Theses supervised by Prof. Dr. Mine Arlı
10 theses · Gazi University
Üniversite öğrencilerinin meyve tüketimi ve meyve tüketimlerinin tatlı ve ekşi tat tercihleri ile ilişkisi
Bu araştırma üniversite öğrencilerinin meyve tüketimi ve meyve tüketimlerinin tatlı ve ekşi tat tercihleri ile ilişkisinin saptanması amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Araştırmanın katılımcılarını, Selçuk Üniversitesi'nde eğitim görmekte olan 17-35 yaş arası 125 kız ve 185 erkek öğrenci olmak üzere toplam 310 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışmada veriler üç aşamada toplanmıştır; birinci aşamada bireylerin beslenme durumları ve bazı alışkanlıkları saptanmıştır. İkinci aşamada, bireylerin beslenme durumlarını değerlendirmek üzere 24 saatlik besin tüketimi kaydı yöntemi kullanılmıştır. Üçüncü aşamada ise, tat tercihlerini belirlemek için duyusal değerlendirme yapılmıştır. Araştırma sonucunda, BKİ ortalamalarında cinsiyetler açısından gruplar arasında p<0.01 düzeyinde, fark anlamlı bulunmuştur. Obez) öğrenci olmadığı görülmüştür. Araştırmaya katılanların günlük sigara tüketiminde, kız ve erkekler arasında anlamlı bir fark bulunmuştur. Günde bir paket ve bir paketten çok sigara içen erkeklerin oranı % 51.7 iken bu oran kızlarda % 17.2 olmuştur. Katılımcıların öğün alışkanlıklarının düzenli olmadığı ve en çok sabah öğününün atlandığı (% 60.6) saptanmıştır. Genç erişkinlerin diyetle günlük ortalama enerji ve besin öğesi tüketimleri değerlendirildiğinde, alınan enerji miktarı erkek öğrencilerde 2075.9 ± 965.85 kkal/gün, kız öğrencilerde 1681.6 ± 865.36 kkal/gün olarak bulunmuştur. Erkeklerin anlamlı ölçüde kızlardan daha fazla günlük enerji aldıkları belirlenmiştir. Cinsiyete göre proteinden başka, B?? vitamini, biotin, karbonhidrat, B? vitamini ve çinko, pantotenik asit, folat (p<0.01), B? vitamini, demir ve fosfor tüketimleri arasında da istatistiksel açıdan fark anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Öğrencilerin K vitamini ve fosfor alımının 2/3 RDA değerlerini aştığı görülmüştür. Genel olarak niasin, folat, magnezyum, kız öğrencilerin ise kalsiyum ve demir yönünden yetersiz beslendiği ve her iki grubun yarıya yakın kesiminin yetersiz enerji aldığı saptanmıştır. Kaldıkları yer neresi olursa olsun öğrencilerin toplam olarak sadece % 46.5'inin, günde 3-4 porsiyon meyve tükettiği belirlenmiştir. Öğrencilerin BKI'lerine göre meyve tüketim tercihleri arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). BKI şişman grubunda yer alanların % 68.8'i tatlı meyveyi tercih etmişlerdir. Erkek ve kız öğrencilerin günlük ortalama meyve tüketim miktarları açısından aralarında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Erkeklerin ortalama 128.67 gram, kızların ise ortalama 125.58 gram günlük meyve tükettikleri bulunmuştur. Tat numunelerini beğenme düzeylerinde, cinsiyete göre bir fark belirlenmemiştir (p>0.05) Erkek ve kız öğrenciler tatlılık oranı yüksek olan tatları ekşi tatlardan daha çok beğenmişlerdir. Öğrencilerin tat tercih puanlarıyla meyve tüketim miktarları arasında bir ilişki bulunmamıştır. Cinsiyete göre yapılan doğrusal regresyon analizleri sonuçlarına göre de hem kız hem erkek öğrencilerin yine bağımsız değişken olarak alınan tat tercih puanları bağımlı değişken olarak alınan meyve tüketim miktarlarının anlamlı bir yordayıcısı değildir. Türkiye'de yaşayan bireylerin tat/besin tercihine yönelik yapılacak araştırmalar, besin sektöründeki duyusal değerlendirmelere, tatlı olan besin tüketiminin azaltılması ve çocukların ekşi tat içeren besin tüketiminin artırılması adına stratejiler geliştirilmesinde yardımcı olabilir.
Otellerde çalışan mutfak personelinin ve aşçılık alanında yükseköğrenim gören öğrencilerin moleküler gastronomi konusunda bilgi ve görüşleri
Bu araştırma dört ve beş yıldızlı otellerde çalışan mutfak personeli ve aşçılık alanında yükseköğrenim gören öğrencilerin moleküler gastronomi konusundaki bilgi ve görüşlerini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Araştırma kapsamına alınan Ankara'daki 4 beş yıldızlı otel ve 1 dört yıldızlı otelde çalışan 60 mutfak personeli ve Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Mengen Meslek Yüksekokulu Aşçılık Programında yükseköğrenim gören 60 öğrenciye anket uygulanmıştır. Çalışmadan elde edilen verilerin değerlendirilmesi ve tabloların oluşturulması amacıyla SPSS (Statistical Package for Social Sciences) version 15 kullanılmıştır. Chi-Square (X2) testi. Student's t testi, tek yönlü varyans analizi. Tukey çoklu karşılaştırma testi. Mann-Whitney U testi, Kruskal-Wallis varyans analizi, Bonferroni düzeltmeli Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Bütün istatistiksel analizlerde önemlilik seviyesi olarak p<0.05 değeri kabul edilmiştir farkın önemli bulunduğu durumlarda p<0.01 değerlerine de bakılmıştır. Moleküler Gastronomi fizik ve kimya kurallarının yemek hazırlamaya uygulanmasıdır sorusuna verilen cevaplara bakıldığında personelin %78.3'ü evet %21.7'si hayır ya da bilgim yok olarak cevaplarken, öğrencilerin %96.7 si evet, %3.3'ü hayır ya da bilgim yok olarak cevap vermiş ve bu sonucun da istatistiki olarak anlamlı çıktığı görülmüştür(P<0.01).Aşçılık eğitimi alınan yere göre bilgi soruları (8 üzerinden) ortalama puanları aşçılık lisesi eğitimi alanlarda 5.36, aşçılık yüksekokulunda eğitim alanlarda 4.80, özel, halk eğitim kursu ve diğer alanlarda eğitim almış olanlarda ise 3.12 ve fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur . Moleküler gastronomi ile ilgili 38 görüş ifadesinin ortalama puanları (kesinlikle katılıyorum? için 5, ?katılıyorum? için 4, ?kararsızım? için 3, ?katılmıyorum? için 2 ve ?kesinlikle katılmıyorum? için 1 puan verilmiştir.) demografik değişkenlere göre karşılaştırılmıştır.Değişken eğitim durumu olarak belirlediğinde ilköğretim mezunları ( ? =129.9) ortaöğretim mezunları ( ? =139.3) ve yükseköğretim mezunları ( ? =142.2) ortalama değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark oluştuğu gözlenmiştir(p<0.01).Değişken aşçılık eğitimi olarak alındığında aşçılık lisesi ( ? =143.2), aşçılık yüksekokulu( ? =150.4) , özel, halk eğitim kursu ve diğer seçeneklerini işaretleyenler arasında ( ? =128.6) yine istatistiksel olarak anlamlı bir fark ortaya çıkmıştır(p<0.05) .Turizm sektörünün vazgeçilmez unsurlarından yiyecek ?içecek sektörü de kendi alanındaki yeniliklerden biri olan ve Moleküler Gastronomi hakkında her türlü gelişimi takip etmeli ve uygulamalıdır. Bu alanda eğitim veren okullarımızda yeni yetişen geleceğin şeflerine dünyada gelişen yeni akımlar, yöntem ve teknikler hakkında eğitimler verilmelidir ve gastronomi alanında eğitim veren okullarda moleküler gastronomi gibi yeni akımlar, yöntem ve teknikler hakkında, bu alanda yürütülmesi önerilen bilimsel araştırmalar ışında eğitimler geliştirilebilirAnahtar kelimeler: Gastronomi, Moleküler Gastronomi, Aşçılık, Otel
