Theses supervised by Prof. Dr. Yıldız Yılmaz Güzey
19 theses · İstanbul Beykent University
Yöneticilerin kişilik özellikleri ve duygusal zekaları ile çatışma yönetim stillerini kullanımları arasındaki etkileşime yönelik bir araştırma
Teknolojinin hızla ilerlediği günümüzde işletmelerin faaliyetlerini sürdürürken yeniliklere açık olması, değişimi kabul edebilmesi, çalışanlarını mutlu edebilen, müşteri memnuniyeti için çalışan, organizasyonu doğru yönlendirecek başarılı yöneticilere ihtiyacı vardır. Yöneticilerin başarılı olmasında kişilik özelliklerinin ve duygusal zeka yeteneğine sahip olmalarının önemi büyüktür. Organizasyonda yönetici olarak çalışan bireylerin kişilik özellikleri ile iş hayatının uyum içinde ilerleyebilmesi ve çalışanlarla bir bütün olarak hareket edebilmesi için kendi duygularını tanıyan ve etkin bir şekilde kullanabilen, çalışanlarının duygu ve düşüncelerine değer veren, onları dinleyen bir yöneticinin varlığı önemlidir. Farklı kültür ve çevrelerden gelen insanların bir arada bulunduğu organizasyonlarda çatışmaların yaşanması normal bir durumdur. Yöneticilere düşen görev organizasyonda meydana gelen bu çatışmaları etkin bir şekilde yönetebilmek ve çözümünü sağlamaktır. Araştırmada yöneticilerin kişilik özellikleri ile duygusal zekalarının birbirini nasıl etkilediği ve bu etkileşimin çatışma yönetim stillerine nasıl yansıdığını ölçülmüştür. İstanbul ilinde faaliyet gösteren otel işletmeleri, üniversite, banka, seyahat acenteleri gibi turizm, finans, eğitim sektörlerinde yapılan bu çalışmada elde edilen bulgular sonucunda kullanılan değişkenlerin birbiri ile ilişki içinde olduğu ve yöneticilerin tercih etmiş oldukları çatışma yönetim stillerine etkisi olduğu belirlenmiştir. Çalışmanın sonunda organizasyonda oluşan çatışmalarda yöneticilerin sahip oldukları kişilik özellikleri ile duygusal zekaları ve seçtikleri çatışma yönetim stilleri arasında pozitif ilişkiler tespit edilmiştir.
Şirket birleşme ve satın almaları: Türkiye örneği
Firmalar açısından devamlılıklarını sağlayabilmek, farklılaşan ve zorlaşan rekabet şartlarına dayanabilmek ve büyüyebilmek oldukça önemli bir durum haline gelmiştir. Firmaların büyüme yöntemleri arasında şirket birleşmeleri ile şirket satın almaları en çok kullanılan yöntemler haline gelmiştir. Şirket birleşmelerinin bu kadar artması bu konunun ele alınmasını gerektirmiştir. Türkiye'nin mevcut şartlarında şirket satın alma ve birleşmelerinin hem ülke içi şirketler hem de yabancı şirketler açısından ele alınması, ekonomik şartların anlaşılması açısından önemlidir. Ayrıca çalışma Türkiye'ye dışarıdan gelen ve Türkiye'de yapılan yatırımlarının potansiyelini anlamak adına yol gösterici olmaktadır. Araştırmada Bureau Van Dıjk Şirketine ait (Zephyr) Şirket Birleşme ve Satın verileri dahilinde 1996-2011 dönemi için Türkiye'de sektörler itibariyle şirket birleşme ve satın almaları incelenmiştir. Araştırma sonucunda Türkiye'de şirket birleşme ve satın almalarında özelleştirmelerin önemli bir pay aldığı tespit edilmiştir. Özelleştirmelerin arttığı dönemlerde şirket birleşme ve satın almalarına yönelik değerler rekor seviyelere ulaşmıştır.
