Theses supervised by Prof. Dr. Mehmet Vural
10 theses · İstanbul University-Cerrahpaşa, Ankara Yıldırım Beyazıt University
Gebelerin iyot desteği farkındalık düzeyinin değerlendirilmesi ve anne sütü iyot düzeyini etkileyen faktörlerin araştırılması
Giriş: İyot, fetal gelişim, nörolojik fonksiyonlar ve tiroit hormon sentezi için hayati bir mikro besin öğesidir. Gebelikte iyot eksikliği, önlenebilir zihinsel yetersizliklere yol açabilir. Anne sütü iyot konsantrasyonu (BMIC), annenin iyot durumu ve bebeğin iyot alımının önemli bir göstergesidir. Amaç: Bu çalışmanın amacı, gebelerin iyot takviyesi konusundaki farkındalığını değerlendirmek, BMIC düzeylerini ölçmek ve iyot eksikliğine bağlı gelişimsel sorunları daha iyi anlamak ve önlemek amacıyla BMIC'yi etkileyen faktörleri belirlemektir. Yöntem: İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesinde 201 postpartum kadınla kesitsel bir çalışma gerçekleştirildi. BMIC, indüktif eşleşmeli plazma kütle spektrometrisi (ICP-MS) yöntemiyle ölçüldü. Farkındalık düzeyleri yapılandırılmış yüz yüze anketlerle değerlendirildi. İstatistiksel analizler SPSS v.26 programıyla yapıldı ve anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak belirlendi. Bulgular: Medyan BMIC düzeyi 748.19 μg/L olup, katılımcıların %74'ü Dünya Sağlık Örgütü'nün 400 μg/L eşik değerinin üzerindeydi. Sezaryen doğumlar, vajinal doğumlara kıyasla anlamlı düzeyde daha yüksek BMIC ile ilişkilendirildi (p=0.000); bu farkın muhtemelen povidon-iyot (PVP-I) maruziyetinden kaynaklandığı düşünülmektedir. Sigara içenlerin BMIC düzeyleri, içmeyenlere kıyasla anlamlı olarak daha düşüktü (p=0.04). Yenidoğan taramasında 10 bebeğin TSH düzeyi yüksek saptanmış olsa da bunlardan 8'inin değerleri takipte normale döndü. BMIC ile TSH düzeyleri arasında, özellikle 3–7. günler arasında taranan bebeklerde, pozitif korelasyon bulundu. Sonuç: Sezaryen doğumlarda görülen yüksek BMIC düzeylerinin PVP-I maruziyetiyle ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Sigara kullanımı BMIC'yi olumsuz etkilemektedir. BMIC'deki geçici yükselmenin yenidoğanın tiroit fonksiyonları üzerinde kalıcı bir etkisi görünmemekle birlikte, taramanın zamanlaması doğru yorumlama açısından kritik öneme sahiptir. Anne ve bebek sağlığı açısından iyot takviyesi farkındalığı hâlâ büyük önem taşımaktadır.
Aliya İzzetbegoviç'in din ve siyaset felsefesinde ana temalar
Aliya İzzetbegoviç'in Din ve Siyaset Felsefesinde Ana Temalar olarak ele aldığım bu çalışmada, Aliya'nın yaşamı, bulunduğu coğrafya ve fikir dünyası ele alınmaktadır. Çalışmada ilk olarak Aliya'nın hayatı ve eserleri ele alınmış, daha sonra ise Aliya İzzetbegoviç'in felsefeye olan bakış açısı irdelenmiştir. Çalışmanın ilerleyen bölümlerinde Doğulu düşünceye sahip bir Batılı olarak İslam dünyasının içinde yaşadığı sorunlara getirdiği çözüm önerileri ele alınmıştır. Aliya'nın yaşantısında kaynak aldığı eşitlik, özgürlük ve adalet terimleri çerçevesinde Bosna Hersek toplumuna İslam'ın çıkış yolu olduğu anlatılmıştır. Toplumuna Batı'nın fikir ve düşünce yapısının, Doğu'nun ise inanç ve ahlak yapısından yararlanması gerektiği mesajlarını vermiştir. Aliya'nın Müslüman ülkelerde yaşanan her şeyin İslam'a mal edilmesini eleştirdiği ve İslam'ı doğru anladığımızda bahsedilen konuların tümünün insan hayatıyla çelişmediği ele alınmıştır. Müslümanların birlik ve beraberliğini daima koruması gerektiği İslam Dünyası'nın çıkış noktası olarak belirtilmiştir. Anahtar Kelimeler: Adalet, Eşitlik, Özgürlük, İslam, Üçüncü Yol, Ahlak, Bağımsızlık
Felsefe tarihinde zaman algısı ve Mctaggart'ın "Zamanın gerçekdışılığı" görüşü
