Theses supervised by Prof. Dr. Mesut Çapa
10 theses · Ankara University, Karadeniz Technical University
Bitlis vilayet hapishaneleri (1908-1918)
İnsanlık tarihi kadar eski bir kavram olan suç davranışı işlendikten sonra suçun faili hakkında yasal süreç başlatılır. Bu süreç sonuçlanana kadar fail önce şüpheli sıfatıyla tutuklu olarak alıkonur. Suç kesinleştiği takdirde mahkûm edildiği süre kadar ceza, faile hapishanede tutularak çektirilir. Hapishaneler suça karşılık cezanın kurumsallaştığı mekânlardır. Osmanlı Devleti'nde zindandan hapishaneye geçiş, Tanzimat Dönemi ile başlayan bir süreçtir. Tanzimat Fermanı'nın ilanı sonrasında ceza infaz sisteminde bir takım değişiklikler gündeme getirilmiştir. Osmanlı hapishanelerinde yapılmak istenen iyileştirmelerle ilgili olarak mevcut hapishanelerin Avrupa hapishane sistemine bakılarak ıslahı için Avrupa'dan getirtilen uzmanlar ve raporları doğrultusunda hareket edilmeye çalışılmıştır. Hapishanelerle ilgili olarak somut reform adımları ise II. Abdülhamid döneminde başlamış, İttihat ve Terakki iktidarında ve II. Meşrutiyet Döneminde hız kazanmıştır. Karmaşık dinî ve etnik nüfus yapısına sahip Bitlis Vilayeti, Rus ve İngiliz emperyalist hedeflerinin kesiştiği, ülkenin doğu sınırına yakın önemli bir bölgedir. Bitlis Vilayeti; I. Dünya savaşı öncesinde ve savaş sırasında yaşanan Ermeni Komitacı eylemleri, 1914 yılındaki Bitlis Vakası, I. Dünya Savaşı sürecinde 1915 yılında gerçekleştirilen zorunlu göç, 1916 yılında maruz kalınan Rus işgali ile ekonomik canlılığını yitirmiş, sınırları içerisindeki nüfus ciddi oranda azalmıştır. 1908-1918 yılları arasında Bitlis vilayetinde bulunan Bitlis Merkez Sancağı, Ahlat Kaza, Hizan Kaza, Mutki Kaza; Genç Sancak, Çapakçur Kaza, Kulp Kaza; Muş Sancak, Bulanık Kaza, Malazgirt Kaza, Sason Kaza, Varto Kaza; Siirt Sancak, Eruh Kaza, Garzan Kaza, Pervari Kaza, Şirvan Kaza Hapishaneleri kısaca vilayetin tüm sancak ve kaza hapishaneleri çalışmamızda incelenmiştir. Araştırmamızın temel amacı; Osmanlı hapishane sistemi içerisinde Osmanlı modernleşmesini bir kurum ve vilayet örneğinde takip ederek II. Meşrutiyet Döneminde yapılmak istenen hapishane reform girişimlerinin Bitlis Vilayet Hapishaneleri üzerindeki etkisini saptamaktır. Ayrıca reform çabaları neticesinde hapishanelerin fiziki şartlarında, hapishane çalışanları ve mahkûmların sosyal yaşantılarında görülen değişiklikleri akademik düzlemde analiz ve tespit etmektir. Araştırmamızda ayrıca yapılan reformların başarısı ve başarısızlığı ortaya konmaya çalışılmıştır.
