Theses supervised by Prof. Mahmut Kamerhan Turan
11 theses · Başkent University
Ludwıg Van Beethoven'ın Fıdelıo operasının ideolojik içeriğinin incelenmesi
Tüm dünyada meydana gelen ideolojik değişim ve gelişmeler her dal için ayrı şekilde etkileşim göstermiştir. Sanat da diğer dallar gibi bu değişime tepki göstererek yenilenme ve değişme yoluna girmiştir. Bir takım siyasi olayların sonucundaki etkiler yüzyıllar boyunca sürmüş ve yenilenme yoluna girerken her alana dokunmuştur. Opera sanatı da farklı ideolojik nedenlerden etkilenerek sanatta kendini ortaya koymuştur. Bu çalışma da ideolojik açıdan, 18. yüzyıl Aydınlanma Çağıyla birlikte sonrasında gelişen Fransız devrimi siyasi olaylarının ve hümanizmin Beethoven'ın ilk ve tek operası olan Fidelio operasındaki yeri incelenerek analizi yapılmıştır. Araştırmada ilk olarak 18. yüzyıl aydınlanması ve öncesindeki ideolojik unsurlar belirlenmiş olup, toplum ve sanat için ne derece de etkisi olduğu ele alınmıştır. Bu etkinin ilk olarak Beethoven üzerindeki önemi araştırılmış daha sonra Beethoven'ın dönemindeki ideolojik unsurlar araştırılmıştır. Bu ideolojik unsurlarla birlikte müzikteki değişim ve gelişimler incelenerek Beethoven açısından önemi ele alınmıştır. Fidelio operası bu ideolojik unsurlarla birlikte detaylı bir şekilde incelenerek analizi yapılmıştır. Araştırma sonucunda tarihteki çoğu ideolojilerin toplumu ve sanatçıları etkileyerek bir farkındalık oluşturduğu ve bu farkındalık sonucunda tarihsel süreçte sanatçıların, eserlerinde yaşanmış olan siyasi olayları yansıtarak toplum üzerindeki farkındalığı arttırmak amacıyla yapılmış olan eserlerden günümüzde hala büyük bir ilgiyle izlenen Fidelio, Mozart'ın operaları gibi birçok operalarla birlikte bu varsayımı kanıtlamış olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Dmıtrı Shostakovıch'in 'The Nose' operasının sovyet kültür politikaları sürecinde incelenmesi
20. yüzyılda Rus Devrimi'nden sonra Sovyet sanatı ve kültürü büyük dönüşümler ve gelişmeler yaşamıştır. Devlet, dönemin bestecilerinden sanat eserlerinin ideolojik bir çerçeve içinde olmasını beklemiştir. "The Nose" operası, orijinal adıyla "HOC" (Nos) Gogol'un 1836'da kaleme aldığı ancak yayıncısı tarafından saçma bulunduğu gerekçesiyle reddedilen ve Shostakovich'in bu dönemdeki sanatsal deneyimini ve mücadelesini yansıtan önemli bir eser olarak öne çıkmaktadır. Bu çalışmada, ünlü besteci Dmitri Shostakovich'in "The Nose" adlı operası Rus Devrimi ve Sovyet kültür politikaları sürecinde detaylı bir şekilde incelenerek analizi yapılmıştır. Çalışmada ilk olarak Rus Devrimi'nin öncesi ve sonrası, ana hatları ve temel olayları ile ele alınıp, devrimin kültür-sanat ve daha önemlisi bu alanda yapılan çalışmalar üzerinde yarattığı etkiler araştırılmıştır. Bu araştırma Rus Devrimi'nin ardından şekillenen Sovyet kültür politikalarında Shostakovich'in müziğinin yerini anlamamıza yardımcı olacaktır. Çalışmanın son bölümünde, Shostakovich'in sanatsal çalışmaları ile 20. yüzyıl müziğine yapmış olduğu katkılar ve yaratmış olduğu değer detaylı bir şekilde ele alınarak, kendi anti-operası olan The Nose operasına yer verilmiştir. Operanın bestelenme süreci, içeriği ve sahneye konulma süreçleri ele alınarak, tezin öne çıkardığı ana noktalar arasında, Shostakovich'in politik baskılar altında nasıl bir sanatsal ifade bulmaya çalıştığı, eserinin Sovyet yönetimi tarafından nasıl değerlendirildiği, müzikal ve dramatik unsurların Sovyet kültür politikalarına nasıl yansıdığına yer verilmiştir. The Nose operası, sadece müzikal bir başyapıt olmakla kalmamış, sınırları zorlayan ve Sovyet Rusya'da ifade özgürlüğünün değerini vurgulayan bir politik dönem yansıması olmuştur. Bu tez, sanat ve politika arasındaki karmaşık ilişkiyi anlamak ve Shostakovich'in eserini daha geniş bir kültürel bağlamda değerlendirmeyi amaçlamıştır.
