Theses supervised by Prof. Dr. Mehmet Tosuner

16 theses · Dokuz Eylül University

DoctorateOpen AccessTR

Küreselleşme sürecinde Irak-Türkiye vergi sistemlerinin değerlendirilmesi ve Irak vergi sistemi için öneriler

Küreselleşmenin ortaya çıkmasıyla birlikte hayatımızın tüm yönlerinde bir takım değişimler meydana gelmiştir. Bu değişimler olumlu ya da olumsuz pek çok etkiye yol açmıştır. Hükümetleri de söz konusu değişimlerin olumlu yönlerini desteklemeye, olumsuz etkilerine karşı ise bir takım önlemler almaya zorlamıştır. Küreselleşme hareketleriyle birlikte ortaya çıkan vergi rekabeti, transfer fiyatlaması, elektronik ticaret ve vergi cennetleri vergi sistemlerini olumsuz etkilemiştir. Dolayısıyla hükümetler vergilendirme yetkilerini kullanarak kendi sınırları içinde vergi sistemlerinde gerekli düzenlemeler yapmışlardır. Ayrıca ülkeler uluslararası anlaşmalar yaparak bu sorunların etkilerini hafifletmek amacındadır.Irak Cumhuriyeti son 30 yıl içerisinde geçirdiği savaşlar nedeniyle dünyada gelişen bu trendlerin gerisinde kalmıştır. Bu çalışmanın amacı; dünyada gelişen trendler dikkate alınarak hem kültürel yapı hem de bulundukları bölge itibariyle Irak ve Türk Vergi Sistemlerinin karşılaştırılmasıdır. Sonuç olarak hem Türkiye'de hem de diğer ülkelerde uygulanan vergi sistemlerinden yararlanılarak Irak için bazı öneriler getirilmiştir. Bu kapsamda Irak Vergi Sistemi'nde var olan vergilere yönelik düzenlemelere ve bazı yeni vergi önerilerine yer verilmeye çalışılmıştır.

FinansIrakKüreselleşme+5
Mohamad Sami Abdula
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Vergi Hukuku açısından doğal afetler

Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde jeopolitik konumu ve iklim özellikleri gibi bir takım sebeplerden ötürü doğal afetlere maruz kalmaktadır ve bu afetlerden etkilenen mükelleflerin vergi ile ilgili ödev ve yükümlülüklerini ne şekilde yerine getirmesi gerektiği önemli bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bilindiği gibi, Vergi Hukukunda mükellefin şekli ve maddi ödevleri yer almaktadır ve mükellefin bu ödevlerini zamanında yerine getirememesinin bir takım yaptırımları olmaktadır. Ancak doğal afet gibi durumlarda mükellef tüm iyi niyet ve çabasına rağmen, bu ödev ve yükümlülüklerini ya zamanında yerine getirememektedir ya da eksik yerine getirebilmektedir. Kanun koyucu bu gibi durumlarda mükellefi, kanunlar karşısında korumak adına bir takım önlemler almıştır. Başta mücbir sebep müessesi olmak üzere, terkin, fevkalade amortisman, şüpheli, değersiz ve vazgeçilen alacaklar karşılığı ayrılması ve yenileme fonu gibi müesseseler, mükelleflerin doğal afetler karşısında yerine getiremedikleri ödev ve sorumlulukları nedeniyle güç durumda kalmasını önlemekte yahut doğal afetlerin etkilerinin azaltılması amacına hizmet etmektedir. Bu çalışmada bahsi geçen müesseselerin teori ve pratikteki şartlarına, kimler için geçerli olduğuna, hangi durumlarda uygulanabileceğine ve ortaya çıkan problemlerin ne şekilde çözüleceğine yönelik sorunlar araştırmaya çalışılmıştır. Doğal afetlere maruz kalan mükelleflerin bu afetten etkilendiğini ne şekilde ispatlayacağı ve idareye karşı ne şekilde ileri süreceği hususu araştırmaya yön vermiştir. ''Vergi Hukuku Açısından Doğal Afetler'' adlı çalışmada doğal afetlerin neler olduğu, hukuk düzeni içindeki yeri, kimler için geçerli olduğu, mükellef ve idareyi ne şekilde etkilediği, mükellefin doğal afete maruz kalması durumunda yapması gerekenler ayrıntılarıyla incelenmeye çalışılmıştır. Sonuç bölümünde ise, uygulamada ortaya çıkan sorunlara ve çözüm önerilerine değinilmiştir. Anahtar Kelimeler: Doğal Afet, Mücbir Sebep, Terkin,

AfetlerDoğal afetlerMali hukuk+3
Derya Tabiloğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Türk vergi sisteminde tevkif suretiyle vergileme