Aşçıların beslenme bilgi düzeyleri
Aşçıların iyi bir mutfak sanatı becerisine sahip olmanın yanında iyi bir beslenme, besin hazırlama ve pişirme ile besin saklama bilgisine de sahip olmaları toplu beslenme sistemlerinden yararlanan tüketicilerin sağlığı açısından son derece önemlidir.Bu araştırma aşçıların beslenme bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi amacıyla planlanıp yürütülmüştür. İstanbul'da çalışan aşçılar arasından gelişigüzel örneklem tekniğiyle belirlenen 122 aşçı araştırmaya alınmıştır. Aşçıların beslenme bilgi düzeylerini belirlemek için araştırmacı tarafından geliştirilen sağlıklı beslenme uygulamaları formu kullanılmıştır. Elde edilen verileri değerlendirmek amacıyla t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Khi-kare testi ve Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. En düşük önem düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir.Araştırmaya katılan 122 aşçının %89.3'ünün erkek, %10.7'sinin kadın, %37.7'sinin 27-33 yaş gurubunda, %63.1'inin evli ve %37.7'sinin ise 1200 ve altı TL aylık gelir grubunda olduğu saptanmıştır. Aşçıların %19.7'si ilkokul mezunu, %23.8'i ortaokul mezunu, %37.6'sı lise mezunu ve %18.9'u ise üniversite mezunudur. Aşçıların, %74.6'sının aşçılık eğitimi almadığı, %25.4'ünün ise aldığı belirlenmiştir.Aşçıların besin öğelerinin görevleri (5.9±1.18, p<0.05), besin öğelerinin kaynakları (8.4±0.99, p<0.05), besin hazırlama ve pişirme ilkeleri (6.3±1.29, p<0.05) konusundaki ifadelere verdikleri yanıtlardan aldıkları ortalama puanların üniversite/yüksekokul mezunlarında diğer eğitim düzeylerindeki aşçılara göre yüksek ve anlamlı olarak farklı olduğu (p<0.05), yaşın ilerlemesiyle bu bölümlerden alınan puanların düştüğü, beslenme eğitimi alma durumu ile de alınan puanların yükseldiği bulunmuştur. Aşçıların sağlıklı beslenme ile ilgili ifadelere verdikleri yanıtlardan aldıkları ortalama puanların aşçılık eğitimi alanlarda almayanlara göre yüksek olduğu, aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0.05).İşletmelerle, üniversitelerin işbirliğiyle mutfak çalışanlarına beslenme uzmanları tarafından hizmet içi eğitim verilmesi, eksikliklerin giderilmeye çalışılması ve eğitimin belirli aralıklar ile tekrarlanması önerilmiştir.Anahtar Kelimeler: Mutfak, aşçı, beslenme bilgi düzeyi
Turizm meslek yüksekokulu öğrencilerinin gıda güvenliği bilgi ve uygulamaları
Bu araştırma, gıda güvenliği eğitimi alan ve almayan Turizm Meslek Yüksekokulu öğrencilerinin bilgi düzeyi ve uygulama farklılıklarını belirlemek amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Araştırma, Turizm Otelcilik Programının 1. ve 2. sınıflarından 100'er, Turizm Rehberliği Programının 1. ve 2. sınıflarından 50'şer olmak üzere toplam 300 öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiştir. Turizm Otelcilik Programı 2. sınıf öğrencileri bu eğitimi almıştır.Araştırmada, anket formu dağıtılmış ve elde edilen SPSS 11.5 paket programında değerlendirilmiştir. Sonuçlar; sayı, yüzde, aritmetik ortalama ve standart sapma değerleri olarak verilmiş ve önemli farklılıkların belirlenmesinde independent `'t'' testi uygulanmıştır.Öğrencilerin bilgi düzeyi, riskli gıda tüketimine ilişkin görüşleri ve uygulamaları değerlendirildiğinde; eğitim aldıktan sonra bilgi düzeylerinde önemli artış ve fark olduğu (p<0.05) ancak riskli gıda tüketimine ilişkin görüşleri ve uygulamalarında önemli fark olmadığı tespit edilmiştir (p>0.05). Eğitim almayan öğrencilerde ise, riskli gıda seçimi ve yanlış uygulamalar saptanmıştır. Tüm öğrenciler içinde; mayonez büyük çoğunlukla (%82.0) tüketilen, az pişmiş hamburger (%8.6) ise, düşük oranının tükettiği riskli gıdalar olmuştur. Cinsiyetin bilgi düzeyi ve riskli gıda tüketimlerine ilişkin görüşleri üzerinde önemli fark yarattığı (p<0.05) ancak uygulamalarında önemli fark yaratmadığı tespit edilmiştir (p>0.05). Bu amaçla turizm okullarının tüm programlarına gıda güvenliği derslerinin konulması, önemini benimsetecek uygulamalarla davranışa dönüştürülebilecek şekilde planlanmaları önerilebilir.Anahtar Kelimeler: Gıda güvenliği, Turizm Meslek Yüksekokulları, eğitim- öğretim, bilgi ve uygulama düzeyi.ABSTRACTFOOD SAFETY KNOWLEDGE AND PRACTICES OF VOCATIONAL SCHOOL OF TOURISM STUDENTSAlyakut, ÖmürFamily Economics and Nutrition Education DepartmentThesis Advisor : Prof. Dr. Mine ARLIJanauary-2009This study was planned and carried out with the aim of indicating different levels of knowledge and practices between the students of Vocational School of Tourism who had food safety education and who did not. In total, three hundred students participated in our study; two hundred of them were grade 1 and 2 students from Tourism and Hotel Management Department and a hundred of them were Tourism Guidance Department grade 1 and 2 students. The group of students with food safety education were 2nd grade students from Tourism and Hotel Management Department.Data for the study was gathered through questionnaires and it was analyzed using SPSS programme version 11.5. Results were interpreted by frequencies, percentages, means and standard deviation values. Independent T-test analysis was used to find out the significant differences between groups.When the knowledge level, ideas about risky food consumption and practices of students were analysed, it was found out that after the training, there was a significant increase in the level of knowledge (p<0.05); however, no significant change in the ideas for risky food and practices was found (p>0.05). Preferences for risky food and wrong practices were determined among untrained students. In the total samples of students, mayonnaise was found to be consumed by a great number of students (%82.0) while rare hamburger was consumed by a small number of students (%8.6). The findings also showed that gender caused a significant difference on the knowledge level and ideas on risky food consumption (p<0.05); however it didn't cause a significant difference on practises (p>0.05). Therefore, it can be suggested that food safety courses and behavioural change oriented planning should be included in all programmes of tourism schools.Key words : Food safety, Vocational Schools of Tourism, Education and Teaching, Knowledge and Practice Level
