Theses supervised by Prof. Dr. Mehmet Veli Seyitdanlıoğlu

11 theses · Hacettepe University

Master'sOpen AccessTR

Tanzimat Döneminde Eflak ve Boğdan'daki entelektüel hareketlerin Romanya'nın bağımsızlığına katkısı (1831-1878)

Eflak ve Boğdan, Balkanlarda önemli stratejik konuma sahip olmakla birlikte, tarih boyunca farklı devletlerin hâkimiyeti altına girmiş ve bağımsızlığını elde edene kadar birçok mücadele vermiştir. Rekabet halinde olan dış güçlerin otoritelerini meşrulaştırma çabaları, Eflak ve Boğdan topraklarını mücadele alanına çevirmiştir. Bu rekabetten yıpranan yerli halk, topraklarının refahını sağlayabilmek için çeşitli faâliyetlere girişmiştir. Fransız İhtilâli'nin getirdiği düşünce akımlarıyla entelektüel gruplar ortaya çıkmış ve millî kimlik bilincinin etkisiyle reform hareketlerine girişmişlerdir. İlk olarak prensliklerin birleşmesiyle büyük bir adım atacak olan ihtilâlciler, 1878 yılında bağımsızlığın kazanılmasını sağlamışlardır. Bu çalışmanın amacı, Eflak ve Boğdan'daki entelektüel hareketlerin Romanya'nın bağımsızlığını kazanmasına katkısını incelemektir. Bu aşamada Eflak ve Boğdan'ı etkileyen Fransız İhtilâli, Fenerli ailelerin reform girişimleri ve Transilvanya Birleşik Kilisesi'nin faâliyetleri ele alınmıştır. Özellikle Eflak ve Boğdanlı ihtilâlcilerin yapmış olduğu modernleşme çalışmalarının ve dış güçlerle olan ilişkilerinin ortaya konulması, bağımsızlık sürecini görmek açısından önemli olmuştur. Entelektüellerin ulusal kimlik inşa etme çabasında dil, din ve tarih gibi kültürel öğelere başvurmaları, çalışmada Eflak ve Boğdan halkının coğrâfî, târihî menşei ve sosyo-kültürel yapısından bahsedilmesini gerekli kılmıştır. Ayrıca Eflak ve Boğdan'da ortaya çıkan ihtilâl girişimleri üzerinde dış güçlerin müdâhalesiyle yıpranmış olan halkın gösterdiği tepkilerin etkili olması, Osmanlı Devleti ve Avrupalı Devletler ile Memleketeyn arasında yürütülen diplomatik ilişkilerin değerlendirilmesi gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Çalışmada Eflak ve Boğdan'daki entelektüel hareketlerin Romanya'nın bağımsızlığına olan etkisi Türkçe, İngilizce ve Rumence kaynaklar ışığında incelenmiştir. Buna göre, Romanya'nın bağımsızlığını kazanmasında yalnızca siyâsî gelişmelerin değil, özellikle ulusal devlet kurma aşamasında rehberlik edecek olan entelektüel grupların sosyo-kültürel faâliyetlerinin de önemli derecede katkı sağladığı sonucuna varılmıştır.

BağımsızlıkBağımsızlık mücadelesiEflak+7
Esra Kızıl
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Tanzimat Dönemi'nde bahriye alanında yapılan ıslâhât hareketleri ve Bahriye Meclisi

Tanzimat'ın 3 Kasım 1839'da ilan edilmesiyle beraber yapılacak olan reform hareketleri hız kazanmıştır. Reform hareketlerinin görüldüğü bir diğer alan da deniz kuvvetleri olmuştur. Deniz kuvvetleri yalnızca devletlerin deniz savaşlarında kullanılmamakla beraber aynı zamanda ticaret güvenliğini sağlamak, savaş esnasında askerlerin sevkine yardımcı olmak ve en önemlisi jeopolitik konuma dayalı olarak toprak bütünlüğünü sağlamada önem arz etmektedirler. Osmanlı Devleti 'de tüm bunları göz önünde tutarak, bahriyede eksiklik gördüğü konularda modernizasyon hareketlerini başlatmıştır. Ancak denizcilik alanında yenilik hareketlerine başlamak kolay bir hareket değildir. Yeni teknolojiye dayalı gemiler yapmak için hem yeni malzemelere hem de gelişmiş bir sanayiye ihtiyaç duyulmaktaydı. Tüm bunlar mali açıdan külfetliydi. XIX. yüzyılda yenilik girişimlerine örnek olarak tersanelere buharlı ve zırhlı gemiler girmeye başlamıştır. Devlet, deniz savaşlarında aldığı bozgunlar neticesinde donanmasını tanzim ederken yeni teknolojiyi kullanma yoluna gitmiş, bu nedenle bu tarzdaki gemileri tersanelerine getirtmiştir. Tanzimat dönemi ile beraber yapılacak olan reformların daha düzenli yapılması ve denetlenmesi açılan meclisler bahriye alanında da kendisini göstermiştir. İki defa kurulan Bahriye Meclisi, denizcilik alanında reformlara öncülük etmeye çalışıp, işlerin belirli bir düzen doğrultusunda yapılmasını amaçlamıştır. 1867 senesinde Bahriye Nezareti'nin kurulması ile beraber meclis, nezaretin bünyesinde görevlerini sürdürmeye devam etmiştir. Bu çalışma, Tanzimat Döneminde denizcilik alanında ne gibi ıslahatlar yapıldığından bahsederken, Bahriye Meclisi'nde alınan kararlar neticesinde ıslahatları gerçekleşmede başarılı olup olunamadığının yanı sıra bu meclisin Osmanlı bürokrasisinde yerinin tayin edilmesine yardımcı olmaktır.