Tarih öğretmenlerinin dokuzuncu sınıf tarih ders kitabındaki görseller hakkındaki görüşleri
Bu çalışmanın amacı, Trabzon ilinde bulunan tarih öğretmenlerinin, dokuzuncu sınıf Tarih ders kitabında yer alan görseller hakkındaki görüşlerini ortaya koymaktır. Çalışmanın evrenini Trabzon ilinde bulunan tarih öğretmenleri oluştururken, araştırmanın örneklemini Trabzon il merkezi ve sahil şeridindeki ilçelerde görev yapan deneyimli Tarih öğretmenleri oluşturmaktadır. Örneklem seçiminde, amaçlı örneklem yöntemi kullanılmıştır.Araştırma nitel bir anlayışla gerçekleştirilmiş olan betimsel bir çalışmadır. Çalışmada veri toplama aracı olarak açık-uçlu sorulardan oluşan bir anket ve yarı-yapılandırılmış mülakat kullanılmıştır. Açık-uçlu anket çalışmasına kırk dokuz tarih öğretmeni katılırken, mülakat sekiz öğretmenle gerçekleştirilmiştir. Bu iki veri toplama aracıyla derinlemesine bilgi elde edilebileceği düşünülmektedir. Her iki veri toplama aracıyla elde edilen verilerin analizi aşamasında frekans ve yüzde kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen verilerin ışığı altında, araştırmaya katılan tarih öğretmenlerinin, dokuzuncu sınıf tarih ders kitabında bulunan görsellerin nasıl kullanılması gerektiği konusunda yeterli bilgilerinin olmadığı anlaşılmaktadır. Buna ek olarak, öğretmenlere göre dokuzuncu sınıf tarih ders kitabında yer alan görsellerin bir kısmının metinlerle uyumlu olmadığı, bazı görsellerin açık ve net olmamasının yanında anlaşılır olmadığı görülmektedir.
Hıfzırrahman Raşit Öymen`nin hayatı ve kişiliği
02. Özet Cumhuriyetin kuruluş yıllarında yazı ve öğretmenlik yaşamına başlayan Hıfzırrahman Raşit Öymen, dergilerde yazdığı çeşitli yazılar ve kitaplarıyla, Cumhuriyet eğitiminin kurulması ve gelişmesinde etkili olmuş bir eğitimcimizdir. Onun "toplu öğretim", "öğretimde iş ve doğrudan doğruya etkinlik ", "demokratik eğitim", "herkese eşit eğitim hakkı", "laik eğitim", ve "karma eğitim" gibi çağdaş kavramların ülkemizde yerleşmesinde önemli katkıları olmuştur. Kitap ve yazılarında üzerinde durduğu bu kavramlar zamanla program, yönetmelik ve yasa maddeleri haline gelmiştir. O zamana kadar üç yıllık olan köy okullarının kent okulları gibi beş yıla çıkarılması düşüncesini ilk defa 1939 yılında toplanan Birinci Milli Eğitim Şurası' nda o önermiştir. Öymen, çeviri kitaplarıyla, genel öğretim metotları ve aktif öğretimin ülkemizde uygulanmasına öncülük etmiştir. Aynı zamanda yazılarıyla o günün eğitim problemlerine ışık tutmuş ve çözüm önerileri getirmiştir. Bu araştırmanın amacı, Hıfzırrahman Raşit Öymen 'in yaşamını ve tüm etkinliklerini bir bütün olarak ele almak, Türk Eğitim Tarihine yaptığı katkıları araştırmaktır. Öymen 'in kendi