Theses supervised by Prof. Dr. Sibel Selim
10 theses · Manisa Celal Bayar University
Türkiye ve AB ülkelerinde öznel iyi olma üzerinde bireylerin sağlık durumunun aracılık rolü: Bir genelleştirilmiş yapısal eşitlik modeli uygulaması
Mutluluk ve yaşam tatmini, bireylerin yaşamlarına yönelik algılarını yansıtan, psikoloji ve sosyoloji gibi alanlarda sıklıkla araştırılan iki önemli kavramdır. İnsanların genel yaşam memnuniyetlerini ve mutluluk düzeylerini anlamak, sadece bireysel refahı değil, aynı zamanda toplumsal refahı da belirleyen kritik unsurlardan biridir. Bu nedenle, mutluluk ve yaşam tatmini üzerine yapılan çalışmalar, politika yapıcılar ve sosyal bilimciler için büyük bir önem taşır. Sosyolojik ve psikolojik etkiler göz önüne alındığında, öznel sağlığın evrensel bir öneme sahip olduğu ve bireylerin mutluluk ve yaşam tatminini büyük ölçüde etkilediği belirtilebilir. Öznel sağlık bireyin kendi sağlığını nasıl algıladığını ifade eder. Bir bireyin sağlığını olumlu algılaması, onun yaşamdan duyduğu memnuniyeti ve genel mutluluk düzeyini artırmaktadır. Bu çalışmada Türkiye ve AB ülkelerinde bireysel mutluluk ve yaşam tatmini, öznel sağlık aracılığıyla Dünya Değerler Araştırması (WVS) verilerinden yararlanılarak Genelleştirilmiş Yapısal Eşitlik Modellemesi ile karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Bireylerin kendi sağlıklarına ilişkin algıları, onların genel yaşam memnuniyetlerini ve mutluluklarını şekillendirmede önemli bir rol oynamaktadır Elde edilen bulgulara göre, aracı değişken olan öznel sağlığın yaşam tatmini ve mutluluk üzerinde doğrudan ve pozitif bir etkisi bulunmuştur. Bu etkinin yaşam tatminine göre mutluluk üzerinde 4 kat daha fazla olduğu görülmüştür. Yaşam tatmini üzerinde etkili olan en önemli faktörlerin Türkiye'deki bireylerin sahip oldukları mesleği ve evli olmaları, mutluluk üzerinde ise istihdam durumu, evli olma ve dini inanışın en önemli faktörler olduğu göze çarpmaktadır.
Türkiye'de hanehalkı gıda harcamalarının belirleyicileri: Karşılaştırmalı bir analiz
Tüketim harcamaları bilindiği gibi her toplumda, toplumun en küçük yapı taşını oluşturan aile ve bu aile bireylerinden başlayarak tüm toplumu etkileyen bir konu olmuştur. Gıda ve barınma ihtiyacı ise insanoğlunun varoluşundan beri süregelen bir durumdur. Gıda harcamalarını etkileyen pek çok faktör vardır. Bunlar, hanehalkı geliri, hanehalkı büyüklüğü, yaş, eğitim durumu, medeni durum, hanedeki çocuk sayısı, meslek, yaşanılan yer, servet, bireylerin kültür ve yaşam biçimleri, tüketici tercihleri, planları ve iyimser ve kötümser ruh halleri gibi demografik ve davranışsal faktörlerdir. Bu çalışmanın ilk amacı, TÜİK tarafından gerçekleştirilen, 2007, 2012 ve 2016 yılları Hanehalkı Bütçe Anketi mikro veri seti kullanılarak, Türkiye'de gıda harcamalarını belirleyen unsurları analiz etmek ve zaman içerisindeki değişimi görebilmektir. İkinci amacı ise yarı logaritmik regresyon ve YSA modelleri ile hanehalklarının yapmış olduğu gıda harcamalarının öntahminini yaparak ve her iki yöntemin tahmin performansını karşılaştırarak literatüre katkı sağlamaktır. Analizlerde modellerden elde edilen bulgulara göre, hanehalkı reisinin yaşının ve gelirinin artmasıyla birlikte gıda harcamalarında da artış meydana gelmektedir. Gıda harcamalarının artmasına sebep olan değişkenlerin, ele alınan yıllar itibariyle hanehalkı büyüklüğü, yaş, eğitim ve gelirdeki artışa bağlı olduğu ortaya çıkmıştır. Ayrıca tahmin yöntemleri karşılaştırıldığında YSA, yarı logaritmik modellemeye göre daha güçlü ve alternatif bir yöntem olarak bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Hanehalkı Gıda Harcaması, Yarı Logaritmik Model, Yapay Sinir Ağları, Öntahmin, Türkiye.