Tat hassasiyeti, besin tercihi ve beslenme durumu ilişkisi
Bu araştırma tat hassasiyeti, tat / besin tercihi ve beslenme durumunu etkileyen faktörler ile bunların birbirleriyle olan ilişkilerini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Araştırmaya 122 erkek, 94 kız öğrenci olmak üzere toplam 216 üniversite öğrencisi katılmıştır. Tat hassasiyeti ölçümüne gönüllü olan 110 öğrenci alınmıştır. Beden kütle indeksi (BKI)'ne göre erkek ve kız öğrencilerin sıra ile % 13.1'inin, % 8.5'inin şişman, % 4.9'unun, % 17.0'ının zayıf olduğu belirlenmiştir. Araştırmaya katılan öğrencilerin tatları tanıma puanlarında BKI ve sigara içme durumlarına göre önemli bir farklılık bulunmamıştır (p>0.05). Tüm tatları ilk çözeltide tanıyan erkek ve kızlar sıra ile tatlı tatta % 10.0, % 13.0, tuzlu tatta % 1.7, % 4.0, umami tatta % 5.0, % 4.0, acı tatta % 8.3, % 18.0 dır. Hem kız hem de erkek öğrencilerden umami tadı tanıyamayanların oranının en yüksek olduğu saptanmıştır. Kız öğrencilerin beş tadın tanınmasında erkek öğrencilerden daha yüksek puan aldığı görülmektedir. Ancak sadece ekşi tadı tanıma puanı ve toplam tatları tanıma puanları arasındaki fark istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0.01). Toplam tatları tanıma puanı arttıkça ekşi, tuzlu, umami, acı ve tatlı tadı tanıma puanı da artmıştır (p=0.000). Acı tadı tanıma puanı arttıkça, tatlı tadı tanıma puanının da arttığı saptanmıştır (p=0.049). Ekşi tat veren besinlere karşı tutum ve davranış puanı zayıflarda şişmanlara göre önemli ölçüde yüksek bulunmuştur (p<0.05). Tuzlu besinleri sevme puanı arttıkça günlük enerji gereksinimini karşılama yüzdesi de artmıştır (p=0.028). Umami tat veren besinleri sevme puanı arttıkça B2 vitamini (p=0.020), B6 vitamini (p=0.045), kalsiyum (p=0.042), fosfor (p=0.013) ve demir (p=0.021) gereksinimi karşılama yüzdesinin arttığı saptanmıştır. Türkiye'de yaşayan bireylerin tat algılama, tat hassasiyetleri ve tat / besin tercihlerine yönelik daha fazla araştırmaya gereksinim duyulmaktadır. Bu konuda yapılan araştırmalar besin sektöründe yapılacak olan duyusal değerlendirmelere, çocuklukta doğru bir beslenme alışkanlığı kazandırılarak ileride beslenmeye bağlı olarak görülebilecek hastalıklarının önüne geçilmesine yardımcı olabilir.Anahtar kelimeler: Tat hassasiyeti, tat algılama, tat tercihi, besin tercihi, beslenme durumu
Öğretmenlerin A vitaminine ilişkin bilgi ve davranışları
Yapılan literatür çalışmalarında A vitamini ile ilgili bilgi ve davranışları tespitetmeye yönelik herhangi bir araştırmaya ulaşılamamıştır. A vitamini ve öğretmenler ileilgili çeşitli konularda 1976-2003 yılları arasında yapılmış olan araştırmalara aşağıdakısaca değinilmiştir.Hacıbeyoğlu (1976), Ankara merkez ilkokullarında görevli öğretmenlerinbeslenme bilgi düzeylerini saptamak amacıyla 114 erkek, 286 kadın öğretmen üzerindeyaptığı bir araştırmada; öğretmenlerin hiçbir beslenme seminerine veya kursunakatılmadıklarını, erkek öğretmenlerin %68'inin, kadın öğretmenlerin %76'sınınbeslenme kursuna katılmak istediklerini ve öğretmenlerin beslenme konusunda yeterlibilgiye sahip olmadıklarını belirlemiştir. Özellikle, öğretmenlerin besin değeri yüksekolan yiyeceklerin seçimi, yiyeceklerde bulunan vitamin ve mineraller ile çocukbeslenmesi konularında yetersiz oldukları; kadın öğretmenlerin çocuk beslenmesikonusunda erkek öğretmenlerden daha fazla bilgi sahibi olduğu belirlenmiştir.Öğretmenlerin doğru yanıt oranları incelendiğinde, en yüksek doğru yanıtı meslekitecrübesi 21-30 yıl arasında olanların verdiği ve mesleki tecrübe arttıkça bilgidüzeylerinin de yükseldiği bulunmuştur.Ünver (1979) tarafından yenilen otların karoten değerleri ve insan beslenmesinekatkıları ile ilgili iki ayrı köyde bir araştırma yapılmıştır. Bu araştırmanın amacı İçAnadolu'nun Ankara (Ortabereket Köyü) ve Batı Karadenizin Bolu (Karaisak Köyü)ilinin birer köyünde yenilen yabani otların; tüketim durumlarını, karoten değerleri vepişirmenin bu değerlere etkisini, insan beslenmesinde günlük A vitamini gereksiniminekatkısını saptamaktır. Ortabereket köyünde tüketim süresi boyunca toplam ot tüketimibirey başına 7973.7g iken Karaisak köyünde 5012.4g olarak tespit edilmiştir.Ortabereket köyünde 6 çeşit otun çiğ karoten değerleri 100 g otta 3248.95 ± 67.91 ve7662.50 ± 94.38 IU arasında değişmektedir. Karaisak köyünde tüketilen 12 otun çiğ59karoten değerleri 100 g otta 3538.95 ± 67.99 ve 10364.97 ± 96.12 IU arasında olduğubelirlenmiştir. Bu otlardaki pişirme ile oluşan kayıp Ortabereket köyünde %5-16 ikenKaraisak köyünde %5-28 arasında değişmiştir. Diyette günlük A vitaminigereksiniminin tamamı bitkisel kaynaklardan karoten olarak sağlanırsa Ortabereketköyünde otlar gereksinimin %7.5'ini, Karaisak köyünde %14.0'ünü karşıladığı tespitedilmiştir.Penner ve ark. (1981) San Diego'da Sağlık Bilgisi, Beden Eğitimi, EvEkonomisi, Fen Bilgisi ve Sosyal Bilgisi derslerine giren ortaokul öğretmenlerininbeslenme bilgileri ile tutumlarını ve beslenme uygulamalarını değerlendirmişlerdir. Evekonomisi öğretmenlerinin beslenme bilgi puanlarının diğer öğretmenlerden dahayüksek olduğu, ayrıca beslenme öğretimine karşı Ev Ekonomisi öğretmenlerinin pozitiftutumlara sahip olduğu belirtilmiş, ancak öğretmenlerin kendi beslenmelerine karşı