Theses supervised by Prof. Dr. Yıldıray Özbek

10 theses · Akdeniz University

Master'sOpen AccessTR

Kıbrıs'taki Osmanlı Dönemi su yapıları: Çeşme ve hamamlar

Bu çalışmada Kıbrıs'ta Osmanlı döneminde inşa edilmiş olan çeşme ve hamamlar ele alınmıştır. Tez "Giriş", "Kıbrıs'taki Su Yolları ve Yapıları", "Günümüze Gelemeyen Çeşme ve Hamamlar", "Katalog", "Değerlendirme" ve "Sonuç" olmak üzere altı bölümden oluşmaktadır. "Giriş" bölümünde konunun tanımı, amacı ve sınırları belirlenmiş; araştırma yöntemi belirlenerek, kaynaklar değerlendirilmiş ve Kıbrıs'ın tarihi hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümü oluşturan "Kıbrıs'taki Su Yolları ve Yapıları" başlığı altında Osmanlı dönemi öncesi ve Osmanlı döneminde inşa edilmiş olan suyolları, su kemerleri ve sarnıçlar incelenmiştir. "Günümüze Gelemeyen Çeşme ve Hamamlar" başlığı tezin üçüncü bölümünü oluşturmaktadır. Bu başlık altında kaynaklarda adına rastladığımız, ancak günümüze ulaşamamış veya sadece kalıntılarına rastladığımız eserler ele alınmıştır. Tezin "Katalog" bölümünde Osmanlı dönemi Kıbrıs'ında inşa edilmiş olan hamam ve çeşmelerin mimari özellikleri ortaya konulmuştur. "Değerlendirme" kısmında çeşme, şadırvan ve hamamlar, tipoloji, malzeme, kitabeler, yapı elemanları, cephe elemanları, örtü elemanları, aydınlatma ve süsleme gibi ana başlıklar altında kendi içerisinde karşılaştırılmıştır. Çalışmanın "Sonuç" bölümünde ise araştırmanın sonucunda elde edilen bulgular göz önünde bulundurularak genel yargılara varılmaya çalışılmıştır.

HamamlarKıbrısOsmanlı Dönemi+4
Enes Kavalçalan
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
11
Master'sOpen AccessTR

Burdur'da Erken Cumhuriyet Dönemi (1923-1950) okul yapıları

Cumhuriyet'in ilanı ile birlikte eğitime yönelik çeşitli düzenlemeler, yenilemeler ve gelişmeler meydana gelmiş, bu amaca hizmet eden kanun ve yeni uygulamalar ortaya çıkmıştır. Temel de kısa süre içerisinde yüzde yüz okur-yazarlık hedefi ile yurdun her bölgesinde, Maarif Vekâleti'nin belirlediği planlar doğrultusunda çeşitli tip ve projelere sahip okullar inşa edilmeye, ilim yuvaları yükselmeye başlarken; özellikle Anadolu köylerini canlandırmaya yönelik girişimler gerçekleştirilmiştir. Yeni tasarım okul binalarının beraberinde, özellikle köylerde çalışacak Köy Enstitüleri'nden mezun olan öğretmenlerin görev yapacakları okul binalarının tasarımı için bir yarışma düzenlenmiş ve bunun sonucunda üç farklı plan tasarımına sahip okul yapıları, tüm yurtta inşa edilen bir plan tipi haline gelmiştir. Cumhuriyet'e halihazırda bir eğitim kadrosu ile giren Burdur Vilayeti, bu dönemde bakanlığın gönderdiği planlar doğrultusunda yoğun inşa faaliyetlerine sahne olmuştur. Bu bağlamda pek çok okulun inşası gerçekleştirilirken, Osmanlı döneminden kalma okul yapıları da bir süre kullanılmıştır. 1923-1950 yılları arasında Burdur il ve ilçelerinde toplam 23 okul ve 2 bağımsız öğretmen lojmanının günümüze ulaştığı tespit edilmiştir. Bu okulların tümü, diğer vilayetlerle eş zamanlı olacak şekilde inşa edilen çeşitli tip projelere uygun olarak tasarlanmışlardır. Günümüze ulaşan okul yapılarının 22 adedi köylerde tespit edilmiş ve buna bağlı olarak da büyük bir çoğunluğunun Köy Enstitüleri'nden mezun olan öğretmenler için tasarlanmış olan soğuk iklim plan tipinde inşa edildikleri görülmüştür. Burdur'da günümüze ulaşan okul yapılarının çoğu, 1990 yılından itibaren köy nüfusunun azalmasına bağlı olarak taşımalı eğitime geçilmesi sebebiyle bugün atıl bir vaziyet gösterirler. Kamu yapıları arasında bulunan okul yapılarının bir an önce aslına ve tabiatına uygun olacak şekilde yeniden işlevlendirilerek, kamuya kazandırılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Okul Yapıları, Burdur, Köy Okulları, Köy Enstitüleri, Erken Cumhuriyet

