştir. HKHN öncesinde kondisyonlama rejimi olarak treosülfan grubu ile busulfan grubu alan hastalar hastalıklarına ve yaşlarına göre bire bir oranı ile eşleştirilmiş olup bu çalışma toplam 62 hasta verisi ile yapılmıştır. Taranan hastaların tanı anındaki yaş, cinsiyet, tanı, risk sınıfı, donör tipi, nakil öncesi tedavi yanıtı, verilen CD+34 miktarı, verilen kemoterapi rejimi, nakil tarihi, nötrofil engraftman süresi, platelet engraftman süresi, febril nötropeni gelişme durumu, hastanede yatış süresi, 100 gün içinde ölüm varlığı, akut Graft-versus-host hastalığı (GVHD) gelişme durumu, kronik GVHD gelişme durumu, kimerizm 28.gün, kimerizm 100. gün, akut böbrek yetmezliği gelişme durumu, relaps gerçeklesme durumu, ölüm gerçekleşme durumu, ölüm tarihi, progresyonsuz sağ kalım, sinizoidal obstriksyon sendromu gelişme durumu, genel sağ kalım parametreleri ile araştrıma yapılmıştır. Bulgular: Bu araştırma toplam 62 hasta ile yapılmıştır. Araştırmaya katılan katılımcıların %58.1'nin erkek, %74.2'sinin AML hastası olduğu, %67.7'sinin nakil öncesi CR1 tedaviye yanıt aldığı, %69.4'ünde FEN geliştiği tespit edilmiştir. Araştırmacıların %22.6'sında realps geliştiği, % 45.2'sinin halen yaşadığı, %11.3'ünde ABY geliştiği belirlenmiş. Bu hastaların 27 sinde treosulfanlı rejim 35 inde busulfanlı rejim kullanılmısıtır. İki rejim arasında istatiksel olarak anlamlı fark yoktur. Sonuç: AML tedavisinde Treosulfan/Fludarabin/ATG ve Busulfan bazlı (BU/CY ve BU/FLUDARA/ATG) rejimlerin etkinlik ve toksisite profilleri detaylı olarak analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, her iki rejimin de farklı hasta gruplarında başarılı bir şekilde uygulanabileceğini, ancak her bir rejimin kendine özgü avantajları ve potansiyel riskleri bulunduğunu göstermektedir. Anahtar kelimeler: Akut Myeloid Lösemi, Hematopoetik Kök Hücre Nakli, Busulfan, Treosulfan

Yusuf Sefa Karagül
İnönü University
2025
00

Other supervisors