Theses supervised by Prof. Dr. Yaşar Uysal

14 theses · Dokuz Eylül University

Master'sOpen AccessTR

Finansal serbestleşmenin tüketim harcamaları üzerindeki etkisi: Türkiye örneği

Finansal serbestle?me, özellikle 1980'li yılların ikinci yarısından itibaren ba?ta geli?mi? ülkeler olmak üzere birçok ülkenin gündemine girmi?tir. ?ktisadi temeli McKinnon-Shaw hipotezine dayanan finansal serbestle?me, sermaye hareketlerinin uluslar arası boyutta serbestle?mesi olarak tanımlanmaktadır. McKinnon-Shaw hipotezine göre; finansal serbestle?me politikalarının uygulanması sonucunda tasarruf ve yatırım miktarları artacak bunun yanı sıra iktisadi etkinlik ve büyüme gerçekleşmiş olacaktır.Geli?mi? ülkelerden oldukça farklı ko?ullara ve amaçlara sahip geli?mekte olan ülkelerin bir taraftan yetersiz yurtiçi tasarrufları diğer taraftan ekonomik kalkınmayı hızlandırma istekleri dı? kaynak kullanma talebini artırmı?tır. Bu amaç çerçevesinde de birçok ülkede uluslararası sermaye hareketlerine izin verilmesi yani finansal serbestle?me gündeme gelmi?tir. Böylece hem geli?mi? hem de geli?mekte olan ülkelerde yaygınla?an serbestle?me uygulamaları finansın küreselle?mesi sonucunu doğurmu?tur.Bu çalı?mada amaçlanan, 1989 yılından sonra finansal serbestle?me ile yabancı sermayenin önündeki tüm engellerin kaldırıldığı Türkiye ekonomisinde finansal serbestle?menin tüketim harcamaları üzerindeki etkilerinin analiz edilmesi olmu?tur. Bu analizlere bağlı olarak finansal serbestle?menin özellikle 2000'li yıllardan itibaren ulusal tasarruf oranlarını dü?ürücü etki yaptığı, buna kar?ın tüketim harcamalarını, potansiyel kriz riskini biriktirek de olsa, birkaç kanaldan etkileyerek artırdığı sonucuna ula?ılmı?tır.

Finansal serbestleşmeSerbestleşmeTüketim harcamaları+1
Mustafa Ozan Yıldırım
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Küreselleşme sürecinin ekonomi politikalarına etkilerinin analizi: Türkiye örneği

Küreselleşme, modern çağların toplumsal birikimlerinin bir sonucu olarak özellikle 1970'lerle birlikte yükselen görece yeni bir süreçtir. Her ne kadar 15. yüzyılla gelişen dünya çapında ticaretle ve/veya sonraki dönemlerde kapitalizmin gelişmesiyle açıklandığı görülse de, küreselleşme, tarihsel köklerinin oluştuğu dönemlerdekinden çok farklı niteliksel-yapısal gelişmeler göstermektedir.Küreselleşmenin açıklanmasına yönelik pek çok teorik yaklaşım söz konusudur. Bu yaklaşımlarda, küreselleşmenin bütünsel, çok boyutlu bir süreç olduğuna ve bu boyutlar arasında karmaşık bağlantılılığın bulunduğuna dikkat çekilmektedir. Küreselleşmenin ideolojik, kültürel, bilimsel-teknolojik, politik, ekonomik boyutları arasında karşılıklı olarak birbirini etkileme süreçleri yaşanmaktadır. Bu ağ ilişkisi, küresel çapta birbiriyle bağlantıda olan karar birimlerinin faaliyetlerine de yansımaktadır.Küresel kapitalizm teorisi, küreselleşmeyi açıklayan yaklaşımlardan biri olarak, küreselleşmenin özellikle ekonomik boyutuna vurgu yapmaktadır. Bu teoriye göre; küreselleşme, ulus-ötesi pratiklerle meydana gelmekte; ulus-ötesi üretim ağları ve ulus-ötesi şirketler küreselleşmenin temel özelliklerini oluşturmaktadır. Politik boyutta ulus-ötesi kapitalist sınıf ve ulus-ötesi devlet oluşumlarıyla, kültürel boyutta tüketimcilik kültürü-ideolojisi, küreselleşmenin ekonomik boyutunu tamamlamaktadır. Ulus-devletlerin ekonomi politikaları da küresel kapitalizm temelinde geliştirilmekte; küreselleşme sürecinde ekonomi politikaları niteliksel-yapısal bir değişimden geçmektedir.Küreselleşme sürecinin ekonomi politikalarına etkisi, küresel kapitalizmin işleyişine uygun ekonomik sistem-düzen politikasının geliştirilmesi eksenindedir. Ekonomik sistemin liberalleştirilmesi ilkesine destek olacak nitelikte, liberal hükümetlerin ve ulus-üstü kurumların politika yapımı söz konusu olmakta; piyasa globalizmi, ulus-üstü kurumların koşulsallığı ve ulus-ötesi kapitalist sınıfın çıkarları, politika yapımındaki temel güdüler olarak belirmektedir. Bu temeldeki ekonomi politikası yapımında, ekonomik sistemin liberalleştirilmesi ile ekonomik sürecin fiyat istikrarı ve büyüme amaçlarına öncelik verilmektedir. Bu amaçlara uygun olarak da, ekonomiyi liberalleştirici hukuk altyapısı ile sıkı para ve maliye politikaları bağlamında araçlar öne çıkarılmaktadır.1980'lerle birlikte küreselleşme sürecine daha köklü şekilde katılmaya başlayan Türkiye'de de ekonomi politikaları küresel kapitalist pratiklere ışık tutacak yönde olmuştur. 24 Ocak Kararları ile başlayan ekonomik sistem ve düzeni liberalleştirmenin kurumsal altyapısı, küresel kapitalizmle uyumlu bir sosyo-ekonomik sistem yaratmıştır. Bu süreçte, liberal programlara sahip hükümetler iktidara gelmiş, Uluslararası Para Fonu, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü gibi, küresel ekonomi politikası geliştiren uluslararası kuruluşlara verilen sözler bağlayıcı olmuş ve ulus-ötesi kapitalist sınıf ile yerli kapitalist sınıfın çıkarları ekonomi politikası yapımında baskın olmuştur.Türkiye'nin ekonomi politikası yapımına dayanan ekonomik süreç politikası amaçları olarak fiyat istikrarı ve büyüme konusunda ise, çok da başarılı olunamamıştır. Bu amaçlara yönelik sıkı para ve maliye politikaları uygulansa da, sonuçlar, 1980'ler öncesinden daha iyi olmamıştır.