Büyük veri ve analitik sistemlerin kullanımını etkileyen faktörlerin genişletilmiş teknoloji kabul modeli ile incelenmesi
Büyük Veri ve Analitik (BVA) Sistemler yeni bilgi teknolojileri olarak kabul edilmektedir. BVA sistemleri büyük miktarda yapılandırılmış ve yapılandırılmamış veriyi yakalamak, depolamak, aktarmak, analiz etmek ve görselleştirmek için kullanılan teknik ve teknolojiler bütünü olarak tanımlanmaktadır. Bilgi teknolojilerinde büyük veriden yararlanan ve büyük veri tabanlı karar veren işletmelerin rakiplerinden %5 daha verimli olduğu ve % 6 daha karlı olduğu görülmüştür. Fakat işletme performansı, uygulanan bilgi teknolojilerinin gerçek anlamda kullanılması ile arttırılabilir. Bu sebeple sistemi kullanması beklenen çalışanların sistemi kullanmaya nasıl karar verdiklerini anlayabilmek büyük önem taşımaktadır. Günümüze kadar teknolojinin kabulü ve benimsenmesi ile ilgili pek çok teorik model geliştirilmiştir. Teknoloji Kabul Modeli (TKM), farklı bilgi teknolojilerinin kullanıcı kabulünü tahmin etmede ve kullanıcıların yeni sistemleri kullanmasının sebeplerini açıklamada yaygın olarak kullanılmaktadır. BVA sistemlerinin kullanım kabulünü incelemek için geniş bir literatür taraması yapılmış, Teknoloji Kabul Modeli (TKM), Teknoloji Kabul Modeli 2 (TKM2) ve Planlı Davranış Teorisi (PDT) birleştirilerek entegre bir model oluşturulmuştur. Araştırma modelinde TKM'den algılanan fayda ve algılanan kullanım kolaylığı, PDT'den sübjektif normlar ve algılanan davranışsal kontrol ve TKM2'den sonuç gösterilebilirlik, işe uyum ve çıktı kalitesi değişkenleri kullanılmıştır. Bu araştırma kapsamında geliştirilen modelin veri seti tarafından desteklenip desteklenmediğini araştırmak için Türkiye'de faaliyet gösteren 35 işletmede BVA sistemleri kullanan 300 kişiye anket uygulanmıştır. Araştırma modeli, Yapısal Eşitlik Modellemesi (YEM) kullanılarak, AMOS 25 ile test edilmiştir. Araştırma sonuçları, BVA sistem kullanım niyetinin %56'sının algılanan fayda, algılanan davranışsal kontrol ve sübjektif normlar tarafından açıklandığını göstermektedir. Bu değişkenler arasında algılanan faydanın güçlü bir etkiye sahip olduğu bulunmuştur. Bu araştırma BVA sistemlerinin kullanım kabulü hakkında var olan bilgi birikimini genişletmekte ve BVA sistem uygulayıcılarına ve sistem tasarımcılarına nelere odaklanmaları gerektiğine dair elde edilen bulgular ile ışık tutmaktadır.
Bireysel kariyer planlaması, kişisel faktörler ve iş memnuniyeti: Kadın polisler üzerinde bir uygulama
Örgütlerin rekabet üstünlüğü sağlayabilmeleri nitelikli çalışanlara sahip olmasına bağlıdır. Nitelikli çalışanlar, kişisel özelliklerini iyi bilen ve kendisine en uygun işin ne olduğunu tespit edip bu doğrultuda kariyer planlaması yapan bireylerdir. Kendisine en uygun işi ve kariyer planlaması yapan bireylerin iş tatminleri de yüksek olmaktadır. Bu nedenle kişilik özellikleri, kariyer planlaması ve iş tatmini arasında ilişki bulunduğu görülmektedir. Bu araştırmada, İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde görev yapan Kadın Polislerin kişilik özelliklerinin kariyer planlamalarına olan etkileri ve kariyer planlamalarının iş tatminleri üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Araştırmaya İstanbul Emniyet Müdürlüğü bünyesinde farklı bölümlerde çalışan 110 kadın polis katılmış olup, katılımcılardan toplanan nicel veriler istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Kişilik özelliklerini iyi tanıyan bireylerin kariyer planlamalarını doğru yaptıkları ve istedikleri işte çalışmalarının iş tatminlerini olumlu yönde etkilediği tespit edilmiştir. Katılımcıların demografik özelliklerinin kariyer planlama üzerinde etkisinin olduğu, demografik özelliklerin polislerin genel memnuniyetlerini etkilediği, polislerin kişisel özellikleri ile kariyer planlama arasında anlamlı bir ilişkinin olduğu, kişisel özelliklerin genel, iç ve dış memnuniyete etkisinin olduğu tespit edilmiştir.
Çevre denetiminin etkinleştirilmesine yönelik kurumsal modeller: Türkiye örneği
1972 Yılında yapılan Stockholm Konferansında çevre kirliliğinin dünya gündemine taşınması sonucu ortaya çıkan çevre bilinci, Birleşmiş Milletleri' in Çevresel Programı (UNEP), Kyoto Protokolü, Avrupa Birliği'nin çevre konusundaki çalışmaları ve BM Global Compact ile gelişimini sürdürmektedir. BM şirketleri sorumluluk sahibi bir biçimde faaliyet göstermeye ve çevre konusunda toplumu desteklemeye teşvik eden girişimlerini sürdürürken şirketlerin sadece mali kaynaklarına değil, aynı zamanda insanlara, toplumlara ve gezegene değer katmalarını sağlamaya çalışmaktadır. Türkiye uluslararası düzeyde yaşanan çevre ile ilgili gelişmeleri yakından takip etmekte, dünyada uygulanan politikalarla uyumlu bir şekilde çevre denetiminin sağlanması, çevrenin korunması ve bilinçlendirme çalışmalarını sürdürmektedir. Bu süreçte, çevre bilincinin ve eğitiminin bireysel düzeye indirilmesi, kamuoyunda çevre farkındalığının yaratılması çevre politikalarının uygulanmasında büyük önem taşımaktadır. Çalışmanın amacı "Çevre denetiminin daha etkin hale getirilmesi için çevre paydaşlarının çevreye karşı sorumluluk bilincinin saptanması ve nasıl gerçekleştirileceğine dair kuramsal bir bakış açısı" ortaya koyulmasıdır. Bu amacı gerçekleştirebilmek için işletmelerin ve işletme yöneticilerinin çevre denetimi ve çevreyi koruma konusundaki tutumunu, çevre politikalarını ve çevre bilinç düzeyini ölçen" bir araştırma yapılmıştır. Sonuç olarak Türkiye'nin ve Türkiye'de faaliyet gösteren işletmelerin genel olarak çevre konusunda geri kaldığı görülmüştür. Çevre konusunda gönüllülük ve sorumluluk alma ilkesinden ziyade, çevre paydaşlarının devlet yaptırımlarıyla teşvik edilmesi gerektiği ortaya çıkmıştır.
