Theses supervised by Prof. Dr. Tufan Gündüz
13 theses · Hacettepe University, Gazi University
Tacikistan'da yaşayan Lakaylar
Bu çalışmada, Tacikistan'da yaşayan etnik Türk gruplarından biri olan Lakay halkının modern durumu ve tarihsel gelişimi incelenmiştir. Lakaylar, etnik köken bakımından Türk halklarının bir parçasıdır. Dil özellikleri ve folklorik unsurları Kazak-Özbek Türklerinin karışımı gibi durmaktadırlar. Bununla birlikte onların Özbeklere daha yakın olduklarına dair araştırmalar da mevcuttur. Araştırma konusu olan Lakaylar günümüzde Tacikistan'da yaşamaktadır. Konuşma dilleri Lakay lehçesi (Kıpçak Türkçesi) ve Tacikçedir. Araştırma kapsamında, Lakayların kökenleri ortaya konulmaya çalışılmış ve Tacikistan'ın modern kültürel gelişimine olan etkileri incelenmiştir. Ayrıca, Lakayların yerel nüfusla kaynaşma süreci analiz edilmiş ve özellikle komşu Türk ülkeleri olan Özbekistan, Kazakistan ve Kırgızistan ile ortak özellikleri belirlemeye özel bir önem verilmiştir. Çalışmada, Lakayların bölgenin toplumsal ve kültürel gelişimine etkilerini tam anlamıyla kavrayabilmek amacıyla, onların günlük yaşam alışkanlıkları, ekonomik faaliyetleri ve kültürel uygulamalarındaki benzerlikler de ele alınmıştır.
Safevîler döneminde İran'da din-devlet ilişkilerinin evrimi
Bu tez çalışmasında, Safevîlerin Sünnî bir tarikattan Şiî-İmâmî mezhebe geçişi incelenmiştir. Konunun tarihsel boyutunun anlaşılması amacıyla, 1301-1722 yılları arasındaki olaylar dikkate alınmıştır. XVI. yüzyılın başlarında, İran'da Şiî karakterli yeni bir devletin ortaya çıkması sadece Osmanlı Devleti ve Özbekleri değil, İran'ın kendi ahalisini de rahatsız etmiştir. Safevî şahları farklı aşamalarda, Kızılbaşlar ve Şiî fakihlerden devlet çıkarlarına uygun bir şekilde faydalanmış ve bu sayede, İran'da güçlü bir Şiî devleti kurulmuştur. Safevî hanedanı, kuruluş döneminde meşruiyetini Ehl-i Beyt nesebine ve Safeviyye tarikat otoritesine dayandırmıştır. Bu aşamada, Kızılbaşların savaş gücü ve dini fanatizmi Safevî çıkarlarına hizmet etmiştir. Ancak ilerleyen aşamalarda Kızılbaşlar, dini ve siyasi alanda alternatifsiz bir güç hâline gelmiş ve bu durum, Safevî Devleti'ni merkezi otoritesini sağlamış Sünnî devletler karşısında zayıflatmıştır. Bu sebeple, Safevî Devleti İran'a Şiî-İmâmî mezhep teşkilatlanma ve kaideleri konusunda uzmanlaşmış âlimleri davet etmiştir. Şiî âlimler, Safevî şahlarının otoritesini desteklemiş ve İran'da Şiî-imâmî mezhebin ılımlı bir şekilde yayılmasına katkıda bulunmuştur. Safevî Devleti'nin İran'ı Şiîleştirmesi, Şah İsmail döneminde (1501-1524) baskı ve şiddete dayalı bir politika ile başlamış ve Şah Tahmasb döneminde (1524-1576) Şiî ulemânın devreye girmesiyle bu politika yerini ikna, propaganda ve Şiî teşkilatlanma yoluyla Şiîleştirmeye bırakmıştır. Şah Abbas yönetimi ile (1587-1629) parlak dönemine ulaşan Safevî Devleti ile Şiî ulemâ iş birliği, kısmî engeller olsa da son döneme kadar devam etmiştir. Safevîler döneminde Şiî-İmâmî mezhep, devletin kesin desteği ile İran'ın tüm şehirlerinde teşkilatlanmış ve şahların koruması ile Şiî tarihinde görülmemiş derecede eserler üretmiş, itibar kazanmıştır.
