Theses supervised by Prof. Dr. Şinasi Yalçın
11 theses · Fırat University
Picibanil'in (OK-432) orta kulak ve koklea üzerine etkisi
İç kulak hastalıklarının intratimpanik tedavisine olan ilgi son yirmi yılda önemli ölçüde artmıştır. İntratimpanik tedaviler ile ilaçların sistemik yan etkilerinden kaçınılmış olunur ancak bu ilaçların lokal uygulanmasıyla da görülebilecek ototoksisiteye karşı dikkatli olunmalıdır. Picibanil (OK-432) klinikte, malign hastalıklarda sistemik veya lokal olarak adjuvan tedavi ajanı olarak kullanılırken sklerozan etkisi nedeniyle de lenfatik malformasyonlarda ve kistik lezyonlarda kullanılmaktadır. OK-432 ile ilgili literatürde çeşitli kullanım yerleriyle ilgili birçok çalışma olmasına rağmen orta kulak ve koklea üzerindeki etkileri hakkında İngilizce literatürde yapılmış bir çalışmaya rastlanılmadı. Bu çalışma ile OK-432'nin kulakta lokal kullanımı ile kulak üzerindeki histopatolojik etkileri ve ototoksisitesi araştırılmıştır. Çalışmaya 40 tane guine pig alınmış ve bunlar rastgele beşerli sekiz gruba ayrılmıştır. Grupların dördü çalışma, dördü kontrol grubudur. Çalışma gruplarında intratimpanik OK-432 (1 KE 0,1 ml) enjeksiyonu, iki gruba bir enjeksiyon diğer iki gruba ise üç enjeksiyon şeklinde yapılmıştır. Bir ve üç kez enjeksiyon yapılan çalışma gruplarından biri bir hafta sonra, diğeri ise bir ay sonra sakrifiye edildi. Kontrol gruplarına da çalışma gruplarıyla aynı miktar, süre ve sıklıkta serum fizyolojik enjeksiyonu yapılmıştır. OK-432'nin etkileri elektrofizyolojik testler ve histopatolojik bulgular ile değerlendirilmiştir. Çalışma grupları, kontrol grupları ve kendi aralarında karşılaştırılmıştır. Çalışmamızda OK-432'nin intratimpanik kullanımı ile kısa dönemde orta kulakta önemli bir değişiklik görülmezken koklea üzerinde mikroskobik düzeyde dejenerasyon saptandı. Elektrofizyolojik testler ile de işitme kaybının erken bulguları görülmüş olup ototoksik etkileri görüldü. Çalışmamız, çeşitli endikasyonlar için lokal olarak kullanımı da mevcut olan OK-432'nin bazı orta kulak ve iç kulak hastalıklarında intratimpanik tedavi ajanı olarak kullanımı ile ilgili çalışmalara öncülük edebilir.
Fırat Üniversitesi Hastanesi yenidoğan işitme tarama sonuçları
Yenidoğan işitme taraması (YEDİT) yenidoğan tüm bebeklerin işitme kayıplarının erken saptanmasını amaçlayan bir programdır. Dünyada konjenital bilateral işitme kaybının görülme sıklığını yaklaşık 1-3/1000, yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde %2-4 olduğunu gösterilmektedir. Türkiye'de ise bu oran 2.2/1000'dir. Konjenital işitme kaybının çocuklarda konuşma gelişimi, dil edinimi, psikososyal ve bilişsel beceriler üzerine olumsuz etkileri görülmektedir. Ancak yapılan birçok çalışmada, erken teşhis ve müdahalenin konjenital işitme bozukluğunda olumlu değişiklikler meydana getirdiği bildirilmiştir. Bebeklerin işitme kaybı üç aydan önce tanımlanmalı ve altı aydan önce müdahale edilmelidir. Bu çalışma, 1 Ocak 2013 ile 31 Aralık 2015 tarihleri arasında Fırat Üniversitesi Hastanesi Kulak Burun ve Boğaz Hastalıkları Kliniği Odyoloji Ünitesinde yapıldı. Otoakustik emisyon, otomatik işitsel beyin sapı cevapları, klinik işitsel beyin sapı cevapları ve ilk testte başarısız olanlar takip edildi. Toplam 2430 bebek çalışmaya dahil edildi, 1269 (%52.2) erkek ve 1161 (%47.7) kız bebek tarandı. Taranan 2430 yenidoğan