Bahriye MeclisiBahriye teşkilatıDenizcilik tarihi+5
Beyza Şeyhoğlu
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

18. yüzyılda Antakya'da âyanlar

18. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu'nda önemli değişimlere sahne olan bir dönemdir. 17. yüzyılın sonlarında yaşanan kayıplar 18. yüzyılda imparatorluğu yöneten grupların yeni bir bakış açısıyla gelişmeleri değerlendirmesine ve buna uygun olarak sorunları aşmak adına yeni yaklaşımlara yönelmesine neden olmuştur. Osmanlı merkezi idaresinde yaşanan bu değişimlerin yanında taşra idaresinde de o güne kadar bir dereceye kadar etkili olan grupların bu yüzyılda daha baskın roller üstlendiği ve yeni bir ayan tipi ile karşımıza çıktığı görülmektedir. Antakya kazası Osmanlı İmparatorluğu'nun Anadolu ve Arap eyaletleri arasında bir geçiş bölgesi konumunda olması ve gerek ticaret gerekse hac yolları üzerinde bulunması bakımından dikkat çeken bir kazadır. Bu bakımdan imparatorluğun taşra idaresinde öne çıkan bu yeni grupların imparatorluğun bu bölgesinde voyvodalıktan, serdarlığa, mütevellilikten mültezimliğe kadar çeşitli roller üstlenmiştir. Bu bölgede âyânların taşra idaresinde kimi zaman icra gücünü arttıran son derece yararlı roller oynadığı görüldüğü gibi kimi zaman bunların idare açısından tehditler yarattığı da görülmüştür. Antakya âyânları üzerine yapılan bu çalışma hem Osmanlı İmparatorluğu'nda taşra idaresinin yeni durumunu ortaya koymak bakımından hem de değişen koşullar karşısında egemen unsurların taşra özelinde ne tür bir değişikliğe uğradığını görmek bakımından anlamlıdır.

18. yüzyılAyanlıkHatay-Antakya+3
İsmet Tuncer
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
32
Master'sOpen AccessTR

Tanzimat reformları ve İtalyanlar (1838-1876)