Kadın girişimciliğini destekleyen sivil toplum kuruluşlarının kadın girişimciliğine etkisinin İstanbul ili için incelenmesi
Girişimciliğin temellerinin 20. yüzyılda modern iktisat yaklaşımında Shumpeter'in "The Theory of Economic Development" adlı kitabı ile atıldığı bilinir. Yeni bin yılın başlamasıyla birlikte girişimciliğin gelişmekte olan ülkelerde daha çok desteklendiği görülmektedir. Ekonomik hayat içinde yeterince yer alamayan kadınların, kadın girişimciliği konusunda da varlık gösteremediği gözlemlenmektedir. Diğer yandan kadın ile ilgili sivil toplum kuruluşlarına ilginin artmasıyla birlikte, kadın kooperatifleri, kadın dernekleri, 2002 yılında kadın girişimcilerin kurduğu Kagider ve benzeri oluşumlar toplumsal hayatımızda yerlerini almaktadır. Girişimciliğin gelişmekte olan ülkeler için artan önemi, yüzde elli olan kadın nüfusunun yaklaşık olarak yüzde otuzunun ekonomiye katılabilmesi ve buna ek olarak kadın girişimciliğini destekleyen sivil toplu kuruluşlarının (STK) bu konuda neler yapabildiği konusu, aralarındaki ilişki ve etkileşim önem kazanmaktadır. Hızla değişen teknolojiye bağlı olarak değişen örgüt yapıları Birleşmiş Milletler Binyıl kararları ile postmodern etkilerin daha belirgin görülmeye başlanması, STK'ların önemi, şirketlerde kurumsal sosyal sorumluluk yapılanmaları, kadın istihdamı ve girişimciliğindeki yaklaşımlar ile bunlar arasında var olabilecek etkiler araştırmanın kapsamındadır. Kadın girişimciliğini destekleyen sivil toplum kuruluşlarının, kadın girişimciliği üzerinde etkilerinin olup olmadığı ve kadınların beklentileri ile bu STK'ların faaliyetlerinin ne kadar uyumlu olduğu incelenmiştir. Bu nedenle çalışmada, kadın girişimciler ve kadın girişimciliğini destekleyen sivil toplum kuruluşlarının arasında etkileşim üzerinde durulmuştur. Kadın hayatın içinde birçok fonksiyonu yerine getirmeye kodlanmıştır. Bu nedenle, kadınların girişimcilik konusundaki yaşadıklarında toplumsal cinsiyet yaklaşımının etkisi postmodern bakış açısıyla değerlendirilmiştir. Bu araştırmanın temel amacı; Kadınların girişimci olurken ve bu girişimciliği sürdürürken karşılaştığı olumlu ve olumsuz durumlar nelerdir araştırmak, kadınların kadın girişimciliğini destekleyen STK'larla nasıl karşılaştıkları, beklentilerinin kadın girişimciliğini destekleyen sivil toplum kuruluşlarının faaliyetleri ile ne kadar uyumlu olduğunun anlaşılmasıdır. Buna bağlı olarak "Kadın girişimciliğini destekleyen STK'ların kadınları desteklemek amacıyla gerçekleştirdiği faaliyetler kadın girişimciliğini destekliyor mu ne fayda yaratıyor, faaliyet ve etkinliklerini değerlendirebiliyorlar mı? Bu konuda ki geri dönüşleri nasıl ölçüyorlar?" konusunun araştırılması ve analiz edilmesidir. Böyle bir konunun nitel araştırma yapılarak derinlemesine mülakat yöntemi ile irdelenmesinin uygun bir bilimsel yöntem olacağı düşünülmüştür. Sorular ve Mülakat süreci postmodern feminist yaklaşımla gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada Maxqda nitel içerik analizi kullanılmıştır.
