Theses supervised by Prof. Dr. Mert Ural
10 theses · Dokuz Eylül University
Hisse senedi piyasalarında finansal bulaşıcılığın ve sürü davranışının analizi
Küreselleşme ile birlikte serbestleşen finans piyasaları özellikle gelişmekte olan ekonomilerin kırılganlık sorunları ile karşı karşıya kalmalarına neden olmuştur. Bu nedenle yaşanan krizlerin diğer ekonomilerde hissedilme olasılığı giderek artmıştır. Bu durum Türkiye'nin de içinde bulunduğu yükselen piyasa ekonomilerinde kırılganlık ve istikrarsızlık olgularını ön plana çıkmıştır. 2008 yılında ABD'de başlayan Finans Krizi belli bir süre sonra küresel bir nitelik kazanmış ve birçok ekonomide kayıplara neden olmuştur. Bu durum ülkenin sadece temel göstergelerindeki yapısal sorunlara değinilerek açıklanamamıştır. Ülke ekonomisi temel makro ekonomik göstergelerinde başarılı olsa bile bir krizin yaratacağı bulaşıcılık etkisi ile karşı karşıya kalabilmektedir. Bu bağlamda krizin yarattığı panik havası yatırımcılar üzerinde krizin seyrini değiştirecek kadar önemli olmaktadır. O nedenle bu çalışmada sürü davranışını ile beraber bulaşıcılık etkisini test eden bir model kurulmuştur. Bu çalışmanın amacı, 5 Temmuz 2006 – 12 Kasım 2019 dönemi günlük kapanış fiyatları üzerinden yatay kesit mutlak sapmaya dayalı olarak S&P500 endeksi ile BİST30 endeksi arasında finansal bulaşıcılık etkisi ve sürü davranışının varlığının test edilmesidir. Analiz dönemi, krizin etkilerini ayrıştırabilmek adına kriz öncesi ve kriz sonrası şeklinde olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Böylece krizin yayılmasında yatırımcı davranışlarının kriz öncesi ve sonrasında nasıl bir değişim gösterdiği anlaşılacaktır. Bu, yatırımcı davranışlarının hangi koşullarda nelerden etkilendiğini analiz edebilmek adına önemlidir. Bununla beraber, geliştirilen "Finansal Bulaşıcılık Modeli"nde her bir endeksin günlük kapanış fiyatları endeksin ait olduğu ülkenin para birimine dönüştürülerek test edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre, tüm dönem, kriz içeren dönem ve kriz sonrası dönem için finansal bulaşıcılık etkisinin var olduğu görülmüştür. Buna karşın beklentinin aksine sürü davranışının sadece kriz sonrası dönemde var olduğu istatistiki olarak anlamlı bulunmuştur. Farklı para birimleri ile yapılan testlerin ilişkinin yönü itibarıyla analiz sonuçlarını değiştirmediği ve bu yüzden değişkenlerde para cinsi uyumlaştırmasına gerek olmadığının belirlenmesi, çalışmanın bir diğer önemli bulgusudur.
