Emergency medicine
493 theses under this subject heading
Gastrointestinal sistem kanamasında kan copeptin düzeyinin prognozla ilişkisi
Gastrointestinal sistem (GİS) kanamaları acil serviste sık görülen önemli bir mortalite ve morbidite nedeni olmakla birlikte, hastaneye yatış ve sağlık harcamaları açısından da diğer GİS problemlerine göre daha fazla yük oluşturmaktadır. Bu bakımdan, tedavi yönetiminin iyi olması için, GİS kanamasının prognozunu etkileyen faktörlerin bilinmesi oldukça önemlidir. Literatürde GİS kanamasının prognozunu belirlemek için birçok sınıflama mevcuttur. Bu sınıflamaların birçok parametreye dayanması ve bu sınıflamalar üzerine yayınlarda çelişkili sonuçların bulunması GİS kanaması için yeni bir belirtece olan ihtiyacı göstermektedir. Copeptin 1972'de tanımlanmış, antidiüretik hormon (ADH) ile birlikte ve eş molar oranda salınan peptit yapıdaki bir moleküldür. Bu molekülün diğer akut strese neden olan kardiyovasküler, pulmoner, nörolojik, sepsis gibi durumlarda prognozu göstermede başarılı bir biyobelirteç olduğu konusunda yayınlar mevcuttur. Literatürde GİS kanamalı hastalarda ise copeptin nadir olarak çalışılmıştır. Bu çalışmanın amacı GİS kanaması olan hastalarda kan copeptin düzeyini saptamak ve copeptin düzeyi ile hastaya yapılan transfüzyon miktarı, hastanın prognozu ve GİS kanaması ile ilişkili prognostik skorlar arasındaki ilişkiyi göstermektir. Prospektif, kesitsel, tanımlayıcı – analitik özellikte olan bu çalışma Haziran 2021 - Mayıs 2022 tarihleri arasında, bir yıl süre boyunca, Pamukkale Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Acil Tıp Ana Bilim Dalı'nda gerçekleştirilmiştir. Dahil edilme kriterlerine uyan hastalardan başvuru esnasında serum copeptin düzeyi tayini için 5 ml venöz kan alınmış ve araştırma formu doldurulmuştur. Hastaların demografik verileri, vital bulguları, primer hekimlerince yapılan diğer müdahaleleri, alınan laboratuvar tetkikleri, endoskopi uygulamaları ve kan ürünleri transfüzyonu verileri not edilmiştir. Çalışmanın sonlanım noktaları taburculuk, hastaneye yatış (servis ya da yoğun bakım), kötü sonlanım (30 gün içinde mortalite) olarak belirlenmiştir. Serum copeptin değerlerinin toplanan veriler ve sonlanım noktaları arasındaki ilişkisi araştırılmıştır. Çalışmamızın sonucunda GİS kanaması olan hastalarda copeptin değeri ile prognoz, transfüzyon miktarı ve hospitalizasyon durumu arasında bir ilişki bulunmamaktadır. Yine, bu hastalarda şok indeksinin prognozu göstermede, hospitalizasyonda, uygulanan transfüzyon miktarı ile arasında anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Prognoz konusunda şok indeksinin yol göstericiliğinin copeptine göre daha başarılı olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Acil servis, copeptin, gastrointestinal sistem kanaması, mortalite, prognoz
Acil servise başvuran COVID-19 enfeksiyonu olan hastalarda protrombin G20210A (faktör 2) ve PAI-1-4G/5G gen polimorfizminin incelenmesi
COVİD-19 popülasyonları arasındaki sonuçlar göz önüne alındığında, etkileşime giren faktörlerin mutasyonlarını taşıyan hastalarda COVİD-19 pnömonisinin tetiklediği tromboemboli komplikasyonları için genetik bir yatkınlık olabileceği düşünülmektedir. Çalışmamızda COVİD-19 hastalığı ciddiyeti ile Protrombin G20210A ve PAI-1-4G/5G gen poliformizminin ilişkili olabileceği ve bu ilişkinin klinik gidişatı arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçladık. Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilimdalı'na, öksürük, balgam, ateş, nefes darlığı gibi şikâyetlerle başvurmuş, acil serviste PCR pozitifliği ile COVİD-19 tanısı almış hastalar (n=150) ve enfeksiyon ile ilgili bir şikayeti bulunmayan sağlıklı bireyler (n=300) çalışmaya dahil edilmiştir. Hastalardan laboratuvar bulgusu için alınan kanın yanında antikoagülanlı tüplerden kan alınarak genetik halotipleme yapıldı. Hasta ve kontrol grubundan alınan kanlardan Protrombin G20210A ve PAI-1 gen mutasyonları incelendi. Elde edilen bulgular kayıt altına alınarak raporlandı. Hastalarımız, 18-90 yaş aralığında yer almakta olup, 53.4 ortalama yaşa sahipti. Bu hastaların %42'si kadındı ve incelenen genomlar ve polimorfizmleri arasında anlamlı farklılık bulunmadı. Hasta ve kontrol grupları arasında Protrombin G20210A ve PAI-1 gen polimorfizmleri anlamlıydı. Hastalarda en sık görülen semptomlar şunlardı: öksürük (%46), nefes darlığı (%37.3), ateş (%24.7), ve halsizlik (%18). Hastaların klinik ve laboratuvar bulgularında Protrombin G20210A GA ve GG alelleri arasında anlamlı fark gözlenmedi. Ancak, hastaların laboratuvar bulgularında Monosit ve Üre 4G/5G PAI-1 gen polimorfizmleri arasında anlamlı fark vardı. PAI-1 gen polimorfizmi ile CURB-65 skoru, PSI skoru, yatış süresi, görüntüleme sonuçları, yatış yeri, ve mortalite arasında anlamlı ilişki bulundu. Sonuç olarak PAI-1 gen polimorfizmlerinin COVİD-19 tanı, hastaneye başvuruda yönlendirme, mortalite ve PSI skorlamalarında etkili rol oynadığını gördük. PAI-1 gen mutasyonunun monosit sayımı ile doğrudan ilişkili olabileceğini VTE riskinin yanında COVİD-19 şüphesi ile başvuran hastalıklarda önemli bir belirteç olabileceğini düşünüyoruz. Bunun yanında acil servise kabul aşamasında kullanılan PAI-1 4G/5G heterozigot genomda CURB-65 skorunda 1,56 ortalama ile daha yüksek skor ve benzer oranda yoğun bakım yatışı vardı. Anahtar Kelimeler: COVİD-19, Tromboemboli, Protrombin G20210A, PAI-1, Gen Mutasyonu
Acil Servise spor yaralanması nedeniyle başvuran erişkin hastalarda erişkin tipi Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite/Dürtüsellik Bozukluğu (DEHB) ilişkisi
Bu çalışmada spor yaralanmalarında DEHB'ın rolünün araştırılması ve bu durumu etkileyen faktörler belirlenerek, müdahale planlamalarının yapılmasında temel oluşturacağını düşünüyoruz. Acil Servise spor yaralanması nedeniyle başvuran erişkin hastalarda spor yaralanması ile DEHB arasındaki ilişkiyi araştırdık. Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalına spor yaralanması ile başvurmuş hastalar çalışmaya alındı. Acil servise spor yaralanması ile başvuran yetişkin bireyler (n= 150) ile travma ve yaralanma harici bir şikâyet ile başvuran bireyler (n=150) kontrol grubu olarak tanımlandı. Çalışmaya katılmayı kabul eden hastalara Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite/Dürtüsellik Bozukluğu (DEHB) Turgay DSM-IV YDB-TDÖ kullanılmıştır. Birey Tanıma Formu, Dikkat Eksikliği, Aşırı Hareketlilik/ Dürtüsellik, DEHB ile ilgili özellikleri değerlendiren bölümlerden alınan puanlarla hastaların DEHB düşük, orta veya yüksek dereceli semptom gösterme durumlarını inceledik. Araştırmada yer alan hasta grubunda 62 (%41,3) kadın, 88 (%58,7) erkek vardı ve kontrol grubu ile istatistiksel anlamlılık yoktu (p=0,128). Hasta grubunun yaş ortalaması (32,29) kontrol grubunun yaş ortalamasına (30,17) göre daha yüksektir. Hasta grubunda üniversite mezunlarında 63 (%42) kişiyle en çok, ilkokul mezunlarında 14 (%9,3) kişiyle en az olarak görülürken; kontrol grubunda üniversite mezunlarında 71 (47,3) kişiyle en çok, ortaokul mezunlarında 12 (%8) kişiyle en düşük mezuniyete sahipti. Sigara kullanımı ve eğitim durumunun hasta ve kontrol grubuyla arasında anlamlılık görülmedi (p<0,05). Hasta ve kontrol gruplarının DEHB derecesi ile aralarında bir anlamlılık görülmemiştir (p=0,071). Hasta grubunda dikkat eksikliğiinin ortalama 5,96 ile, aşırı hareket dürtüselliğin ortalama 5,93 ile, DEHB ilişkisinin ortalama 19,56 ile, DEHB skorunun 31,27 ile kontol grubundan daha yüksek olduğu görülmüştür. Düşük DEHB derecesinde