Theses supervised by Prof. Dr. Mehmet Kamanlı
13 theses · Konya Technical University
Kendiliğinden yerleşen betonlarda silis dumanı kullanımının, beton basınç dayanımına ve aderansa etkileri
Kendiliğinden Yerleşen Beton, yapısı itibarı ile kendi ağırlığı altında yerleşebilen, vibratör kullanılmadan sıkışabilen, içerisindeki hava boşluğunu atarak uygulama kolaylığı sağlayan en ulaşılmaz noktalarda kalıba uyum sağlayabilen akıcı kıvamlı bir beton türüdür. Günümüz gelişen teknolojisi ile birlikte kendiliğinden yerleşen beton gibi özel beton türlerinin üretimi ve kullanımı oldukça yaygın hale gelmiş ve bu yönde çeşitli çalışmalar yapılarak, birçok mineral ve kimyasal katkı maddeleri geliştirilmiştir. Bu çalışmada kendiliğinden yerleşen betonun özelliklerini oluşturan mineral katkılardan olan silis dumanının, beton basınç dayanımına ve aderansa etkileri incelenmiştir. Silis dumanının beton basınç dayanımına ve aderansa olan etkileri deneysel çalışma ile desteklenmiştir. Deney sonucunda, basınç dayanımı için optimum silis oranı %15 olarak elde edilmiştir. Çekip çıkarma deneyleri sonuçlarında ise silis dumanı kullanımı etki göstermemiştir.
Kendiliğinden yerleşen beton ile üretilmiş, sabit dikdörtgen kesitli betonarme kirişlerde kesme ve eğilme davranışının incelenmesi
Daha az işçilik ve daha kısa sürede imalat kolaylığı sayesinde kendiliğinden yerleşen betonlar, yapıları daha ekonomik yapma imkânı sunmaktadır. Bu sebeple kendiliğinden yerleşen betonların kullanımı günden güne artmaktadır. Yapılara etki eden yükler karşısında kirişlerde oluşabilecek kırılma mekanizması yapı davranışı bakımından oldukça önemlidir. Bu sebeple kiriş elemanların çeşitli yükler altında test edilmesi gerekmektedir. Betonarme kirişlerin davranışının belirlenebilmesi amacıyla birçok deneysel çalışma yapılmıştır. Ancak kendiliğinden yerleşen betonla üretilmiş kirişler ile ilgili yeterince çalışma bulunmamaktadır. Yapılan çalışmalarda da genellikle kirişlere donatı konulmamıştır. Betonarme binalardaki kirişlerde donatı mevcut olduğundan, araştırmacılar tarafından yapılan çalışmalar ve sonuçları, betonarme kirişlerin gerçek davranışından uzak kalmaktadır. Bu sebeple yapılmış olan bu çalışma kapsamında, kesme ve eğilme etkisi altındaki betonarme kirişlerin, kendiliğinden yerleşen beton ve normal beton kullanılması halinde oluşan farklılıklar hasar mekaniği açısından incelenmiştir. Etriye aralığı değişimi, beton türü ve beton dayanımı bu çalışmanın değişkenleridir. Etriye aralığı değişimini etriyesiz, ϕ8/20, ϕ8/10 ve ϕ8/5, beton türünü kendiliğinden yerleşen beton ve normal beton, beton dayanımını ise C30 ve C60 oluşturmaktadır. Bu özellikleri taşıyan toplam 16 adet 1/2 ölçekli betonarme kiriş numunesi dört noktalı eğilme düzeneğinde test edilmiştir. Deneysel çalışmada elde edilen verilerden yola çıkılarak yük-deplasman, rijitlik ve enerji tüketim grafikleri çizilip sonuçlar yorumlanmıştır. Kendiliğinden yerleşen beton ile üretilen betonarme kirişlerin, normal beton ile üretilenlere göre çok daha fazla enerji tüketimi yaptığı gözlemlenmiştir.