Dünyayı algılayış biçimlerinin sürekli olarak değiştiği bir düzlemde, zaman kavramına da bakış o denli değişim göstermiştir. Zamanı algılayış şekilleri döngüsel ve doğrusal (lineer) olacak şekilde iki türlü ele alınmıştır. Zamanın döngüsel mi yoksa doğrusal mı kabul edilmesi gerektiği, her çağda kafaları karıştıran bir sorun niteliğindedir. İlahi dinler düşünce tarihine dahil olmadan önce zamanı döngüsel kabul eden medeniyetler, dinler düşünce sahnesine girdiğinde zamanın doğrusal olabileceği fikrini gündeme getirmiştir. Varmak istediğimiz nokta, ilk medeniyetlerden bu yana belli zaman kabullerinin ortaya atıldığı, kimileri taraftar bulurken kimilerinin ağır eleştiriye maruz kaldığıdır. Aristoteles ile ilk kez sistemleştirilen zaman kavrayışı, Newton ile nesnel hale gelmiş, Einstein ile göreceli bir konuma sahip olmuştur. Temellerini ilk kez Elealı Parmenides'te gördüğümüz değişimin aslında bir yanılsama olduğu ve dolayısıyla zamanın da varlığından bahsedemeyeceğimiz fikri yüz yıllar sonra J. Ellis McTaggart ile tekrar gün yüzüne çıkmıştır. Bu zaman kabulünü sistemleştiren J. Ellis McTaggart Zamanın Gerçekdışılığı argümanını aynı adlı makalesiyle düşünce tarihine sunmuştur. McTaggart da bulunan Hegel hayranlığı vesilesiyle zamanı algılayış biçimi onun tersi istikametinde yer almıştır. McTaggart'ın açtığı yolda farklı zaman kabulleri geliştirilmiş ve hala geliştirilmeye devam etmektedir. Bu çalışmada tarihsel süreçte zaman kavramına yüklenen anlamlar özetlenerek, McTaggart'ın Zamanın Gerçekdışılığı argümanı temellendirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Zaman, Zamanının Gerçekdışılığı, J.Ellis McTaggart
Foucault bağlamında Câbirî'de bilgi-iktidar ilşkisi
Bilgi ve iktidar denildiğinde birbirlerini tamamlayan bir bütünün iki yarısı akla gelir. Toplumsal ve tarihsel süreçler ya bilginin iktidarı oluşturduğunu ya da iktidarın, bireyler üzerindeki egemenliğini sağlamlaştırmak üzere bilgiyi ürettiğini bize göstermektedir. 20. yüzyılda bilgi ve iktidar arasındaki ilişkilere dair yapılan çalışmalarda ilk akla gelen düşünürlerden biri Michel Foucault'dur. O, kendisine has bir yöntemle Batı düşünce tarihini hem epistemolojik hem de iktidar açısından ele alarak eleştirel analize tabi tutar. Arap/İslam düşüncesinin yenilik arayışlarına yönelik çalışmalarda da Batı düşüncesinin etkileri, Çağdaş İslam düşünürleri tarafından, ortaya konmuştur. Yaklaşık üç asırdır süren Çağdaş İslam Düşüncesinde birçok farklı öneri yer alır. Bu önerilerden biri de 20. yy'ın eleştirel ve üretken zihin yapısına sahip bir isim olan Muhammed Âbid el-Câbirî'ye aittir. O, Arap/İslam düşüncesine yönelik eleştirilerini ve çözüm önerilerini Foucaultcu bir yöntemle ortaya koymaya çalışır. Nitekim bu çalışma, Câbirî'nin Arap/İslam düşüncesindeki bilgi-iktidar ilişkisinin felsefi soruşturmasını Foucault bağlamında ele alır. İslam dünyası içinde bulunduğu mevcut olumsuz durumdan kurtulmak için yeni bir epistemolojik yapılanmaya ihtiyaç duyar. Bunun için de epistemolojik zeminin yani düşünceden ziyade düşünceyi üreten mekanizmaların değiştirilmesi gerekir. Bu durum İslam düşüncesindeki epistemolojinin iktidarla olan ilişkisini analiz etmeyi gerektirir. Eleştirel bir akılcılıktan hareket ederek bilgi-iktidar arasındaki ilişkiyi analiz etmeyi hedefleyen Câbirî, yeniden yapılanma önerisini bu çözümleme üzerine inşa eder. Bunu yaparken Batı düşüncesinin geçmiş olduğu yollardan ve kullanmış olduğu kavramlardan yararlanmakta bir sakınca görmez. Biz bu çalışmayla Arap/İslam düşüncesinin hem epistemolojik hem de siyasal anlamda içinde bulunduğu statik yapıdan nasıl kurtulması gerektiğiyle ilgili Câbirî'nin endişeleri ve bu sorunsalın nasıl aşılması gerektiğiyle ilgili çabasını, Foucault perspektifinden tartışarak ele aldık. Anahtar Kelimeler: Foucault, Câbirî, Bilgi, İktidar, Söylem, Epistemolojik Kopuş.