sigara kullanmayanların 80 (%47,1) kişiyle daha fazla, orta DEHB derecesinde sigara kullanmayanların 69 (%40,6) kişiyle fazla olduğu görülürken, yüksek DEHB derecesinde 21 kişiyle kişiyle eşit olduğu görülmüştür. DEHB derecesi ile sigara kullanımı arasında anlamlı bir fark görülmüştür (p=0,036). Yaralanmamış yetişkin atletler arasındaki semptom raporlamasını inceleyen bir çalışmada, DEHB'li olanlar, DEHB'si olmayanlara göre çok daha fazla fiziksel, duygusal ve bilişsel semptomları doğrulamıştır. DEHB'li yaralanmamış erkeklerin neredeyse üçte biri (%31,5) ve yaralanmamış kadınların yarısı (%52,6) çeşitli işlevsellik alanlarındaki semptomlar bildirilmiştir. Yetişkinlerde travmatik spor yaralanmalarına risk faktörü olarak çevresel faktörlerin yanında insan davranışlarının incelendiği bir çalışmada DEHB'nin önemli bir unsur olduğu bildirilmiştir. Özellikle beyin sarsıntısı, temas sporlarında tüm yaş grupları arasında yaygındır; DEHB tanılı 13 yaş ve altı çocuklarda beyin sarsıntısı ile başvuru 1997 ile 2007 arasında iki katına ve 14-19 yaşındaki çocuklarda üç katına ve yetişkinlerde de 2 katına çıkmıştır. Bireylerin sporda veya farklı alanlarda yaralanmalarından önce DEHB taraması ile dikkatle irdelenerek incelenmesi ve potansiyel tanı konulmamış DEHB şüpheli bireylerin aktivitelerde yatalanmalarının önüne geçmek için klinik destek almaları gerektiğini düşünüyoruz. Spor yaralanmasında DEHB ilişkisi ile ilgili literatür taramasında çocuklarda yapılmış birkaç çalışma bulunmasına rağmen yetişkinlerde benzer çalışma bulamadık. Acil servise spor yaralanması ile başvuran yetişkin bireylerde DEHB varlığının gözden geçirilmesi ve olası bir şüphe halinde ilgili bölümlere yönlendirilmesinin önemli olduğu sonucuna varılmış olup, bu konu hakkında daha ayrıntılı ve kapsamlı çalışmalar yapılması önerilir. Anahtar Kelimeler: Spor yaralanması, dikkat eksikliği, hiperaktivite, dürtüsellik, yetişkinlerde DEHB, acil servis
Türkiye'de 3. basamak sağlık hizmetlerinde yaşanan acil servis kalabalığı hakkında anket çalışması
Giriş ve Amaç: Acil servisler hastanelerinkesintisiz hizmet veren birimleridir.Tüm dünyada büyük bir problem haline gelen Acil Servis kalabalığının olası nedenlerini ve çözüm önerilerine yönelik bir anket çalışması düzenledik. Materyal ve Metod:Toplam olarak dört bölümden oluşan bir anket formu hazırlandı. İlk bölüm katılımcıya ait bilgiler, ikinci bölüm hastane ve Acil Servis özelliklerini kapsamaktaydı. Üçüncü ve dördüncü bölümlerde sırasıyla olası nedenler ve çözüm önerileri mevcuttu. Anket formu "Google forms" ile oluşturuldu ve e-posta aracılığıyla ülkemiz 3. Basamak Acil Servis yönetici/ öğretim üyelerine mail yoluylagönderildi. Sonuçlar SPSS Statistics 15.0 for Windows programı ile değerlendirildi. Bulgular: Toplam olarak 83 Acil servis yönetici/öğretim üyesinden 47 (%56,6) yanıt ulaştı. Anket sonuçları 17/06/2016-30/09/2016 tarihleri arasında değerlendirildi. Katılımcılar acil servis kalabalığının en büyük nedeni olarak, toplumun acil servis kullanımı konusundaki tavrını belirlediler (%93,6). Sağlık Bakanlığı düzeyindeki temsiliyet eksikliği de en önemli faktörlerden bulundu (%93,6). Çözüm önerilerinde; poliklinikler için ayaktan tedavi ünitelerinin kurulması (%93,6), yatış için bekleyen hastaların ilgili servislerde takibi (%93,6), özlük hakların düzeltilmesi (%93,6) gibi öneriler ön planda saptandı. Tartışma: Çalışma sonucunda elde ettiğimiz verilere göre acil servis kullanımı konusunda halkın eğitimi, acil servis dışı faktörlerin düzeltilmesi, çalışanların özlük haklarının düzenlenmesinin acil servis kalabalığını azaltmada faydalı olacağı kanaatindeyiz. Bu sorunun çözümünde hastane yönetimi, genel sekreterlikler, bakanlık düzeyinde politikalar üretilmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Bulgularımız büyük oranda literatürle uyuşmasına rağmen, katılımın düşük olması daha ayrıntılı yorumu engellemektedir. Anahtar Kelimeler: Acil Servis, Kalabalık
Ayak ayak bileği travmalarında ultrasonografinin yeri
Amaç: Ayak-ayak bileği travmaları acil servis başvurularında önemli bir oran teşkil etmektedir. Tanıda kullanılan standart görüntüleme yöntemi X-ray görüntülemedir, ancak USG'nin uzun kemik fraktürlerinin tanısında gayet başarılı sonuçlar verdiği önceki yapılmış çalışmalarda belirtilmiştir. Bu çalışmanın amacı acil servise ayak-ayak bileği travması ile gelen hastalarda ayak-ayak bileği fraktürlerini tanımada USG'nin yeterliliğini değerlendirmektir. Bu sayede acil servislerde gereksiz direk grafi çekilmesinin önüne geçilebileceğini düşünmekteyiz. Materyal-Metod: 01.09.2016 - 01.12.2016 tarihleri arasında hastanemiz Acil Tıp Kliniğine ayak ayak bileği travması ile başvuran ve fraktür şüphesi olan 136 hasta çalışmamıza dahil edildi. Tek bir uygulayıcı doktor tarafından; hastalar, ayak-ayak bileği fraktürü (lateral malleol, medial malleol, metatars, kalkaneus, kuboid, kuneiform ve talus) açısından travmaya maruz kalan kemik yapı USG ile longitudinal ve transvers düzlemde değerlendirildi. Daha sonra hastalara ön-arka ayak ve ayak bileği grafisi ile gereken hastalara oblik ayak bileği grafisi çekildi. Bu grafiler tek bir Acil Tıp Uzmanı tarafından yorumlandı. Grafiyi yorumlayan araştırmacı USG sonuçlarını ve hastayı görmedi. Acil Tıp Uzmanı tarafından yorumlanan ayak ve ayak bileği grafisi altın standart tanı aracı olarak kabul edildi. Hastaların yaş, cinsiyet, travmanın oluş mekanizması, lokalizasyonu gibi özellikleri çalışma formuna not edildi. USG ve direk grafi görüntüleri dijital ortamda kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya 18 yaş üstü toplam 136 hasta dahil edildi. Hastalarımızın 80'i (%58.8) erkek, 56'sı (%41.2) kadındı. Yaş ortalaması 36'ydı. Hastalarımızın %55.8'ünde (n=76) sağ ayak travması görülürken, %44.1'inda (n=60) sol ayak travması görülmüştür. Hastalarımızın ayak-ayak bileği travmalarının oluş mekanizmaları sıklık sırasına göre; burkulma (%62.5), düşme (%27.2), çarpma (%7.3), sıkışma (%2.9) şeklindeydi. Hastalarımızın kırık bölgeleri incelendiğinde %53'ünde (n:33) metatars , %16'sında (n:10) lateral malleol , %8'inde (n:5) medial malleol, %6.4'ünde (n:4) kalkaneus, %4.8'inde (n:3) bimalleol, %1.6'sında (n=1) talus fraktürü saptanmıştır. X-Ray görüntüleme sonuçlarına göre 136 hastanın 62'sinde fraktür tespit edildi. USG ile bu fraktürlerin 60'ı görüntülenebildi. X-Ray görüntüleme sonucuna göre fraktür saptanmayan 74 olguda USG'de de fraktür saptanmadı. Bu bulgular ışığında ayak ayak bileği travmalarında kemik fraktürlerinin teşhisinde USG yönteminin sensitivite (duyarlılık) değeri %96.7; spesifite (seçicilik) değeri %100; pozitif prediktif değeri %100, negatif prediktif değeri ise %97.3 olarak saptandı. USG ile yanlış negatif sonuç veren iki vakada fraktür 5. metatars proksimal bölgesinde non deplase fraktürler idi. Sonuç: Acil servise ayak-ayak bileği travması ile başvuran hastalarda yaptığımız bu çalışmada; ayak-ayak bileği fraktürlerinin tanısında USG ile direk grafi karşılaştırıldığında; USG'nin sensitivitesi (duyarlılık) %96.7, spesifitesi (seçicilik) %100, pozitif prediktif değeri %100, negatif prediktif değeri %97.3 olarak saptanmıştır. Bu bulgular göz önüne alındığında; tekrarlanabilir olması, iyonize radyasyon içermemesi, taşınabilir olması, gebelerde ve çocuklarda güvenle kullanılabilir olması gibi avantajları göz önüne alındığında USG'nin ayak-ayak bileği fraktürlerinin tanısında etkin ve güvenilir bir şekilde acil servislerde kullanılabileceğini ve gereksiz grafi çekilmesinin önüne geçebileceğini düşünmekteyiz.
