Economical crisis 2008
105 theses under this subject heading
Finansal liberalizasyon ve kriz öncü göstergelerinin analizi
Dünya ekonomisinde küreselleşmeyle birlikte nedenleri ve etki alanları birbirinden farklı sayıda kriz yaşanmıştır. Özellikle, 1900'lü yıllarda artan krizler kriz öncü göstergelerinin belirlenmesine yönelik çalışmaları beraberinde getirmiştir. Artan krizler, McKinnon ve Shaw'un teorik temelini oluşturduğu finansal liberalizasyon kavramının da sorgulanmasına neden olmuştur. Bu çalışmada ilk olarak, finansal liberalizasyonla ilgili teorik çalışmalar ele alındıktan sonra, 1980 sonrası finansal liberalizasyon sürecinde, Türkiye ekonomisinde yaşanan yapısal dönüşümlere paralel olarak artan krizlere dikkat çekilecektir. Bunun için, Türkiye'de yaşanan 1994, 2000-2001 ve 2008 krizleri incelenecektir. Ekonometrik analiz bölümünde ise finansal liberalizasyon göstergeleri ve Kaminsky, Lizondo ve Reinhart'ın KLR yaklaşımı olarak bilinen çalışmasından esinlenilerek seçilen kriz öncü göstergeleri incelenecektir. Türkiye ekonomisi için, finansal liberalizasyon sürecinin tamamlandığı 1989 sonrası zaman aralığında, bu göstergelerin birbirleriyle olan etkileşimleri, şokların analizi ve nedensellik ilişkileri VAR modeli ve Toda-Yamamoto testi aracılığıyla araştırılacaktır. Amaçlanan, finansal liberalizasyon göstergeleri olan kredi büyümesi, reel faiz oranları ve sıcak para akımlarının kriz öncü göstergelerini olumsuz etkileyerek Türkiye'de yaşanan krizleri tetiklediğini göstermektir. Ayrıca, Türkiye ekonomisi için, kriz öncü göstergeleri üzerindeki en etkin finansal liberalizasyon göstergelerinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. VAR modeli ve Toda-Yamamoto nedensellik testi sonuçlarına göre finansal liberalizasyon göstergelerinden sıcak para hareketleri ve reel faiz oranlarının kriz öncü göstergeleri üzerindeki olumsuz etkisi, bu göstergeleri açıklama yüzdesi ve nedensellik ilişkileri kredi büyümesine göre daha fazla çıkmıştır. Anahtar kelimeler: Finansal liberalizasyon, Kriz öncü göstergeleri, KLR yaklaĢımı,VAR modeli, Toda-Yamamoto nedensellik testi.
2008 kriz döneminde sanayi sektöründe yaşanan daralmanın büyüme üzerine etkisinin ekonometrik analizi:Türkiye uygulaması (2005-2016)
Sanayi sektörünün diğer sektörlerin gelişiminde lokomotif olması, ekonomik büyüme ile sanayi sektörü arasındaki ilişkinin bilinmesini önemli kılmaktadır. Sanayi sektörünün gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) içinde payının arttırılması ekonomik büyümeyi hızlandırırken, tersi durumun yaşanması ekonomik büyümeyi yavaşlatacak ve hatta geriletecektir. Özellikle kriz dönemlerinde sanayi sektörünün ne yönde etkilendiğini belirlemek geleceğe dönük politikaların oluşturulması ve gelecekte yaşanacak olası krizlerin etkilerini azaltabilmek açısından önem arz etmektedir. Bu çalışmanın temel amacı, 2008 küresel ekonomik krizle birlikte Türk sanayi sektöründe yaşanan daralmanın ekonomik büyüme üzerindeki etkisini belirlemektir. Bu amaç doğrultusunda Türkiye'de ekonomik büyüme ile sanayi sektörünü temsilen sanayi üretim endeksi (SÜE), sanayide çalışılan saat endeksi (CSE), sanayide kişi başına üretim (KBU) ve sanayi ciro endeksi (SCE) arasındaki ilişki; 2005:Q1-2016:Q1 dönemi için üç aylık veriler kullanılarak VECM ile analiz edilmiştir. Analiz sonucunda kısa dönemde tüm değişkenlerin büyüme üzerinde etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Uzun dönemde ise SUE, CSE ve KBU değişkenlerinin büyümenin nedenini oluşturduğu görülmüştür. Bu sonuçlara göre sanayi sektöründe yapılacak iyileştirmeler büyümenin üzerinde olumlu etki yaratacaktır. Anahtar Sözcükler: Türk sanayi sektörü, Ekonomik büyüme, 2008 Küresel kriz,Granger Nedensellik, VECM analizi.
Krizlerin imalat sektörü üzerindeki etkilerinin finansal rasyolarla analiz edilebilirliği ve 2008 örneği
1990'lı yıllarda, dünyada yaşanan küreselleşme sürecinin etkisiyle ortaya çıkan neoliberal ekonomik sistem, ekonomi tarihinin hiçbir döneminde görülmeyen sıklıkta finansal krizlerin oluşmasına neden olmuş ve bu krizlerin yarattığı olumsuzluklar da işletmelerin faaliyetleri üzerinde etkisini göstermiştir.?Krizlerin İmalat Sektörü Üzerindeki Etkilerinin Finansal Rasyolarla Analiz Edilebilirliği? başlığını taşıyan bu doktora tezi, bir üçüncü nesil finansal kriz modeli olan 2008 krizinin, imalat sanayi alt sektörleri itibari ile işletmelerin finansal göstergeleri üzerindeki etkisinin belirlenmesi amacını taşımaktadır. Bu amaç ile hisse senetleri İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nda işlem gören imalat sanayi işletmelerinin kriz öncesi, kriz süreci ve kriz sonrası dönemleri de kapsayacak şekilde, 2006-2010 yılları arası mali tablolarından, işletmelerin likidite, mali yapı, faaliyet etkinliği, karlılık ve büyüme oranlarına ilişkin 18 finansal rasyo ile 2008 krizinde Türkiye için belirlenen 5 kriz göstergesi araştırma değişkenleri olarak kabul edilmiştir. Değişken sayısının fazlalığı ve değişkenlerden hangilerinin, hangi alt sektörlerde etkili olduğunun belirlenmesi amacı ile araştırmada faktör analizi yöntemi uygulanmıştır.Araştırmada, bir üçüncü nesil kriz modeli olan 2008 krizinin, Türkiye'de imalat sanayi alt sektörleri itibari ile özellikle likidite oranlarını, faaliyet etkinliği oranlarını ve karlılık oranlarını olumsuz yönde etkilediği sonucuna varılmıştır.Bu tez ile imalat sanayide faaliyet gösteren işletmelerin, kriz riskini minimize edecek finansal politikalar geliştirebilmeleri için gerekli veriler elde edilmiş olmakta ve bu bulgular, tezin orijinal yönünü oluşturması yanında kriz riski karşısında uygulanması gereken finansal politikaların oluşturulmasına da katkı sunmaktadır.