Çağdaş Epistemolojide Gettier problemi
Çağdaş Epistemoloji dönemi dediğimiz zaman Viyana Çevresinde epistemik mantıkçıların başlatmış olduğu Anglo-Amerikan çevresinde de büyük ilgi görmüş dönemin adıdır. Çağdaş epistemolojiyi, 20. yüzyıl ve içerisinde bulunduğumuz yüzyılın da bilgi anlayışını kapsayan modern dönemin devamı sayılan bir felsefi süreç olarak da görebiliriz. Bu dönemin seyrini belirleyen hatta temelini oluşturan Platon'un kendisine atfedilen "Bilgi, gerekçelendirilmiş doğru inançtır." şeklinde ifade edilen ve büyük çoğunluk tarafından kabul gören tanımın yeniden bileşenlerine ayrılıp irdelendiği, hararetli tartışmaları ve akımları da beraberinde getiren çağdaş epistemoloji alanıdır. Kimisine göre de çağdaş epistemoloji, ölüm döşeğinde can çekiştiren geleneksel bilgi anlayışına, Gettier'in epistemik bir başkaldırı sonucu ağır darbenin vurulduğu dönemin adıdır. 1963'te Edmund L. Gettier tarafından kaleme alınan üç sayfalık "Is Justified True Belief Knowledge?" adlı makalesi geleneksel bilgi tanımına karşı yazılmış ve yazarın bile tahmin edemeyeceği ölçüde büyük bir etki yaratmıştır. Gettier bu makalesinde doğru bir inanç gerekçelendirilmiş ve hatta rasyonel hale getirilmiş olsa bile şans unsurunu dışarı da bırakmaya yetmeyeceğini ileri sürer. Çalışmamızda hem Platon'un Theaitetos diyalogu hem de Gettier'in yazmış olduğu kısa makalesinden yola çıkılarak bilginin tanımı konusunda hangi sorulara cevap verildiği, hangi soru ve sorunları da beraberinde getirildiği konuları değerlendirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Gerekçelendirme, Doğruluk, İnanç, Theaitetos Problemi, Gettier Problemi
Kutadgu Bilig'de ahlak ve siyaset felsefelerinin imkânı ve kaynakları
Bu çalışma giriş dâhil dört bölümden meydana gelmektedir. Giriş kısmında tezin ana kavramları olan ahlak ve siyaset terimlerinin etimolojik yapılarına değinildi. Tezin ikinci kısmında ise genel bağlamda bir çerçeve çizerek İslamiyet'in kabulünden önce Türklerin kültürel yaşamından bahsedildi ve etkileşim kurduğu Çin, Hint ve Pers kültürlerinden önemli düşünürlerin felsefi düşüncelerine değinildi. Ayrıca bu bölümde Türklerin İslamiyet öncesi kültürel mahiyetini Tanrı, âlem, insan tasavvurları başlıklarıyla ele alıp, İslamiyet'in kabulüyle beraber Türklerin Allah, âlem, insan tasavvurlarına yer verilerek Türk kültürünün toplumsal değerleri ifade edildi. Üçüncü kısım tezimizin can damarını teşkil eden Kutadgu Bilig'in mahiyet itibarıyla mutluluğa ulaştıran, devlet sahibi yapan bilgi manalarından yola çıkarak insanın bu mertebelere ulaşması erdem sahibi varlık olmasından geçtiği ifade edildi. Eserde bilgi ve erdemin aynı muhtevayı kapsaması, kişinin ahiret mutluluğuna toplumsal bir varlık olarak erdemli eylemlerle yol alacağını belirttik. Bu betimlemelere önce birey ahlakı, aile ahlakı ve devlet ahlakı şeklinde tasniflerinden yola çıkarak ideal insanın tasvir edildiği hükümdar merkezli erdemlere yer verildi. Son bölümde ise tezin ana gayesi olan Kutadgu Bilig'in bir ahlak ve siyaset metni olduğunu gösteren yolların neler olduğu? sorusu temel alınarak, eserin muhtevasında barındırdığı ahlaki ve siyasi kaidelere vurgu yapıldı ve son merhalede ise erdem etiğine değinilerek genel bir çerçeve sunulmaya çalışılmıştır.