olantutumlarının değerlendirilmesinde öğretmenler arasında farklılık bulunmamıştır.Saliah ve ark. (1983) Kansas'ta ilkokul öğretmenlerinin beslenme bilgi, davranışve uygulamalarının saptanması amacıyla bir araştırma yapmışlardır. Sonuç olaraköğretmenlerin beslenme bilgi puanları arasında sınıf seviyesine, bir veya daha fazlaüniversite eğitimi almalarına ve üniversite eğitimi süresince beslenme dersi alıpalmadıklarına ve o anda beslenme dersi verip vermediklerine göre önemli farklılıklarbulunmuştur. Ayrıca beslenme davranışları ve beslenme uygulamaları puanlarıarasındaki farklılıkların da sınıf seviyesine, öğretmenin beslenme dersi alıp almamadurumuna ve o anda beslenme dersi verip vermediğine bağlı olabileceği belirtilmiştir.Sürücüoğlu (1986), aile beslenmesinde kadının rolünü belirlemek amacıylaAnkara ilinde bazı bakanlıklarda çalışan 215 evli kadın üzerinde yaptığı çalışmada;kadınların %46.5'inin iyi ve çok iyi %43.2'sının yeterli, %10.3'ünün yetersiz düzeydebeslenme bilgisine sahip olduğunu bulmuştur. Kadınların eğitim durumları ile beslenmebilgi düzeyi arasındaki ilişkinin önemli olduğu belirlenmiştir. Kitle iletişim araçlarından60radyo, gazete ve dergilerde yayınlanan beslenme hakkındaki bilgileri izleme açısındaneğitim grupları arasındaki fark önemli bulunmuştur. Kadınların eğitim seviyesiyükseldikçe günde üç öğün yemek yiyenlerin oranında yükselme olduğu belirlemiştir.Tekgül ve ark. (1986) Ankara ilinde Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığınabağlı 6 ilkokulda öğretmenlerin ve öğrencilerinin beslenme bilgileri ve uygulamalarıüzerine yaptıkları bir araştırmada; iki ilkokulda (Kubilay ve Abdi ipekçi ilkokulu)bulunan öğretmenlerin ve öğrencilerin beslenme bilgilerinin iyi düzeyde olduğu,öğretmenlerin kendi bilgilerini öğrencilere aktarabilmeleri ve uygulamaları arasındakiilişkinin de önemli olduğunu belirlemişlerdir. Ayrıca, öğretmenin bilgi düzeyiyükseldikçe bunu öğrencilere verebilme ve uygulatabilmenin de o düzeyde yükseldiğigörülmüştür.Anaokulu ve anasınıflarındaki öğretmenlerin beslenme uygulamalarını vebeslenme bilgi düzeylerini ortaya koymak amacıyla, Van ilinde düzenlenen Hizmet-İçiEğitim kursuna katılan 220 öğretmen üzerinde bir araştırma yapılmıştır. Hizmet-içieğitim kursuna katılan öğretmenlerin %87.6'sı bu kurslarda Beslenme dersialmadıklarını belirtmişlerdir. Öğretmenlerin, genel beslenme bilgilerine ilişkin temelnitelikteki soruları %75.9 oranında doğru cevapladıkları ve ilde görev yapanların busoruları doğru cevaplama oranının daha yüksek olduğu saptanmıştır. Öğretmenlerintemel beslenme bilgilerinin iyi olduğu düşünülmekle beraber, beslenme uygulamalarınıistenilen nitelikte gerçekleştiremedikleri vurgulanmıştır (Poyraz, 1987).Köksal ve Kırlı (1988) ilkokul öğretmenlerinin beslenme bilgi düzeyleri veeğitim durumlarını belirlemek amacıyla yaptıkları araştırmada; Milli Eğitim Gençlik veSpor Bakanlığı'nın ilkokul programında beslenme konularına geniş yer vermiş olmasınarağmen okullarda beslenme eğitiminin iyi yapılmadığı görüşünde olan öğretmenlerinoranının %84 olduğu görülmüştür. Araştırma sonucunda, öğretmenlerin %82.0'sininbeslenme ile ilgili hizmet içi eğitim, seminer ya da kurs görmedikleri ve beslenme ile61ilgili bilgilerinin de yetersiz olduğu, ancak öğretmenlerin bu eksikliğin farkındaoldukları ve bu konuda eğitim almak istediklerini belirttikleri saptanmıştır. Genel olaraksoruların yanıtlanmasında doğru yanıt verenlerin oranı yüksekken, birbirini tamamlayanve birbirleriyle ilgili olan sorularda alınan yanıtların değerlendirilmesi, öğretmenlerinbilgilerinin köklü ve birbirleriyle bağlantılı olmadığını, başka bir ifadeyle ?kulaktandolma bilgiler? olduğunu ortaya çıkarmıştırTaşdemir (1990), ilkokul öğretmen ve öğrencileri ile birinci basamak sağlıkhizmetlerinde görevli ebelerin; beslenme konusunda bilgi tutum ve davranışlarınısaptamak için 272 öğrenci, 56 öğretmen ve 56 ebe üzerinde yaptığı bir araştırmada:öğretmenlerle ebelerin bilgi düzeylerinin çok farklı olmadığı sonucuna varmıştır. Hizmetyılı 11-20 yıl arası olan öğretmenlerin beslenme tutumunun en iyi olduğu, hizmet yılı 10yılın altında ve 21 yıldan fazla olan öğretmenlerin beslenme tutumu olumlu olanlarınoranının azaldığı belirlenmiştir. Öğretmenlerin %2.0'sinin yüksek, %29.0'nun iyi,%57.0'sinin orta ve % 12.0'sinin de yetersiz düzeyde beslenme bilgisine sahip olduklarıgörülmüştür. Bu hususlar göz önüne alınarak, öğretmenlerin beslenme eğitimi görmelerive bu alanda yetiştiren kurumların öğretim programlarına beslenme dersininkonulmasının önemi vurgulamıştır. Öğretmen, ebe ve öğrencilerin kitle iletişimaraçlarındaki besinlerle ilgili reklamlardan önemli ölçüde etkilendiği ve buna göre,öğrencilerin %73.0'ünün, öğretmenlerin %55.0'inin, ebelerin %55.0'inin reklamlardanetkilenerek beslenmelerinde değişiklik yaptıkları saptanmıştır.Goshtasbpour (1990) hipotiroidli bireylerde serum retinol ve β karoten düzeyleriile troid hormonları arasındaki ilişkileri incelemiş ve troid yetersizliğinin serum βkaroten ve retinol düzeylerine etkisini değerlendirmiştir. Hipotroid ve multinodülerguatrlı oldukları belirlenmiş 15 hasta ve normal sağlıklı bireyin serum beta karoten veretinol düzeyleri saptanmıştır. Normal sağlıklı bireylerle karşılaştırıldığında, hipotiroidve multinodüler guatrlı bireylerin serum β karoten düzeylerinin yükseldiği ve retinoldüzeylerinin düştüğü bulunmuştur. Her iki durumda istatistiksel açıdan anlamlı olarak62ortaya çıkmıştır. Bu araştırmada karoten düzeyinin yükselmesine neden olabilecekfaktörler, mekanizması bilinmesi de TĞ·, T4 ve TSH hormonlarının etkili olabildiğibildirilmiştir (Alınmıştır; Çakıroğlu, 1990).