Gelir vergisi ve kurumlar vergisi, mükellef tarafından verilen yıllık beyanname ile ödenmektedir. Vergi beyannameleri, bir vergilendirme döneminin sonuçlarını yansıtmaktadır. KDV de beyannameli bir mükellefiyet olup, KDV'nde vergilendirme dönemi bir aydır. Bir aylık dönemin KDV beyannamesi izleyen ayın 24. Günü akşamına kadar verilmektedir.Vergi güvenliği nedeniyle, bazı vergilerde tevkif suretiyle vergileme esası uygulanmaktadır. Bu bağlamda, tam mükellef gerçek kişilerin ücret, kira ve serbest meslek gelirleri ile dar mükellef gerçek kişilerin gayri maddi haklardan elde ettikleri gelirleri tevkif suretiyle vergilenmektedir. Keza kurumlar da belli durumlarda vergi kesmek ve muhtasar beyanname ile beyan etmek zorundadırlar.Dar mükelleflerden yapılacak vergi tevkifatı, eğer varsa, dar mükellefin mukimi olduğu ülke ile yapılmış olan çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmalarından etkilenebilmektedir. Bu bağlamda, örneğin yabancı ortağı olan kurumların kar dağıtımları sırasında, eğer Türk vergi idaresinin belirlediği vergi oranı daha yüksekse, yabancı ortaklarına dağıtacakları kar payı stopaj oranı, ikili anlaşmadaki stopaj oranı olmaktadır.KDV'nde de, mükellefin ya da temsilcisinin Türkiye'de bulunmadığı hallerde KDV sorumluluğu, mükellefe kazancı sağlayan Türkiye'deki kişi ya da kuruma verilmiştir. Bu bağlamda, hizmet ithalinde KDV, sorumlu sıfatıyla ithalatçı tarafından ödenmektedir. Keza, tekstil ve konfeksiyon teslimlerinde olduğu gibi belli durumlarda KDV kısmi tevkifat yapmak suretiyle ödenmektedir. Kısmi tevkifat uygulanan durumlarda alıcı, hesaplanan KDV'nin bir kısmını satıcıya ödemekte, tevkif ettiği diğer kısmını ise 2 numaralı KDV beyannamesi ile vergi dairesine beyan edip ödemektedir.Anahtar Kelimeler: 1) KDV 2) Tevkifat 3) Mükellef4) Vergi anlaşması 5) Vergi beyannamesi

BeyannameTürk vergi sistemiVergi anlaşmaları+4
Mustafa Metin Kökavcı
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Serbest bölgelerde mali yapı sorunları. Ege serbest bölge örneği

Küreselleşmeyle birlikte dünyamız ortak bir ekonomik pazar haline gelmiştir. Küresel sermaye, yatırımlarını en fazla kar elde edecekleri ülkelere yapmaktadır. Bir ülkeye yabancı sermaye gelmesi demek, yatırım demek, istihdam demek, ekonomik kalkınma ve güçlenme demektir. Ülke yönetimleri, kimi zaman zararlı vergi rekabetiyle kimi zamanda yasal zeminde teşvik yasaları ve teşvik bölgeleri ile yabancı sermaye yatırımlarını ülkelerine çekebilmek için yarışmaktadırlar. Bugün toplam dünya ticaretinin yaklaşık %15'i serbest bölgelerde gerçekleşmektedir. Serbest bölgeler, sağladıkları büyük istihdam, yeni teknoloji girişi ve ülke ekonomilerine katkılarından dolayı devletler tarafından desteklenmektedirler. Aynı zamanda da, vergi teşvikleri ve gümrük işlemlerindeki kolaylıklar başta olmak üzere diğer avantajlar nedeniyle özellikle yabancı yatırımcıların tercih sebebi olmaktadırlar.İzmir-Gaziemir'de 2.2 milyon m2 alanda kurulu olan, 73'ü yabancı olmak üzere toplam 264 ihracata dönük firmanın faaliyet gösterdiği Ege Serbest Bölgesi (ESBAŞ); 3218 Sayılı Yasaya dayanan özel vergilendirme modelinin uygulandığı Türkiye'de ki 19 serbest ticaret bölgesinden biridir. Ege Serbest Bölge modeli çerçevesinde; istihdam, yatırım ve ihracat açısından sağlanan vergisel avantajlar, yerli ve özellikle yabancı yatırımcıların ekonomiksel açıdan sözü edilen bölgeyi tercih etmelerine etken olmuştur.Bu çalışmada; ilk olarak serbest bölgelerin tarihsel gelişimi anlatılıp, dünyada ve Türkiye'de ki uygulamaları ele alınmıştır. Daha sonra Türkiye'de serbest bölgelerdeki vergi uygulamaları irdelenerek, ESBAŞ modeli kurulmuştur. Takiben, vergi cenneti eşdeğeri ESBAŞ modelinin kritik kontrol noktaları oluşturularak, vergisel analiz ortaya konulmuştur. Buradan hareketle serbest bölgelerin ekonomiye katkıları üzerinde durulmuştur.

ESBAŞFinansal yapıSerbest bölgeler+2
İbrahim Burak Oğuz
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de madencilik sektöründe vergi uygulamaları

Günümüzde vergi, hükümetlerin ülke ekonomisini yönetirken kullandığı önemli bir araçtır. Vergi politikaları ile ekonomi içinde yer alan sektörlerin gelişimi yönetilebilir. Özellikle madencilik gibi kırılgan yapıya sahip sektörlerde vergilendirme sektörün kaderini etkileyecek nitelik kazanır. Türkiye'de yarattığı istihdam ve ürettiği katma değer ile varlığı ülke ekonomisi için şart olan madencilik sektöründe vergi uygulamaları tezimizin konusudur. Bu tezde öncelikle madencilik hakkında bilgiler verilmiştir. Vergilendirmenin temel tanım ve kavramlarından sonra, madencilik sektöründe vergi uygulamaları açıklanmıştır.Anahtar kelimeler: Madencilik, Vergi, Madencilikte Vergilendirme, Vergi Hukuku, Maden Hukuku

