African countries
105 theses under this subject heading
Sahraaltı Afrika ülkelerinde kalkınma sürecinin iktisadi ve politik analizi
İktisadi kalkınma, ikinci dünya savaşının bitişinden bu yana iktisat literatüründe tartışılan bir konudur. Bu noktada tartışmalar dünya iktisadi sisteminde azgelişmiş olarak nitelendirilebilecek üç bölge üzerine yoğunlaşmakta olup bu bölgeler Latin Amerika, Güney ve Doğu Asya-Pasifik Ülkeleri ve Sahraaltı Afrika'dır. Bu üç bölgenin iktisadi kalkınma trendi incelendiğinde; Güney ve Doğu Asya, Pasifik Ülkeleri ve Latin Amerika'da iktisadi kalkınmada göreli bir başarı görülmekte iken, aksine Sahraaltı Afrika, iktisadi kalkınma konusunda bu bölgelerden ve dünyanın geri kalanından negatif ayrışmıştır. Bu çalışmanın temel amacı, Sahraaltı Afrika ülkelerinde iktisadi kalkınma konusunda göreli başarısızlığın kökeninde yatan iktisadi ve politik faktörleri araştırmaktır. Veri eksikliğinden dolayı bölge ülkelerinden yalnızca 17 tanesi 1990-2016 dönemi için ampirik analize dahil edilmiştir. Elde edilen ampirik bulgular özetle şöyle sıralanabilir: (a) kalkınma, demokrasi, barış, doğrudan yabancı sermaye yatırımları, toplam dış borç servisi, yatırımlar ve yolsuzluk arasında uzun dönemli bir ilişki mevcuttur. (b) Demokrasi ve barış, iktisadi kalkınmayı pozitif etkilemektedir. Diğer taraftan Sahraaltı Afrika ülkelerinde doğrudan yabancı yatırımlar iktisadi kalkınma üzerinde negatif bir etkiye sahiptir. Son olarak Sahraaltı Afrika ülkelerinde toplam dış borç servisi, yatırımlar ve yolsuzluk tahmin yöntemine göre farklı katsayı işaretlerine sahiptir. Fakat bu katsayılar istatistiksel olarak anlamlı değildir. Bu bulgular ışığında Sahraaltı Afrika ülkelerinde demokratik süreçlerin güçlendirilmesine yönelik olarak alınacak tedbirler, barış ve istikrar ortamının sağlanması bölge ülkelerinin kronik azgelişmişlik probleminin çözümüne katkı yapacağı söylenebilir. Ayrıca bölge ülkelerinin iktisadi gerçekleriyle uyumlu bir doğrudan yabancı yatırım politikası ve iklimi oluşturulması, bölge ülkelerinde doğrudan yabancı yatırımların iktisadi gelişme üzerindeki olumsuz etkisini bertaraf edebilir.
Economic policies for post-conflict recovery:Comparative study between Rwanda and Burundi
The research tried to investigate the role of economic policies in post-conflict economic recovery. The contribution of the policy reforms made by the governments of Rwanda and Burundi to their economic recovery and development are compared. The main objectives of the study were to identify the role of military expenditure in reducing the risk of new conflict and examine the contribution of domestic investment, foreign aid and FDI to the economic recovery of the two countries. The result from VECM model indicates that domestic investment, foreign aid, foreign direct investment and military expenditure have long run significant effect on economic growth of Burundi and Rwanda. In the short run military expenditure has no any effect on the real GDP in Rwanda but it has significant positive effect on economic growth in Burundi. Also domestic investment does not promote the economic growth and recovery in Burundi. Also the result from Granger Causality test shows that in Burundi; domestic investment Granger causes real GDP. there is unidirectional effect coming from foreign direct investment to real GDP. On the other hand, for Rwanda domestic investment Granger causes real GDP at 5% significance level and there is unidirectional causality coming foreign aid to real GDP in Rwanda. Keywords: Recovery, Economic Policies, Foreign Direct Investment, Domestic Investment
Küreselleşmenin ekonomik büyümeye etkileri: Afrika ülkeleri örneği
Bu çalışma küreselleşmenin Sahraaltı Afrika ülkelerinin ekonomik büyüme oranları üzerinde arttırıcı ya da azaltıcı bir etkisinin olup olmadığını tespit etmeyi amaçlamaktadır. Bu amaçla çalışmada Sahraaltı ülkelerinin 1990-2014 yılları veri seti kullanılarak ekonomik büyüme modeli oluşturulmuş ve bu ekonomik büyüme modellerine küreselleşme değişkeni olan KOF küreselleşme endeks değeri, ekonomik küreselleşme endeks değeri, politik küreselleşme endeks değeri ve sosyal küreselleşme endeks değeri değişkeni eklenerek bu değişkenlerin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi sınanmıştır. Dinamik panel veri analizi yöntemi ile yapılan ekonometrik analizde, modellerin tahmininde Arellano–Bover/Blundell–Bond dinamik panel veri tahmincisi kullanılmıştır. Bu tahminci GMM (Genelleştirilmiş Momentler Yöntemi) tahmincisi olarak da bilinmektedir. Verilerin 36 Sahraaltı ülkesine ait olduğu çalışmada ekonometrik analize konu olan Afrika ülkeleri tüm Sahraaltı Afrika ülkeleri, düşük gelir seviyesine sahip ülkeler, alt orta gelir seviyesine sahip ülkeler ve üst orta gelir seviyesine sahip ülkeler olarak dörde ayrılmıştır. Elde edilen sonuçlar ise tüm Sahraaltı ülkelerinin sınandığı modelde ve düşük gelirli Sahraaltı ülkelerinin sınandığı modelde küreselleşmenin ekonomik büyümeye bir etkisinin olmadığı, alt orta gelir seviyesine sahip olan Sahraaltı Afrika ülkelerinde politik küreselleşmenin ekonomik büyümeyi arttırıcı yönde bir etkisi olduğu, üst orta gelir seviyesine sahip olan Sahraaltı Afrika ülkelerinde ise KOF küreselleşme endeksinin ve ekonomik küreselleşmenin ekonomik büyümeyi arttırıcı yönde etkisi olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır. Denilebilir ki ülkelerin gelir seviyeleri yükseldikçe küreselleşme ekonomik büyüme üzerinde etkili olmaktadır.