Halka ilk defa arz edilen şirket paylarının fiyat performans analizi: Borsa İstanbul A.Ş.'nin etkinliği üzerine bir çalışma
Çalışmanın amacı özellikle bilgisel etkinlik üzerinde durularak yatırımcıların ilk halka arzdan sonra normal üstü getiri elde etmesi mümkün müdür sorusuna cevap bulmaktır. XU100 ve XU30 Endekslerine göre düzeltilmiş getiriler incelenmiş, Etkin Piyasa Hipotezine göre aykırı durumun tespit edilmesi sonucu düşük fiyatlama ile karşılaşıldığı, düşük fiyatlamaya neden olan faktörler tespit edilmiştir. Borsa İstanbul A.Ş.'de 2010 ile 2015, 2016 ile Ocak 2020 dönemlerinde ilk defa halka arz edilen payların ilk gün, kısa dönem ve uzun dönem olarak fiyat performansları detaylı olarak inceleyemeye tabi tutulmuştur. 2010 ile 2015 dönemi için ilk gün ortalama ham getiri %4,97, piyasaya göre düzeltilmiş getiri XU100 Endeksine göre %5,11, XU30 Endeksine göre %5,08 olarak hesaplanmıştır. Kısa dönem kümülatif ortalama piyasaya göre düzeltilmiş getiri XU100 için %9,82, XU30 için %9,85 olarak tespit edilmiştir. Uzun dönem için kümülatif ortalama piyasaya göre düzeltilmiş getiri XU100 için -%10,56, XU30 için -%12 olarak hesaplanmıştır. İlk günkü düşük fiyatlama için yapılan regresyon modeline göre şirketin yaşı, halka arz oranı, halka arza aracılık şekli ve standart sapma bağımsız değişkenlerinin önemi tespit edilmiştir. Sonuçlar ilk gün ve kısa dönem için düşük fiyatlamanın devam ettiği, piyasanın etkin olmadığı ancak uzun dönemde düşük performans ile karşılaşıldığını göstermiştir. 2016 ile Ocak 2020 dönemi ilk halka arzlarında ortalama ham getiri %5,94, piyasaya göre düzeltilmiş getiri XU100 Endeksine göre %5,63, XU30 Endeksine göre %5,60 olarak hesaplanmıştır. Kısa dönem kümülatif ortalama piyasaya göre düzeltilmiş getiri XU100 için %12,87, XU30 için %12,89 olarak tespit edilmiştir. İlk günkü düşük fiyatlama için yapılan regresyona göre halka arz fiyatı ve standart sapma bağımsız değişkenlerinin önemi tespit edilmiştir. Aynı şekilde ilk gün ve kısa dönem için düşük fiyatlamanın devam ettiği piyasanın etkin olmadığı desteklenmiştir.
Sağlık hizmetlerinde büyük veri: Mobil sağlık uygulamalarının kullanımını etkileyen faktörlerin Genişletilmiş Teknoloji Kabul Modeli ile incelenmesi
Büyük Veri ve Analitik Sistemleri (BVA) büyük miktardaki ve çok çeşitli yapılardaki verilerin depolanmasını, gerçek zamanlı olarak analiz edilmesini ve görselleştirilmesini sağlamaktadır. BVA, toplumumuzu ve yaşamlarımızı dönüştürmekte ve giderek daha fazla değişim vadetmektedir. Toplumun BVA ile entegre edilmiş mobil sağlık (m-sağlık) uygulamalarını kullanması, sağlığın teşviki ve geliştirilmesi için önemlidir. Araştırmanın amacı, BVA'nın m-sağlık uygulamaları ile entegre edilmiş bilgi sistemlerinin tüketicilerin benimseme davranışı üzerindeki etkisini araştırarak teknoloji benimseme literatürünü genişletmektir. Araştırmada Planlı Davranış Teorisi, Teknoloji Kabul Modeli ve Bilgi Sistemleri Başarı Modeli'nin entegrasyonu sağlanarak yeni bir model geliştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini İstanbul ilinde yaşayan 18 yaş üstü Hayat Eve Sığar (HES) kullanıcıları oluşturmaktadır. Araştırma verilerinin toplanması aşamasında anket yöntemi tercih edilmiş ve kolayda örnekleme yöntemi uygulanmıştır. Elde edilen 400 anket verisi ile ilgili temel istatistiksel analizler için SPSS 24 kullanılmıştır ve veriler yapısal eşitlik modeliyle test edilmiştir. Araştırma bulgularına göre; BVA ile entegre edilmiş m-sağlık uygulamaları kapsamında subjektif norm, algılanan davranışsal kontrol, algılanan bilgi kalitesi, algılanan sistem kalitesi, algılanan fayda ve algılanan kullanım kolaylığının kullanım niyeti üzerinde pozitif etkisi olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca algılanan kullanım kolaylığının, algılanan fayda üzerinde pozitif etkisi tespit edilmiştir. Araştırma teknoloji benimseme literatürüne katkı sağlamaktadır ve sağlık hizmetleri endüstrisinin iş modellerini yeniden yapılandırmasına yardımcı olabilir.