Acil servise başvuran 65 yaş ve üstü hastalarda 28 günlük mortalite tahmininde rapid emergency medicine score ve modified early warning score karşılaştırılması
Amaç: Acil servise başvuran 65 yaş üstü hastalarda mortalite tahmininde kullanılan Rapid Emergency Medicine Score (REMS), Rapid Emergency Medicine Score-Laktat (REMS-L), Modified Early Warning Score (MEWS) ve Modified Early Warning Score-Laktat (MEWS-L) skorlarının güvenilirliğini, etkinliğini karşılaştırmak ve 28 günlük mortalite tahmininde kullanılabilirliğini araştırmaktır. Materyal Metod: Bu çalışma 29 Şubat 2016 – 30 Nisan 2016 tarihleri arasında hastanemiz Acil Servisine başvuran 65 yaş ve üstü 1106 hasta dahil edildi. Sarı ve kırmızı olarak kabul edilen hastalar daha sonra ilgili alanda görevli acil tıp asistanı veya uzmanı tarafından değerlendirildi. Hastanın anamnezi ve özgeçmişi kaydedildi ve hayati bulguları kontrol edildi. Endikasyon dâhilinde olan hastalarda ilk gelişinde kan gazı alındı. Araştırmacılar, klinisyen tarafından elde edilen verileri ile REMS, REMS-L, MEWS ve MEWS-L puanlarını hesaplandı, çalışma formuna kaydedildi. REMS-L hesaplama formülü: REMS+ laktat (mmol/L). MEWS-L hesaplama formülü: MEWS+ laktat (mmol/L). Çalışmaya alınan hastaların telefon numaraları da kaydedildi. Hastaneye yatış verilen hastaların sistem üzerinden takibi yapıldı ve 28 gün içindeki mortaliteleri araştırıldı. Taburcu edilen hastalara 28 günün sonunda verilen telefon numaraları üzerinden ulaşıldı ve durumları öğrenildi. Bu süre sonunda ulaşılamayan hastalar araştırma dışı bırakıldı. Bulgular: Çalışmamız 1106 hastadan oluşmaktadır. Çalışmaya alınan hastaların yaş ortalaması 77,23±7,41 yıl, medyan değeri ise 77 yıl olarak hesaplandı. Hastalarımızın %52,3'ü (n= 578) kadın, %47,7'si (n= 528) erkektir. Hastane yatışı tahmininde ROC eğrisinin altında kalan alan REMS, REMS-L, MEWS ve MEWS-L için sırası ile 0,837; 0,918; 0,817; 0,927 hesaplandı (p değeri sırası ile p=0,001; p<0,001; p=0,002; p<0,001'dir). 28 günlük mortalite ROC eğrisinin altında kalan alan REMS, REMS-L, MEWS ve MEWS-L için sırası ile 0,659; 0,695; 0,647; 0,681hesaplandı (p değeri sırası ile p<0,001; p<0,001; p<0,001; p<0,001). Sonuç: REMS, REMS-L, MEWS ve MEWS-L geriatrik hastaların hastane yatışı ve 28 günlük mortalite tahmininde kullanımı kolay ve güçlü puanlama skorlarıdır. REMS ve MEWS'in laktat ile kombinasyonu geriatrik hastalarda 28 günlük mortalite tahminini artırabilir.
Evaluating the attention and concentration levels of 112 emergency health workers by their working conditions
EVALUATING THE ATTENTION AND CONCENTRATION LEVELS OF 112 EMERGENCY HEALTH WORKERS BY THEIR WORKING CONDITIONS Aim: In this study, it is aimed to determine the spontaneous attention levels according to the working time and conditions of the 112 emergency health workers and to analyze the effect of the variables related to the working conditions on their attention level. Tool and Methodology: In this study, it is aimed to evaluate the relationship between d2 attention test parameters before and after the shift of 112 emergency health workers. The d2 Attention Test is one of the tools that helps to measure selective attention. 112 ambulance personnel working throughout Ankara are includedinto this prospective and descriptive study. Participants' demographic data and d2 test scores before and after shift is statistically compared. Findings:The difference is statistically significant (Z = 8,680, p <0,001), while the median value of E total score is 18 (CAG: 43) before the shift and this value is 28 (CAG = 90) at the end of the shift. At the end of the shift, the median value of E error score is 2.7 (CAG: 6.5) before the shift. This difference is 4.3 (CA = 13.6) and the difference is statistically significant (Z = 8.680, p <0.001). At the end of the shift, this value is 269 (QOL = 90), and the difference is statistically significant (Z = 8,680, p <0.001) while the median CP score is 279 (CAG: 43) before the shift. The difference is statistically significant (Z = 8.680, p <0.001) when the median TN-E score is 640 (CAG: 43) before the shift and 630 (CAG: 90) after the shift. Result:According to the findings, it is found out that there is a significant difference between the results of d2 test before and after the shift. Significant differences between the d2 test scores indicate that the attention level of 112 staff decreases during work Key Words:shift, attention, d2test
Acil serviste iskemik inme tanısı alan hastalarda nötrofil lenfosit oranı ve tiyol disülfid dengesinin araştırılması ve 28 günlük mortalite ile karşılaştırmaları
Giriş ve Amaç: İnme global olarak gittikçe artan mortalite/morbidite nedenlerinin başında gelir ve tüm inmeler arasında en sık iskemik inme görülür. İskemik inmeli hastada hızlı tanı ve etkin tedavi mortalite ve morbiditenin azaltılmasında en etkin silahtır. Bu nedenle inme geçiren hastanın ilk başvuru yeri olan acil servislerde, bu hastalar için prognostik belirteçlere ihtiyaç her zaman olacaktır. Bu çalışma ile başvuru anında hesaplanan nötrofil lenfosit oranı ve oksidatif belirteçler ile hastalığın mortalite/morbiditesi arasındaki ilişkiyi ortaya koyabilmeyi amaçlamaktayız. Materyal ve metod: Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisine 18.03.2017 ve 30.11.2017 tarihleri arası başvuran iskemik inmeli 143 hasta, "hasta grubu" olarak ve hiçbir yakınması olmayan hasta grubu ile benzer yaşta 85 sağlıklı gönüllü "kontrol grubu" olarak çalışmaya dahil edildi. Kontrol grubu dâhiliye polikliniğine rutin kontrole gelen, ek hastalığı olmayan ve çalışmaya katılmayı kabul eden bireylerden seçildi. İki grubun yaş, cinsiyet, nötrofil, lenfosit, platelet, üre, kreatinin, albümin, native tiyol (NT), toplam tiyol (TT), disülfid (D), iskemi modifiye albümin (İMA) ve ferroksidaz değerleri kaydedildi. Nötrofil/lenfosit (NLO), platelet/lenfosit (PLO), indeks 1 ( disülfid/native tiyol), indeks 2 (disülfid/toplam tiyol), indeks 3 (native tiyol/toplam tiyol) oranları ile hasta grubun 28. gün sonu mortaliteleri kaydedildi. Tam kan ve biyokimya tetkiklerine ek olarak çalışılan oksidasyon parametreleri için ek kan numunesi alınmadı. Hâlihazırda biyokimya tüpüne alınan kan numunesinden oksidatif parametreler çalışıldı. Bulgular: Çalışmaya alınan 143 hastadan 67'si kadın (%49,6), 76'sı erkekti (%53,1). Yaş ortalamalar 71,99 yaş ± 11,57 yaştı. Yaş parametresi için hasta ve kontrol grubu arasında fark yoktu. Hasta grupta platelet sayısı daha düşük saptandı (hasta grup için medyan: 277x10³, min: 98x10³ maks: 473x10³; kontrol grubu için medyan: 258x10³ min: 72x10³ maks: 575x10³; p= 0,02 Mann Whitney U-test). Nötrofil sayısı ve NLO hasta grupta daha yüksekti (Sırasıyla hasta grupta nötrofil için medyan: 5600/μL min: 900/μL maks: 19900/μL; NLO için medyan: 3,64 min: 0,90 maks: 33,17; kontrol grubunda medyan: 4580 min: 1820 maks: 12740; sırasıyla p< 0,01; p= 0,01 Mann Whitney U-test). 28'inci gün sonunda eksitus olan grupta albümin değeri daha düşük saptandı (Yaşayanlarda medyan: 4,19 g/dL min: 2,96 g/dL maks: 5,0 eksitus grupta medyan: 4,02 g/dL min: 2,79 g/dL maks: 4,53 g/dL; p= 0,021; Mann Whitney U-test). Sürekli değişkenler içinde sadece NT ve TT parametrelerinin normal dağılıma uyduğu görüldü. NT ve TT değeri hasta grupta daha düşük saptanırken (sırasıyla p= 0,002; p= 0,007; independent samples t-test) İMA değeri hasta grupta daha yüksekti (p< 0,001; Mann Whitney U-test). Mortal seyreden hasta grubunda albümin, mortal olmayan hastalara kıyasla düşük saptandı (p< 0,021, Mann Whitney U-test). Ancak albümin mortalite için güçlü belirteç olarak saptanmadı Sonuç: Nötrofil ve NLO değerleri iskemik inmeli hastalarda daha yüksek saptanmış olup mortalite ile ilişkili bulunmamıştır. NT ve TT değerleri hasta grupta daha düşük bulunmuştur ancak mortalite ile ilişkilendirilmemiştir. Bu durum oksidan son ürünlerin artışından kaynaklanıyor olabilir. İMA hasta grupta yüksektir. Albümin hasta grupta mortalite ile ilişkili bulunsa da güçlü bir belirteç olarak öngörülememiştir. Sonuç olarak çalışmamız inflamatuar belirteçler ve oksidatif parametrelerin iskemik inmeli hastalarda önemini ortaya koymuştur