2001 Şubat krizi ve 2008 küresel krizlerinde Türkiye'de faaliyet gösteren yabancı bankaların panel veri analizi ile değerlendirilmesi
Kriz, neredeyse bütün yaşam alanlarında çeşitli sebeplerden kaynaklı meydana gelen düzensizlik durumu olarak ifade edilebilmektedir. Ekonomi alanında etkiledikleri sektörler açısından krizler, mal ve hizmet sektörünü etkileyen reel sektör krizleri ve finansal piyasaları etkileyen finansal krizler olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Türkiye yaşamış olduğu 1994, 2000 Kasım ve 2001 Şubat krizleri ile finansal kriz geçmişi olan bir ülke konumundadır. Son yıllarda finansal piyasaların gittikçe birbiri ile bütünleştiği uluslararası finansal sektörlerde, herhangi bir ülkenin finans piyasalarında oluşan kriz tüm dünyayı etkileyen küresel bir krize dönüşebilmektedir. Başlangıç noktası ABD olan mortgage krizi de kısa bir zamanda tüm dünyayı etkileyen küresel bir kriz haline gelmiştir ve Türkiye ekonomisi ve Türk bankacılık sektörü de bu krizden etkilenmiştir. Çalışmada 2001 Şubat ve 2008 küresel krizi hakkında genel bilgiler verildikten sonra analiz kısmına geçilmiştir. Analizde yöntem olarak Panel Veri Analizi kullanılmış olup 1997-2016 yılları arasında Türkiye'de faaliyet gösteren 12 yabancı banka analize dahil edilmiştir. Yapılan analiz çerçevesinde ise Türkiye'de faaliyet gösteren 12 yabancı bankanın 2001 Şubat ve 2008 küresel krizinden olumsuz etkilendiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kriz, Finansal Kriz, 2001 Şubat Krizi, 2008 Küresel Krizi ve Yabancı Bankalar.
2008 küresel finans krizi sonrası Türk bankacılık sektöründe performans değerlendirmesi
İnsanlığın ilkel olduğu zamandan modern hayata geçiş sürecine kadar ülkelerin zenginlikleri doğal koşullarla ölçülmekteydi. Paranın icadından sonra yaşanan finansal zenginlik hem ülkelerin hem de insanların finansal alana yönelmesini sağlamıştır. Bu bağlamda gün geçtikçe yapılan işlemlerin artması bazı finansal kurumların oluşmasını zorunlu hale getirmiştir. Bu finansal kurumlardan birisi olan bankalar, zamanla etkinliğini artırarak finansal sistemin temel bir faktörü haline gelmiştir. Artan işlem hacmi ve piyasaların derinleşmesi bankaların, finansal sistemin neredeyse tamamına yakın bir oranda yer almasına olanak sağlamıştır. Bankaların finansal sistem içerisinde öneminin artması, bankalar arasındaki rekabeti de artırmıştır. Birbirleri ile aralarındaki kârlılık, yeni ürünler sağlama, piyasada etkin olma gibi etkenler çoğaldıkça bankaların bu alanlara yönelmesi de kaçınılmaz olmuştur. Piyasada daha iyi bir pozisyon almak isteyen bankalar, kârlılıklarını artırıcı faktörleri araştırmaya koyulmuştur. Bu konu hakkında çeşitli araştırmalar yapılmış ve bankaların performanslarını etkileyen belirleyiciler analiz edilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın amacı, 2008 küresel finans kriz, sonrası, 2009-2018 dönemleri arasında faaliyetlerine devam eden 24 bankanın, performanslarına etki eden faktörlerin belirlenmesidir. Çalışmada bağımlı değişkenler olarak başlıca; sermaye yeterlilik oranı, likidite ve kredi riski, kredilendirme düzeyi, banka büyüklüğü, yoğunlaşma ve mevduat oranı değişkenleri kullanılmıştır. Panel veri regresyon yönteminin kullanıldığı çalışmada ulaşılan bulgulara göre; sermaye oranı, likidite riski, kredilendirme düzeyi, banka büyüklüğü, sermaye oranı ve yoğunlaşma değişkenlerinin performans üzerindeki değişimi açıklamada istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar verdiği gözlemlenmiştir. Ayrıca çalışmada ulaşılan diğer önemli sonuç ise kredi riski değişkeninin tüm performans ölçütleri üzerinde istatistiksel olarak anlamlı herhangi bir değişim meydana getirememesidir. Daha açık bir ifade ile bankaların verdikleri ve geri dönüşü olmadığı için takibe düşen kredilerde meydana gelen değişimlerin performans oranlarını anlamlı bir şekilde artırıcı veya azaltıcı bir etkisi olmamaktadır. Anahtar Kavramlar: Banka performansı, 2008 Küresel Finans Krizi
The Federal Reserve's response to the global financial crisis and its effects: An interrupted time-series analysis of the impact of its quantitative easing programs
The financial crisis that started in the U.S. at the end of 2007 and later spread to other countries was the most severe economic and financial disaster since the Great Depression. The crisis began in the U.S. housing market in August 2007, rapidly extended to other sectors of the U.S. economy, and became global following the collapse of various U.S.-based international financial institutions. To counter the negative effects of the crisis, the Federal Reserve (the central bank of the United States) and other central banks conducted monetary policies that are widely considered unconventional. This master's thesis examines the monetary policies the Federal Reserve implemented in response to the crisis. More specifically, the thesis analyzes the Federal Reserve's quantitative easing (QE) programs, liquidity facilities, and forward guidance operations implemented from 2007 to 2018. The thesis' detailed examination of these policies is concluded with an interrupted time-series (ITS) analysis of the causal effects of the QE programs on U.S. inflation and real GDP. The results of this design-based natural experimental approach show that the QE operations positively affected U.S. real GDP but did not significantly impact U.S. inflation. Specifically, it is found that, for the 2011Q2-2018Q4 post-QE period, real GDP per capita in the U.S. increased by an average of 231 dollars per quarter relative to how it would have changed had the QE programs not been conducted. Moreover, the results show that, in 2018Q4, ten years after the beginning of the Federal Reserve's QE programs, real GDP per capita in the U.S. increased by 14% relative to what it would have been during that quarter had there not been the QE programs.