1600'de başlayan iç krizden sonra ve Sultan III. Selim tarafından yapılan ilk reform programı sonrasından, 1700'lü yılların sonları ile 1800'lü yılların başları arasındaki, Osmanlı İmparatorluğu'nun iç düzen bir değişiklik ihtiyacını hissetmeye başladı. Osmanlı İmparatorluğu siyasal, ekonomi, askerliğe ve diploması'nın konusu üzerinde diğer büyük Avrupalı Ülkelere rekabet edebilen için bir reform programı yaptı. Böylece, ekononomisi geliştirmeye başladı. Sultan III. Selim saltanatını sırasında (1789-1808) İmparatorluğu modernize etmek istedi ve ilk askerinin reform yaptı, ancak bunu iyi sonuç vermedi. Halefi saltanatında Sultan II. Mahmud (1808-1839) dönemindeki eğitim sistemi yeniden düzenlendi ve yeni okullar oluşturuldu. Sultan II. Mahmud, İmparatorluğun öne sürdüğü büyük askeri değişikliklerden birinin işleyen kişidir: eski Yeniçerilerin birliğini yok etti ve yeni bir askeri sistem inşa etti. Dahası, Sultanı Avrupa ürünlerinin tanıtımını ve yeni ticari anlaşmaların oluşturulmasını destekledi; Ayrıca Sultan, Osmanlı İmparatorluğu'ndaki Avrupalı diplomatların varlığını teşvik etti. Avrupa'daki Osmanlılar diplomatik ve ticari rollerini arttırmakla ilgilendiler. Bu sebeplerden dolayı Osmanlı İmparatorluğu, yeni ekonomik anlaşmalar imzaladı ve Türk topraklarında Fransa ve İngiltere gibi diğer Ülkeleri konsolosluklar inşa etmek taahhüt etmeye başladı. Osmanlılar, İtalyan devletleri ile birlikte yeni ticaret anlaşmaları, özellikle denizcilik anlaşmaları uğraşmakla ilgilendiler. Osmanlı İmparatorluğu'nda İtalyan büyükelçilerini ve tüccarların varlığı, iki ülke arasındaki ilişkileri kolaylaştırdı ve daha fazla İtalyanlar iş ve ticaret yapmak için İstanbul'a taşındı ve Osmanlı İmparatorluğu'nda yaşamaya başladılar. Yakın politik ve ekonomik bağlar, İtalyan kültürünün de İstanbul'a ulaştığı anlamına geldi. Dahası, yabancıların varlığı sebebi ile Osmanlı İmparatorluğu'na, özellikle İstanbul'a, Avrupalı üslubunu getirdiler ve tüm dünya 'da İstanbul'un mahallesiler ünlü oldular. Sultan II. Mahmud'un ölümünden sonra, II. Mahmud'un oğlu, Abdülmecid (1823-1861) 1839 yılında tahta çıktı ve aynı yıl Gülhane Hatt-ı Şerif-i Fermanı'nı ya da Tanzimat Fermanı ilân etti böylece reform bir dönem başladı. Gülhane Hatt-ı Şerif-i Fermanı, Büyük Vezir Koca Mustafa Reşit Paşa tarafından halka okundu. Kararnamenin amacı, imparatorluğun hem askeri hem de toplumsal bir aşamada modernize edilmesine yardımcı olmaktı. Böylece, Osmanlı İmparatorluğu Fransa ve İngiltere gibi Avrupa'nın Büyük Güçleri ile rekabet edebilmekti. Ayrıca, Saltanatı bu reformlar tüm Osmanlıların topraklarına geçerliği umuldu. Böylece, özellikle Avrupa'nın Osmanlı toprağı yeniden bir güçlü Osmanlıların eline kontrollü alabildi. Yeniden Kararnamenin amacı vergi tarımının kaldırılması, askerlik reformu, ve dini veya etniği gruptan bağımsız olarak tüm Osmanlı vatandaşlarına hakların garanti edildi. Osmanlı İmparatorluğu için Tanzimat Fermanı en önemli değişim noktasını temsil etmektedir. Nitekim bunu demokratikleştirme projesine ilk açıklığını oldu. 1856 tarihinde, Kırım Savaşı'ndan sonra, Sultan Abdülmecid yeni bir fermanı İslâhat Hatt-ı Hümâyûnu adlı İmparatorluğun tüm vatandaşlarına verdi. Bu kararname ile Sultan Abdülmecid herkes vatandaşlarına eğitim, hükümet atama ve adalet yönetimi konusunda eşitlik sözü verdi. Dahası, Sultan "İl Meclisleri" ve "Komün Konseyleri" oluşturmaya söz verdi. İslâhat Hatt-ı Hümâyûnu, İmparatorluğun yapısının modernleştirilmesi süreçlerindeki çök önemli nokta kabul edildi. Bundan sonra, modernleşmelerin ve İmparatorluğun ayakta kalmasının yolu uzun ve zordu ve sadece 1876'da ilk Osmanlı Anayasası ilan edildi. Reformların projesi sırasında Avrupalılar Padişah tarafından çeşitli görevlerle atandılar ve bunlar Avrupa'dan yeni ürünler ve yenilikler getirmeye katkıda bulunmuştur. Bunlar arasında İtalyanları Osmanlı mimarisinde İtalyan mimari üslubu yaymaya katkıda bulunmuştur. Dahası, İtalyanlar Osmanlı müzik sahnesine Avrupa şarkılarını ve müzikal motiflerini tanıttılar, ayrıca Osmanlı tiyatrosuna Operayı getirdiler ve İtalyan askerleri de Osmanlı piyadeleri içinde yer aldılar. 1848'deki ayaklanmalardan başlayarak, İtalyan devletleri Borbon'u, Avusturya'nın egemenliğini ve yöneten mutlakça monarşi rejimleri karşı ayaklandılar. Onlar isyan ettiler ve Roma İmparatorluğu'ndan sonra ilk kez olarak 1860-1861 tarihinde İtalya birleşik bir devlet haline geldi. Bu mücadeleler ve politik değişimler dönemi, "Risorgimento" adlı ile tarihçiler tarafından belirlendi. Risorgimento sırasında Avusturya hükümeti tarafından birçok İtalyan savaşçı ve politikacı, sürgüne gönderildi ve onlar arasındaki birçoğu İstanbul'da yaşanmak için güvenli ve rahat bir yer buldular. Bu İtalyan askerler, politikacılar ve işçiler yabancı egemenliğe karşı savaşan ve İstanbul'daki yaşarken İstanbul'da Avrupalı yaşayan arasındaki Risorgimento fikirlerinin yayılması ve birleşik ve özgür İtalya'nın fikirleri yayılmasına katkıda bulundu. İstanbul'da İtalyan ve Avrupalar yaşayan İtalyan birleşme meselesiyle de ilgilenmeye başladılar, bu yüzden bazıları, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'na karşı duyulan talihsizlik mücadelesine aktif olarak katkıda bulunmaya karar verdiler. Çalışımında 1838'den 1876'ya kadar olan İtalyan Devletler ve Osmanlı İmparatorluğu ile arasındaki diplomatik ve kültürel ilişkileri üzerinde bin incelenmesini vermeyi çalıştım ve İstanbul'daki İtalyan sanatçıların gerçekleştirdiği eserlerin analizini yapmaya çalıştım. Dahası, çalışmamı ile İtalyan sanatçılar Osmanlı dünyasını nasıl temsil ettiğini ve İstanbul'daki İtalyan kültürünün ve üslubunun nasıl kabul edildiğini ve İmparatorluğun modernleşmesinde İtalyan sanatsal katkısını nasıl sergilediklerini göstermeye çalıştım. Anahtar Sözcükler İtalya, Osmanlı İmparatorluğu, Tanzimat, Risorgimento, İtalya'nın Birleşmesi