Geri dönüşüm agregalarından üretilen atık teneke katkılı betonların mekanik özelliklerinin araştırılması
Bu çalışmada, yapı bileşenleri içerisinde en büyük paya sahip olan betonların, ömrünü tamamladıktan sonra geri kazanılarak beton üretiminde, maksimum düzeyde yeniden kullanılması hedeflenmiştir. Geri dönüşüm agregalarının beton üretiminde kullanılabilirliğinin araştırıldığı bu çalışmada, doğal agrega ve geri dönüşüm agregalar %100 doğal agregalı, ince agregası %100 geri dönüşüm, iri agregası %100 geri dönüşüm ve %100 geri dönüşüm agregaları kullanılarak beton serileri üretilmiştir. Betonun fiziksel ve mekanik özelliklerini iyileştirmek amacı ile hiper akışkanlaştırıcı, %1,2 oranında karışım suyuna, ve silis dumanı %10 oranında çimento ile beraber ilave edilmiştir. Üretilen beton numunelerin üzerinde 7., 28. Ve 90. Günlerde fiziksel ve mekanik deneyler yapılmıştır. Üretilen beton karışımlarının su/çimento oranı 0,50 olup hedef dayanımı C30/37 olarak seçilmiştir. Beton üretiminden önce hazırlanan agregalarda, birim ağırlık, özgül ağırlık, su emme oranı, granülometri ve Los Angeles aşınma deneyleri, taze betonda slump (çökme) ve sertleşmiş betonda yoğunluk tayini, basınç dayanımı ve çekme çıkarma deneyleri araştırılmıştır. Bu çalışmada ayrıca atık teneke ambalajları beton ile karıştırılarak betonun mekanik özelliklerine etkisi incelenmiştir. Atık teneke ambalajları boy/en oranı l∕e=70mm/5mm olarak kestirilmiş, 40 kg∕m3 şeklinde karışımlarda kullanılmıştır. Çalışmanın sonunda üretilen serilerin çoğunda istenilen dayanıma ulaşılmıştır. Buna rağmen geri dönüşüm agregalarının, doğal agregalara göre yüksek poroziteye sahip olduklarından dolayı su emme oranları çok daha yüksek çıkmıştır. Buna bağlı olarak önce işlenebilirlikte, sonra basınç ve aderans dayanımlarında, doğal agregaları kullanılarak üretilmiş betonlara göre azalma kaydedilmiştir. Atık tenekelerin kullanımı bütün serilerde basınç dayanımını düşürmüş, aderans dayanımı açısından katkıda bulunmuştur. Sonuç olarak geri dönüşüm agregaların beton üretiminde kullanılmadan önce, mekanik yöntemler ile üzerindeki çimento harcının bertaraf edilerek iyileştirilmesi gerektiği ve bu konuda daha çok araştırmaların yapılması gerektiği düşünülmektedir.
Karot basınç dayanımının belirlenmesinde donatı, döküm yönü ve nem etkisinin araştırılması
Yapıların depreme karşı güvenliğini artırmak için yerinde beton basınç dayanımının belirlenmesinin önemi gün gittikçe artmaktadır. Bunun için mevcut yapıların güvenliğinin artırılması büyük önem arzetmektedir. Bu çalışmada yerinde beton basınç dayanımının belirlenmesi amaçlanmıştır. Beton karot basınç dayanımının belirlenmesinde donatı, döküm yönü ve nem etkisinin araştırılması için iki adet 200 x 100 x 40 cm'lik betonarme ve salt beton blok üretilmiştir. Üretilen bloklardan 28, 60 ve 90. gün sonucu 48'er adet 93mm/93mm ebatlarda döküm yönüne dik, paralel, donatılı ve donatısız olmak üzere toplamda 144 adet karot numunesi alınmıştır. Alınan karotların yarısı üç gün boyunca laboratuvar ortamında bekletilmiş, kalan yarısı ise üç gün boyunca su içinde kür edilmiştir. Üçüncü günün sonunda bütün karotlara başlık yapılarak basınç deneyine tabi tutulmuştur. Basınç deneyi sonucunda, karot basınç dayanımları zamana bağlı olarak artmıştır. Su içinde kür edilen karotların basınç dayanımları laboratuvar ortamında bekletilen karotların basınç dayanımlarına göre düşük çıkmıştır. Döküm yönüne dik alınan donatılı ve donatısız karotların basınç dayanımları döküm yönüne paralel alınan donatılı donatısız karotların basınç dayanımlarına göre yüksek çıkmıştır. Döküm yönüne dik alınan donatısız karotların basınç dayanımları döküm yönüne paralel alınan donatısız karotların basınç dayanımlarına göre su içinde ve laboratuvar ortamında bekletilen durumların her ikisinde de yüksek çıkmıştır. Aynı zamanda döküm yönüne dik alınan donatılı karotların basınç dayanımlarında, döküm yönüne dik alınan donatısız karot basınç dayanımlarına göre artış görünmüştür.
