Theses supervised by Prof. Dr. Zafer Akbaş

14 theses · Düzce University

Master'sOpen AccessTR

ABD dış politika kararlarının oluşumunda enerji kaynaklarının rolü: Orta Doğu örneği

Dünyanın yaşam kaynağının temel taşlarından biri enerji kaynaklarıdır. İnsanoğlu varoluşundan günümüze kadar enerji kaynaklarından yararlanmıştır. Bu nedenle geçmişten günümüze kadar geçen süreçte insanların bitmek bilmeyen ve sürekli daha da artan ilgisini üzerinde toplamıştır. Hatta tarihte yaşanan birçok savaşın ve katliamların asıl nedeni olmuştur. Çünkü enerjiye sadece tarım ve sanayide değil, kültürel ve sosyal ihtiyaçların karşılanabilmesi için de gereksinim duyulmuştur. Bu nedenle de her daim bağımlılığın yanı sıra elde edilmesinin zorunluluğunu da beraberinde getirmiştir. Sanayi devrimiyle birlikte enerji öncelikle askeri ve sanayi alanında olmak üzere birçok alanda önemini arttırarak hissettirmiştir. Günümüzde ise ülkeler toplumsal refahını, ekonomisini ve sürdürülebilir kalkınmalarını olumlu yönde gerçekleştirebilme hedeflerini enerji ihtiyaçlarını karşılama yoluyla ulaşabilmekte ve dış politikalarını bu yönde şekillendirip, uygulamaktadırlar. Bundan dolayı dünya siyaseti enerji üzerine şekillenmekte ve yaşadığımız yüzyılda ülkeler arasında enerji kaynaklarına sahip olabilmek için büyük bir rekabet yaşanmaktadır. Bu çalışmada enerjinin ve enerji kaynaklarının ülke çıkarları açısından önemi vurgulanmış, enerji politikaları kavramı tanımlanarak uluslararası ilişkilerde enerjinin rolü ortaya konulmuş, ABD'nin dış politika stratejilerinin oluşumu ve bu dış politika stratejilerini belirleyen temel unsurlar ele alınarak bu politikaları şekillendiren enerji kaynaklarından petrol ve doğal gaz incelenmiştir. Bu bağlamda Orta Doğu bölgesinin zengin petrol yataklarının ABD çıkarları açısından önemine değinilmiştir. Çalışmada enerji kaynaklarının uluslararası arenada gerek gelişmiş gerekse de gelişmekte olan ülkeler açısından sosyal ve ekonomik refah düzeyinin yükseltilmesinde ve bu arenada söz sahibi olabilmek adına bu kaynağı vazgeçilemez bir nimet olarak gören ülkelerin başında ABD'nin geldiği savunulmaktadır. Orta Doğu'daki mücadelelere katılmak ve bu mücadeleleri kendi lehine çevirmek için çeşitli bahaneler üreterek binlerce kilometre uzakta bile olsa yine de bölge üzerinde söz sahibi olmaya çalıştığı, bölgenin yer altı zenginliklerinde hakimiyet kurmak, bölge üzerindeki sözde müttefiklerine yardım etmek ya da insan haklarının çiğnendiği, soykırımın yapıldığı gibi bahanelerin arkasına sığınarak kendi çıkarları doğrulusunda bölge üzerinde faaliyetlerini sürdürmekte olduğu ve bölgedeki tek büyük gücün sadece kendisi olması için adımlar attığı savunulmuştur. ABD'nin bölgedeki asıl amacının, koltuğa hangi başkan geçerse geçsin hiç fark etmeksizin hedeflerine ulaşmak ve enerji mücadelesinde rakip devletler karşısında kazanacağı kâr paylarını ve menfaatlerini en üst seviyeye taşımak olduğu ve bunu da Amerikan ulusunun çıkarları doğrultusunda yaptığı ve ilerisi içinde yapacağı değerlendirilmiştir. Anahtar Sözcükler: Enerji, Enerji Kaynakları, Dış Politika, ABD, Orta Doğu, Petrol.