Ekonomi politikalarıEkonomik etkiKüreselleşme+1
Timuçin Yalçınkaya
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği tarım politikalarında reformlar ve sonuçları

Tarım, insanlık tarihinin ilk zamanlarından bu yana yaşamın birincil kaynağı ve insanoğlunun varlığını sürdürebilmesini olanaklı kılan en eski üretim faaliyetidir. Tarım sektörü, insanların en temel ihtiyaçlarını karşılaması bakımından, toplumsal yaşamın merkezinde yer almaktadır. Tarım sektörü ve sektörü yönlendiren tarım politikaları, toplumsal yaşamdaki bu merkezi konumun yanı sıra günümüzde, küreselleşmenin ve uluslararası ticaret hacminin giderek büyümesinin de etkisiyle yeni koşullara uyarlanmakta ve önemini korumaktadır.Tarım politikaları, hem ulusal hem de Avrupa'nın bütünleşme sürecinde olduğu gibi uluslararası/uluslarüstü seviyede ele alınabilir. İkinci Dünya Savaşı nedeniyle yaşanan kıtlığın yarattığı endişenin yanı sıra, Avrupa Topluluğunun aktif nüfusunun çok önemli bir bölümünü oluşturan tarım sektörü çalışanlarının gelir düzeyinin korunması ve üye ülkelerin ulusal tarım politikaları arasındaki derin farklılıkların giderilmesi gerekliliği Topluluğu tarımda ortak bir politika oluşturmaya yöneltmiştir. Avrupa Birliği'nin ilk ortak politika tecrübesi olan Ortak Tarım Politikası, yaklaşık yarım yüzyıldır uygulanan ve geçirdiği reformlarla günümüze kadar ulaşan bir Topluluk pratiğidir.Bu çalışmamızda amaç, geçmişten günümüze Ortak Tarım Politikası'nda gerçekleştirilen reformları ve bu reformların doğurduğu sonuçları incelemektir. Çalışmamızda, Avrupa Birliği'nin tarım politikalarındaki değişimin nedenselliğini ortaya koymak açısından, Birliğin tarımsal yapısı ve tarımın Birlik ekonomisindeki yeri, gerek dönemsel gerekse güncel istatistiki verilerin de yardımıyla analiz edilmektedir.Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Tarım Sektörü, Ortak Tarım Politikası, Ortak Tarım Politikası Reformları

Avrupa BirliğiReformTarım politikaları+1
Çağdaş Cengiz
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Küreselleşme sürecinin gelismekte olan ülkelerin dış ticaret yapısı üzerine etkileri (Türkiye örneği)

Günümüz dünyasında küreselleşme kavramı öyle bir hal almış durumdadır ki neredeyse dünyada yaşanan bütün gelişmeler bu kavram ile ilişkilendirilip bu kavram üzerinden açıklamalara başvurulmaktadır. Küreselleşme yalnızca anlam ve içerik itibari ile değil, meydana getirdiği oluşumlar ve kapsamı ile de bir çok alanda etkili olmuş ve halen daha etkisini sürdürmektedir. Bu nedenle ?küreselleşme ve? ile başlayan bir çok açıklamaya literatürde rastlanmaktadır. Bunun temel nedeni, günümüz dünyasında küreselleşmenin etkilediği alanlar itibari ile çok kapsamlı bir süreç olmasıdır.Bu çalışmada küreselleşme sürecinde yaşanan gelişmeler açıklanmaya çalışılırken, küreselleşmenin dünya ticaretinde meydana getirdiği etkilerin yanı sıra Türkiye'nin ekonomisi ve dış ticareti üzerine etkileri açıklanmaya çalışılmıştır. Bu amaç doğrultusunda;Çalışmanın birinci bölümünde; küreselleşme kavramına ilişkin açıklamalara, tarihsel gelişim sürecine ve teorik yaklaşımlara yer verilmiş, küreselleşmenin gelişim süreci içerisinde etkilediği politik, kültürel ve ekonomik alanlardaki değişim süreci irdelenmiştir.Çalışmanın ikinci bölümünde; kürselleşmenin mihenk taşlarından biri olan ve dünya ticaret sisteminin ana yapısını ve seyrini etkileyen GATT'tan (Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması) DTÖ'ne (Dünya Ticaret Örgütü) yaşanan gelişmeler incelenmiştir. Bu çerçevede yapılan toplantılara, ticaret sistemindeki düzenlemelere ve anlaşmalara yer verilmiştir. Ayrıca küreselleşmenin dış ticareti doğrudan ve dolaylı etkileme kanalları teorik çerçevede incelenirken bu kanalların dünya ticareti üzerindeki etkileri ortaya konulmuştur.Çalışmanın üçüncü bölümünde; Küreselleşme sürecindeki gelişmelere paralel olarak Türkiye'de yaşanan ekonomik gelişmelere ve dış ticarette meydana gelen gelişmelere yer verilmiştir. 24 Ocak Ekonomik İstikrar Kararları ve Türkiye'nin 1980 sonrası dışa açılma döneminden itibaren günümüze kadar olan süreçte yaşanan dış ticaretteki gelişmeler incelenmiştir. Bunların yanı sıra, küreselleşme ile birlikte Türkiye'de yaşanan doğrudan yabancı sermaye yatırımları, portföy yatırımları ve kurlardaki gelişmelerin dış ticareti nasıl etkilediği ve dünya ticaretinde Türkiye'nin yeri ele alınmıştır.Anahtar Kelimeler: 1) Küreselleşme, 2) DTÖ ( Dünya Ticaret Örgütü )3) Dış Ticaret 4) Türkiye Ekonomisi