bebeğin 1435'i (%59) sağlıklı yenidoğan ve 995'i (%40.9) yüksek riskli yenidoğandı. Çalışmamızda 48 (%1,9) bebekte sensörinöral işitme kaybı belirlendi. İşitme kaybı tanısı alan bebeklerin 8'inde tek taraflı, 40'ında bilateral sensorinöral işitme kaybı vardı. Hafif derece ve unilateral sensörinöral işitme kaybı olduğu belirlenen 17 yenidoğana sadece takip önerildi. Orta, ileri ve çok ileri derecede sensörinöral işitme kaybı tespit edilen 31 bebeğin hepsine işitme cihazı kullanmaları önerildi. Çalışmada işitme cihazı önerme yaş ortalaması 7 aydı. İşitme cihazı önerilen 31 bebeğin 6'sına koklear implant yapıldı. Bebeklerin 2'si koklear implant için uygun olduğu tespit edilip ve ameliyat için tarih verildi ve 3'ü koklear implant ameliyatı için uygun bulunmadı. Çalışmamız sonucunda, hiperbilirubinemi, ailede işitme kaybı öyküsü, akraba evliliği, prematürite ve düşük doğum kilosu olanların işitme kaybı açısından önemli risk altında olduğu görüldü. Anahtar Kelimeler: Yenidoğan, işitme kaybı, işitme taraması
Çölyak hastalarında saf ses ve yüksek frekans odyometri bulguları
Çölyak hastalığı genetik yatkınlığı olan bireylerde buğday, arpa ve yulaf gibi tahılların içinde bulunan glutenin alınmasıyla ortaya çıkan otoimmün ince bağırsak hastalığıdır. Hastalık, gastrointestinal sistem hastalığı olarak tanımlanmasına rağmen ileri yaşlarda santral sinir sistemi ve periferal sinir sistemini etkileyebilir. İç kulak otoimmün ataklara karşı duyarlı bir organdır ve sensörinöral işitme kaybı otoimmün hastalıkların bir komplikasyonu olarak ortaya çıkabilmektedir. Bu çalışmada çölyak hastalığı tanısı almış, son altı ay glutensiz diyet yapan erişkin bireylerde işitme fonksiyonlarının değerlendirilmesi amaçlandı. Çalışmaya 18-50 yaş arası normal işitmeye sahip sağlıklı 56 gönüllü bireye ait 112 kulak (Kontrol grubu) ve aynı yaş grubunda çölyak tanısı almış glutensiz diyetli olan 55 bireye ait 110 kulak (Çalışma grubu) alındı. Çalışma öncesi bütün bireylerin kulak burun boğaz muayeneleri yapıldı. Olguların işitme fonksiyonları akustik immitansmetri, saf ses, yüksek frekans ve konuşma odyometre testleri kullanılarak değerlendirildi. Çölyak hastalığı olan bireylerin, kontrol grubuna göre saf ses hava yolu işitme eşikleri sol kulakta 2000 Hz hariç diğer frekanslarda (250, 500, 1000, 4000, 6000 Hz), sağ kulak ise tüm frekanslarda (250, 500, 1000, 2000, 4000, 6000 Hz) istatistiksel olarak anlamlı şekilde yükselme (kötüleşme) saptandı (p<0,05). Ancak işitme eşik değerleri normal işitme sınırları içerisinde olduğu için klinik olarak anlamlı kabul edilmedi. Çölyak hastalığı olan bireylerin, kontrol grubuna göre yüksek frekans (8000, 10000, 12000, 14000, 16000 Hz), işitme eşikleri de anlamlı ölçüde yükselme (kötüleşme) olduğu saptandı (p<0,05). Çölyak hastalığı olan kadın bireylerde 16000 Hz yüksek frekans işitme eşiğinde erkeklere göre anlamlı ölçüde yükselme (kötüleşme) olduğu saptandı (p<0,05). Sonuç olarak çalışmamızda çölyak hastalığının işitme eşiklerini yükselttiği (kötüleştirdiği) sonucuna varıldı. İşitme eşiğinde ki bu yükselmenin (kötüleşmenin) yüksek frekanslarda daha belirgin olduğu dikkat çekmektedir. Bu bulgular, çölyak hastalığının eşitsel sistem üzerine etkilerini belirlemede yüksek frekans işitme eşiklerinin saptanmasının faydalı olabileceğini ve erken tanı için kullanılabileceğini düşündürmektedir.