Amerika Birleşik DevletleriEnerjiEnerji kaynakları+5
Hayri Sinan Uzun
Düzce University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ekonomi politik perspektiften uluslararası politikada Çin gerçeği güçlü ve zayıf yönleriyle gelecek sorunsalı

Bu çalışmada elli sene önce aç kalıp ot kökleriyle beslenmek zorunda kalan, sonrasında yönetimdeki değişimle son otuz yılda müthiş bir kalkınma başarısı yakalayarak dünyanın ikinci süper gücü konuma gelen, bir buçuk milyar nüfusunu kontrol edebilip, doğru eğitip, başarılı çalışmalar gerçekleştiren, global markaları ülkesinde yatırma ikna edebilmiş, askeri sistemlerde özellikle de savunma sanayinde önemli başarılar yakalamış, dünyanın en yüksek dolar rezervine sahip ülkesini büyük savaşlardan uzak tutabilme başarısını göstermiş, ileri görüşlü, değerli yöneticileri ile dünyanın gıpta ederek izlediği Çin'in başarı hikayesi incelenmiştir. Çin'in bu yükselişinin arkasındaki gerçekler yönetimin otoriter yapısı, iç disiplini yüksek oranda uyum ve yüksek motivasyonla verimli çalışma, ekonominin dünyayla liberal ilişkileri başarıyla yürütebilmesi, uluslararası güçlü markaları kendi topraklarında yatırım yapmalarına ikna edebilmesi ile istihdamı arttırması, doğrudan yatırımların kaldıraç etkisini iyi değerlendirmesi kalkınmaya yüksek ivme kazandırmasına yardımcı olmuştur. Kazanımları isabetli yatırımlarla değerlendirmesi yükselişini olumlu yönde etkilemiştir ve dünyanın ikinci süper gücü konumuna yükselmesini sağlamıştır. Bu çalışmada Çin'in günümüzdeki konumu, güçlü ve zayıf yönleriyle incelenmiş ve gelecekte nasıl bir durumda olabileceğine dair öngörülerde bulunulmuştur.

Bir Kuşak Bir Yol ProjesiEkonomiUluslararası güç+3
Ümit Ermiş
Düzce University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin siber güvenlik politikaları ve siber saldırıların uluslararası etkileri

Siber güvenlik, her geçen gün daha büyük bir soruna dönüşen, yakın sayılabilecek bir geçmişe sahip bir olgudur. Teknolojik gelişmelerin geldiği nokta ve teknoloji kullanımının yaygınlaşması ile birlikte hem bireysel hem de ulusal bir önem taşımaya başlayan siber güvenlik olgusuna yönelik uluslararası arenada birçok çalışma gerçekleştirilmektedir. Çalışma kapsamında da siber saldırılardan etkilenen ülkeler olmak üzere önde gelen ülkelerin siber güvenlik politikaları ele alınacaktır. Bu amaçla ilk olarak güvenlik, ulusal güvenlik ve siber güvenlik olgularına yer verilecek alt başlıkları ile birlikte bu olgular ele alınacaktır. Bu başlıkların yanı sıra siber saldırı türleri, Türkiye'nin siber güvenlik politikalarına ve uluslararası siber güvenlik yaklaşımları ele alınarak yakın geçmişte yaşanmış saldırılar ve önde gelen ülkelerin siber güvenlik çalışmalarına yer verilecektir. Son olarak sonuç ve öneriler ile birlikte de çalışma tamamlanacaktır.

GüvenlikGüvenlik politikalarıSiber güvenlik+2
Özge Arslan
Düzce University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Soğuk Savaş sonrası dönemde çokuluslu şirketlerin uluslararası alanda değişen ekonomi politik rolü: Shell örneği

Günümüz koşullarında ülkeler açısından üstünlüklere giden yol fabrikalardan, üretim tesislerinden ve katma değer yaratan yerli ve yabancı şirketlerden geçmektedir. Gelişmekte olan ülkeler ekonomik kalkınmadaki hızlandırıcı etkisinden dolayı yabancı sermaye yatırımlarını ülkelerine çekmek isterler. Çokuluslu şirketler de kendileri açısından diğer rakiplerine karşı rekabet üstünlüğü yaratacak dış yatırımlara ve yeni pazarlara yönelirler. Hükümetler çokuluslu şirketleri ülkelerine çekmek için çeşitli tavizler vermek durumunda kalabilirler. Çünkü küreselleşmeyle birlikte çokuluslu şirketler de kendileri için en uygun şartları oluşturabilecek ülkeler arasında tercih yapabilme seçeneğine sahip olmuşlardır. Bu tavizler devletler için çeşitli riskleri barındırsa da uzun dönemde kalkınmaya hizmet edebilirler. Burada önemli olan devletlerin dengeyi iyi sağlamasıdır. Neoliberal politikalar çerçevesinde oluşan yeni uluslararası sistemde güçlerinin doruklarına ulaşan çokuluslu şirketler varlıklarını ve gelirlerini garantiye almak üzere hükümetler ve toplumlar üzerinde çeşitli stratejiler uygulamaktadırlar. Bu çalışmada çokuluslu şirketlerin soğuk savaş sonrası dönemde devlet, toplum ve kültür üzerindeki stratejik uygulamaları araştırılmıştır. Çalışmada literatür tarama tekniğinden yararlanılarak, çokuluslu şirketlerin kültürel değişim planları, kurumsal sosyal sorumluluk projeleri, sponsorluk ve lobicilik faaliyetleri çokuluslu bir enerji şirketi olan Shell üzerinden ekonomi politik açıdan değerlendirilmiştir.