Yönetimde cinsiyet farkları, kariyer öncelikleri ve iş koşullarına duyarlılık: Turizm sektöründe bir uygulama
Ekonomik amaçların yanı sıra, psikolojik bir boyutu olan insanoğlunun, toplumda kendine yer edinmek ve başarılı olmak için kariyer sahibi olmak istemesi, kadın ya da erkek ayırmaksızın bütün çalışanların kendi ilgi ve beklentileri çerçevesinde kariyer hedeflerinin olması, ancak kadının önünde cinsiyet farklılıklarından doğan çeşitli engellerin varlığı yer almaktadır. Kadınların iş hayatında zaman geçtikçe artan sayıları, yönetim kademelerine çok kısıtlı yansımıştır. Bu çalışmanın temel amacı; turizm sektöründe çalışanların cinsiyet farklılıkları, kariyer öncelikleri ve iş koşullarına duyarlılığının neler olabileceğini açıklamaktır. Ayrıca turizm sektöründe kadınların cinsiyet ayrımcılığı ve fırsat eşitsizliği, mobbing yaşayıp yaşamadığı, kadın yöneticilere karşı önyargıların olup olmadığı ve ev ile iş yaşamı arasında ikilemde kalıp kalmadığının incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak anket formu kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini İstanbul ili Avrupa yakasında bulunan otellerde çalışan yöneticiler oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında basit tesadüfi örneklem yöntemi kullanılarak 100 kişiye ulaşılmıştır. Araştırmanın veri analizinde SPSS 21,0 istatistik paket programı kullanılmıştır. Verilerin çözümlenmesinde frekans, yüzde, ortalama, standart sapma gibi tanımlayıcı istatistikler ile hipotez testleri bölümünde bağımlı değişkenler normal dağılım şartına uymadığı için parametrik olmayan Kruskall Wallis ve Mann Whitney testlerinden faydalanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; turizm sektöründe cinsiyet ayrımcılığı yapılmasa da kadın yöneticilere karşı gizli bir önyargı olduğu görülmektedir.
Kaynak temelli bakış, sürdürülebilir rekabet avantajı, işletme kaynakları ve yetenekleri: Otomotiv sektöründe bir araştırma
Rekabet avantajı elde etmek ve bunu sürdürebilmek için stratejik kaynaklar olarak değerlendirilen, firma kaynaklarının değerli, nadir ve taklit edilemez (ya da taklidi maliyetli) olması gerekir. Bu çalışma kaynak temelli bakış kapsamında, maddi ve maddi olmayan kaynakların ve organizasyon yeteneklerinin VRIO çerçeve kullanılarak; değerli, nadir, taklit edilemez (ya da taklidi maliyetli) özelliklerinin firma performansına etkileri araştırılmıştır. Otomotiv endüstrisinde TAYSAD üyesi ve Marmara, Ege bölgesinde faaliyet gösteren, 141 firma yöneticisinden elde edilen veriler güvenilirlik testi uygulamasından sonra, yapısal eşitlik modeli (YEM) ile test edilmiştir. Bu çalışmanın sonucunda, firmaların sahip olduğu maddi ve maddi olmayan kaynak ve organizasyon yeteneklerinin, değerlilik, nadirlik ve taklit edilemezlik (ya da taklidi maliyetli) özellikleri ile firma performansı üzerinde olumlu, etkileri tespit edilmiş, bazı boyutlarda ise etkilemediği görülmüştür. Anahtar Kelimeler : Kaynak Bağımlılığı (RD), Kaynak Temelli Bakış (RBV),Organizasyon, Kaynaklar, Yetenekler, VRIO Çerçeve
Kaynak bağımlılığı teorisi: Türk bankacılığında sistem, performans ve kaynak olarak insan, 2002 - 2013
Kaynak Bağımlılığı Teorisi; örgüt faaliyetlerinin çevre tarafından sınırlandırıldığını, örgütlerin çevre tarafından kontrol edildiğini savunmakta örgütlerin ihtiyaç duyduğu kaynaklar sebebiyle çevreden etkilendiklerini, ürettikleri mal ve/veya hizmetler için bilgi sermaye, araç-gereç, malzeme, hammadde ve insan kaynaklarına ihtiyaç hissettiklerini söylemektedir. Kaynaklar çevre tarafından kontrol edilmektedir. Örgütün kaynaklara olan bağımlılığı arttıkça ve kaynaklar üzerindeki rekabet yoğunlaştıkça, çevrenin de örgüt üzerindeki kontrolü artmaktadır. Kritik kaynaklar, eksikliği halinde örgütün fonksiyonlarını yerine getiremeyeceği girdilerdir. Bu nedenle örgütün bu kaynaklara olan bağımlılığını azaltacak stratejiler geliştirilmesi gerekmektedir. Kritik kaynaklara olan bağımlılığı azaltmak için; kaynak sağlayıcıları çoğaltmak, satıcılarla ortak yatırımlar yapmak, bu örgütlerin yöneticileri ile kişisel ilişkileri geliştirmek, tedarikçi firmaların yönetimine girmek gibi stratejiler kullanılabilir. Hükümet kurumlarına olan bağımlılığı azaltmak için, lobi yapmak, tanıtım ve halkla ilişkiler; insan kaynaklarına ve bilgiye olan bağımlılığı azaltmak için, şirkette çalışmayı cazip hale getirmek, meslek oda ve birliklerinin yönetimine girmek, yeni ürünlerin üretimi veya piyasadan çıkmak izlenecek stratejiler arasında sayılabilir. Kaynak Bağımlılığı Teorisi açısından Bankacılık sistemini ve Türk Bankacılık sisteminin 2002-2013 Yılları arasındaki sistemini, performansını ve bu sistem içerisinde kaynak olarak 'İNSAN' kaynağının rolünü, önemini ve yıllar içerisindeki performansı ve gelişimi değerlendirilmiştir.