Dünya Ticaret ÖrgütüGelişmekte olan ülkelerKüreselleşme+2
Hüseyin Saruhan
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de finansal serbestleşme ve fonksiyonel gelir dağılımı

Liberalleşme (serbestleşme) olgusu 1970'li yılların sonunda gelişmiş ülkelerde başlayan, 1980'li yıllarla birlikte gelişmekte olan ülkelere de yayılan ve piyasa ekonomisinin doğal işleyişine bırakılarak, devletin ekonomiye müdahalelerinin en az düzeye indirilmesini savunan bir doktrindir.Türkiye'de de 24 Ocak 1980 Kararları ile birlikte serbestleşme süreci başlamıştır. Bu sürecin bir alt boyutu olarak da finansal serbestleşme gündeme gelmiş ve bu doğrultuda 1980 yılında faiz oranlarının serbest bırakılmasıyla başlayan bu süreç, 1989 yılında alınan 32 Sayılı Kararla sermaye hareketleri üzerindeki tüm kontrollerin kaldırılmasıyla tamamlanmıştır. Bu gelişmeler ekonomide geniş bir alanda ve çok yönlü olarak etkili olmuş, Türkiye küresel finans sistemine büyük ölçüde entegre olurken bunun avantaj ve dezavantajlarını bir arada yaşamıştır.Finansal serbestleşme finans sistemi ve göstergeleri yanında reel ekonomi ve dolaylı olarak da gelir dağılımı üzerinde etkiler yaratmıştır. Ancak bu etkileşimin Türkiye'de araştırmalara yeterince konu edilmediği görülmektedir. Söz konusu eksikliği dikkate alarak hazırladığımız bu çalışmanın amacı, finansal serbestleşmenin Türkiye'de fonksiyonel gelir dağılımı üzerinde meydana getirdiği etkilerin ve etkileme kanallarının ortaya konulmasıdır. Bu çerçevede;Çalışmamızın birinci bölümünde serbestleşme, finansal serbestleşme ve fonksiyonel gelir dağılımı kavramlarının teorik boyutu ele alınmış ayrıca finansal serbestleşme ve fonksiyonel gelir dağılımı arasındaki etkileşim de ortaya konulmuştur.Çalışmamızın ikinci bölümünde, Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze kadar geçen zaman süresinde, Türkiye'de ekonomik anlamda gerçekleştirilen serbestleşme uygulamaları detaylı olarak incelenmiştir.Çalışmamızın üçüncü bölümünde ise finansal serbestleşmenin fonksiyonel gelir dağılımı üzerindeki etkileri istatistiksel verilerle analiz edilmiştir. Çalışma, üç bölümde yapılan değerlendirmelerin özetlendiği ve politika tercihlerine ilişkin önerilere yer verilen sonuç bölümüyle tamamlanmıştır.

Finansal serbestleşmeFonksiyonel gelir dağılımıGelir dağılımı+2
Pelin Yılmaz
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye`de bütçe açıkları ve finansman yöntemlerinin makro ekonomik etkileri

Bütçe açıkları ve finansman yöntemlerinin makro ekonomik değişkenler üzerine etkileri özellikle küreselleşme sürecinin hız kazandığı 1990 sonrası dönemde gerek akademik gerekse siyasi zeminde oldukça tartışılan konulardan biri olmuştur. Kuşkusuz bu durum devletin ekonomi içindeki yeri konusundaki anlayış değişiklikleri yani paradigmal değişmelerle de yakından ilgilidir. Dolayısıyla bütçe, bütçe açıkları ve finansmanı değer yargıları ve ideolojilerden de etkilenen bir konudur.Uzun yıllardır, özellikle de 1990 sonrası dönemde, devlet bütçesi büyük miktarda açık veren ve ciddi makro ekonomik dengesizlikler yaşayan Türkiye açısından bu konu ayrı bir önem taşımaktadır. Çünkü, makro ekonomik gelişmeler üzerinde bütçe açıkları ve finansman yöntemlerinin etkilerinin analizi daha istikrarlı bir makro ekonomik ortam için bazı politika önerileri geliştirilmesine de imkan verecektir.Bu önemli konuya ilişkin olarak hazırladığımız bu çalışmanın temel amacı; Türkiye`de bütçe açıkları ve finansman yöntemlerinin incelenerek makro ekonomik yansımalarının analiz edilmesidir.Bu amaç çerçevesinde çalışmanın birinci bölümünde öncelikle bütçe açıklarının nedenleri ve olası finansman yöntemleri, ardından da söz konusu finansman yöntemlerinin makro ekonomik etkileri değerlendirilmiştir. İkinci bölümde ise Cumhuriyet'ten günümüze Türkiye`de bütçe açıkları ve finansman yöntemlerinin dönemler itibari ile incelenmiştir. Çalışmanın son bölümünde ise Türkiye`de 1980 sonrası dönemde bütçe açıkları ve finansman yöntemlerinin makroekonomik etkileri ekonometrik modeller ve istatistiksel metodlar kullanılarak ortaya konulmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Bütçe Açığı, Bütçe Finansmanı, Türkiye Ekonomisi, Borçlanma, Monetizasyon, Özelleştirme