Beaumarchais'nin yaşam deneyimlerinin figaro üçlemesindeki yansımalarının incelenmesi
Asil MESTA, Beaumarchais'nin Yaşam Deneyimlerinin Figaro Üçlemesindeki Yansımalarının İncelenmesi, Başkent Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sahne Sanatları Anasanat Dalı, Performans Tezli Yüksek Lisans Programı, 2024 Figaro üçlemesindeki oyunlar için gerçekten "yarı otobiyografik" yakıştırması yapılabilir mi? Bu çalışmanın ana amacı Beaumarchais'nin yaşam deneyimlerinin Figaro üçlemesindeki yansımalarını incelenmektir. Bu amaçla Beaumarchais'nin hayatı üzerine yazılmış biyografik eserler ("Kaynakça" başlığı altında belirtenler) taranmış ve Figaro üçlemesindeki oyunların ("Kaynakça" başlığı altında belirten çevirilerin) okuması yapılmıştır. Beaumarchais'nin kurgusal karakterlerinin gerçek hayatındaki izdüşümlerini bulabilmek amacıyla ünlü oyun yazarının hayatı bu çalışmaya kısa bir bölüm olarak eklenmiştir. Karşılaştırmaları yapabilmek için üç Figaro oyununun da olay akışı ve oyunlardaki kahramanların detaylı karakter analizleri çalışmaya ayrı bölümler olarak eklenmiştir. Çalışmanın esas amacını gerçekleştirmek üzere "BEAUMARCHAIS'NİN YAŞAM DENEYİMLERİNİN FİGARO ÜÇLEMESİNDEKİ YANSIMALARI" başlığı altına keşfedilen her yansıma için ayrı birer alt başlık açılmıştır. Anahtar Kelimeler: Beaumarchais, Figaro, Sevil Berberi, Figaro'nun Düğünü, Suçlu Anne
Ege Bölgesinde icra edilen Türk Yunan ortak ezgileri üzerine bir inceleme
Farklı kıtalarda, toplumlarda yaşayan birçok insan müziğin gücü sayesinde iletişim kurabilmiştir. Bu melodik birleşme, uluslararası ilişkiler açısından ülkelerin birbirleriyle kültürel anlamda ortak bir bağ kurmasına olanak sağlamıştır. Türkiye ve Yunanistan'ın Ege Bölgesi sınırları içerisinde melodik anlamda birbirlerinden hangi boyutlarda etkilendikleri değerlendirilmiştir. Kültürel bağı kuvvetlendiren ortak ezgilerin neler olduğu ve iki ülkenin beraberliğine ne gibi yansımaları olduğunun tespit edilmesi amaçlanmıştır. Araştırmada ilk olarak kültür ve müzik ilişkisi incelenmiştir. Daha sonra kültür ve müzik etkileşiminin, kimlik yaratımının önemi ele alınmıştır. Ege Bölgesi ve Yunanistan hakkında bilgiler verilmiştir. Türkiye ve Yunanistan açısından sosyokültürel taşınmaya önemli bir biçimde etki eden mübadele süreci, Lozan Barış Antlaşması ve sonrasında yaşanan süreçler araştırılmıştır. Her iki yakada kıyıya vurmuş olan rebetiko, zeybek gibi müzik türleri incelenmiştir. Anadolu'dan Yunanistan'a taşınmış Ege Bölgesi'ne ait olan ortak ezgiler ve o bölgeye ait olmasa da popüler hâle gelmiş olan ortak türküler, şarkılar toplumların birbirleriyle kültürel uzlaşma sağlamaları açısından, dostluk ve barış adına yapılan farkındalığa dikkat çekmek amacıyla araştırılmıştır. Araştırma sonucunda Türk-Yunan ortak ezgilerinin her iki ülkede de bir paylaşım alanı oluşturduğu, şarkıların sınırlarını aşarak iki ülke adına kültürel bir anlayışa, kaynaşmaya olanak sağladığı, ortak bir dil yarattığı sonucuna ulaşılmıştır.