TBDY 2018'e göre tarihi yığma yapıların analizi ve bir örnek Sille Ak Camii
Kültürün önemli bir parçası olan tarihi binaların deprem gibi doğal afetler ve insanoğlunun yıpratıcı etkilerine karşı korumak ve gelecek nesillere aktarmak çok önemlidir. Bu tür yapıları korumak için tarihi binaların yapısal davranışlarını iyi bilmek gerekir. Tarihi yapıların depreme karşı güvenli olup olmadığını anlamak için yapıların deprem performans analizi yapılmalıdır. Günümüzde sonlu elemanlar yöntemi, tarihi binaların karmaşık geometri sistemlerinin modellenmesinde ve yapısal analizinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Çalışmaya örnek teşkil edecek tarihi yapı; Türk İslam Sanatı açısından önemli bir yere sahip olan Konya'daki Sille Ak Camii'dir. 1864 yılında inşa edilip 400 metrekarelik alanı ile Sille'nin en büyük camisidir. Tarihi Sille Ak Caminin mevcut durumuna göre deprem güvenliği TBDY 2018'e göre analitik hesabı yapılarak SAP 2000 programında yapısal analizi yapılmıştır. Bu çalışmada, yapının taşıyıcı sistemin durumu, kullanılan malzemelerin özellikleri, meydana gelen hasarların değerlendirilmesi, mevcut durumunun tespiti yapılarak gelecek nesillere taşınması, gerekli parametrelerin tartışılarak çözüm önerilerinin ortaya konması amaçlanmaktadır. Anahtar Sözcük: Tarihi Yığma Yapı, Sonlu Elemanlar Yöntemi, TBDY-2018'e Göre Analiz, Sille Ak Camii.
İnşaat mühendisliği eğitimi, proje ve şantiye yönetimlerinde mesleki etik sorunlarının yapı hasarlarına etkileri, etik farkındalığının oluşturulması
Ülkemizin gelişimine katkı sağlayan, en önemli meslek dallarından biri de hiç şüphesiz ki inşaat mühendisliğidir. İnşaat mühendisliği bölümünden mezun olan bireyler; özel ve kamu sektörlerinde yönetici/idareci rollerini taşımakla birlikte, uygulama sahalarında da etkinlik göstermektedirler. Mesleğini icra eden her kademeden inşaat mühendisinin etik ilkelerden uzaklaşması sebebi ile yapılarda hasarlar oluşmaktadır. Oluşan yapı hasarlarının bazıları öngörülen çerçeve içinde kalmakta bazıları ise çökmelere kadar varan sonuçlar doğurmaktadır. Yapıların tasarımından uygulamasının son aşamasına kadar yetki ve sorumluluğu bulunan mühendisler; hasarların oluşturduğu her türlü can ve mal kaybından doğrudan ya da dolaylı olarak sorumludur. İnşaat mühendisliği eğitiminde teknik altyapı ve meslek etiği ile yetiştirilen her birey, mesleğin onur ve asaletine uygun icra gücü ve disiplinine sahip olacak ve meslek hayatı boyunca hiç bir koşulda meslek etiği ilkelerinden taviz vermeyecektir. Etik farkındalığın oluşturulmasında; üniversiteler, kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşları etkin rol üstlenmelidir.