Normal işiten bireylerde işitsel uyarılmış beyinsapı cevaplarının normalizasyonu
İşitsel uyarılmış potansiyeller, sekizinci sinirden kortekse kadar olan işitsel yolun işitsel uyarana cevabında nöral aktiviteyi temsil eden birleşmiş elektriksel potansiyellerdir. İşitsel beyinsapı cevabı (Auditory Brainstem Response; ABR) en sık kullanılan uyarılmış işitsel potansiyellerdir. ABR cevaplarının analiz ve yorumlanması için kabul edilmiş standardize bir protokol olmadığından her kliniğin kendi standart değerlerini oluşturması gereklidir. Çalışmamızda, ABR yorumlamada kullanılan parametrelerden dalga latansları ve dalgalararası latans değerleri için, yaş ve cinsiyet gruplarına göre normalizasyon değerlerinin tespit edilmesi ve kliniğimiz hastalarına referans kaynağı olması amaçlanmıştır.Çalışmamıza, 10 - 60 yaş arası otolojik ve sistemik hastalığı olmayan 100 kişi dahil edilmiştir. Yaş dikkate alınarak beş ayrı grup oluşturulmuş ve her grup 10 erkek ve 10 kadın olmak üzere toplam 20 kişiden oluşturulmuştur. Çalışmaya dahil olan kişilere immitansmetrik ölçüm, saf ses ve konuşma odyometrisi ile ABR testleri yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, bağımsız örneklemler için t-testi ve tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır.Uyaran şiddeti 70, 50 ve 30 dB nHL'de, latanslar, interpeak latanslar, amplitüd ve amplitüd oranı değerlerinde 11 ve 21 uyarı tekrar oranına göre istatistiksel olarak anlamlı fark (p>0.05) elde edilmemiştir.Uyaran tekrar oranı 11 ve 21 için 70, 50 ve 30 dB nHL uyarı şiddeti'nde, latanslar, interpeak latanslar ve amplitüd değerlerinde cinsiyete göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık (p<0.05) elde edilmiştir.Her iki cinsiyet için 11 ve 21 uyarı tekrar oranı, 70, 50 ve 30 dB nHL uyarı şiddeti'nde hem latans hem de interpeak latans değerlerinde genel olarak yaş grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık (p<0.05) elde edilmiştir.Uyarı tekrar oranı 11 ve 21'de, 70, 50 ve 30 dB nHL uyarı şiddeti'nde, kulaklar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık (p<0.05) elde edilmiştir.Sonuç olarak, 10-60 yaş arasında 70, 50 ve 30 dB nHL uyarı şiddeti'nde yaş ve cinsiyete bağlı olarak dalga latansı ve interpeak latanslar arasında farklılık saptanmıştır. Bu değerlerin kliniğimiz ve bölgemiz için referans oluşturacağı düşüncesindeyiz.Anahtar Kelimeler: İşitsel beyinsapı cevabı, normalizasyon, genç-erişkin.