yazılarından, anılarından, eserlerinden, fotoğraflarından, konuşmalarından, kendi çağdaşlarının onun hakkında yazdıkları yazılardan, çeşitli kaynak esereler ve belgelerden faydalanılmış ve çağının koşullan göz önüne alınarak çevresiyle olan etkileşimi araştırılmıştır. Çalışmanın biyografik bir inceleme olması, onun yakın çevresinden olan kişilerden yardım almayı bilgi edinmeyi gerektirmiştir. Bu nedenle, Öymen' in torunu Orsan Kunter Öymen ve amcasının torunu Şengül Öymen Gür, araştırma çalışmalarında yardımcı olmuşlardır. Ortaya konan çalışma, Öymen' in çocukluğundan başlayarak günümüze değin uzanan süreyi kapsamaktadır. Eserleri, kısa bir yorumla kronolojik sıralamaya göre verilmiştir. Tüm kaynaklar sayfanın altında dipnotlarda gösterilmiştir. Kaynaklardan alıntı yapılırken dizgi yanlışları düzeltilmiş, fakat bu günkü yazım kurallarına uymayan bazı kelimeler aynen alınmıştır. VH ZC YteEKÖĞRCTİM KUKULU
Ahmet Refik Altınay'ın hayatı, eserleri ve tarih eğitimindeki yeri
Yarım asrı aşan ömrünü tarih araştırmalarına ayıran, çok sayıda kitap yayınlayan, gazete ve dergilerde tarihin farklı konularında pek çok makaleler yazan Ahmet Refik Altınay'ı tanımak, Türk tarihindeki yerini belirlemek, Osmanlı'nın son dönemi ve Cumhuriyet döneminin ilk yıllarındaki tarih anlayışım tespit etmemize ışık tutacaktır. Yaşadığı dönem itibariyle hem Osmanlı hem de Cumhuriyet dönemi tarihçisi olan Ahmet Refik'in "Tarihi Sevdiren Adam" sıfatım kazanmış olması ona Türk tarihçileri arasında farklı bir yer kazandırmaktadır. Onun bu farklı konumunu tespit etmek amacıyla bu tez çalışmasında, tarih anlayışı, hayatı ve eserleri, öğrencilere yönelik yazdığı ders kitapları ve eserlerinde kullandığı üslup üzerinde durulmuştur. Osmanlıca olan ders kitapları incelenerek anlatım teknikleri ve üslubu tespit edilmeye çalışılmış, Cumhuriyet öncesi ve sonrası dönemde yazdığı ders kitapları karşılaştırılmış ve bazı ders kitapları şekil açısından incelenmiştir. Bunların yanında Osmanlı Devleti'ne son derece bağlı bir tarihçi olan Ahmet Refik'in tarih anlayışı üzerinde durulmuş, kimlerin etkisinde kaldığı ve Cumhuriyet sonrasında tarih anlayışında farklılıklar olup olmadığı irdelenmiştir. Ahmet Refik'in eserlerinin çok sayıda okuyucu kitlesine ulaşması, eserlerde kullanılan üslubun, tarih eğitiminde ne kadar önemli olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Ahmet Refik, çok sayıda eser vermesine ve ömrünü tarih eğitimine adamış olmasına rağmen yaşadığı sürece bu çalışmalarının karşılığım alamamıştır. Ömrünün son yılları sıkıntılar içinde geçmiştir. Çektiği sıkıntılar pek çok tarihçi ve yazar tarafından özellikle ölümünden sonra dile getirilmiştir. Bu durum hayatı bölümünde "Ölümünden Sonra Hakkında Yazılanlar" başlığı ile ayrıca ele alınmıştır.