MadencilikMadencilik sektörüMali sorumluluk+2
Mehmet Özgür Özmen
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

KOBİ'lere yeni yaklaşımlar açısından mikro girişimlerde mali teşvikler

1923 İzmir İktisat Kongresinde ?Türk insanını girişimci yapmak? şeklinde belirlenmiş bulunan stratejik hedef henüz arzu edilen manada gerçekleştirilememiş olması nedeni ile hem günümüzde hem de geleceğe yönelik olarak cumhuriyetin yüzüncü yılına tekabül eden 2023 yılı hedefleri bakımından güncelliğini korumaktadır. Benzersiz küresel bir iktisâdi entegrasyon olan Avrupa Birliği ve OECD tarafından 2000 yılında Bologna Şartları olarak kabul edilen ?Yerelleşme ? Kümeleşme ? Küreselleşme? kavramları ile KOBİ'lere yeni yaklaşım perspektifinin çerçevesi belirlenmiş bulunmaktadır. Avrupa Birliği Her iktisâdi faaliyet birimi girişimdir şeklindeki yalınlaştırılmış tanımı ile çok güçlü bir Mikro Girişim potansiyeline sahip beşeri insan kaynaklarının önemini ve rolünü gündemin en hassas konusu haline getirmiştir. Ancak benimsenen maliye politikaları kapsamındaki malî teşvikler ve diğer uygun alt yapı kaynakları ile anlaşılır ve toplumsal insan eyleminin merkezi amaçları arasına, yerleştirilebilmesi halinde bu hedeflere ulaşılabilmesi mümkündür. Bu çalışma kapsamında yaklaşık bir asırdan beri kuvvetle arzu edilen dinamik ve yenilikçi Girişimci olabilmek büyük hedefine, ulaşılması hayallerini gerçeğe dönüştürebilecek sürece pozitif katkılar sunabilmek amaçlanmaktadır.Yeni yaklaşım ile genel olarak KOBİ'ler kümesi ve mikro girişimler nicel ve nitel özellikleri ile birlikte mevcut yanılgılı tahminlerin ötesindeki küresel ve yerel boyutlarıyla irdelenmektedir. Bu kümenin bilimsel ve bütünlüklü analizi ve kavranışı ile doğru sonuçlara ulaşılması ve etkin ekonomik-politik tedbirlerin alınması mümkün olabilecektir.Sosyo-ekonomik kalkınma, istihdam ve toplumsal refahın arttırılmasına sağlanan katkılar, ortaya çıkan vergi kaybı ve maliyetlerden yüksek olduğu sürece mali teşvik sisteminin etkinleştirilip efektif kılınarak devam ettirilmesi ile ancak toplumsal sözleşmenin ve bu toplumsal ihtiyacın ürünü olan devletin asli görevini yerine getirebilmesi sağlanmış olacaktır.Efektif ve toplumsal perspektifli teşvik stratejileri ve politikaları ile piyasa ekonomisinde eşitsiz ve haksız rekabetin neden olduğu aksaklıklar nispeten giderilebilecek, optimal kaynak kullanımı ve dağılımı hedeflerine yaklaşılmış olacaktır.Piyasa ekonomisinin mevcut küresel koşulları ve sorunları kendine özgü değişim süreci içerisinde dönüşüm tedbirlerinin ve çözümlerinin gerektirdiği vizyona uygun düşen destek stratejileri ve planları ile asırlık 2023 yılı hedeflerine ulaşmak mümkün olabilecektir.

EsnaflarGirişimGirişimciler+4
Osman Sirkeci
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Gelir dağılımının düzenlenmesinde gelir vergisinin rolü: Türkiye örneği

Gelir dağılımı genel anlamıyla bir toplumda belli bir dönem zarfında meydana gelen milli hasılanın sözkonusu toplumda yaşayan bireyler arasında nasıl ve ne oranda dağıldığını ifade etmektedir. Gelir dağılımı meselesi öteden beri hemen hemen bütün iktisadi yaklaşımların ilgilendiği ve nasıl olması gerektiği konusunda görüş bildirdiği temel ekonomik ve sosyal sorunlar arasında yer almaktadır. Dolayısıyla, önemli bir ekonomik ve sosyal sorun olarak kabul edilen gelir dağılımı konusunda geçmişten günümüze çok çeşitli teoriler ortaya atılmıştır.Gelir dağılımı günümüzde de önemini koruyan ve ülkelerin bir şekilde çözüm aradıkları bir sorundur. Bu nedenle ülkeler gerek uyguladıkları ekonomik sistem, gerekse kendi gelişmişlik seviyelerine göre gelir dağılımına bir çözüm bulmaya çalışmaktadırlar. Gelir dağılımı sorunu genel olarak, piyasa dağılımının adil olduğunu kabul eden görüş ile piyasa dağılımının adaletsiz olduğunu kabul eden görüş çerçevesinde çözülmeye çalışılmaktadır. Dolayısıyla piyasa dağılımının adil olduğunu ileri süren görüş taraftarlarına göre devletin gelir dağılımına müdahale etmemesini veya sınırlı bir şekilde müdahale etmesi gerektiğini ileri sürmektedir. Buna karşın piyasa dağılımının adaletsiz olduğunu savunan görüş ise devletin gelir dağılımına müdahale ederek düzenlemesi gerektiğini savunmaktadır.Bu çalışma, piyasa dağılımının adil olmadığını, devletin piyasadaki dağılıma müdahale ederek düzenlenmesi gerektiğini savunan görüş çerçevesinde ele alınmış ve maliye literatüründe bir müdahale aracı olarak kabul edilen gelir vergisinin rolü araştırılmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde gelir dağılımı teorik bazda ele alınmış, adaletsiz dağılımın nedenleri ortaya konulmuş ve adil dağılımın sağlanmasında kullanılacak temel politika araçları incelenmiştir. İkinci bölümde ise gelir vergisinin teorik yapısı ve gelir dağılımının düzenlenmesinde nasıl bir rolü olduğu ortaya konulmuştur. Üçüncü bölümde ise Türk Gelir Vergisi ele alınarak, temel unsurları bakımından gelir dağılımının düzenlenmesindeki rolü araştırılmıştır.