Osmanlı DevletiReformTanzimat+4
Consuelo Emılj Malara
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
10
DoctorateOpen AccessTR

Romanya'daki Türk-Tatar toplumu ve Türkiye'ye göçleri (1918-1941)

Bu tezde, XIII. asırdan beri Dobruca'da yaşayan ve bu bölgede varlığını sürdüren, Türk-Tatar toplumunun önemli bir kısmının 1918-1941 yılları arasında Romanya'dan Türkiye'ye göçleri incelenmektedir. Romanya'dan Türkiye'ye 1918-1941 yılları arasında gerçekleşen göçlerin siyasî, diplomatik ve sosyolojik boyutları vardır. XIV-XIX. asırlar arasında Dobruca'nın Osmanlı toprağı ve nüfusunun çoğunluğunun Müslüman olduğu gerçeği, göçlerin tarihi gelişimini anlamak için önemlidir. Siyasî açıdan Türkiye Cumhuriyeti'nin ve Romanya Krallığı'nın göçlere karşı bakış açıları ve uyguladıkları kararlar göç sürecini etkilemiştir. Bükreş ve Ankara göçleri desteklemiştir fakat bu sürecin yasal bir çerçevede devam etmesine gayret etmişlerdir. Romenler açısından bakıldığında Müslüman toplumun Tuna ve Karadeniz arasındaki bölgeyi terk etmesi, Vlah kolonistleri buraya yerleştirecek Romanya'ya, sınırları dâhiline yeni katılan bu toprakları romenleştirme fırsatını veriyordu. Böylece Romanya, Bulgarların bu bölge üzerindeki taleplerinin önüne geçmeye çalışmıştır. Romanya – Türkiye ilişkileri açısından bakıldığında, Romen ve Türk diplomatlar göçlerin düzenli olarak yapılmasına ve göçmenlerin sorunlarını çözmeye gayret etmişlerdir. Bundan dolayı 1936 göçlerini düzenleyen bir antlaşma imzalanmıştır. Eksikleri olsa da bu antlaşma göçmenlerin birçok sorununu ele alıyordu. Sosyolojik açıdan bakıldığında göçmenler, yeni dâhil oldukları bir topluma uyum sağlamaya çalışmışlar, kalanlar ise sayıları azaldığı için karşılaştıkları zorluklara yeni çözümler aramışlardır. 1918-1941 yılları arasında Romanya'dan-Türkiye'ye göçleri bütün yönlerini ortaya koymak için bu tezde Romen, Türk ve Fransız arşivleri yanında iki ülkede dönemin basını ve konuyla ilgili yayınlanmış çalışmalar kullanılmıştır.