Kekeme bireylerde işitsel uyarılmış geç latans potansiyellerin değerlendirilmesi
Kekemelik kişinin yaşına uygun olmayan şekilde konuşmanın akış ve ritminde istemsiz kesintilerle karakterize bir konuşma bozukluğudur. Genellikle 3-8 yaşlar arasında başlar ve sebebi belli değildir. Kekemelik gelişimsel, psikolojik ve nörolojik olarak üçe ayrılmaktadır. Gelişimsel kekemelik en yaygın formudur.İşitsel uyarılmış geç latans potansiyeller santral sinir sisteminden, talamik ve işitsel kortikal bölgelerden elde edilen ilk işitsel elektriksel cevaplardır. Geç latans potansiyellerden P1 sekonder işitsel korteksten, N1 ise primer işitsel korteksteki lateral supratemporal, frontal lob ve orta beyinden kaynağını almaktadır.Çalışmamızda, kekemeliğin normal konuşanlara göre işitsel geri bildirimde gecikmeye sebep olabileceği düşüncesiyle, işitsel uyarılmış geç latans potansiyeller kullanılarak kekemelerde kortikal cevapların değerlendirilmesi ve normal konuşanların cevapları ile karşılaştırılması amaçlanmıştır.Çalışmaya 18-43 yaş arasında sağ elini kullanan, işitme kaybı ve nörolojik problemi olmayan 15 kekeme ve 15 normal konuşan (kontrol grubu) erkek birey alındı. Kekemelerin 11 tanesinin birinci ya da ikinci derece akrabalarında kekemelik vardı. Dokuz kekemeden korku ve psikolojik travma sonucu, bir kekemeden nörolojik defisit bırakmamış yüksek ateş sonucu başladığı bilgisi alındı. Beş kekeme kekemeliğin başlama nedenini bilmiyordu.Normal konuşan ve kekeme bireylere kulak burun boğaz muayenesinden sonra immitansmetrik inceleme, distortion product otoakustik emisyon ve saf ses işitme testleri yapıldı. Normal odyolojik bulgular elde edilenlerin geç latans potansiyel kayıtları alındı. Klik uyarı TDH-49 kulaklıklarla sağ kulaklarından verildi ve altın elektrodlar kullanıdı. Verteks (Cz) noninverting elektrot, alın (Fpz) toprak elektrot, mastoid (M1) inverting elektrot olarak belirlendi. Test sırasında deneklere bilgisayardan sessiz görüntüler izletildi.İşitsel uyarılmış geç latans potansiyellerin kaydedilmesi sonucunda kekemelerde P1 latansı 56,68 ± 7,37 msn'de, N1 latansı 85,09 ± 3,90 msn'de, normal konuşanlarda P1 latansı 57,36 ± 7,74 msn'de, N1 latansı ise 86,68 ± 5,10 msn'de elde edidi. Kekemelerde P1 amplitüdü 0,71 ± 0,53 µV'da, N1 amplitüdü ?0,63 ± 0,46 µV'da, normal konuşanlarda P1 amplitüdü 0,73 ± 0,51 µV'da, N1 amplitüdü ise ? 0,99 ± 0,76 µV'da bulundu.Kekemelik süresi ile P1 dalga latansı arasında korelasyon saptanmazken, N1 dalga latansı arasında çok zayıf bir korelasyon saptandı. Kekemeler ve normal konuşanlardan elde edilen işitsel uyarılmış geç latans potansiyeleri arasında istatistiksel bir fark bulunamadı.Anahtar Kelimeler: Kekemelik, geç latans, kortikal potansiyeller
Preeklampsili annelerin 1-4 yaş arasındaki çocuklarının işitmelerinin OAE, O-ABR bera ve serbest saha odyometrisi ile değerlendirilmesi