Cemil Rakıcı
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

Vergi ahlâkı ve belirleyenleri, Ege Bölgesi örneği

Vergi kaçakçılığı, devlet kavramı kadar eski bir sorundur. Devletler bu sorun ile mücadele etmek amacıyla çok çeşitli yaptırımlar geliştirmişlerdir. Ancak geliştirilen yaptırımlar vergiye tam anlamıyla uyumu sağlayamamıştır. Bütün mükelleflerin denetlenmesinin mümkün olmaması, denetim maliyetlerinin yüksekliği gibi birçok faktör, vergi kaçakçılığı sorununun en kolay ve doğal çözümü olarak toplumsal vergi ahlâkını zorunlu kılmaktadır.Vatandaşların mükellef olarak devlet ile aralarındaki ilişkiyi belirleyen davranış normları olarak vergi ahlâkı, vergilere ilişkin görev ve sorumlulukların zamanında ve eksiksiz olarak yerine getirilmesi anlamına gelmektedir. Vergi ahlâkı, gerek vergi ve gerekse ahlâk kavramlarının karmaşıklığı içinde, birçok faktörden etkilenen bir fenomendir. Vergi ahlâkını belirleyen faktörleri ekonomik, sosyal, kültürel ve demografik faktörler olarak özetlemek mümkündür.Gelişmişlik seviyesinin önemli göstergeleri arasında sayılan vergi ahlâkının, Türkiye açısından düzeyinin ve hangi faktörlerden etkilendiğinin tespit edilmesi çok önemlidir. Böyle bir tespit, Türkiye'de vergi ahlâk düzeyinin yükseltilmesi için, gerek kanun koyuculara, gerek politikacılara ve gerekse uygulayıcı kurumlara önemli bir yol gösterici olacaktır. Belirtilen amaçlarla yürütülen bu çalışmada, vergi ahlâkının gerekliliği ve belirleyenleri teorik ve ampirik olarak araştırılmıştır.Ege Bölgesi'nde yürütülen ampirik alan araştırması sonuçlarına göre bölgenin vergi ahlâk düzeyi ortanın biraz üzerindedir. Kurumsal kalite, kamu harcamalarının algılanması, subjektif vergi yükü, vergi idaresi, yolsuzluk algısı, vergi afları, formel ve informel eğitim, inanç ve cinsiyet, vergi ahlâkını belirleyen en önemli faktörler olarak görülmektedir.Anahtar Kelimeler: Vergi Ahlâkı, İktisat ve Ahlâk, Vergi Uyumu, Vergiye Gönüllü Uyum, Vergi Ahlâkının Belirleyenleri

İhsan Cemil Demir
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
10
Master'sOpen AccessTR

Katma değer vergisinde indirim müessesesi

Katma değer vergisi (KDV) bugün dünyada en çağdaş vergi olarak kabul edilmektedir. Bu verginin en önemli unsuru bünyesinde taşıdığı indirim müessesesidir. Bu çalışmamızda da Türk Katma Değer Vergisinin en önemli unsuru olan indirim mekanizmasının işleyişi ve bundan kaynaklanan sorunlar irdelenmiştir.Çalışmamızda ilk önce katma değer vergisi teorik olarak ele alındı. Dünyada gördüğü ilgi üzerine duruldu ve Türkiye'de uygulamaya konuluşundaki tarihsel serüveni kısaca ortaya kondu.Konunun anlaşılmasına yardımcı olmak maksadıyla Türk Katma Değer Vergisinde özellik arz eden konular tek tek açıklandı. Sonra indirim uygulamasının Türkiye'de işleyişi ayrıntılı olarak ele alındı.Öte yandan KDV'nin kendisinden beklenen bazı işlevleri yerine getirebilmesi için indirim müessesesinin iyi işlemesi gerekmektedir. Aksi takdirde önemli sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Vergide mükerrerlik, haksız vergi indirimleri gibi olumsuz sonuçlar beraberinde rekabet eşitsizliklerini getirmekte, verginin temel amaçlarından uzaklaşıldığı gibi verginin genel ilkeleri de zedelenmektedir.Bu nedenle indirim müessesesinin gerçekleştirilmesinde uygulama birliğinin sağlanması maksadıyla mevzuattan kaynaklanan sorunlar konular itibariyle ve gerekçeleriyle birlikte tek tek ortaya kondu. Her bir konu mevzuata ve katma değer vergisinin teorisine göre, Vergi İdaresinin ve Vergi Yargısının görüş ve kararları da dikkate alınarak uygulamanın olması gerekeni ortaya konmaya çalışıldı.