BorçlanmaBütçe açıklarıMonetizasyon+2
Salih Gümüş
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Finansal liberalizasyonun ödemeler bilançosu üzerine etkileri: Türkiye örneği

Türkiye'de 24 Ocak 1980 Kararları ile ithal ikameci sanayileşme stratejisinden ihracata dayalı sanayileşme stratejisine geçilmiştir. İç ekonomik ve siyasi gelişmeler ile dışsal dinamiklerin zorunlu kıldığı bu politika değişikliği, Türkiye'nin uluslararası finansal dünya piyasalarına eklemlenmesini de beraberinde getirmiştir. Bu bağlamda 1980?1989 yılları arasında iç finansal liberalizasyon süreci yaşayan Türkiye 1989 yılında 32 Sayılı Kararla beraber tam finansal liberalizasyona yönelmiş ve sermaye hareketlerini tamamen serbestleştirmiştir. Böylece ülkenin tasarruf açığını uluslararası piyasalardan elde edeceği kaynaklar ile gidermeye çalışan Türkiye, bu tercihin olası olumsuz sonuçlarını da yaşamaya başlamıştır. Nitekim 1994, 2000 ve 2001 yıllarında yaşanan büyük ekonomik krizlerde finansal liberalizasyonun yarattığı sonuçların önemli rolü olmuştur.Gerek literatürde gerekse yukarıda ifade edilen gelişmeler çerçevesinde Türkiye pratiğinde son derece güncel bir konu olan finansal liberalizasyon ile ödemeler bilançosunda yaşanan gelişmeler arasındaki etkileşimi analiz etmeyi amaçlayan bu çalışmamız dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde finansal liberalizasyon kavramsal ve teorik düzeyde ele alınmıştır. İkinci bölümde ödemeler bilançosunda yer alan kalemler ile finansal liberalizasyonun bu kalemler üzerindeki doğrudan ve dolaylı etkileri değerlendirilmiştir.Çalışmanın üçüncü bölümünde Türkiye'de finansal liberalizasyona yönelik düzenlemeler ve bunun ödemeler dengesi üzerindeki genel etkileri analiz edilmiştir. Çalışmanın son bölümü ise ekonometrik yöntemler aracılığıyla finansal liberalizasyonun ödemeler dengesi kalemleri üzerine doğrudan ve dolaylı kanallar ile etkilerinin değerlendirilmesine ayrılmıştır.Çalışma dört bölümde yapılan değerlendirmelerin özetlendiği ve politika tercihlerine ilişkin önerilere yer verilen sonuç bölümüyle tamamlanmıştır.Anahtar Kelimeler: 1 ? Finansal Liberalizasyon, 2- Ödemeler Bilançosu,3- Doğrudan Etki Kanalları,4- Dolaylı Etki Kanalları, 5- Bütünleşme.

Fırat Gündem
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

İktisadi küreselleşme süreci içinde ülkelerarası kaynak aktarım mekanizmalarının analizi; Türkiye örneği