Safevîler Dönemi İran'da ordu ve savaş
Bu çalışmada Safevî ordusunun Kızılbaş-Türkmen aşiretlerine dayalı geleneksel yapıdan daha düzenli, kalabalık ve ateşli silahların yaygın kullanıldığı modern bir yapıya dönüşümü meselesine değinilmiştir. Dönüşümü aksatan ve hızlandıran unsurlar vakayinameler, seyahatnameler ve gazavatnameler gibi çeşitli tarihi kaynaklardan elde edilen veriler üzerinden analiz edilmeye çalışılmıştır. Bununla birlikte askeri dönüşümün stratejiye ve sınır politikasına etkileriyle savaş alanındaki taktik uygulamalara yansımalarını ortaya koymak, bunu yaparken de coğrafi koşulları daima göz önünde bulundurmak çalışmanın temel amaçları arasındadır. Bu amaçlar doğrultusunda yapılan araştırmalarda Safevîlerin dönemin askeri gelişmelerine gecikmeli de olsa uyum sağladıkları, topçuluk, piyade düzenine geçiş ve tahkimat konularında ilerleme kat ederek ordularını yeniden yapılandırdıkları anlaşılmıştır. Bu gelişmeye bağlı olarak Safevî ordusunun dış tehditlere karşı rekabet gücünü arttırdığı, toprakları dahilinde harekât alanını genişleterek yerel güçlerin isyanlarına son verip devletin merkezileşme sürecine katkıda bulunduğu tespit edilmiştir. Safevî Devleti'nin dönemin yeni muharebe yöntem ve taktiklerini sahada denemekten asla vaz geçmediği, askeri teknolojinin batıdan doğuya transferinde önemli bir köprü vazifesi gördüğü hususları da çalışmada varılan diğer sonuçlardır. Devletin sonradan yıkılma sürecine girmesi ise son dönemlerde yaşanan uzun süreli barış ortamının getirdiği savaşmaktaki isteksizlik ve askeri gelişmelere karşı ilgisizliğin yanında yiğitlik gibi geleneksel yapıya özgü değerlerin aşınmaya uğramasıyla izah edilmesi mümkündür.
Tanzimat Döneminde Anadolu'da konar-göçer aşiretler (1839-1876)
Osmanlı Devleti, Tanzimat Fermanı ile birlikte askeri, mali ve idari alanlarda değişim ve dönüşüm içerisine girmişti. Merkezi otoritenin etkisinin artırılması amacıyla Vilayet nizamnameleri çıkarılmış, halkın temsilcilerinin katıldığı meclisler teşkil edilmiştir. Diğer taraftan hazinenin güçlendirilmesi için vergi tahsilatı konusunda muhassıllık sistemi hayata geçirilmiş; ancak başarılı olmamıştır. Ardından herkesin ödeme gücünü esas alan vergi anlayışı ile sayımlar gerçekleştirilmiştir. Askeri sahada yeni kurulan ordunun nefer sayısının artırılması amacıyla kur'a sistemi başlatılmıştır. Tüm bunlar için ise halkın güvenliğinin sağlanması adına girişimlerde bulunulmuş, halkın tüm kesimiyle temas kurulmaya çalışılmıştır. Bu tez, Osmanlı Hükümeti'nin Tanzimat dönemi politikaları içerisinde konar-göçer aşiretlerle ilgili askeri, mali ve idari alanlardaki politikalarını ortaya koymaktadır.