Şimşek (1991) ortaokul öğrencilerinin beslenme bilgilerini ve alışkanlıklarınısaptamak amacıyla yaptığı araştırmada; ortaokul öğrencilerinin %48.2'sinin ortadüzeyde beslenme bilgisine sahip olduklarını belirlemiştir. Çok iyi bilgi düzeyindeolanlara sadece beslenme dersi okuyan grupta rastlanmıştır. Ev ekonomisi ya dabeslenme dersi okuyan öğrencilerin bilgi puanlarının orta düzeyde yoğunlaşması her ikiderste de verilen beslenme eğitiminin yeterince yararlı olamadığını ya da öğrencilerinkonuya gereken önemi veremediğini ortaya çıkarmıştır. Ancak beslenme konusunu evekonomisi dersi içinde ve beslenme dersini okuyanlar ile bu dersleri hiç okumayanlararasında beslenme bilgi ve alışkanlıkları yönünden az da olsa bir farklılık bulunduğunuortaya koymuştur.Akkoyun (1993) tarafından yapılan bir araştırmada, over kanserli kadınlara Avitamini ve çinko (Zn) verilmesinin, serum A vitamini, β karoten, retinol bağlayıcıprotein (RBP) ve Zn düzeyleri üzerine etkisi incelenmiştir. Bu çalışmada hastalarınbeslenme hikayeleri alınarak A vitamini ve Zn takviyesi yapılmıştır. Bir ay sonra alınanikinci kan örneklerinde serum A vitamini, β karoten, retinol bağlayıcı protein ve çinkodüzeyleri hem kendi aralarında hem de kontrolle karşılaştırılarak incelenmiştir. Ancakilk ölçümlerde bütün parametreler kontrole oranla istatistiksel yönden önemli ölçüdedüşük bulunmuştur. Vitamin ilavesinden sonra ikinci ölçümlerde serum A vitamini, βkaroten, RBP (Retinol Bağlayıcı Protein) konsantrasyonları yükselme göstermeklebirlikte kontrol seviyelerine ulaşılamamıştır. Serum Zn düzeylerinde iki ölçüm arası farkbulunmazken, kontrolle kıyaslandığında, Zn miktarları over kanserlilerde düşükbulunmuştur.63Ünlü (1993)'nün yaptığı araştırmada kanserli hastaların beslenme alışkanlıklarıve serum A vitamini, β karoten ve retinol bağlayıcı protein (RBP) miktarlarıincelenmiştir. Bu çalışmada meme ve akciğer kanserli hastalarla bunların kontrolleriolan sağlıklı bireylerin, beslenme alışkanlıklarının, günlük besin tüketimlerinin, hasta vesağlamların serum A vitamini, β karoten ve RBP miktarlarının saptanması, serummiktarları ile günlük A vitamini tüketimi arasında bir ilişki olup olmadığını belirlemekamaçlanmıştır. 16 meme kanserli kadın ile kontrol olarak seçilen benzer nitelikteki 18sağlıklı kadın ve 16 akciğer kanserli erkek ve uygun seçilmiş 17 sağlıklı erkekaraştırmanın örneğini oluşturmuştur. Bireylerin, enerji ve besin öğeleri tüketimmiktarları (kişi başına/günde) karşılaştırıldığında meme kanserlilerin enerjiyi, proteini,A, Bï±, B2, C vitamini ve niasini, demiri, çinko ve fosforu kontrol gruplarına göre anlamlıolarak daha az tükettikleri saptanmıştır. Akciğer kanserlilerin A ve B vitaminini kontrolgruplarına göre anlamlı olarak daha az tükettikleri bulunmuştur. Araştırmaya katılanbireylerin Serum A vitamini, β karoten, RBP düzeyleri karşılaştırıldığında, kanserlilerinserum düzeylerinin anlamlı olarak kontrol gruplarından düşük olduğu bulunmuştur.Karabay (1995) tarafından yapılan bir araştırmada; A vitamininin çok yüksekolmayan dozlarının gereksinim dozu ve bu dozun 3 ve 6 katlarının anne ve fetüskaraciğerini nasıl etkilediği araştırılmıştır. Bu araştırma sonucunda A vitamini dozlarınınfetüste herhangi bir malformasyon (hasar) oluşturmadığı, ancak anne ve fetüskaraciğerinin normal yapısını bozduğu, karaciğer parankim hücrelerinde organel kaybınayol açtığı saptanmıştır.Sağlam ve Yürükçü (1996)'nün Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesiöğrencilerinin besin tüketim durumunu, beslenme alışkanlıklarını ve beslenme bilgidüzeylerini saptamak amacıyla yaptıkları çalışmada; (49 kız ve 104 erkek toplam 153öğrenci) öğrencilerin BKİ değerlerine göre %23.5'inin zayıf, %65.4'ünün normal%10.5'inin hafif şişman ve %0.6'sının şişman olduğunu belirlemişlerdir. Öğrencilerin64%51.6'sı yurtta kalmakta, %48.4'ü evde barınmakta, %27.9'u günde 17-20 adet sigaraiçmekte, %11.6'sı haftada bir alkol almakta, %55.6'sı ise sabah kahvaltısı yapmaktadır.Sevenay (1996) Kayseri il merkezinde çalışan kadınların beslenmealışkanlıklarını, yiyecek hazırlama pişirme yöntemleri ve beslenme bilgi düzeylerinisaptamak amacıyla yaptığı bir çalışmada; kadınların %65.0'inin kötü, %30.0'unun ortave %5'inin iyi beslenme alışkanlığına sahip olduğunu belirlemiştir. Günde üç öğünyemek yiyenlerin oranı %77.7 olarak bulunmuştur. Çalışan kadınların %58.6'sının sabahkahvaltısında, %65.4'ünün öğle yemeğinde dengeli besin tüketmekte olduğu; %56.5'ininyeterli, %31.9'unun iyi, %8.8'inin yetersiz ve %2.7'sinin çok iyi beslenme bilgidüzeyine sahip olduğu saptanmıştır.Melhus ve arkadaşları (1998) yaptıkları bir araştırmada Norveç'teki kalçakırıklarının yüksek insidansının A vitamininin uzun süre fazla miktarda alınması ileilişkili olabileceğini değerlendirmişlerdir. Beden-kitle indeksi, enerji alımı, fizikselaktivite durumu, sigara içme ve östrojen kullanımı gibi değişkenlerin dikkate alındığıçalışmada A vitamini alımının lombar vertebra, femur boynu ve trakonterindeki mineralyoğunluğu aynı zamanda tüm vücut mineral yoğunluğu ile anlamlı şekilde ilişkili olduğubulunmuştur. Günde 1.5 mg'dan daha fazla A vitamini alan kişilere göre %10 daha azolduğu tespit edilmiştir. Birinci grupta kalça kırığı 0.5mg/gün dozunda A vitaminialanlara göre 2/1 şeklinde bulunmuştur.Ünal (1999) yaptığı bir araştırmada sağlıklı çocuklarda A vitamini desteğininKızamık-Kabakulak-Kızamıkçık (KKK) aşı yanıtına etkilerini ele almış ve incelemiştir.Bu araştırmada, kızamık aşısı yapılmamış 68 sağlıklı çocukta 12'inci ayda yapılankrama canlı KKK aşısı ile aynı zamanda verilen 90.000 IU A vitamininin aşıya bağlıIgM ve IgG yanıtına etkileri araştırılmıştır. Üç dönem olarak planlanan çalışmada Avitamini verilen çocuklarda aşı sonrası 2-4'üncü haftada ölçülen A vitamini değerleriartarken verilmeyen çocuklarda başlangıç değerlerine göre azalma olduğu, ancak65farkların istatistiksel olarak anlamlı olmadığı gözlenmiştir. Aşı sonrası 6-8'inci haftadaher iki grupta da A vitamini değerlerinin başlangıç değerlerine yaklaşma eğilimindeolduğu saptanmıştır. Sonuç olarak humoral yanıtın güçlendirilmesinde A vitaminiverilmesinin etkili olabileceği kanısına varılmıştır.Nepal'de yaşayan ve gece körlüğü problemi çeken gebe kadınlar üzerinde yapılanbir araştırmada çinkonun A vitamini üzerindeki etkisi incelenmiştir. Gebe kadınlarındiyetine 3 hafta boyunca günde 25 mg çinko takviyesi yapılmıştır. Araştırma sonucundayalnızca çinko tedavisi alanların serum çinko düzeyi artmış ancak tek başına gecekörlüğünü ortadan kaldırmada veya gözlerin karanlığa alışma düzeyini iyileştirmedebaşarılı olmamıştır. Ancak hem A vitamini