Doğurganlık ve göç arasındaki ilişkinin analizi: Türkiye örneği
Ülkelerin nüfusu; doğum, göç ve ölüm nedeniyle nitelik ve nicelik olarak değişen bir olgudur. Özellikle son yıllarda Türkiye'de göç eden nüfus içerisinde kadın sayısının artması ve göç ile birlikte doğurganlık davranışının değişmesi söz konusu olmuştur. Bu bağlamda Türkiye'de göç eden kadınların sosyo-ekonomik olarak uyum sağlama süreci ve göç alan yerlerdeki aile yapılarındaki değişimin anlaşılabilmesi için göç eden kadınların doğurganlık davranışının analiz edilmesi gerekmektedir. Doğurganlığın, ekonomik çerçeve içerisinde ele alınması ilk olarak Becker (1960) tarafından ortaya atılmış ve literatürde birçok çalışma yapılmıştır. Doğurganlık ve göç arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmalarda ise adaptasyon, bozucu etki, seçicilik ve sosyalleşme hipotezi olmak üzere dört hipotez ön plana çıkmıştır. Bu çalışmanın amacı, 2008 ve 2013 yılına ait Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması (TNSA) verileri kullanılarak Türkiye'de doğurganlığı etkileyen faktörlerin belirlenmesi ve iç göçlerin doğurganlık üzerine olan etkisinin sayma veri modelleri aracılığıyla Robust Poisson regresyon modeli kullanılarak adaptasyon, bozucu etki ve seçicilik hipotezleri açısından değerlendirilmesidir. Analizlerde doğurganlık göstergesi olarak sahip olunan çocuk sayısı alınmıştır. Ayrıca bu çalışmada, göç ile doğurganlık arasındaki mekansal ilişkinin varlığı da araştırılmıştır. Bu çalışmadan elde edilen bulgulara göre Türkiye'de kadınların göç ve doğurganlıkları arasındaki ilişkinin açıklanmasında mekânsal bir ilişkinin varlığı ile birlikte bozucu etki hipotezinin geçerli olduğu adaptasyon hipotezi ve seçicilik hipotezinin geçerli olmadığı görülmüştür. Ayrıca bozucu etkinin ortadan kalktıktan sonra adaptasyonun gerçekleşmesi için geçen sürenin beş yıldan fazla olması gerektiği tespit edilmiştir.
Türkiye'de finansal katılımı belirleyen faktörlerin analizi
Yoksulluk ve gelir eşitsizliği, uzun zamandır araştırılan toplumsal sorunlar arasındadır. Kaynakların tahsisinde yaşanan problemler, mali açıdan dezavantajlı yani yoksul kesimin, resmi finansal sistem dışında kalarak yaşadıkları mali sorunları aşmalarını engellemektedir. Bu sorunlarla mücadele için finans sisteminin tüm nüfusu kapsayarak bir ekosistem oluşturması yaklaşımı ortaya çıkmıştır. Finansal katılım adı verilen bu yaklaşım, yoksulluk ve gelir eşitsizliğini ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır. Bu çalışmada, Dünya Bankası tarafından gerçekleştirilen Global Findeks-2017 verileri kullanılarak Türkiye'de finansal katılımın belirleyicilerinin Kalitatif Tercih Modelleri ile araştırılması amaçlanmıştır. Bu çalışma kapsamında ele alınan modellerde, demografik değişkenlere ek olarak bireylerin fnansal tutum ve darvranışlarını gösteren değişkenler ilk defa kullanılmıştır. Araştırmanın bulguları, Türkiye'de finansal katılım bakımından cinsiyet eşitsizliği olmadığını, işgücüne katılmanın, gelirin, eğitim seviyesinin ve yaşın finansal katılımı artırdığını göstermektedir. Finansal tutum ve davranış değişkenlerinin ise finansal katılımı farklı büyüklüklerde etkilediği, finansal katılıma en büyük katkıyı; para transferi, satın alma ve borçlanma değişkenlerinin sağladığı belirlenmiştir. Ayrıca mobil teknolojilerin, finansal katılımın artırılmasına daha yüksek derecede katkı sağladığı belirlenmiştir. Buna karşılık finansal tüketicilerin nakit kullanma eğilimlerinin de devam ettiği elde edilen bulgular arasındadır. Finansal katılımın geliştirilmesi için finansal tüketicinin alışkanlıklarının regülasyonlarla ve teşviklerle yönlendirilmesi, bu aşamada kamu otoritesinin de hukuki düzenlemeleri finansal teknolojilere paralel şekilde sürdürmesi gereklilikleri ön plana çıkmıştır.