Kırgızistan'da lise tarih müfredatı ve ders kitapları
Ders kitapları, ekonomik, kültürel ve siyasi gelişim düzeyleri ne olursa olsun tüm ülkelerin eğitim ortamları ve süreçlerinde etkileri farklı olmamakla birlikte belirleyici bir rol oynamaktadır. Ders kitapları, bir müfredatın soyut hedeflerinin somut yansıması olduğu gibi sınıf içi öğretimi büyük ölçüde belirleyen ve yönlendiren bir araçtır. Bu çalışma, Kırgızistan 1996 tarih müfredat programınca uyarlanan Kırgızistan Tarihi ders kitabının fiziksel ve eğitimsel, öğrenme ve öğretme, görsel ve dil, değerlendirme açısından kaynaklanan problemleri ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışmada 10. ve 11. sınıflar için Kırgızistan Tarihi ders kitaplarının içeriği Türkçe'ye çevrilerek anlatılmıştır. Böylece bu ders kitapları belli kriterler açısından değerlendirilmiştir. Araştırmanın ilk bölümünde, Kırgızistan Cumhuriyeti eğitim sistemi, Tarih müfredat programlan tarihsel metotla ortaya konulmuştur.SSCB dönemi eğitim sistemi ve tarih dersi programı ile günümüz tarih dersi programlan da ortaya sunulmuştur. Çalışma alam olarak seviyeleri bakımından birbirine yakın olan 10. ve 11. sınıf Kırgızistan Tarihi dersi kitapları seçilmiştir. Çalışma sonucunda Kırgızistan'da okutulmakta olan 10. veli. sınıf Kırgızistan Tarihi ders kitaplarının fiziksel ve eğitimsel tasarım, öğrenme ve öğretme, değerlendirme açısından istenilen düzeyde olmadığı ortaya konulmuştur. VI
Reji idaresi (1908-1925)
Dünyanın en yaygın alışkanlığı olan tütün tüm dünyada olduğu gibi Osmanlı İmparatorluğunda da kısa süre içerisinde yaygın bir tutku haline dönüşmüştü. Ülkede değişik grupların farklı tepkileriyle karşılanan tütün uzun yıllar imparatorluk idarecileri tarafından ekonomik yönden değerlendirilmemiştir. 1883 yılında tütün geliri Osmanlı dış borçlarına karşılık olmak üzere, Duyun-u Umumiye'yle yapılan anlaşmalarla tekel işletmesi olarak kurulan Reji İdaresi'ne (Müşterek Menfaa İnhisar-ı Duhan-ı Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye) verilmiştir. Reji'nin gelirinden Duyun-u Umumiye'ye sabit bir pay aktarıldıktan sonra Osmanlı Devleti ile belirlenen oranlarda karının paylaşılması esaslarında anlaşılmıştır. Kar payının paylaşımı esasına dayandırılmış olması, Osmanlı Hükümeti tarafından da destekleneceği kanısını ortaya çıkarmıştı.Ancak Reji'nin tütün ekim alanlarına kısıtlama getirmesi, çiftçinin tütününü koyacağı depolan yeterli sayıda inşaa ettirememesi, iç piyasaya kalitesiz tütün sunması, Reji çalışanlarının çoğunluğunun gayr-i müslim oluşu ve üreticiye iyi davranmaması, fiyatlandırma ve tartı işlemlerinde üreticiyi tatmin etmemesi gibi sebepler tütün kaçakçılığını doğurmuş; Reji İdaresi'nin kaçakçılığı kendi kolcu kadrosuyla önleme faaliyeti, köylüyle Reji arasındaki çatışmayı büyütmüştü ki bu durum Osmanlı hükümetinin tutumunda da kararsızlıklar ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Üretici, yabancı bir