Preeklampsi hamileliğin 20. haftasından sonra ortaya çıkan ve multisistem komplikasyonları olan gebeliğe özgü bir sendromdur. Hipertansiyon ve proteinüri en önemli bulgusudur. Tüm gebelikler içinde insidansı %5-10 arasında değişmektedir. Vazospazm ve endotelyal aktivasyona bağlı azalmış organ perfüzyonu ile karakterizedir. Preeklampsi fetal/neonatal bir dizi risk faktörü oluşturarak hem fetüsü hem de bebeği doğumdan sonra etkilemektedir.Bu çalışma, hamileliğinde hafif ya da ağır preeklampsi geçirmiş annelerin 1-4 yaş arasındaki çocuklarında doğumsal ya da ilerleyici tipte işitme kaybının olup olmadığını araştırmak amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya 20 hafif preeklampsili, 20 ağır preeklampsili ve 20 sağlıklı annenin çocukları alınmıştır. Çocuklara kulak burun boğaz muayenesinden sonra immitansmetrik inceleme, otoakustik emisyon testi, otomatik işitsel beyinsapı cevap ölçümü ve serbest saha odyometresi yapılmıştır.Odyolojik inceleme sonucunda hafif preeklampsili gruptaki bir çocuğun sağ kulağında, ağır preeklampsili ve sağlıklı gruptaki ikişer çocuğun sol kulaklarında Tip C timpanogram elde edildi. Hafif ve ağır preeklampsili gruptaki birer çocuğun sağ kulaklarında, ağır preeklampsili gruptaki bir çocuğun ise sol kulağında ipsilateral refleks elde edilemedi. Hafif preeklampsili gruptaki bir çocuk ise OAE testinden kaldı. İkinci odyolojik incelemede normal immitansmetrik bulgular ve OAE testinden geçti sonucu alındı. Otomatik ABR testinden tüm çocuklar geçti. Serbest sahada 125-4000 Hz arasında 30 dB'de işitme eşikleri elde edildi.Preeklampsili annelerin çocuklarının işitmeleri, sağlıklı annelerin çocuklarının işitmeleriyle karşılaştırıldığında her iki grupta da normal işitme bulguları elde edildi. Preeklampsinin çalışma grubumuzda tek başına doğumsal ve/veya ilerleyici tipte işitme kaybına sebep olmadığı düşünüldü.Anahtar Kelimeler: Preeklampsi, işitme kaybı, odyolojik inceleme
Likopenin deneysel miringoskleroz üzerine etkisi
Miringoskleroz, timpanik membranın lamina propriasındaki kollajen yapının hiyalin dejenerasyonu ve kalsifikasyonu ile karakterize bir hastalıktır. Bu çalışmanın amacı likopenin miringoskleroz oluşumu üzerine etkisini histopatolojik ve immünohistokimyasal olarak değerlendirmektir. Çalışmaya, 28 guinea pigin 56 sağlam timpanik membranı dahiledildi. Denekler rastgele yedişerli dört gruba ayrıldı. Grup I?de (Kontrol grubu) miringotomi yapıldıktan sonra herhangi bir tedavi verilmedi. Grup II?de (Miringotomi sonrası likopen uygulanan grup) miringotomi yapıldıktan sonra birinci günden itibaren 10 mg/kg likopen suda eritilerek sonda yardımı ile günde bir defa aynı saatteoral verildi. Bu işleme yedi gün devam edildi. Grup III?de (Miringotomi öncesi ve sonrası likopen uygulanan grup) miringotomi yapılmadan 1 hafta önce likopen aynı şekilde ve dozda başlanarak yedi gün verildi. Sekizinci gün miringotomi yapıldıktan hemen sonra likopen verilerek aynı yöntem ve dozda yedi gün devam edildi. Grup IV?de (Miringotomi öncesi likopen uygulanan grup) miringotomi yapılmadan 1 hafta önce likopen aynı yöntem ve dozda başlanarak yedi gün verildi. Sekizinci gün miringotomi yapıldı. Miringotomiden sonra likopen verilmedi. Çalışma süresince grup I ve II?de birer guinea pigin ölmesi ve grup II?de bir kulakta enfeksiyon olması nedeniyle beş timpanik membran çalışma dışı bırakıldı. Miringotomiden 14 gün sonra otomikroskopik olarak miringoskleroz değerlendirmesi yapıldı ve skorlandı. Dekapitasyon sonrası guinea piglerin