Hariçteki Türkistan dergilerine göre basmacılık ve Ermeni meselesi
Çalışmada Türkistan milli bağımsızlık hareketi ve Ermeni meselesi bir bütün olarak ele alınmaktadır. Burada Türkistanlıların niçin bir bağımsızlık mücadelesine girdiği sorusuna yanıt aranmaktadır. Ardından Hokand'ın Bolşevikler ve Taşnaklar tarafından yakılıp yıkılmasıyla başlayan göç hareketlerinin ne gibi etkiler yarattığına değinilmiştir. Türkiye ve Avrupa'ya giden Türkistanlı aydınların çıkardığı Yeni Kafkasya, Azerî Türk ve Yaş Türkistan gibi dergilerin incelenmesiyle beraber Ermeni meselesinin bölge halkına nasıl bir etki bıraktığı sorusuna cevap alınmıştır. Hariçteki Türkistanlıların Ermeni meselesinden oldukça etkilendikleri görülen makalelerde özellikle Mustafa Çokayoğlu ve Mehmet Emin Resulzade gibi isimler ön plana çıkmaktadır. Söz konusu isimlerin Ermeni meselesini ne zaman ve nasıl kaleme aldığı incelenmiştir. Ayrıca yayınlanan dergilerin hangi amaçlar taşıdıkları aktarılmaktadır. Türkistan, Kafkasya ve Azerbaycan gibi bölgelerde Türk ve Müslüman halka Ermeniler tarafından yapılan katliamlarla beraber bölgenin nüfus yapısının ne gibi değişiklikler yaşadığı gözlemlenmiştir. Nitekim yapılan çalışmayla beraber Ermeni meselesinin Türk tarihi açısından ne kadar önemli olduğu bir kez daha anlaşılmıştır.
11. yüzyılda kadına, Divânu Lugâti't-Türk ve Kutadgu Bilig üzerinden karşılaştırmalı bir bakış
İslâmiyet'in kabulüyle yaşamları farklılaşmaya başlayan Türkler, eskiye ait bir çok gelenek ve göreneklerini sürdürmekle birlikte, yeni bir kültür ve medeniyet ortamına dahil olmuşlardır. Bu durum farklı milletlerle kültürel etkileşim kurmalarına ortam hazırlamıştır. Kısaca, Türklerin, İslâmiyeti kabul etmeleri; sosyal, siyasal, kültürel anlamda hızlı değişim sürecine girmeleriyle sonuçlanmıştır. Orta Asya'da İlk Türk İslâm devleti olan Karahanlılar (11.-12. Yüzyıl) yeni oluşan Türk-İslâm Medeniyeti'nin başlangıcı evresi sayılabilir. Bu dönemde kaleme alınan eserlerde de yeni medeniyet dairesinin oluşmasına dair geçiş dönemi izlerini takip etmek mümkündür. Bu nedenle aynı dönemde kaleme alınan Kutadgu Bilig ve Divânu Lugâti't- Türk adlı eserler üzerinden Türk kadınının toplumsal, idari ve ekonomik hayatı bu çalışmanın temel konusudur. 11. Yüzyılda Türk kadınlarının sosyal statülerini belirleme bakımından zengin bir karşılaştırma yapma imkanı sağlayan iki eser üzerinden, İslâm Medeniyetine giriş ile birlikte Türk kadının sosyo-kültürel değişimi izlenmiştir. Metin analizi yöntemiyle Divânu Lugâti't- Türk ve Kutadgu Bilig adlı eserler üzerinden kadını ilgilendiren sözcükler, kelime grupları, ikilemeler, deyim ve atasözleri incelenerek konulara göre tasnif edilmiştir. Nitel araştırma ve literatür taraması yöntemleri kullanılarak konu hakkında ülkemizde ve ülke dışında yapılan araştırmalar ve yayınlardan da istifade edilmiştir. Çalışmanın sonucunda dinî ve siyasî konuları ihtiva eden eserlerde kadınların toplum hayatındaki yerinin sınırlandırıldığı, dil ve folklora dair eserlerde ise aksine onları, sosyal hayatın ana parçası olarak gördükleri düşüncesi ispatlanmıştır. Bununla birlikte aynı dönemde yazılan iki eserde kadının bireysel ve toplumsal hayattaki yaşam alanı anlaşılmış, toplumun kadına yüklediği değerlerin izahı yapılmış ve yaşanılan kültür değişmesinin kadına olan etkisi tespit edilmiştir. Eserlerin yazıldığı dönemde toplumun kadına olan yaklaşımından hareketle Türk kültürünün medeniyetler çerçevesinde durduğu noktanın tespiti, ayrıca Kaşgarlı Mahmud ve Yusuf Has Hâcib' in kişiliği ile Türk toplumuna bakışlarının temelleri ortaya konulmuştur. Elde edilen kadına ait kültürel ögeler sayesinde ise Arap ve İran kültürlerinden, Türk kültürünün ne derece etkilendiği anlaşılmıştır.