Afrika'da bir ulus-devlet inşa süreci: Zambiya ve Kenneth Kaunda
Avrupa için Coğrafi Keşifler, sadece mistik dünyalara ulaşmanın romantik bir macerası değil, aynı zamanda materyalist bir zenginliğin de temel anahtarıydı. Yüzlerce yıl süren savaşlar ve ağır siyasi krizlerden bunalan Avrupa, bu sorunları aşmanın yollarını aramış ve bunu da hem uzak doğu da hem de uzak batı da yeni dünyalar keşfederek çözüleceğine inanmıştır. İşte Afrika sömürgeciliği Batı'nın böyle bir arayışa başladığı dönemlerde ortaya çıkmıştır. Ümit Burnu'nu dolaşarak yeni dünyanın ve uzak doğunun gizemli zenginliklerine ulaşmak isteyen Batı, giriştiği emperyalist maceranın ilk aşamasında Kıtayı lojistik amaçlı basit bir durak olarak görmüştü. Ancak zaman geçtikçe Kara Kıta, Batı için basit bir durak olmaktan çıkmıştır. Sanayi Devrimiyle birlikte Batı için Afrika hem doğal hem de beşeri kaynaklar bakımından doğal bir sömürü alanı haline gelmiştir. Batı, Afrika'nın zenginliklerine beşeri ve doğal kaynaklarını büyük bir iştahla sömürerek işe başladı. Önce kölelik yoluyla ucuz insan gücüne, ardından da yer altı ve yer üstü kaynaklarına saldırdı. Bunu yaparken kendi içindeki rekabeti bütün acımasızlığıyla Kıtaya taşıdı. Yapay sınırlar ve uluslar kurdu. Böylece Afrika'nın bütün doğasında onarılmaz yaralar açtı. İkinci Dünya Savaşı sona erdiğinde Kıta umutsuzca kendi kurtarıcılarını beklemekteydi. Kıtanın diğer siyasi coğrafyalarında olduğu gibi Zambiya'da sömürgeciliğin verdiği az gelişmişlikten kurtulmak ve modern uluslara dünyasında yerini almak için Kenneth David Kaunda gibi özgün bir lideri çıkarmıştır. İşte bu tez Afrika Kıtasının sömürgecilik dönemlerini ve daha sonra kurulmaya başlayan ulus devletlerini Zambiya ve Kenneth Kaunda örneğinden yola çıkarak incelemeye çalışmaktadır. Anahtar Kelimeler: Zambiya, Afrika, Sömürge, Kenneth Kaunda.
Foreign direct investment and poverty reduction in Sub-Saharan Africa
This study is to explain the relationship between foreign direct investment and poverty reduction in sub-Saharan Africa. The relation between FDI and poverty reduction in 20 Sub-Saharan African countries was explained with the Panel Data Analysis. Annual data for the period 2000-2019 were used. the study employed the estimation techniques OLS, estimation technique. With two models designed, FDI and poverty reduction, if FDI increase causes the poverty rate is fall. Second-generation unit root test Levin, Lin and Chu, and Hadri Unit Root Test has been applied and the data are stationary at the level. As a result, it is stated that the influence of FDI on poverty in the Sub-Saharan area is reliant on econometric approaches and responsive to poverty in the research. Furthermore, SSA countries should seek out innovative ways to attract more FDI and diversify it across all sectors of the economy to have a greater impact on poverty reduction and the achievement of the SDGs.
Ekonomik entegrasyonların başarısında kurumların rolü: ECOWAS örneği
Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS), üye ülkeler arasında entegrasyonu teşvik etme temelinde oluşturulmuştur. Bu çalışma, kurumların ekonomik entegrasyonu teşvik etmedeki rolünü araştırmayı amaçlamıştır. Bu çalışmada, 15 üye ülkenin tamamını kapsamış ve 2002-2019 dönemi verilerini kullanılmıştır. Bu nedenle, bir analiz yöntemi olarak panel veri analizi kullanılmıştır. GSYİH'nın yüzdesi olarak ticaret, hesapverebilirlik, yolsuzluğun kontrolü ve düzenleyici kalite, çalışma değişkenleri idi. Çalışmadaki tüm değişkenlerin durağan olduğu görülmüştür. Ayrıca, bu çalışmada sabit etkiler modelini kullanılıp, hesapverebilirliğin ekonomik entegrasyon üzerinde pozitif ve anlamlı bir etkiye sahipken, yolsuzluğun kontrolünün ekonomik entegrasyon üzerinde negatif ve anlamlı bir etkiye sahip olduğu bulunmuştur. Düzenleyici kalitenin ekonomik entegrasyon üzerinde olumsuz ancak anlamsız bir etkisi olduğu bulunmuştur. Bu nedenle bu çalışmadan, ekonomik entegrasyon düzeyini artırmak için ECOWAS'taki ülkelerde kaliteli kurumların kurulmasını önerilmektedir.