GöçlerRomanyaTatarlar+3
Metın Omer
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Tanzimat sonrası Osmanlı imparatorluğu bütçe ve kesin hesaplarının analizi

Bu doktora tezinde; Bütçe Hakkı ve Bütçe Hazırlama disiplininin Osmanlı mali sistemine entegre edilmesi ve Kesin Hesap uygulamasının yerleşmesi konuları çalışılmıştır. Mali sistem içerisinde Kamu Bütçelerinin ve Kesin Hesap Uygulamaları ile bütçe denetiminin sağlanması Osmanlı mali sistemi için yeni ve modern bir uygulama olmuştur. Bu sebeple Bütçeler ve Kesin Hesap Cetvelleri tezimizin ana konusu olmuştur. Osmanlı İmparatorluğunun yıkılma sebepleri açıklanırken, birçok konudan bahsedilir. Bun konular içinde ilk sıralarda Osmanlı Ekonomik ve Mali sisteminin geliştirilememesi gelmektedir. Bu konuda yapılan çalışmaların çoğu sözel anlatımlara dayanırken, bu tez çalışmasında dönemin ekonomik gerçekliği, sayısal olarak ortaya konmakta ve analiz edilmektedir. Tanzimat sonrası 1841-1910 arası dönemin bütçe rakamları, tablo ve grafikler ile açıklanarak 19. Yüzyıl Osmanlı Devleti mali durumunun yıllar içindeki seyri analitik olarak gösterilmiştir. Ayrıca 1887-1895 arası 9 mali yılın bütçe rakamları verilerek dönemin bütçe analizleri detaylandırılmıştır. İlave olarak 1885-1892 arası hazırlanan Kesin Hesap cetvelleri ilk defa günümüz Türkçesine çevrilerek mali analiz teknikleri uygulanarak, bütçe rakamları ile karşılaştırılmış ve literatüre kazandırılmıştır. Tezde kullanılan birincil kaynaklar ve bu kaynakların mali disiplinle analiziyle özgün olmasına çok büyük bir çaba sarf edilmiş ve dönemin gerçek resmini oluşturulmasına küçükte olsa bir katkı sağlaması hedeflenmiştir.

BütçeDevlet bütçesiKesin hesaplar+2
Fatih Sefa Topçu
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Mehmet Emin Rauf Paşa (1780-1860)

III. Selim, II. Mahmud ve Abdülmecid gibi yenilik yanlısı padişahların saltanatlarını görmüş olan devlet adamı Mehmet Emin Rauf Paşa, bu çalışmanın konusunu oluşturmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu'nda büyük değişimlerin yaşandığı bir zamanda, toplamda on beş yıla yaklaşan sadaretlerini ve yine on beş yılı bulan taşra yöneticiliklerini göz önüne aldığımızda Rauf Paşa'nın biyografisi, devre ait siyasetin nasıl şekillendiğini anlamamıza yapacağı katkılar sebebiyle önemlidir. Nitekim Rauf Paşa, Anadolu'daki ve Suriye'deki memuriyetleri sırasında Osmanlı-İran savaşlarına Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılışına, Asakir-i Mansure'nin kuruluşuna ve çıkışından kısa bir süre sonra uluslararası soruna dönüşmüş olan Mısır valisinin isyanına tanıklık etmiştir. Kalem terbiyesi almış olması sayesinde Rauf Paşa, XIX. yüzyılda, Babıali'nin reformları uygulayacak kadrolara ihtiyaç duyduğu bir dönemde seyfiye kökenli bürokratlar yerine kalemiye kökenli bürokratları tercih eden II. Mahmud'a uzun yıllar sadrazamlık yapmış ve onun ilk Başvekil'i olmuştur. Rauf Paşa, ülkede reformların sağlam bir zemine oturması için merkezin eyaletler üzerindeki egemenliğini yeniden tesis etmek amacıyla, taşradaki güç odaklarını ortadan kaldırmayı planlayan II. Mahmud'un siyasi merkeziyetçilik projesini desteklemiştir. Rauf Paşa, II. Mahmud'un vefatına yakın Tanzimat'ın üzerinde yükseleceği kurumsal dönüşümü mümkün kılacak bürokratik reformların hazırlanmasında Mustafa Reşid Paşa ile birlikte çalışarak, yönetimde modernleşmenin önünü açan devlet adamları arasında yer almıştır. Tanzimat'ın ilanından sonraki sadaretlerinde de çizgisini koruyan Rauf Paşa, yenilik yanlılarıyla muhafazakârlar arasında yaşanan mücadelede yeniliklerden yana tavır alarak, imparatorluğun devamını sağlayacak askeri ve mali reformların gerçekleştirilmesinde önemli roller üstlenmiştir. Dolayısıyla Rauf Paşa'nın kişiliğinde karşılığını bulan Osmanlı devlet adamı kimliği Tanzimat öncesi ve sonrası olmak üzere iki zamanın birlikteliği üzerine inşa edilmiş; ancak bu birliktelik Rauf Paşa'nın siyasi hayatında ikiliğe yol açmamış ve çatışmadan varlığını birarada sürdürmeyi başarmıştır.