Türkiye için denge döviz kuru tahmin modellerinin analizi
Bretton Woods sisteminin sona ermesinden sonraki süreçte ülkelerin esnek döviz kuru sistemini benimsemeleri, liberalizasyon hareketlerinin artması, teknoloji ve bilişim alanında yaşanan gelişmeler ve günümüzde sosyal medyanın da etkisi dikkate alındığında döviz kurlarının önemini arttırmaktadır. İki ülke mallarının karşılaştırmalı fiyatı olarak ifade edilen reel döviz kurunun; ülkelerin dış ticaretteki rekabet güçlerinin bir göstergesi olarak kabul edilmesinin yanı sıra birçok makroekonomik değişken üzerinde de etkisi bulunmaktadır. Ayrıca reel döviz kuru kadar doğrudan gözlemlenemeyen denge reel döviz kurunun modellenmesi de önem taşımaktadır. Nitekim reel döviz kurunun denge değerinden sapması bir ülkenin rekabet gücünü doğrudan etkilemekte, cari açığın artmasına dolayısıyla spekülatif atakların ve para krizlerinin yaşanmasına yol açmaktadır. Çalışmanın amacı, seçilen modeller doğrultusunda Türkiye için denge reel döviz kurunu tahmin etmektir. Bu amaçla döviz kuru oluşumunu açıklayan geleneksel ve modern döviz kuru modelleri ile denge reel döviz kuru modellenmiştir. Geleneksel modellerden Satın Alma Gücü Paritesi (SGP) ve Esnek Fiyatlı Parasal Model (EFPM), modern yöntemlerden ise Temel Denge Döviz Kuru (FEER) ve Davranışsal Denge Döviz Kuru (BEER) yaklaşımları ele alınmıştır. Piyasada oluşan döviz kurlarıyla karşılaştırılarak ulusal paranın değerinden sapmaların ölçümü ve ülkenin rekabet gücünün değerlendirilebilmesini sağlayan Satın Alma Gücü Paritesi Teorisi uzun dönem denge döviz kuru için önemli bir gösterge niteliğindedir. Çalışmada Satın Alma Gücü Paritesi Teorisinin geçerliliği geleneksel birim kök testleri ile Enders, Becker, Lee (2006) tarafından geliştirilen doğrusal olmayan Fourier birim kök testleri aracılığıyla sınanmış ve Türkiye'de Satın Alma Gücü Paritesi Teorisinin geçerli olduğu bulgulanmıştır. Bu durumda reel döviz kurunda yaşanacak sapmalar kalıcı olmamaktadır. Ekonomide yaşanan gelişmelere bağlı olarak denge değerine dönmesine rağmen reel döviz kurunun seçilen EFPM, FEER ve BEER modelleri için yapılan hesaplamalarda modellerin farklı derecelerde denge değerinden saptığı tespit edilmiştir. Döviz kurunu açıklayan modern yöntemlerden FEER ve BEER modellerinin geleneksel modellerden biri olan EFPM'ne göre daha başarılı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Hesaplanan denge reel döviz kurundan sapmaların seyri incelendiğinde 2008 Küresel Finans Krizi'nin yaşandığı dönemde FEER modeli diğer modellere göre Türk lirasının değerini daha iyi yansıtmaktadır. BEER modeli hem 2016 hem de 2018 yılı üçüncü çeyreğinde artan siyasi risk sonucu Türk lirasındaki değer kaybını göstermekte oldukça başarılı olmuştur. Bu çalışmanın diğer çalışmalardan farkı Türkiye için denge reel döviz kurunun hesaplanmasında enflasyon hedeflemesi stratejisinin ve esnek döviz kuru sisteminin uygulandığı dönemi ele alırken 2016 yılı sonrasını da modelleyen ilk çalışma olmasıdır. Çalışmanın literatüre katkısı uzun dönem dengeyi de ifade eden SGP Teorisi Türkiye için geçerli olmasına karşın seçilen modellerden (EFPM, FEER ve BEER modellerinden) elde edilen uzun dönem katsayıları istatistiksel olarak anlamsız bulunmuştur. Genel olarak bakıldığında döviz kurlarının oluşumu sadece makroekonomik değişkenler tarafından değil makroekonomik olmayan faktörlerinde etkili olmasından dolayı denge reel döviz kuru modelleri başarılı sonuçlar vermemektedir. Anahtar Sözcükler: Denge Reel Döviz Kuru, Reel döviz Kuru, Fourier Birim Kök, ARDL Sınır Testi modeli
Türk bankacılık sektöründe WASPAS yöntemi ile performans analizi