bullaları çıkarılarak %10?luk formaldehit solüsyonuna koyuldu. Histopatolojik ve immünohistokimyasal inceleme için kesitler alınarak kalınlık, skleroz, inflamasyon ve kollajen-IV birikimi semikantitatif olarak skorlandı. Bu çalışmada likopen ile tedavi edilen gruplarda miringosklerozun kontrol grubuna göre anlamlı derecede azaldığı görülmüştür (p<0.05). Ayrıca kalınlık, inflamasyon, skleroz ve kollajen-IV birikiminin tedavi edilen gruplarda kontrol grubuna göre anlamlı derecede azaldığı görülmüştür (p<0.05). Likopenin miringotomiden önce ve/veya sonra verilmesinin miringoskleroz oluşumu açısından bir fark oluşturmadığı da saptanmıştır. Sonuç olarak miringosklerozun oluşumunun önlenmesinde güçlü bir antioksidan olan likopen iyi bir seçenek olarak düşünülebilir. Anahtar kelimeler: Miringoskleroz, likopen, antioksidan
Travmatik fasiyal sinir paralizilerinde cortexin'in etkinliği
Bu çalışmanın amacı fasiyal sinirin ezilmesine bağlı olarak oluşan travmatik fasiyal sinir paralizinlerinde intramuskuler cortexin ve metilprednizolon etkinliğini araştırmaktır. Çalışma 1400-3000 gram ağırlığında 21 adet sağlıklı yeni zellanda türü tavşan üzerinde gerçekleştirilmiştir. Deneklerin tümünün sol fasiyal sinir bukkal dalına bası uygulanmış ve fasiyal paralizi oluşturulmuştur. Denekler rastgele yedişerli üç gruba ayrılmıştır. Grup I'e (Cortexin grubu) intramusküler olarak 3mg/gün cortexin, Grup II'ye (Metilprednizolon grubu) intramusküler olarak 1mg/kg/gün metilprednizolon, Grup III'e (Kontrol Grubu) intramusküler olarak 3mg/gün serum fizyolojik 10 gün süre ile uygulanmıştır. Nöroprotektif olarak kullanılan cortexin literatürde fasiyal sinir paralizisinde kullanılmamıştır bu nedenle çalışmamız cortixinin travmatik fasiyal sinir paralizisinde tedavi etkinliğini değerlendirmesi açısından dünyada ilktir. Deneklere 7., 14. ve 21. günlerde iyileşmenin değerlendirilmesi amacıyla elektromiyografi yapılmıştır. Daha sonra deneklerin işlem uygulanan taraftaki fasiyal sinir bukkal dalı çıkarılarak histopatolojik incelemeye alınmıştır. İnce doku kesitleri şeklinde hazırlanan spesmenler nöral fibrotik dejenerasyon, kollajen lif artışı, miyelin dejenerasyon, aksonal dejenerasyon, schwann hücre proliferasyonu, normal miyelin yapımı ve ödem parametreleri açısından değerlendirilmiştir. Her deneğe ait dört kesitten dörder adet alanda (x40, 100, 200, 1000 objektif büyütme) sayım yapılmış ve her bir grup için dört alanın ortalaması alınmıştır. Derecelendirme yok: - (0), hafif: +(1), orta: ++( 2), şiddetli: +++ (3) şeklinde yapılmıştır. Çalışmamızda cortexin ve metilprednizolon kontrol grubuna göre nöral fibrotik dejenerasyon, miyelin dejenerasyon, aksonal dejenerasyon, normal miyelin yapımı ve ödem açısından iyileşme üzerine olumlu etki göstermiştir. Cortexin ve metilpednizolon karşılaştımasında cortexin kollajen lif artışını metilprednizolona göre azaltmıştır. Elektromiyografi verilerine göre gruplar arasında anlamlı farklılık izlenmemiştir. Çalışmamız sonucunda sinir bütünlüğü bozulmamış travmatik fasiyal sinir paralizilerinde cortexin ve metilprednizolonun etkin olduğunu ve tedavide cortexinin metilprednizolona belirgin üstünlük sağlayamadığını söyleyebiliriz. Anahtar Kelimeler: Fasiyal sinir paralizisi, cortexin, metilprednizolon, elektromyografi