XVI. yüzyıl Karadeniz sahil sancaklarında konar-göçerler
Bu çalışmada, XVI. yüzyılda Karadeniz sahil Sancakları olan Kastamonu, Canik ve Trabzon Sancaklarında bulunan konar-göçer teşekküller tespit edilerek nüfus durumları, vergileri, sancaklardaki dağılımı ve yerleşik yaşama geçiş süreçleri incelenmiştir. Çalışmanın alanı XVI. yüzyıl ile sınırlandırılmış ancak bazı konar-göçer cemaatlerin devamlılığını takip edebilmek için bazen bu sınırın dışına çıkılmıştır. Çalışmanın ana kaynağını Osmanlı Devleti'nde toprağın mülkiyet ve tasarruf hukukunun belirlenmesi ve bölgelerdeki gelir kaynaklarının tespiti amacıyla tutulan tahrir defterleri oluşturmaktadır. Anahtar Sözcükler: 1.Karadeniz 2.Konar-göçer 3.Kastamonu 4.Canik 5.Trabzon
Sultan II. Abdülhamit Dönemi Osmanlı-İran ilişkilerinde Atabat-ı Aliyat (Samerra,Kerbela,Kazımmiye,Necef)
Irak'ta, İranlılar tarafından ?Atabat-ı Aliyat? yani Yüksek Eşikler olarak ifade edilen Şii mukaddes şehirleri olan Necef, Kerbela, Kazımiye ve Samerra, Osmanlı İmparatorluğunun en doğusunda yer alan şehirler olarak, II .Abdülhamit döneminde Osmanlı ve İran siyasi ilişkilerinde önemli bir yere sahiptir. Osmanlı imparatorluğunun İran toplumu ile tarihi, kültürel ve dini ortaklıkları olan bu toprakların, Şii olan İran rakip devletin sınırlarına yakınlığı, Şii imamlardan altısının türbesinin bu topraklarda defin edilmiş olması, İran ve Şii dünyasının en önemli mezhebi önderlerinin bu topraklarda bulunması, Osmanlının İran ile olan ilişkilerinde, dış siyasetini uygulamada bu toprakların maddi ve manevi potansiyelinden faydalanmak istemesi ve II.Abdülhamit'in İslam İttihadı siyasetindeki önemli rolü Atabat-ı Aliyat'ı her iki devlet nazarında önemli kılan sebeplerdir. Her iki devlet yönetici ve siyasetçileri çeşitli yollarla kendi nüfuzlarını bu topraklarda artırmaya ve birbirleriyle olan siyasi ilişkilerini bu potansiyel çerçevesinde düzenlemeye çalışmışlardır.II. Abdülhamit döneminde Irak'ta Şiiliğin yayılmaya başlaması, Atabat-ı Aliyat'ın İran'ın dâhili siyasi meselelerindeki öneminin artması, mukaddes şehirlerde İranlı muhacirlerin nüfusunun gün geçtikçe çoğalması, Sünni ve Şii arasındaki rekabetin oluşması ve Bağdat vilayeti yerel İdarenin memurlarının Şii olan İranlılara karşı tutum ve davranışları İran ve Osmanlı ilişkilerinde bir takım sorunları da beraberinde getiren amillerdendir.Bu Tez çalışmasında, Farsça, Arapça ve Türkçe kaynaklara dayanılarak Atabat-ı Aliyat'ın II.Abdülhamit döneminde Osmanlı ve İran devletleri arasındaki münasebetlerde önemi beyan edilmeye çalışılmıştır. Aynı hedef doğrultusunda, Atabat-ı Aliyat'ı kuşatan bu toprakların coğrafi, tarihi ve kültürel özelliklerini tanıtarak, İran ve Osmanlı Devleti nezdinde yeri ve öneminin yanı sıra, her iki devlet arasında ilişkilerin oluşmasında ne şekilde etkili olduğu araştırılmıştır.