BabıaliBürokrasiMahmud II+6
Mehmet Doğan
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

1848-1849 Macar özgürlük mücadelesi ve Macar mülteciler meselesi

Macarlar bağımsız olabilmek, kendilerine özgü bir devlet kurabilmek için siyasi, kültürel, ekonomik ve sosyal açıdan çok mücadele vermişlerdir. 15 Mart 1848'den itibaren Macarlar özgürlükleri uğruna baskılara karşı gelmişler ve 1848 İhtilâllerine sürüklenmişlerdir. 1830- 1867 yılları Macarların devlet kurabilmek için çaba sarf ettiği yıllardır. 1789 Fransız İhtilâli de Macarların bağımsızlık fikri üzerinde etkilidir. Bu dönemde Avrupa'da meydana gelen devrim hareketleri de milliyetçi ve liberal özellikler göstermekteydi. 1848 yılında Macarlar Avusturya ile pek çok savaşlar vererek Macar Cumhuriyetini kurmak istediler. Tek hedefleri Avusturya'dan ayrılmak idi. Lajos Kossuth önderliğinde yeni bir meclis kuruldu. Lajos Kossuth, Sándor Petőfi ve János Damjanich gibi vatanseverler özerk Macaristan için mücadele ettiler. Avusturya'ya karşı açtıkları savaşta Avusturya, Ruslardan yardım isteyerek onları bastırmak istedi. Rusların askerî gücü karşısında Macarlar direnemediler ve yenildiler. Avusturya ayaklanmayı bastırdı ve Macarları tekrar kendisine bağladı. Pek çok Macar katledildi. Macarlar ve Lehler daha fazla dayanamadılar ve Osmanlı Devleti'ne sığındılar. Avusturya'nın Macar, Rusya'nın da Leh asıllı mültecileri Osmanlı Devleti'nden iadesini talep etmesi ve Osmanlı İmparatorluğu'nun da bu isteği geri çevirmesi üzerine diplomatik kriz oluştu. Bunun üzerine Macar Mültecileri problemi gelişmeye başladı. Bu çalışmanın amacı, Macaristan'da 1848- 49 yılları arasında patlak veren ihtilâli, ağırlıklı olarak Macar kaynaklar kullanılarak meydana gelen muharebeleri ve Macar Mülteciler Meselesini anlatmaktır. Macar Özgürlük Mücadelesinde çok büyük rol oynayan Lajos Kossuth tanıtılmaya çalışılmıştır. Macarların bağımsızlık mücadelesinin başarısızlıkla son bulmasından dolayı Osmanlı Devleti'ne sığınma talep ettikleri ve Osmanlı Devleti'nin de nasıl yardım ettiğini ortaya koymaktır. Mültecilerin Osmanlı Devleti'ne sığınma süreci ve yürütülen diplomatik ilişkiler ele alınmıştır. Çalışma da Macar Özgürlük Mücadelesinin hem Macarlar hem de Avrupa Devletleri üzerindeki etkileri temel alınarak yazılmıştır. Macarca literatür, Macarca kaynaklar, Türkçe literatür ve Türkçe belgeler ışığında 1848 İhtilâli ve Mülteciler Meselesi incelenmiştir. Macar Özgürlük Mücadelesinin sadece Macaristan'ı değil tüm Avrupa'yı etkilediği ve reformları hayata geçirmek için nasıl çaba harcandığı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelime: Macar, Leh, Macar Mülteci, Macar Özgürlük Mücadelesi, Mülteciler, Osmanlı Devleti, Türk- Macar İlişkileri

MacaristanMültecilerOsmanlı Devleti+3
Burcu Çiloğlu
Hacettepe University
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Hasan Fehmi Paşa ve hayatı (1836-1910)