Efüzyonlu otitis media sıvısında mantar varlığı
Efüzyonlu otitis media(EOM) sağlam kulak zarı arkasında, orta kulakta sistemik ve lokal enfeksiyon bulguları olmaksızın sıvı birikmesidir. Bu çalışmanın amacı EOM'li hastalarda, efüzyon sıvısında mantar varlığını ve varsa bunun efüzyon gelişiminde etken olup olmadığını araştırmaktır. Çalışma Fırat Üniversitesi Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Kliniğinde, Mart 2013 ile Ekim 2013 tarihleri arasında EOM nedeniyle kulak zarına parasentez yapılan ve/veya ventilasyon tüpü takılan çocuk hastalarda yapıldı. Çalışmaya toplam 45 hasta dahil edildi. Hastalar üç gruba ayrıldı. Grup 1'in yaş aralığı 0-3 yaş, grup 2'nin yaş aralığı 4-6, yaş grup 3'ün yaş aralığı 7-10 yaş idi. Hastalarda ameliyat esnasında dış kulak yolu, nazofarenksten sürüntü örnekleri ve orta kulaktan efüzyon sıvısı örnekleri alındı. Alınan örnekler direkt mikroskopi ile spor varlığı açısından incelendi. Daha sonra örneklerden saboraud deksroz agara ekim yapılarak mantar üremesi değerlendirildi. Efüzyon örneklerinden mantar DNA'sı izolasyonu ve tür düzeyinde tanımlanması için ticari bir ekstraksiyon kiti (2013 QIAGEN) kullanılarak multipleks tandem PCR yöntemi kullanıldı. Elde edilen PCR ürünleri Easy-Plex robotik sistem (AusDiagnostics Pty Ltd, Australia) yardımıyla incelendi. Bu çalışmada alınan örneklerin hiçbirinde direkt mikroskopide spor görülmedi ve kültürlerde mantar üremedi. Ancak PCR yöntemi ile 45 efüzyon örneğinin 13'ünde (%28.88) mantar DNA'sı tespit edildi. Sonuç olarak bu çalışmada EOM sıvısında %28.88 mantar varlığı tespit edildi. Bizim sonuçlarımız daha önce yapılmış diğer çalışmalar ile benzerdi. Fakat hem bizim çalışmamız hem de diğer çalışmalarda mantarların EOM'de etken mi yoksa normal flora elemanı mı olduğu net olarak ortaya konulamamıştır. Bunun için daha ileri çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Efüzyonlu otitis media, mantar
Timpanosklerozlu kronik otitis medialı hastalardaki antioksidan enzimlerin genetik polimorfizmi
Bu çalışmada timpanosklerozlu (TS) kronik otitis medialı (KOM) hastalarda indüklenebilir nitrik oksit sentetaz (iNOS), süperoksit dismutaz (SOD) ve katalaz enzimlerinin genetik polimorfizmi değerlendirilerek, TS etiyolojisinde genetik yatkınlığın rolü araştırılmıştır.Çalışmaya KOM nedeniyle opere edilen 64 hasta ve kulak problemi veya bilinen kronik sistemik bir hastalığı olmayan 32 birey alınmıştır. Timpanosklerozlu KOM, timpanosklerozsuz KOM ve kontrol grubu olmak üzere üç grup oluşturulmuştur. Hastalardan ve kontrol grubundan alınan venöz kan örneklerinden DNA izolasyonu yapılmış, revers transkriptaz polimeraz zincir reaksiyon (RT PZR) incelemesi ile de genetik polimorfizm değerlendirilmiştir.