Örgütsel hafızanın örgütsel değişime direnç üzerindeki etkisi: İstanbul'da inşaat sektöründe örnek bir uygulama
Bu araştırmada, işletmelerin değişim çabası içerisinde karşılaştıkları dirence, örgütsel hafızanın etkileri ele alınmış, değişime direncin nedenleri ve nasıl ele alınması gerektiği anlatılarak ve örgütsel hafızaya körü körüne bağlanmayan yani vazgeçme yeteneği gelişmiş olan işletmelerde değişime direncin diğerleri kadar kuvvetli olup olmadığı değerlendirilmiştir. Çalışmanın temel amacı, örgütsel hafızanın alt boyutlarının, değişime olan dirence etkilerinin yanı sıra, değişime direncin ele alınması noktasında önemli bir faktörün varlığının ön plana çıkartılması ve bu sayede değişim yönetimi çabası içerisine girecek olan yöneticilere değişime olan direnci azaltmada önemli bir anahtar gösterme düşüncesidir. Araştırma İstanbul Ticaret Odasına kayıtlı, inşaat sektöründe faaliyet gösteren, işletmeler üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırma modeline temel teşkil eden örgütsel hafızayla değişime direnç arasında pozitif yönlü ilişkiler olduğu düşüncesi, analiz sonuçlarıyla alt boyutları arasında belirli düzeyde kendini göstermiştir. Benzer şekilde vazgeçmenin, değişime direnç ve örgütsel hafıza ile negatif yönlü ilişkileri de alt boyutlar seviyesinde ortaya koyulmuştur. Kurumların sahip oldukları bilginin, değişim durumunda olumsuz etkilerde bulunabileceği ve bu olumsuzluğun zayıflatılması için de vazgeçme yeteneğiyle hareket edilmesi gerekliliği açığa çıkmaktadır.
İşletme yönetimi eğitiminin kurumsallaşması ve piyasa temelli perspektifi
Günümüzde bilgi teknolojileri ile birlikte değişen koşulların hızla kendini göstermesi ve işletmelerin bu gelişime uyum sağlayabilmesi rekabet avantajı elde etmesini sağlamıştır. Değişen bu koşullarla birlikte işletmelerin yönetimi ve piyasanın beklentilerini karşılayabilme gücüde önem kazanmıştır. İşletmelerin etkinliği ve başarısı çalışan personelin göstermiş olduğu performans ile doğru orantılıdır. Çalışan performansı ne kadar yüksek olursa verilen hizmet kalitesi o kadar yüksek olacaktır. Çalışanın verimli bir iş çıkarabilmesi öncelikle işe uyumu ve becerisi ile ölçülebilir. Buradan hareketle işletme yönetimi eğitimi araştırmaya değer bir konudur. Araştırma kapsamında Türkiye'nin büyük 500 firması esas alınarak, web üzerinden mail adreslerine ulaşılmış e-posta aracılığı ile anketler firmalara ulaştırılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre işletme yönetimi eğitiminin, işletmelerin çalışanlardan bekledikleri mesleki yetkinlikler arttıkça Amerikan tarzı işletme yönetimi eğitimine yatkın hale geldiği söylenebilir. Anahtar Kelimeler : İşletme Eğitimi, Yönetim, Kurumsallaşma
Organizasyonlarda teknoloji kullanımı ve performans ilişkisi: Türk bankacılık sistemi örneği
Bu çalışmada, dünden bugüne önemi giderek artan teknoloji kullanımı ile organizasyonlardaki performans arasında ilişki durumu, daha özelde ise internet bankacılığı kullanımı ile banka performanslarının finansal, insan kaynakları ve örgütsel perspektiften ilişkili olup olmadığı, eğer ilişki varsa ilişkinin yönü test edilmiştir. Bu ilişkinin araştırılması için 2006 – 2014 dönemine ait internet bankacılığı hizmeti sağlayan bankaların yıllık verileri SPSS istatistik programı yardımı ile korelasyon analizine tabi tutulmuştur. Buna göre internet bankacılığı işlemleri ile örgütsel perspektif arasında yüksek dereceli ve pozitif bir ilişki ortaya çıkmıştır. Yani internet bankacılığı işlemleri arttıkça bankaların örgüt