Kalkınma yardımları kapsamında Türkiye-Afrika ekonomik ilişkileri (2000-2019)
Kalkınma yardımları genellikle azgelişmiş ülkelerin ekonomik ve insani sorunlarının çözülmesine yönelik yapılmaktadır. Dünya çapında geleneksel ve yükselen donör ülkeler başta olmak üzere pek çok ülke kalkınma yardımı faaliyeti yürütmektedir. Ancak günümüzde gerçekleştirilen yardımlara rağmen azgelişmiş ülkelerdeki ekonomik ve insani sorunlar çözülebilmiş değildir. Bu noktada yardımların hangi alanlara yapıldığı ve ne kadar etkili olduğu sorusu ön plana çıkmaktadır. Geleneksel donör olarak kabul edilen batılı ülkeler, yardım yaptıkları ülkelerde genelde proje bazlı yardım faaliyeti yürütmektedir. Türkiye ise yükselen donör ülke konumunda genelde insani yardım odaklı kalkınma yardımı faaliyeti yürütmektedir. Çalışmada, Türkiye'nin dünya çapında yaptığı tüm kalkınma yardımları incelenmiştir. Ardından, Türkiye'nin Afrika kıtasına yaptığı tüm yardımlar incelenmiştir. Sonunda ise Türkiye'nin Afrika kıtasında en çok yardım yaptığı ülkeler olan Somali, Sudan ve Nijer ülkelerine gerçekleştirdiği resmi kalkınma yardımları ve ekonomik ilişkiler incelenmiştir. Çalışmada, 2000-2019 yılları arasında Türkiye'nin Afrika kıtasına yaptığı yardımların arttığı ve Türkiye-Afrika arasındaki dış ticaret hacminin büyüdüğü belirlenmiştir. Türkiye'nin 2000-2019 yılları arasında Somali, Sudan ve Nijer ülkelerine yaptığı yardımların genelde artan seyir izlediği belirlenmiştir. Bu yardımlar genelde insani yardım odaklı yapılmaktadır. Ayrıca kalkınma yardımlarının bu ülkelerin eğitim, sağlık ve sosyal alt yapı alanlarındaki gelişimlerinin desteklenmesine yönelik yapıldığı belirlenmiştir. Türkiye'nin bu ülkeler ile kurduğu kalkınma işbirliği politikaları sonucunda taraflar arasındaki ekonomik ilişkiler gelişmiştir. Dolayısıyla taraflar arasındaki dış ticaret hacmi büyümüştür. Ancak dış ticaret hacimlerinin Türkiye açısından halen çok düşük olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Contribution of international organizations to the promotion of global security, globalization and democracy in Africa
This research investigates the impact of global organizations on the management of worldwide affairs and their involvement in enhancing Africa's security, advancement in a globalized world, and progress towards democracy. While the idea of combining global corporations with international legitimacy may be met with skepticism, international organizations have proven to be valuable actors in international affairs despite their flaws and susceptibility to political manipulation. These organizations play a pivotal role in planning, coordinating, and establishing a legal framework for operations that extend globally. They also contribute to security through peacekeeping operations, conflict resolution, and preventive diplomacy. Additionally, international organizations promote economic integration, trade liberalization, and investment initiatives in Africa, which foster sustainable development and poverty reduction. They also support democratic governance, human rights, and the strengthening of institutions and electoral processes. Collaborative efforts between international organizations and African nations are crucial to overcome challenges and advance peace, stability, and democratic progress in Africa. The main objective of this research is to examine the attributes and frameworks of international organizations in order to establish standards and guidelines for promoting peace, security, and stability in Africa. It highlights the significance of integrating democratic principles into the operations of these organizations.
Afrika ülkelerinin lojistik etkinliklerinin veri zarflama analiz ile değerlendirmesi
İlk olarak 1905 yılında askeri alanda ortaya çıkan lojistik kavramı, bir ürünü doğru zamanda, doğru yerde, en düşük maliyetle ve en iyi kalitede sunmayı amaçlamaktadır. Günümüzde lojistik sektörünün düzgün işleyişi, ülkelerin veya şirketlerin rekabet avantajlarına sahip olmalarını sağlamaktadır. Bu çalışmada, Afrika ülkelerinin lojistik etkinliğinin veri zarflama analizi ile değerlendirilmesi söz konusu olmuştur. Veri zarflama analizi yönteminin amacı, hangi ülkelerin "etkin" ve hangi ülkelerin "etkinsiz" olduğunu belirlemektir. Çalışmada 54 Afrika ülkesi arasından, 2014, 2016 ve 2018 yılları için tam veriye sahip olan 18 ülke ele alınmıştır, . Ülkelerin etkinliklerinin analizi için literatür incelemelere dayalı olarak 4 girdi "Lojistik altyapı, Konteyner liman trafiği, Gümrükleme sürecinin verimliliği, Uluslararası gönderi maliyetleri" ve 5 çıktı "Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH), CO2 emisyonu, Zamanındalık, İzleme ve Takip, Lojistik hizmetlerin yetkinliği ve kalitesi" belirlenmiştir. Bu bağlamda, Afrika ülkelerinin lojistik etkinliğini belirlemek için CCR ve SBM modelleri R programının deaR paketi kullanılarak ele alınmıştır. Analiz sonucunda Demokratik Kongo Cumhuriyet, Cibuti, Liberya, Libya, Moritanya, Nijerya ve Tunus ülkelerin her üç yılda ele alınan iki modele göre de lojistik etkin ülkeler olduğu tespit edilmiştir.
Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Afrika arasındaki ilişkiler
Uluslararası Ceza Mahkemesi, 17 Temmuz 1998'de imzalanan ve 1 Temmuz 2002'de yürürlüğe giren Roma Statüsü ile kurulmuştur. Mahkeme en ağır suçlar olarak kabul edilen, soykırım, insanlığa karşı suçlar, savaş suçları ve saldırı suçu üzerinde yargılama yetkisine sahiptir. Uluslararası yargı yetkisi, uluslararası barış ve güvenliğin korunmasına mümkün olduğunca katılmak için en ciddi uluslararası suçların faillerini cezalandırma amacındadır. Kuruluşundan bu yana Afrika'dan gelen dava sayısı oldukça yüksektir. Afrika devletleri uzun süre Mahkeme ile işbirliği içinde hareket etmiş, ancak son zamanlarda Mahkemenin meşruiyetini sorgulamaya başlamıştır. Özellikle Mahkemenin seçici yargılama yaptığı konusunda eleştiride bulunan devletler, Mahkemeye transfer ettikleri yargılama yetkisini geri çekme eğilimi içindedirler. Bu çalışma, UCM ve Afrika ilişkilerine eleştirel bir gözle bakarak, Afrika devletlerinin UCM'yiyargı emperyalizmi olarak algılamasının sebep ve sonuçlarını değerlendirme konusu yapacaktır. Bu kapsamda UCM'ye yapılan eleştirilerin ne kadar doğru olup olmadığı sorgulanacaktır. Bu bağlamda öncelikle, uluslararası ceza hukukunun ve Roma Statüsünün oluşum süreci mercek altına alınacak, sonrasında ise UCM ile Afrika Devletleri arasında ki ilişkiler, Mahkeme önünde olan davalar da inceleme konusu yapılarak analiz edilecektir.
Fransa'nın Afrika'daki varlığı: Fransa ve Gine arasındaki ilişkiler
Afrika kıtası beşeri ve doğal kaynak bağlamında oldukça zengin bir bölgedir. Afrika kıtası beşinci yüzyıldan önce çok az biliniyordu, ancak yedinci yüzyıla gelindiğinde özellikle Avrupalılar tarafından düzenlenen çeşitli seferlerle bu kıta keşfedilmiş ve yıllarca sömürülmüştür. Afrika kıtası kolonyal süreç öncesi birkaç krallık ve imparatorluğa ev sahipliği yapmaktaydı. Avrupalıların Afrika kıtasına keşif amacıyla gelmesiyle imparatorluk ve krallıkların topraklarının yağmalandı ve insanlar sömürüldü. Bununla beraber, kıta muazzam bir misyoner, tüccar ve kaşif akınına tanık oldu. Afrika kıyıları, derin bölgelere ilerlemeye başlamadan önce Avrupalılar tarafından uzun süre ziyaret edilmiştir. Avrupalılar, gözlemler ve keşifler sonucunda bu bölgelerde yerleşkeler kurmuşlardır. Özellikle Batı Afrika'da Songhay, Sosso, Mali ve Gana imparatorlukları ile Bambara, Oyo, Kanem-Bornou, Dahomey, Futa, Masina krallıkları vardı ve bunlar kültür ve inançlarına bağlı siyasi yönetim sistemleri ile yönetiliyordu. Ancak Avrupalıların gelişiyle birlikte var olan kültürden gelen misafirperverlik davranışı tam tersi bir davranış şekline doğru değişmeye başladı. Bunun temel sebebi ise misyonerlerin, tüccarların ve kaşiflerin asıl amacı kaynakları ve insanları sömürmek olmasıdır. Kıtadaki diğer sorun ise, Avrupalı güçler arasındaki rekabetti. "Hangi emperyal güç için hangi sömürü bölgesi?" Sorusuna cevap bulmak gerekiyordu. Bu soruya cevap vermek için 1884-1885 yılları arasında 14 Avrupalı gücün bir araya geldiği Berlin Konferansı gerçekleşti. Bunların arasında İngiltere başta olmak üzere Fransa, Portekiz, İspanya, Belçika, Almanya, Hollanda ve İtalya Afrika'da toprak elde etme arzusu gösteren ülkelerden bazılarıdır. Konferanstan sonra gecikmeden sömürge programlarını uygulamaya başladılar ve bu programın bir sonucu olarak resmi dillerinde kesinlikle farklı olan birkaç Afrika devletinin ortaya çıkmasıyla sonuçlandı. Avrupalı güçlerin Afrika'daki varlığı, kıtanın daha sonra bağımsız devletler haline gelecek birkaç bölgeye bölünmesine neden oldu. Bu bölünme, aralarında var olan kültür, dil, inanç veya akrabalık bağlarını dikkate almamıştır. Bu Avrupalı kâşiflerin çabalarının ve sömürgeci gücün iradesinin sonucudur. Özellikle Fransa, İngiltere ve Portekiz'e ek olarak Afrika'daki en fazla sayıda bölgeyi sömürdü. Fransa böylelikle Afrika'nın tüm bölgelerinde ve özellikle Fransız Batı Afrikası ve Fransız Ekvator Afrikası'nın bulunduğu Batı ve Ekvator Afrika'da uyguladığı sömürge politikasıyla topraklar aldı. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra tetiklenen dekolonizasyon hareketleriyle, kuzey'deki Fransa topraklarında yer alan ülkeler (Fas, Tunus ve Cezayir) bağımsızlık taleplerinde başı çekti. 1958'de, Sahra-altı tarafında Fransız egemenliği bulunan bir bölge, Beşinci Fransa Cumhuriyeti'nin Afrika'da bir Fransız topluluğu öneren referandumunda "Hayır" oyu kullanmıştır. Böylece sömürgeleştirmeden önce "Güney Nehirleri", sömürgeleştirme sırasında "Fransız Ginesi" olarak bilinen bu bölge, bağımsızlığının ilk yıllarında "Gine Halk ve Devrimci Cumhuriyeti" oldu. Bu çalışmada Avrupalı güçlerin Afrika'ya gelişleri üzerinden varlıkları, varlık nedenleri, varlıklarına karşı direniş hareketleri, Berlin konferansı ve sömürgeciliğin başlaması, İkinci Dünya Savaşı sonrası bağımsızlık hareketleri anlatılacaktır. Gine ile onun sömürgeci gücü olan Fransa arasındaki ilişki üzerine özel bir çalışma yapılacaktır.