2008 küresel krizi sonrasında TCMB para politikası
Dünya ekonomisi son 30 yılda ciddi bir finansallaşma geçirmiştir. Bu finansallaşmanın etkisiyle sık sık finansal krizler yaşanmıştır. Yaşanan bu finansal krizler gelişmiş ve gelişmekte olan ülke ekonomilerini ciddi oranda etkilemiş ve ülkeler bu duruma para politikaları aracılığıyla yön vermeye çalışmışlardır. Bir ülkede başlayan finansal kriz sadece o ülkede kalmamış diğer ülkelere de sıçrayarak o ülkelerin ekonomilerini de olumsuz yönde etkilemişlerdir. 2007 yılında konut balonunun patlaması sonucu ABD'de ortaya çıkan kriz kısa sürede diğer gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere yayılarak küresel bir boyut kazanmıştır. Krizi kontrol altına almak isteyen gelişmiş ülkelerin merkez bankaları genişleyici para politikası uygulayarak piyasaya bol miktarda likidite sağlamıştır. Uluslararası finans piyasalarında oluşan bol likidite görece faizlerin yüksek olduğu gelişmekte olan ülkelere transfer olmuştur. Bu durum Türkiye'de önemli ölçüde kredi hacminde genişlemeye ve döviz kurunda oynaklığın artmasına yol açmıştır. Bunun yanında ihracat hacminin daralmasına karşılık yurtiçi talebin artmış olması cari açığı artırmış ve finansal istikrara yönelik risklerin oluşmasına neden olmuştur. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ise finansal piyasalarda oluşan riskleri önlemek amacıyla 2010 yılı sonunda yeni bir para politikası stratejisi geliştirmiştir. Bu strateji çerçevesinde fiyat istikrarı ve finansal istikrar amacı gözetilerek yeni para politikası araçları kullanılmaya başlanmıştır. Çalışmanın amacı 2008 küresel krizi sonrasında uygulanmaya başlayan para politikası araçlarının ve uygulanan stratejinin değerlendirilerek sonuçlarının analiz edilmesidir. Bu kapsamda çalışmada 2008 küresel krizinden bahsedilmiş, krizin ABD ekonomisine ve Türkiye ekonomisine etkileri incelenmiş, ABD ekonomisinin krize karşı aldığı tedbirler açıklanmış, TCMB'nin kriz öncesi ve kriz sonrası uyguladığı politikalar incelenmiştir.
2008 küresel krizi ve COVID-19 krizlerinin bankacılık sektörüaçısından değerlendirilmesi
Çin'in Wuhan kentinde ortaya çıkan ve daha sonra tüm dünyaya dağılan ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından Pandemi olarak açıklanan COVID-19 (korona virüs) Türkiye de birçok sektörü etkisi altına almıştır. Salgın ekonomik, sosyal ve kültürel alanları da etkileyerek yayılımını sürdürmüştür. Kısa sürede Türkiye ve tüm dünyayı etkisi altına alan ve ciddi sağlık risklerine sebep olan COVID-19 (korona virüs) salgını bankacılık sektörünü de etkisi altına almıştır. Finansal sistemin sağlıklı işleyişine dair en önemli teorilerden biri olan Türk bankacılık sektörü, salgının olumsuz etkilerinden korunmak ve bankacılık işlemlerini güvenli bir şekilde gerçekleştirebilmek için bir an önce ihtiyaç duyulan tedbirleri almıştır. Ayrıca Türk bankacılık sistemi bu zorlu süreçte vakit kaybetmeden hızlı bir şekilde daha kuvvetli ve sürdürülebilir bir yapıya sahip teknik altyapıyı oluşturmuştur. Bu çalışmada, Türk bankacılık sektörünün korona virüs sürecindeki risk durumlarının yanı sıra finansal sistemin etkin alanlarına kan temini için ihtiyaç duyulan tedbirler, destek paketleri ve değişen hizmet hedefleri ele alınmıştır. Çalışma, Türk bankacılık sektörünün Pandemiye karşı durumunu SWOT analizi yöntemiyle değerlendirmiştir.
CDS primleri arasındaki etkileşim: Gelişmekte olan ülkeler üzerine bir inceleme
Finansal piyasalardaki aktörler açısından risk son derece önemli bir kavramdır. Tüm finansal kuruluşların karşı karşıya olduğu temel risk faktörlerinden birisi kredi riskidir. Kredi riskinin piyasada görünür hale gelmesiyle birlikte bu riskten korunmayı sağlayacak finansal çözümler de geliştirilmeye başlanmıştır. Kredi türevleri, bu çözüm arayışları sonucu ortaya çıkmıştır. Kredi türevleri arasında en yaygın kullanılan sözleşmeler kredi temerrüt swaplarıdır (CDS). CDS' ler, en basit anlamıyla kredi riskine karşı yapılan bir sigorta işlemi olarak ifade edilebilir. Bu çalışmada kredi riskinden yola çıkılarak kredi risk yönetimi ve kredi riskini transfer edebilmek için kullanılan kredi temerrüt swapları detaylı bir şekilde incelenmiştir. Gelişmekte olan sekiz ekonominin dâhil edildiği çalışmada; Türkiye, Brezilya, Hindistan, Güney Afrika, Endonezya, Arjantin, Rusya ve Şili'den oluşan ülkelerin CDS primleri arasındaki nedensellik ilişkisi araştırılmıştır. Ocak 2008 – Aralık 2017 döneminde ülkelere ait 5 yıl vadeli CDS primlerinin incelendiği çalışmada; ülkelerin CDS primleri arasındaki etkileşim VAR modeli kapsamında Granger nedensellik analizi, etki-tepki fonksiyonu ve varyans ayrıştırması ile analiz edilmiştir. Çalışmanın sonuçlarına göre, gelişmekte olan ülkelerin CDS primleri arasında anlamlı nedensellik ilişkisi saptanmıştır.