Fatma Aliye Hanım'ın felsefî görüşleri
Fatma Aliye Hanım, Tanzimat dönemi hukukçu, tarihçi ve devlet adamı olan Ahmed Cevdet Paşa ve Adviye Hanım'ın İstanbul'da dünyaya gelen kızıdır. Yaşadığı dönemde iyi bir öğrenim görme şansına sahip olan Fatma Aliye Hanım yalnız özel öğretmenlerden ders almakla kalmamış aynı zamanda babası Ahmed Cevdet Paşa ölene kadar ondan ders almayı sürdürmüştür. Manevi babası olan Ahmed Midhat Efendi ölene kadar, Fatma Aliye Hanım onunla birçok konuda fikir alışverişinde bulunmuştur. Batı'daki bilimsel ve felsefî gelişmelerden haberdar olan Fatma Aliye Hanım felsefeye dair ilk kitabı Terâcim-i Ahvâl-i Felâsife'de Yunan felsefesinden başlayarak İslâm felsefesiy-le devam eden süreci kaleme almış, birçok felsefecinin isimlerinden ve bazı felsefî akımlardan bahsetmiştir. Diğer kitabı olan Tedkîk-i Ecsâm ise Batı'da art arda olan gelişmeler sonucunda oluşan materyalist düşünce akımına karşı yazılmış bir reddiyedir. Sonuçta birçok konu hakkında fikir beyan etmiş Fatma Aliye Hanım'ın olaylara bakış açısında ve uygulamalarındaki temel saikin İslâm düşünce geleneğine uygun olduğu belirt-mekte bir sakınca yoktur. Onun felsefe alanında ve Osmanlı'da ilk defa bir kadın tarafından yazılmış olan iki kitabında işlenilen, eleştirilen ve savunulan konular ele alındığında köklü bir düşünce ve zengin bir kültürün etkileri görülür. Anahtar Kelimeler: İslâm düşüncesi, Tanzimat Dönemi, Ahmed Cevdet Paşa, Ahmed Midhat Efendi
Nurettin Topçu düşüncesinde eğitim
Bu çalışma XX. yy.da yaşamış, birçok alandaki fikirleri ile Türk düşünce dünyasına önemli katkılar yapmış olan Nurettin Topçu'nun Cumhuriyet Dönemi eğitim düşüncesine yöneltmiş olduğu eleştirileri ve bu hususta belirtmiş olduğu fikirleri irdelemeyi amaçlamaktadır. Osmanlı Devleti'nin ömrünü tamamlaması sonucu inşa edilen yeni devletin yani Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu üyeleri hiç şüphesiz yeni bir yol çizmiş ve bu minvalde bir felsefe geliştirmiştir. Devletin her kurumu gibi eğitim de bu noktada yeni bir istikamete sokulmuştur. Yönelmiş olunan bu istikametin vermiş olduğu bazı neticeler Nurettin Topçu'yu rahatsız eder ve o da bu hususta kendi doğrularını dile getirmeye gayret eder. Gençliğin geçirmiş olduğu bunalımlar, ahlaki çöküş, asıl gayeden sapma, ruh ve manada eksik kalmış bir eğitim zihniyeti, pragmatizm ve onunla beraber tekniğin eğitimde ana gövdeye yerleştirilmesi, muallimin ve mektebin misyonunun ne olması gerektiği gibi meseleler onun ana davasıdır. Nurettin Topçu tarafından çeşitli gazete ve dergilerde yayınlanan yazıların ve çeşitli konferanslarda yapılan konuşmaların İsmail Kara ve Ezel Erverdi tarafından bir araya getirilmesi ile oluşan Türkiye'nin Maarif Davası adlı eser başlıca hareket noktamız olmuş ve diğer eserlerinde de eğitim ile ilgili belirttiği hususlar ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Cumhuriyet Dönemi, Eğitim, Maarif Davamız, Nurettin Topçu.