Determinants absolute and relative income hypothesis across twenty selected African countries
A number of studies have been conducted about income hypotheses in some African countries, the study determinants absolute and relative income hypotheses across twenty selected African countries from 1980 to 2015. This study tries to find out or verify whether the selected countries are in conformity to the Absolute and Relative Income Hypotheses as well as finding out whether interest rates, inflation rates, and exchange rates have a significant impact on consumption per capita. Fixed effects, Random effects, Hausman test and some Diagnostics tests were employed for the analysis of the data. The results indicated that Income per capita had a positive significant impact on Consumption per capita and marginal propensity to consume is smaller than one. Interest Rates, Inflation Rates, and Exchange Rates have a negative significant impact on Consumption. Relative Consumption was significantly affected by Relative Income but negatively. Finally, Demonstration effect was also discovered among the selected countries. It was concluded that the twenty selected African countries are in conformity to Absolute and Relative Income Hypothesis and the remain independent variables under study (interest rates, inflation rates, and exchange rates) have a significant impact on consumption per capita. With regards to the findings, policy makers of these countries were recommended to maintain a low level of interest rates, inflation rates and exchange rates due to the negative relationship they have with consumption. By undertaking this, it would promote consumption; an increase in consumption will induce more job opportunities; generating more revenue and taxes to the government.
The importance and determinants of foreign direct investment for African countries
The purpose of this thesis is to investigate the importance and the determinants of FDI inflows to Africa. The determining variables used for this thesis includes GDP which is a proxy for market size, trade which is also a proxy for openness to trade, nominal exchange rate and natural resources. This thesis used a regression analysis on a panel data of 10 countries for the period of 2001 to 2016. The empirical results for FMOLS indicated that all variables are statistically significant at 5 percent level of significance. However, DOLS empirical results indicated that natural resources do not affect the inflow of FDI to African countries. There is need to further exploit data to find more information about the determinants of FDI flows to African countries as it is an essential component for the economic growth. In addition, there is need for Africa to create a good business environment with less instability of macroeconomic indicators such as exchange rate and inflation. There is also need for Africa to shift from the mineral extraction sectors to the industrial sector; this will help to diversify the economy. This thesis brings understanding that, some investors are not resource seeking rather have different investment objectives such as market seeking. This is shown by the results presented by both FMOLS and DOLS for natural resources. Keywords: Africa, foreign direct investment, natural resources, theories of foreign direct investment.
Türkiye ile seçili Afrika ülkeleri arasındaki dış ticaret potansiyeli çekim modeli yaklaşımıyla ekonometrik analiz
Afrika Kıtasında yer alan ülkeler, dünya dış ticaret hacminin önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Günümüzde kıta ülkelerinin dış ticaretten aldığı payın büyüklüğü, gelecek yıllarda da dış ticarette sahip olacağı payını arttırma gücünü göstermektedir. Bu nedenle, Türkiye'nin Afrika Kıtası ülkeleri ile yaptığı dış ticaret, gelecek yıllarda daha da önem kazanacaktır. Analizler, 1989-2017 dönemini kapsayan yıllık veriler kullanılarak panel veri yöntemi ile tahmin edilmiştir. Türkiye ile seçili Afrika ülkeleri dış ticaretini etkileyen faktörler belirlenerek yorumlanmış ve çalışmanın temel hipotezi "Türkiye ile seçili Afrika ülkeleri arasında Çekim Modeli geçerlidir" şeklinde oluşturulmuştur. Analizlerde dış ticaret hacmi, nüfus yoğunlukları, mesafe ve büyüme oranı verileri ile model kurulmuş ve değişkenler arasındaki eşbütünleşme ve nedensellik ilişkileri tespit edilmeye çalışılmıştır. Analizlerde öncelikli olarak serilerin birim kök tespiti için durağanlık testlerinden Augmented Dickey-Fuller (CADF) birim kök testi uygulanmıştır. Değişkenler düzey değerlerinde durağan olduğu için orta ve uzun dönemli eşbütünleşme ilişkisine bakılmamıştır. Değişkenler arasındaki nedensellik ilişkileri için Demitrescu-Hurlin nedensellik testinden faydalanılmıştır.
1884-1885 Berlin Konferansı ve Afrika'nın Avrupalı devletler tarafından paylaşımı
XIX. yüzyılın ikinci yarısına gelindiğinde, sömürgeci devletlerin hedefinde artık Afrika vardı. Özellikle Belçika Kralı II. Leopold'un sömürge elde edebilmek için şahsi girişimlerde bulunup, Afrika'da keşifler yaptırmasıyla beraber, Afrika bu dönemde daha da önem kazanmıştı. Afrika'yı özellikle Kongo'yu paylaşamayan sömürgeci güçler ile dönemin önde gelen devletleri bu anlaşmazlığa bir son vermek amacıyla konferans toplamaya karar verdiler. 15 Kasım 1884'ten 26 Şubat 1885'e kadar süren Berlin Konferansı (ya da diğer isimleriyle Kongo Konferansı, Batı Afrika Konferansı), bu kararın bir neticesiydi. Alman Şansölyesi Otto von Bismarck'ın başkanlığını yaptığı konferansa, dönemin Afrika kıtasında toprağı veya kıtanın paylaşılmasında siyasi ve ekonomik çıkarları olan 14 ülke katıldı. Katılımcı ülkeler; İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, Belçika, Portekiz, İspanya, Amerika, Danimarka, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, İsveç ve Norveç, Hollanda, Rusya ve Osmanlı İmparatorluğu'ndan oluşmaktaydı. Konferansta özelde Kongo Havzası'ndaki ticaretin belirlenmesi, genelde Afrika'nın paylaşım esasları görüşülmüştür. Ayrıca yeni sömürgeciliğin yasal başlangıcı olarak kabul edilen Berlin Konferansı, yeni emperyalizmin temel prensiplerinin de belirlendiği ilk konferans olması sebebiyle dünya tarihinde önemli bir yere sahiptir. Bu çalışmada, konferansın toplanmasından önce Avrupalı sömürgeci güçlerin Afrika'ya yönelik politikaları, genel durumları ve Afrika'yı paylaşma girişimleri ele alınmıştır. Ayrıca, Kuzey ve Doğu Afrika'da toprağı olan ve buradaki Müslümanlarla ilişkileri bulunan Osmanlı İmparatorluğu'nun konferansa bakış açısını sunulmuş ve değerlendirilmiştir. Son olarak, konferansta görüşülen konular, bunların önemi ve sonuçları, özellikle Kongo'nun durumuna yer verilmiştir.