yapıları da genişlemiştir. İnternet bankacılığı işlemleri ile insan kaynakları arasındaki ilişki yüksek düzeyli çıkmıştır. Ancak banka personelinin eğitim seviyesi düşük olduğunda ilişki negatif iken, eğitim seviyesi arttığında ilişki pozitife dönmüştür. Son olarak, internet bankacılığı işlemleri ile finansal perspektif (rasyolar) arasındaki ilişki durumu diğerlerine göre daha az çıkmıştır. Hatta bazı alt kriterlerde ilişki bulunamamıştır. İlişki durumu çıkan kriterlerde de şube rasyoları hariç hemen hemen bütün alt kriterlerde negatif bir ilişki ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler : Teknoloji, Organizasyon ve Teknolojik Gelişme,Performans, Banka Performansı, İnternet Bankacılığı
Proje yönetiminde olgunluk seviyesi ölçülmesine yönelik araştırma
Bu çalışmada Türkiye'de teşvik mekanizmaları ile desteklenen ve teknoloji geliştirme tabanlı kurulan ticari işletmelerin kapsam, zaman, maliyet, kalite, risk, insan kaynakları, iletişim ve tedarik yönetimlerindeki olgunluk seviyeleri ölçülecek ve çıkan sonuçlara göre değerlendirilecektir. Anket yöntemiyle yapılacak olan çalışmada ilgili işletmelerin yönetimsel olgunluk seviyeleri ölçülecektir. Anketler ile elde edilen bilgilerin analiz edilip ilgili işletmelerin yönetimsel olgunluk seviyelerinin ölçülmesi ve olgunluk seviyelerinin arttırılmasına yönelik çözümler sunulması hedeflenmektedir. Yeni bir buluş geliştirmeyi amaçlayan teknoloji girişim firmalarının olgunluk seviyelerinin yüksek olması varlıklarını uzun süre sürdürebilmesi açısından önemlidir. Olgunluk seviyesinin yüksek olduğu teknoloji girişim firmalarının artması bu firmaların daha uzun süre ayakta kalmasına katkıda bulunacağından dolayı bu firmaların daha fazla ürünle milli gelire katkıda bulunması beklenmektedir
Kadın akademisyenlerin kariyer sorunları: Türkiye ve Azerbaycan karşılaştırmalı araştırma
Kadınların girmekte, yükselmekte ve erkek meslektaşları karşısında ayakta durabilmekte güçlük çektikleri meslek gruplarının başında "akademisyenlik" gelmektedir. Bugün kadının toplumsal ve ekonomik yaşama en ileri düzeyde katılmanın sağlandığı ülkelerde bile "kadın akademisyen" kavramını yerleştirmek için büyük çabalar harcanmaktadır. yapılan çalışmalarda da bayan ve erkek akademisyenler arasında kariyer gelişiminde rol oynadığı düşünülen öz yeterlikleri açısından hiçbir farklılık saptanamadığı ancak hizmet sektöründe sıkı çalışma, pozitif tutum ve iletişim etkinliği gibi faktörlerin bayanlar için birer sorun ve engel olarak ortaya çıktığı görülmektedir. Bu duruma yol açan pek çok faktör sayılabilir. Toplumsal değerler, kişisel özellikler, kurumsal uygulamalar, aile desteği bunlar arasındadır.Katılımcıların bir kurumun en önemli varlığı olduğu açıktır. Yapılan her türlü düzenlemeler, konulan her çeşit kurallara rağmen kurum performanslarında farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Bunun sebebi insan faktörüdür. İcracı olarak değerlendirebileceğimiz katılımcıların her süreçte etkileri bulunmaktadır. Akademisyen Öz-Yeterlik İnancının sağlanmasında katılımcıların önemli bir etken olduğunun savunulduğu bu tez çalışmasında, iki grup incelenmiş ve ikisinde de iş doyumlarının Akademisyen Öz-Yeterlik İnancına direkt etkisi olduğunun tespit edildiği faktörler ortaya çıkartılmıştır. Türk Üniversiteleri katılımcılarının haklar faktöründen, Azerbaycan Üniversiteleri katılımcılarının ise ödüllendirme faktöründen olumlu yönde etkilendiklerinde vatandaşın da memnuniyetinin olumlu etkilendiği sonucuna ulaşılmıştır.