Vakum uygulanan donatılı saha betonlarında uçucu kül katkısının mekanik özelliklerine etkisinin deneysel olarak araştırılması
Beton, gelişmiş toplumların temelini oluşturan malzemeler arasında önemli bir yerdedir. Betondan imal edilen ve açık havaya maruz kalan saha betonlarının kesit kalınlığı diğer betonarme yapı elemanlarına göre daha az ve yüzey alanları çok geniş olduğundan maruz kaldıkları etkilere karşı daha farklı tepkiler gösterebilmektedir. Bu etkiler zamana bağlı olarak betonun durabilitesini bozmaktadır. Betonun durabilite kaybını en aza indirmek ve hizmet ömrünü uzatmak için betonun kompasitesi artırılmalıdır. Bu nedenle, saha betonlarına farklı teknikler uygulanabilmektedir. Kompasiteyi artırmanın bir yöntemi de, betona vakum uygulanmasıdır. Vakum uygulaması sırasında su geri çekilirken oluşan titreşimle kılcal boşluklar da kapanmakta ve daha dolu bir beton elde edilmektedir. Betonla ilgili uygulamalarda basınç dayanımı en önemli özellik olarak kabul edilir. Diğer özelliklerin birçoğu basınç dayanımı ile doğru orantılı olarak değişir. Aynı şeyi dayanıklılık için söylemek ise her zaman mümkün değildir. Bu nedenle, mineral katkılar kullanılarak beton durabilitesini iyileştirmek mümkündür. Bunun yanı sıra, beton karışımında en pahalı ve üretimi sırasında çevreyi kirleten malzeme çimentodur. Dünyada çevre kirliliğine neden olan fabrikaların başında çimento fabrikaları ön sıralarda gelmektedir. Bu nedenle çimento yerine farklı katkı malzemeleri kullanılarak hem betonun mekanik özelliklerini iyileştirmek hem de daha ekonomik ve çevreci bir beton elde etmek mümkündür. Bu amaçla bu çalışmada, beton sınıfı C25 olan 15*80*80 cm' lik betonarme plaklar üretilmiş, üretilen plaklara vakum uygulaması yapılarak ve 28 ve 90 gün sonra 10/10 cm, 15*15*40 cm ve 4*4*7 cm'lik numuneler alınmıştır. Alınan numunelere serbest basınç deneyi, eğilme deneyi, böhme deneyi ve kılcal su emme deneyi yapılarak sonuçlar karşılaştırılmıştır. Ayrıca basınç dayanımı deneyi donatılı ve donatısız olarak iki şekilde yapılmıştır. Dökülen betonarme plaklarda çimento %0, %5, %10, %15 ve %20 oranlarında uçucu külle ikame edilmiştir. Tüm deneyler sonucunda vakum uygulanan beton numunelerin, vakum uygulanmayan numunelere kıyasla daha iyi sonuçlar verdiği sonucuna ulaşılmıştır. Bununla birlikte 90 günlük deney sonuçları 28 günlük deney sonuçlarına oranla uçucu külün puzolonik aktivitesinden kaynaklı daha iyi sonuçlar vermiştir. Ayrıca donatılı karot numuneler donatısız karot numunelerden daha yüksek basınç dayanımı vermiştir.
Betonarme kolonların eksenel yük ve burulma etkisi altındaki davranışının deneysel olarak incelenmesi
Geçmişte, dünyanın birçok yerinde ve özellikle ülkemizde meydana gelen yıkıcı depremlerden sonra yapılan saha incelemelerinde, hasar gören veya yıkılan düzensiz yapılarda burulma hasarları gözlemlenmiştir. Bu hasarların özellikle kolonlarda meydana geldiği de bilinmektedir. Deprem durumunda binalara etkiyen tersinir-tekrarlanır yüklemenin, bina içerisindeki bazı kolonların eksenel yük seviyesinin mevcut durumdan daha yüksek seviyelere ulaştığı bilinmektedir. Bu çalışma ile yapılardaki kolonların farklı seviyelerdeki eksenel yük ve burulma etkisindeki davranışı incelenmesi amaçlanmaktadır. Literatürde yapılan çalışmalarda betonarme yapılarda mevcut düzensizlikler nedeniyle kolonlarda oluşabilecek burulma etkileri üzerinde yeterince durulmamıştır. Bu nedenle betonarme yapılarda burulma etkisi altındaki kolonların betonarme davranışı incelenmelidir. Bu amaçla yapılan tez çalışmasında, farklı seviyelerde eksenel yük etkisindeki 7 adet kolon üretilmiştir. Üretilen kolonlar üzerinde tersinir-tekrarlanır burulma yüklemesi oluşturulmuştur. Çalışma kapsamında burulma etkisinin kolona verilmesi amacıyla deney düzeneği tasarımı yapılmıştır. Test edilen deney numunelerinin burulma ve eksenel yük etkisindeki davranışlarının belirlenmesi için her bir deney numunesine ait deney sonuçları ve deneylerden elde edilen davranış özellikleri, her numunede tespit edilmiştir. Eksenel yük ve burulma etkisindeki kolonların, eksenel yük seviyesinin yanı sıra, burulma etkisindeki kolon davranışı, burulmanın oluşumu ve kolon üzerindeki etkileri, burulma etkisindeki kolonda meydana gelen hasar durumları incelenmiştir. Elde edilen sonuçlar literatürdeki çalışmalar ve elde edilen veriler ışığında yorumlanmıştır.