XVII. yüzyılda Osmanlı Devleti'nde hediye ve hediyeleşme (Padişahlara sunulan ve padişahların verdiği hediyeler üzerine bir araştırma)
Bu çalışmanın amacı, Osmanlı padişahlarına hangi kişiler tarafından ne tür hediyeler takdim edildiği, keza padişahların kimlere ne tür hediyeler dağıttığı, hediye mübadelesinin hangi vesile, amaç ve işlevlerle gerçekleştiği gibi hususların incelenmesiyle Osmanlı Devleti'nde hediye ve hediyeleşmenin ne anlama geldiğini ortaya koymaktır. Çalışma zaman olarak XVII. yüzyılı (1600-1699) kapsamaktadır. Osmanlı bürokratları arasında gerçekleşen hediyeleşmeler ile tımar ve görev tevcihleri bu çalışmanın dışında tutulmuştur. Araştırmada, konuyla ilgili literatür taramasından sonra Osmanlı arşiv belgelerinin tespit edilerek bunların temini, tasnifi ve fişlenmesi suretiyle diğer kaynak ve araştırmaların verileri de kullanılarak bunların değerlendirilmesi yapılmıştır. Araştırmadan çıkan sonuca göre Osmanlı Devleti'nde hediyeler, başlangıçta Osmanlı öncesi geleneksel uygulamaların bir tezahürü olarak alınıp verilirken XVII. yüzyılda gelişen sosyal ve ekonomik şartlar neticesinde çeşitlenerek merasimlerin önemli bir unsuru haline gelmiştir. Bu dönemde geleneksel bir devamlılık arz etmesinin yanı sıra; bağlılık, itaat, dostluk, barış ve dayanışmanın aracı olarak hediyeleşme, sağladığı siyasal, sosyal, kültürel, psikolojik ve ekonomik işlevleri bakımından iktidarın başvurduğu bir araç olarak ön plana çıkmış ve merkezî otorite tarafından bir güç unsuru olarak kullanılmıştır.