Acil serviste yoğun bakım ihtiyacı olan hastalarda thiol-disülfid düzeylerinin mortalite oranları ile korelasyonu
Amaç: Acil servise başvuran ve yoğun bakım ihtiyacı olan kritik hastalarda yeni bir oksidatif stres parametresi olan thioldisülfid düzey ölçümlerinin mortalite açısından prognostik olarak kulanılabilirliğini araştırmayı amaçladık. Materyal ve Metod: Çalışmamızda Kasım 2017-Nisan 2018 tarihleri arasında Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesi Acil Servisine başvuran ve yoğun bakım ihtiyacı olan kritik hastalar prospektif olarak değerlendirildi. Çalışmaya acil servise başvuran 79 hasta ve 71 sağlıklı gönüllü kontrol olmak üzere toplam 150 kişi dahil edidi. Bu hastalar yaş, cinsiyet, acile başvuru şekli, bilinç durumu, akut fizyolojik durumu, nativ thiol, toplam thiol, disülfid, iskemi modifiye albümin, feroksidaz değerleri açısından incelendi. Ayrıca her hasta için ortalama arter basıncı, Glaskow koma skoru (GKS) ve APACHE 2 skorlarıhesaplandı. Her hastanın 28 gün sonraki mortalite durumları belirlendi. Bulgular:Hasta ve kontrol grupları cinsiyetine göre gruplara ayrıldı ve istatiksel olarak incelendi. Hasta grubun % 39,2'si kadın ( n: 31 ), %60,8'i erkekti (n:48). Kontrol grubunun %38'i kadın (n:27) , %62'si erkekti ( n:44 ). Cinsiyet dağılımında iki grup arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (ki-kare testi; p:0,879). Erel paneli parametrelerinden 28 günlük mortalite ile karşılaştırıldığında anlamlı çıkan değerler nativthiol ve toplam thiol değerleridir. Nativ thiol ortanca değeri 28 gün sonra tüm hasta örneklemde 277, sağ olanlarda 314 saptanırken exitus olanlarda ortanca değer 228 saptanmış olup istatiksel olarak anlamlıdır ( p <0,001 ). Yine benzer şekilde toplam thiol ortanca değeri tüm hasta örneklemde 28 gün sonra 322,5 sağ olanlarda 363,3 saptanırken exitus olanlarda ortanca değer 266 saptanmış olup istatiksel olarak anlamlıdır ( p <0,001 ). APACHE 2 mortalite yüzdelerinin de 1 aylık mortaliteyle ilişkisi anlamlı saptanmış olup hasta örneklemde toplam mortalite ortancası %22, 1 ay sonra sağ olanlarda ortanca % 16, ex olanlarda ise ortanca %42 olarak değerlendirilmiştir ( p:<0,001 ). Oksidatif stres göstergesi olan EREL parametrelerinden NT ve TT düzeylerinin APACHE 2 skorlaması ve APACHE 2 mortalite yüzdeleriyle negatif korelasyonu saptanmıştır. Sonuç:Oksidatif stres göstergesi olan EREL parametrelerinden NT ve TT düzeylerinin 28 günlük mortalite ile istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkisi olduğu ve APACHE 2 skorlaması ve APACHE 2 mortalite yüzdeleriyle negatif korelasyonları saptanmış olup hasta prognozunu belirlemek için anlamlı birer parametre olabileceğini düşündürmektedir.
Investigation of the effectiveness of the rate of neurophil lymphocyt in the estimation of the prognosis of the disease in 65 years and older with community-acquired pneumoni̇a patients in emergency service
OBJECTIVE:Theaimofthisstudywastoevaluatetheprognosisofthediseasebylookingat the NLR levels of patients aged 65 and over. In addition, the NLR level in patients diagnosed with CAP was compared with other infection markers to have an idea about thedisease. MATERİALS AND METHODS: This study included patients aged 65 years and older who were admitted to the Emergency Department of the Atatürk Training and Research Hospitalof Ankara Yıldırım Beyazıt University between January 2016 and December 2017 with the diagnosis of community-acquired pneumonia. The study was performed with a retrospective observational method. The demographic data, vital signs, laboratory parameters and radiological examinations of the patients included in the study were examined via HBYS system. The dates of application, gender and presence of additional diseases were recorded in the follow-upforms.. RESULTS: A total of 628 patients with CAP were included in the study. 267 (42.5%) of the patientswerefemaleand361(57.5%)weremale.Themeanageoftheparticipantswas78(65- 98). While 14 (2.2%) of the patients diagnosed with CAP were receiving Invasive Mechanical Ventilatorsupport,29(4.6%)patientsreceivednoninvasivemechanicalventilatorsupport,and 9 (1.4%) patients received vasopressor support. While 305 (48.6%) of the patients diagnosed withCAPweretreatedasoutpatients,253(40.3%)wereinpatientintheChestDiseaseService and 70 (11.1%) patients received treatment in the Intensive Care Unit. Mortality rates of the patientswereexaminedand33(5.3%)patientsdiedinthefirst28days,and40(6.4%)patients died in six months. 28-day mortality risk has increased in patients with heart failure, cerebrovascular disease and active tumor. 28-day mortality rates were significantly increased inpatientswithConsciousnessDisorder,RespirationRateof29,SystolicBloodPressurebelow 90mmHg,Pulserateofmorethan124perminute,PaO2<60orSaO2<90.The28-day Mortality rates of patients with acidosis (ph<7.35), BUN value greater than 29, detected pleural effusion in radiological examinations and hyperglycaemia (Glucose> 249) were significantly increased. The 28-day mortality rate was 42.9%, 20.7% and 33.3% for IMV, NIMV and Vasopressor support, respectively. The relationship between the parameters showing the infection status and the 28-day mortality was investigated and the values of Procalcitonin (p: 0,039) and Lactate (p: 0,011) were found to be effective in showing the 28-day mortality. The NLR value is different between the patients who are dischargedand the patients admitted to the hospital. However, the difference between those in the Service and Intensive Care Unit is not significant. Although the area under the curve is significant in the ROC analysis for NLR to distinguish inpatients and discharged patients, NLR cannot be interpreted as a strong marker for this purpose. CONCLUSION:NLR level is not effective inpredicting the mortality of patients. In this study, PSI, PCT and Lactate were found to be more effective. On the other hand, there is adifference between the patients who were discharged and admitted to the hospital in terms of NLR value. We can use this value for safedischarge.