Küreselleşme sürecinin bazı duraklamalar dışında, 16. yüzyıldan bu yana gelişim halinde olduğu kabul edilmekle birlikte, küreselleşme kavramının sosyal bilimler literatüründe yaygın bir şekilde yer alışı 1980'li yıllardan sonra olmuştur. Küreselleşme olgusunun bu dönemde yoğun olarak gündeme gelmesinin önemli nedenlerinden biri, küreselleşme ile ilişkilendirilen ve toplumsal alanlarda tartışmalara yol açan gelişmelerin daha yakın bir zaman diliminde olmasıdır.Toplumsal alanlarda -ekonomik, politik ve sosyo-kültürel- yaşanan gelişmelerin, bu olgunun tanımlanma sürecine de yansıdığı görülmektedir. Örneğin, ekonomik açıdan yapılan küreselleşme tanımlarında sermayenin şekillendirici gücü öne çıkarken, sosyo-kültürel açıdan küreselleşme tanımlarında yer alan yerel-küresel bağlantı ve farkındalık artışı, din ve etnik temelli çatışmaları küreselleşmenin bir parçası olarak görmektedir. Küreselleşme sürecinde politik alana ilişkin gelişmeleri vurgulayan tanımlarda ise, ulus devletin gücünün zayıflaması ve ulus-üstü kurumsallaşma öne çıkmaktadır.Küreselleşme sürecinin tüm toplumsal alanları içeren çok boyutluluğuna rağmen, 1980'li yıllardan günümüze kadar geçen dönemde ekonomik alanda görülen gelişmelerin daha fazla vurgulandığı görülmektedir. Bu dönemde, küreselleşme karşıtları tarafından da kabul gören, ekonomik alanda yaşanan en olumsuz gelişme gelir dağılımının hem ülkeler arasında hem de ülke içinde bozulmasıdır.1980 sonrası dönemde gelişmekte olan ülkeler, 1990'lı yıllarda yaşadıkları krizlere rağmen, önemli üretim/ihracat artışı gerçekleştirmişlerdir. Ancak, bu ülkelerin geçmişe nazaran daha yüksek üretim/ihracat gerçekleştirdikleri bu dönemde, üretilen hasıladan daha fazla pay aldıkları ve böylece gelişmiş ülkelerle aralarındaki gelir farklılıklarını azalttıkları söylenemez. Gelişmekte olan ülkelerin üretilen hasıladan nispi olarak daha az pay almalarının nedeninin ülkelerarasında mal, hizmet ve para (borç?yatırım) alışverişlerinin bakiyesi temelinde oluşan kaynak aktarımları olduğu düşünülmektedir. Gelişen reel ve parasal ilişkiler, bu ülkelerin ürettikleri hasıldan gelişmiş ülke ekonomilerine kaynak aktarımına neden olmaktadır. Çalışmanın amacı bu temelde oluşan ülkelerarası kaynak aktarım mekanizmasının ortaya konulmasıdır. Böyle bir analizin, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerarasındaki eşitsiz gelişiminin açıklanmasına da katkı sağlaması beklenmektedir.Literatürde kaynak aktarımı, sadece mali bir aktarım olarak değerlendirilmekte ve küreselleşme sürecindeki eşitsiz gelişimi kaynak aktarım olgusu çerçevesinde ele almış bir çalışma bulunmamaktadır. Çalışmamızda mal, hizmet ve para alışverişleri temelinde oluşan kaynak aktarım kanalları olarak değerlendirdiğimiz, küreselleşme sürecinde görülen değişimlerin gelişmekte olan ekonomiler üzerindeki etkileri farklı çalışmalara konu olmuştur. Sürece hem bütüncül yaklaşılmamış hem de bu gelişmelerin kaynak aktarımı açısından değerlendirilmesi yapılmamıştır.Kaynak aktarım mekanizmalarının ortaya konulmasında, 1980 sonrası dönemde, gelişmekte olan ülkelerden aktarılan kaynağın hangi kanallar yoluyla gerçekleştiği ve küreselleşmenin aktarım kanallarının önem derecesi üzerine nasıl bir etkide bulunduğu analiz edilmiştir. Türkiye örneğinde kaynak aktarım kanalları ise, bu dönemde uygulanan politikalar çerçevesinde ekonomik göstergelerdeki değişimler ortaya konularak değerlendirilmiştir.Çalışmada ayrıca, küreselleşme süreci ile gelişmekte olan ülkelerden gelişmiş ülkelere kaynak aktarımı arasındaki ilişki, Türkiye örneğinde, ekonometrik yöntemler kullanılarak ortaya konulmuştur.Anahtar kelimeler; Küreselleşme, Mal ve Para Akımları, Kaynak Aktarımı, Neo-Liberal Politikalar, Küreselleşme Endeksleri.

Günsel Kırcalıoğlu Ekren
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de kalkınmanın finansmanında tarımın rolü

Günümüzde toplumlar, daha iyi yaşam koşullarına kavuşmak istemekte ve bu koşullar için ihtiyaçlarını ekonomik, sosyal ve kültürel farklılıklara göre belirlemektedirler. Bu farklılıklara rağmen tüm insanların beslenme gibi temel ihtiyaçları ortaklık göstermektedir. Bazı ülkeler bu temel ihtiyaçlarını karşılamak konusunda bile yetersiz kalmakta ve asgâri yaşam koşulları altında hayatlarına devam etmektedir.Azgelişmiş ülkelerin genel özellikleri incelendiğinde, bu ülkeler bazen ekonomik bazen de sosyal farklılıkları üzerinden tanımlanarak, gelişmiş, azgelişmiş ya da gelişmekte olan ülkeler gibi kalkınma literatüründe kullanılan kavramlar ile kalkınmışlık düzeyleri tanımlanmaya çalışılmaktadır. Kalkınma gayretinde olan bu ülkelerin karşılaştıkları en temel sorunların başında sermaye birikimi ve finansman konusu gelmektedir. Bu ülkelerde sanayileşme ve kalkınma sürecinde karşılaşılan sermaye birikimi ve kaynak temini darboğazının aşılması bir zorunluluk haline gelmektedir. Kalkınmanın finansmanında ihtiyaç duyulan kaynak miktarının belirlenmesi son derece önemlidir. Bu ülkelerin genelindeki en önemli sektör, tarım sektörüdür. Tarım sektörü çoğu azgelişmiş ülkede hem yaşamsal öneme sahiptir hem de ülke kalkınmasında finansman sağlama rolü üstlenmektedir.Tarım sektörü, temel özellikleri bakımından, herhangi bir ülkede egemen olan üretim biçimi ve üretim ilişkilerinin taşıyıcısı konumundadır. Bu bağlamda Türkiye ekonomisi için tarım sektörünün çok önemli rolleri bulunmaktadır. Özellikle 1980'li yıllardan sonra ekonomide görülen liberalleşme eğimleri ve devlet desteğinin ortadan kalkması ile birlikte, sektördeki istihdam oranı yaklaşık %30 azalmış ve tarım sektörü diğer sektörleri ucuz işgücü açısından beslemiştir. Türkiye ekonomisi için tarım sektörü yaygın görülmesinin yanında ülkenin hammadde ve gıda ihtiyacını karşılamakta ve sanayileşmesine dayanak oluşturmaktadır. Bu çalışmada Türkiye kalkınmasında tarıma yüklenen roller dönemsel olarak analiz edilerek sektörün bugünkü durumu ele alınacaktır.