Gençlik korolarının eğitim sürecinde kullanılan metot ve tekniklerin uzmanlar tarafından değerlendirilmesi
Koro müziği, insan sesinin çok sesli ve toplu bir biçimde kullanıldığı bir tür olarak enstrümantal müziğin karşılaştırmalı tanımından daha geniş bir alanı kapsar. Örneğin, bir orkestrada bir yaylı çalgılar dörtlüsü toplu yaylılar bölümünden ayrılarak icra edilebildiği hâlde, bir senfoni eserini yalnızca tek bir enstrümanla sunmak alışılmadık bir durumdur. Buna karşılık, günümüzde vokal topluluklar tarafından icra edilen müziğin çoğu başlangıçta solistlere yönelik bestelenmiş olup toplu yorumlar, tarihsel özgünlükten sapma riski taşısa da amatör müzisyenlerin bir arada müzik yapmasına imkân tanır. İnsan sesi, en etkileyici enstrümanlardan biri olarak birden çok sesin bir araya gelişiyle güçlü toplumsal mesajlar iletme kapasitesine sahiptir. Koro müziğinin kökenleri çok eskilere, özellikle 6. yüzyıldaki Gregoryen reformlarına kadar izlenebilir; Batı medeniyeti ve Hıristiyanlık, bu repertuarın en verimli gelişim ortamını sağlamıştır. Avrupa'da olgunlaşan bu gelenek, Kuzey Amerika'da da giderek yaygınlaşmış; 20. yüzyıldan itibaren kültürlerarası etkileşimle dünyanın hemen her bölgesinde yerel özellikler taşıyan vokal topluluklar türemiştir. Günümüzde kanonik formlar ve mevcut stil kalıpları hem daha çeşitli dillerde hem de zamansız, sözcüksüz ezgilerle sunulmakta; koro müziği, her zamankinden daha geniş kitlelere hitap edecek biçimde yeniden hayal edilmektedir. Bu çalışma, gençlik vokal topluluklarında başarıya ulaşmak için başvurulan eğitim metot ve tekniklerini incelemektedir. Müzik sanatının koro repertuvarı ve koro gelişimine etkileri; koro ile şef arasındaki bağ, performans etkileşimleri ve bunların koristler ile topluma yansımaları ayrıca kullanılan materyaller, sanatsal ölçütler ve temel eğitim ögelerinin koroyu güçlendirmeye yönelik rollerine ilişkin bulgular sunulacaktır. Araştırmada, alan yazı taraması ve uygulamalı gözlemlerin yanı sıra vokal topluluk yöneticileri, koro şefleri ile görüşmeler yapılmış röportajlar yoluyla nitel veri toplanmış; elde edilen veriler ışığında öneriler geliştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Koro, korolarda ses eğitiminin önemi, koro yönetimi, gençlik koroları, röportaj
Zihinsel imgeleme yöntemlerinin bel canto vokal eğitimindeki uygulamaları
Pırıl Uçar, Zihinsel İmgeleme Yöntemlerinin Bel Canto Vokal Eğitimindeki Uygulamaları, Başkent Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sahne Sanatları Anasanat Dalı, Performans Tezli Yüksek Lisans Programı, 2025. Bu çalışma, zihinsel imgelemenin Bel Canto vokal tekniği üzerindeki etkilerini incelemeyi amaçlayan özgün bir literatür araştırmasıdır. Zihinsel imgeleme, bireylerin zihinsel olarak bir durumu, hareketi ya da performansı canlandırarak, fiziksel becerilerini ve genel performanslarını iyileştirme amacını taşıyan bir tekniktir. Bel Canto ise opera sanatında teknik mükemmeliyet ve estetik ses kullanımı için geliştirilmiş, vokalistlerin ses kontrolünü en üst düzeye çıkarmalarını sağlayan bir söyleme stilidir. Bu tez, zihinsel imgelemenin Bel Canto stili ve uygulamalarındaki rolünü anlamayı ve bu alandaki öğrenme ve uygulama zorluklarını gidermeyi amaçlamaktadır. Literatür taraması yoluyla, zihinsel imgeleme tekniklerinin vokalistlerin ses tekniklerini geliştirme, vokal kullanım zorluklarını aşma ve performanslarını güçlendirme üzerine olan etkileri detaylı bir şekilde incelenmiştir. Ayrıca, bu çalışmada zihinsel imgelemenin, Bel Canto sanatçılarına yeni bir eğitim aracı olarak nasıl entegre edilebileceği araştırılmıştır. Araştırma, teorik bir yaklaşımla, zihinsel imgeleme ve Bel Canto stilinin tekniklerinin birleştirilerek sanatçılara ve eğitmenlere olası faydalarını sunmaktadır. Bu çalışma, akademik literatürde bu iki alandaki bilgi boşluğunu doldurmayı ve ses sanatçılarının eğitim süreçlerine katkı sağlamayı hedeflemektedir.