Regülasyon teorileri ve finansal kriz perspektifinden değerlendirilmesi: 2008 krizi üzerine kantitatif bir değerlendirme
Regülasyonlar belirli sosyal amaçlara hizmet etmeyi hedefleyen yasal düzenlemelerdir. Ancak bazen sosyal amaçlardan çok özel grupların çıkarlarına hizmet edebilmektedir. Bu gerekçe ve amaçlar ne olursa olsun, regülasyonlar büyüme sürecinin temelini oluşturan dinamikleri ve kaynak dağılımını iyileştirerek ya da engelleyerek önemli makro ekonomik sonuçlar üretme potansiyeline sahiptir.İktisat yazınında regülasyonlarla ilgili tartışmalarda uzlaşma henüz sağlanamamıştır. Ancak genel düşünce, piyasalar regüle edilecekse bu regülasyonların serbest rekabet koşullarını oluşturmak amacıyla yapılması gerektiği yönündedir. 1980'lerden sonra yükselişe geçen serbest piyasa söylemlerinin etkisiyle 2000'li yıllarda dünya küresel bir görüntü sergilemektedir. Küreselleşmenin etkisini en hızlı gösterdiği alan ise finansal sektör olmuştur. Finansal piyasalarda yaşanan hızlı entegrasyon krizlerin bulaşıcılık etkisini de artırmıştır. Bu nedenle 1990'larda başlayan finansal krizlerin hızla diğer ülkelere yayıldığı gözlemlenmiştir.2007 yılına gelene dek yaşanan finansal krizlere, kriz deneyimleyen ülkelerin finansal piyasaları ve para politikaları ile ilgili düzenlemelerle çözüm bulunmaya çalışılmıştır. Ancak 2008'de yaşanan küresel kriz tüm dünyada finansal piyasaların regüle edilmesi konusunda bir fikir birliği oluşmasına neden olmuştur.Bu çalışmada uygulanan finansal regülasyonlar ile çıktıdaki büyüme oranı arasında bir ilişki olup olmadığı sorusuna cevap aranmıştır. Bu amaçla çalışmada öncelikle kamu müdahalesi, regülasyon ve kriz kavramları ile ilgili teorik, tartışmalara yer verilmiştir. Uygulama bölümünde ise 46 ülkenin 2000-2009 dönemine ait verileri regresyon analiz yöntemi ile test edilmiştir. Yapılan testlerde yüksek gelir grubuna dahil ülkelerde 2008 krizi sonrasında uygulanan finansal regülasyonların geliri artırıcı etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
2008 küresel finans krizinin Türk turizm sektörüne etkisi: BİST'de işlem gören turizm şirketleri üzerine bir uygulama
Bu çalışmada kriz kavramı turizm sektörü açısından ele alınmış, finansal krizlerin turizm sektörüne etkileri incelenmeye çalışılmıştır. Bu amaçla, öncelikle turizm sektörünün finansal karakteristiği ortaya konulmaya çalışılmıştır. BİST'de işlem gören turizm şirketlerinin 1999-2015 dönemine ait bilanço ve tablosu verilerinden yararlanılarak hesaplanan finansal oranları kullanılarak faktör analizi tekniği ile turizm sektörünün genel finansal yapısının tespiti amaçlanmıştır. BİST'de işlem gören turizm şirketleri için 18 finansal oran 16 yıllık dönem için hesaplanmıştır. Faktör analizi ile bu oranlar özetlenerek likidite, kaldıraç, büyüme ve karlılık olmak üzere dört faktör altında toplanmıştır. 2000 Kasım-2001 Şubat ve 2008 küresel finans krizlerinden BİST'de işlem gören turizm şirketlerinin nasıl etkilendiği, kriz yılları ve sonrası şirketlerin finansal yapılarındaki değişiklik incelenerek ortaya konmaya çalışılmıştır. Finansal yapı etkileri bakımından, Türk Turizm sektörünün yerel kriz niteliğinde olan 2000 Kasım-2001 Şubat krizinden de, 2008 küresel krizinden de çok fazla etkilenmediği görülmüştür. Bununla beraber 2000 Kasım-2001Şubat krizinden nispeten daha fazla etkilendiği söylenebilir. Çalışmada ayrıca, BİST'de işlem gören turizm şirketlerinin, 2000 Kasım-2001 Şubat ile 2008 küresel finans krizi dönemlerinde beta katsayılarının nasıl değiştiği de belirlenmeye çalışılmıştır. 2000 Kasım-2001 Şubat krizi dönemine özgü beta katsayılarının, 1999-2015 dönemi verileriyle hesaplanan beta katsayılarından daha yüksek olduğu saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Finansal krizler, finansal oranlar, BİST, faktör analizi, beta katsayısı.
Avrupa Birliği'nde işsizlik: teori, gösterge ve Portekiz ekonomisi üzerine bir ekonometrik analiz
2008 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde patlak veren kriz, kısa süre içerisinde tüm dünya üzerinde etkisini göstermiş, ilerleyen süreçte ise kendisini ciddi istihdam sorunları ile hissettirmiştir. Özellikle, 21. yüzyılın başlarında görülen kredi genişlemesinin yarattığı refah artışı, bu krizle birlikte sekteye uğramış ve devam ettirilememiştir. Buna rağmen, aynı refah düzeyini korumayı hedefleyen birçok ekonomi, bunu yapabilmek için yüksek ve uzun vadeli borç yükünün altına girmek zorunda kalmıştır. Avrupa Birliği de, bahsedilen kredi genişlemesinin sağladığı refah yıllarını yaşamış, ancak kriz sonrasında güçlü dinamiklere sahip olmayan Birlik üyelerinin yaşadıkları ile daha önce hiç görülmemiş bir şekilde borç krizi ile karşı karşıya kalmıştır. Bunun fark edilmesiyle birlikte krizi derinlemesine yaşayan ekonomiler, kamu yükünü azaltmak hedefi doğrultusunda hemen önlem politikaları izlemeye kalkışmış ancak bu girişim beraberinde devasa istihdam sorunlarını getirmiştir. İlaveten, Birlik içerisindeki dominant ekonomilerin krizdeki bölgelere yapılacak yardımlar konusunda çekimser kalması işleri daha da karmaşık hale getirmiştir. Bu çalışmanın amacı, bahsedilen gelişmeler doğrultusunda, Avrupa Birliği'nin, emek piyasası anlamında 2008 Krizi'nden nasıl etkilendiğini açıklamak olacaktır. Bunu yaparken, öncelikle emek piyasasının en büyük problemi olan işsizlik ve ardından istihdam konuları teorik olarak irdelenecek, ardından borç krizinden etkilenen ülkelerin makroekonomik gerçekleri göz önüne alınarak pratikte yer alan/alması muhtemel sonuçlar işsizlik çerçevesinde yorumlanacaktır. Ayrıca, krizin etkilerini yansıtabilmek amacıyla, Portekiz başta olmak üzere Yunanistan ve İspanya ekonomileri, genelden özele varan bir üslup ile incelenecek, gerekli makroekonomik veriler ile kriz süresinde yaşanan işsizlik artışı ekonometrik olarak açıklanmaya çalışılacaktır. Bu çalışmalar neticesinde görülecektir ki, varsaydığımız model ve durumlar Portekiz ve Yunanistan için anlamlı görünmüş, İspanya için yeterli bilgi elde edilememiştir.