Ekonomik kalkınmaFinansal kaynaklarFinansman+5
Esin Candan
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Bilgi toplumunun istihdam üzerine etkilerinin Türkiye perspektifinden değerlendirilmesi

Bilgi toplumuna dönüşümün istihdam boyutunda yaratacağı değişimin Türkiye'yi nasıl etkileyeceği ve alınması gereken önlemlerin neler olabileceği cevaplanması gereken kritik bir sorudur. Bilgi toplumunda teknolojik gelişmelerin ve kullanımdaki artışın kısa dönemde istihdam kayıplarına neden olacağı, uzun dönemde ise yeni işler ve istihdam olanakları yaratarak işsiz kalanların yeni işler bulabileceğini öne çıkaran olumlu yaklaşıma karşılık, işgücüne olan talebin azalarak istihdam kayıplarına neden olacağı ve işsiz yığını yaratacağı olumsuz yaklaşım yanında, teknolojinin kullanımına yönelik olarak işgücü-teknoloji dengesinin sağlanabileceği gibi farklı yaklaşımlar bulunmaktadır. Türkiye açısından farklı yaklaşımlardan hangisinin işlerlik kazanacağı, bütüncül ve çoklu ağ etkileşim ilişkileri çerçevesinde toplumsal bütünün alt alanları arasında kesin sınırlar koymadan analiz imkanı veren Toplumsal Sorunlara Entegre Sistemler Yaklaşımı ile değerlendirilmiştir. Bu yaklaşım çerçevesinde çalışmada; Türkiye'nin 21. yüzyılın başından bu günlere ekonomik durumu, demografik yapısı ve bilgi toplumuna dönüşümündeki konumu dikkate alınarak mevcut işgücü, istihdam ve işsizliğin sergilediği görünüm ve sektörel bazda büyüme ve istihdam ilişkisi, işgücünün teknoloji, otomasyon ve nitelikli işgücü talebi karşısında istihdam riskleri, sorunları ve yeterliliği, bu yeterlilikte eğitim sisteminin katkıları ortaya konulmuştur. Ayrıca, ulusal istihdam stratejisinin işgücü piyasası ve istihdam yaklaşımı, gelir dağılımı ve yoksulluk düzeyinin mevcut sosyal güvenlik sistemine yapacağı etkileri karşısında sistemin yeterliliği incelenmiştir. Türkiye'nin ekonomideki kırılgan ve istikrarsız yapısı, teknoloji kullanma ve üretim düzeyi, teknolojideki ithalatçı konumu, uluslararası gösterge ve endekslerdeki görünümü bilgi toplumuna dönüşümde yeterli düzeyde olmadığını göstermektedir. Türkiye'nin istihdam dağılımındaki mevcut eğitim düzeyi, işgücü niteliği ve bireylerin beceri düzeyi dikkate alındığında dönüşüm sürecinin işgücü, istihdam ve işsizlik üzerinde önemli bir değişim yaratmadığı, yüksek teknoloji ve otomasyon yaygınlaştığında nitelikli işgücü talebi karşısında çalışanların işlerini kaybetme riskinin artacağı, ortaya çıkacak yeni işlerde de istihdam olanağının azalacağı, işsizliğin giderek artacağı sonucuna ulaşılmıştır. Türkiye'nin dönüşüm sürecindeki konumu, yeni bir demokratik ortam yaratılmasının, uygulanacak ekonomik, sosyal, kültürel ve teknolojik politikaların, istihdam stratejisinin, çağdaş bir eğitim sisteminin, toplumun bütününü kapsayacak sosyal koruma ve güvenlik sisteminin önemini ortaya çıkarmaktadır. Çalışmada, istihdam politikalarının sadece işsizliğin azaltılması için değil bilgi toplumuna uyum için de bir araç olacak şekilde kurgulanması gerektiği anlaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Bilgi Toplumu, Teknolojik Değişim, İşgücü, İstihdam, İşsizlik.

Tuğçe Olcay
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Küreselleşmenin tüketici davranışları üzerine etkisi: İzmir örneği