Türkiye Finans Sektörünün yapısı incelendiğinde toplam aktif büyüklüğünde bankaların payının %85'ten fazla olduğu görülmektedir. Finans sektörü içerisinde önemli paya sahip olan bankaların aynı zamanda ekonomik sistem içerisinde finansal aracılık, vade uyumlaştırma, ulusal ve uluslararası ticareti geliştirme, likidite sağlama vb. gibi önemli işlevleri bulunmaktadır. Bu bağlamda, banka performans analizi, bankaların rekabet edebilirlikleri yanında müşteri portföyleri ve ülke ekonomisi açısından da önemli bir kavramdır. Çalışmada, Çok Kriterli Karar Verme Yöntemlerinden Entropi ve WASPAS yöntemleri kullanılarak, belirlenmiş 50 finansal oran aracılığıyla Türk Bankacılık Sektörü'nde faaliyet gösteren aktif büyüklüğüne göre en büyük 10 mevduat bankasının 2006-2017 dönemine ait finansal performans analizi yapılmıştır. Finansal oranların ağırlıklarının belirlenmesinde Entropi yöntemi kullanılmıştır. Daha sonra WASPAS Yöntemi ile bankalar finansal performanslarına göre sıralanmıştır. Çalışmada, analize konu dönem için en iyi performans gösteren bankaların; Türkiye İş Bankası A.Ş., Türkiye Halk Bankası A.Ş. ve Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası A.Ş. olduğu, performansı en düşük olan bankaların ise Yapı ve Kredi Bankası A.Ş., Türkiye Ekonomi Bankası A.Ş. ve Deniz Bank A.Ş. olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Türk bankacılık sektöründe temel gösterge yaklaşımı ile operasyonel risk analizi
Basel Sermaye Yeterliliği Uzlaşıları ile birlikte bankalar açısından operasyonel riskin sayısallaştırılarak ölçülmesi ve maruz kalınan riskler için ayrılacak yasal sermaye yükümlülüğünün hesaplanması önem kazanmıştır. Etkin operasyonel risk yönetimi bankaların finansal yapısının sağlamlaştırılmasında, rekabet gücünün artırılmasında, sistem, süreç ve insanlardan kaynaklanabilecek risklerin önlenmesinde katkı sağlamaktadır. Çalışmada Türk bankacılık sektöründe faaliyet gösteren aktif büyüklüğüne göre en büyük on bankanın 2010-2018 yılları arasındaki verileri kullanılarak temel gösterge yaklaşımına göre operasyonel risk analizi yapılmıştır. Bu bankalardan 3 tanesi kamu sermayeli (T.C. Ziraat Bankası A.Ş., Türkiye Halk Bankası A.Ş., Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O.), 3 tanesi yabancı sermayeli (Türkiye Garanti Bankası A.Ş., Denizbank A.Ş., QNB Finansbank A.Ş.) ve 4 tanesi özel sermayelidir (Akbank T.A.Ş., Türk Ekonomi Bankası A.Ş., Türkiye İş Bankası A.Ş., Yapı ve Kredi Bankası A.Ş.). Sonuç olarak, 2012-2018 yılları arasında temel gösterge yaklaşımına göre operasyonel riske esas tutarı en yüksek bankaların ağırlıklı olarak Türkiye İş Bankası A.Ş., T.C. Ziraat Bankası A.Ş. ile Türkiye Garanti Bankası A.Ş. olduğu, buna karşın operasyonel riske esas tutarı en düşük bankaların tüm yıllarda Türk Ekonomi Bankası A.Ş. ve Denizbank A.Ş. olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Bankacılık, Operasyonel Risk, Temel Gösterge Yaklaşımı.
Bankacılıkta piyasa riski yönetimi: Riske maruz değer (VAR) ve stres testi uygulaması
1980'li yılları izleyen zaman zarfında, özellikle küresel finansal sistem içerisinde sınırların ortadan kalkması ve yaşanan gelişmelerle birlikte artan belirsizlikler, finansal kurumlar ve özellikle büyüklükleri ile işlevleri açısından finansal piyasaların lokomotifi olan bankalar açısından yıkıcı sonuçlara neden olmuştur. Bu tecrübeler, karşılaşılaşılabilecek risklerin tanımlanması ölçülmesi ve izlenmesi süreci olan risk yönetimi kavramının finansal literatürde önem kazanmasına ve risk yönetiminin karar alma süreçlerinde yer edinmesine yol açmıştır Son yıllarda yaşanan teknolojik gelişmelerle finansal piyasalara erişim imkanının ve işlem hızlarının artması, rekabet artışı ile işlem maliyelerinin azalması, küresel likidite artışı gibi etkenler piyasalara artan oynaklık ve risk olarak yansımıştır. Matematik, istatistik, ekonometri, finans ve bilgi teknolojilerinin kesişiminde konumlanan ara bir disiplin olarak risk yönetimi, karşılaşılan ve gün geçtikçe çeşitlenen risklerin yönetiminde önemli bir araç olmuştur. Çalışmada piyasa riskinin ölçümünde yaygın biçimde kullanılan Riske Maruz Değer (RMD) yöntemleri ile finansal varlık getiri serileri değişen varyans modellemesinin sermayenin etkin yönetimindeki önemi sınanmıştır. Ayrıca stres testleri aracılığıyla, sermayenin olağan dışı piyasa koşullarında karşılaşılabilecek kayıplara karşı dayanıklılığı uygulamalı olarak incelenmiştir.