Ekonomi politikalarıEnerji şirketleriKüreselleşme+4
Abdullah Yakupoğlu
Düzce University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Geçmişten günümüze salgınların sosyo-politik ve ekonomik etkileri: COVID 19 örneği

İnsanlık tarih boyunca defalarca kez salgın hastalıklar ile yüz yüze kalmış, salgın hastalıklar sebebiyle de birçok ölüme de tanıklık etmiştir. Salgın hastalıkların savaşlardan bile daha yıkıcı etkisi ortaya çıkmıştır. Salgınlar, birçok insanın ölümüne sebep olduğu için tarihe önemli not olarak düşülmüştür. Şöyle ki; salgın hastalıklarda lokomotif görevi gören ve insanlığı kurtaracak en önemli sektörlerin başında gelen sağlık alanın birçok sektörü içinde barındırıyor olması demografik özelliklerde ve sosyal hayatta meydana gelen negatif yönlü değişimlere, üretim sektörünün durmasına, ekonomik sektörlerde meydana gelen ani çökmelere neden olmuştur. Bu çalışma, salgın hastalıkların sosyo politik ve ekonomik etkilerini literatür taraması yöntemiyle ele alınarak incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada, veba ve İspanyol gribi salgınlarının sosyo-politik ve ekonomik etkileri üzerinden COVID 19 örneği sosyo-politik ve ekonomik açıdan değerlendirilmiştir.

COVID 19EğitimEğitim faaliyetleri+4
Tuğba Erişti
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye İsrail ilişkilerinde ABD etkisi: Konstrüktivist bir yaklaşım

Türkiye-İsrail ilişkileri, İsrail'in bağımsız bir devlet olarak sahneye çıktığı 1948'den bu yana inişli-çıkışlı bir seyir halindedir. Bu süreçte iki ülke arasında yaşanan olumlu veya olumsuz gelişmelere, ABD'nin kayıtsız kalmadığı görülmektedir. Zira İsrail, Amerikan dış politikasında öncelikli ve stratejik bir konuma sahiptir. İsrail'in güvenliği, ABD'nin Orta Doğu politikasını belirleyen en önemli unsurdur. Buradan hareketle, Orta Doğu'da İsrail ile sorun yaşayan ülkeler ve İsrail için tehdit oluşturan unsurlar, doğrudan veya dolaylı olarak karşılarında ABD'yi görmektedirler. Bu çalışmanın amacı, konstrüktivist bir yaklaşımla Türkiye-İsrail ilişkilerini Amerikan dış politikası ekseninde değerlendirmektir. Uluslararası ilişkilerde İsrail'e adeta kalkan olan ve İsrail'i Orta Doğu'ya yönelik dış politikasının merkezine yerleştiren ABD'nin koşulsuz İsrail desteğinin arkasında yatan sebepler, konstrüktivist bir yaklaşımla ele alınmıştır. ABD ve İsrail arasındaki özel ilişkinin bağları, konstrüktivizmin kilit kavramları olan söylemler, kültürler, kimlikler ve çıkarlar üzerinden ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Uluslararası ilişkilerde ABD'nin İsrail'i her anlamda koşulsuz destekleme politikasının ve Türkiye-İsrail ilişkilerinde ABD'nin İsrail yanlısı bir tutum sergilemesinin nedenleri, konstrüktivizmin "kimlikler çıkarları oluşturur çıkarlar da devletlerin dış politika tercihlerini şekillendirir" ana hipotezinden hareketle açıklanmaya çalışılmıştır. Bu minvalde çalışmada dış politika çıktılarına bakıldığında gerek İsrail'in Orta Doğu'daki uygulamalarında gerekse Türkiye-İsrail ilişkilerinde ABD'nin İsrail yanlısı tutumlarının kökeninde konstrüktivist yaklaşımının yattığı savunulmaktadır. ABD'nin İsrail'in Gazze'ye yönelik operasyonlarını desteklemesi, BM nezdinde İsrail'in aleyhine alınacak kararları veto etmesi, İsrail'in Filistin topraklarındaki yerleşim faaliyetlerini desteklemesi, Golan Tepeleri'nin işgalinde İsrail'e arka çıkması, Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıması ve Amerikan Büyükelçiliği'ni Kudüs'e taşıması Amerikan dış politikasındaki başlıca İsrail yanlısı uygulamalardır. ABD, diğer taraftan Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerde de İsrail yanlısı bir dış politika izlemektedir. Türkiye, başkenti Kudüs olan bağımsız bir Filistin Devleti'nin kurulmasına destek verirken, İsrail'in aksi yöndeki uygulamaları ve ABD'nin İsrail yanlısı tutumu ikili ilişkilerde kırılmalara yol açmıştır. Bununla birlikte ABD, Türkiye ile İsrail arasında yaşanan sorunlara, Davos ve Mavi Marmara gibi kriz meselelerine konstrüktivist bir anlayışla dâhil olmuştur. En nihayetinde, ABD'nin Türkiye-İsrail ilişkilerine olan yaklaşımının temel itibariyle Yahudi kimliğiyle benzer nitelikler taşıyan Evanjelist kimliğinden kaynaklandığı sonucuna ulaşılmıştır.