İndüklenebilir nitrik oksit sentetaz genindeki (-277) A/G polimorfizm için GG genotip dağılımı timpanosklerozlu KOM, timpanosklerozsuz KOM ve kontrol grubunda sırasıyla 13 (%40), 7 (%22) ve 4 (%12) olarak bulunmuştur. Timpanosklerozlu KOM grubu ile kontrol grubu arasında GG genotip dağılımı açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p=.008).Süperoksit dismutaz (mn-SOD) A16V (C/T) polimorfizmi için CC genotip dağılımı timpanosklerozlu KOM, timpanosklerozsuz KOM ve kontrol grubunda sırasıyla 8 (%25), 7 (%22) ve 4 (%12) olarak bulunmuştur. Timpanosklerozlu KOM grubu ve timpanosklerozsuz KOM grubunda, kontrol grubuna göre CC genotip sayısında artış görülmesine rağmen istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0.05).Katalaz geninde -21 pozisyonundaki A/T değişim polimorfizmi için TT genotip dağılımı timpanosklerozlu KOM, timpanosklerozsuz KOM ve kontrol grubunda sırasıyla 6 (%20), 2 (%6) ve 3 (%9) olarak bulunmuştur. Timpanosklerozlu KOM grubunda, kontrol grubuna göre TT genotip sayısında artış görülmesine rağmen istatistiksel olarak anlamlılık belirlenmemiştir (p>0.05).Bu çalışmada sağlıklı bireylere göre timpanosklerozlu KOM' lu hastalarda, iNOS geninde (-277) GG genotipinin anlamlı düzeyde artmış olduğu tespit edilmiş ve timpanosklerozun etyopatogenezinde genetik yatkınlığın rol oynayabileceği düşünülmüştür.Anahtar Kelimeler: Timpanoskleroz, İndüklenebilir Nitrik Oksit Sentetaz, Süperoksit Dismutaz, Katalaz, Genetik Polimorfizm
Deneysel akut otitis mediada antibiyotik ve antioksidanların serbest radikal hasarı üzerine etkisi
Serbest radikal (SR)' 1er bir veya daha fazla sayıda çiftlenmemiş elektron içeren oldukça reaktif ve toksik bileşiklerdir. Doku hasarının fızyopatoloj isinde SR' ler en önemli etkenlerdir. SR' 1er hücre membranmdaki lipidlere zarar verdiği zaman Lipid hidroperoksit ve Malonildialdehid (MDA) oluşur. SR' lere karşı organizmadaki ilk savunma süperoksit dismutaz (SOD) enzimi ile gerçekleşir. Bu çalışmada akut otitis media (AOM) sonrası oluşabilecek SR hasan araştırılarak, antioksidan ve antibiyotik tedavilerinin SR hasan üzerine etkinlikleri karşılaştınldı. Çalışmaya alman guinea piglerin sol kulaklarına Streptococcus pneumoniae, sağ kulaklanna ise serum fizyolojik verildi. Kobaylar AOM grubu (grup I), E vitamini grubu (grup II), amoksisilin grubu (grup HI) ve amoksisilin + E vitamini grubu (grup IV) olarak gruplara aynldı. Tüm gruplarda plazma MDA ve eritrosit SOD düzeyleri ile orta kulak mukozalarında MDA ve SOD ölçümleri yapıldı. Doku ve plazma MDA düzeyleri AOM oluşturulan grupta diğer tedavi gruplanna göre anlamlı olarak yüksek bulundu (p<0.01). Tedavi gruplan kendi aralannda karşılaştınldığmda ise grup III ve İV' ün doku MDA değerlerinin Grup E' ye göre anlamlı derecede düşük olduğu (p<0.01), fakat grup İÜ ve IV arasında istatistiksel fark olmadığı görüldü (p>0.05). Orta kulak mukozal SOD ve eritrosit SOD değerleri, grup F de en düşük, grup İV' de ise en yüksek olarak bulundu. Grup I ve II arasında doku SOD değerlerinde anlamlı bir farklılık bulunamazken, bu iki grup ile grup III ve IV arasında istatistiksel fark tespit edildi (p<0.01). Bu çalışmanın verileri, AOM sonrası orta kulakta SR hasarının oluştuğunu ve SR giderici tedavilerin uygulanması gerektiğini desteklemektedir. Çalışmamızda kullanılan E vitamininin SR hasarını azalttığı gösterilmekle birlikte, etkili antioksidan tedaviyi belirleyebilmek için yeni çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Akut otitis media, serbest radikal, antioksidan tedavi, antibiyotik