İnşaat sektöründe iş sağlığı ve güvenliği kültüryeterliliği: Konya ili örneği
Tez çalışmasında iş sağlığı ve güvenliği kavramının Türkiye'deki teknik, hukukî ve sosyo-ekonomik yeterliliği ve eğitimdeki yeri irdelenmiştir. Bu irdeleme inşaat sektörü odaklı yapılmıştır. İnşaat sektöründe yaşanan iş kazaları ve meslek hastalıkları incelenmiş, 6331 sayılı İSG Kanunu sonrası yapılan düzenlemelerle inşaat sektöründe görülen kazalarda herhangi bir düşüş görülmediği de tespit edilmiştir. Bu kazaların %95'inin insan kaynaklı olması toplumda güvenlik kültürünün gelişmediğini göstermektedir. Konya ili inşaat sektöründe 328 katılımcı ile yapılan anket çalışmasıyla iş sağlığı ve güvenliği kültür düzeyi ölçülmüştür. Bu ölçeğin alt boyutları olan genel iş güvenliği farkındalığı, İSG eğitimi-iletişim ve risk algısının farklı değişkenlerle ilişkisi incelenmiştir. Sonuçlara göre genel iş güvenliği farkındalığı ve İSG eğitimi-iletişim düzeylerinin medeni durum, kanuni haklarını bilme, yaş grubu, eğitim vb. bir çok parametreyle ilişkisinin olduğu ortaya çıkmıştır. Risk algısı katılımcıların genelinde yüksek çıkmıştır. Ancak güvenlik kültürü düzeyinin düşük olması risk algısı farkındalığını olumsuz etkilemektedir. Kullanılan ölçekteki alt boyutlar arasındaki ilişkiyi ölçmek için yapılan analizde anlamlı bir farklılık görülmüştür. Yani İSG eğitimi-iletişim düzeyi artan bir bireyde iş güvenliği farkındalığı ve risk algısının da geliştiği söylenebilir. Yapılan nitel çalışmayla anket çalışmasından çıkarılan sonuçlar zenginleştirilmiştir. Güvenlik kültürünün ancak eğitimlerle topluma kazandırılabileceği sonucuna varılmıştır. Yapılan analiz çalışmalarının pek çok faktöre göre incelendiği göz önünde bulundurulduğunda çalışmanın literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Süneklik düzeyi yüksek merkezi çaprazlı çelik çerçevelerde çapraz formlarının ve konumlarının deprem davranışına etkisinin incelenmesi
Teknolojinin gelişiminin de etkisi ile beraber çelik malzemesinin inşaat sektöründeki yeri daha da artmıştır. Günümüzde kullanımı oldukça sıklaşan çeliğin gelecekte daha da çok kullanılacağı öngörülmektedir. Çelik yapıların kullanım sıklığının artması aynı zamanda onların statik ve dinamik yükler altında daha yüksek performans göstermesi için yapılan bilimsel çalışmaların artmasını da sağlamıştır. Süneklik düzeyi yüksek çelik çaprazlı çerçevelerin yapıyı daha rijit hale getirdiği ve yapının kat deplasmanlarının sınırlanmasına katkı sunduğu bilimsel çalışmalar ile kanıtlanmıştır. Bu tez çalışmasında ilk bölümde çelik yapıların tarihçesi, özellikleri, avantajları, dezavantajları, depreme dayanıklı çelik yapı tasarımı, süneklik kavramı, plastik mafsal kavramı, Eşdeğer Deprem Yükü metodu, rüzgar yükü, kar yükü ayrıca çalışmanın amaç ve önemi anlatılmıştır. İkinci bölümde literatür taraması yapılarak daha önce yapılmış çalışmalar özetlenmiştir. Üçüncü bölümde bu çalışmada analiz edilecek olan modeller tanıtılarak bu modellerin ortak özellikleri ve parametrelerinden bahsedilmiş ayrıca kullanılan analiz programı ve programı kullanarak modellerin oluşturulması anlatılmıştır. Dördüncü bölümde on farklı model ile yapılmış olan bu çalışmanın tasarım sonuçları ve analiz sonuçları ortaya konulmuştur. Beşinci bölümde bu sonuçlar karşılaştırılarak analiz edilmiştir. Deformasyona uğrayarak önemli miktarda enerjiyi sönümleyebilen çapraz elemanlar ters V çapraz, V çapraz, X çapraz gibi farklı formlarda kullanılabilirler. Bu çalışmada farklı formlarda olan çapraz elemanların iki farklı yönde yerleştirilmesi sonucunda etki ettirilen deprem yüklerine karşı göstermiş oldukları performans incelenmiştir. X çaprazın kullanıldığı modelin kat ötelenmelerini daha yüksek oranda sınırlandırdığına, daha yüksek rijitliğe sahip olduğuna ve daha iyi deprem davranışı sergilediği sonucuna ulaşılmıştır.