Benjamın Brıtten'ın Peter Grımes operasının karakter analizi ve dönemin sosyopolitik koşullarında müzikal kimlik açısından değerlendirilmesi
Aleyna Bozoğlu, Benjamin Britten'ın Peter Grimes Operasının Karakter Analizi ve Dönemin Sosyopolitik Koşullarında Müzikal Kimlik Açısından Değerlendirilmesi, Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Performans Tezli Yüksek Lisans Programı, 2025. Benjamin Britten 20. yüzyıl opera dünyasının en önemli bestecilerinden biri olarak, operalarında bireysel ve toplumsal çatışmaları derin bir müzikal ve dramatik perspektifle ele almıştır. Bu çalışma, Benjamin Britten'ın Peter Grimes operasının karakter analizi ve dönemin sosyopolitik koşullarında müzikal kimlik açısından değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Britten, sanatçı kimliği ve müziğiyle çağının sanatına yön verecek kadar başarılı bir bestecidir. Onun bazı operaları, özellikle Peter Grimes, modern sanat ve müzik dünyasına yön veren en önemli eserlerindendir. Operaları, hem müzikal özellikleri hem de öne çıkardığı temalar açısından, kendi döneminde olduğu kadar günümüz sanat dünyasında da Britten'e özel bir yer kazandırmıştır. Benjamin Britten savaş karşıtı, bireysel özgürlüğe önem veren, otoriter sistemlere karşı olan bir bestecidir. Pasifist tavrıyla dikkati çeken Britten, operalarında II. Dünya savaşı sırasında, savaş karşıtı düşüncelerini ve savaşı gerekli gören politikacılara karşı eleştirilerini keskin ifadelerle yansıtmıştır. Bununla beraber, yaşadığı dönemde toplumun kabulleri ve ahlaki kurallarına aykırı yaşamı nedeniyle toplumdan soyutlanmıştır. Bu soyutlanma, operalarında içinde yaşadığı topluma yabancılaşma teması olarak karşımıza çıkar. Bu bağlamda Britten'ın operalarının, yalnızca estetik kaygılarla değil, aynı zamanda savaş sonrası yaşadığı travmalar ve bireysel kimlik mücadeleleriyle şekillendiğini söylemek mümkündür. Bu çalışmada onun bu özelliklerini en çok yansıtan, belki de düşüncelerinin aynası olan en bilinen operası ele alınmıştır: Peter Grimes. Bu operasındaki karakter, tema ve müzikallik unsurlarından yola çıkılarak Benjamin Britten'ın operalarında içinde yaşadığı dönemin genel özellikleri ışığında müzikal kimlik ve politik bağlam üzerine çalışılmıştır. "Peter Grimes"te birey-toplum ilişkisi, kimlik arayışı, ve toplumsal dışlanma temaları öne çıkmaktadır. Bu eserlerdeki yabancılaşma teması, Britten'ın kişisel yaşamında deneyimlediği ötekileştirilme ile ilişkilendirilmiştir. Bu eserlerde, toplumun normlarına karşı eleştirel bir yaklaşım benimseyen Britten, bireyin içsel mücadelelerini hem müzikal hem de dramatik yapılar aracılığıyla derin bir şekilde yansıtmıştır. Bestecinin homoseksüel kimliği ve bu kimliğin toplumsal baskılar altında nasıl şekillendiği, eserlerindeki tematik ve müzikal dokulara nüfuz etmiştir. Savaş sırasında ve sonrasında İngiltere'nin sosyal yapısında yer alan ahlaki ve kültürel çatışmalar da Britten'ın eserlerinde önemli bir yer tutar. Anahtar Kelimeler: Benjamin Britten, Peter Grimes Operası, Müzikal Kimlik, Karakter Analizi, Sosyopolitik Koşullar