Türkiye'de eğitimde toplumsal cinsiyet eşitsizliği: Bir mekânsal ekonometrik analiz
Toplumsal cinsiyet, bireylerin, toplumda etkin bir rol alması, toplumla uyum içinde yaşayabilmesi, haklarını bilmesi ve kullanabilmesi ile yakından ilişkilidir. Türkiye'de toplumsal cinsiyet eşitsizliği; çalışma yaşamı, sağlık, karar mekanizmalarına katılım alanlarında olduğu gibi eğitim alanında da kendini göstermektedir. Ülkemizde ilköğretim düzeyinde cinsiyet eşitsizliğinin ortadan kaldırılması hedefine ulaşılmasına rağmen, orta öğretimde eğitime devam etmeyen özellikle kız çocuklarının oranının oldukça yüksek olduğu görülmektedir. Kadın ve erkek ayrımı yapılmadan bireylerin eğitime katılmaları özellikle de kadınların eğitiminin arttırılması oldukça önemlidir. Bu çalışmanın amacı, 2019 yılı Türkiye İstatistik Kurumundan elde edilen göstergelere ilişkin veriler kullanılarak toplumsal cinsiyet olgusu temelinde, Türkiye'de 81 il bazında kadın ve erkeklerin ortaöğretimde okullaşma, lise ve üniversite mezunu oranının sosyo-ekonomik göstergeler arasındaki ilişkisini mekânsal ekonometrik analiz ile incelemektir. Bu amaçla toplumsal cinsiyet olgusu ve iller arasındaki etkileşim daha iyi ortaya konacak ve özellikle eğitimin bir ülkenin kalkınmasındaki önemi dikkate alındığında bu çalışma bölgesel kalkınma literatürüne katkı sağlayacaktır. Çalışmada mekânsal ekonometrik analiz yönteminin seçilmesinin nedeni, iller arasında kadın ve erkeklerin eğitimi bakımından bir etkileşim olup olmadığını görebilmektir. Analizlerde mekânsal bağımlılık testleri yapılmış ve en uygun mekânsal ekonometrik modelin seçimi gerçekleştirilmiştir. Ardından mekânsal modeller tahmin edilmiş ve elde edilen bulgular yorumlanmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre, illere ait kadın ve erkeklerin eğitim düzeyinin birbirine yakın olan yerlerde benzer değerler alması illerin birbirinden etkilendiğini göstermiştir.
Türkiye'de vadeli işlem ve opsiyon piyasası'nın etkinliği ve sözleşmelerin karşılaştırmalı fiyat öngörümlemesi
Finansal piyasalarda oluşan belirsizliğin ve riskin giderilmesi amacıyla geliştirilmiş olan türev piyasalarda, piyasaya duyulan güven, piyasa işlevselliğinin en önemli belirleyicisidir. Piyasaların güvenilirliği ise, doğru bilginin piyasaya dahil olan tüm unsurlara aynı anda ulaşmasını takiben alınan doğru kararlar ile yakından ilgilidir. Bu durum ancak piyasaların etkin olarak işlemesi durumunda gerçekleşebilmektedir. Eğer piyasa etkin değilse, piyasadaki mevcut tüm bilgilerin finansal varlıkların fiyatlarına tam ve doğru olarak yansımaması nedeniyle geçmiş dönem fiyat hareketlerinden yararlanarak gelecek döneme ilişkin öngörümleme yapmak mümkün olmaktadır. Etkin olmayan piyasalarda işlem gören finansal varlıkların gelecekte alacakları değerlerin öngörümlenmesi ise karar alma birimlerinin ilgilendiği konuların başında gelmektedir. Çünkü risk yönetimi ve geleceğe dönük fiyat oluşumu gibi iki temel fonksiyonu bulunan türev piyasalarda işlem gören sözleşmelerin gelecekte oluşacak fiyatlarının dolayısıyla oynaklığının öngörümlenmesi hem ülke ekonomisi hem de piyasa yatırımcıları açısından çok önemlidir. Bu çalışmada öncelikle, Türkiye'de faaliyet gösteren Vadeli İşlem ve Opsiyon Piyasası'nın etkinliği; Genişletilmiş (Augmented) Dickey-Fuller (ADF), Phillips-Perron (PP) ve Kwiatkowski-Phillips-Schmidt-Shin (KPSS) doğrusal birim kök testleri ve Kapetanios, Shin ve Snell (KSS) doğrusal olmayan birim kök testi uygulanarak sınanmıştır. Uygulanan tüm birim kök testleri sonucunda serilerin birim kök içermediğine yani rassal yürüyüş sergilemediğine karar verilmiş, böylece piyasanın etkin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Ardından, zayıf formda etkin olmadığı belirlenen Vadeli İşlem ve Opsiyon Piyasası'nda işlem gören TL/Dolar ve Bist-30 sözleşmelerinin gün sonu uzlaşma fiyatının öngörümlenmesinde en yüksek performansı gösteren yöntemin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, Borsa İstanbul A.