Küreselleşmenin tüketici davranışları üzerindeki etkilerini tespit etmeyi amaçlayan bu çalışmada, küreselleşme öncelikle tarihsel perspektifte ele alınmıştır. Bu doğrultuda, ilki 1490 Kolomb'un Amerika'yı keşfi, ikincisi 1890 sanayileşmesi, üçüncüsü ise 1990 yılı serbestleşme hareketlerini kapsayan üç küreselleşme aşamasından geçildiği anlaşılmaktadır. Çalışmaya konu olan üçüncü küreselleşme döneminde başlıca özelliğin; tüketimin, üretimin önüne geçmesi olduğu görülmüştür. Bu nedenle de üreticiler, tüketicileri kontrol etme üzerine odaklanmıştır. Bu kontrol, özellikle tüm dünyayı saran kitle iletişim araçlarıyla gerçekleştirilmiştir. Bazı araştırmacılar, tüm dünyayı saran ağlar ve birçok teknolojik gelişmeler nedeniyle, merkez ülkelerin diğer ülkeleri tüketim aracılığıyla etkilediğini, dünyanın gittikçe homojenleştiğini, başka bir ifadeyle; küresel bir kültürün oluştuğunu iddia etmektedir. Bu durum, "küresel tüketici kültürü kültürleşmesi" olarak da ifade edilmektedir. Diğer bazı araştırmacılar ise küreselleşmenin homojenleşmeden ziyade, kültürel çeşitliliği arttıran heterojen bir yapıya neden olduğunu savunmaktadır. Bu alandaki kuramsal tartışmalar doğrultusunda, üçüncü küreselleşme sürecinde tüketici davranışlarındaki gelişmeler, İzmir özelinde incelenmiştir. Bu incelemeler sonucunda İzmirli tüketicilerin küresel tüketici kültürü düzeyi, 7'li Likert Ölçeğine göre 4,06 olarak tespit edilmiştir. Bu düzey, İzmirli tüketicilerin ortalamanın üzerinde küresel tüketici kültürüne sahip olduğunu göstermiştir. Ayrıca küresel tüketici kültürüyle ilişkili olduğu düşünülen etnik kimlik, tüketici etnosentrizmi, materyalizm, tüketici husumeti, değerler ve ürün grupları arasında etkileşimler olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bunlara ek olarak araştırmada ele alınan değişkenlerin, demografik özellikler açısından farklılık gösterdiği gözlenmiştir. Son olarak, araştırmada kümeleme analizi sonucunda İzmir'de; küyerel davranış sergileyenlerin olduğu küme, yerel ya da geleneksel davranış sergileyenlerin olduğu küme ve kendini uluslar üstü olarak tanımlayanların olduğu küme olmak üzere üç kültür tipinin olduğu sonucu elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, Tüketici Davranışları, Homojen Toplum Yapısı, Heterojen Toplum Yapısı, Küresel Tüketici Kültürü

HeterojenHomojenKüreselleşme+6
Pınar Dursun
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Cumhuriyet kurulurken İzmir'de ücretli emeğin sosyo-ekonomik durumu

Son yıllarda Türkiye emek tarihi yazını önemli aşamalar kaydetmesine rağmen İzmir bu gelişmelerden uzak kalmıştır. Bu durum, imparatorluk ve cumhuriyet döneminde gelişmiş bir sanayi sektörü ile canlı bir limana sahip olmasına rağmen şehirdeki işçi sınıfı hakkında bilgimizin sınırlı kalmasına neden olmuştur. İzmir emek tarihi alanına mütevazı bir katkı sunma kaygısıyla hazırlanan bu çalışmanın amacı Milli Mücadele sonrasında İzmir işçi sınıfının içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik koşulları ortaya koymaktır. Tezin temel kaynaklarını teşkil eden; İzmir, İstanbul ve Ankara gazetelerinin karşılıklı analiziyle; resmi kaynaklarda ihmal edilen işçi sınıfının günlük yaşantıları, örgütlenme çalışmaları ve çalışma koşulları ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. İzmir Büyükşehir Belediyesi Kurum Arşivi'nde bulunan sicil esas defteri ile muhtelif sicil dosyaları incelenerek; dönem içerisinde belediye çalışanlarının mevcut görevleri ile önceki iş deneyimleri hakkında önemli bilgiler elde edilmiştir. Yapılan analiz sonucunda 1922-1923 yıllarında İzmir işgücünde önemli demografik dönüşümlerin yaşandığı saptanmıştır. Milli Mücadele döneminde yaşanan göçün İzmir'deki ücretli emek üzerindeki etkisi de bu incelemede ortaya çıkarılmıştır. Sınıf bilincine sahip olmadığı varsayılan işçilerin; siyasi ve ekonomik karar alma süreçlerine dâhil olduğu, pek çok araç vasıtasıyla hak arama mücadelesi verdiği ve bu amaç doğrultusunda çeşitli örgütlenmelere gittiği görülmüştür.

Cumhuriyet tarihiEkonomi tarihiEndüstri işçileri+7
Osman Akar
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Asimetrik enformasyon altında piyasa davranışları: Etik hatırlatıcılar üzerine deneysel bir çalışma