A. Vivaldi'nin Mevsimler başlıklı eserinde metin ve müzik ilişkisi ve "İlkbahar" Konçertosundaki programlı müzik özelliklerinin incelenmesi
Bu araştırma, A. Vivaldi'nin Mevsimler başlıklı eserindeki metin ve müzik arasındaki ilişki ve Op.8 No.1 (Mi Majör) "La Primavera" (İlkbahar) konçertosundaki programlı müzik özelliklerinin incelemesini amaçlamaktadır. Araştırma, icracıların bestelenmiş olan bu eser hakkında detaylı bilgiye sahip olabilmesini sağlamak ve bu sayede eseri bestecinin de istediği şekilde, yazmış olduğu şiirler ile birlikte yorumlayabilmesine yardımcı olmaktır. Anahtar kelimeler: "İlkbahar" konçertosu, programlı müzik öğeleri, metin-müzik ilişkisi, .
Robert Schumann'ın Dichterliebe (Şair Aşkı) şarkı dizisinin şair, besteci ve yorumcu açısından incelenmesi
18. ve 19. yüzyılın belli başlı lied bestecilerinin birbirinden değerli yapıtlarının, ses sanatçıları ve eşlik eden piyanistler tarafından yorumlanması konusu belli sanatsal seviyeye ulaşmış memleketlerde büyük önem taşımaktadır. Lied, söz ve müziğin birleşip birlikte harmanlanarak bir bütüne ulaşması sonucu var olmaktadır. Şairlerin dizeleri bestecinin ruh haline etki eder, besteci bu sözleri müziğe döker, ortaya lied çıkar. Bu yeterli değildir elbette. Tüm bu yoğun duygularla bezenmiş çalışmanın kulaklara ulaşması, dünyamızda tınlaması gerekmektedir. Bunu gerçekleştirecek olanda şarkıcı / sanatçıdır. Önce çalışır, sözleri ve müziği öğrenir. Sanılanın aksine bu yeterli değildir. Sanatçı, dizelerdeki anlamı çözmeli, şairin söylemek istediklerini kavramalı, biraz da olsa bestecinin bu sözleri nasıl bir duyguyla müziğe döktüğünü keşfetmeye çalışmalıdır. Şair ve besteci bütünleşmesinin edebi, duygusal ve müzikal yönü çözüldükten sonra sıra şarkıcının yorumundadır; müziklendirilmiş dizeleri karşısında duygularının nasıl etkilenmekte olduğunu, dizeleri nasıl yorumlayıp karşısındaki dinleyiciye nasıl aktarmayı düşündüğünü iyi planlaması gerekmektedir. İlk aşamada ozan dizeleriyle bir şeyler anlatmak istemiş, sonra besteci yazılanları kendi duygu dünyasında değerlendirip müziğe aktarmıştır. Bu süreç sonunda ortaya çıkan yeni yapıtın bambaşka biri, yani yorumlayan sanatçı veya sanatçılar tarafından sunuluşu son aşamadır. İşte böyle bir gelişmede duyguların yanı sıra edebi ve müzikal anlayışların da buluş- masını ve çarpışmasını izleriz. Çünkü sözler okuyanda yaptığı etkiye göre bazı farklı duyguları çağrıştırmaya neden olabildiği gibi müzik de kendi içinde temposu ve iniş çıkışlarıyla farklı değerlendirilebilir. Bu nedenle sunum önem kazanır. Sanatçı kaliteden ödün vermeden kendi duygularını da katarak yorum yapabilmek için sözleri edebi açıdan doğru değerlendirebilmeli, müziği özgün yapısını bozmadan özgür bir anlayışla sunabilmelidir. Parçalar kısadır ve yoğun konsantrasyon gerektirir. Tüm bunlara şarkıcıların babası olarak anılan Manuel Garcia'nın şu sözlerini de eklemek gerekiyor, "Ancak gerçek bir müzisyen iyi şarkıcı olabilir". İşte bu bağlamda rahatlıkla tekrarlayabiliriz: Gerçek müzisyen ,gerçek yorumcu yalnızca notaları doğru tınlatan, müzik kurallarını harfiyen uygulayan değil, notaların aralarında yerleşmiş olan duyguyu keşfedip sunabilendir.