Ş'den temin edilen ve 04.02.2005 – 31.12.2015 tarihleri arasını kapsayan verilere, tek değişkenli zaman serisi yöntemi olan Box-Jenkins (ARMA – Otoregresif Hareketli Ortalama), otoregresif koşullu değişen varyans modelleri (ARCH, GARCH, EGARCH…) ve son olarak finansal verilere ilişkin uygulamaları her geçen gün artan yapay sinir ağları yöntemi uygulanmıştır. Zaman serileri analizi yöntemlerinin ürettiği öngörü sonuçları; farklı mimariler, katman sayıları, katmanlardaki hücre sayıları, aktivasyon fonksiyonları ve öğrenme yöntemleri denenerek elde edilen ve en yüksek performansı gösteren yapay sinir ağı modeli sonuçları ile karşılaştırılmıştır. Bu çalışmadan elde edilen bulgulara göre, TL/Dolar sözleşme serisi için RBF-1-B-L yapay sinir ağı modeli, ARMA(4,4) ve ARCH(1) modeline kıyasla daha yüksek öngörü performansı göstermiştir. Bist-30 sözleşme serisi için ise TDNN-1-B-L yapay sinir ağı modeli, ARMA(4,5) ve ARCH(1) modeline kıyasla daha yüksek öngörü performansı gösteren model olmuştur. Ayrıca çalışmada uygulanan Brock, Dechert ve Scheinkman (BDS) doğrusallık testi ile doğrusal olmayan bir yapı sergilediği tespit edilen sözleşme serilerinin gelecek dönem öngörümleme işleminde, hem doğrusal hem de doğrusal olmayan seriler ile çalışabilme özelliği olan yapay sinir ağları modellerinin güçlü alternatif bir yöntem olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Türkiye'de sağlık hizmetlerinden memnuniyetin araştırılması: Bir kalitatif tercih modeli uygulaması
Sağlık hizmetlerinin sunumu ve bireylerin bu hizmetlerden memnuniyeti konusunda birçok ülke reform çalışmaları içerisindedir. Sağlık hizmetlerinin hastalar tarafından değerlendirilmesi ve sunulan hizmetlerin etkin ve kaliteli olması ülkelerin kalkınması için önemlidir. Sağlık sisteminde yaşanan sorunların, toplumun sağlık düzeyini ve mutluluğunu olumsuz yönde etkilemesi kaçınılmazdır. Bu bağlamda önemini her geçen gün arttıran sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesi, sağlık altyapısı ve bireylerin sağlık hizmetlerinden duydukları memnuniyete yönelik çalışmalar sağlık politikalarında önemli bir yer teşkil etmektedir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından gerçekleştirilen 2008 ve 2012 yılları Türkiye Sağlık Araştırması anketi verileri kullanılarak bireylerin Kamu Hastaneleri, Özel Sağlık Kurumları, Sağlık Ocakları ve AÇSAP Merkezleri ile Aile Hekimleri ve Pratisyen Hekimler, Uzman Hekimler ve Diş Hekimleri'nin vermiş olduğu sağlık hizmetlerinden memnuniyetin sıralı logit model kullanılarak araştırılmasıdır. Analiz sonuçlarına göre, 2008'den 2012 yılına doğru bireylerin sağlık hizmetlerinden memnuniyetinde önemli bir artış olduğu görülmüştür. Bireylerin yaşı arttığında sağlık hizmetlerinden memnun olma olasılıkları artarken, gelir ve eğitim seviyelerinin artması sağlık hizmetlerinden memnun olma olasılıklarını düşürmüştür. Ayrıca bireylerin sağlık durumlarının iyileşmesi ve olumlu ruh halleri memnun olma olasılıklarını arttırmıştır.