Çoklu travma hastalarında travma skorlarının (RTS, GAP, EMTRAS) klinik değerliliğinin incelenmesi, acil servis mortalite ile korelasyonu ve literatür ile karşılaştırılması
Amaç: Acil servislere başvuran hasta sayısının artması, gerçekten acil olan hastaların seçimini zorlaştırmaktadır. Bu nedenle, çeşitli travma ciddiyet skorlama sistemleri geliştirilmiş ve uygulanması önerilmiştir. Bu çalışmada, çoklu travma hastalarında, travma ciddiyet skorlarının (RTS, GAP, EMTRAS) mortalite ile ilişkileri değerlendirilmiştir. Gereç ve yöntem: Bu çalışma Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Hastanesi Acil servisinde bir yıllık dönemde, acil servise başvuran hastaların elektronik verileri restrospektif olarak değerlendirilerek yapıldı. Çalışmaya 16 yaş üzeri, çoklu travması olan hastalar dahil edilmiştir. Hastaların demografik verileri, skor hesaplamasında kullanılacak verileri ve Glasgow Koma Skorları hasta dosyalarından tarandı. Acil servis içindeki ve kısa dönem içindeki (30gün) mortaliteleri, travma skorları ile değerlendirildi. Veriler SPSS. version 21'e kaydedilerek analiz edildi Bulgular: Çalışmaya 333 çoklu travma hastası dahil edildi. Hastaların 294'ü (%88,3) erkek, 39'u (%11,7) kadındı. Medyan yaş 35,76±17,16 (Min:16-Max:90) olarak bulundu. Mevcut veriler ile hastaların RTS, GAP ve EMTRAS skorları hesaplandı. ROC eğrileri çizilip klinik değerlilikleri hesaplanan travma skorlarından RTS ve EMTRAS 'in acil servis içindeki mortaliteyi göstermede en başarılı skorlar olduğu görüldü. EAA'lar (eğri altında kalan alanlar) RTS, GAP, EMTRAS için sırası ile 0,901 ± 0,024 [%95 GA, 0,854 ila 0,948], 0,876 ± 0,035 [%95 GA, 0,808 ila 0,945], 0,917 ± 0,018 [%95 GA, 0,882 ila 0,953] olarak bulundu. Baz defisiti, PTZ ve INR parametreleri ile kısa dönem mortalite ve acil servis mortalite oranı arasında güçlü bir ilişki olduğu görüldü(p<0.001 GA, 0,848 ila 0,953). P<0,05 anlamlı olarak değerlendirildi. Sonuç: EMTRAS ve RTS skorlama sistemlerinin acil servislerde kullanılması sonrası ciddi travmaların etkin ve hızlı bir şekilde tanınması sağlanabilir. Bu hastaların triaj sonrası tedavileri başlanıp uygun merkezlere sevki sağlanarak mortalite ve morbidite oranlarının azalacağı kanaatindeyiz. Anahtar kelimeler: Çoklu travma, acil servis, RTS, GAP, EMTRAS, INR, Baz Defisiti, mortalite
Acil servise başvuran gastrointestinal sistem kanamalı hastalarda kan üre azotu (BUN)/ kreatinin oranının, PT APTT'nin, hematokrit düzeylerinin, trombosit sayısının ve ortalama trombosit hacmi (MPV)'nin mortalite ve morbidite üzerine etkisinin araştırılması
Amaç: Acil servise GİS kanama tanısı konan hastalarda demografik, klinik ve laboratuvar parametrelerinin, hastaların mortalite ve morbiditesi üzerinde etkili olup olmadığının araştırılması amaçlandı. Gereç ve yöntem: Çalışmamız 01.06.2018-01.06.2019 tarihleri arasında acil servise başvuran GİS kanamalı 113 olguda retrospektif olarak yapıldı. Hastaların cinsiyeti, yaşı, başvuru şikayeti, komorbid hastalıkları ve ilaç kullanımı, kanama bölgesi, laboratuar parametreleri, endoskopi bulguları, yatırıldığı birim ve mortalite durumu incelendi. Verilerin analizinde Kolmogorov-Smirnov, Mann Whitney-U, Ki-kare, Fisher Exact ve logistic regresyon analizi kullanıldı. Bulgular: Olguların yaş ortancası 67 yıl olup, %61,9'u erkekti. Hastaların %67,3'ünde ek hastalık saptandı. Alt GİS kanamalı olgularda ülseratif kolit, hemoroid ve diğer ek komorbidite varlığının sıklığı yüksek saptandı (p<0,05). Üst GİS kanamalı olgularda hematemez ve melena sıklığı anlamlı olarak yüksek iken, hematokezya alt GİS kanamalı olgularda anlamlı olarak yüksekti (p<0.05). Çalışmamızda Hb 9 gr/dl, Hct %27,5, MPV 10,4 μl, trombosit 225 x103/mm3 ortanca değerlerinde saptandı. GİS kanama seviyesi ve mortalite ile Hb, Hct, MPV ve trombosit değerleri arasında ilişki saptanmadı (p>0.05). Çalışmamızda kreatinin 0,8 mg/dl, BUN 24 mg/dl, BUN/kreatinin oranı 26 ortanca değerlerinde bulundu. GİS kanama seviyesinin kreatinin düzeyi ile arasında ilişki saptanmadı (p>0.05). Üst GİS kanamalı olgularda, BUN düzeyi ve BUN/kreatinin oranı anlamlı olarak yüksek saptandı (p<0.05). Olguların %47,8'inin servise ve %52,2'sinin yoğun bakıma yatırıldığı saptandı. Çalışmamızda mortalite oranı %4,4 düzeyinde olup, hiçbir faktörün mortaliteyi tek başına etkilemediği saptandı (p>0.05). Sonuç olarak GİS kanamalı olgularda birçok faktör hasta kliniği üzerinde etkili iken, mortaliteyi değiştirmediği saptandı. Bu durum mortal seyreden hasta sayısı ile ilişkili olabilir. Bu nedenle daha geniş vaka serilerine ihtiyaç vardır Anahtar kelimeler: GİS kanama, acil servis, hematolojik parametreler, mortalite
Demographic characteristics and socioeconomic conditions of acute ischemic patients who apply to the emergency service
Objective: To determine the socioeconomic status of patients diagnosed with ischemic stroke who applied to the emergency department in our hospital and to reveal the relationship between low socioeconomic status and stroke severity. Material and Method: In our study, a questionnaire was applied to 65 patients who were diagnosed with acute ischemic stroke who applied to the emergency service between April 2019 and January 2020, or their relatives, to determine their socioeconomic status. Age, gender, marital status, education levels, economic levels, economic perceptions, nutritional habits, risk factors, vital signs, NIHSS, arrival time to the emergency room, and routine laboratory tests were created as independent variables. In particular, the relationship between socioeconomic status and education levels and stroke severity was analyzed statistically. Results: A total of 65 patients (mean age 74.1 ± 11.5 years) with acute ischemic stroke admitted to the emergency department were included in the study. It was found that cases with lower education level, working with physical strength and income level below 1500 TL were independently associated with higher NIHSS. Conclusion: Socioeconomic status was found to be related to the severity of stroke. Less education level and low economic level were found to be associated with more severe stroke in acute ischemic stroke patients. It was found that those who worked with physical force had a severe stroke. Keywords: ischemic stroke, socioeconomic status, educational level, NIHSS, physical stregth
TÖTM acil servisine başvuran hastaların değerlendirilmesinde modifiye erken uyarı skoru ve mainz acil değerlendirme skoru kullanımının hasta prognozunu öngörmedeki etkinliği
Giriş ve Amaç: Son yıllarda, acil servisler ve yoğun bakım birimlerinde kritik hastaların taburculuk ve hastalık ciddiyetinin değerlendirilmesinde kullanılabilecek skorlama sistemlerine olan ilgi giderek artmaktadır. Bu çalışmada amacımız acil servise başvuran hastaların hastalık ciddiyetlerini belirleme ve hastaneye yatırılan hastaların sonlanımlarını öngörmede MEES ve mEWS sistemlerinin etkinliğini araştırmaktır.Materyal ve Metot: 01 Ocak ? 15 Şubat 2011 tarihleri arasında, İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Acil Servisi'ne herhangi bir yakınma ile başvuran ve acil serviste müdahale edilen veya gözlem altında tutulan tüm hastalar arasından hastaneye yatışı gerçekleştirilen 1051 hasta çalışma evrenimizi oluşturdu. Çalışmaya alınan hastaların yaşının, cinsiyetinin, triaj kategorisinin, acil servise başvuru saatlerinin, mEWS ve MEES parametrelerinin herhangi bir kliniğe yatırıldığında yatış yerlerine ve mortalitelerine göre etkileri araştırıldı. İstatistiksel verilerin analizinde windows için SPSS paket programının 16.0 nolu versiyonu kullanıldı. Veriler ortalama, standart sapma (SD), ve yüzde olarak özetlendi. Risk faktörlerinin hesaplanması amacıyla univariate ve multivariate analizler kullanıldı.Bulgular: Çalışmaya alınan hastaların yaş ortalamaları 58±19'du ve bunların 467'si (%44) kadın, 584'ü (%56) erkekti. Hastaların 21'i (%2) triaj 1 kategorisi, 646'sı (%61) triaj 2 kategorisi ve 384'ü ise (%37) triaj 3 kategorisindeydi. Bu hastaların 341'i (%32) yoğun bakıma, 710'u ise (%68) herhangi bir sevise yatırıldı. Çalışmaya alınan 1051 hastadan 935'i (%89) hastaneden taburcu edilirken, 116 hasta (%11) hastanede ex oldu. Hastaların mortalitelerine göre GKS, AVPU ve mEWS değerleri istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.0001).Hastaların mortalitelerine göre delta MEES değerleri istatistiksel olarak anlamsız olarak bulundu (p<0.127). Yapılan multivariate analizde hastaların mortalitelerini belirlemede hasta yaş grupları, GKS ve mEWS değerleri ve yatış yerlerini belirlemede ise yaş grupları, GKS ve AVPU değerleri etkin faktörler olarak bulundu.Sonuç: Çalışmamızın sonuçları mEWS değerlendirmesinin acil serviste kullanımının hasta prognozunu ön görmede ve hastaların yatacağı birimlerin belirlenmesinde etkin ve güvenilir bir araç olduğunu desteklemektedir. Aynı zamanda acil servislerde kolayca kullanılabilen GKS ve AVPU değerlerinin de güvenilir yol göstericiler olduğunu ortaya koymuştur. Diğer yandan MEES değerleri acil servislerde kullanım için uygun bulunmamıştır.