Çalışmamızda Tanzimat kültürü içerisinde doğup Meşrutiyet dönemlerinde yaşamış olan Hasan Fehmi Paşa'nın hayatını el aldık. Hasan Fehmi Paşa II. Abdülhamid'in tahta çıkmasıyla aynı dönemde devlet kademelerinde görev almaya başlamıştır. Paşa, I. Meşrutiyet'in ilanıyla İstanbul mebusu olurken Meclisin ikinci devresinde Meclis-i Mebusan başkanı olmuştur. Hasan Fehmi Paşa, kişiliği, bilgisi ve görev sorumluğu gibi meziyetleri ile II. Abdülhamid'in güvenini kazanmıştır. Başta İngilizlerin işgali ile birlikte bir sorun haline gelen Mısır meselesini görüşmek üzere Londra'ya gidişi olmak üzere Aydın ve Selanik valilikleri, Adliye, Hazine-i Hassa ve Nafia nazırlıkları görevlerine getirilmiştir. Valilikleri döneminde özelliklede Aydın valiliği görevinde siyasi, eğitim ve ekonomik meselelerin yanında sosyal açıdan da yaptıkları ve sorunlara yaklaşımı o dönem şartlarına göre takdire şayandır. Nafia nazırlığı sırasında Anadolu'nun bayındırlık işleri ile ilgili önemli bir layiha hazırlayarak Anadolu'nun ulaşım sorunlarını ilk kez çözümleri ile birlikte gündeme getirilmiştir. Bir başka görevi ise Tokat'ta çıkan Ermeni olaylarının araştırılması ve suçluların cezalandırılması için kurulan mahkemede heyet başkanı olarak görev almasıdır. İtalya Kralının 25. evlilik yıldönümü törenine katılarak ikinci yurt dışı görevine çıkmış, Osmanlı Devleti'ni temsil etmiştir. Paşa, sadece II. Abdülhamid'in değil İttihat ve Terakki'nin genç liderlerinin de güvenini kazanarak II. Meşrutiyet'in ilanıyla birlikte Adliye Nazırı görevine getirilirken aynı zamanda Meclis-i Ayan azası olmuştur. Hasan Fehmi Paşa, Tanzimat kültürü ile yetişmiş, İstibdat Döneminde yaşamış, bürokraside önemli görevlere atanmış ve Meşrutiyet döneminde siyasi hayatın içinde yer almaya devam etmiştir. Osmanlı devlet adamları arasında önemli bir şahsiyet haline gelen Hasan Fehmi Paşa "İhtiyar Jön Türk" ismi ile de anılmıştır. Anahtar Sözcükler Hasan Fehmi Paşa, Selanik, Aydın, Mısır, Nafia

Abdülhamid IIBiyografiHasan Fehmi Paşa+2
Özgür Erbulut
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Tanzimat Döneminde Edirne (1839-1908)

XIX. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu için idari, iktisadi, sosyal, kültürel vb. birçok alanda dönüşümlerin yaşandığı bir asır olmuştur. XVIII. yüzyılın son çeyreğinde III. Selim döneminde yapılan ve XIX. yüzyılda II. Mahmud'un saltanat yıllarında artarak devam eden reform hareketleri 3 Kasım 1839 yılında ilan edilen Gülhane Hatt-ı Hümâyunu ile adeta doruk noktasına ulaşmıştır. Bir döneme adını veren bu fermanla devlet Müslüman ve gayrimüslim tebaa arasında kanun önünde eşitlik, herkesin gelirine göre vergi vermesi, askerlik süresinin belirlenmesi gibi birtakım vaatlerde bulunuyordu. Fermana gerek ülkede gerekse ülke dışında farklı tepkiler gelmiştir. Devlet adamları da bu kadar geniş, kapsamlı ve önemli reformları tüm imparatorluk sathında uygulamaktansa nispeten başkente yakın ve de böylece daha rahat kontrol edebileceği vilayetlerde uygulamaya karar verdi. Bu vilayetlerden biriside çalışma konumuz olan Edirne Vilayeti'dir. Edirne coğrafi olarak günümüze nazaran çalışma dönemimizde Kırklareli, Tekirdağ, Gümülcine, Filibe, Gelibolu gibi yerleri içine alan çok daha büyük bir vilayettir. Üstelik nüfus olarak da Rum, Bulgar, Ermeni ve Yahudilerin yoğun olarak yaşadığı kozmopolit bir kenttir. Bu nedenden ötürü Tanzimat'ın Edirne'deki başarısı Tanzimatçı devlet adamları için oldukça önemlidir. Bu dönem özellikle Balkanlarda ayrılıkçı hareketlerin, eşkıyalık faaliyetlerinin yoğunlaştığı bölge olmuştu. Yine Sultan II. Abdülhamid'in saltanatının hemen başında yaşanan ve tarihimizde "93 Harbi" diye adlandırılan 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı da, hem Osmanlı İmparatorluğu hem de Edirne şehri için bir felaketle sonuçlanmıştı. Savaşta Edirne şehri Rus işgaline uğramış; yine bu savaş nedeniyle Osmanlı İmparatorluğu Rumeli'den ve Kafkaslardan gelen büyük bir göç dalgasına maruz kalmıştır. Rumeli'den gelen bu göçmenlerin ilk durak yerleri ise Edirne idi. Bizde çalışmamızda hem Tanzimat hem de II. Abdülhamid dönemindeki idari, eğitim, sağlık, tarım vb. alanlarda alınan kararların Edirne'de uygulanmasını inceledik. Bu uygulamaların başarılarını ya da başarısızlıklarını, bunların nedenlerini devlet arşivindeki belgelere dayanarak ortaya koymaya çalıştık.