Geleneksel olmayan para politikası araçları ve Türkiye
Kuruldukları günden itibaren büyük bir önem atfedilen Merkez Bankaları, 2008 yılında yaşanan küresel iktisadi kriz ile ayrı bir boyutta gündeme gelmişlerdir. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa'da hızlı bir şekilde gelişen ve derinleşen finansal piyasalardaki işlemler krizin başlıca nedeni olarak gösterilmiştir. Finansal işlemlerin karmaşıklığı, sistematik risklerin engellenememesi ve gerçek boyutunun ortaya konulamaması uygulanan para politikaların etkisiz olmasına neden olmuştur. Bu bağlamda, başta FED olmak üzere gelişmiş ülke Merkez Bankaları geleneksel para politikaları yerine, geleneksel olmayan para politikalarına yönelmeye başlamışlardır. Miktarsal genişleme, kredi genişlemesi ve negatif faiz uygulamaları gibi daha önce görülmeyen araçlar uygulanmaya başlamışlardır. Ancak söz konusu araçlar gelişmekte olan ülkeler açısından birtakım problemlerin ortaya çıkmasını tetiklemiştir. Bu yeni süreçte, gelişmekte olan ülkelere yönelik artan sermaye akımı ve volatilite, gelişmekte olan ülkelerinde para politika strateji ve araçlarını değiştirmesine neden olmuştur. Bu bağlamda, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) 2010 yılının sonlarından itibaren, ortaya çıkan makro finansal risklerin etkisini sınırlamak amacıyla, öncelikli hedefi olan fiyat istikrarın yanı sıra finansal istikrarı da kapsayacak şekilde yeni bir para politikası stratejisi uygulamaya başlamıştır. Tek hedef tek amaç yerine, çoklu hedef çoklu amaç prensibi ile hareket eden TCMB kendi bünyesinde faiz koridoru, rezerv opsiyon mekanizması gibi yeni araçlar türetilerek söz konusu hedeflerin gerçekleştirilmesi amaçlanmıştır. Özellikle, finansal oynaklığa vakitli tepki verebilmek amacıyla uygulanan faiz koridoru uygulaması, piyasa faizlerinin TCMB fonlama faizinden ve ilan edilen resmi faizlerden sapması tercih edilmiştir. Bu çalışmada, Merkez Bankaları tarafından ilan edilen resmi faizler ile bankaların fiiliyatta maruz kaldıkları fiili faizler arasındaki ilişki zaman serisi yöntemi ile ele alınacaktır. Bu bağlamda, faiz koridorunun üst ve alt koridor faizinin, kredi (bireysel- ticari) ve mevduat faizi üzerinde olası etkileri incelenecektir. Bulgularımıza göre, faiz koridorunun alt ve üst bandının mevduat faizleri üzerinde bir etkisi olduğu ve mevduat fiyatlamasında bir rol üstlendiği gözlenmektedir.
Türkiye ekonomisinde geleneksel olmayan para politikalarının etkinliği
Bir ekonomide para politikaları, istikrarın sağlanması için en önemli araçlardır. Bu politikalar sayesinde ekonomide istikrar sağlanarak, refah düzeyi arttırılmaya çalışılır. Son zamanlarda ekonomilerdeki değişimler politikaların da değişmesine neden olmuştur. Bu yeni politikalar Geleneksel Olmayan Para Politikaları olarak adlandırılmaktadır. Böylece kamuoyu ile daha etkili iletişim kurulmak hedeflenmektedir. Türkiye'de de bu politikalar son yıllarda ağırlıklı olarak kullanılmaktadır. Bu tezin amacı, Türkiye'de kullanılan geleneksel olmayan para politikalarının hedeflenen amaçlara ulaşmada etkin olarak kullanılıp kullanılmadığının araştırılmasıdır. Bu amaçla kumla değişkenli zaman serisi modellerinden GARCH ( garch(1,1), Tgarch ve Egarch) modelleri kullanılarak en iyi model tahmin edilmiştir. Analizde Türkiye ekonomisi için 02.01.2017- 28.12.2018 dönemi verileri kullanılmıştır. Bunun için uluslararası piyasa iki yıllık tahvil faiz oranı, ABD doları cinsinden döviz kuru be rezerv opsiyon katsayısındaki değişiklikler ve geleneksel olmayan para politikası araçları olarak sözlü döviz müdahaleleri kapsamında, Cumhurbaşkanı ve TCMB Başkanı'nın yaptığı basın duyuruları, konferansları ve toplantıları kullanılmıştır. Söz konusu sözlü müdahaleler MB açıklamaları ve Cumhurbaşkanlığı açıklamaları olmak üzere iki farklı kukla değişkene dönüştürülerek modele dahil edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, geleneksel olmayan para politikası araçlarından sözlü müdahalelerin ve rezerv opsiyon mekanizmasının, para politikası amaçlarını gerçekleştirmede istatistiksel olarak etkili olduğu, bu politika araçlarının etkin olarak kullanıldığı sonucuna ulaşılmıştır.
2008 küresel krizini önlemede maliye politikalarının rolü: Türkiye örneği
Gayrimenkul sektörünün ABD'de 2007 yılının son çeyreğinde çökmesi sonucu, finansal bir kriz başlamış ve bu kriz 2008 yılında dünya genelinde birçok ülkeyi kısa sürede etkisi altına almıştır. Küresel kriz ve krize karşı uygulanan genişletici politikalar birçok gelişmiş ülkede bütçe açığını ve borç seviyesini yükseltmiştir. Bu sebeple, kamu maliyesinin sürdürülebilirliği tehlikeye girmiş, bütçe açığının azaltılması ve denetiminin arttırılması, kamu maliyesinde disiplinin sağlanması gibi konulara daha fazla önem verilmeye başlanmıştır. Bu çerçevede, bütçe gelirlerinde istikrarı sağlama ve kamu harcamalarını düzeltme hedefleri ile birlikte maliye politikalarının uygulanması da bir gereklilik halini almıştır. Yaşananlar sonucunda Türkiye'nin kriz boyunca aldığı maliye politikası önlemleri, piyasalarda oluşan belirsizliği ortadan kaldıracak şekilde düşünülmüş, özel kesim yatırım harcamalarındaki azalmayı ve hane halkı tüketim harcamalarındaki talep daralmasını telafi etmeyi amaçlamış, kamu gelirlerinde ve kamu harcamalarında düzenlemelere gidilmiştir. Çalışma, Türkiye'nin küresel krizden çıkışında etkili olan unsurları belirlemek ve maliye politikalarının rolünü ortaya çıkarmak amacıyla yapılmıştır. Bu doğrultuda dünyada ve Türkiye'de maliye politikaları kullanılarak küresel krizle mücadele etme yöntemleri incelenmiştir. Makroekonomik göstergelere bakıldığında, alınan önlemler ve uygulanan politikalar sonucunda, küresel kriz ile mücadelesinin ardından Türkiye'nin, maliye politikası uygulamalarını yerinde ve doğru kullanarak kriz öncesi seviyeyi yakaladığına ulaşılmıştır. İlerleyen yıllarda ise büyüme oranı daha da yukarılara çıkmıştır. Böylelikle maliye politikalarının krizleri önlemedeki rolü küresel krizle birlikte bir kez daha anlaşılmıştır.