Acil servise başvuran alzheimer hastalarının başvuru şikayetlerine göre prospektif olarak değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, acil servislere (AS) başvuran Alzheimer hastalarının, başvuru nedenlerinin analizidir. Çalışma, 01.07.2021-01.07.2022 tarihleri arasında Bursa Uludağ Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Bursa Şehir Hastanesi acil servislerine başvuran ve Alzheimer hastalığı (AH) olan hastalar üzerinde prospektif olarak yürütüldü. Araştırma kapsamına 103'ü erkek (%41,5) ve 145'i kadın (%58,5) olmak üzere toplam 248 hasta alındı. Bu hastaların ortalama 4,58±3,68 yıldır AH tanısı olduğu tespit edildi. Başvuru nedenleri incelendiğinde en sık üç şikayetin sırasıyla genel durum bozukluğu (%18,9) dispne (%15,7) ve ateş yüksekliği (%14,1) olduğu görüldü. En az bir konsültasyon istenen hasta sayısı 202 (%81,5) olduğu, en sık konsültasyon istenen üç kliniğin göğüs hastalıkları, dahiliye ve nöroloji olduğu saptandı. Hastaların AS'de aldıkları en sık üç tanının sırasıyla pnömoni (%17,7), iskemik serebrovasküler hastalık (SVH) (%10,3) ve üriner sistem enfeksiyonu (%9,3) olduğu belirlendi. Hastaların 42,7'sinin klinik, %18,1'inin yoğun bakım ünitelerine yatışının yapıldığı belirlendi. En sık yatış yapılan üç bölümün göğüs hastalıkları, dahiliye ve nöroloji olduğu görüldü. Bu süreçte AS'de kalma süreleri ortalama 7,93±5,93 saat olduğu hesaplandı. Sonuç olarak AS'ye başvuran Alzheimer hastalarına en sık konan tanıların sırasıyla pnömoni, iskemik SVH ve üriner sistem enfeksiyonu olduğu; yaş ilerledikçe AS'ye başvurma sıklığının arttığı ve başvuran tüm hastaların yarısından çoğunun yatış endikasyonu olduğu tespit edilmiştir.
Acil servise başvuran yaşlı hastalarda farklı kırılganlık ölçeklerinin kısa dönem mortalite tahmininde değerliliğinin karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmanın amacı, acil servis (AS)'e başvuran 65 yaş ve üstü hastalarda "Edmonton Kırılganlık Ölçeği (EKÖ)", "Identification of Seniors at Risk (ISAR)" ve "Program of Research to Integrate Services for the Maintenance of Autonomy (PRİSMA) 7" ölçeklerini kullanarak kırılganlığın değerlendirilmesi ve bu ölçeklerin kısa dönem (30 gün) mortalite tahminlerini incelemektir. Metod: Bu prospektif kesitsel çalışma Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi AS'inde 1 Ocak 2022 – 31 Temmuz 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Bu tarihlerde AS'e travma dışı nedenlerle başvuran 65 yaş ve üzeri 103 olgu çalışmaya dahil edilmiştir. Olguların AS başvurularında ISAR, PRİSMA-7 ve EKÖ skorları kaydedilmiştir. Bulgular: Olguların yaş ortalaması 73,96±7,19 yıl ve %58,3'ü erkekti. ISAR skoruna göre olguların %94,2'si kırılganlık açısından yüksek riskli iken, PRİSMA-7 skoruna göre olguların %73,8'inin kırılganlık riski artmıştı. EKÖ skoruna göre olguların %30,1'i kırılgan değilken, %20,4'ü ise şiddetli kırılgandı. Olguların %34'ü kliniğe, %10,7'si yoğun bakım ünitesine (YBÜ) yatırıldı. AS'e ilk başvuru sonrasında olguların %1,9'u ilk 24 saat içerisinde, %2,9'u ilk 7 gün içerisinde, %15,5'i ise ilk 30 gün içinde mortalite ile sonlandı. İlk 30 gün içinde sağ kalan olgularla karşılaştırıldığında; malignite varlığı, hastaneye yatırılma oranı, ISAR, PRİSMA 7 ve EKÖ skorları istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek saptandı (p<0,05). ISAR skorunun 3< kesim noktasında %75 sensitivite, %70,1 spesifite ile; PRISMA-7 skorunun 4< kesim noktasında %68,8 sensitivite, %70,1 spesifite ile; EKÖ skorunun ise 7< kesim noktasında %100 sensitivite ve %52,9 spesifite ile 30 günlük mortaliteyi öngörebildiği belirlendi. Sonuç: Sağ kalanlarla karşılaştırıldığında, mortalite ile sonlanan olgularda her üç skor da anlamlı düzeyde daha yüksekti ve belirli kesim noktasında 30 günlük mortaliteyi düşük-orta düzeyde öngörebildiği; 30 günlük mortalitenin öngörülmesinde ise, EKÖ skorunun diğer iki skordan daha hassas olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Acil servis, yaşlılık, kırılganlık ölçekleri, mortalite.
Çocuk acile başvuran epilepsi tanılı hastaların özellikleri
Giriş ve Amaç: Epilepsi çocukluk çağının en sık rastlanan nörolojik hastalıklarından birisidir. Epilepsi tanılı çocuk hastaların çocuk nöroloji/çocuk sağlığı ve hastalıkları poliklinik izlemi dışında çocuk acil servislerine de farklı nedenlerle başvuruları olabilmektedir. Ancak epilepsi hastalarının acile başvurularının epilepsi/epilepsi dışı nedenleri ve acil ünitesindeki izlem süreçleri ile ilişkili literatürde çok az veriye ulaşılmaktadır. Çalışmamızda; çocuk acil servise başvuran epilepsi tanılı hastaların özelliklerinin, başvuru nedenlerinin ve çocuk acil serviste izlem sürecinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız retrospektif bir çalışma olup, çalışmaya 01 Ocak 2020-31 Aralık 2021 tarihleri arasında Ankara Şehir Hastanesi Çocuk Acil Servise başvuran 1 ay-18 yaş aralığında olup epilepsi tanısı olan 492 hastanın 802 acil başvurusu dahil edildi. Hastaların yaş, cinsiyet, epilepsi tanı yaşı, nöbet sıklığı, nöbet özellikleri, kullandığı ilaçlar, ek hastalık varlığı, çocuk acil servise başvuru nedeni, çocuk acil servise başvuru şekli (ayaktan, ambulans), çocuk acil servis başvuru tanısı/tedavisi/kalış süresi/taburculuk bilgileri (acilde gözlem/servise yatış/yoğun bakıma yatış/exitus) değerlendirmeye alındı. Bulgular: Hastalarımızın yaş ortalaması 99,4±64,3 ay, %59,8'i erkek, %40,2'si kız idi. Epilepsi tanısı ile çocuk acile başvuran hastaların son altı ayda çocuk nöroloji polikliniğine daha sık başvurularının olduğu saptandı. Çocuk acil servise epilepsi tanısı ile başvuran hastaların epilepsi etiyolojileri değerlendirildiğinde hastaların %60,6'sı epilepsi etiyolojisi bilinmeyen grupta idi. Hastaların %34 'ünde epilepsiye eşlik eden ek bir hastalığı vardı ve ek hastalığı olanların olmayanlara göre acile daha sık başvuru yaptıkları saptandı. Hastaların epilepsi takip süresinin çocuk acil servise başvuru sıklığını etkilemediği saptandı. Ek hastalığı olan hastalar ile ek hastalığı olmayan hastaların yaşları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. Hastaların çocuk acil servise en sık başvuru nedeni nöbet (%69,1) iken diğer başvuru nedenleri olarak da üst solunum yolu enfeksiyonu (ÜSYE), alt solunum yolu enfeksiyonu (ASYE), akut gastroenterit (AGE), alerji, psikiyatrik nedenler bulunmakta idi. Acile nöbet ile başvuran hastalarda en sık nöbet nedeni düzensiz antiepileptik ilaç (AEİ) kullanımı idi. Dokuz hastada hipoglisemi, dört hastada hipokalsemi ilişkili nöbet vardı. Acil servise nöbet nedeni ile başvuran 554 hastadan 161'ine acil serviste AEİ tedavisi uygulanmış ve en sık uygulanan tedavi ise intravenöz (IV) levetirasetam uygulaması idi. Hastaların %32,5'u çocuk servislerine, %5,1'i çocuk yoğun bakıma yatırılmış idi Sonuç: Epilepsi hastalarının çocuk acil servise başvurularının epilepsi/epilepsi dışı nedenleri ve acil ünitesindeki izlem süreçleri ile ilişkili literatürde çok az veriye ulaşılmaktadır. Çalışmamızda çocuk acil servise epilepsi tanısı ile başvuran hastaların özellikleri incelendi. Hastaların en sık başvuru nedeni nöbet idi. Nöbetlerin en sık nedeni ise antiepileptik ilaçların düzensiz kullanımı olarak saptandı. Epilepsiye eşlik eden ek hastalıkların olmasının, çocuk acil servise başvuru sıklığını artırdığı tespit edildi.