Amerika Birleşik DevletleriEvanjelizmKonstrüktivizm+6
Levent Özdemir
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Geçmişten günümüze ekonomik istihbarat olgusu ve Türkiye

Küreselleşmeyle birlikte ülkeler arasında etkileşim en üst seviyeye gelmiş durumdadır. Ülkeler kendilerine dost- düşman ülke gözetmeksizin birbirlerini çıkarları doğrultusunda takip etme ve takip ettiği ülkeler hakkında bilgi toplama yoluna başvurmaktadır. Özellikle günümüzde teknolojinin gelişmesi sebebiyle bilgiye erişim imkanı daha kolay olmaktadır. Her türlü yolla elde edilen bilginin doğru yöntemle analiz edilmesi de büyük önem arz etmektedir. Bilgiyi toplama toplanan bilgiyi analiz etme faaliyetlerinin en önemli nedenlerinden biride ekonomik çıkar ve ekonomik amaçlardır. Ekonomi ülkelerin temel yapı taşlarından biridir. Ülkelerin ticari faaliyetlerinden askeri faaliyetlerine varıncaya kadar birçok alanı etkileyebilmektedir. Ekonomisi güçlü olan ülke Dünya genelinde söz sahibi olabilmektedir. Ülkelerin kalkınması gelişmesi ve büyümesi küresel dünyada 'Güçlü ülke' olarak yer edinmesinde ekonomisin güçlü olmasının payı büyüktür. Ekonominin bu denli önemli olduğu günümüzde 'ekonomik bilgi edinmenin en önemli araçlarından biride Ekonomik istihbarattır. Türkiye, gelişmekte olan ülke sıfatıyla birlikte birçok alanda gelişime açık ve aynı zamanda gelişime ihtiyaç duyan ülke konumundadır. Ekonomik istihbarat olgusu da bu alanlardan biri olup Türkiye'nin hem bugünü hem de geleceği adına büyük önem taşımaktadır. Bu konunun ele alındığı çalışmada ekonomik istihbarat olgusuna genel bir bakışta bulunmanın yanı sıra Türkiye için önemine ve uygulanabilir bir model önerisine yer verilmiştir.

Askeri istihbaratEkonomik istihbaratElektronik istihbarat+3
Ömer Karakaş
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Küreselleşme çağında göç: Değerler ve çıkarlar ikileminde AB ve Türkiye göç politikalarının Suriyeli göçmenler üzerinden analizi