Sultan II. Osman'ın siyasi hayatı
Sultan II. Osman dönemini ihtiva eden 1618-1622 yılları arasındaki siyasi olaylar incelenmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda Sultan II. Osman Dönemi'nden önceki yaklaşık yarım asırlık süreçten itibaren Osmanlı-Lehistan, Osmanlı-İtalya, Osmanlı-İran münasebetleri incelenmiş olup yapılan savaşlar ve antlaşmalar ele alınmıştır. Antlaşmaların değişen süreç içerisindeki halleri, devletlerin değişen politikaları değerlendirilmiştir. Sultan II. Osman'ın tahta çıkışındaki genel durum, tahta çıkışı, veraset sistemindeki değişiklik, padişahların evlenme geleneğinin bozulması, bu dönemde yaşanan doğal afetler, ekonomik sıkıntılar, kardeş katli uygulaması, denizcilik faaliyetleri gibi konular da konuda bütünlük sağlamak adına incelenmiştir. Yapılan araştırmalarda farklı kaynaklar ve kroniklerin kullanılmış olması, bilgileri karşılaştırarak en doğru yargıya ulaşabilmemizi kolaylaştırmıştır. Bunun yanı sıra Sultan II. Osman'ın Divanı incelenerek padişahların şiir yazma geleneğine uyarak Farisi mahlasıyla şiir yazan Genç Osman'ın şairlik yönü de incelenmiştir. Hotin Seferi için yapılan masraflar arşiv belgeleriyle ortaya konulmuş, bunun yanı sıra padişahın ölümünden sonra hazineye aktarılan eşyaları da yine arşiv belgeleriyle tespit edilmiştir.Çalışmamızın son bölümünde Osmanlı Tarihi'nde ilk ve son kez uygulanan padişahın tahtan indirilip, Yedikule'ye hapsedilip, hakaretler altında öldürülmesi olayı araştırılmıştır. Bu kapsamda bir çok eserde bir utanç nazariyesi olarak kabul edilip kaydedilmeyen bu olay, elde edilen farklı kaynaklarla günü gününe nakledilmeye çalışılmıştır. Bu bilgiler dahilinde 1618-1622 yılları arasındaki dört yıllık siyasi ve sosyal olaylar incelenmiştir.Anahtar Sözcükler:1.Genç Osman2.Yedikule3.Hotin4.Veraset5.Divan
Evliya Çelebi Seyahatnâmesi'nde Kafkaslar
Evliya Çelebi'nin seyahatlerini içeren on ciltlik muhteşem eseri XVII. yüzyıl Osmanlı coğrafyasındaki ve bu coğrafyanın sınırlarındaki şehirlerin tarihi, coğrafyası, mimarisi, yerel halkın kökeni, giyim-kuşamı, yiyecekleri, inanç ve dil gibi çeşitli özelliklerini kapsamaktadır. Evliya Çelebi, Karadeniz'in doğu kıyılarından itibaren başlayan Kafkasya bölgesinde gördüğü yerlerin halkları ve coğrafyası hakkında ayrıntılı bilgileri seyahatnamesine kaydetmiştir. Evliya Çelebi ilk Kafkasya seyahatini Karadeniz üzerinden 1640 yılında Mikrilistan ve Gürcistan'a yapmıştır. Bu seyahatini yazdığı kısımda ilk olarak Abhaz aşiretlerini anlatmıştır. 1647 yılında tekrardan Gürcistan bölgesine yaptığı seyahatinde Gürcüler ve Mikril halkı hakkında ayrıntılı bilgiler kaydetmiştir. 1666 yılında ise Kırım'dan Dağıstan bölgesine yaptığı Kafkasya seyahatinde ise Nogaylar, Çerkezler ve Dağıstan halkları ve şehirleri hakkında ayrıntılı bilgiler vermiştir. Bu çalışmada Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Kafkasya coğrafyası ve bu coğrafyada varlık gösteren halklar incelenecektir.