Gambia'da ekonomik büyüme belirlemeleri: Bir zaman seri analizi
The main objective of this study is to investigate the determinants of economic growth in the Gambia during the period 1970- 2018. The Autoregressive Distributed Lag (ARDL) approach to Co-integration and Error Correction Model are applied in order to investigate the long- run and short- run relationship between the dependent variable (real GDP) and its determinants. The findings of the study shows that there is a stable long run relationship between the variables of real GDP, physical capital, human capital, export, aid, external debt and inflation. The empirical findings reveal that both physical capital and human capital are found to have a positive impact on economic growth while debt affects the growth of the economy negatively and statistically significant at 1 percent. However, the study found out that physical capital, foreign aid and inflation have statistically insignificant effect on economic growth in the long run. This study also has an important policy implication. The findings of this study indicated that economic growth can be significantly improved when the physical capital and human capital increases. Hence the government and/ or policy makers should strive to increase capital formation (investment) which is a back bone of growth and allocate adequate finance for human capital, which can help to improve on the quality of education and providing basic health services to the community. Additionally, to avoid misallocation and mismanagement of external debt problem, there should be a close monitoring and consistent debt management strategies. Key words: Economic growth, Physical capital, Human capital, Export of goods and services, Foreign aid, External debt and Inflation.
Work motivation in the context of expectancy theory: A research on bank employees of Cameroon
Work motivation has always been an important aspect of organizational behavior. Over the years many theories have been made and implemented because it is crucial for an organization to understand what motivates its employees in order to boost their performance and productivity. This study examines work motivation in the context of Expectancy Theory of bank employees of Cameroon. It was conducted through a literature review and an empirical analysis. A survey of 26 questions was administered to bank employees of Cameroon regardless their age, gender or hierarchical position and 189 responses were collected. According to the Expectancy Theory as suggested by Vroom (1964), three variables which are expectancy, instrumentality and valence affect work motivation. The datas were analysed through descriptive analysis, correlation analysis and multiple regression analysis. The findings indicated that the Expectancy Theory can explain Work Motivation of bank employees of Cameroon considering the model summary of the Multiple Regression Analysis. Also, among the three independents variables, expectancy and valence have a positive effect on work motivation while intrumentality does not. Keywords: organization, expectancy theory, motivation, expectation, instrumentality, valence.
Siyasi bütünleşmeden iktisadi bütünleşmeye geçiş sürecinde Afrika kıtasal serbest ticaret antlaşmasının işlevselliği
"Ekonomik Bütünleşmeden Siyasi Bütünleşmeye Geçiş Sürecinde Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Antlaşması'nın İşlevselliği" 55 ülke ve 1,35 milyardan fazla insana ev sahipliği yapan Afrika, jeopolitik ve jeoekonomik açıdan dünyanın en önemli kıtalarından biridir. 15 ile 18. yüzyıllar arasında cereyan eden transatlantik köle ticareti, kıta sakinlerinin önemli bir kısmının yerinden edilerek Amerika ve Karayipler'e taşınmasına neden olmuştur. Afrika'nın önemli bir parçasını oluşturan bu diaspora, hak ve özgürlüklerini elde etmek için uzun bir mücadele sürecine girmiştir. Bahsi geçen mücadele süreci, Pan-Afrikanizm'i ortaya çıkarmıştır. 20. yüzyılın başında diasporada doğan bu hareket, Afrika'nın kolonyalizm boyunduruğundan kurtulmasında yol haritası olmuştur. PanAfrikanizm, aynı zamanda Afrika'nın ilk siyasal bütünleşme çabası olarak tarihe geçmiştir. 1963 yılında bütün Afrika kıtasını temsilen kurulan Afrika Birliği Örgütü (AfBÖ), Pan-Afrikanizm'in bir meyvesi olarak ortaya çıkmıştır. Esasen Afrika devletlerinin egemenliklerini ve siyasal bütünlüklerini koruma misyonuyla kurulan AfBÖ, daha sonra Lagos Eylem Planı ve 1991 Abuja Antlaşması ile bölgesel ekonomik bütünleşme yönünde de önemli adımlar atmıştır. Kıtasal örgüt, ekonomik bütünleşme yönündeki hedeflerini daha etkin biçimde hayata geçirebilmek için 2002 yılında bir reforma giderek Afrika Birliği (AfB) adı altında yeniden yapılanmıştır. AfBÖ'nün küllerinden doğan AfB'nin ana vizyonu, Afrika'yı entegre ve müreffeh bir kıta haline getirip uluslararası sistemde dinamik bir güç merkezine dönüştürmektir. Bu vizyon doğrultusunda 2013 yılında kıtanın tüm sektörlerini – tarım, enerji, eğitim, ulaşım, altyapı, ekonomi, politika, güvenlik – teşvik edecek dev projelerin yer aldığı bir gündem hazırlanmıştır: Gündem 2063. Dahası, 2019 yılında yaklaşık 2,5 trilyon dolar GSYİH ve 1,35 milyar tüketiciyi bir araya getirerek Afrika'yı dünyanın en büyük ortak pazarı yapacak Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Antlaşması (AKSTA) hayata geçirilmiştir. Söz konusu antlaşma, 1 Ocak 2021 tarihi itibariyle uygulanmaya başlamıştır. Afrika'da serbest ticaret, serbest dolaşım, gümrük birliği, ortak pazar ve parasal birlik oluşturmayı hedefleyen bu antlaşma, Afrika'nın ekonomik bütünleşmesinin son aşamasıdır. Buradan hareketle bu çalışmada Afrika'da siyasal bütünleşmeden ekonomik bütünleşmeye giden süreç ele alınacak ve söz konusu süreçte AKSTA'nın işlevi tartışılacaktır. Anahtar Kelime: Afrika Birliği, Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Antlaşması, Bölgesel Ekonomik Topluluk, Bütünleşme, Pan-Afrikanizm