Küreselleşme çağında göç hareketlerinin hızlandığı, amacı ve kapsamının genişlediği, çok yönlü göç hareketlerinin ortaya çıktığı görülmektedir. Göç, insanlık tarihi kadar eski bir olgudur. İnsanlar tarih boyunca çeşitli amaçlarla sürekli yer değiştirmektedir. 2011 yılında Suriye'de meydana gelen olaylar neticesinde uluslararası sistem en önemli göç dalgalarından birine sahne olmuştur. Suriye'deki çatışmalar sonucunda yaşanan göç dalgasından en çok etkilenen ülkelerin başında Türkiye gelmektedir. Türkiye ve AB'nin Suriyeli göçmenlere yönelik politikası değerler ve çıkarlar ikileminde kıyaslanarak ele alınmıştır. Bu kıyasın amacı günümüzdeki göçmen krizinin nedenlerini, sonuçlarını, hukuki boyutlarını, gelişim sürecini ve çözümünü tartışarak bu sorunun çözülebilmesine katkı sunabilmektir. Türkiye, Suriye'den gelen göçmenlere yönelik ilk başta açık kapı politikası izleyerek dini ve tarihsel bağlarından dolayı değer odaklı bir tutum içinde olmasına rağmen zamanla sorunun git gide büyüyerek kalıcı hale gelmesi ve ülke içinde yaşanan hoşnutsuzlardan dolayı zamanla çıkarlarını önceleyen bir tutum içine girmeye başlamıştır. AB ise ilk baştan beri Suriyeli göçmenleri etnik, kültürel kimlik ve dini sebeplerden dolayı kabul etmeyerek göçü dışsallaştırma politikası gütmüştür. AB'nin değerlerle örüntülü kurulmuş bir örgüt olması üye devlet çıkarlarından bağımsız olduğu anlamına gelmemektedir. AB, insani ve evrensel değerleri çıkarları uğruna meşrulaştırarak değerleri çıkarlarına ulaşmada bir araç olarak kullanmaktadır. Bu çalışmada tezin kuramsal çatısını oluşturan İdealizm ve Realizm teorileri temelinde göç politikalarının nasıl inşa edildiği incelenmiştir. Yine Küreselleşme ve Ulus-devletler, İdealizm ve Realizm, değerler ve çıkarlar, Türkiye ve AB gibi ikili varyasyonlar üzerinden diyalektik yöntemle tümevarım usulüyle küresel çağda mülteci sorununun anlaşılmasına katkı sağlanması amaçlanmıştır. Bu diyalektik analizler yapılırken somut veriler sunulması amacıyla Suriyeli göçmenler örneği üzerinden hareket edilmiştir. Suriyeli göçmenler ile ilgili istatistikler, raporlar, haber kaynakları kullanılarak ekonomi, siyasi, din, dil, sosyo-kültürel, unsurlar üzerinden göç politikaları ile ilgili ikircikli tutumun nedenleri araştırılmıştır. Bu çalışmada yapılan araştırma sürecinde geniş kapsamlı bir literatür taraması yapılarak birbiriyle ilişkili kavramlar neden-sonuç ilişkisi içinde değerlendirilmiştir. Özellikle birincil kaynaklar esas alınmış olup istatistiki veriler, raporlar, gazete haberleri, telif ve tetkik eserler dikkate alınmıştır.

DeğerlerGöç politikalarıKüreselleşme+2
Başak Kaya
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2023
11
Master'sOpen AccessTR

Postkolonyal perspektiften Batı emperyalizminin bir uzantısı olarak kültürel mirasın yağmalanması: ABD'nin Irak yaklaşımı

Bu çalışmanın amacı, Batı emperyalizminin kültürel miras üzerindeki dönüştürücü ve yıkıcı etkilerini postkolonyal bir perspektifle incelemektir. ABD'nin Irak'a yönelik yaklaşımı üzerinden emperyalist politikaların somut ve somut olmayan kültürel mirası nasıl tahrip ettiği analiz edilmektedir. Çalışma, postkolonyal teori çerçevesinde ABD'nin Irak'a müdahalesinin altında yatan temel motivasyonları ve bu müdahalenin Irak'ın siyasi, ekonomik ve toplumsal dokusunda yarattığı değişimleri ortaya koymaktadır. Tezin teorik çerçevesi, postkolonyal yaklaşım üzerine inşa edilmiştir. Kültürel miras olgusu, uluslararası ilişkiler bağlamında ele alınmış, Ortadoğu ve Irak özelinde tarihsel ve kültürel mirasın önemi vurgulanmıştır. Çalışmada, nitel araştırma yöntemleri kullanılarak tarihsel ve güncel veriler ışığında ABD'nin Irak politikası ve bu politikanın kültürel sonuçları incelenmiştir. Araştırmanın bulguları, ABD'nin Irak'taki askeri müdahalelerinin ve işgal sonrası siyasi, ekonomik ve sosyal politikalarının ülkenin kültürel mirasında telafi edilemez zararlara yol açtığını ve Irak toplumunun kültürel kimliği üzerinde derin travmatik etkiler yarattığını ortaya koymaktadır. ABD'nin Irak politikası, ülkenin kültürel kimliğini ve mirasını hedef alan sistematik bir yıkım projesi olarak değerlendirilmiştir. Bu politikanın temelinde, Irak'ın jeostratejik önemini ve doğal kaynaklarını kontrol altına alma hedefinin yattığı vurgulanmıştır. ABD'nin Irak'a yönelik yaklaşımından, Batı emperyalist politikalarının farklı biçimlerde devam ettiği, özellikle kültürel alanda yeni bir hegemonya biçiminin ortaya çıktığı ve kültürel mirasın stratejik bir faktör olarak emperyalist hedeflere hizmet ettiği sonucuna ulaşılmıştır.

Amerika Birleşik DevletleriEmperyalizmIrak+2
Elif Miray Yazıcı
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Çin dış politikasındaki dönüşüm üzerinden Çin'in hegemon güç olma stratejisini anlamak

Çin Halk Cumhuriyeti, 1949 yılında kurulduğundan bu yana, dönemin şartlarına uygun dış politika stratejileri benimsemiştir. Mao Zedong döneminde, Çin daha içe dönük ve kendi kendine yeterli bir ülke olarak varlık göstermiştir. Ancak Deng Xiaoping döneminde, Çin kapsamlı reformlarla birlikte dışa açılmaya başlamış ve ekonomik kalkınma odaklı bir profil çizmiştir. Bu dönemde, Çin'in ekonomik hamlelerinin bölgesel ve küresel güçleri endişelendirmemesi amacıyla düşük profilli bir dış politika stratejisi benimsenmiştir. Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle birlikte iki kutuplu dünya düzeni sona ermiş ve Amerika Birleşik Devletleri, yeni sistemde üstünlüğünü bir süre devam ettirmiştir. Ancak, 11 Eylül terör saldırıları ve 2008 küresel finansal krizinin yarattığı siyasi ve ekonomik sarsıntılar, Amerika'nın bu üstünlüğünün sorgulanmasına neden olmuştur. Amerika'nın sistem içindeki etkisinin azalması, Çin'in alternatif bir güç olarak yükselişine yönelik görüşleri güçlendirmiştir.2000'li yıllardan itibaren sürekli bir yükseliş gösteren Çin, bu yükselişin sonucu olarak Xi Jinping döneminde, Deng Xiaoping 'in düşük profil politikası olan "Tao Guang Yang Hui" stratejisinden uzaklaşarak "Çin Rüyası" stratejisiyle uluslararası sistemde daha belirgin ve aktif bir rol oynamaya başlamıştır. Bu çalışmada, Çin'in dış politikasında yaşanan bu dönüşüm ve bu dönüşümlerin ışığında Çin'in yeni dönemde hegemonya hedefi olup olmadığı araştırılmaktadır. Anahtar Sözcükler: Çin, Deng Xiaoping, Xi Jinping, Hegemonya

Kübra Karakaş
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Dijital çağda toplumsal hareketlerin dönüşümü: Sivil haklar hareketi ve Black Lives Matter

Bu çalışma, dijital çağda toplumsal hareketlerin dönüşümünü, Sivil Haklar Hareketi ile Black Lives Matter hareketi üzerinden karşılaştırmalı olarak incelemektedir. İki hareketin tarihsel bağlamı, örgütlenme yapısı, siyasal talepleri ve kolektif kimlik üretimleri analiz edilerek aralarındaki süreklilik ve kopuş unsurları değerlendirilmektedir. Bu analiz çerçevesinde, Yeni Toplumsal Hareketler Teorisi hareketlerin dönüşen doğasını anlamlandırmak için temel kuramsal zemin olarak ele alınmıştır. Çalışmada, Sivil Haklar Hareketi'nin merkeziyetçi liderlik yapısı ve hukuki eşitlik odaklı talepleri ile Black Lives Matter hareketinin dijital ağlar üzerinden örgütlenen, yatay yapılı ve kültürel tanınma temelli yapısı karşılaştırılmıştır. Analizler sonucunda, iki hareket arasında tam anlamıyla bir kopuştan ziyade, tarihsel bir süreklilik içerisinde yeni koşullar ve araçlarla şekillenen bir dönüşüm olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, dijitalleşmenin protesto biçimlerini, kolektif kimlikleri ve kamusal alanla kurulan ilişkiyi yeniden tanımladığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu bağlamda, dijital çağda toplumsal hareketlerin yalnızca fiziksel alanla sınırlı kalmadığı; çevrimiçi ağlar, sembolik direniş ve kimlik politikaları aracılığıyla siyasal alanda etkili olabildiği savunulmaktadır.

Nida Aydın
Düzce University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Terör ve ekonomik kriz olgularının yumuşak güç unsuru olarak turizme etkileri: 11 Eylül saldırıları ve 2008 krizi üzerinden bir inceleme

Turizm, esnek, heterojen ve hizmet yoğun özelliklere sahip hassas bir endüstridir ve dünyadaki her olaydan olumlu veya olumsuz etkilenmektedir. Buna istinaden, bu duruma verilebilecek en önemli örnekler arasında, 11 Eylül 2001 Saldırıları ve 2008 Küresel Ekonomik Krizi yer almaktadır. Çalışmanın amacı, kırılgan bir endüstri olan turizmle, ekonomik krizler ve terör saldırıları arasındaki ilişkinin 11 Eylül 2001 terör saldırıları ve 2008 Ekonomik Krizi örnekleri üzerinden incelenmesidir. Çalışmada, hassas bir niteliğe sahip olan turizmin hem terör saldırılarından hem de ekonomik krizlerden etkilendiği savunulmakta olup etki düzeyleri ve şekilleri saptanmaktadır. Çalışmanın amacına ulaşmak için, uluslararası ölçekte en önemli olaylar olarak bilinen 11 Eylül 2001 saldırıları ve 2008 Ekonomik Krizi'nin turizme olan etkileri ve yansımaları üzerine odaklanılmıştır. Bu bağlamda, elde edilen veriler irdelenerek, terör saldırılarının ve ekonomik krizlerin turizm ile ilişki düzeyi ve etki derecesi ortaya konmuştur. Nitel araştırma modeli kullanılan bu çalışmada içerik analizi yöntemlerinden sıklık analizi kullanılmıştır. Çalışmanın evrenini, 11 Eylül 2001 terör saldırıları ve 2008 Ekonomik Krizi konularına hakim ve cevap verebilirliği olan akademisyenler ile bu olgular hakkında görüş ve bilgiye sahip, turizm işletmelerinde şuan yönetici konumunda bulunanlar oluşturmaktadır. Çalışmanın örneklem büyüklüğü, maksimum çeşitlilik örnekleme stratejisi kullanılarak ve 30 katılımcı ile görüşülerek oluşturulmuştur. Anahtar Kelimeler: Terör, 11 Eylül 2001 Saldırıları, 2008 Küresel Ekonomik Krizi, Turizm.

11 Eylül 2001 olayıEkonomik kriz 2008Ekonomik kriz+6
Çiğdem Mutlu
Düzce University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Jeopolitik perspektiften Türkiye'nin sürdürülebilir güvenlik ve kalkınmasında nükleer enerjinin rolü ve bölgesel güvenlik boyutu

Devletlerin günümüzde toplumsal refahı ve sürdürülebilir kalkınmalarını gerçekleştirebilmeleri için sürekli artış gösteren enerji taleplerini karşılamaları gerekmektedir. Bu açıdan değerlendirildiğinde Türkiye'nin sürekli artan dinamik nüfusu, şehirleşme yaşamı ve sanayi alanında yapmış olduğu yeni atılımları giderek artan enerji açığını da beraberinde getirmiştir. Enerji faktörü Türkiye'nin sürdürülebilir güvenlik ve kalkınmasının sağlanabilmesi için artık hayati öneme haiz bir güç konumundadır. Bu kapsamda Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu enerjiyi karşılamak, enerjide dışa bağımlılığını azaltmak ve ithal enerji kaynaklarında enerji arz güvenliğini sağlayabilmek için bir yandan kaynak çeşitliliği, tedarikçi ülke ve güzergâh çeşitliliği gibi uluslararası birçok alanda çalışmalarını sürdürürken, diğer yandan ise egemenlik sınırları içerisinde yürütmüş olduğu milli enerji hamleleri ile yeni enerji yatakları arama, kullanımdaki mevcut enerji kaynaklarının kapasitelerini iyileştirme, yenilenebilir ve nükleer gibi alternatif enerji kaynaklarına yönelik yatırımlarını arttırma stratejileriyle enerji arz-talep dengesini sağlamaya çalıştığı görülmektedir. 21. Yüzyıl Türkiye'sinin enerji üretim kapasitesini ve kaynak çeşitliliğini artırabilmek için yürüttüğü en önemli projesi ''Nükleer Güç Santrali'' kurma projesidir. Türkiye tüm engellemelere rağmen uzun zamandır istediği nükleer teknolojiye sahip olma konusundaki yürütmüş olduğu başarılı ve somut çalışmaları ile ulusal güvenliği ve küresel güç mücadelesinde stratejik öneme sahip bir güç çarpanı olan nükleer teknolojiyi elde etmeyi hedeflemektedir. Bu çalışmada Türkiye'nin temel enerji politikaları kapsamında sürdürülebilir güvenlik ve kalkınmasında nükleer enerjinin gereklilik durumu ile bölgesel güvenlik boyutu sorunsalı jeopolitik bir bakış açısıyla değerlendirmektir. Bu bağlamda çalışmanın hipotezi; nükleer enerjinin jeopolitik açıdan Türkiye'nin sürdürülebilir kalkınması ve güvenliğinde vazgeçilmez ve zorunlu bir kaynak olduğu, ayrıca nükleer enerjinin bölgesel güvenliğe katkı sağlayacağı savından oluşmaktadır. Yine araştırmada nükleer enerjinin Türkiye'de hem barışçıl hem de askeri güç kapsamında kullanılmasının çok boyutlu değerlendirmesi yapılarak etki ve sonuçlarının neler olduğunun tespit edilmesi amaçlanmıştır. Çalışma temelde nitel araştırma yöntemine göre yapılmış olup, yerli ve yabancı literatürden faydalanılarak veriler kaynak taraması yoluyla elde edilmiştir. Ayrıca çalışma enerji alanında faaliyet yürüten ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşların istatistik raporlarının analiz edilmesi sonucu oluşturulan grafik ve tablolar kullanılarak desteklenmiştir. Türkiye'nin nükleer enerjiye sahip olması sonucunda; enerji kaynak çeşitliliğinin sağlanarak enerji arz güvenliğine ciddi katkı sağlayacağı, enerjide ortalama % 75 oranında dışa bağımlı olan ülkemizin enerji kaynağı ithalinin azalması sebebiyle önemli bir dış ticaret açığını kapatacağı, bu bağlamda daha esnek ve bağımsız bir dış politika yürütebileceği sonucuna ulaşılmıştır. Bu nedenle nükleer enerjiye sahip olmanın Türkiye açısından bir tercihten ziyade bir mecburiyet olduğu değerlendirilmiştir. Yine Türkiye'nin nükleer enerji alanında yürüttüğü projeler ile teknik altyapısının geliştirilmesi sonucu ve yetiştirdiği nitelikli insan kaynakları sayesinde ileri teknoloji gerektiren hem ağır sanayisinin gelişmesine, hem de inşaat, çelik üretimi, tarım, tıp, savunma ve uzay gibi sektörlerin gelişimine ve ülkenin kalkınmasına önemli katkı sağlayacağı sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca Türkiye'nin nükleer alanda kazandığı tecrübe ve bilgi birikimiyle birlikte imkân ve şartların olgunlaşması durumunda yakın gelecekte hem kendi yeraltı kaynaklarını kullanabileceği, yerli imkânlarla ''Nükleer Güç Santrali'' yapabilmesi, hem de askeri alanda yürütebileceği nükleer güç çalışmalarına zemin hazırlaması açısından ve milli güç unsurlarının nükleer güç çarpanıyla desteklemesi bakımından önemli bir kazanım elde edeceği görülmektedir. Çalışmada Türkiye'nin bölgesel gerçekleri ve jeopolitik durumu nazara alındığında nükleer enerjinin ekonomik olduğu kadar aynı zamanda bir güvenlik meselesi olduğu, bu sebeple Türkiye'nin bölge ülkeleri ile karşılaştırmalı üstünlüğü bakımından nükleer güce sahip olmasının zorunlu olduğu görülmüş ve nükleer enerjinin Türkiye'nin güvenlik ve kalkınmasında vazgeçilmez bir enerji kaynağı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Ekonomik kalkınmaGüvenlikJeopolitik+6
Harun Işık Ehliz
Düzce University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Liberal perspektiften Türkiye'de dış politika yapım sürecinde aktörler ve devlet dışı aktörlerin etkisi: Düşünce kuruluşları örneği