2008 küresel finansal kriz sonrası seçili ülkelerdeki maliye politikalarının dönüşümünün değerlendirilmesi
İktisat/maliye literatüründe önemli bir konumda yer alan ekonomik kriz kavramı, insanlık medeniyetinin gelişmesi ile beraber binlerce yıldır hayatın bir parçası olarak karşımıza çıkmaktadır. Belirli sıklıklarla sürekli karşımıza çıkan ekonomik krizler, özellikle 19. yüzyıldan bu yana hayatın bir gerçeği olmuş durumdadır. Tarihte birçok kez görüldüğü üzere yaşanan büyük ekonomik krizlerin ardından iktisadi/mali düşünce teorileri ve politikaları yeniden gözden geçirilmekte ve hatta köklü değişimlerden geçmektedir. Bu çalışmanın amacı hâkim iktisat teorilerinin 2008 Küresel Finans Krizi'nden sonraki gelişiminin maliye politikaları ışığında incelenmesidir. İktisadi düşünce okullarının temel varsayımları ve teorilerindeki farklılıklar, para ve maliye politikası araçlarının kullanımının farklılaşmasına yol açmaktadır. 2008 Küresel Finans Krizi'nin ardından iktisatçılar ve maliyeciler arasında Keynesyen İktisadi Düşünce'nin tekrardan hâkim hale geldiği yorumları yapılmıştır. Bu çalışmada maliye politikalarına bakış açısının tarihsel gelişimi gösterildikten sonra, ABD, Almanya, İspanya, İtalya, Yunanistan ve Türkiye örneğinde kriz sonrasındaki maliye politikalarının incelenilerek hâkim iktisadi teorinin değişip değişmediği araştırılmıştır. Çalışmanın sonucunda uluslararası kuruluşların maliye politikalarına bakış açısı ve seçili ülkelerin uygulamaları doğrultusunda maliye politikalarının yalnızca kısa bir süreliğine Keynesyen politikalar tarafından yönlendirildiğini, ardından ülkelerin mali konsolidasyonlar/kemer sıkma programları uygulayarak kriz öncesindeki uygulamalarına dönmeye çalıştığı görülmüştür. Nihayetinde ülkelerin pragmatik davranarak kriz sonrasında Keynesyen teorilere sarıldığı, krizin ilk şokları atlatıldıktan sonra ise bu politikaları bıraktığı görülmüştür.
Ulusal ve küresel kriz dönemlerinde yabancı sermaye sahipliğinin firmaların performansı üzerine etkisi: Türkiye örneği (1995-2017)
Firmaların sahiplik yapıları halka açık veya kapalı, özel veya kamu, yerli veya yabancı olarak gruplandırılabilir. Mülkiyet yapısı ile kontrol arasında doğrudan bir ilişki vardır. Günümüzdeki firmalar daha rekabetçi bir yapı için dış pazarlara açılarak dış firmalarla iş birliği yaparlar, hatta birleşirler. Bu c amacı yabancı sahipliğin olduğu Türkiye'de faaliyet gösteren firmaların özellikle kriz dönemlerinde verdikleri tepkileri araştırmaktır. Dolayısıyla, bu tezde İstanbul Sanayi Odası (ISO) verilerinden elde edilen İmalat Sanayi sektöründeki 1995-2017 yılları arasında faaliyet gösteren "En Büyük 500" firmanın, 2001 ve 2008 kriz dönemlerindeki yabancı sermaye, istihdam, ihracat ve satış sonrası büyüme performansları Alvarez ve Gorg'un 2007 yılında Şili için yapmış olduğu ve ekonometrik altyapı kullanılarak incelenmiştir ve dengeli panel oluşturulmuştur. Bu çalışmanın asıl amacı Türkiye de faaliyet gösteren, yabancı mülkiyetli firmaların kriz dönemlerindeki performanslarını incelemektir Bulgularımız, çoğunluk yabancı mülkiyeti ile firmaların performansları arasında pozitif bir ilişki bulan önceki çalışmaların bulguları ile örtüşmektedir2001 krizinden firmalar olumlu etkilenirken 2008 krizinden olumsuz etkilenmişlerdir. Bir diğer ifade ile 2001 krizini şirketler fırsata çevirebilmişlerdir. Ancak kriz zamanlarında %50 ve %50'den fazla yabancı sermayeli şirketlerin 2001 ve 2008 krizlerinden olumsuz etkilendikleri görülmektedir. 2001 krizini, 2008 krizine göre daha zor yönettikleri görülmektedir. Anahtar kelimeler: doğrudan yabancı yatırımlar, imalat, finansal krizler, Türkiye, firma davranışları
2008 küresel ekonomik krizin gelişmekte olan ülkelere etkisi: Türkiye ve Brezilya örneği
2007 yılının ikinci yarısında ABD konut piyasasında başlayan ciddi sorunlar sonucunda gelişmiş ülke piyasalarında varlık fiyatlarındaki düşüş, hane halklarının servetlerinin azalmasına ve dolayısıyla iç talepte daralmaya neden olmuş, büyük yatırım bankalarının bilançolarında ciddi bozulmalara yol açmıştır. Küresel ekonomik ve finansal entegrasyonun yüksek düzeylere ulaştığı bir dönemde, bu gelişmeler 2008 yılından itibaren tüm dünya ekonomilerini hızla etkilemeye başlamıştır. Gelişmiş ülkelerdeki finans piyasalarında ortaya çıkan ve zamanla gelişmekte olan ülkelere yayılan istikrarsızlık, iç talepte yaşanan daralmanın reel sektöre negatif etkisi ve finansal kurumların temel görevlerini yerine getirememesinden dolayı finansal krizin şiddetini, etki sahasını derinleştirmiştir. Krizin nedenlerini, likidite bolluğu ve bunun sonucunda verilen özensiz krediler, aşırı menkul kıymetleştirme, saydamlık eksikliği, derecelendirme kuruluşlarının etkinliğindeki yetersizlik, düzenleyici ve denetleyici kuruluşların müdahalede gecikmesi olarak sıralayabiliriz. Kriz bütün dünya ekonomilerini etkilemiş büyüme oranları düşmüş, işsizlik oranları artmış ve finansal piyasalarda büyük kayıplar meydana gelmiştir. Krizle mücadele etmek amacıyla hükümetler tarafından çeşitli önlemler alınmıştır. İki ülkenin krizden etkilenme derecelerini karşılaştırdığımız bu çalışmada Türkiye ve Brezilya ekonomilerinin finansal sektör, reel sektör ve makroekonomik değişimleri üzerinde krizin etkilerinin hemen hemen aynı derecede olduğu görülmektedir.