Katma değer vergisiMali hukukVergi Kanunu+4
Kemal Akmaz
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Vergi Hukukunda borcun intikali

Kamu giderlerinin en önemli ve vazgeçilemez finansman kaynağı olan vergi devletin hükümranlık gücüne dayanarak gerçek ve tüzel kişilerden karşılıksız olarak aldığı ekonomik değerlerdir.Bir borç alacak ilişkisi olan verginin, bir tarafında onun alacaklısı olan devlet, diğer tarafında ise ödeyecek olan vergi mükellefi ve sorumlusu vardır. Devlet bu alacağına ilişkin tüm vergilendirme kurallarını kendi otoriter iradesini kullanarak tek taraflı olarak belirler. Vergi borçlusu olan mükellef ise devlet tarafından konulmuş kurallara uygun olarak vergisini ödemek durumundadır.Ancak değişik sebeplerle vergi borçlusu her zaman aynı kişi olarak kalmamakta bazen borçludan ve bazen de güçlü ve etkin varlığını sürdürmesinde yaşamsal önemi olan vergi alacağından asla vazgeçmek istemeyen devletin koyduğu vergileme kurallarından kaynaklanan nedenlerle vergi borcu üçüncü bir kişiye intikal ederek vergi borçlusu değişebilmektedir.Türk vergi hukukunun mevcut kurallarına göre vergi borcunun asıl mükelleften üçüncü kişilere intikali ya kesin ve kalıcı olarak gerçekleşmekte yada asıl borçluya rücu etme hakkı saklı olarak gerçekleşmektedir. Her iki halde de devlet vergi alacağını koyduğu yasal ve idari kuralları uygulayarak asıl vergi borçlusu olan mükelleften değil intikal olayı nedeniyle mükellef yerine geçen üçüncü şahıstan isteyip tahsil etmektedir.Anahtar Kelimeler: 1) Vergi 2) Vergi borçlusu 3) Vergi alacaklısı4) Verginin tahsili 5) Vergi Sorumlusu 6) Vergi borcunun intikali

BorçlarHukukMali hukuk+5
Belgin Dönmez
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Türk vergi sisteminde bağış ve yardımlar

Türk Vergi Sisteminde Bağış ve Yardımlarİsmail IŞIKDokuz Eylül ÜniversitesiSosyal Bilimleri EnstitüsüMaliye Anabilim DalıMali Hukuk ProgramıBağış ve yardımlar tanım itibariyle bir maddi karşılık beklenmeksizintamamen içtimai amaçlarla yapılan harcamalardır. Ancak, devlet belli alanlara yönelikbağışların teşvik edilmesini sağlamak amacı ile önemli düzenlemeler yapmış, bellikoşullar çerçevesinde yapılan bağış ve yardımların mükelleflerin Gelir ve KurumlarVergisi Beyannamelerinde, vergi matrahının tespitinde indirim ya da gider unsuru olarakdikkate alınmasını temin etmiştir.Bağış ve yardımlar, insancıl duygulara dayanan sosyal nitelikli harcamalardır.Çalışmamızda bağış ve yardımların Gelir, Kurumlar ve Katma Değer Vergisive Özel Kanunlar içerisindeki yeri, temel özellikleri ve mükelleflerce dikkate alınmasıgereken hususlar irdelenmeye çalışılmıştır.Beyan esasına dayalı olan vergi sistemimizde, çeşitli kişi ve kuruluşların bağışve yardım yapmasını kolaylaştıran nedenlerden önemli biri de yapılan bağış ve yardımınbelli koşullarda gelir ve kurumlar vergileri matrahından düşülebilmesidir.Aslında bağış ve yardım dolayısıyla gerçekleşen gider, gelirin elde edilmesiyleilgili olmayıp, bunu gelirin harcanması çerçevesinde vergilenen gelirden yapılmış giderolarak değerlendirmek gerekir. Ancak yardım yapılan dernek, vakıf ve kuruluşlarınözellikle sosyal bakımdan ülkeye katkıları gözönünde bulundurulduğunda, matrahtanindirim yoluyla devletin de bu yardım dolaylı olarak katılması düşünülmüştür. Gerçektenkanunda öngörülen miktara kadar yapılacak bağışlar vergiye tabi gelirden indirilmektebunun üstünde kalan kısım ise vergilenmiş gelirden ödenmiş olmaktadır.Çalışmamızın ilk bölümünde bağış ve yardımlara ilişkin genel açıklamalara;ikinci bölüm birinci kısımda GVK'da yer alan, ikinci bölüm ikinci kısımda ise KVK'dayer alan, ikinci bölüm üçüncü kısımda ise özel kanunlarda yer alan düzenlemelere, ikincibölüm dördüncü kısımda da KDV açısından bağış ve yardımlara değinilecek; bağış veyardım uygulamaları genel hatları itibariyle ele alınacaktır.Son bölümde ise bağış ve yardım uygulamasının genel sonuçlarının yanı sıra,mükellef ve idare bakımından olumlu ya da olumsuz sonuçları değerlendirilecektir. Öteyandan, bu kurumun daha etkin hale getirilmesi için yapılan öneriler, bu bölümdeayrıntılı olarak ele alınacaktır.Anahtar Kelimeler: 1) Bağış ve Yardımlar 2) Hadde Bağlı Bağış veYardımlar 3) Hadde Bağlı Olmayan Bağış ve Yardımlar