Asimetrik enformasyon rekabetçi denge modellerinin öngördüğü etkin piyasa sonuçlarına ulaşılmasını engelleyebilen hatta piyasaların çözülerek işlevini yitirmesine yol açabilen piyasa kusurlarındandır. Günlük piyasa pratiklerinde çeşitli bağlamlarda sıklıkla karşılaşılan bir olgu olarak asimetrik enformasyon, tüketim malları piyasalarında, ticarete konu ürünlerin özelliklerine ilişkin belirsizlikler üzerinden ortaya çıkabilmektedir. Ticaret öncesinde veya sonrasında tabi oldukları bu belirsizlik koşullarında dezavantajlı konumdaki nihai tüketiciler firmaların olumsuz piyasa davranışları sonucu kayıp ve zararlarla karşıya karşıyadır. Tüketici refahının azalmasına neden olan yüksek fiyatlama ve eksik muamele gibi aldatıcı piyasa davranışlarına yönelik geleneksel olarak rekabet ve tüketici politikaları öne çıkmakta ve literatürdeki çalışmalar da genellikle bu kapsamdaki kurumsal düzenlemelere odaklanmaktadır. Bu çalışmanın hedefi şimdiye kadar yapılan politika tartışmalarına etik konusunu yeni bir boyut olarak ekleyerek piyasa katılımcılarının bu konudaki davranışsal özellikleri üzerinde durmaktır. Çalışmamızda olumsuz piyasa davranışlarının dürüstlükten uzaklaşma eğilimiyle ilişkisi ve davranışsal çalışmalardaki bulgulardan hareketle etik hatırlatıcıların olumsuz piyasa davranışlarını azaltıcı etkisinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu amaca yönelik olarak çalışmamızda katılımcıların seçkisiz olarak alıcı ve satıcı rollerine atandığı deneysel piyasalara başvurularak boyutlarından birini etik hatırlatıcıların diğerini ise piyasadaki enformasyon düzeyinin oluşturduğu gruplar arası faktöriyel desen kullanılmıştır. Çalışmamızda piyasalarda şeffaflığın ve belirsizliğe yönelik iletişimin sağlanmasıyla etik hatırlatıcıların yüksek fiyatlama veya eksik muamele şeklindeki piyasa davranışını engellemede daha etkili olduğu sonucuna ulaştık. Ayrıca çalışmamızdaki temsil edilen deneyim malları ile ilgili yüksek fiyatlama veya eksik muamelenin uzun dönemli piyasa ilişkilerinin kurulduğu tekrarlı alışverişlerde sınırlı kaldığı kısa dönemli ilişkilerde ise belirginleştiği ve hatırlatıcıları hatırlama düzeyinin fiyatlama davranışı üzerinde etkisinin olmadığı diğer bulgularımız olarak sıralanabilir. Anahtar Kelimeler: Asimetrik Enformasyon, Etik Hatırlatıcılar, Piyasa Deneyleri, Davranışsal Politikalar.

Asimetrik enformasyonBilgi hizmetleriDavranışsal ekonomi+7
Ozan Uçuk
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de döviz kurlarının tüketim ve tasarruflar üzerine etkisi

Bireylerin tasarrufları, gelecekteki yatırımları ve dolayısıyla bir ekonominin büyüme oranı üzerinde ikincil bir etkiye sahip olan tüketim, GSYH'nın en büyük bileşeni olduğundan beri makroekonomide çok önemli bir rol oynamaktadır. Politik karar alıcıların tüketim üzerinde herhangi bir değişikliğe gitme eğilimi içerisinde olmaları ekonomik büyüme üzerinde bazı etkileri ortaya çıkarmaktadır. Bu durum, geleneksel tüketim fonksiyonunda harcanabilir gelir ve faiz oranı ile tüketim belirleyicilerini araştırmanın neden önemli olduğunu açıklamaktadır. Yakın geçmişe kadar, tüketim ile ilgili literatürün büyük bir bölümü, tüketim ile harcanabilir gelir veya faiz oranı arasındaki bağlantıya büyük önem vermekteydi. Ortaya çıkan sonuçlar, harcanabilir gelirin tüketim üzerinde anlamlı ve pozitif; faiz oranlarının ise negatif bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Buradan hareketle, politik karar alıcıların faiz oranı ve harcanabilir gelir yoluyla tüketimi uygun araçlar kullanarak kontrol ettiği söylenebilmektedir. Ancak, Alexander (1952) döviz kurlarını tüketimin bir belirleyicisi olarak tanımlamaktadır. Fiyatların arkasında uzun bir ücret gecikmesi olduğu varsayımı altında, Alexander, devalüasyonun bir sonucu olarak fiyatlar yükseldiğinde, marjinal tüketim eğilimi yüksek olan tüketicilerden marjinal tüketim eğilimi düşük olan üreticilere gelirin kayabileceğini savunmaktadır. Böylece, toplam harcamalar azalmaktadır. Enflasyon oynaklığının, bütçelerini tüketime ve tasarrufa ayırmaya çalışan tüketicilere daha fazla belirsizlik getirerek tüketimi azalttığı söylenmektedir. Bu çalışmada, tüketim fonksiyonunda tüketimin bir başka belirleyicisi olan döviz kuru ele alınmakta, tüketim ve dolayısıyla tasarruf arasındaki eş-bütünleşme olasılığı araştırılmaktadır. Ayrıca, tüketim fonksiyonuna döviz kuru oynaklığı da dahil edilerek model güçlendirilmiştir. Döviz kuru oynaklığının enflasyon oynaklığına katkıda bulunmasında dolayı tüketim üzerinde doğrudan etkisi olduğu gösterilmiştir. Tüketim davranışının teorik olarak modellenmesinin yanı sıra, sonuçların gelişmekte olan ekonomilerdeki iş çevrimleri ve ekonomik büyüme için de önemli etkileri vardır. Uygulamada, tüketim fonksiyonuna döviz kurunun yanı sıra GARCH modeli ile ölçülen döviz kuru oynaklığı da dahil edilerek ARDL sınır testi yaklaşımı kullanılmıştır. Buna göre, 1998-2018 yılları arası çeyreklik veriler kullanılarak Türkiye'de döviz kurlarının tüketim ve tasarruflar üzerinde kısa ve uzun dönemli etkisinin olduğu gösterilmektedir. Anahtar Kelimeler: Tüketim, Tasarruf, Döviz Kuru, Döviz Kuru Oynaklığı, ARDL Sınır Testi Yaklaşımı, Garch Modeli.

ARDL Eşbütünleşme TestiDöviz kuruDöviz kuru oynaklığı+6
Mustafa Ferhan Öke
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00

Other supervisors