Yapısal kırılmaların varlığında doğalgaz ve petrol fiyatlarının oynaklık modellemesi
Günümüzde ham petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki oynaklık, finansal piyasalarda ve enerji sektöründe her gün daha da artan merakla takip edilen en önemli gelişmelerden olmayı sürdürmektedir. Petrol ve doğalgaz fiyatlarında yaşanabilecek bir artış, tüketilen enerjinin %40'ını petrolden karşılayan, tükettiği petrolün %90'ını ve doğalgazın %98'ini ithal eden Türkiye ve benzer ekonomik istatistiklere sahip ülkeler için hayati öneme sahiptir. Bu çalışmanın amacı da ekonomiler açısından büyük öneme sahip ham petrol varil fiyatı ve doğalgaz fiyatı günlük getiri serilerine ait oynaklığın modellenerek, bu oynaklıkların yapısının, büyüklüğünün ve sürekliliğinin incelenerek risk ve belirsizliğin tahmin edilebilmesidir. Çalışma petrol ve doğal gaz fiyatlarının oynaklığını araştıran birçok araştırmanın yanısıra yapısal kırılmaların varlığı altında oynaklık sürekliliğinin tesadüfi olup olmadığı yani şokların model üzerindeki etkilerinin araştırılması bakımından önem taşımaktadır. Genelleştirilmiş Otoregregresif Koşullu Değişen Varyans (GARCH), Üstel Genelleştirilmiş Otoregregresif Koşullu Değişen Varyans (EGARCH) ve Genelleştirilmiş Asimetrik Üslü ARCH (APGARCH) modelleri kullanılarak ham petrol serisi ve doğal gaz serisi için Ocak 2006 - Aralık 2018 dönemi dikkate alınarak fiyatlardaki oynaklık tahmin edilmiştir. Söz konusu oynaklık modellerinde karşılaştırma yapılarak performansları değerlendirilmiş ve etkili olan etkenler incelenmiştir. Bu inceleme sırasında oynaklık sürekliliği üzerinde yapısal kırılmaların etkilerini belirleyebilmek için ICSS (Iterative Cumulative Sums of Squares) algoritması ile varyanstaki kırılmalar belirlenmiş ve tespit edilen kırılma noktaları kukla (dummy) değişkenler olarak EGARCH modeline dâhil edilmiş ardından kırılmaların dikkate alan yeni bir EGARCH modeli kurulmuştur. Söz konusu kırılmaların eşliğinde oynaklıkların modellenmesinde ve tahminlenmesinde hangi modellerin daha başarılı ve tutarlı sonuçlar verdiği tahmin edilmeye çalışılmıştır. Analiz sonuçlarına göre, varyanstaki yapısal kırılmaların modellere eklenmesiyle oynaklık dinamiklerinin daha doğru ve tutarlı hesaplandığı ve oynaklık kalıcılığının azaldığı belirlenmiştir. Elde edilen analiz sonucu ise yatırımcılara riske karşı sergileyecekleri yaklaşım konusunda yön verebilecek önemli bir sonuçtur.