The case of African students in Turkey: Their migration experiences, transnational identities and adaptation
This study aims to investigate sub-Saharan African students in Turkey as a case of migration and transnationalism. We would like to explore the mobility experiences, identity development, and adaptation of African students by locating the case in the wider issue of migration in Turkey as well as the development of the African diaspora identity in Turkey. The African students in Turkey demonstrate a multiplicity of intersecting identities, including local, regional, national, gender, religious, class, and international identities but they also participate in pan-African and transnational identities. Going beyond generally nation-based studies of international students in the literature, we investigate students coming from the whole continent, which enables us to observe their identities beyond national such as their pan-identities and international identities. They develop a certain level of allegiance to Turkey while maintaining strong links with their homelands, defined in local, national, and African senses. Students view their educational experience as a way of building their human capital and acting with a sense of responsibility towards the development of their home country and Africa, whether in the form of both words and actions such as remittances and return. Although there is some research on the various international students, African students seem to be less permeable to Turkish researchers. While African students must also be examined from the standpoint of education studies with regard to their learning experiences, this study aims to investigate African students in Turkey as a case of temporary migration or mobility and a case of transnational identity development. Keywords: African students, transnationalism, identity, adaptation, African diaspora
Afrika siyasetinde kadın: Ruanda örneği
Ruanda, son on yıldır siyasette kadın temsil oranında dünya genelinde birinci sırada yer almaktadır. Yaptığımız çalışmada, "Ruanda'nın siyasette kadın temsil oranı neden yüksektir?" sorusundan yola çıkılarak "Pre-kolonyal ve post-kolonyal dönemde kadınların siyasete katılımının günümüze etkisi nedir?" ve "Ruanda Soykırımı sonrasında kalkınmada siyasal kültürün etkileri var mıdır?" sorularının yanıtları aranmaya çalışılmıştır. Tezimizin amacı, Ruanda'nın siyasette kadın temsilindeki başarısının sebeplerini incelemek ve Ruanda'nın toplumsal ve siyasi geleneklerinde var olan kadın ve cinsiyet normlarının günümüzdeki başarılı kadın temsil oranına etkilerini ortaya koymaktır. Bu doğrultuda yaptığımız çalışma, tümdengelim yaklaşımıyla üç bölüme ayrılmıştır. Birinci bölümde, kadınların siyasi hak kazanım süreçleri ve feminist teori ele alınmıştır. Dünya siyasetinde kadınların güncel temsil oranları bölgesel olarak incelenmiştir. İkinci bölümde, kadınların Afrika siyasetindeki konumları değerlendirilmiştir. Pre-kolonyal dönemde Afrika toplumlarının sosyal yapılarında ve siyasi sistemlerinde kadınların yeri irdelenmiştir. O dönemde öne çıkan kadın figürler üzerinden bir analiz yapılmış ve kolonyalizm döneminde bağımsızlık mücadelelerine katılan kadınlara yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ise, Ruanda'nın pre-kolonyalizm, kolonyalizm ve post-kolonyalizm dönemlerinde kadınların siyasetteki konumları değerlendirilmiştir. Sonrasında, 1994 Ruanda Soykırımı sonrası süreçte kadınların siyasete katılmasına yönelik yapılan politikalar ile Ruanda'nın kalkınmasında kadınların etkileri ele alınmıştır. Ruanda'nın toplumsal ve siyasi geleneklerinde var olan kadın ve cinsiyet normlarının günümüzdeki başarılı kadın temsil oranına etkileri ortaya koyulmaya çalışılmıştır.
Sahraaltı Afrika devletlerinin denge politikaları: Bölgesel bir analiz
"Sahraaltı Afrika Devletlerinin Denge Politikaları: Bölgesel Bir Analiz" DıĢ politikaları pre-kolonyal döneme kadar uzanan Sahraaltı Afrika devletleri, günümüze kadar hem kıta içi hem de kıta dıĢı güç mücadelelerine sahne olmuĢtur. Sömürgecilik dönemi ile birlikte bağımsızlığını kaybeden kıta ülkeleri bağımsızlıklarını kazanabilmek adına da mücadele yürütmüĢtür. Bağımsızlıktan sonra ortaya çıkan devletleĢme sürecinde Avrupa ülkeleri tarafından din, dil, etnik grup gözetilmeden çizilen sınırlar ve kıtaya yapılan müdahaleler ile doğal bir devletleĢme süreci geçirmeyen bu ülkeler; iç savaĢ, yolsuzluk, yoksulluk, altyapı yetersizliği ve teknik bilgi eksikliği gibi pek çok sorunla karĢılaĢmıĢtır. Bu sorunların yanı sıra bağımsızlıkları ekseriyetle Soğuk SavaĢ dönemine denk gelen kıta ülkeleri, iki kutuplu sistemin güç mücadelesine de sahne olmuĢtur. Doğu Bloku-Batı Bloku kutuplaĢması Afrika ülkelerine zaman zaman fayda sağlarken zaman zaman da zarar vermiĢtir. Sömürgecilik tecrübesinin verdiği hayatta kalma güdüsüyle, güçlü olmayan Afrika devletleri denge politikasına ihtiyaç