Betonarme kirişlerde, donatı tip ve yerleşimlerinin burulma davranışına etkilerinin deneysel olarak incelenmesi
Günümüzde betonarme sistemler, yapı sektöründe en yaygın kullanılan taşıyıcı sistemler arasında yer almakta olup, yapı güvenliği açısından bu sistemlerdeki temel elemanların davranışlarının ayrıntılı şekilde incelenmesi büyük önem taşımaktadır. Kirişler, betonarme yapılarda yükleri döşemelerden kolonlara aktaran kritik taşıyıcı elemanlar olarak, eğilme, kesme ve burulma gibi çeşitli iç kuvvetlere maruz kalmaktadır. Özellikle burulma etkisi, çoğu zaman ikincil bir etki olarak değerlendirilmesine rağmen, düzensiz geometriye sahip yapılarda, kenar kirişlerde ve konsol elemanlarda belirleyici bir iç kuvvet olarak öne çıkmaktadır. Bu bağlamda, geçmiş depremler sonrası yapılan hasar analizleri, burulma etkisinin yapısal davranış üzerindeki kritik rolünü ve mevcut yapı stokunda donatı düzenlemelerine dair yetersizlikleri ortaya koymuştur. Bu çalışmada, 2000 yılı öncesinde yaygın olarak kullanılan nervürsüz (düz) donatıların, günümüzde tercih edilen nervürlü donatılara kıyasla betonarme kirişlerin burulma davranışı üzerindeki etkisi deneysel olarak araştırılmıştır. Farklı boyuna donatı oranları (2ɸ12 ve 3ɸ12) ile çeşitli etriye aralıkları (etriyesiz, 5 cm, 10 cm ve 20 cm) kullanılarak toplam 16 adet kiriş numunesi hazırlanmış ve özel olarak kurulan deney düzeneğinde burulma testine tabi tutulmuştur. Deneysel veriler, dönme kapasitesi, burulma momenti, enerji tüketimi ve rijitlik parametreleri açısından değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlar, nervürsüz donatı kullanılan kirişlerin, nervürlü donatılı kirişlere kıyasla burulma dayanımı ve süneklik açısından belirgin zafiyetler içerdiğini ortaya koymuş; ayrıca boyuna donatı adeti ve etriye aralıklarının burulma davranışı üzerindeki etkileri de açık biçimde gösterilmiştir. Bu çalışma, mevcut yapı stokunun güvenlik açısından değerlendirilmesi ve yeni betonarme tasarımlarında etkin donatı düzenlemelerinin belirlenmesi açısından literatüre katkı sağlamayı amaçlamaktadır.