Türk bankacılık sektöründe karşılaşılan riskler ve döviz kuru riskinin analizi
Yaşamın her anında ortaya çıkan riskler, finansal piyasalarda özellikle de bankacılık sektöründe oldukça önemlidir. Bankalar işlemlerini yürütürken hem kârlarını arttırmak, hem de karşılaştıkları riskleri yönetmek durumundadır. Risk yönetiminde amaç, risklerden kaçınmak yerine, riskleri tanımlamak, ölçmek ve olası zararlara yönelik önlemler alabilmektir. Tüm dünyada kabul gören ve yaygın bir kullanım alanı olan Riske Maruz Değer (RMD) yöntemi, bankanın karşılaşabileceği riskler sonucu maksimum kayıp miktarını tek bir rakam ile ifade etmektedir. RMD, risklere bağlı oluşabilecek olası kayıpların tahmini ile finansal piyasalarda ekstrem durumlara bağlı kayıpları engellenmesini ve piyasada işlem yapanlar için daha istikrarlı bir sürecin ortaya çıkmasını amaçlamaktadır. 2012-2018 yıllarını kapsayan bu çalışmada Türk Bankacılık Sektörü'nde karşılaşılan döviz kuru riskleri, bilançodaki yabancı para pozisyonlarından ve döviz kurlarından yola çıkılarak analiz edilmiştir. Bilançodaki net döviz pozisyonu rakamları kullanılarak parametrik RMD yöntemi yardımıyla ayrılması gereken yasal sermaye yükümlülüklerine ulaşılmıştır. Net döviz pozisyon tutarında ve volatilitedeki artışlara paralel olarak bankaların ayırması gereken yasal sermaye yükümlülüğünün arttığı ve bu durumun bankalara ilave sermaye yükü getirdiği sonucuna ulaşılmıştır.
Kredi kartı sahipliğine ve rasyonel kullanımına etki eden faktörlerin analizi
Günlük hayatımızda yaygın olarak kullanılan ve paranın yerine geçebilen kredi kartları bireysel bankacılığın en önemli kalemidir. Bireyler, kredi kartına sahip olmakla kredi imkânı, alışveriş tutarlarını taksitlendirerek ödeme, nakit para yerine geçme gibi birçok avantaj elde etmektedir. Bununla birlikte, kredi kartı sayesinde tüketicilerin gelecekteki gelirlerini bugünden harcadıkları düşünüldüğünde borç yönetimlerini iyi bir şekilde yapmaları gerekmektedir. Aksi takdirde bilinçsizce yapılan harcamalar sadece bireylere değil ülke ekonomisine de zarar vermektedir. Genellikle her ailenin en az bir tane kredi kartına sahip olduğu düşünüldüğünde bireylerin finansal tercihleri kredi kartlarının kullanımı ulusal ekonomi için önem arz etmektedir. Tez çalışmasında amaç kredi kartlarının rasyonel kullanımını etkileyen faktörlerin belirlenmesidir. Araştırma için veriler anket formu kullanılarak elde edilmiştir. Bu veriler 'SPSS for Windows v25.0' paket program aracılığıyla ile analiz edilmiştir. Analizde soru tiplerine uygun olarak frekans analizi ve ki-kare analizi yapılmıştır. Kredi kartına sahip olan bireylerin yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi, varlık durumu, kredi kartı kullanım amacı, kartın aylık ödemelerinin durumu gibi bağımsız değişkenler arasında bir ilişkinin olup olmadığı ölçülmüştür.