Düşünce kuruluşlarının dış politika yapım etkileri son dönemlerde dikkatleri bu kuruluşlara çevirmiştir. Düşünce kuruluşları yeni dünya düzeniyle birlikte liberal bakış açısının özgürlükçü ve çoğulcu etkisiyle Türkiye'de daha anlaşılır olmuştur. Türk dış politikasında karar alma süreci liberal anlayışa göre çoklu araçlarla işlenmektedir. Düşünce kuruluşları da bu çoklu yapının bir parçasıdır ve Türk dış politikasının oluşumuna katkı yapmaktadır. Düşünce kuruluşları, dış politikada karar alımında bakanlıklar, hükümetler ve siyasi partiler kadar etkiye sahip olabilirler. Bu çalışmada Türk dış politikası ve bu politikaya hatırı sayılır düzeyde etki eden aktörlerden olan düşünce kuruluşlarının önemi savunulmuştur. Bu bağlamda düşünce kuruluşları medyanın desteğini alarak, çeşitli konferans, panel, analiz ve raporlar ile gücüne güç katmaktadır. Dış politika yapım sürecine etki eden düşünce kuruluşları ikibinli yıllardan sonra Türkiye'de küçük boyutlarda olmalarına rağmen daha aktif rol almaya ve alınan kararları etkilemeye başlamıştır. Çalışmada düşünce kuruluşlarının yetersiz finansal olanaklara sahip olduğu, bu nedenle kendilerinden beklenen faydayı üst düzeyde sunamadıkları savunulmaktadır. Çalışmada ikinbinli yıllarla birlikte düşünce kuruluşlarının etkisinin dünyaya paralel olarak Türkiye'de de arttığı, sayı, nitelik ve çalışan çokluğuyla beraber bu etkinin daha da artacağı değerlendirilmiştir.

Devlet dışı aktörlerDüşünce kuruluşlarıLiberalizm+3
Emine Tuba Akmes
Düzce University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00

Other supervisors