BurdurErken Cumhuriyet DönemiOkul mimarisi+1
Neslihan Kılıç Duran
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

14. yüzyıl Akdeniz'inde üç İslam hanedanlığı üç külliye

XIV.Yüzyıl sonlarında bugünkü Özbekistan sınırları içinde ortaya çıkan Timurlular Akdeniz'e doğru harekete geçtiklerinde denizin çevresinde üç İslam hanedanlığı hüküm sürmekteydi. Bu devletlerden en büyüğü Mısır- Kahire'de kurulmuş ve kuzeyde Anadolu'ya, batıda Cezayir ve Tunus'a kadar hakim olmuş,"İslam'ın ve Müslümanların" koruyucusu olarak tanınan Memlûklar, Kuzey Batı Afrika'da Fas merkezli-Mağrib-i Aksa'ya hakim olmuş, İspanya'ya gazâ akınları düzenleyen Merînîler, ve Batı Anadolu'da kurulmuş Bizans'a karşı akınlarıyla, kısa sürede büyüyerek Batı Anadolu ve Rumeli'ye hakim olan Osmanlılardı. Üç büyük dinin doğduğu Akdeniz Coğrafyasında VII. Yüzyılda Arap yarım adasından başlayan İslam dininin yayılışı IX.Yüzyıla gelindiğinde Anadolu'da Bizans İmparatorluğu başkenti Konstantinapol'un surlarına, güneyde Kuzey Afrika-(Mağrip) nın tamamına, batıda İber Yarımadası'nda şimdiki Fransa sınırlarına dayanmış, bu topraklar Endülüs olarak anılmaya başlamıştı. Emeviler'le başlayan ve Abbasiler'le devam eden İslam hanedanlıkları birbirleri ile yaptıkları iktidar mücadelelerinin yanı sıra imar, ticaret, eğitim ve sanatsal faaliyetlerle egemen oldukları topraklarda kalıcı olmaya çalışmış, karşılaştıkları toplumlar ve coğrafyaların etkilerini özümseyerek eserler vermişlerdir. Bu eserlerin başlıcaları camiler, medreseler, hanlar, aşevi, şifahane gibi yapılar olup, kuruldukları şehirlerin sosyal yapısını, gelişimini ve ekonomisini etkileyip, şekillendirmişlerdir. İbadet, eğitim, sosyal yardımlaşma ve dayanışma, bunlardan yararlanan insanların barınması ve hizmet satın alma ihtiyacı, cami ve medreselerle birlikte, mescit aşevi, hastane, misafirhane(tabhane), dükkan, han gibi yapıların bir arada inşa edilmesini gerektirmiştir. Kentlerin gelişim merkezlerinde yeralan sosyal amaçlı bu yapı toplulukları "külliye"lerdir. Külliye İslam mimarisinde gelişmiş dini, sosyal, ekonomik, kurumsal yapı topluluğu türü olarak görülmektedir. Çalışmamız için XIV.Yüzyıl Geç Ortaçağ olarak adlandırılan dönemde; Akdeniz'le kıyısı olan üç Müslüman hanedan devleti seçilmiştir; Merînîler, Memlûkler, Osmanlılar. Akdeniz kıyısındaki bu hanedanlıkların birbirleri ile ilişkileri, etkileşimleri olmuş mudur? Yerleştikleri coğrafyadan, karşılaştıkları devletlerden, toplumlardan nasıl etkilenmişlerdir. Bu etkileşimin yaşamlarına, yerleşimlerine, eserlerine yansıması nasıl olmuştur? Kıyısında büyük imparatorlukların kurulduğu Akdeniz, kültürel bağlamda üç devlet için ortak bir medeniyet havzası olabilmişmidir? Bursa, Kahire, Fez'de yer alan, banileri dönemlerinin ve devletlerinin güçlü hükümdarları olan Yıldırım, Berkuk ve İnaniye Külliyelerinin, kentsel konumları, tasarım özellikleri, mimari nitelikleriyle bulundukları kente katkıları, benzeşen ve farklı yönleri tez kapsamında sorgulanacak konulardır. Anahtar kelimeler: XIV.Yüzyıl, Akdeniz, İslam Hanedanı, Külliye