Finansal gelişme ve ekonomik performans ilişkisinin analizi
Kapitalist sistemin gelişmesinde paranın kullanılmasının ve finansal piyasaların gelişmesinin önemli bir rolü vardır. Ancak finansal piyasaların kırılgan bir yapıya sahip olması, kapitalist sistemin istikrarsızlığının nedenlerindendir. Bu sebeple bu çalışmada finansal gelişme ve ekonomik performans arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Ancak çalışmanın sadece OECD ülkeleri için analiz edilmesi, bu çalışmanın kısıtıdır. Çalışmanın amacı doğrultusunda 1980-2016 zaman aralığında OECD ülkeleri kapsamında 12 ayrı veri seti oluşturulmuştur. Finansal gelişme ve ekonomik performans arasındaki ilişkinin yönünü tespit etmek amacıyla vekil değişkenler belirlenmiştir. Finansal gelişmeyi temsilen kullanılan finansal gelişme endeksi IMF veri tabanından elde edilmiş, ekonomik performansı temsilen kullanılan Okun ve Hanke sefalet endeksleri yazar tarafından hesaplanmıştır. Okun sefalet endeksi, enflasyon ve işsizlik oranlarının toplanması ile elde edilmiştir. Hanke sefalet endeksi ise, Okun sefalet endeksine uzun dönem faiz oranının eklenmesi ve büyüme oranının çıkarılması ile oluşturulmuştur. Ekonomik sefaletin artması, ekonomik performansın azalması olarak yorumlanmıştır. Çalışmada finansal gelişme ve ekonomik performans arasındaki ilişki araştırılırken, literatürden farklı bir şekilde ekonomik performans göstergesi olarak sadece büyüme değişkeni kullanılmamıştır. Bununla birlikte, finansal gelişmişlik özel sektör kredileri ve sermaye kapitalizasyonu gibi temsili tek bir değişkenle ölçülmek yerine, finansal gelişme endeksi gibi kapsamlı bir değişken ile temsil edilmiştir. Bu sebeple çalışmanın, finansal gelişme ve ekonomik performansı ölçmeye yönelik literatüre hem teorik hem de ampirik olarak katkıda bulunacağı düşünülmektedir. Finansal gelişme ve ekonomik performans arasındaki ilişkiyi araştırmak için Westerlund panel eşbütünleşme analizi, dinamik sabit etkiler tahmincisi ve ortalama grup tahmincisi yöntemleri kullanılmıştır. Tüm panele ait uzun ve kısa dönem ilişkileri tespit edildikten sonra ise, her bir ülke için uzun ve kısa dönem ilişkilerinin yönünü gösteren birimler için ortalama grup tahmincisi analizi gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, çalışmanın ikinci bölümünde 2006-2016 zaman aralığında finansal gelişme ve ekonomik performans arasındaki ilişki, betimsel istatistiklere göre her bir ülke için değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonucunda hem dönemlere hem de ülkelere göre finansal gelişme ve ekonomik performans ilişkisinin farklılaştığı tespit edilmiştir. Bu durum kapitalist sistemdeki ülkelerin içsel ve dışsal dinamiklerden dolayı, farklı konjonktürlerde yer almalarından kaynaklanmaktadır. Ancak elde edilen sonuçlar, genellikle finansal gelişmenin ekonomik performans üzerinde anlamlı bir etkisi varken, ekonomik performansın finansal gelişme üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığını göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Finansal Gelişme, Ekonomik Performans, Westerlund Panel Eşbütünleşme Analizi.
Risk yönetimi aracı olarak finansal piyasalarda risk ayrıştırma
Son yüzyılda iletişim ve teknolojide yaşanan hızlı gelişim yeni finansal araçların da ortaya çıkmasına neden olmuştur. Gelişimle birlikte karmaşık bir yapıya bürünen finans piyasalarında, maksimum getiri veya minumum risk hedefine ulaşabilmek için yatırımcılar doğru kararlar almakta zorlanabilmektedirler. Bu doğrultuda oluşturulacak portföylerde etkin bir risk yönetimi ve optimizasyonu gerekmektedir. Risk optimizasyonu hedeflenirken portföyün sahip olduğu risk türlerinin bilinmesi, yatırımcı açısından büyük önem taşımaktadır. Bu noktada finansal riskin ayrıştırılması ve buna göre yatırım kararı alınması gerekmektedir. Çalışmada, 2008 yılında yaşanan Küresel Ekonomik Krizin Borsa İstanbul (BİST) üzerindeki etkisinin de belirlenmesi amacıyla oluşturulan hipotetik bir portföy oluşturulup, kriz öncesi ile kriz ve kriz sonrası iki farklı dönem şeklinde analiz edilmiştir. Hem Marjinal Riske Maruz Değer (IVaR) Yöntemi hem de Finansal Varlık Fiyatlama Modeli (FVFM) kullanılarak hesaplanan toplam risk tutarları, sistemetik ve sistematik olmayan risk biçiminde ayrıştırılmıştır. Bu şekilde elde edilen sonuçlar hem hisse senedi/şirket hem de sektör bazında karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir.