Theses supervised by Prof. Dr. Sait Saygın Eyüpgiller
22 theses · Feyziye Schools Foundation Işık University
Adli muhasebe boyutunda bilirkişilik ve bilirkişilik müessesesine ilişkin sorunların değerlendirilmesi
Dünya genelinde ve ülkemizde finansal ve ekonomik alandaki suistimal ve uyuşmazlıkların çoğalması nedeniyle adli muhasebe alanı önemini giderek artırmaktadır. Ülkemizde ise adli muhasebeciliğin en yaygın çalışma alanı bilirkişiliktir. Bilirkişiliğin amacı, yargılama sürecinde sahip olduğu uzmanlık alanında hakime özel ve teknik konularda destek sağlamaktır. Günümüzde uzmanlık ve alt uzmanlık alanlarının artmasıyla birlikte bilirkişilik yargılama aşamasında etken bir role bürünmüştür. Bilirkişilik denilince aklımıza tarafsızlık, güvenilirlik, dürüstlük vb. etik ilkeler gelmektedir. Bu ilkeler bilirkişiliğin olmazsa olmazlarıdır. Çünkü bu ilkelerin mevcudiyeti yargılama faaliyetlerinin güvenilirliği açısından da elzemdir. Bilirkişilik müessesesine ilişkin sorunlar yalnızca bilirkişiliğin etik ilkeleriyle alakalı değildir. Bilirkişilik müessesesine ilişkin genel olarak günümüzde birçok sorunlar mevcudiyetini hala korumaktadır. Bu çalışmada ilk olarak adli muhasebe ve bilirkişilikten bahsedilmiş olup, sonrasında ise bilirkişilik müessesesinin sorunlarına ilişkin değerlendirmeler yapılmıştır.
Yapısal risk ve kontrol riski değerlendirmelerinin denetim sürecine katkılarının bankacılık ve reel sektör açısından değerlendirilmesi
Ekonomik hayatın önemli unsurları olan şirketler ve bankalar her gün gerçekleştirdikleri faaliyetler sırasında pek çok risk ile karşılaşmakta ve gelişen ekonomik ortamda bu risklerin etkin bir şekilde yönetilmesi her gün daha fazla önem kazanmaktadır. Risk Yönetimi sürecinin önemli bir parçası olan yapısal risk ve kontrol riski değerlendirmeleri, şirket yönetimlerine risklerini önceden tespit ederek bu riskleri önlemeye yönelik aksiyonları alma imkânı sağlamakta, firmanın maddi ve manevi zarara uğramasını engellemektedir. Bu çalışmanın temel amacı; yapısal risk (içsel risk) ve kontrol riski (artık risk) değerlendirmelerinin denetimin etkinliğini artırdığı tezini savunmaktır. Denetim öncesi gerçekleştirilen yapısal risk ve kontrol riski değerlendirmelerinin denetim evreninin belirlenmesi ve yüksek riskli alanların önceliklendirilmesi açısından son derece önemli olduğu düşünülmektedir. İşletmenin önceden tespit edilmiş riskli alanlarına odaklanılarak denetimin etkinliği artırılmakta, zaman ve personel açısından kaynak verimliliği sağlanabilmektedir. Çalışma kapsamında günümüzün en önemli kavramlarından olan sürdürülebilirlik kavramı üzerinde de durularak; risk kontrol değerlendirmelerinin gerek işletmelerin sürdürülebilirlik ile ilgili çalışmalarına katkılarına gerekse risk kontrol değerlendirmeleri ile desteklenen risk yönetimi ve denetim faaliyetlerinin işletmelerin kurumsal sürdürülebilirliği üzerindeki katkılarına değinilmektedir. Yapısal risk ve kontrol riski değerlendirmelerinin denetim sürecine yaptığı katkılar çalışma kapsamında reel sektör ve bankacılık sektörü göz önünde bulundurularak değerlendirilmektedir. Risk kontrol değerlendirmelerinin yasal zorunluluklar nedeni ile bankacılık sektöründe daha etkin bir şekilde yapılmakta olduğu vurgulanarak reel sektörde yer alan firmaların bu konuya yaklaşımları karşılaştırmalı olarak değerlendirilmektedir. Çalışmada ayrıca yerel işletmeler ile yabancı menşeli işletmelerin risk kontrol değerlendirmesine bakış açılarına da yer verilerek bu işletmeler arasındaki farklılıklar üzerinde de durulmaktadır. Çalışma kapsamında banka ve şirketlerin uygulamalarını paylaşmak istememeleri nedeni ile risk kontrol değerlendirmesi uygulamalarına yer verilememiş olsa da firmaların faaliyet raporları ve sürdürülebilirlik raporları üzerinden içerik analizi yapılarak bankacılık sektörü ve reel sektör açısından risk kontrol değerlendirme sürecine bakış açısı yorumlanmaya çalışılmaktadır. Bu çalışma süresince risk kontrol değerlendirmesi süreci ve denetim ilişkisi hususunda yerli ve yabancı kaynaklardan yararlanılarak literatür taraması yapılmış olup reel sektör ve bankacılık sektörü karşılaştırmasını içeren herhangi bir araştırmaya rastlanmamıştır. Literatürde bu alanda yer alan araştırmalar daha çok risk yönetimi, kurumsal risk yönetimi, operasyonel risk yönetimi ya da denetim konularında yapılan akademik çalışmalardır. BIST Sürdürülebilirlik endeksinde Kasım 2017-Ekim 2018 döneminde yer alan 50 firmanın faaliyet raporları ve sürdürülebilirlik raporları üzerinde gerçekleştirilen içerik analizi çalışmamız sonucunda yapısal risk ve kontrol riski değerlendirmelerinin en etkin şekilde bankacılık sektöründe yapıldığı gözlenmiştir. Bankacılık sektörü kadar olmasa da etkin risk kontrol değerlendirmesi yaptığı düşünülen işletmeler Sermaye Piyasası Mevzuatına tabi olan halka açık işletmelerdir. Bu işletmelerden özellikle Borsa İstanbul Sürdürülebilirlik Endeksi'ne (BIST) tabi işletmelerin yapısal risk ve kontrol riski değerlendirmelerini diğer işletmelere göre daha etkin bir şekilde yaptıkları düşünülmektedir. Bankaların risk kontrol değerlendirmesi yöntemini kullanmalarının en önemli sebeplerinden birinin tabi oldukları yasal mevzuatın onları risk kontrol değerlendirmesi yapmaya zorunlu tutması olduğu görülmüştür.
Yerel yönetimlerde iç denetim yapısının kurumsal risk yönetimi vizyonuna etkisi (İstanbul ilçe belediyeleri üzerine bir alan araştırması)
Bu çalışma, yerel yönetimlerinde iç denetim yapısının kurumsal risk yönetimi vizyonuna olan etkisini tespit etmeyi amaçlamaktadır. Günümüzde işletmelerin takdim ettiği hizmetlerin niteliğinin ile hızının çoğaltılması, kaynaklarının verimli, iktisadi ile etkin bir biçimde değerlendirilmesi ve işletmenin bütün kademesinde karar alıcıların kamuoyuna hesap vermesi yönündeki reform istekleri artmıştır. Bu talebe cevap verebilmek için kurumsal risk yönetiminin kurum hedeflerine ulaştırılmasında ve iç denetim biriminin bu konuda güvence ve danışmanlık faaliyeti yapması gerekmektedir. Bu kapsamda bu çalışma ile iç denetim birimlerinin yerel yönetimlerde risk odaklı iç denetim uygulamalarını ile kurumsal risk yönetimi uygulanması konusundaki farkındalığı tespitidir. Bu kapsamda çalışmanın ilk bölümlerinde denetim, iç denetim, risk yönetimi ve kurumsal risk yönetimi konuları birçok kaynak yardımıyla açıklanmaya çalışılmaktadır. Uygulama kısmında yapılan araştırmanın genel amacı çerçevesinde İstanbul'da 5 ilçe belediyesindeki iç denetim ve mali hizmetler birimiyle derinlemesine mülakat yöntemi çerçevesinde yüz yüze görüşüldü. Araştırmanın sonucunda ise iç denetim yapısının kurumsal risk yönetimi vizyonuna olan etkisini konusunda iç denetçilerin istekli olması ve üst yönetimin konuya müspet bakması durumunda güzel uygulamalarla karşılaşılmıştır. Bu konuda üst yönetimin istekli ve iç denetçilerin aktif olması gerektiği tespit edilmiştir.
Çalışan hilelerinin önlenmesi ve ortaya çıkartılmasında ihbarın etkinliği
Hileler planlanarak ve organize edilerek bilinçli bir şekilde gerçekleştirildiğinden dolayı tespit edilme olasılığı zordur. Hile genellikle, faillerin kendileri veya bir grup için menfaat elde etmeyi amaçladıkları için, kasıtlı olarak aldatma ile karakterize edilen düzensiz ve hukuka aykırı eylemler bütündür. Hilelerin ve çalışan hilelerinin ortaya çıkartılması, hile riskine karşı kurum etik kültürünün oluşturulması ve çalışanlarda hile bilinci yaratılması için kurum içi ve kurum dışı ihbarlar önem taşımaktadır. İhbar, etik değerlere uygun olmayan ve yasadışı olan davranış ve eylemlerin bu işi çözebilecek yetkisi bulunan mekanlara veya kişilere iletilmesidir. Kurumlarda ihbar, bir kişi bir kuruluşta mali suistimal veya ayrımcılık gibi bir suistimali bildirdiğinde ortaya çıkmaktadır. İhbar etme etik tartışmaları açısından zor bir konu olarak görülebilmektedir. Genellikle iki ahlaki değeri, adalet ve sadakati çatışmaya sokmaktadır. Bir yandan adil ve doğru olanı yapmak (yani hile hakkında konuşmak) bazen sadakatle (yani bir kuruluşta uzun yıllar çalışıyor olmak) çatışabilmektedir. İhbar etmek aynı zamanda çalışanlar arasında bir güven ihlali olarak da görülmektedir. İhbar sistemi, hile olaylarının erken tespiti ve ele alınması için çalışanlardan gelen bilgi uçurma bilgilerinin sorumlu ve şeffaf bir şekilde işlenebilmesi için kuruluş tarafından sağlanan ve organize edilen bir dizi politika, düzenleme, prosedür, uygulama, tesis ve altyapıdır. İhbar sistemi, iç kontrolün bir parçasıdır. İç kontrolün optimum şekilde uygulanması, hileli uygulamalara ilişkin belirtileri erkenden tespit edebilmektedir. Kuruluşlar, kurum içi eğitime değer vermeli ve kurum içi iletişimi güçlendirip kurum çalışanlarını veya üyelerini ihbar etmeye teşvik etmelidir. Kuruluşların, muhbirlerin kimliğini koruyan, misillemeyi ve sindirmeyi önleyen ve gelecekteki kariyer gelişimine zarar vermeyen raporlama prosedürleri açısından gerçek koruma sağlayan prosedürlere sahip olmadır. Kurum ihbarcının zarara uğramayacağı hile yaptırımlarının uygulanacağına dair güven oluşturması gerekmektedir. Bu çalışmada çalışan hilelerinin önlenmesi ve ortaya çıkartılmasında kurum etik kültürü içerisinde kişilerin kuruma aidiyetinin güçlendirilmesi ve ihbarın mekanizmasının etkisi ve öneminin belirlenmesi ile etkili bir hile karşıtı politikalar, programlar ve kontroller oluşturarak bu algının güçlendirilmesi konusu ele alınarak kurum etik kültürünü güçlendirmek, hile ile alakalı ihbar süreçlerini güvenli kılınması ve bu sebeple ihbar mekanizmasının etki alanını genişletilmesinin yol ve yöntemleri ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: Hile, Muhasebe, Çalışan Hilesi, İhbar.