14. yüzyılAkdenizAkdeniz bölgesi+6
Özlem Türker
Akdeniz University · Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Osmanlı dönemi Anadolu mimarlığında oryantalist etkiler

"Osmanlı Dönemi Anadolu Mimarlığında Oryantalist Etkiler" başlıklı bu tez, payitaht otoritesinin taşraya yansıyan devlet ideolojisini, mimari üzerinden incelemeyi amaçlamaktadır. Osmanlı İmparatorluğu'nun, Batılılaşma ile birlikte Avrupa'dan ithal ettiği Oryantalizm akımı; sanat, estetik ve üslubun yanı sıra diğer akımlardan farklı olarak, Doğu-Batı ilişkileri, din, siyaset ve ideoloji içermektedir. Bu bağlamda, Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde kendisini hangi kültürel oluşuma ait hissettiği konusunda bir fikre varılmaya çalışılmıştır. Çalışmamızda, başkent İstanbul hariç, 1874-1923 yılları arasında Anadolu'da inşa edilmiş, otuzu günümüze ulaşan, yirmisi günümüze ulaşamayan toplam elli Oryantalist etkili yapı incelenmiştir. Bu yapılar fonksiyonuna göre; altı saat kulesi, on beş polis karakolu ve jandarma binası, beş cami, altı hükümet konağı-belediye binası-diğer kamu binaları, üç banka, dört okul, altı konut, iki çeşme, birer türbe, kütüphane ve istasyon binasıdır. Yapıların Oryantalist öğeleri belirlenmiş, tipolojisi yapılmış ve üsluplarına göre sınıflandırılmıştır. Genellikle kamu yapılarında yer alan bu öğelerin, başkent ve imparatorluk topraklarındaki örnekler ile karşılaştırması yapılmıştır. Tüm veriler ışığında, devlet otoritesinin bu dönemde Avrupa'ya ve taşraya karşı yüklendiği imaj konusunda bir değerlendirmeye varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Osmanlı, Mimari, Anadolu, Oryantalizm.

MimarlıkOryantalistOryantalizm+3
Yasemin Ecesoy
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı döneminde taşrada müzecilik hareketleri

Osmanlı Devleti 1846 yılından itibaren resmi olarak müzecilik hareketlerine başlamıştır. Bu hareket aslında Batılı devletlerin yağmacı hareketlerine karşı bir önlem olarak başlamıştır. Devamında daha kurumsal bir işleyiş kazanmış ve ülkenin dört bir yanına yayılmıştır. İlk olarak Aya İrini Kilisesi, Fethi Ahmet Paşa tarafından müzeye dönüştürülmüştür. Bu sürecin devamında Osmanlı toplumu da eski eser konusunda bilinçlenmeye başlamıştır. Ülkenin her bölgesinden başkent İstanbul'a eski eserler muhafaza edilmesi için gönderilmiştir. Ülke toprakları eski eser açısından o kadar zengindi ki Aya İrini Kilisesi kısa süre sonra yetersiz gelmeye başlamıştı. Bu sebeple daha geniş bir alan olan Çinili Köşk'e geçilmiştir. Devamında burada da ek binalar yapılarak eserlerin hem sergilenmesi hem de korunması için mekanlar elde ediliyordu. Ülkede eski eserlerin başlangıçta gönderileceği tek yer başkentti. Fakat hem müze binalarının yetersizliği hem de ülkenin içinde bulunduğu ekonomik koşullar bu durumu zamanla güçleştirmeye başlamıştı. Çünkü eski eserlerin başkente nakledilmesi oldukça masraflı bir işti. Ama bütün bu sorunlara rağmen de eserlerin korunması gerekiyordu. İşte bu sebeple ülkenin başkent haricindeki taşra olarak anılan bölgelerinde de müze yapıları oluşmaya başladı. Konya, Bursa, Selanik, Kudüs, Sivas, Antalya, Ankara, Yanya ve Bergama'da eski eserlerin korunması için bilhassa idadi binalarının uygun bir bölümü kullanılmaya ve müze şubesi olarak anılmaya başlandı. Müzecilik kavramı oluşurken bu alanla ilgili de görevlendirmeler ortaya çıkmıştır. Eski eserlerin hem korunması hem de muhafaza edilecek alana gönderilmesi için "fahri müze memuru" statüsünde bireyler atanmaya başladı. Bu kişiler genellikle devlet tarafından bu alanda güvenilirlik kazanmış kişilerden seçilmiştir. Eğitim veya müzecilik alanıyla ilgili bilgi sahibi olma şartı aranmamıştır. 19.yüzyıl sonu ve 20.yüzyıl başlarını kapsayan dönemde yaşanan müze ve eski eserlerle ilgili hareketlilikler çalışmanın ana konusunu teşkil etmektedir. Başlıca kaynak olarak Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivi'nde yer alan belgeler kullanılmıştır. Arşiv belgelerinin yanı sıra güncel kaynaklar da incelenmiştir. Gerekli çıkarımlar güncel kaynaklar ve arşiv belgelerinden elde edilen bilgilerle yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Devleti, müze, taşra, eski eser