duymuĢtur. Dolayısıyla, Sahraaltı Afrika devletlerinin dıĢ politikaları ağırlıklı olarak hayatta kalma ve devletin temel altyapı, teknik bilgi gibi eksikliklerini giderebilmek için çıkar odaklı olmuĢtur. Hem hayatta kalmak hem de çoğunluğu ekonomik olmak üzere çıkar elde etmek için çeĢitli dıĢ iliĢkiler kuran Afrika devletlerinin bu iliĢkileri neye göre kurduğu, neyi dengelediğini araĢtırmak bu çalıĢmanın temel amacını oluĢturmaktadır. Bu amaca ulaĢmak için Sahraaltı Afrika‟da bulunan coğrafi olarak ayrılmıĢ her dört bölgeden iki ülke vaka çalıĢması için seçilmiĢtir. Bu ülkelerin belirlenmesinde yurt dıĢı diplomatik misyon sayısı, askeri ve ekonomik gücü belirleyici olmuĢ; bu parametreler üzerinden her bölgeden en güçlü ve en zayıf devlet belirlenerek dıĢ politikalarındaki temel motivasyonlar ve eğilimleri incelenmiĢtir. Ülkelerin hayatta kalma mücadeleleri, hangi dıĢ güce ne için ihtiyaç duyduğu, hangi ülkeden nasıl bir çıkar elde ettiği araĢtırılırken bu kavramlara ağırlık veren realist teoriden istifade edilmiĢ, seçilen ülkelerin dıĢ politikalarındaki temel eğilimler karĢılaĢtırılarak tartıĢılmıĢtır. Anahtar Kelimeler: Sahraaltı Afrika, Realizm, Denge Politikası
Soykırım sonrası Ruanda'nın sosyoekonomik gelişimi
Ruanda, 2000 yılında, kalkınmacı devletlerden Asya Kaplanları ülkesi olan Singapur'u örnek alarak yayınladığı Vizyon 2020 adındaki kalkınma planı çerçevesinde bir kalkınma sürecine girmiştir. Çalışmamızda, Vizyon 2020 kalkınma planını odağımıza alarak Ruanda'nın kalkınma sürecini değerlendirmek adına "Ruanda'nın kendi belirlediği hedefleri çerçevesinde, sosyoekonomik kalkınma ne oranda başarılmıştır?" ve "Ruanda'nın kendisine örnek aldığı Singapur'un sosyoekonomik kalkınma sürecini ne derece takip edebilmiştir?" sorularına yanıt aranmıştır. Tezin amacı, 2020 yılına kadar Ruanda'nın sosyoekonomik gelişim sürecini değerlendirmektir. Tümevarım ve karşılaştırma yöntemi kullanarak yazılan tez üç bölüme ayrılmaktadır. Birinci bölümde; Vizyon 2020 göstergeleri ve karıştırılması muhtemel ekonomik kavramlar ele alınmıştır. İkinci bölümde; kalkınmacı devlet kavramı ve Asya kaplanlarından Singapur'un kalkınma tecrübesi incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise Vizyon 2020 Gösterge ve Hedefleri sonuçları değerlendirilmiştir. Sonrasında, literatürdeki araştırmacıların çalışmaları değerlendirilmiş, Ruanda'nın kalkınma sürecini tanımlayan bir kavram olarak "Sosyal Kalkınmacı Devlet" önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Vizyon 2020, Kalkınmacı Devletler, Sosyoekonomik Kalkınma
An analysis of Moroccan-Algerian relations from constructivist perspective
In 1956 Morocco gained its independence and had a claim over pre-colonial territories which were containing parts of Algeria and Spanish Sara (today's Western Sahara). Eleven years later, in 1963 Algeria and Morocco went to war with each other due to border disputes carried out during the colonial period. Shortly after this incident, Sahrawis living in Spanish Sahara proclaimed their independence in 1975 and in 1976 established autonomy under the name Sahrawi Arab Democratic Republic which was supported by Algeria. Following the Algerian support for the movement, Rabat and Algier had a military confrontation in 1976 at the Oasis of Amgala. Although both parties settled on this issue and never had another armed conflict after these confrontations, still the tension carried out between the two countries and the status of Western Sahara is an ongoing riddle. The claim of this thesis is that there are three main reasons for the conflict that can be framed through a constructive understanding of international relations. One of the reasons is that these two countries have different state identities and interests which made them stand on opposite sides of the balance of power from the establishment of both states. Secondly, the Security Dilemma that has occurred under an intersubjective understanding of the Western Sahara Issue is the most significant reflection and turnsole of the conflict. Lastly, long history of conflict and distinct identities creates a competitive security system and regional power competition in which both states play key points in the Middle East, Africa, and Europe.
Türkiye merkezli STK'lar tarafından Afrikada yapılan insani yardımların etkinliği ve su kuyusu projelerinin sürdürülebilirliği üzerine bir inceleme
Bu makalede Türkiye merkezli Sivil Toplum Kuruluşlarının Afrika'ya yönelik yardımlarının sunmuş olduğu katkının düzeyi üzerinde durulmuştur. Afrika'daki kaynaklara erişimde yaşanan problemlere alternatif bir çözüm yolu olarak yürütülen insani yardımlar ve özel olarak su kuyusu projeleri incelenmiş, bu yardımların etkinliği ve sürdürülebilirliği değerlendirilmiştir. Bu projeler kamu ve Sivil Toplum Kuruluşları aracılığıyla bağışçılar tarafından finanse edilmekte olup, bağışçı memnuniyetini sağlamak için düşük bütçeli çalışmalarla kullanıma açılan birçok kuyunun, kısa süre sonra kullanılamaz hale geldiği tespit edilmiştir. Kuyu türlerine göre hizmet sürelerinin değiştiği, bakım ve onarım için verilen taahhütlerin gerçekçiliği tartışılmaktadır. Bağışçı ve destekçilerin manevi duygularının karşılandığı ancak ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçlarının uzun vadede karşılanamadığı anlaşılmıştır. Kaynak israfının boyutunu ortaya koyan çalışmada, bağışçı bilincini artıracak politika önerileri sunulmuştur.