İsmail Işık
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
DoctorateOpen AccessTR

Avrupa Birliği'nde dış ticaret mali yükümlülükleri ve türkiye açısından değerlendirilmesi

Dıs ticaret, uluslararası ekonomik birlikteligin en önemli katalizörlerinden biridir. Hatta belki en önemlisidir. Çünkü yüzyıllar öncesinden bugüne, devlet kavramının olgunlasması, ekonomik gelismelere paralel seyretmistir. Ülkelerin cografi, dogal, teknolojik, ekonomik ve stratejik üstünlüklerine göre dıs ticaret sahnesinde yer almıslar ve kendi gelismisliklerine katkıda bulunmuslardır. 1980'li yıllar ve sonrasına hakim olan küresellesme olgusu da dıs ticaret ve bunun geregi ekonomik entegrasyon hareketlerini hızlandırmıstır. Ülkeler kendi özelliklerine uygun uluslar arası kurulus ve bütünlesmelere üye olmuslar ve bu vasıtayla üyelerarası dıs ticaret iliskileri artmıstır. Bu ticari paylasım dünya ölçeginde ticari bütünlesmeyi de beraberinde getirmistir. Dünya ölçeginde ticari bütünlesme, yasalarla cebren tahsil olunan vergi ile dıs ticaretin iliskisinin de dikkate alınması zorunlulugunu ortaya çıkarmıstır. Çünkü, toplumsal yasamla yasıt olan vergi kavramıyla dıs ticaretin yakın teması bulunmaktadır. Dolayısıyla dıs ticaret, maruz kaldıgı vergisel yükümlülüklerden etkilenmekte, bu yükümlülüklere göre kendine yön vermektedir. Bu çalısmada, ilk iki bölümde; dıs ticaret kavramı ve nedenlerinden, dıs ticaretin ulusal ve küresel faydalarından, neden oldugu uluslar arası entegrasyon hareketlerinden bahsedilmis, Türkiye'yi de yakından ilgilendiren Avrupa Birligi bütünlesme hareketinin özeline inilmistir. ktisadi, mali, stratejik ve anayasal boyutlarıyla derinlemesine incelenen Avrupa Birligi'nin Türkiye iliskileri de mercek altına alınmıstır. Son bölümde ise; ortak ticaret politikası ve dıs ticarette mali yükümlülükler: Avrupa Birligi Türkiye perspektifinde bir degerlendirme baslıgı altında Avrupa Birligi ortak dıs ticaret politikası tüm yönleriyle ele alınmıs, dıs ticaret mali yükümlülükleri dünya uygulaması itibariyle genel olarak ortaya konulduktan sonra Avrupa Birligi'nde dıs ticaret mali yükümlülükleri özel olarak incelenmis ve nihayetinde Türkiye'deki uygulamadan gümrük birligi öncesi ve sonrası dönem ayrımı yapılarak dıs ticaret mali yükümlülükleri ve etkileri irdelenmistir.

İrfan Kalpalı
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Gelir vergisinde basit usul uygulaması