Acil servise başvuran 18 yaş alt künt ve penetran travma hastalarının retrospektif analizi
Amaç: Bu çalışmanın amacı bir üniversite hastanesi acil servisinde değerlendirilen 18 yaş altı künt ve penetran travma hastalarının demografik ve klinik özelliklerinin değerlendirilmesi ve klinik sonlanım ile ilişkili parametrelerin belirlenmesidir. Metod: Retrospektif kesitsel tipte olan bu çalışmaya Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Servisine Aralık 2020 – Kasım 2021 tarihleri arasında travma nedeni ile başvuran olgular dahil edilmiştir. Olguların başvuru ve klinik sonlanım özellikleri hastane kayıtlarından taranarak kaydedilmiş ve uygun analizler gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Çalışmada değerlendirilen 341 olgunun %70,4'ü erkek ve yaş ortalaması 8,29 ± 5,48 yıl olarak saptanmıştır. Olguların GKS ortalaması 14,78 ± 1,46 olarak bulunmuştur. En sık travma nedenleri yüksekten düşme (%33,4), kesici delici alet yaralanması (%16,5) ve ezilme (%14,1) iken sıklık sırasına göre yaralanma saptanan bölgeler ekstremite (%57,8), kafa (%18,5), toraks (%7,6), batın (%6,5), maksillofasiyal (%5,6), pelvis (%3,5) ve vertebra (%2,9) olarak saptanmıştır. Olguların %37,2'si taburcu edilirken, %5,9'u YBÜ'ye yatırılmış ve %0,6'sı eksitus olarak kaydedilmiştir. Acil servise ambulansla getirilme, hipotansiyon ve abdominal travma varlığının kötü prognoz açısından bağımsız risk faktörleri olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Acil servise başvuran 18 yaş altı olgular arasından ambulansla gelen, hipotansiyon ve abdominal yaralanma saptanan olgularda başvuru sonrasında daha sıkı takip ve ileri önlemlerin alınması ile uygun tedavinin erken dönemde sağlanması mortalite ve morbiditeyi azaltabilecek müdahaleler arasında yer alabilmektedir. Anahtar Kelimeler: Acil servis, abdominal travma,hipotansiyon
Acil servise başvuran kritik yaşlı hastalarda kısa dönem mortalite tahmininde risk skorlarının karşılaştırılması
Amaç: Bu yapılan çalışmanın amacı acil servise başvuran 65 yaş ve üzerindeki hastaların "National Early Warning Score (NEWS)", "Rapid Emergency Medicine Score (REMS)", "VITALPAC Early Warning Score (ViEWS)" ve "Emergency Department Triage Early Warning Score (TREWS)" skorlarını kullanarak kısa dönem mortalite tahminlerini incelemektir. Metod: Bu prospektif çalışma Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Servisinde 16 Nisan 2022 – 31 Aralık 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Bu tarihlerde Acil Servise travma dışı nedenlerle başvuran 65 yaş ve üzeri 311 olgu çalışmaya dahil edilmiştir. Olguların Acil servis başvurularında NEWS, REMS, VİEWS ve TREWS skorları kaydedilmiştir. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 75,05±7,18 yıl idi. En sık başvuru nedeni %36,3'lük oranı ile nefes darlığı oldu. Başvurularda erkek cinsiyet daha fazla olarak görüldü ve en sık ek hastalık kronik kalp hastalığı idi. Manchester Triyaj Skoruna (MTS) bakıldığında %39,2'si kırmızı, %60,8'i turuncu kategorideydi. Hastaların %46'ı taburcu edildi, %25'i kliniğe yatırıldı, %26'sı yoğun bakım ünitesine yatırıldı, %3'ü ise tedaviyi red ile acil servisten ayrıldı. Hastaların %87,5'i 30 günün sonunda yaşıyorken %12,5'i exitus olduğu görüldü. MTS skoru kırmızı olanlarda, oksijen desteği verilenlerde mortalite belirgin yüksekti(p<0,001). AVPU skalasında Alert olarak değerlendirilen hastalarda mortalite daha düşüktü(p<0,001). NEWS skorunun kesim noktası 6 olarak kabul edildiğinde sensitivitesi %50,0, spesifitesi %89,89, VİEWS skorunun kesim noktası 3 olarak kabul edildiğinde sensitivitesi %65,89, spesifitesi %71,16, TREWS skorunun kesim noktası 8 olarak kabul edildiğinde sensitivitesi %36,84, spesifitesi 93,26, REMS skorunun kesim noktası 5 olarak kabul edildiğinde sensitivitesi %89,47, spesifitesi %25,84 olarak bulundu. NEWS, TREWS ve VİEWS skorlarının artmış mortalite ile ilişkili olduğu görüldü(p<0,001). Sonuç: Acil servise başvurusu olan yaşlı hastalarda kısa dönem mortalite tahmininde NEWS, TREWS ve VİEWS skorlarının kullanılabilmektedir. Anahtar Kelimeler: Acil servis, yaşlılık, NEWS, VİEWS, TREWS
Deneysel olarak hafif kafa travması oluşturulan sıçanlarda serum pNF-H düzeyinin ilk altı saatlik seyri
Çalışmamızda deneysel olarak hafif travmatik beyin hasarı oluşturulan ratlardan alınan serum örneklerinde travmatik beyin hasarını göstermede biyobelirteç olarak kullanılabilecek Fosforile Nörofilaman Ağır Zincirin travmadan sonraki ilk altı saatlik seyrini araştırmak amaçlanmıştır. Hayvan deneyi olarak tasarlanan çalışmamızda 32 adet Spraque Dawley cinsi dişi sıçan kullanılmıştır. Denekler, 3 deney grubu ve 1 kontrol grubu olmak üzere 4 gruba eşit (n=8) şekilde ayrılmıştır. Deneklere 80 cm yüksekten serbest düşme ile bırakılan 50 gr'lık bilye ile travmatik beyin hasarı oluşturulmuştur. Kontrol grubunda travmatik beyin hasarı yaratılmadan, deney gruplarında ise travmatik beyin hasarı sonrası 2., 4. ve 6. saat serum Fosforile Nörofilaman Ağır Zincir ölçülmüştür. Travmatik beyin hasarı sonrası 2. saatte ve 4. saatte ölçülen serum Fosforile Nörofilaman Ağır Zincir değeri travmatik beyin hasarı oluşturulmayan kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Serum Fosforile Nörofilaman Ağır Zincir düzeyleri, 4. ve 6. saatlerde 2. saate göre tedricen düşmekte, 6. saatte kontrol grubu değerleriyle benzer düzeylere inmektedir. Elde edilen kanıtlar doğrultusunda, travma sonrası hafif travmatik beyin hasarı gelişen ve görüntüleme yöntemi ile bulgu saptanamayan hastalarda, özellikle ilk 2 veya en fazla ilk 4 saatte serum Fosforile Nörofilaman Ağır Zincir değeri yüksekliğinin travmatik beyin hasarı tanısında kullanılabileceği düşünülmüştür. Anahtar kelimeler: Acil Servis, Kafa Travması, Hafif Travmatik Beyin Hasarı, Fosforile Nörofilaman Ağır Zincir
Minör kafa travmalı pediatrik olgularda ubiquitin c-terminal hidrolaz (UCH-l1) kan düzeylerinin tanısal etkinliğinin araştırılması
Çocukluk çağında kafa travmaları acil servise travma ile başvuran hastaların önemli bir kısmını oluşturur. Büyüme dönemindeki çocuklarda kafa travması büyüme ve gelişme basamaklarını etkilemekte, bu nedenle erişkin hastalara göre farklı bir değerlendirme gerekmektedir. Minör kafa travması ile acil servise başvuran hastalarda intrakraniyal yaralanmaları saptamada beyin bilgisayarlı tomografi (BBT) altın standart haline gelmiştir fakat yaygın ve gereksiz kullanımı sağlık giderlerinde artışa ve uzun dönemde radyasyona bağlı risklere sebep olmaktadır. Bu çalışmada minör kafa travması nedeniyle acil servise başvuran 0-18 yaş grubu hastalarda UCH-L1 düzeylerinin BBT'ye alternatif olup olamayacağının araştırılması amaçlanmıştır. Bu çalışma 07.03.2019 ile 27.02.2020 tarihleri arasında Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi (UÜTF) hastanesi acil servisine minör kafa travması ile başvuran 0-18 yaş grubu hastalardan Glaskow Koma Skoru (GKS) 14-15 olup BBT çekilen 60 hasta ve kafa travması dışında minör travma veya medikal nedenler ile acil servise başvuran 20 hasta prospektif olarak değerlendirilerek yapılmıştır. Hastaların yaş, cinsiyet, hastaneye başvuru tarihleri (gün, ay, yıl, saat), GKS, yaralanma bölgesi, yaralanma şekli, travmanın oluş saati, hastaneye geliş saati, tetkik alınma saati ve serum UCH-L1 düzeyleri kayıt altına alınmıştır. Uygun sayıya ulaşıldığında UCH-L1 düzeyi çalışılarak dosyaya eklenmiştir. Minör kafa travmalı pediatrik olgularda UCH-L1 düzeyi kafa travması olan hastalarda kafa travması olmayan hastalara göre istatistiksel olarak anlamlı çıkmasına rağmen BBT bulgusu olan olguları BBT bulgusu olmayan olgulardan ayıramamıştır.