Safevîler döneminde kadın
Bu tez çalışmasıyla, 16. ve 17. yüzyıllarda İran topraklarında hâkimiyet sağlayan Safevî Devleti'nde kadının; sosyal, ekonomik, siyasal ve kültürel faaliyetleri incelenmiştir. 16. yüzyıl öncesinde İran, Azerbaycan ve Türkiye'nin doğusunda konar-göçer aşiretler şeklinde yaşayan ve geleneksel Türk-Moğol yaşam biçiminin özelliklerini gösteren Türk ailesinde kadının yaşam biçimi, yarı göçebe hayat şartları doğrultusunda şekillenmiştir. Fakat, Safevîlerin İran'ı müstakil bir kimliğe kavuşturması ile birlikte, kurulan devletin resmi mezhebi Şiilik ve yerleşik İran kültürünün de etkisiyle İranlı kadınlar, yeni şekillenen bu toplumda önceki durumlarından farklı bir hal almışlardır. Bu dönemde İranlı kadınlar, aldıkları eğitim ve ekonomik bağımsızlığının olumlu etkisinin yanında, bunları kullanabilmelerini sağlayan zekalarıyla; siyasi faaliyetler, eğitim faaliyetleri ve dini faaliyetlerde dikkat çekmişlerdir
Evliya Çelebi'nin Seyahatname'sinde yer alan bitki adları
Evliya Çelebi, Türk ve Dünya edebiyatının en önemli seyahatname yazarlarından birisidir. 17. yüzyıl Osmanlı ve komşu ülkeler coğrafyasını anlattığı dünyaca ünlü eseri Seyahatname'de Evliya Çelebi, gezip gördüğü yerlere ait çok çeşitli konulara değinmiş, eserinde doğa ve insan yaşamının önemli bir parçası olan bitkilere de yer vermiştir. Buna bağlı olarak da Seyahatname üzerine çok sayıda çalışma yapılmış ve eser muhtelif yönlerden incelenmiştir. Buna karşın, Çelebi'nin gezip gördüğü ve haklarında folklorik, biyolojik, tıbbi, sosyal ve gündelik hayatla alakalı önemli bilgiler naklettiği bitkileri konu edinen çalışmaların sayıca azlığı; var olanların da kapsamlarındaki sınırlılık dikkat çekicidir. Konusu, Seyahatname'de birbirinden çok farklı coğrafya, nitelik, içerik, amaç ve bağlamlarda geçen bitki adlarını belirli bir tasnif yöntemi ve sistamatik çerçevesinde incelemek olan bu çalışmada, eserde yer verilen bitkilerin kullanım alanları, hangi amaçla ve nasıl kullanıldıklarını irdelemek ve karşılaştırmak; günümüzdeki kullanım alanlarıyla benzerlik ve farklılıklarını ortaya koymak; Seyahatname'de geçen bitkileri Latince isimleriyle karşılaştırarak tanınırlıklarını kolaylaştırmak ve bitki isimlerinin yer aldığı bir indeks oluşturmak amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda inceleme yöntemi olarak, günümüz Türkçesine çevrilen ve iki ciltten oluşan Günümüz Türkçesiyle Evliyâ Çelebi Seyahatnamesi adlı eser ana metin olarak ele alınmış; yöntem olarak da metin tarama, içerik inceleme ve metin analizi benimsenmiş; tüm eserde geçen bitki adları tek tek bağlamlarına göre tasnif edilerek notlandırılmış ve karşılaştırılmıştır. Bitki adlarının geçtiği paragrafların öncesi ve sonrası dikkatle incelenerek adı geçen bitkinin ne için kullanıldığı; bitkilere ait anlatılar için bağlam ve fonksiyon değerlendirmesi yapılmıştır. Tasnif ve değerlendirme şekli olarak da tüm veriler, beş ana kategori (Gıda Malzemesi ve Sağlık Açısından Bitkiler, Kültürel Malzeme Olarak Bitkiler, Doğal Çevre ve Mekân Unsuru Olarak Bitkiler, Gündelik Hayat Malzemesi ve Simge Olarak Bitkiler, Tarım ve Ekonomik Alanda Bitkiler) altında toplanmış ve bu ana kategorilere bağlı onüç alt kategori oluşturulmuştur. Bu tasnife göre sıralanan bitklerin gündelik hayatta kullanım biçimleri ve günümüzdeki karşılıkları verilmiştir. Sonuçta ise 309 bitki adı tespit edilmiş, bir indeks oluşturulmuş ve bu indeksten hareketle tasniflenen bitkiler yorumlanmıştır. Anahtar Sözcükler: Evliya Çelebi, Seyahatname, Bitkiler, 17. yüzyıl Osmanlı coğrafyası, Bitki adları, Günümüz Türkçesiyle Evliyâ Çelebi Seyahatnamesi, Osmanlı seyyahları.