ÖZET Vergi devletin amaçlarını gerçekleştirmek amacıyla kullandığı bir vasıtadır. Zaman içerisinde devletin üstlenmiş olduğu hizmetlerin genişlemesi ve çeşidinin artması devletin amaçlarının da artmasına neden olmuştur. Dolayısıyla amaçların gerçekleştirilmesinde bir vasıta olarak kullanılan verginin önemi günden güne artmıştır. Devlet sadece kamu harcamalarını finanse etmek amacıyla gelir elde etmez. Bunun yanında gayri safı milli hasıladan herkesin eşit pay almasına, gelir ve servet dağılımındaki dengesizlikleri azaltmaya kadar pek çok amacı gerçekleştirmeye çalışır. Zamanla devletin kurumsallaşması ve koruyucu devlet olmaktan ziyade sosyal refah devleti olma anlayışını benimsemesi daha düzenli ve daha fazla gelire ihtiyaç duymasını sağlamıştır. Devlet ihtiyaç duyduğu kamu gelirlerinin yeterli hale getirilmesi için genellikle vergi oranlannı veya vergi çeşitlerini arttırma yoluna gitmiştir. Böyle bir uygulama her zaman başanya ulaşamamıştır. Çünkü yapılan yeni düzenlemeler karşısında vergiye karşı tepkilerinde arttığı görülmüştür. Artan bu tepkiler çoğu zaman devleti zor durumda bırakmıştır. Ekonomik ve mali sıkıntı içerisine düşen devlet, kısmi veya geçici tedbirlerle bu sıkıntıları aşamamıştır. Toplum ile devlet hayatının bütün parçaları ile birbirine bağlı sosyal bir organizmadır. Bu nedenle ekonomi politikayı, politikada ekonomiyi devamlı surette etkilemiştir. İşte bu etkileşim devletin genel politikasını etkileyebildiği süreçte, izlenilen maliye politikalarını da etkilemiştir. Zira gelirin vergilendirilmesinde bu etkileşim hat safhaya çıkmıştır. Yapılan düzenlemelerde küçük esnaf grubunun çokluğu ve oluşturulan kamuoyu baskısı hükümetlerin bir takım ticaret erbabını muafiyet kapsamına almasına, bazılan içinde belirlenen matrahlar üzerinden sınırlı miktarda vergi alınması yolunda düzenleme yapmasına neden olmuştur, özellikle 1960'dan sonra Türk Vergi Sisteminde oldukça geniş yer bulan bu düzenlemelere "Götürü Usulde Vergilendirme" denilmiştir. Çağdaş vergileme anlayışı açısından yanlış bir uygulama olan bu usul ile kazançlarının doğrudan doğruya tespitinde güçlükler yaşanılan bazı mükellef gruplannın vergiye tabi kazançlan, belli komisyonlarca tespit edilmiştir.Zaman içerisinde götürü usulde vergilendirilenlerin sayısı giderek artmış ve toplam gelir vergisi yükümlüleri içerisinde küçümsenemeyecek bir boyut almıştır. İstisnai bir uygulama olması gerekirken sisteme egemen hale gelmiştir. Bunun yanında götürü usulde vergilendirilenlerin bir çoğunun kazancı gerçek usulde vergilendirilen mükelleflerin kazançlarına yaklaşmış hatta bazılarının kazançlarını aşmıştır. Buna rağmen mevzuattaki boşluklar ve denetim yetersizliği nedeniyle gerçek usulde vergilendirilmesi gereken pek çok kişi bu usulden yararlanmaya devam etmiştir. Dolayısıyla zaman içerisinde vergi adaletini bozarak, gelir vergisinin en önemli özelliği olan vergi ödeme gücüne ulaşılmasını engellemiştir. Bazı mükelleflerin lehine bazılarının da aleyhine sonuçlar doğurmuştur. Nitekim bu usul; gerçek usulde vergilendirilmesi halinde hiç vergi ödemeyecek veya bu usulün öngördüğü miktarla mukayese edildiğinde daha az vergi ödeyecek mükellefleri, genel olarak belirlenen matrahlar üzerinden vergi ödemek zorunda bırakmıştır. Vergide adalet ilkesi ile çelişen bu durumun gözden geçirilerek yeniden düzenlenmesi zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Bunun üzerine günün siyasi hükümetince çalışma yapılarak kayıt dışı ekonominin kayda alınması, belge düzeninin yerleştirilmesi ve vergilendirmede gerçek kazancın esas alınmasının sağlanması amacıyla Gelir Vergisi Kanunu'nun 46. 47. ve 48.'nci maddelerinde değişiklikler yapılmış ve 01/01/1999 tarihinden itibaren Türk Vergi Sisteminde "Götürü Usulde Vergilendirme Rejimine" son verilmiştir. Yapılan bu değişiklikle 01/01/1999 tarihinden geçerli olmak üzere götürü usule göre vergilendirilen ticari kazanç sahipleri basit usulde vergilendirilmiştir. Basit Usulde Vergilendirme Rejiminden faydalanan/faydalanacak olan mükelleflere Vergi Usui Kanuna göre tespit edilen satış belgelerini düzenleme zorunluluğu getirilmiştir. Ancak basit usule tabi mükellefler alış ve satış belgelerini defterlere kaydetmeyecek, faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları alış ve satış belgelerine göre meslek odalarınca tutulacak kayıtlar esas alınarak tespit edilecek gerçek kazançtan üzerinden vergilendirilecektir. Gerçek geliri kavramaya çalışan bu rejim ile Gelir Vergisi Kanunu'nun götürü ticari kazançlann vergilendirilmesine yönelik maddelerinde belirli bir zaman sürecinde tamamlanacak köklü değişiklikler yapılmıştır. Sistemin temel amacı kayıt dışı ekonominin kontrol altına alınarak belge düzeninin yerleştirilmesidir. Bu nedenle 1999-2000-2001 takvim yıllan için ödenecek vergiye bir üst sınır getirilmiştir. Ancak VIülkemizin yaşadığı ekonomik bunalımlar nedeniyle G.V.K.'na eklenen geçici 58'inci madde ile 2000 ve 2001 takvim yıllan için hayat standardı uygulaması getirilerek ödenecek vergiye bir alt sınır da konulmuştur. Bu süre içerisinde kanunun 48. maddesinde yazılı hadler aranılmayacaktır. 31/12/2001 tarihinde basit usule tabi olmanın şartlarını topluca taşıyanların kazançlarının şartlan taşıdıklan sürece takip eden yıllarda da basit usule göre tespit edileceği hükmü getirilerek sistem mükelleflerde oluşacak tereddütlere karşı güvence altına alınmıştır. Bunun yanında belge düzenine uymadığı tespit edilenlere; bir üst dereceden, birinci dereceden vergilendirilenlerde ise birinci derecenin %50 fazlası üzerinden vergilendirileceği hüküm altına alınarak sistemin cezai yaptırımı da düzenlenmiştir. Türk Vergi Sisteminde gerçek geliri kavramaya çalışan "Basit Usulde Vergilendirme" başlığı altında incelediğim tezim iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde gelir kavramı, ticari kazancın tarifi ve vergilendirme usulleri, İkinci bölümde basit usulde vergilendirme rejimi, mevcut uygulama ve kanundaki eksiklikleri irdelemeye çalıştım. vıı