Gaziantep ilindeki hastanelerin acil servislerine en sık başvuran ilk 20 ICD kodu ve başvuru sayılarının 3 aylık periyotlar halinde incelenmesi
AMAÇ: Covid-19 ile mücadele sırasında alınan bazı izolasyon tedbirleriyle beraber acil servis başvurularında gözle görülür bir düşüş yaşanmıştır. Bu düşüş Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Amerikan Acil Uzmanları Birliği (ACEP) sınıflandırmasına göre kırmızı alan hastası olarak kabul edilen hasta gruplarında da yaşanmıştır. Her şart altında acil servislere gitmesi gereken kırmızı alan hastalarının COVID-19 pandemi süresinde nasıl bir değişiklik gösterdiğini saptamak amacı ile bu çalışma düzenlenmiştir. MATERYAL VE METOD: WHO ve ACEP sınıflandırmasına göre 20 ICD tanı kodlu kırmızı alan hastaları belirlendi. 15.12.2019-14.03.2020 (Dönem I: Covid-19 başlangıcı öncesi), 15.03.2020-14.06.2020 (Dönem II: Covid-19 nedeni ile tam izolasyon tedbirleri dönemi) ve 15.06.2020-14.09.2020 (Dönem III: tam normalleşme dönemi) tarihleri arasında Gaziantep ilindeki beş kamu hastanesinin acil servislerine başvuran hastalar çalışmaya dâhil edildi. Retrospektif olarak elde edilen verilerin değerlendirilmesinde Medcalc istatistik programı kullanıldı. BULGULAR: Her üç dönem boyunca ilgili beş hastane acil servislerine toplam 881.711 hasta başvurusu oldu. Dönem I, II ve III' te sırasıyla 389.768, 169.194 ve 322.749 hasta başvurusunun olduğu saptandı. Kısıtlama döneminde en fazla azalma yeşil alan hastaların başvurularında görülse de kırmızı alan hasta başvurularında anlamlı bir azalma olduğu tespit edildi. Kırmızı alan hasta başvuru sayısı dönem I, II ve III' te sırasıyla 11026, 7787 ve 12785 oldu. Dönem II' de en fazla azalma (-%60,83) 16-25 yaş aralığında olanlarda saptandı. SONUÇ: Covid-19nedeni ile yeşil ve sarı alan hastalarının acil servislere daha az sayıda başvurmaları beklenen ve anlaşılır bir durumdur. Kırmızı alan hastası olarak bilinen hastaların da Covid-19 ile enfekte olma korkusu nedeniyle hastane başvurularını erteledikleri ve gerekli acil tedaviyi alamadıkları saptanmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Acil servis, ICD, Covid-19, Triyaj, Pandemi
Acil serviste kardiyak arrest hastaların cpr sonlandırılmasının bispektral modül cihazı ile değerlendirilmesi
AMAÇ: AHA 2015 kılavuzuna göre kardiyopulmoner resüsitasyon (KPR) sırasında geri dönüşsüz beyin hasarı ya da beyin ölümünün tahmin etmek zordur. Resüsitasyonun başlanmaması ya da hayatı sürdürücü tedavinin kesilmesi etik olarak eşittir. Temel yaşam desteği 3 parametreden oluşan sonlandırma kriterleri vardır. Temel yaşam desteğini sonlandırmak için bunların üçü de karşılanmış olmalıdır. Bunlar; arrestin sağlık çalışanı ya da kurtarıcı bir kişi tarafından tanıklı olmaması, 3 tam tur KPR ve OED analizi sonrasında ROSC sağlanmamış olması ve OED şoku verilmemiş olmasıdır. Araştırmamızda amacımız kardiyopulmoner resüsitasyon sonlandırmada BİS etkinliğini saptamaktır. MATERYAL VE METOD: Bu çalışma Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı, Acil Tıp Kliniği'nde yapıldı. Acil servise arrest olarak getirilen ve Acil serviste arrest olan hastalara BİS cihazı kitapçığına uygun talimatlarla resüsitasyon aksatılmadan bağlandı. Hastanın müdahalesi esnasında 0.dk, 10.dk, 20.dk., 30.dk, 40.dk yani her 10 dakikadaki BİS değerleri alındı. ROSC sağlandığı anda ve Ex kararı verildiğinde BİS takibi bırakıldı. Çalışma 5 ay içinde tamamlandı. Çalışma, istatistiksel olarak power analiz yapıldıktan sonra belirlenen sayı 20 olarak saptandı. Arrest olan 25 hasta çalışmaya alındı. Çalışma verileri SPSS 22.0 Windows versiyon paket programı kullanılarak istatistiksel olarak değerlendirildi. BULGULAR: Çalışmaya katılan 25 hastanın 16'sı Ex olup, 9'unda ROSC sağlandı. Hastaların %64'ü ASH tarafından Acil servise getirildi. %36'sı ise hastane içi tanıklı arrestti. Hastaların ilk andaki BİS değerleri ortalaması 33,48 (± 13,93) saptanırken, Ex anındaki BİS değeri ortalaması 34,06 (± 19,66) ve ROSC sağlandığında 36,56 (± 23,7) olarak saptanmıştır. SONUÇ: Hastanede resüsitatif çabaları sonlandırma kararı tedavi eden hekime aittir ve pek çok faktör göz önüne alınarak karar verilir. Bu faktörler; tanıklı veya tanıksız arrest olması, CPR süresi, ilk arrest ritmi, defibrilasyon süresi, eşlik eden hastalıklar, arrest öncesi durum ve resüsitasyon sırasında bir noktada ROSC olup olamadığıdır Çalışmamızdaki verilere göre KPR sonlandırmada BİS kullanımının yararı saptanmamıştır. ANAHTAR KELİMELER: Acil servis, KPR, Arrest, ROSC, BİS,
COVID-19 pandemi sürecinin acil servis hasta başvurularına etkilerinin retrospektif olarak incelenmesi
Günümüzün en önemli ve güncel olayı olan COVID-19 pandemisinin, acil servislere olan etkilerini incelemek amacıyla bu araştırma planlanmıştır. Araştırmaya 11.03.2019-31.12.2019 ve 11.03.2020-31.12.2020 tarihleri arasında Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Servisi'ne başvuran toplam 190338 hasta dahil edilmiştir. Başlangıç tarihi olarak Türkiye'de ilk COVİD-19 vakasının görüldüğü 11.03.2020 tarihi esas alınmış ve önceki yılın aynı aylarıyla karşılaştırılmıştır. Pandemi süresince acil serviste pandemi alanına başvurular araştırmaya dahil edilmemiş, acil servisin triyaj, müdahale, gözlem, travma ve küçük cerrahi odalarında müdahele edilen tüm hastalar dahil edilmiştir. Araştırmaya dahil edilen hastaların yaş, cinsiyet, başvuru tarihi, acil servise geliş şekli (kendi imkânı, ambulans), sonlanma şekli (taburcu, hastaneye yatma, sevk, exitus, tedaviyi reddetme), başvuru zamanı (hafta içi, hafta sonu) ve ICD tanı kodları kaydedilmiştir. Bu değişkenler, pandemi öncesi ve pandemi döneminde karşılaştırılarak incelenmiştir. Pandemi döneminde önceki döneme göre acil servise başvuruda %48 azalma olmuştur. Pandemi döneminde erkeklerin acil servis başvurularındaki yüzdesinin ve ortanca yaş değerinin anlamlı olarak daha yüksek olduğu bulunmuştur. Ayrıca pandemi döneminde acil servise ambulans ile başvurma, hastaneye yatış yapılma ve hafta içi başvuru yüzdesi anlamlı olarak daha fazla bulunmuştur. Pandemi döneminde üst ve alt solunum yolu hastalıklarının, nörolojik acillerin yüzdesinde anlamlı derecede azalma olurken, genel vücut travmasının, ekstremite travmasının, kardiyak acillerin, kardiyovasküler acillerin, psikiyatrik acillerin, obstetrik ve jinekolojik acillerin ve darp nedeniyle başvuruların yüzdesinde anlamlı artış tespit edilmiştir. Sayısal olarak ise pandemi döneminde sadece ekstremite travması ve kardiyovasküler acillerde artış görülmüştür. Sonuç olarak pandemi, COVİD-19 dışı hastalıklar nedeniyle acil servislere yapılan başvuruları önemli ölçüde değiştirmiştir.