Türkiye'de hanehalkının sahip olduğu bilişim teknolojileri ürünleri sayısının araştırılması: Bir sayma veri modeli
Bu çalışmanın amacı, 2013 yılı Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması mikro veri seti kullanılarak Türkiye geneli, kentsel ve kırsal kesim için hem 6-15 yaş arası çocukların hem de yetişkinlerin sahip olduğu bilişim teknolojileri ürünleri sayısını belirleyen faktörlerin sayma veri modeli ile incelenmesidir. Bu çalışma, Türkiye'de hanehalkında çocuklar ve yetişkinler bazında sahip olunan bilişim teknolojileri ürünleri sayısını ampirik olarak inceleyen ilk çalışmadır. Bir hanedeki bilişim teknolojileri ürünleri kullanımını etkileyen en önemli faktörler; hanehalkı geliri, yaş, cinsiyet, eğitim seviyesi, meslek ve yerleşim yeridir. Bu çalışmada, belirtilen bu faktörlerin yanı sıra bilgisayar ve internet kullanım yılı, internet kullanım sıklığı, bilgisayar kullanım amaçları gibi faktörler, hanehalkında çocukların ve yetişkinlerin sahip olduğu bilişim teknolojileri ürünleri sayısının analizinde kullanılmıştır. Hanehalkında belirlenen bir süreç içerisinde sahip olunan bilişim teknolojileri ürünleri sayısının sayma değişken ile ifade edildiği bu çalışmada, bilişim teknolojileri ürünleri sayısı modellerinde Poisson Quasi Maksimum Olabilirlik Tahmin Yönteminden faydalanılmıştır. Elde edilen tahminlerin geçerliliğini araştırmak amacıyla bootstrap tekniğine başvurulmuştur. Robust Poisson regresyon modelinden tahminlenen standart hatalar ile Bootstrap tekniği ile tahminlenen standart hatalar karşılaştırılmıştır. Bu çalışmada gerçekleştirilen analizler, Türkiye'de 6-15 yaş arasındaki çocukların ve yetişkinlerin sahip olduğu bilişim teknolojileri ürünleri sayısının doğudan batıya ve kırsal kesimden kentsel kesime doğru artış gösterdiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca, çocukların yaşı arttıkça sahip oldukları bilişim teknolojileri ürünleri sayısı azalmakta, yetişkinlerde ise artmaktadır. Bunun yanında, eğitim seviyesinin çocukların sahip olduğu bilişim teknolojileri ürünleri sayısı üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığı, yetişkinlerin eğitim seviyesinin artmasının ise bu anlamda pozitif ve anlamlı bir etkiye sahip olduğu belirlenmiştir. Bir diğer önemli bulgu ise, hanehalkı gelirinin hem çocukların hem de yetişkinlerin sahip olduğu bilişim teknolojileri ürünleri sayısını arttırdığıdır.
Türkiye'de sosyal dışlanma: Ekonometrik yaklaşım
Geçmişten beri insanlar ilk olarak en temel ihtiyaçları olan fizyolojik ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmışlardır. Fizyolojik ihtiyaçlarını karşılayan bireyler sonrasında kendini kabul ettirme çabası ile sosyal ilişkilere ihtiyaç duymaktadır. İnsan, temelinde sosyal bir varlıktır ve sosyal ilişkiler içerisinde olmak istemektedir. Ancak bireyin sahip olduğu yoksunluklar bireyin olumlu sosyal ilişkiler içerisinde olmasını önlemekte ve bireyin toplumdan dışlanmasına neden olarak toplumla bütünleşmesine engel olmaktadır. Sosyal dışlanma kavramı Fransa'da 1970'li yıllarda ortaya çıkmış, hızlı bir şekilde diğer Avrupa ülkelerinde de kavram olarak kabul edilmiş ve hızla yayılmıştır. Özelikle artan uluslararası göçler, işsizlik oranlarındaki artış ve refah devletinin gerilemesiyle sosyal dışlanma kavramının önemi giderek artmaya başlamıştır. Sosyal dışlanma kavramı gelişmiş ve gelişmekte olan tüm ülkelerde sorun olarak kabul edilmiş ve ülkeler sosyal politikalarının içerisine sosyal dışlanmayı da dahil etmeye başlamıştır. Bu bağlamda bu çalışmanın amacı, 2006-2009 ve 2010-2013 dönemlerinde Türkiye İstatistik Kurumu'nun gerçekleştirmiş olduğu Gelir ve Yaşam Koşulları (Panel) araştırması verileri ile sosyal dışlanmayı ortaya çıkaran önemli unsurlar dikkate alınarak bir Sosyal Dışlanma İndeksi oluşturmak ve sosyal dışlanmaya neden olan etmenleri Sıralı Probit modeli ile karşılaştırmalı olarak incelemektir. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre yoksulluk yaşayan bireyler, sağlık, eğitim ve gelirden yoksun kalan bireyler, mesleği olmayan bireyler, evli bireylerle resmi nikahı olmayan bireyler ve ücretsiz aile işçisi olan bireyler yaşadıkları yoksunluklar yüzünden yaşamlarının belirli dönemlerinde sosyal dışlanmayla karşı karşıya kalmaktadır. Ayrıca elde edilen bulgular, bireylerin ekonomik, sosyal ve toplumsal alanların herhangi birinde yaşamış oldukları yoksunlukların beraberinde diğer yoksunlukları da getirmekte olduğunu, belirli bir yılda yaşanan yoksunluğun diğer yıllarda da yaşandığını göstermektedir. Bu durumda dinamik bir süreci ifade eden sosyal dışlanma kavramı bireylerin yaşamında önemli bir yere sahip olmakta ve aşılamaması durumunda da bireyleri her yönüyle etkileyerek toplumun dışına itilmelerine neden olmakta ve toplumsal bütünleşmenin sağlanmasına engel olmaktadır. Anahtar Kelimeler: Sosyal Dışlanma, Yoksunluk, Sıralı Probit Model, Türkiye.
Türkiye'de illerin sosyo-ekonomik gelişmişlik endeksinin mekânsal ekonometrik analizi
Bölgeler ya da iller arasındaki gelişmişlik farklılıkları tüm ülkeler açısından büyük sorunlar teşkil etmektedir. Bu nedenle, dünya genelinde bölgeler arasındaki gelişmişlik farklılıklarını azaltmaya yönelik çalışmalar yapılmaktadır. Türkiye'de geçmişten günümüze, bölgeler arasındaki gelişme farklılıklarını ortadan kaldırmak için kalkınma planları, bölgesel kalkınma projeleri ve yatırım teşvikleri ile ilgili pek çok çalışma yapılmıştır. İller arasındaki gelişmişlik farklılıklarının nicel olarak belirtilebilmesi için illerin sosyo-ekonomik gelişmişlik endekslerinin oluşturulması gerekmektedir. Bu amaçla bu çalışmada, Türkiye'deki illere ait 2008 – 2015 yıllarını kapsayan çeşitli ekonomik, fiziki ve sosyal gösterge kullanılmıştır. Öncelikle her göstergeye eşit ağırlık verilerek illere ait ekonomik, fiziki ve sosyal gelişmişlik endeksleri hesaplanmış, daha sonra tüm boyutlara eşit ağırlık verilerek illere ait genel gelişmişlik endeksi hesaplanmıştır. İllere ait sosyo-ekonomik gelişmişlik endekslerinin birbirine yakın olan yerlerde benzer değerler alması illerin gelişmişlik düzeylerinin birbirinden etkilenebileceğini göstermektedir. Mekânsal ekonometri birimler arasındaki mekânsal etkileşimi dikkate alan ekonometrinin bir alt dalıdır. Mekânsal ekonometrinin teorik düşüncesi Tobler (1970)'in "Her şey birbiri ile ilişkilidir; ancak yakın şeyler daha çok ilişkilidir" yasasından ileri gelmektedir. Buna göre coğrafi olarak birbirine yakın olan illerin benzer gelişmişlik düzeyinde olması beklenmektedir. Bu nedenle illerin gelişmişlik düzeylerini etkileyen faktörler incelenirken mekânsal ekonometrik analiz yöntemi tercih edilmiştir. Bu çalışmada ele alınan mekansal ekonometrik modelde 2008-2015 yıllarını kapsayan farklı ekonomik, fiziksel ve sosyal göstergeler kullanılmıştır. Bu çalışma ile illerin gelişmişlik düzeylerini etkileyen faktörler, illerin gelişmişlik düzeylerinin mekânsal olarak birbirinden etkilenip etkilenmediği ve illerin gelişmişlik düzeylerinin birbirinden nasıl etkilendiği araştırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sosyo-ekonomik gelişmişlik endeksi, Mekânsal ekonometri, Türkiye.