Yapay zeka felsefesinde bilinç problemi
Bu çalışma, bilinçli bir yapay zekanın imkânı üzerine bütüncül bir bakış açısı oluşturmayı hedefleyen felsefi bir soruşturmadır. Soruşturmanın planı "Bütüncül bir yapay bilinç teorisi, doğal bilince yönelik kuşatıcı bir yaklaşım üzerine inşa edilmelidir." varsayımına bağlı olarak oluşturulmuştur. Bu bağlamda, öncelikle melez bir kavram olan yapay bilinci meydana getiren bileşenler olan yapay zeka ve bilinç mefhumları ayrık problematikler olarak ele alınmış, daha sonra ise yapay bilince yönelik bakış açıları incelenmeye çalışılmıştır. Çalışmanın başlangıcında bilinç, fenomenal deneyim olarak tanımlanmış ve çalışma boyunca kabul edilebilir bir bilinç yaklaşımının, deneyimin içkin bağıntıları olan deneyimleyen ve deneyimlenenin doğasını göz ardı etmemesi gerektiği fikri ayrıştırıcı bir ölçüt olarak kullanılmıştır. Makine bilincinin etik, hukuki ve epistemolojik meselelerle de ilgisi tartışılarak bilinçli bir makine inşasının pratikte yol açabileceği sorunsallara işaret edilmiştir. Son adımda ise "Bilinçli bir makine mümkün müdür?" sorusu basamaklar halinde cevaplanırken makine bilincinin insan bilinciyle karşılaştırılamaz yapıda yeni bir tür bilinç olarak var olabileceği tezi, felsefi olarak temellendirilmeye çalışılmıştır.
Yapay zihin problemine felsefi bir bakış
Yapay zeka, bilim ve teknolojinin gelişmesiyle birlikte önemli bir çalışma alanı kazanmıştır. İnsan zekasını yapay bir sistemde yeniden oluşturmak isteyen yapay zeka alanı bunun ötesine geçerek insan zihninin bilişsel yeteneklerinin, çok boyutlu düşünme biçimlerini geliştirebilen makinelerin sosyal yaşamın vazgeçilmez bir parçası olarak yer almasında başarılı adımlar atmaktadır. Dolayısıyla yapay zeka yalnızca bilim, mühendislik ya da teknolojiye özgü araştırmaların sınırlarının ötesinde olmayıp pek çok kişiyi ilgilendiren önemli bir proje olarak yer almaktadır. Yapay zeka alanının insan zihninin gizemini çözmeye yönelmesi, insanın öznel yapısındaki diğer hususların da incelenmesini zorunlu kılmaktadır. Özellikle bilinç, yaratıcılık, özgür irade gibi insani yetiler ile zihin bir bütün haline gelmektedir. Bu düşüncelerden hareketle bu çalışmada zihin, felsefe ve yapay zeka ilişkisinden yola çıkılarak "İnsan zihninde mekanistik veya algoritmik bir ifade var mı, zihin bir bilgisayar programına indirgenebilir mi?" sorularına cevap aranmaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde felsefe ve yapay zeka ilişkilendirilerek zihne dair sorgulamalar zihin felsefesi ekseninde ele alınmıştır. Birinci bölümün akabininde yapay zihnin imkanına dair tartışmalara yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ise yapay zihnin imkânı tartışmalarından hareketle insanın sahip olduğu haklara sahip olup olamayacağı tartışılmıştır.