Sezen Saadet Aksu
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Tanzimat'tan sonra Karahisar-ı Sahip Sancağı'nda Türk mimarisi (1839-1923)

18.yüzyılın sonlarına gelindiğinde siyasi ve askeri gücünün batı devletlerinin gerisinde olduğunu anlayan Osmanlı Aydınları, devleti eski ihtişamına kavuşturmak için önceliği askeri alanda olmak üzere yönetim, eğitim, ulaşım ve ekonomi gibi alanlarda bir dizi reformlar yapmıştır. Bu reformlar sayesinde daha kurumsal bir kimliği bürünen devlet yönetiminde, dönemin gereği olarak İmparatorluk coğrafyasının en ücra köşelerinde bile ''Devlet İdeolojisini'' yansıtan binlerce yapı inşa edilmiştir. Fakat, şu göz ardı edilmemelidir ki; Sanat Tarihi Camiasında ''Kamu Yapıları'' olarak adlandırılan bu yeni yapı türlerinin yanı sıra geçmişi yüzyıllar öncesine dayanan Cami, Çeşme, Hamam gibi yapı türlerinin inşası da son dönemde hız kesmemiştir. ''Osmanlı Dönemi Karahisar-ı Sahip Sancağı'' sınırları içerisindeki İmar Hareketlerinin incelendiği bu çalışmada, yıkılmaya yüz tutan bir hanedanın, nasıl devletin altın çağındaki imar hareketleri ile yarışacak düzeyde yapılar yaptığı, bu yapıların inşasında gerekli kaynakları nasıl yarattığı, inşa edilen yapıların tasarımlarının merkezden gönderilen planlar doğrultusunda mı yoksa yerel ustaların inisiyatifinde mi inşa edildiği ve bu yapıların dönemin mimari üsluplarını yansıtıp yansıtmadığı gibi sorular, arşiv belgelerinden ve mevcut verilerden hareketle cevaplanmaya çalışılmıştır.

AfyonkarahisarKarahisar-ı SahibMimari+6
Kadir Türkmen
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Uluslararası sergilerde mimari temsil ve uygulama süreçlerinin Osmanlı-Mısır rekabeti üzerinden değerlendirilmesi (1851-1915 )