2008 küresel krizin Türk bankacılık sektörüne etkisi
Finansal krizlerin küresel ekonomiler için önemli bir yeri bulunmaktadır. Yaşanan küresel krizler ulusal ekonomiler için ciddi sonuçlar yaratmaktadır. Ayrıca küreselleşmenin etkisi ile uluslararası finans piyasaları bütünleşmekte ve bununla beraber kriz diğer ülkelere daha kolay yayılmaktadır. 2007 yılının ortalarında ABD konut piyasasında başlayan sorunlar giderek büyümüş ve gelişmiş ekonomilerden gelişmekte olan ülkelere sıçrayarak küresel bir boyut kazanmıştır. Krizin nedenlerini, likidite bolluğu ve bunun sonucunda verilen özensiz krediler, aşırı menkul kıymetleştirme, saydamlık eksikliği, derecelendirme kuruluşlarının etkinliğindeki yetersizlik ve düzenleyici ve denetleyici kuruluşların müdahalede gecikmesi olarak sıralayabiliriz. Küresel finansal kriz banka iflasları mali sistemdeki sağlamlaştırmalar ve devletleştirmelerden sonra reel sektöre de yansımıştır. Bu çalışmada, finansal krizin doğasını anlamaya çalışılmış, altında yatan sebepler belirlenmiş, nasıl küresel hale dönüşüp, bütün ekonomik dengeleri altüst ettiği gösterilmeye çalışılmıştır. Krizin Türk ve dünya ekonomisi üzerinde yarattığı tahribatlar belirtilmiş, özellikle Türk bankacılık sektörünün bu krizden nasıl etkilendiği üzerinde durulmuş, krizden çıkış için alınan ve alınması gereken tedbirleri tesbit etmiştir. Dünya'da ve Türkiye'de yapılmış çalışmalar olanaklar ölçüsünde incelendikten sonra, 2002-2012/3 yılları arasında Türkiye'de yurtiçi kredi hacmi, TCMB'nın bankalara verdiği kredi miktarı, para miktarı ve kredi faiz oranı arasındaki ilişki Vektör Otoregresif (VAR) Model uygulanarak incelenmiştir. Elde edilen bulgular yurtiçi kredi hacminden kredi ve para miktarına; kredi faiz oranından yurtiçi kredi hacmine doğru bir nedenselliğin olduğu yönündedir. Yurtiçi kredi hacmini uzun dönemde kendisinden daha çok etkileyen değişken kredi faiz oranıdır. Bu da, krizin uzun dönemde daha etkin olduğunun göstergesidir.
1980 sonrası Türkiye'de ekonomik krizler ve istikrar programları
Türkiye, 1970'lerden itibaren krizlere yabancı değildir. Türkiye ekonomisi 24 Ocak 1980 Kararları ile yeni bir iktisat politikası arayışı benimsemiştir. İthal ikameci iktisat politikası yerine ihracata dönük sanayileşme politikası uygulamaya başlamıştır. Finansal serbestleşmeyi 32 Sayılı Karar ile sağlayan Türkiye ekonomisi, 1994 yılı ile birlikte ciddi yeni bir krize girmiş, ardından da 5 Nisan 1994 Kararları'nı uygulamaya koymuştur. Türkiye ekonomisi 1997 Güneydoğu Asya, 1998 Rusya Krizleri ve 1999 Marmara depreminin ardından yeni bir krize maruz kalmıştır. Bunun sonucunda 9 Aralık 1999'da IMF ile yeni bir Stand-by Anlaşması yapmıştır. Kasım 2000 ve Şubat 2001 Krizleri'nin ardından ``Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı'' uygulamaya konulmuştur. Bu kapsamda fiyat istikrarını sağlamaya yönelik Enflasyon Hedeflemesi Rejimi benimsenmiştir. Son olarak da 2008 Mortgage Krizi, dünyanın gelişmiş ülkeleri kadar olmasa da Türkiye'yi de etkilemiştir.Çalışmanın amacı; 1980 sonrası dönemde Türkiye ekonomisinde ortaya çıkan krizleri analiz etmek, bu krizlerle mücadele etmek amacıyla uygulamaya konulan istikrar programlarını açıklamak ve muhtemel krizlere karşı çözüm önerileri geliştirebilmektir.
2008 küresel finansal krizi ve Uluslararası Para Fonu'nun rolü
IMF, parasal konularda uluslararası işbirliğini güçlendirmek, uluslararası ticaretin dengeli büyümesini sağlamak ve ödemeler dengesi sorunlarını çözmek için oluşturulmuştur. Ancak, dünya ekonomisinde yaşanan gelişmelere bağlı olarak IM'nin rolü de değişmiştir. 1980'1i yıllara kadar daha çok ödemeler dengesi sorunlarını gidermeye yönelik politikalar üreten IMF, 1980 sonrasında yapısal uyum programları adı altındaki uygulamaları denetleme yolu ile etkinliğini giderek artırmış, küreselleşme sürecine bağlı olarak yaşanan son finansal krizde de son kredi veren mercii rolünü üstlenmiştir.2007 yılında ABD'de Subprime konut sektöründe yaşanan çöküşle başlayan küresel finans krizi Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) küresel para sistemindeki ana rolünü yerine getirip getiremeyeceğinin bir testi niteliğinde olmuştur. IMF bu krizde, alışılmışın dışında bir harekette bulunarak krizden en çok etkilenen gelişmekte olan ülkelerin yanında Avrupa ülkelerine de borç vermiştir. Bu atılımının yanı sıra makroekomik düzenin varlığı için önemli fikirlerin kaynağı olan diğer uluslararası finans kuruluşları ile de rekabet etmiştir. IMF bu şekilde davranarak krizin bir sarmal şeklinde diğer az gelişmiş ülkleri de etkilemesini önlemeye çalışmıştır. IMF önemli bir kuruluş olduğunu ve ekonomik düzendeki yerinin vurgusunu yaparken iki boyutta hareket etmiştir. Bunlardan birincisi acil kriz yöneticisi, ikinicisi ise uluslararası finans sisteminin uzun dönemli sistemik reformcusu şeklindedir. Bu tez çalışmasında, IMF'de meydana gelen söz konusu değişiklikler ve IMF'nin dünya ekonomisinde üstlendiği yeni rol tartışılmaktadır.Anahtar Sözcükler1-2008 Küresel Finansal Krizi,2-Subprime Mortgage Kredileri,3-Uluslararası Para Fonu (IMF),4-IMF Programları,5-Reform.