hem de çinko takviyesi yapılan grubun gecegörüşlerinin diğer gruba göre 4 kat fazla iyileştiği görülmüştür. Bu veriler çinkonunbaşlangıçtaki serum çinko düzeyini düşük olan, gece körlüğü yaşayan kadınların gecegörüşlerini iyileştirme sürecinde A vitamininin etkisini güçlendirdiğini göstermektedir(Christian ve ark., 2001) .Akbulut (2002)'un diyetisyenlerin beslenme bilgi, tutum ve davranışlarınınsaptanmasına yönelik olarak yaptığı bir araştırmada; diyetisyenlerin büyükçoğunluğunun yeterli ve dengeli beslenme kurallarına uydukları (%66.7), yüksek yağ vekolesterol içeren besinlerin aşırı tüketiminden kaçındıkları (%70.0), sağlıklı beslenmekonusunda verdikleri önerileri kendilerinin de (%72.0) uyguladıkları belirlenmiştir.Ayrıca bu mesleğe girdikten sonra sağlıksız olan beslenme alışkanlıklarını değiştirenlerbüyük çoğunluktadır (%83.0). Bireylerin genel beslenme bilgi düzeylerideğerlendirildiğinde, bazı eksiklerin olduğu saptanmakla beraber, bilgi düzeylerininkabul edilebilir olduğu sonucuna varılmıştır.Bangladeşli 12-35 aylık rastgele yöntemle seçilmiş ve yetersiz beslenen 653çocuğa yapılan A vitamini ve çinko takviyesinin çocukların gelişimi üzerindeki etkisinibelirlemek amacıyla bir araştırma yapılmıştır. Bu araştırmada kısa süreli çinko takviyesi66ile birleştirilen tek dozluk A vitamininin 6 aydan büyük bebeklerin boy ve kilolarındakiartış üzerinde etkisinin olmadığı belirlenmiştir (Rahman ve ark., 2002).Oumachiqui (2002) tarafından Hindistan'da Gebelik ve Erken GebelikteBeslenmenin Kadınların Sağlığı Üzerine Etkileri üzerine bir araştırma yapılmıştır. Buaraştırmada kadınların beslenme durumu çok yönlü olarak ele alınmıştır. Araştırmayakatılan kadınların yaş aralığı 15-45, evli olanların oranı %93.3'dür ve bunların %66.0'sıergenlik dönemindedir (evli olanların %84.0'ü 18 yaşından önce evlenmiştir). Araştırmasonucunda araştırmaya katılan kadınların protein tüketimi günlük önerilenin (RDA) %60.0-71.0'i, enerji tüketimi (RDA) %65.0-90.0'ı, A vitamini tüketimi (RDA) oranı%50.0'sidir. Kadınlarda görülen anemi oranı %72.0-98.0, parazitik bağırsakenfeksiyonlarının görülme oranı ise %17.0-62.0'dir. A vitamininin yetersizlikdurumunun görülme sıklığı %0.3-86.0 gibi oldukça farklı oranlarda çıkmıştır. Avitamininin yetersizlik durumunu teşhis etmek için çok farklı yöntemler ve mevsimseldeğişim kullanılmıştır. Mevsimsel değişikliğin gıdaların alımında rol oynadığı raporedilmiştir.Sabbağ (2003) ilköğretim okullarında görevli öğretmenlerin beslenmeakışkanlıkları ve beslenme bilgi düzeylerini saptamak amacıyla, 128 erkek ve 253 kadınolmak üzere toplam 381 öğretmen üzerinde bir araştırma yapmıştır. Öğretmenlerin%71.9'unun beslenme konusunda ders almadıkları, %69.5'inin ilkokul programlarındakibeslenme konularını yeterli bulmadıkları saptanmıştır. Öğretmenlerin %42.5'inin sigaraiçtiği, %50.9'unun hiç alkol kullanmadığı, %54.3'ünün günde üç öğün yemek yediği, ençok atladıkları ana öğünün %24.9 ile öğle yemeği olduğu belirlenmiştir. Öğretmenlerin%46.7'sinin yiyecek reklamlarından hiç etkilenmediği, %81.1'inin ürünlerdeki etiketbilgilerini okuduğu bulunmuştur. Öğretmenlerin en çok tercih ettiği içeceklerin; çay veneskafe, yiyeceklerin ise meyve ve simit olduğu görülmüştür. Diyet ürünlerinitüketenlerin oranının %28.8, en çok tercik ettikleri diyet ürünlerinin; kepekli ekmek veaz yağlı beyaz peynir olduğu, en çok gittikleri restoran tipinin; kebapçı, pideci ve67lahmacuncu olduğu belirlenmiştir. Öğretmenlerin %71.3'ünün yeterli, %24.9'unun iyive %3.7'sinin yetersiz düzeyde beslenme bilgisine sahip olduğu belirlenmiştir. Erkeköğretmenlerin beslenme bilgi puan ortalaması, 40.69±0.926, kadın öğretmenlerinbeslenme bilgi puan ortalaması ise 45.58±0.645'tir.Alexy, Kersting ve Hellert (2003) 1986-2001 yılları arasında Dortmund'dayapılan DONALD çalışmasında (Dortmund Boylamsal Tasarlanmış Besin veAntropometrik Çalışma) 2-18 yaşları arasındaki kız ve erkek çocuklarının gelişimdönemleri süresince A-E ve C vitamini alım durumlarını değerlendirilmişlerdir. Buzaman sürecinde alınan A vitamini miktarının sabit kaldığı, C vitamini miktarınındoğrusal olarak artarken E vitamini miktarının doğrusal olmayan bir trend izlediği ortayaçıkmıştır. Referans değerin bir yüzdesi olarak ifade edildiğinde, C Vitamini tüketimininen yüksek değerde olduğu (ortalama >%100) görülmüştür. Ancak, kayıtların %45.0 (15ile 18 yaş arası) ile %52.0 (4-6 yaş) arasının C vitamini tüketimlerinin önerilen değerinaltında olduğu (ortalama %48.o) belirlenmiştir. A vitamini için, kayıtların %69.0 (2-3yaşlar) ile %76.0 (13-14 yaş) arası (ortalama %73.0) olduğu; E vitamini önerilendeğerlerine erişilmediği belirtilmiştir. Sonuç olarak A vitamini ile ilgili yapılanaraştırmaların her yıl derinlik kazandığı ve değişik boyutlardan ele alındığını söylemekmümkündür. Son yıllarda yapılan araştırmalar sonucunda özellikle minerallerdenÇinko'nun A vitamini üzerindeki etkisi incelenmiştir ve çinkonun A vitaminininkullanımı ile arasında anlamlı bir ilişki olduğu ve görme bozukluklarının iyileşmesindeA vitamini ile birlikte yararlı olduğu anlaşılmıştır. Demir'in A vitamini üzerindekietkisine bakıldığında serum retinol düzeyini düşürdüğü görülmüştür ve demir takviyesiyapılan durumlarda A vitamini takviyesi yapılmasının serum retinol düzeyinindüşmemesi için gerekli olduğu sonucuna varılmıştır.A vitamininin bağışıklık sistemi üzerindeki etkisi incelendiğinde bağışıklıksistemini artırmada etkili olduğu sonucuna varılmıştır. Bebeklerdeki bağışıklığı artırmakiçin anne sütü alan bebeklerin annelerinin diyetlerine A vitamini takviyesi yapılarak68sütteki retinol oranının yükselmesini sağlamanın bebeğin bağışıklığını artırmadakiönemi vurgulanmıştır.Genel olarak yapılan araştırmalar sonucunda özellikle A vitamininin görmeüzerindeki etkileri incelenmiştir. Ancak son yıllarda araştırmaların konusu değişmiş veA vitaminin büyüme, üreme, epitel doku ve minerallerle ilişkisini konu alan araştırmalarağırlık kazanmıştır. Ancak toplumda yer alan insanların A vitamini ile ilgili çeşitlikonulardaki bilgilerini ve A vitamini tüketim davranışlarını belirlemeye yönelikaraştırmalara rastlanmamıştır.