Gelir vergisiGötürü vergilemeHukuki yapı+3
Hakan Bay
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2003
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de sermaye piyasalarının gelişmesinde vergilendirmenin rolü ve önemi

ÖZET Bir ülkenin gelişmesi için tasarrufların artması ve bunların reel yatırımlarda kullanılması gerekmektedir. Yatırımların gerçekleşebilmesi ise tasarruflara bağlıdır. Bununla birlikte, tasarrufların artması ve yatırımlarda kullanılması için de etkin ve fonksiyonel sermaye piyasalarına ihtiyaç vardır. Bilindiği gibi sermaye piyasaları uzun vadeli fonların karşılaştığı piyasalardır. Dolayısıyla işlevsel ve derinliğe sahip bir sermaye piyasası, yatırımcılara fon sağlama ve yatırımlarının artmasında önemli bir role sahiptir. Küreselleşmeyle birlikte artan uluslararası sermaye hareketlerinin vergilendirilmesi uluslararası gündemde oldukça tartışılan bir konu olmuştur. Kısa vadeli ve spekülatif amaçlı para giriş ve çıkışları dünyanın bir çok ülkesinde kriz yaşanmasına yol açmıştır. Bu bağlamda ortaya atılan menkul kıymet işlem vergisi, spekülatif işlemlerin azaltılmasında bir önlem olarak düşünülmüştür. Ancak, bu verginin başarılı olabilmesi için bütün dünyada uygulanması gerekliliği ve ülkelerin de vergilendirme yetkileri açısından bu durumu uygun görmemeleri, bu verginin uygulamasını sınırlı tutmuştur. Ülkemizde sermaye piyasaları özellikle 1980'den sonra gelişmeye başlamış, Sermaye Piyasası Kanunun kabulü ve İstanbul Menkul Kıymetler Borsasının kurulup çalışmaya başlaması ile bu gelişme ivme kazanmıştır. Ancak sermaye piyasalarımız henüz arzulanan fonksiyonu görecek seviyeye ulaşamamıştır. Bu eksikliği gidermek için kullanılacak teşvik politikalardan biri de vergi politikalarıdır. Bununla birlikte ülkemizde kamu borç yükünün yüksekliği vergi politikalarının etkinliğini azaltmaktadır. Dolayısıyla bir teşvik aracı olarak vergi politikalarının etkinliği bu sorunun çözümü ile artacaktır.

Sermaye piyasasıTasarrufTürk sermaye piyasası+1
Yusuf Kıldiş
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2003
00
Master'sOpen AccessTR

İktisadi kalkınma açısından teşvik edici vergi politikasının önemi (Türkiye uygulaması)

ÖZET Gelişmekte olan ülkelerde iktisat politikası amaçlarının başında iktisadi kalkınmanın sağlanması gelmektedir.İktisadi kalkınmanın sağ lanması uzun bir süreci gerektirmektedir. Bu sürecin ilk aşaması başta alt yapının kurulması, daha sonra ise sınai üretime önem verilmesidir. Başka bir deyişle, kalkınmanın sağlanması sanayileşmeyle paralellik arzetmektedir. Bu bağlamda devletin tam kamusal yatırımları gerçek leştirerek, özel sektörün tasarruf imkanlarını artırıcı teşviklere ağırlık vermesi gerekmektedir. Ülkemizdeki gelişmeler esas alındığında planlı dönemle birlikte teşvik politikalarının önemi daha belirgin bir şekilde ortaya çıkmış- tır.Bunlar içinde vergisel teşvikler ağırlıklı olarak uygulama alanı bul- muştur.Özellikle 1980' den sonra ihracata dayalı sanayileşme politikala rının önem kazanmasıyla bu tür teşvik uygulamaları yoğunluk kazan mıştır.

Ekonomik kalkınmaPlanlı dönemTeşvik politikaları+4
Yusuf Kıldiş
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1998
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye`de vergi yönetimine yardımcı bir meslek olarak mali müşavirlerin yetki ve sorumlulukları

Tax administration and taxpayer are known as the parties of tax in our tax subject. But the number of the tax parties has increased to three since the law of accountantship has become effective in 1989. So third party of tax consists of members of accountantship profession. This law has brought the institute of liable accountantship to our country. Therefore, in this dissertation the profession of accountantship was selected as the matter and especially the subject based on this new law and its application were investigated. In the later chapters, the effectsof this profession on the financial, economic activities were examined and, juridical and administrative sides of the profession were evalusted. In the last chapter, problems and responsibilities of the accountantship progfession ther are publicly functioning were determined by scrutinizing the authority and responsibilities of the members of the profession. In spite of a eleven year past of this law which was passed as the frave law, that the number of the subject arrives to 1.500 pages and that there exist many interventions to the law demonstrate the juridical, economical and administrative importance of the law. n

Mali müşavirlikMesleki sorumlulukMuhasebe+4
Tayyip Yavuz
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2000
00

Other supervisors