şirketin tütün üretimlerinin her aşamasında kendilerine karışmasını kabullenememekteydi. Reji İdaresi ise maliyetin artmasının kaçakçılığı önleme masraflarından kaynaklandığını ifade ederken, kaçakçılıkla mücadelede yeterli desteği sağlayamayan Osmanlı Devletini suçluyordu.Devlet içinde devlet gibi örgütlenen bir şirket Osmanlı Devleti ve tütün üreticileri için bir an önce kurtulması gereken büyük bir sorun haline dönüşmüştü.Bu sorun II. Meşrutiyet idarecilerince sorgulanmasına rağmen, ülkenin içinde bulunduğu savaş koşulları Reji'nin kaldırılmasını önlediği gibi, imtiyaz süresinin uzatılmasına da ortam hazırlamıştır. Mustafa Kemal Paşa'nın başlatmış olduğu bağımsızlık mücadelesi içerisinde ekonomik bağımlılıklar da ele alınmıştı. Nitekim tütün üretiminden pazarlanmasına kadar her aşamada üreticinin karşısına çıkan Reji de 1923 İzmir İktisat Kongresi'nde ele alınıp, kaldırılmasının gerekliliği kabul edilmişti. Reji inhisarının kaldırılması karan 1924 yılında şirket yetkililerine bildirilerek, 4 Mart 1925 yılında da Hükümet inhisarı şekline dönüştürülerek millüeştirilmişti. VI
Cumhuriyet Dönemi ceza infaz sisteminde hapishaneler ve mahpuslar (1923-1950)
Bugün anladığımız şekliyle modern hapishaneler ilk kez Batı Avrupa ve Kuzey Amerika'da ortaya çıktı. Suçluları cezalandırmakla kalmayıp aynı zamanda ıslah etmeyi amaçlayan yeni bir infaz anlayışının ürünü olarak hemen hepsi bundan 250 yıl önce kurulmaya ve yaygınlaşmaya başladı. Batılılaşma hareketinin etkisiyle Osmanlı Devleti de on dokuzuncu yüzyıldan itibaren mahbesleri hapishanelere dönüştürmeye, buralarda geçerli infaz koşullarını düzeltmeye ve böylece, değişmekte olan ceza infaz sistemine uygun bir hapishaneler teşkilatı yaratmaya çalıştı. Ancak, içinde bulunduğu siyasi ve mali istikrarsızlık ortamı, bu konuda yürütülen çalışmaların sık sık aksamasına, yer yer ötelenmesine yol açtı. Bununla beraber hapishanelere yönelik reform programı, Cumhuriyet kadrolarının devreye girdiği sonraki süreçte en baştan ele alınarak sürdürüldü. 1926 yılında yürürlüğe giren Türk Ceza Kanunu ile hapis cezaları ve bunlara dair infaz usulleri belirlendi. Hapishaneler merkez ve taşra teşkilatı 1929 yılında Dâhiliye Vekâleti'nden alınarak Adliye Vekâleti'ne devredildi. Ayrıca, hapishanelerin işleyişine açıklık getiren kanunlar ve tüzükler çıkartıldı. Tüm bu idari ve hukuki düzenlemeleri, birçoğu Cumhuriyetin 10. yılından sonra hızlanan inşaat faaliyetleri izledi. 1930-1950 arasında 41 hapishane yapıldı, yüzlercesi onarıldı. Bütçe olanakları daha fazlasına izin vermediği için Osmanlı Devleti'nden miras kalan yapı stoku zorunlu olarak kullanılmaya devam etti. Bu durum, 1936'da hayata geçen Tedricî (Dereceli) Serbesti Sistemi'nin uygulanmasını güçleştirdi. Koğuş hapsi denilen topluluk esaslı infaz biçimi, mahpusların disiplin altına alınmasını, çalıştırılmasını ve eğitilmesini engelleyen yapısıyla birlikte varlığını ve geçerliliğini korudu.
Bitlis vilayet hapishaneleri (1908-1918)
İnsanlık tarihi kadar eski bir kavram olan suç davranışı işlendikten sonra suçun faili hakkında yasal süreç başlatılır. Bu süreç sonuçlanana kadar fail önce şüpheli sıfatıyla tutuklu olarak alıkonur. Suç kesinleştiği takdirde mahkûm edildiği süre kadar ceza, faile hapishanede tutularak çektirilir. Hapishaneler suça karşılık cezanın kurumsallaştığı mekânlardır. Osmanlı Devleti'nde zindandan hapishaneye geçiş, Tanzimat Dönemi ile başlayan bir süreçtir. Tanzimat Fermanı'nın ilanı sonrasında ceza infaz sisteminde bir takım değişiklikler gündeme getirilmiştir. Osmanlı hapishanelerinde yapılmak istenen iyileştirmelerle ilgili olarak mevcut hapishanelerin Avrupa hapishane sistemine bakılarak ıslahı için Avrupa'dan getirtilen uzmanlar ve raporları doğrultusunda hareket edilmeye çalışılmıştır. Hapishanelerle ilgili olarak somut reform adımları ise II. Abdülhamid döneminde başlamış, İttihat ve Terakki iktidarında ve II. Meşrutiyet Döneminde hız kazanmıştır. Karmaşık dinî ve etnik nüfus yapısına sahip Bitlis Vilayeti, Rus ve İngiliz emperyalist hedeflerinin kesiştiği, ülkenin doğu sınırına yakın önemli bir bölgedir. Bitlis Vilayeti; I. Dünya savaşı öncesinde ve savaş sırasında yaşanan Ermeni Komitacı eylemleri, 1914 yılındaki Bitlis Vakası, I. Dünya Savaşı sürecinde 1915 yılında gerçekleştirilen zorunlu göç, 1916 yılında maruz kalınan Rus işgali ile ekonomik canlılığını yitirmiş, sınırları içerisindeki nüfus ciddi oranda azalmıştır. 1908-1918 yılları arasında Bitlis vilayetinde bulunan Bitlis Merkez Sancağı, Ahlat Kaza, Hizan Kaza, Mutki Kaza; Genç Sancak, Çapakçur Kaza, Kulp Kaza; Muş Sancak, Bulanık Kaza, Malazgirt Kaza, Sason Kaza, Varto Kaza; Siirt Sancak, Eruh Kaza, Garzan Kaza, Pervari Kaza, Şirvan Kaza Hapishaneleri kısaca vilayetin tüm sancak ve kaza hapishaneleri çalışmamızda incelenmiştir. Araştırmamızın temel amacı; Osmanlı hapishane sistemi içerisinde Osmanlı modernleşmesini bir kurum ve vilayet örneğinde takip ederek II. Meşrutiyet Döneminde yapılmak istenen hapishane reform girişimlerinin Bitlis Vilayet Hapishaneleri üzerindeki etkisini saptamaktır. Ayrıca reform çabaları neticesinde hapishanelerin fiziki şartlarında, hapishane çalışanları ve mahkûmların sosyal yaşantılarında görülen değişiklikleri akademik düzlemde analiz ve tespit etmektir. Araştırmamızda ayrıca yapılan reformların başarısı ve başarısızlığı ortaya konmaya çalışılmıştır.
Bir eğitim gemisi olarak Savarona
Cumhurbaşkanı tarafından kullanılması maksadıyla 1938 yılında Amerikalı milyarder Cadwalader'den satın alınan Savarona yatı, Atatürk'ün ölümünden sonra 1951 yılına kadar Cumhurbaşkanlığı yatı olarak kullanılmaya devam etmiştir. 1951 yılı ile 1986 yılları arasında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'na, deniz öğrencilerinin uygulamalı eğitimleri esnasında kullanılması maksadıyla verilen yat, pek çok eğitim seyri ile protokol seyri görevine çıkmıştır. "Bir Eğitim Gemisi Olarak Savarona" konulu bu çalışmada, geminin Deniz Kuvvetlerine Komutanlığı'na verildiği 1951 yılından, hizmet dışına bırakıldığı 1986 yılına kadar icra edilen eğitim seyirleri incelenmiştir. Savarona hakkında daha önceden yapılmış çalışmalarda, yatın hangi şartlarda ve nasıl alındığı, Atatürk'ün yatta geçirdiği günlere ait hatıralar, yatın tarihçesi ve icra ettiği faaliyetler, anılar ve gazete arşivleri kullanılarak incelenmiştir. Bu çalışmada, Deniz Kuvvetleri'nin uygulamalı deniz uygulamalı deniz eğitimleri kapsamında geçmişten günümüze icra ettiği faaliyetler, uygulamalı deniz eğitimlerinden elde edilmesi umulan faydalara yönelik değerlendirmeler, Savarona yatının deniz okulları öğrencilerinin eğitim gemisi olarak kullanımı esnasında elde edilen tecrübeler belirtilmeye çalışılmıştır. Ayrıca diğer ülkeler tarafından öğrenci eğitimleri maksadıyla kullanılan okul gemileri de incelenmiş ve bir okul gemisinden neler beklendiğine yönelik değerlendirmelere ışık tutması amaçlanmıştır. Çalışma; "Deniz Harp Okulu'nda Denizcilik Eğitimleri", "Savarona Yatı" ve "Okul Gemisi Olarak Savarona" başlıklarını kapsamaktadır. Savarona okul gemisi, 1951-1986 yılları arasında yaklaşık dört bin öğrencinin denizle ilk tanışmasına vesile olmuş, temel denizcilik eğitimlerini almalarını sağlamıştır. Savarona ile Açık Deniz Eğitimlerine katılmış öğrencilerin hafızalarında derin izler bırakmıştır. Yatın gezinti maksadıyla inşa edilmiş olması nedeniyle eğitim gemisi olarak kullanılması pek uygun olmasa da temel seyir eğitimleri, denizcilik eğitimleri ve yangın-yara savunma eğitimleri açısından fayda sağlamıştır.
Bir eğitim gemisi olarak Savarona
Cumhurbaşkanı tarafından kullanılması maksadıyla 1938 yılında Amerikalı milyarder Cadwalader'den satın alınan Savarona yatı, Atatürk'ün ölümünden sonra 1951 yılına kadar Cumhurbaşkanlığı yatı olarak kullanılmaya devam etmiştir. 1951 yılı ile 1986 yılları arasında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'na, deniz öğrencilerinin uygulamalı eğitimleri esnasında kullanılması maksadıyla verilen yat, pek çok eğitim seyri ile protokol seyri görevine çıkmıştır. "Bir Eğitim Gemisi Olarak Savarona" konulu bu çalışmada, geminin Deniz Kuvvetlerine Komutanlığı'na verildiği 1951 yılından, hizmet dışına bırakıldığı 1986 yılına kadar icra edilen eğitim seyirleri incelenmiştir. Savarona hakkında daha önceden yapılmış çalışmalarda, yatın hangi şartlarda ve nasıl alındığı, Atatürk'ün yatta geçirdiği günlere ait hatıralar, yatın tarihçesi ve icra ettiği faaliyetler, anılar ve gazete arşivleri kullanılarak incelenmiştir. Bu çalışmada, Deniz Kuvvetleri'nin uygulamalı deniz uygulamalı deniz eğitimleri kapsamında geçmişten günümüze icra ettiği faaliyetler, uygulamalı deniz eğitimlerinden elde edilmesi umulan faydalara yönelik değerlendirmeler, Savarona yatının deniz okulları öğrencilerinin eğitim gemisi olarak kullanımı esnasında elde edilen tecrübeler belirtilmeye çalışılmıştır. Ayrıca diğer ülkeler tarafından öğrenci eğitimleri maksadıyla kullanılan okul gemileri de incelenmiş ve bir okul gemisinden neler beklendiğine yönelik değerlendirmelere ışık tutması amaçlanmıştır. Çalışma; "Deniz Harp Okulu'nda Denizcilik Eğitimleri", "Savarona Yatı" ve "Okul Gemisi Olarak Savarona" başlıklarını kapsamaktadır. Savarona okul gemisi, 1951-1986 yılları arasında yaklaşık dört bin öğrencinin denizle ilk tanışmasına vesile olmuş, temel denizcilik eğitimlerini almalarını sağlamıştır. Savarona ile Açık Deniz Eğitimlerine katılmış öğrencilerin hafızalarında derin izler bırakmıştır. Yatın gezinti maksadıyla inşa edilmiş olması nedeniyle eğitim gemisi olarak kullanılması pek uygun olmasa da temel seyir eğitimleri, denizcilik eğitimleri ve yangın-yara savunma eğitimleri açısından fayda sağlamıştır.