6 şubat depremleri ışığında büyüklük ve şiddet ilişkilerinin Hatay örneği üzerinden incelenmesi
Depremler, doğası gereği öngörülemeyen ve etkileri itibarıyla çok boyutlu sonuçlar doğuran en yıkıcı doğal afetlerden biridir. Yapıların fiziksel bütünlüğünü tehdit etmenin yanı sıra, toplumsal yaşam üzerinde de derin ekonomik, sosyal ve psikolojik etkiler bırakmaktadır. Bu bağlamda, depreme bağlı oluşan yıkımın azaltılması için depremin temel parametrelerinin bilimsel olarak analiz edilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu tez çalışmasında, 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen Pazarcık (Mw: 7.7) ve Elbistan (Mw: 7.6) merkezli depremler ile 20 Şubat 2023 Yayladağı (Mw 6.4) merkezli depremin oluşturduğu yer hareketlerinin Hatay ili özelinde etkileri incelenmiştir. Çalışmada büyüklük (magnitüd), şiddet, odak derinliği, episantr uzaklığı, ivme ve deprem süresi gibi parametreler arasındaki ilişkiler ampirik bağıntılar aracılığıyla analiz edilmiştir. Bu amaçla, Karnik, Shebalin, Medvedev, Gutenberg-Richter, M. İpek, A. Tabban-S. Gençoğlu, Kawasumi, Estava, Housner ve Bath gibi araştırmacılara ait bağıntılar kullanılmıştır. Parametreler üç büyük deprem için ayrı ayrı hesaplanmış; ayrıca Hatay'ın tüm ilçeleri için episantr uzaklığı, şiddet ve odak derinliği karşılaştırmaları yapılmıştır. Analizler sonucunda bazı bağıntıların güvenilir ve tutarlı sonuçlar verdiği, bazı bağıntıların ise bölgesel koşullara bağlı olarak düşük uyum gösterdiği belirlenmiştir. Elde edilen ortalama şiddet değerleri, AFAD ve literatür verileriyle karşılaştırıldığında yüksek düzeyde tutarlılık göstermiştir. Ayrıca Estava bağıntısıyla hesaplanan ivme değerlerinin, AFAD istasyon kayıtlarıyla benzerlik göstermesi nedeniyle bölgedeki zemin yapısı hakkında da çıkarımlarda bulunulmuştur. Bu çalışma, büyük depremlerin yerel etkilerini parametreler arası ilişkiler yoluyla analiz ederek, yapı tasarımı ve risk azaltma stratejileri açısından bilimsel altyapıya katkı sağlamayı amaçlamaktadır.
Betonarme kolonlarda eksenel yük oranı ve burulma momentinin, eğilme dayanımına etkisi
Deprem kuşağında yer alan ülkemizdeki binaların çok büyük kısmı betonarme taşıyıcı sistem ile inşa edilmiştir. Binaların depreme dayanıklı olması için betonarme elemanlarla ilgili çok sayıda deneysel ve analitik çalışmalar yapılmakta ve deprem yönetmelikleri bu çalışmalar neticesinde güncellenmektedir. Binalardaki en önemli yapı elemanlarından biri kolonlardır. Betonarme kolonların farklı etkiler altındaki davranışının incelenmesi, deprem kuşağında yer alan binaların emniyeti için oldukça önemlidir. Mevcut yapı stoğunun yaklaşık üçte biri 2000 yılı öncesi inşa edilen ülkemizdeki binaların çoğunda burulma düzensizliği bulunmaktadır. Özellikle 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremlerinde birçok binada burulmaya bağlı göçmenin meydana geldiği tespit edilmiştir. Betonarme kolonların burulma etkisindeki davranışının incelenmesi, bunun sonucunda uygun güçlendirme tekniklerinin hazırlanması, can ve mal kayıplarının önlenmesi bakımından oldukça önemlidir. Bu çalışmada 10 adet betonarme kolonun, farklı eksenel yük ve burulma etkilerindeki eğilme davranışları deneysel olarak incelenmiştir. Çalışmanın değişkenlerini eksenel yük oranı, eksenel dönme/yatay ötelenme oranı ve enine donatı aralığı oluşturmaktadır. Çalışmadan elde edilen veriler ışığında kolonlara ait yük-deplasman, zarf eğrisi, eğilme momenti-eğrilik, burulma momenti-dönme, rijitlik ve kümülatif tüketilen enerji grafikleri çizilmiştir. Deney esnasında kolonlarda meydana gelen hasarlar incelenmiş, plastik mafsal bölgeleri ölçülmüş ve çalışmanın değişkenlerine bağlı olarak yeni bir plastik mafsal modeli önerilmiştir. Elde edilen veriler kullanılarak betonarme kolonlara ait eksenel yük-burulma momenti-eğilme momentini içerecek yeni bir üçlü etkileşim modeli sunulmuştur. Hem plastik mafsal modeli hem de üçlü etkileşim modeli literatürdeki diğer modeller ile kıyaslanarak etkinliği tartışılmıştır. Kolonlarda meydana gelen plastik dönme değerleri ile TBDY-2018'deki plastik dönme sınır değerleri karşılaştırılarak burulma etkisinin önemi açıklanmıştır.