18.yüzyıl sonlarında Avrupa'da endüstri ürünlerinin sergilendiği ulusal sergilerin mirasçısı olarak ortaya çıkan uluslararası sergiler 19.yüzyılın ortalarından 1920'lere kadar ülkelerin uluslararası ortamdaki temsilleri bakımından belirleyici etkinlikler olmuş ve zamanla dönüşerek günümüze kadar sürdürülmüştür. Küreselleşme çağında sergiler, ekonomik, entelektüel, kültürel ve sanatsal bakımlardan farklı ülkeler ve kıtalar arasındaki etkileşimde önemli rol oynamıştır. Bu çalışmanın amacı, uluslararası sergilerde ülkelerin mimari temsil yöntemlerini ve uygulama süreçlerini Osmanlı İmparatorluğu ile Mısır arasında rekabet kapsamında değerlendirmektedir. Mısır, Osmanlı İmparatorluğuna bağlı yapısına rağmen uluslararası sergilere başından itibaren Osmanlı'dan bağımsız bir şekilde ve güçlü bir katılım sağlamış, döneme özgü koşullar nedeniyle Batılı devletlerin sağladıkları desteklerden de istifade ederek Osmanlı katılımının karşısında güçlü bir şekilde durmuştur. Bu yönüyle Mısır, Osmanlı İmparatorluğu'nun sergileme standartlarının gelişiminde ve uluslararası sergilere katılımının sürekliliğinde önemli, bir rol oynamıştır. Bu çalışmada Osmanlı ve Mısır'ın uluslararası sergilere katılım süreçleri, ülkelerin mimari temsiliyetleri, sergilere hazırlık, tasarım ve uygulama aşamalarında rol alan aktörler açısından kronolojik ve karşılaştırmalı olarak açıklanmakta ve ilgili dönem boyunca devam eden uluslararası sergilerdeki Osmanlı - Mısır rekabetinin sergileme süreçlerindeki rolü değerlendirilmektedir.

Mimari temsilMısırMısır+5
Sibel Yarar
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Antalya'da Osmanlı Dönemi mezar taşları; Alanya ve Manavgat ilçeleri

Türk kültür mirasının en güzel örneklerinden olan mezar taşları, tarihe birinci derecede kaynaklık etmeleri açısından büyük önem taşımaktır. Yapıldıkları devrin, kültürün, sanatın, etnik yapının, inancın birer yansıması olan bu çok değerli taş vesikalar bu yönleri ile düşünüldüğünde incelenerek korunması gereken en önemli eserler olmaktadır. Bu neden ile 'Antalya'da Osmanlı Dönemi Mezar Taşları; Alanya ve Manavgat İlçeleri'konulu bu tez çalışması meydana getirilmiştir. Çalışmada ilk olarak bu konu ile ilgili kaynak taraması gerçekleştirilmiş, adı geçen yerlerde mezar taşları tespit edilerek fotoğraflanmış ve katalog kısmı oluşturulmuştur. Yapılan incelemeler sonucunda Alanya ve Manavgat ilçelerinde özgün mezar formunu koruduğu durumlarından anlaşılan 76 mezar yapısı tespit edilmiştir. Bu mezarlar toprak mezar, çerçeveli mezar, sandık mezar ve kapak taşlı mezarlar olmak üzere 4 ana grupta incelenmiştir. Çalışma kapsamında katalog bölümünde baş ve ayak taşı olmak üzere toplam 400 mezar taşı tanıtılmıştır. Bunlardan 262 tanesi baş taşı, 138 tanesi ayak taşıdır. Mezar taşları erkek ve kadın olarak sınıflandırıldığında toplam 262 baş ve 138 ayak taşından, 187 baş ve 96 ayak taşının erkeklere, 63 baş ve 26 ayak taşının kadınlara ait olduğu belirlenmiştir.12 baş ve 16 ayak taşının ise hangi cinse ait olduğu tespit edilememiştir. Mezar taşlarından 3 tanesi 17.yy ikinci yarısına, 5 tanesi 18.yy ilk yarısına, 31 tanesi 18.yy ikinci yarısına, 47 tanesi 19.yy ilk yarısına, 73 tanesi 19.yy ikinci yarısına, 58 tanesi 20.yy ilk yarısına aittir. Geriye kalan 45 baş taşında(7 tanesi ayak taşı ile birlikte) ve baş taşı bulunmayan 15 ayak taşında tarih belirlenememiştir.Mezar taşlarından en erken tarihli örnek H-1085 / M-1674-75 tarihli, en geç örnek ise 1930 tarihlidir.