2008 küresel finansal krizinin finansal oranlar üzerine etkisi: Borsa İstanbul'da işlem gören metal eşya, makine ve gereç yapım ve bankacılık sektörleri üzerine bir uygulama
Bu çalışmanın amacı 2008 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde mortgage adı altında başlayan küresel krizden Türkiye Ekonomisinin etkilenip etkilenmediğinin belirlenmesidir. Söz konusu etki Borsa İstanbul'da faaliyet gösteren metal eşya, makine ve gereç yapım ile bankacılık sektör firmalarının finansal oranları aracılığıyla gerçekleştirilecek analizler ile belirlenmeye çalışılmaktadır. Çalışmada ikincil veriler kullanılmıştır. 2005–2013 yılları arasında çeyrek dönemler itibariyle bilançolarına ulaşılabilen toplam 33 (otuzüç) işletme üzerinde bir uygulama gerçekleştirilmiştir. Çalışmada bulunan finansal oranlar Microsoft Office Excell programından faydalanarak hesaplanmış ve SPSS programına aktarılmıştır. İki veya ikiden fazla grubun ortalamaları arasındaki farkın anlamlılığıyla ilgili hipotezleri test etmek için kullanılan varyans analizi (anova) yapılarak krizin etkili olup olmadığı araştırılmıştır. Çalışma sonucunda metal eşya, makine ve gereç yapım sektörü için likidite oranlarında, performans oranlarında ve karlılık oranlarında istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılık olmadığı tespit edilmiştir. Faaliyet oranlarından olan stok devir hızı ve aktif devir hızı oranlarında istatistiki olarak anlamlı bir farklılığa rastlanmamaktadır. Fakat alacak devir hızı oranında kriz döneminde alacaklarını tahsil etme yeteneğinin azalması sebebiyle dönemler arasında anlamlı farklılıklar görülmektedir. Kriz döneminde yabancı kaynak kullanımının artması sebebiyle işletmelerin finansal yapı analizinde kullanılan kaldıraç oranlarında da dönemler arası anlamlı farklılıklar görülmektedir. Bankacılık sektörü için ise karlılık oranlarında anlamlı farklılığa rastlanmamaktadır. Fakat kaldıraç oranında ve performans oranlarında istatistiksel açıdan anlamlı farklılığa rastlanmaktadır.
2001 krizi sonrasında bankacılık sektörüne yönelik mali regülasyonlar ve 2008 krizi açısından değerlendirilmesi
Devletin ekonomide etkinliği sağlamak ve piyasa başarısızlıkları nedeniyle ortaya çıkan etkinsizlikleri gidermek amacı ile ekonomide yapmış olduğu her türlü kontrol ve düzenleyici önlemler regülasyon kavramı ile ifade edilir. Finansal piyasalar temelde fon arz ve talebi arasında aracılık üstlenen piyasalardır. Bu önemli fonksiyon kamunun ilgisini çektiğinden devletler bu sektörü kontrolleri altında tutmak istemişlerdir. Ekonomide liberal anlayışın hakim olması ile deregülasyon ve özelleştirmeler sonrasında finansal piyasalar, asimetrik bilgi ve piyasa başarısızlıklarının yol açtığı ciddi sorunlarla karşılaşmışlar ve bu krizler sorunlara yol açmıştır. Türk bankacılık sektörü 2008 küresel finansal krizin etkilerini hissetmesine rağmen bazı yapısal farklılıklar nedeniyle, gelişmiş ve diğer gelişmekte olan ülkelerdeki başta bankacılık sektörü olmak üzere finansal sektöre kıyasla krize çok daha hazırlıklı ve güçlü girmiştir. Bunun sebebi, 2001 krizi sonrasında, Türk bankacılık sektörünün yeniden yapılanma sürecini yaşamış olmasıdır. Bu süreçte; hukuki düzenlemelerin gerçekleştirilmesi, kamu bankalarının yeniden yapılandırılması, düzenleyici ve denetleyici çerçevenin sağlamlaştırılması, sektörün sermaye tabanının güçlendirilmesi, risk yönetimi bilincinin ve uyuglamamlarının etkin bir biçimde yaygın hale getirilmesi, problemli bankaların sistemden çeşitli yöntemlerle ayrıştırılması başta olmak üzere çeşitli yapısal farklılıklar nedeniyle Türk bankacılık sektörü krize güçlü bir biçimde karşı koyabilmiştir. Türk bankacılık sektöründe konut kredisi türev ürünleri bulunmamaktadır. Dolayısıyla konut kredisi türev ürünlerdeki kayıplardan etkilenmemiştir. Anahtar Sözcükler : Regülasyon, Deregülasyon, Banka, Finansal Kriz, Yeniden Yapılanma
Terör ve ekonomik kriz olgularının yumuşak güç unsuru olarak turizme etkileri: 11 Eylül saldırıları ve 2008 krizi üzerinden bir inceleme
Turizm, esnek, heterojen ve hizmet yoğun özelliklere sahip hassas bir endüstridir ve dünyadaki her olaydan olumlu veya olumsuz etkilenmektedir. Buna istinaden, bu duruma verilebilecek en önemli örnekler arasında, 11 Eylül 2001 Saldırıları ve 2008 Küresel Ekonomik Krizi yer almaktadır. Çalışmanın amacı, kırılgan bir endüstri olan turizmle, ekonomik krizler ve terör saldırıları arasındaki ilişkinin 11 Eylül 2001 terör saldırıları ve 2008 Ekonomik Krizi örnekleri üzerinden incelenmesidir. Çalışmada, hassas bir niteliğe sahip olan turizmin hem terör saldırılarından hem de ekonomik krizlerden etkilendiği savunulmakta olup etki düzeyleri ve şekilleri saptanmaktadır. Çalışmanın amacına ulaşmak için, uluslararası ölçekte en önemli olaylar olarak bilinen 11 Eylül 2001 saldırıları ve 2008 Ekonomik Krizi'nin turizme olan etkileri ve yansımaları üzerine odaklanılmıştır. Bu bağlamda, elde edilen veriler irdelenerek, terör saldırılarının ve ekonomik krizlerin turizm ile ilişki düzeyi ve etki derecesi ortaya konmuştur. Nitel araştırma modeli kullanılan bu çalışmada içerik analizi yöntemlerinden sıklık analizi kullanılmıştır. Çalışmanın evrenini, 11 Eylül 2001 terör saldırıları ve 2008 Ekonomik Krizi konularına hakim ve cevap verebilirliği olan akademisyenler ile bu olgular hakkında görüş ve bilgiye sahip, turizm işletmelerinde şuan yönetici konumunda bulunanlar oluşturmaktadır. Çalışmanın örneklem büyüklüğü, maksimum çeşitlilik örnekleme stratejisi kullanılarak ve 30 katılımcı ile görüşülerek oluşturulmuştur. Anahtar Kelimeler: Terör, 11 Eylül 2001 Saldırıları, 2008 Küresel Ekonomik Krizi, Turizm.