Franz Schubert'in Winterreise şarkı dizisinde sembolizm ve müziğe yansımaları
Alman sanat şarkıları olarak bilinen lied repertuvarının önemli eserlerinden biri de 19.yy bestecisi Franz Schubert'in "Winterreise" op.89 (D.911) başlıklı albümüdür. Bu albüm Wilhelm Müller'in "Gedichte aus den hinter lassenen Papieren eines reisenden Waldhornisten" (Gezgin Kornocunun Geride Bıraktığı Sayfalardan Şiirler) isimli şiir albümünün 1821-1824 yılında yazmış olduğu şiirlerden oluşmaktadır. Schubert bu liedleri bestelerken şiirlerde yer alan tema ve sembolleri müziğe bazı özel teknikler kullanarak aktarmıştır. Bu sembollerin müziğe aktarımını inceleyen bu çalışma üç ana bölümden oluşur. Tarihsel yöntemin kullanıldığı birinci bölümde, lied kavramı, liedin ortaya çıkışı ve Alman lied türü anlatılmıştır. İkinci bölümde ise, albümün bestecisi olan Franz Schubert'in ve şair William Müller'in hayatından bahsedilmiştir. Ayrıca, albümün oluşum süreci anlatılmış ve şiirin içeriğindeki hikâyeye değinilmiştir. Çalışmanın son bölümü olan üçüncü bölümde ise, eserdeki sembolizm fikirleri ve metin-müzik ilişkisi incelenmiş, partitür örnekleriyle gösterilmiştir. Sonuç olarak, lied geleneğinin önemli bestecilerinden biri olan Franz Schubert'in Winterrreise albümündeki sembolizmin incelendiği bu çalışmada, şarkıların baştan sona bir bütün oluşu, şarkılar içeresindeki ortak figürler, motifler ve bunların müzik içindeki yansımaları anlatılmıştır.
Ravel'in müziğinin yapı taşları
Maurice Ravel'in gerek piyano eserleri, gerek orkestra eserleri, müzik repertuvarında önemli bir yere sahiptir. Ravel'in müzik repertuvarına kazandırdıkları yalnızca eserleri ile sınırlı değildir; kendisi aynı zamana bir orkestrasyon dehası olmakla da bilinir. Ravel'in komposizyon tekniğindeki mekanik ustalık, Stravinsky'nin Ravel'e "İsviçre saati" atfı ile anlatılabilir. Buna rağmen Ravel'in kompozisyonundaki mekanik kusursuzluk kaygısı, müziğindeki renk kalitesinin önüne geçmez; soyut öğeleri net bir zemin üzerine oturtur. Tezin başlığı olan Ravel'in Müziğinin Yapı Taşları, bestecinin yaratısını doğrudan etkileyen görsel ve edebi akım ve şahsiyetler, dönemin politik ve sosyolojik gelişmeleri, Empresyonizm akımının müzikte öncüsü olarak kabul edilen Claude Debussy ile etkileşimi doğrultusunda geniş bir yelpazede değerlendirilerek oluşturulmuştur. Ravel'in kendine has müzikal stili zaman içerisinde, Fransız geleneklerine olan saygısı doğrultusunda, farklı kaynaklara olan ilgisinden de ötürü birçok unsuru içerisinde barındıran bir tutum ile şekillenir. Bu çalışmada Ravel hakkında yazılan kaynaklar ve eserler incelenerek, müziğini oluşturan ana unsurlar dört başlıkta ele alınmıştır. Birinci bölümde Maurice Ravel'in hayatı, ikinci bölümde komposizyon stilinin oluşmasındaki ana faktörler ve bestecinin kendisi ve müziği ile ilgili önemli kişilerin görüşleri, üçüncü bölümde orkestrasyonu, dördüncü bölümde ise sonuç ve önerilere yer verilmektedir.