Muhasebe mesleğinde haksız rekabet sorunu ve çözüm yolları
Meslek mensupları, iş dünyasının bekçileri ve denetçileri olarak önemli bir rol üstlenmektedirler. Muhasebeciler işletmelerin mali durumlarını açık ve kabul görmüş muhasebe standartlarına göre hazırlanarak raporlanmasını sağlamaktan sorumludurlar. Bu durum onları etik kavramlar dikkate alındığında, kimi zaman yasal olarak şüpheli hale getirebiliyor olsa da, diğer bir yandan muhasebe ilkelerine karşı gösterilen keskin bir anlayış aynı zamanda meslek mensuplarının rekabet güçlerini korumalarına da yardımcı olacaktır. Muhasebe mesleğinin geleceği ve gelişimi açısından en önemli faktörlerden biri mesleki etik değerlere bağlılıktır. Etik değerlere aykırı davranışın başında gelen haksız rekabet ise mesleğin özünü zedeleyen başlıca faaliyetlerdendir. Bu çalışmanın amacı; haksız rekabetin meslekte ne ölçüde önemli bir sorun olduğu belirtilerek, bugüne dek yapılan yasal düzenlemeler ve uygulamaların ne ölçüde etkili olduğu, bu düzenleme ve uygulamaların daha da geliştirilmesinde sorunun çözümünde ne derece etkin olabileceği, meslek örgütlerine, ilgili kamu kuruluşlarına (devlete) ve en önemlisi de her muhasebe meslek mensubuna haksız rekabetin çözümüne ilişkin yapılması gereken düzenlemelerde düşen görev ve sorumlulukların neler olabileceğinin değerlendirilmesidir. Yapılan bu çalışmanın analizinde, haksız rekabetin ve bunun parçası olan eylemlerin net bir yasal tanımının bulunmamasının uygulamada önemli sorunlara neden olduğunu ortaya koymaktadır. Bu nedenle, muhasebe meslek mensuplarının haksız rekabetten korunmasını iyileştirmek, kriterlerinin kapsamlı bir listesini içeren haksız rekabet tanımını formüle etmek gerekmektedir. Muhasebe meslek mensuplarının iş hayatında yer alan haksız rekabet kavramını incelenmekte olup, bu yasal olguyu oluşturan ayırt edici özellikleri tanımlamakta ve araştırılmakta, muhasebe meslek mensupları alanında haksız rekabet için mevzuatta belirlenen sorumluluk türleri analiz edilmektedir.. Ekonomik rekabet, bir takım önemli olan düzenleyici işlevi yerine getirir ve pazarın gelişmesini sağlar ve bu nedenle özel bir devlet desteğine sahiptir. Haksız rekabet ise, dürüst ve etik olmayan, haksız iş yapma biçimlerine dayanan yasaklanmış eylemdir. Bu kapsamda, muhasebe mesleğinde haksız rekabetin oluşumunda ki temel nedenler ele alınmış olup, mevcut uygulamaların ne derece haksız rekabeti önleyici olduğu, hangi noktalarda eksik kaldığı ve bu eksikliğin giderilmesine yönelik nelerin çözüm önerisi olabileceğine katkı sağlayacak bilgilere ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Muhasebe, Meslek, Haksız Rekabet
Dış ticaret ve döviz kazandırıcı hizmetlerin muhasebeleştirilmesinin Türk vergi mevzuatı ve Türkiye muhasebe standartları kapsamında incelenmesi
Uluslararası ticarette rekabet edebilmek için, her ülkenin işletmelerinin uluslararası muhasebe standartlarına uyumluluğu önemlilik arz etmektedir. Finansal tablo ve raporlamalar uluslararası standartlara uygun olduğu takdirde pazar payı artırılabilir ve yabancı yatırımcı o ülkeye yönelebilir. Bu çalışmada; dış ticaret ve döviz kazandırıcı hizmetlerin, Türk vergi mevzuatına göre incelenmesinin yanı sıra dış ticaretin ve döviz kazandırıcı hizmetlerin, Türkiye Muhasebe Standartları'na göre incelenmesi ve uygulamalar, dış ticaretin ve döviz kazandırıcı hizmetlerin, Türk vergi mevzuatı uyarınca raporlanması ile Tekdüzen Hesap Planı ile Türkiye Muhasebe Standartları arasındaki farklılıklar yer almaktadır. Ayrıca, dış ticaret ve döviz kazandırıcı hizmetlerde, işlemlerin kayıt altına alınmasına yönelik muhasebe kayıt ve teknikleri örnek uygulamalar yapılarak değerlendirilmiş, böylece ülkemizde faaliyet gösteren dış ticaret sektöründeki tüm işletmelerin ve yabancı yatırımcıların, mali tablolarının daha şeffaf, gerçekçi ve uluslararası platformda mukayese edilebilir olması ve güven verebilmesi için, Türkiye Muhasebe Standartları'na göre hazırlanması gereği vurgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Dış Ticaret, Döviz Kazandırıcı Hizmet, Muhasebe Standartları, Türk Vergi Mevzuatı, TMS 2, TMS 11, TMS 12, TMS 18, TMS 20, TMS 21, TMS 23, TMS 27, TMS 28.
Türkiye finansal raporlama standartlarına göre hazırlanmış nakit akış tablosu ve analizi
"Türkiye Finansal Raporlama Standartlarına Göre Hazırlanmış Nakit Akış Tablosu ve Analizi" başlıklı bu tezin amacı; ülkemizde Türkiye Finansal Raporlama Standartlarına göre hazırlanan nakit akış tablolarının özelliklerini ve diğer nakit akış tabloları ile aralarındaki farkları vurgulayarak farklı analiz teknikleri kullanılması suretiyle nakit akış tablolarının finansal tablo okuyucularına daha faydalı hale getirilebileceğini ortaya koymaktır. Çalışmada, nakit akış tablosu ile ilgili muhasebe standardı, nakit akış tablosunun Türkiye ve Dünya'daki tarihsel gelişimi, nakit akış tablosu ile ilgili kavramlar, Türkiye Muhasebe Standartlarından "TMS 7 Nakit Akış Tablosu" standardının hazırlanma esasları incelenmiş, yapılan analiz çalışmaları ile işletme hakkında daha ayrıntılı ve isabetli analiz sonuçlarının alınabileceği ortaya konulmaya çalışılmıştır. Ampirik boyutta ise Borsa İstanbul (BIST) 'da faaliyet gösteren halka açık bir işletmenin "TMS 7 – Nakit Akış Tablosu" standardına göre hazırlanmış 2014-2015 yıllarına ait nakit akış tabloları; karşılaştırmalı tablolar analizi (yatay analiz), dikey yüzde analizi, nakit akış rasyoları, serbest nakit akışı incelenerek analiz edilmiştir. Çalışmanın sonucunda Türkiye Finansal Raporlama Standartlarına göre hazırlanan nakit akış tablosunun, işletmelerin planlama ve karar verme süreçlerinde diğer mali tablolarla birlikte kullanılmasının önemi ve vazgeçilmez olduğu ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: TMS 7 Nakit Akış Tablosu Standardı, Nakit Akış Tablosu, MSUGT' ye Göre Nakit Akış Tablosu, Finansal Analiz Teknikleri, Nakit Akış Analizi
Türkiye'de tasarım faaliyetlerine sağlanan devlet yardımları ve işletmelerin bu yardımlar ile ilgili bilgi düzeylerinin yararlanma durumlarına etkisi
Piyasaların küreselleşmesi ile birlikte artan rekabet ortamında ülkeler, uluslararası rekabet güçlerinin arttırılması amacıyla farklı politika arayışlarına girmişlerdir. Bu kapsamda uygulanan politik yöntemlerden biri de devlet yardımlarıdır. Devlet yardımlarıyla sürdürülebilir ekonomik ve sosyal kalkınma amaçlanmıştır. Gelişmiş̧ ülkelerde bu amaçlar doğrultusunda Tasarımın Ar-Ge ekosisteminde yer edinmesi gerekliliği buna yönelik regülasyonları da beraberinde getirmiştir. Ülkeler zamanla inovasyon odaklı politikalar geliştirmiş ve tasarım sürecini teşvik eden bu politikaları uygulamaya başlamışlardır. Uluslararası rekabette ön sıralara yükselmek ve sürdürülebilir ekonomik büyüme için yeni, yenilikçi ve alanında özgün ürünler tasarlayarak üretebilmenin önemi gün geçtikçe artmaktadır. Bu araştırma ile Türkiye'de tasarım faaliyetlerine sağlanan devlet yardımlarının incelenmesi ve bu yardımlar ile ilgili işletmelerin bilgi düzeylerininin yararlanma durumlarına etkisinin analiz edilmesi amaçlanmıştır. Nicel araştırma yöntemi kullanılan bu çalışma kapsamında veri toplamak üzere anket çalışması yapılmıştır. Araştırmanın alanı Marmara Bölgesi'nde tasarımla ilgili faaliyet gösteren veya bünyesinde tasarım birimi bulunan işletmeler ile sınırlandırılmıştır. Anket çalışması online sistem üzerinden yapılmıştır. Anket sorularını cevaplayan 103 işletme yetkilisinden elde edilen veriler analiz edilmiştir. Yapılan araştırma ile devlet yardımları hakkında bilgi düzeyi düşük işletmelerin, desteklerden yararlanma oranlarının da aynı oranda düşük olduğu tespit edilmiştir. Ülkemizde 2000'li yıllardan itibaren gündem oluşturan tasarım politikalarının yaygın etkisinin arttırılması için tanıtım faaliyetlerinin arttırılması önerilmektedir. ii Bu sayede daha fazla işletmenin devlet yardımlarından faydalanarak rekabette ön sıralara yükselebileceği düşünülmektedir. İşletmelerin devlet yardımları ve sektörleri ile ilgili gelişmeleri daha yakından takip edebilmek için bünyesinde devlet yardımları ile ilgili personel istihdam etmelerinin veya bu konuda uzman olan danışmanlarla çalışmalarının da yardımlardan maximum düzeyde faydalanmalarını sağlayacağı düşünülmektedir.
Katılım bankları tarafından uygulanan kar zarar ortaklığı projelerinin muhasebe standartları yönünden incelenmesi
Günümüzde katılım bankalarının hem ulusal hem de uluslararası düzeyde faaliyetleri ve bankalar arasındaki piyasa payı giderek artmaktadır. Katılım bankaları kendine has fon toplama ve kullandırma yöntemleriyle klasik bankalardan ayrışmaktadırlar. Ayrıştığı yöntemlerden biri de fon kullandırma yöntemi olan kâr zarar ortaklığı projeleridir. Kâr zarar ortaklığı projelerinin muhasebeleştirilmesinde katılım bankalarının farklı muhasebe standartları kullanmalarından dolayı belirli zorluklar yaşanmaktadır. Bu çalışmada katılım bankaları tarafından uygulanan kâr zarar ortaklığı projelerinin muhasebeleştirilmesinin muhasebe standartları açısından incelenmesi ve AAOFI standartlarının uygulanmasından beklenen yararları incelenmiştir.
Ücretin denetim bağımsızlığı üzerindeki etkisi
Bu çalışma, ücretin bağımsız denetim üzerindeki etkisini tespit etmeyi amaçlamaktadır. Son yıllarda yeni TTK sonrası bağımsız denetim kıstasları gereği genel ölçütler her geçen sene düşürülmüş bulunmaktadır. Bu kıstasların aşağı çekilmesi ile birlikte bağımsız denetim hizmetine olan talep artmıştır. Dünya çapında ise bağımsız denetim yıllardan beri önemi yadsınamaz bir gerçektir. Bu talep artışı ile birlikte bağımsız denetimin ücreti ve denetimin bağımsızlığı konusu daha fazla sorgulanmaya başlanmıştır. Ayrıca, 2000'li yılların başında yaşanan büyük muhasebe skandalları denetime olan güveni sarsmış ve denetçi bağımsızlığını sorgulanır hale getirmiştir. Bu kapsamda, bu çalışma ile bağımsız denetim sürecinde bağımsızlık ve ücretin bu konu üzerindeki etkisinin tespiti amaçlanmaktadır. Bu kapsamda çalışmanın ilk bölümlerinde araştırmanın amacı, kapsamı ve önemi belirtilmiştir. İkinci bölümde ise denetim kavramı, ücret kavramı, genel standartlar ve tanımlar açıklanmıştır. Üçüncü bölümde ise çalışmanın önemli kısmını oluşturan bağımsızlık kavramına, bunu etkileyen ve zedeleyen hususlara aynı zamanda denetçinin bağımsızlığını tehdit eden faktörlere değinilmiştir. Dördüncü bölümde ise çalışmanın Türkiye'de denetim hizmetleri üzerindeki etkisi ve piyasa şartları incelenmiştir. Türkiye'de denetim hizmetleri piyasasındaki gelirlerin dağılımına bakılmış, bunun ücret ve bağımsızlık üzerindeki etkisi irdelenmiştir. Sonuç kısmında ise çalışmanın amaç ve hedefi doğrultusunda çeşitli pozisyonlardaki bağımsız denetçilere internet üzerinden anket uygulanmak suretiyle konuya açıklık getirilmiştir. Araştırma sonucunda bağımsız denetim bağımsızlığının sadece ücrete bağlanmasının doğru olmaması ile birlikte bağımsız denetimin ücretini ve bağımsızlığı birçok etmenin belirlediği saptanmıştır. Bağımsız denetimin sadece ücret faktörü ile doğrudan bağının olamayacağı, ücret dışında başka birçok faktörün var olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca denetim ücretinin hizmet kalitesi açısından önemli bir faktör olduğu, denetim ücretinin kamu otoritesi tarafından belirlenmesinin bağımsızlığın sağlanması yönünden bir alternatif olabileceği ancak dünyada ve ülkemizdeki mevcut uygulamada gözetim ve etik kuralların belirleyici rol oynadığı tespit edilmiştir.
Vergi idaresinin e-dönüşümü ve dijitalleşmenin muhasebe meslek mensupları ve mükelleflere etkisi
Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından E fatura ve E defter uygulaması e-dönüşüm kapsamında başlatılmıştır. Bakanlık tarafından yürütülen süreçle ilgili işlemlerde standardizasyon sağlamak, etkinlik ve verimliliği arttırmak amacıyla yasal mevzuatta düzenlemeler yapılmaya devam edilmektedir. Dijitalleşme (e-dönüşüm) uygulamalarının başarısı ve etkinliği, tarafları olan mükellef ve meslek mensuplarının tüm bu sürece gönüllü uyumunu gerektirmektedir. Uyumu arttırmak için idarenin uygulamaların gelişen teknolojilerle daha etkin bir yapıya dönüştürmesine çaba gösterilmektedir. Bu tezde, vergi idaresinin e-dönüşümü ve dijitalleşmesinin muhasebe meslek mensupları ve mükelleflere etkileri incelenmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde, vergi fonksiyonu ve idaresinin dijital dönüşüm süreci üzerinde durulmuş, politikaları, hukuki temelleri ve etkileri hakkında bilgi verilmiştir. Ardından Türkiye'de mükellef ve vergi idaresinin teknoloji uygulamalarını ve gelişen teknolojiyle dijitalleşmenin muhasebe mesleği üzerine etkileri değerlendirilmeye çalışılmıştır Çalışmanın üçüncü bölümünde, e-dönüşüm sürecinin mükellef ve muhasebe meslek mensuplarına etkisi hakkında odak grup çalışması yapılmış ve mükellef tutumlarının büyük mükellefler, orta ölçekli mükellefler ve küçük mükelleflerin tutumları üzerindeki etkisi belirlenmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: E-dönüşüm, E-fatura, E-arşiv, E-defter
Bağımsız denetim ve vergi denetiminin güvence hizmetleri yönüyle karşılaştırılması ve birlikte üstlenilmesi durumunun değerlendirilmesi
Küreselleşme süreci ve akabinde gelen teknolojik gelişmeler birçok alanda gösterdiği etkisini ekonomi, finansal piyasalar ve şirketlerin birbirleriyle olan ilişkilerinde de göstermiştir. Bu durum zorluluklarıda beraberinde getirdiği gibi denetime olan bakış açısında da birtakım farklılıkların oluşmasına yol açarak fayda da sağlamaya başlamıştır. Artık, günümüzde denetime olan bakış açısı kapsamlı bir alan içerisinde düşünülerek farklı denetim prosedürlerini, süreçlerini ve denetim konularının oluşmasına katkı sağlamaya başlamıştır. Denetim denilince akla, uygunluk, doğruluk, şeffaflık ile birlikte güven üzerine temellendirilmiş kontrol mekanizması ve bu kontrol mekanizmasının işleyişi, süreci ve test edilebilirliği gelmelidir. Fakat denetimin sadece finansal tablo ve muhasebe kayıtlarının kontrolü olarak algılanması gibi yanlış bir kanı mevcuttur. Aslında denetim sadece finansal bilgilerin denetimini değil, bunun yanı sıra; bilgi teknolojileri güvenliği denetimleri, finans ve muhasebe denetimleri, kurum ve kuruluşların iç denetimleri, kalite kontrol denetimleri ve mali denetimlerinde yer aldığı geniş bir alanı kapsamaktadır. Öyle ki finansal tablo ve muhasebe kayıt denetimlerinin dışında, işletmelerin bilgi teknolojileri, iç kontrolleri ve sürdürülebilirlik raporlarında da denetimden söz etmemiz mümkündür. Denetim ülkemizde güvence hizmetleri çatısı altında, vergi denetimlerinin sunmuş olduğu "sınırlı güvence" ve bağımsız denetimlerin kullanıcı ve taraflara sunduğu "makul güvence", daha "anlamlı güvence" hizmeti olarakta verilmektedir. Bu iki denetim türününde uygulamada yer almış olması birtakım farklılıkları ortaya çıkardığı gibi iki denetim türünün birlikte üstlenilmesi ve üstlenilmesi durumundan kaynaklanan sonuçları ortaya konulması gereken bir konu olarak durmaktadır. Bu çalışmada bağımsız denetimin, vergi denetiminin farklılıkları ve benzerlikleri ortaya konularak birlikte üstlenilmesi durumunun, mevzuat ve standartlar çerçevesinde uygunluğu üzerinde durulacaktır. İki denetim türünün birlikte üstlenilmesi sürecine geçiş için yol haritası çizilerek bu durumun yararları açıklanacaktır. Ayrıca, güvence hizmetleri içerisinde bu iki denetim türünün yeri belirtilerek, denetim kavramının yanlış biçimde kullanılması üzerinde durulacaktır. Anahtar Kelimeler: Güvence Denetimleri, Vergi (Tasdik) Denetimi, Bağımsız Denetim, Vergi Denetimi ve Bağımsız Denetiminin Farklılıkları, Vergi Denetimi ve Bağımsız Denetiminin Birlikte Yürütülebilirliği
Madencilik sektöründe arama, geliştirme ve üretim faaliyetlerinin vergi usul kanunu ve Türkiye finansal raporlama standartları açısından incelenmesi
Tarih öncesi çağlardaki taş devirleri sonrasından bugüne değin tüm gelişim aşamalarında itici güç olarak yerini almış olan doğal yeraltı kaynakları, yani ezici çoğunlukla madenler; tarih boyunca tüm uygarlıklar ve devletlerce, bir yandan diğer devletler nezdinde üstünlük sağlamak, öte yandan da çağın ve coğrafyanın gerekliliklerine göre araç-gereç yaparak gelişim sağlamak amacıyla yer altından çıkartılmış ve işlenerek gündelik hayattaki yerini almıştır. Dünya üzerindeki maden yoğun ülkelerin maden çeşitliliği haritalarına bakıldığında, bu bakımından çok zengin olan Türkiye, rezerv bakımından da kimi elementler bakımından dünyada sayılı ülkeler arasında olma özelliği taşır. Buna rağmen, özellikle Cumhuriyet'in ilk yıllarında bir devlet politikası olarak yapılan madencilik sektörü yatırımları, 1950'li yıllara doğru azalarak neredeyse sıfır düzeyine gerilemiştir. Bu durum, ülkemizde varolan yer altı kaynaklarının yeterince açığa çıkarılamamasına yol açmış, kamu sektöründeki yatırımların azalması ve özel sektöre de gerekli teşviklerin sunulmaması nedeniyle de, sektörün, ekonomik alanda etkisiz bir role bürünmesine neden olmuştur. Son yıllarda ülkemizdeki kimi teşvik unsurlarının yanında, uluslararası ve yerli yatırımcıların da kayda değer girişimlerde bulunduğu madencilik sektörü, hakettiği konuma ulaşma yolunda ilerlemekte olup ciddi başlangıç yatırımları gerektirdiğiyse, sektör verileri göz önünde bulundurulduğunda, aşikârdır. Bu yatırımların, ilgili ulusal ve uluslararası vergi mevzuatlarınca sistematik olarak maliyet perspektifi bakımından kayıt altına alınması ve raporlanması ise, sektörün geleceği bakımından önem arz etmektedir. Bu çalışmada, madencilik sektöründeki farklı aşamalara işaret eden araştırma, geliştirme ve üretim faaliyetlerinin Vergi Usul Kanunu özelinde Türk Vergi Mevzuatı ve Uluslararası Finansal Raporlama Standartları (IFRS) açılarından incelenmesine yer verilmeye çalışılmıştır. Mevzuatî ve sektörel-ekonomik bilgi ve verilerin sonrasındaysa uygulama örnekleri ile söz konusu faaliyetlerin incelenmesinin "Vergi Usul Kanunu"nda ve "Uluslararası Finansal Raporlama Standartları"nda nasıl bir incelemeye tabii tutulduğu, iki metodoloji arasındaki değişik kayıtlama ve yöntemleri göz önünde bulundurularak aradaki farkların yorumlanması ve madencilik sektörü faaliyetlerinin maliyetlendirilmesinde ve finansal raporlanmasında uygulamaya dönük bilimsel boşlukların doldurulması amaçlanmaktadır. Çalışma süreci boyunca, çalışma konusuna ilişkin detaylı akademik ve sektörel çalışmaya ender oranda rastlanması ise dikkat çekmiştir. Çalışmada, madencilik ve maden işletmeciliğine ilişkin bir maden sahasının ilgili araştırma, geliştirme ve üretim faaliyetlerine ilişkin mevzuat genel hatlarıyla incelenmiş, Türk Vergi Mevzuatı ve Uluslararası Finansal Raporlama Standartları düzenlemelerine ait uygulama örneklerine yer verilmeye çalışılmıştır.
Yapısal riskin bağımsız denetim riskinin denetçi açısından kabul edilebilirliği üzerindeki rolünün değerlendirilmesi
Günümüz Türkiye şartlarında bağımsız denetime tabi olan işletme kapsamının artışına paralel olarak bağımsız denetçi ve denetim kuruluşlarının sayısı da hızlı bir artış göstermiştir. Denetlenen işletmelerin finansal tablolarındaki hatalardan ve hilelerden dolayı bağımsız denetçinin denetim riskini hedeflenen düzeye indirememesi yapısal risk faktörünü ve kontrol ortamlarının risk seviyelerini doğru tespit ederek denetim riskinin makul bir düzeyde sağlanamamasından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle denetçinin hangi durumlarda yapısal riskin kabul edilebilir olmadığına karar vermesi veya yapısal riski çok yüksek olsa dahi kontrol testleri sonucu denetim riskini hedeflenen düzeye indirebileceğini yorumlanması ve bazı ölçek yeni yöntemlerle ulaştığı sonuca bağlı kararını vermesi gerekmektedir. Çalışmamızda, bağımsız denetçilerin, denetim öncesi müşteri firmayı ve sektörü tanıma, firma hakkında bilgi ve referans toplama ve denetime olan ihtiyacın bilinmesi ayrıca varsa önceki denetçi ile görüşülerek firmanın finansal durumu ve yönetimin profili hakkında bilgi alınarak, bu denetim işinin etik kurallar gereği mesleğin itibarına leke düşürecek bir durum taşımadığı farkındalığı ile denetim öncesi yapısal riski ve kontrol riski analizini hangi politika ve prosedürlerle yapıldığını araştırarak, denetçinin hangi durumlarda müşteriyi kabul veya reddetme kararı aldığı incelenmiştir.
UFRS 15 müşteri sözleşmelerinden hasılat standardının getirdiği değişikliklerin değerlendirilmesi
Firmaların yapmış oldukları finansal gayretler verilen kâr ya da zarar tabloları içinde açık biçimde verilmektedir. Söz konusu tablonun en önemli unsurlarından birisi hasılatın sunulduğu kısımdır. Hasılat; firmaların yaptığı faaliyetlerinden dolayı meydana gelen gelirlerini ifade etme Türkiye Muhasebe Standartları (TMS) ve Türkiye Finansal Raporlama Standartları (UFRS) açısından hasılatın ölçümü ve raporlanması üzerinde titizlikle durulan konular arasındadır. Hasılatın ölçümü ve raporlanması konusunda birçok standart yayınlanmış, zamanla söz konusu standartlar yürürlükten kaldırılmış, yerine yenileri yayınlanmış veya güncellenmiştir. UFRS 15 Müşteri Sözleşmelerinden Hasılat Standardı yayınlanmıştır. UFRS 15 Standardı ile birlikte, eski düzenlemelerden farklı olarak "Edim Yükümlülüğü" kavramı ile işin safhaları ayrılması, ileride gerçekleşmesi muhtemel risklerle ilgili karşılıkların ayrılması yöntemindeki değişiklik gibi yenilik ve değişiklikler bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı; İnşaat sektörü özelinde UFRS 15 Müşteri Sözleşmelerinden Hasılat Standardı çerçevesinde ortaya çıkan yeni kavramları tartışarak, sözleşme varlığı ve yükümlülüğünün raporlanmasının nasıl yapılacağını açıklarken önceki standartla karşılaştırmak suretiyle işletmelerin finansal raporlamasına ve finansal tablo kullanıcılarına sağladığı yararları değerlendirmektir. İnşaat firmalarına yönelik yapılan uygulamalar ile gerek Gelir Vergisi Kanunu, gerek TMS 11 (İnşaat Sözleşmeleri Standardı) ve gerekse de bu standardın yerini alan UFRS 15 uygulamaları ile konu hakkındaki farklılık ve deşiklikler vurgulanmaya çalışılmıştır.
Sürdürülebilirlik ve entegre raporlama metodolojisinin sektörel bazda karşılaştırmalı değerlendirilmesi
İşletmeler sürdürülebilirlik raporları ile iç ve dış paydaşlarına kurumlarının gerçek performanslarını yansıtmakla birlikte faaliyette bulundukları çevreye karşı sorumluluklarını da gözler önüne sermektedirler. İşletmelerin varlıklarını sürdürülebilir kılmak adına kurumsal şekilde devam etmeleri Kurumsal Sürdürülebilirlik kavramını ortaya çıkartmıştır. İşletmeler bu kavram gereğince, yalnızca kurumun çıkarını değil, sistemin çıkarını göz önünde bulundurarak hareket etmelidir. İşletmelerin hem finansal raporlama yapması hem de sürdürülebilirlik raporlama yapmaları halinde pek çok sayıda doküman oluşması, kreditörler tarafından yorumlanmakta güçlük çekilmesi neticesinde geleceğin raporlaması olarak adlandırılan entegre raporlamaya geçiş süreci başlamıştır. Türkiye'de az sayıda yayınlanan entegre raporlardan farklı iki sektör seçilerek içerik karşılaştırılması yapılmıştır. Bu kuruluşlar; T. Garanti Bankası A.Ş., Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB) ve Çimsa Çimento T. A.Ş. 'dir.
Faaliyet tabanlı maliyetleme yöntemi ve güncel bir uygulama
Yükselen rekabet ortamında firmalar, maliyetlerini giderek azaltma eğilimi içeresindedirler. Maliyetlerin azaltılması amacı doğrultusunda ise öncelikle, maliyetlerin doğru olarak tespiti önem taşımaktadır. Maliyetlerin azaltılabilmesi için ayrıca, kaynak verimliliğinin sağlanması da önem taşımaktadır. Günümüz ortamında teknoloji ve iletişimdeki hızlı gelişmeler, maliyet türlerinin oluşumunu da etkilemektedir. Böyle bir ortamda, geleneksel maliyetleme yöntemlerinin yeterli olamadığı anlaşılmıştır. Bu nedenle geliştirilen çeşitli yaklaşımlardan biri de faaliyet tabanlı maliyetlemedir. Tezde faaliyet tabanlı maliyetleme yöntemi geleneksel yöntemle karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Güncel bir uygulama örneğine dayalı olarak da sonuçlar irdelenmiş ve öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Maliyetlemede Amaç, Maliyetleme Yaklaşımları, Faaliyet Tabanlı Maliyetleme
İştirak yatırımlarının finansal tablolarda raporlanmasının uluslararası finansal raporlama standartları, büyük ve orta boy işletmeler için finansal raporlama standardı, vergi usul kanunu ve Türk ticaret kanunu kapsamında incelenmesi
Günümüzde hem ulusal hem de uluslararası düzeyde artan rekabet ortamı işletmelerin; karlılıklarını artırmak, risklerini dağıtmak ve diğer işletmelerin yönetimine katılmak gibi nedenlerle sermaye yatırımlarında bulunmalarına neden olmaktadır. Bu yatırımlardan en yaygın olanlardan birisi iştirak yatırımlarıdır. İştirak yatırımlarının muhasebeleştirilmesi, finansal tablolarda raporlanması ve bu alanda uluslararası standartlara uyumun sağlanması önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışma dahilinde iştirak yatırımlarının finansal tablolarda raporlanması, Uluslararası Finansal Raporlama Standartları, BOBİ FRS, Vergi Usul Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu kapsamında incelenmiştir.
Yabancı para birimiyle kayıt sisteminin vergi matrahı ve mali tablolara etkilerinin değerlendirilmesi
6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda ticari defterler ile ilgili genel çerçeve çizilmiş olmakla birlikte, 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu'na da atıflarda bulunularak ticari defterlerin muhteviyatı ve kayıtların nasıl tutulacağı konuları açıklığa kavuşturulmuştur. Her iki kanunda da ticari defterlerin nasıl tutulması gerektiğine ilişkin benzerlikler bulunmasına karşın çeşitli farklıklarında olduğu göze çarpmaktadır. Mükellefler tarafından tutulması zorunlu olan defterler ve gerekli diğer kayıtların Türkçe' den başka bir dil ile tutulamayacağı ve yine defter ve kayıtların Türk para birimi ile tutulmasının zorunlu olduğu ifade edilmiştir. Ancak 5228 sayılı kanun ile vergi kanunlarında yapılan düzenlemeler sonucunda, Bakanlar Kurulunun izni ile belirli koşullara sahip olan yabancı sermayeli işletmelere ulusal para birimi dışında, yabancı para birimiyle defter tutabilme hakkı getirilmiştir. Yapılan bu düzenlemeler ile ülkemizde faaliyet gösteren ve yatırım yapmayı planlayan yabancı sermayeli şirketlerin önündeki engellerden birinin daha kaldırılması amaçlanmıştır. Ayrıca, bu uygulama dışında 348 numaralı VUK Genel Tebliği 4. Maddesi ile serbest bölgelerde faaliyet gösteren işletmelere de yabancı para birimi ile defter tutabilmelerine izni verilmiştir. Bu çalışmamızda işletmelerin yabancı para birimi ile defter tutabilmeleri için hangi şartları taşımaları gerektiği ve yabancı para birimiyle muhasebe kayıtlarının tutulması sonucunda ortaya çıkan kambiyo karları ve zararlarının vergi matrahına, mali tablolara ve beyannamelere olan etkileri incelenmeye çalışılmıştır. Ülkemizde faaliyet gösteren veya yatırım yapmayı planlayan yabancı sermayeli şirketleri teşvik etmek amacıyla verilen bu imtiyaz, döviz kurlarındaki artış sonucunda oluşacak kur farkı gelirlerinin vergi matrahı dışında bırakılacak olması yabancı yatırımcı için olumlu bir gelişme olup, bu haktan yararlanamayan ve yabancı yatırımcı ile rekabet halinde olan diğer işletmeler için haksızlığa ve vergi adaletsizliğine yol açmaktadır.
Finansal tablolarda maddi duran varlıkların değerlemesi: Vergi Usul Kanunu ve Türkiye muhasebe standartları açısından karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı, Maddi Duran Varlıkların değerlenmesi konusunda Vergi Usul Kanunu ve Türkiye Muhasebe Standartları arasındaki farklı ve benzer yönleri ve nedenlerini ortaya koymaktır. İşletmelerin faaliyet alanı ne olursa olsun, maddi duran varlıkları bilançolarında önemli bir yere sahiptir. Tekdüzen hesap planında 25 nolu grupta yer alan, Arazi ve Arsalar, Yeraltı ve Yer Üstü Düzenleri, Binalar, Makine ve Cihazlar, Taşıtlar, Demirbaşlar, Diğer Maddi Duran Varlıklar, Yapılmakta Olan Yatırımlar, Verilen Avanslar kalemleri incelenmiştir. Çalışmada, Vergi Usul Kanunu ve Türkiye Muhasebe Standartlarına göre, maddi duran varlıklar, özel tükenmeye tabi maddi duran varlık kalemleri için karşılaştırmalar yapılmıştır. Her iki uygulama arasında Maddi Duran Varlık uygulamalarındaki farklılıklar saptanmıştır. Vergi Usul Kanunu ve Türkiye Muhasebe Standartları uygulamaları arasında amortisman yöntemlerinde ortaya çıkan farklılıkların nedeninin, her iki uygulamanın düzenlenme amacının birbirinden farklı olmasından kaynaklandığı tespit edilmiştir.
Şirketler topluluğunda konsolidasyon: Muhasebe ve finansal raporlama standartları açısından değerlendirilmesi
Çalışmamızın amacı; finansal tablo konsolidasyon standartlarının çerçevesinin çizilmesi, Türkiye'de şirketler topluluğunda konsolidasyonun gerekliliğine ve önemine değinilerek, Kamu Yararını İlgilendiren (KAYİK) kuruluşlar dışında yer alan kuruluşların da finansal tablolarını konsolide etmelerinin zorunluluğu ile ilgili gerekçelerin paylaşılması ve Türkiye'de şirketler uygulamasında konsolidasyonun yerini ortaya çıkarmaktır. Konumuz üç bölüm olarak incelenmiştir. İlk bölümde konsolidasyon ile ilgili kullanılan kavramların anlamları, konsolidasyonun türleri, yöntemleri, konsolide mali tablolar ile ilgili açıklamalar yer almaktadır. İkinci bölümümüzde, Türk Ticaret Kanunu'nda yapılan düzenlemelerle getirilen şirketler topluluğu kavramının kapsamı, şirketler topluluğunda ilgili muhasebe ilkeleri ve standartları, finansal raporlamalar incelenmiştir. Üçüncü ve son bölümde Türkiye'de şirketler topluluğunda uluslararası standartlara uygun konsolidasyonun yapılma zorunluluğu, önemi ve gerekliliğinin yanı sıra mali tablolarında konsolidasyon yapmayan ve yapan şirketler arasındaki farklar ve konsolidasyon standartlarında son yıllarda yapılan değişikliklerin etki ve sonuçları işlenmiş ve Sermaye Piyasası mevzuatına uygun konsolidasyon yapan bir şirketler topluluğunun konsolide raporlaması örnek olarak ele alınmıştır.
Finansal tablolarda finansal varlıkların değerlemesi: Vergi Usul Kanunu ve Türkiye muhasebe standartları açısından karşılaştırılması
Bu çalışmada "TMS 32 Sunum Standardı", "TMS 39 Muhasebe ve Ölçme Standardı", "IFRS 7, IFRS 9 Açıklama Standardı" kapsamında olan finansal araçlarda finansal varlıklar konusu incelendi. Ölçme, sınıflandırma, değerleme ve muhasebeleştirme bakımından finansal varlıklardaki farklılıkların, Türk Vergi Usul Kanunu ve TMS/TFRS'ye dayanarak muhasebe kayıtları aracılığıyla açıklanması hedeflenmiştir. Finansal tablolardaki, finansal varlıklar, Vergi Usul Kanunu ve Türkiye Muhasebe Standartları arasındaki farklılıklar ve değerleme kavramları açısından ele alınmıştır. İşletmelerin faaliyetlerine ilişkin işlemlerinin finansal tablolardaki güvenirliliği ve karşılaştırılabilirliğini artıracağı etkisiyle "Finansal Varlıkların Değerlemesi" kapsamında varlıkların, işletmelerdeki sunumunun, etkinliklerinin, verimliliklerinin, ölçme biçimleri incelenmiştir.