AntalyaAntalya-AlanyaAntalya-Manavgat+5
Burcu Keskin
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Lübnan/Trablusşam'daki Memlûk Dönemi medreseleri

Günümüzde Lübnan sınırları içerisinde bulunan ve geçmişte Tripoli olarak bilinen Trablusşam, eski devirlerden beri farklı kavim ve uygarlıklara ev sahipliği yapmış, 1289'dan itibaren 228 yıl boyunca (1289-1517) Memlûkların hâkimiyetinde kalmıştır. 26 Nisan 1289'da Haçlıların elinden alınan Trablusşam, gerçek anlamda bir şehir kimliğini Memlûk hâkimiyetinde kazanmıştır. Memlûklar tarafından 1289'da alındıktan sonra Sultan Kalavun, Haçlı şehrinin kurulu olduğu el-Mina liman bölgesini tamamen yıktırarak yeni şehri yaklaşık 2 kilometre doğuda bulunan Hacılar Tepesi'nin eteklerine kurdurmuştur. Yeni kurulan kentte iskân çalışmalarının yanı sıra cami, medrese, han, hamam, çeşme gibi yapılarla birlikte şehirleşme çalışmalarına başlanmıştır. 1294 tarihli Mansuri Ulu Camii çevresinde şekillenmeye başlayan şehir, tam anlamıyla iskâna elverişli bir hale gelmiştir. İnşâ edilen eğitim yapılarından olan ve medrese olarak bilinen yapılar bilhassa Ulu Camii çevresinde olmak üzere şehrin her tarafına kurulmaya başlanmıştır. Diğer Memlûk kentlerinden Kahire, Şam, Halep ve Kudüs gibi ilim merkezlerine nazaran daha mütevâzı bir görüntü sergileyen Trablusşam çok sayıda medrese yapısına sahiptir. Yerinde yapılan saha araştırması neticesinde Memlûk dönemine ait olup medrese olarak bilinen on altı yapı incelenmiştir. Üç farklı plan tasarımının görüldüğü Trablusşam medreselerinin hiçbirinde gerek Anadolu gerekse Memlûk coğrafyasındaki diğer kentlerde görülen medreselerde olduğu gibi öğrenci odaları bulunmamakla beraber daha işlevsel yapılar olarak inşâ edilmiştir. Bu çalışmada Trablusşam'da Memlûkler döneminde inşâ edilmiş olup medrese olarak bilinen yapılar ele alınarak, plân ve süsleme açısından çağdaşı olan diğer örneklerle karşılaştırılarak incelenmiştir.

Eğitim kurumlarıLübnanLübnan-Trablusşam+5
Ömer Söylemez
Akdeniz University · Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Geleneksel Antep evlerinde duvar resimleri

Avusturya ile 1718 yılında imzalanan Pasarofça Antlaşması ile başlayıp, 1730 Patrona Halil İsyanına dek yaşanan 12 yıllık süreç, Osmanlı İmparatorluğu'nda Lale Devri olarak adlandırılmaktadır. Bu dönem, Osmanlı İmparatorluğu'nda batılılaşma hareketlerinin başladığı dönem olarak kabul görmektedir. Batılılaşma hareketleri imparatorluğun siyasi, ekonomik ve sosyal hayatını etkilediği gibi, son derece zengin bir repertuara sahip olan sanat anlayışını da zaman içerisinde etkilemiştir. Batılılaşma hareketleriyle birlikte batı menşeili sanat akımlarının, yapıların esas çizgilerini pek fazla etkilemediği fakat, yapıların iç dekorasyonlarında hakim olmaya başladıkları görülmüştür. Batılılaşma dönemiyle beraber, yapıların süslemelerinde görülen en büyük yenilik ise duvar resimleridir. İlk örnekleriyle başkent İstanbul'da karşılaştığımız duvar resimleri, kısa süre içerisinde imparatorluğun Anadolu sınırlarında da görülmeye başlamıştır. Duvar resimlerinin Anadolu'da yayılmasında, özellikle III. Selim Dönemi'nde güç kazanan ayan ve eşrafın payı büyüktür. İstanbul modasına ve yaşantısına oldukça ilgili olan ayanlar, başkent hayatına öykünerek konaklarını duvar resimleriyle süsletmişlerdir. Anadolu'da Bursa, İzmir, Çanakkale, Antalya, Antakya, Kayseri, Nevşehir, Yozgat, Amasya ve Tokat gibi pek çok yerleşimde, duvar resimleriyle süslenmiş sivil ve dini yapılar dikkati çekmektedir. Geleneksel Antep evlerinde görülen duvar resimleri ise, başkent örneklerine yakın üslup özellikleri göstermesi bakımından, Anadolu duvar resimleri arasında özel bir yere sahiptir.

Duvar resimleriEvlerGaziantep+2
İlyas Yılmaz
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00

Other supervisors