Kurumsal yönetim çerçevesinde uygulanan etik kurallara ilişkin algı: Bankacılık sektöründe bir araştırma
Tarafların uyması veya kaçınması gereken davranışlar bütünü olan etik, bireyler arası ilişkilere zemin oluşturan sosyal, kültürel, ekonomik ve bilimsel değerlerini kapsayan maddi ve manevi öğelerin bütünü olup normların doğru veya yanlış, iyi veya kötü gibi kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kuralları ele alan bir disiplindir. Bu doğrultuda araştırmanın amacı kurumsal yönetimde iş etiği ve iş etiğinin gerekliliğinin değerlendirilmesi, kurumsal yönetimde etik lider ve etik davranış ilişkisi, örgütsel etik iklimin ve çalışanlar üzerine etkisinin açıklanmasının yanında bankacılık sektörü çalışanlarının, kurumsal yönetim çerçevesinde uygulanan etik kurallara ilişkin algısı ve etkilerinin ortaya konulmasıdır. Veri toplama metodu olarak anket yöntemi kullanılmış olup, ankette on adet demografik soruyla beraber on adet etik liderlik ölçeği, on bir adet etik iklim ölçeği ve beş adet etik dışı davranış ölçeğine yönelik dokuz adet soru sorulmuştur. Bu araştırma birbirini etkileyebilecek iki farklı durum arasındaki ilişkilerin çeşitli değişkenler açısından incelendiği ilişkisel bir tarama modelidir. Araştırmaya katılan banka çalışanlarından toplam 300 personele ulaşılmıştır.
Projelerde kritik başarı faktörleri (İnşaat sektörü)
Projelerin başlangıcı, ilerleyişi ve bitimindeki süreç projelerin başarısı ve kalitesine etkileri vardır. Günümüz ihtiyaçlarından dolayı pazarda en büyük paya sahip inşaat sektöründeki başarı faktörlerini belirlememiz önem arz etmektedir. Araştırmanın amacı rekabet halindeki inşaat sektörlerinin uygun proje başarı ölçüm modelinin kullanılabilirliğini test etmektir. İnşaat sektöründe bu model ile planlanan hedeflerden hangilerine ulaşılıp nelere ulaşılamadığının belirlenmesi açısından önemli görülmüştür. Çalışmanın genelinde projenin evrelerinden, kritik başarı faktörlerinin işletmeler ve inşaat sektörü üzerindeki etkilerinden bahsedilmiştir. Daha önce yapılan araştırmalar ile anket sonuçları karşılaştırılıp değerlendirilmiştir. Değerlendirme tanımlayıcı araştırma metodu ile yapılmış olup veri toplama aracı olarak anket tekniği kullanılmıştır. Cinsiyet ayrımının kritik başarıda herhangi bir etkisi olmaz iken proje yöneticisi olarak yapılan proje sayıları, proje yöneticisi olarak firmadaki kıdem yılı, tamamlanmış proje sayısı faktörleri başarıda maliyet, kalite, performans, güvenlik, iş çevresi, iş programı gibi konular üzerinde rol oynamaktadır. Literatür ve anket kısımları ile toplamda 3 ana bölümden oluşan bu çalışmada bir proje yöneticisini ve projeyi başarıya götüren bilgiler anlatılmaktadır. Yapılan bu araştırma ile günümüz koşullarında rekabet halinde olan firmalar için hangi faktörün diğerlerinden önce gelebileceği değerlendirilmiştir. Proje sürecinde başarıya etkisi olan maliyet, iş programı kalite, performans, güvenlik ve iş çevresi kriterleri ölçülmüş olup sonuçları irdelenmiştir.
Araştırma geliştirme (ARGE) ve teknoloji yatırımlarının kadın işsizliği üzerindeki etkisi: G7 ülkeleri için panel veri analizi
Teknolojinin organizasyon yapıları üzerindeki etkileri ve işgücü piyasası dinamiklerindeki önemi birçok çalışmada tartışılmıştır. Yapılan çalışmalarda organizasyonlardaki teknolojik yatırımların kadın işgücü üzerindeki etkilerinin karmaşık doğasını ortaya koymaktadır. Bu çalışma teknolojik ilerlemenin kadın işgücü üzerindeki etkilerini koşul bağımlılık yaklaşımı perspektifinden incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma G7 ülkelerindeki ARGE yatırımları ve Bilgi Teknolojisi İnovasyonları ile kadın işsizliği arasındaki nedensel ilişkiyi cinsiyet odaklı olarak makro düzeyde incelemeyi amaçlamaktadır. G7 ülkelerinin 1985-2020 yılları arasındaki teknoloji yatırımları ve işsizlik göstergelerine ait veriler panel veri analizi için iki ayrı panel olarak modellenmiştir. Modelleme için sabit etki ve tesadüfi etki panel veri yöntemleri kullanılmıştır. Sonuçlar gelecekte G7 ülkelerindeki işletmelerde yapılan teknoloji yatırımlarının hem kadın hem de erkek işsizliği üzerinde olumlu bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Ancak teknolojik değişimin kadın işsizliğine olumlu etkisi daha fazladır. Kadın işgücünün bu olumlu etkiden en üst düzeyde yararlanabilmesi için ülkelerin kadınların teknoloji kullanımına adaptasyonunu hızlandıracak yatırımları artırması gerektiği vurgulanmaktadır.