Çalışanların işyerinde beslenmeleri ve bununla ilişkili faktörler
öz Bu araştırma, Ankara Tarım İl Müdürlüğü'nde çalışanların öğle yemeklerini evden getirirp işyerinde yeme uygulamaları ve bununla ilişkili faktörlerin belirlenmesi amacıyla 162 kadın ve 81 erkek toplam 243 kişi üzerinde yürütülmüştür. Araştırma kapsamına alman çalışanlara uygulanan anketle haftalık besin tüketim sıklıkları ve bir günde tüketilen besin çeşitleri belirlenmiştir. Bu besin çeşitlerinden hangi besin gruplarının tüketildiği bulunmuştur. Çalışanların boy uzunlukları ve vücut ağırlıkları da saptanarak, beden kitle indeksleri (BKI) hesaplanmıştır. Araştırmanın yapıldığı gün ölçüt alınarak öğün atlama durumları, öğle öğününü nasıl geçirdikleri de sorulmuştur. Günde üç öğün yemek yiyenlerin oranı %68.3'tür. Çalışanların %48.1'inin öğle yemeklerini haftada 1-2 kez evden getirdikleri saptanmıştır. Her zaman evden getirenlerin oranı %16.9'dur. Çalışanların öğle yemeklerini evden getirip işyerinde yemelerinin en önemli 3 sebebinin derecelendirmeleri puanlanarak (en önemli 3, 2.derecede önemli 2, 3. derecede önemli 1) ortalamaları ve standart sapmaları hesaplanmıştır. Buna göre kadınlar yemeğin temiz olmasını (2.17, ±6.84) erkekler işyerinde çıkan yemeği beğenmeme (2.26, ±4.97) seçeneklerini en önemli bulmuşlardır.Kadın ve erkeklerin %93'ü öğle yemeklerini evden getirdikleri günlerde kurum içinde çoğunlukla çalıştıkları odada ya da diğer arkadaşlarının odalarında yemektedir. Çalışanların %58.0'i sıcak yenmesi gereken yiyecekleri sıcak tüketememektedir. %38.7'si öğle yemeği olarak evden getirdikleri yemekleri genellikle çekmecelerinde muhafaza etmektedir. Çalışanların yemek yedikleri ortamı fiziki koşullar ve hijyen açısından %47.3'ü araç gereç durumunu, %45.3'ü temizliği, %41.2'si alanı, %36.2'si havalandırmayı ve %27.2'si aydınlatma koşullarını yetersiz bulmuşlardır. Çalışanların %58.8'i öğle yemeklerini evden getirip işyerinde yeme uygulamalarından memnun değildir. Kadınların %35.0'i bulaşık yıkamak sorun olduğu için, erkeklerin %34.5'i masa düzeninde yiyemedikleri için bu uygulamalarından memnun değildir. Çalışanların %28.3'ünün işyerinde beslenmeleriyle ilgili kurumdan beklentileri yoktur. Beklentisi olanların ise (%20.0) yemeklerin çeşidinin arttırılmasını, kaliteli yağ kullanılmasını, yemeklerin az yağlı ve az tuzlu verilmesini istedikleri tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Beslenme, işyerinde beslenme, beslenme alışkanlıkları, öğle yemeği m
Tüketicilerin besin etiketi okuma alışkanlıkları, beslenme etiketi ve ambalaj tercihleri ile ilişkili faktörler
Bu araştırma, tüketicilerin besin etiketi okuma alışkanlıklarını, beslenmeetiketi ve ambalaj tercihleriyle ilişkili faktörleri saptamak amacıyla planlanmış veyürütülmüştür.Çalışma iki aşamada gerçekleştirilmiş olup, araştırmada 250 öğretim elemanıve 100 idari personel olmak üzere toplam 350 ( 239 kadın, 111 erkek) tüketicigörüşünden yararlanılmıştır. Bu araştırmada tüketicilerin besin etiketi okumaalışkanlıkları, besin ve beslenme etiketinde tercih ettikleri bilgiler, besin ambalajtercihleri, bir besin için özel etikette istenen bilgiler ve tüketiciye ait genel bilgilersaptanmıştır. Ayrıca süre tutularak besin etiketi örneklerine ve etiketlere ilişkinsorular sorulmuştur. Tüketicilerin besin etiketi okuma alışkanlıkları ile etiket veambalaj tercihlerine ilişkin görüşlerinin değerlendirilmesinde frekans (f), yüzde (%)dağılımları kullanılmıştır. Ayrıca tüketiciler etiket okuma sıklığı için 1 (hiç),2 (bazen), 3 ( her zaman) puanları, tercih ettikleri besin öğesi miktarı için1 (farketmez), 2 (az olması), 3 (çok olması) puanları kullanılarak aritmetik ortalama(Χ ), standart sapma (SS) hesaplanmıştır.Tüketicilerin; % 57.5'i fiyat, % 76.9'u üretim tarihi, % 78.4'ü son kullanmatarihi ve % 49.4'ü de raf ömrünü her zaman okuduklarını ifade etmektedir.Aritmetik ortalamalar açısından incelendiğinde ise, ortalamaların =1.82 ileΧ=2.78 arasında değiştiği görülmektedir. Verilen 15 etiket bilgisinden 3'ü herΧzaman, 12'si ise bazen okunmaktadır. Buna göre, tüketiciler etiket bilgilerinintamamını okumakla birlikte, fiyat =2.75 ve son kullanmaΧ Χ=2.55, üretim tarihi=2.78 her zaman okumayı tercih etmektedir. En yüksek ortalama sonΧtarihinikullanma tarihlerinin okunmasıdır.Tüketicilerin, % 80.5'inin renkli ve kolay anlaşılır olmayı, kullanışlılığın enönemli ölçütü olarak algıladıkları ve yine % 36.5'nin, kolay anlaşılır olmasınedeniyle; besin öğelerinin miktarları ve günlük gereksinimi karşılama yüzdelerinigösteren, renkli çubuk grafiği en kullanışlı etiket olarak nitelendirdiklerianlaşılmaktadır.Anahtar Kelimeler: Besin etiketi, beslenme etiketi, besin ambalajlama.