19. yüzyılEdirneModernleşme+5
Tevfik Evci
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Yunanistan'da Panhellenik Sosyalist Hareketin (PASOK) kuruluşu, gelişimi ve dış politikası (Andreas Papandreou dönemi)

Bu çalışmanın konusu, Yunanistan'da Panhellenik Sosyalist Hareketin (PASOK) kuruluş ve gelişim süreci ile dış politikasının analizidir. PASOK'un 1974-1995 dönemini kapsayan çalışma, Partinin siyaset sahnesine çıkmasıyla başlamakta ve kurucusu ve lideri Andreas Papandreou'nun Parti liderliğinden ve başbakanlıktan ayrıldığı tarih ile son bulmaktadır. Dört bölümden oluşan çalışma boyunca öncelikle PASOK'un geldiği tarihi, kültürel ve siyasi kökleri tespit edebilmek ve tanımak amacıyla tarihi bağlam araştırma konusu yapılmıştır. Devamında yakın tarihi dönem ve siyasi özellikleri detaylı bir biçimde incelenmiş, bütün bu süreçlerin PASOK'un kuruluşu ve gelişimine etki eden uzantıları araştırılmıştır. Partiyi göreceli olarak kısa bir sürede iktidara taşıyan muhalefet döneminin başlıca dinamikleri saptanmış, Andreas Papandreou'nun belirleyici rolü ile Yunan toplumuna her alanda vaat edilen "değişimin" unsurları analiz edilmiştir. PASOK hükümetlerinin icraatları, Andreas Papandreou'nun başbakanlığı altındaki üç iktidar dönemi (1981-1985, 1985-1989, 1993-1995) boyunca her yönüyle incelenirken çalışmanın son bölümü dış politikaya ayrılmıştır. Dış politikanın başlıca dayanakları, karşı karşıya kalınan kısıtlamalar ele alınmış, kuruluş döneminden itibaren sergilediği süreklilik ve değişim unsurları saptanarak PASOK'un dış politika performansı sorgulanmıştır. 1974 Temmuz'unda yedi yıllık askerî diktatörlüğün yıkılmasının ardından Yunanistan'da yönetim biçimi değişmiş, parlamenter demokrasiye geçilmiştir. 3 Eylül 1974'te de Andreas Papandreou, Panhellenik Sosyalist Hareketin kuruluşunu ilan etmiştir. Radikal sosyalist sloganları olan Parti, kuruluşundan yalnızca yedi yıl sonra iktidara gelmeyi başarmıştır. Dönemin sosyal ve siyasi radikalizminin ifadesinin önemli bir parçasını oluşturan PASOK, Yunan toplumunda ulusal bağımsızlık, halkın egemenliği ve sosyal adalet düşüncesine dayanan radikal bir değişimi savunmuştur. Panhellenik Sosyalist Hareket 1981-1989, 1993-1995 dönemlerinde kurucu lideri Andreas Papandreou'nun başbakanlığında iktidarda kalmıştır. PASOK, demokrasinin yeniden tesis edildiği 1974 sonrası Yunan siyaset sahnesinde Yeni Demokrasi ile birlikte en önemli iki siyasi partiden birisi, hatta birincisi olmuştur. Andreas Papandreou ve PASOK'un siyasî olduğu kadar kültürel düzeyde de getirdiği "değişim", Partinin gerek muhalefette olduğu 1970'lerin ikinci yarısı gerekse iktidarda bulunduğu 1980'ler ve 1990'ların ilk yarısı boyunca Yunan toplumuna damgasını vurmuştur. Anahtar Sözcükler: Yunanistan, PASOK, Andreas Papandreou, Metapolitefsi, Değişim

DeğişimPapandreou, AndreasSiyasal değişme+4
Bilge Ustaoğlu
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00

Other supervisors