Karaman'dan yurt dışına giden ailelerin beslenme alışkanlıkları
Bu araştırmada, Karaman'da yurt dışından (Avrupa ülkelerinden) emekli olarak kesin dönüş yapmış ailelerin (Araştırma grubu) beslenme alışkanlıkları ile yurt dışına hiç gitmemiş ailelerin (Kontrol grubu) beslenme alışkanlıklarını karşılaştırma amaçlanmıştır. Çalışma, araştırma grubu (75) ve kontrol grubun (75)'dan toplam 150 aile üzerinde yapılmıştır. Veriler yüzyüze görüşme tekniği kullanılarak ev kadınlarından toplanmıştır. Araştırma ve kontrol grubundaki kadın ve erkeklerin çoğunluğu ilkokul mezunu olup bunu okur-yazar olanlar izlemiştir. Araştırmaya katılan, araştırma grubundaki erkeklerin % 48'i, kadınların % 50.7'si 51-60 yaş gru bunda; kontrol grubundaki erkeklerin % 38.7'si 61 ve üstü, kadınların % 44'ü ise 30-50 yaş gruplarında toplanmıştır. Beden kitle indeksine göre şişmanlık oranı araştırma grubunda, bireysel olarak da kadınlarda daha yüksek bulunmuştur. Araştırma grubundaki erkek lerde hipertansiyon, kalp-damar ve diyabet görülme oranı, kontrol grubundaki erkeklerden daha yüksektir. Hipertansiyon, kontrol grubundaki kadınlarda, araştırma grubundaki kadınlara göre daha yüksek olup, genel olarak ise kadınlarda erkeklerden daha yüksek bulunmuştur. Ağırlık artışı ile hiper tansiyon, kalp-damar ve diyabette artış olmaktadır. Araştırmada, sofra düzeninde değişmeler göze çarpmaktadır. Araştırma grubundaki ailelerin çoğunlukla (% 58.7) masada ve ayrı kaplardan (% 73.3), kontrol grubu ailelerin ise (% 76.0) yer sofrasında ve ayrı kaplardan (% 68.0) yemek yedikleri saptanmıştır. Öğün aralarında ve kahvaltıda her iki grupta da çoğunlukla çay içilmektedir. Ancak öğün aralarında araştırma grubunda yabancı kahve tüketimine alışıldığı saptanmıştır. Araştırma grubunda, ekmek ve diğer tahıllar, et, balık, tavuk ve sıvı yağlar kontrol grubundan ve önerilenden daha fazla tüketildiği belirlenmiştir. Süt-yoğurt ve katı yağların günlük tüketiminin her iki grupta da önerilenden az; peynir, sebze ve meyvelerin tüketiminin ise fazla olduğu bulunmuştur.201 Aile bireylerinin çoğunlukla alkol tüketmediği ortaya çıkmıştır. Mayonez, ketçap gibi sosların araştırma grubunda daha fazla tüketildiği belirlenmiştir. Yemek hazırlamada yağları yakarak kullanma alışkanlığının devam ettiği görülmüştür. Yörede, çoğunlukla mayalı (bazlama) denilen ekmek yapılmaktadır. Ev teknolojisi ile çeşitli besinleri hazırlayan ailelerin oranı kont rol grubunda araştırma grubundan, köylerde ise şehirlerden daha yüksektir. Bayram, düğün gibi özel günlerde toyga çorbası, etli yaprak sarma, etli bamya, patlıcan ya da patatesli kebap, pirinç pilavı, su böreği, baklava ve oklavadan çekme gibi yemekler çoğunlukla her iki grupta da hazır lanmaktadır. Ailelerin yurt dışında yaşamış olmaları, özellikle sofra düzeni ve servis ile ilgili alışkanlıklarında çoğunlukla gelişme ve değişmelere neden olmuştur. Ancak besin hazırlama ve tüketim alışkanlıklarında önemli bir değişme görülmemiştir. Yerleşmiş olan bu alışkanlıkların özellikle ileri yaşlarda ter- kedilmesi kolay olmamaktadır.
Ana-baba eğitimi destekli beslenme eğitiminin 3-6 yaş grubu çocukların beslenme bilgisi ve davranışlarına etkisi
Bu araştırma, üç-altı yaş grubu çocuklarına ana-baba eğitimi destekli verilen beslenme eğitiminin, çocukların beslenme bilgi ve davranışlarına olan etkisini saptamak amacıyla, Dikmen Nevzat Ayaz Kız Teknik Anadolu Meslek ve Kız Meslek Lisesi Uygulama Anaokulu'nda yürütülmüştür. ilk olarak, uygulama için 25 kişilik deney ve 25 kişilik kontrol grubu oluşturulmuş, deneklerin beslenme bilgi düzeyleri ile yemek yeme davranışları hakkındaki bilgiler, "Beslenme Bilgisi Saptama Formu", "Aileye İlişkin Bilgi Saptama Formu" ve "Davranışa İlişkin Bilgi Saptama Formu" kullanılarak tespit edilmiştir. İkinci aşamada çocukların beslenme bilgi düzeylerinin yükseltilmesi ve yemek yeme alışkanlıklarında olumlu değişiklikler meydana getirilmesi amacıyla, deneklere uygulanacak beslenme eğitim programı tespit edilmiş ve belirlenen program beş hafta süresince deneklerin tamamına okulda uygulanmıştır. Bu eğitime paralel olarak, deney grubu çocuklarının ailelerine konuya ilişkin dokümanlar gönderilmek suretiyle deneklerin ikinci bir eğitim alması sağlanmıştır. Son aşamada, her iki grubun eğitim sonrası beslenme bilgi düzeyleri ile yemek yeme davranışlarına ilişkin bilgiler, yine "Beslenme Bilgisi Saptama Formu" ve "Davranışa İlişkin Bilgi Saptama Formu" ile tespit edilmiş, eğitimden yararlanma durumları istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Araştırma sonuçları; verilen eğitimle kontrol ve deney grubu çocuklarının beslenme bilgi düzeylerinde önemli artış olduğunu ancak, deney ve kontrol grubundaki çocukların beslenme bilgi düzeylerindeki artışın birbirlerine oranla farklı olmadığını, her iki grubun yemek yeme alışkanlıklarında ise kısmen olumlu yönde bir gelişme olduğunu ortaya koymaktadır.Okul öncesi eğitim kurumlarında beslenme eğitimine de yer verilmesinin, bu yaş grubu çocuklarının beslenme bilgi düzeylerini yükseltebileceği ve beslenme alışkanlıklarını olumlu yönde değiştirebileceği anlaşılmıştır. Konuya ilişkin eğitim programlarının uygulanması yanında, bu alandaki eğitici araç-gereçlerin geliştirilmesinin, eğitici elemanlar yetiştirilmesinin ve hepsinden önemlisi kitle iletişim araçları ile bu programların daha geniş kitlelere ulaştırılarak bireylerin ve dolayısı ile ana-babaların bu programlardan etkin bir şekilde yararlandırılmasının, okul öncesi çocuklara verilecek beslenme eğitiminin daha olumlu sonuçlar vermesini sağlayacaktır.