Şanlıurfa
140 theses under this subject heading
Şanlıurfa kent merkezinin mekânsal okunabilirlik açısından analiz edilmesi
Gelişmekte ve büyümekte olan kentlerin bu sürecinde insanların yapmış olduğu çarpık yapılaşmaların sonucu olarak ulaşım, altyapı, çevre kirliliği ve kentin görselinden büyük sorunlar ortaya çıkmıştır. Bu sıkıntıların sonucunda insanlar daha sağlıklı ve huzurlu bir yaşam için arayışlara girmişlerdir. Bu noktada kentsel tasarım büyük bir önem kazanmıştır. Yaşanması mümkün bir çevre için her boyuttaki kentsel tasarım ve kentin planlama süreçleri önemlidir. Dengeli, sabit ve algılanabilir bir mekân organizasyonu ise kamusal mekânların ve yaya alanlarının başarıya ulaşmış bir şekilde uygulama planlama ve tasarım süreçleri ile alakalıdır. Kamusal bölgeler, kentte yaşayan bireylerin sosyalleşmesi ve topluma kazandırılması için etkileşim kurdukları bölgelerdir. Kentte yaşayan bireylerin sürekli kullandıkları bu bölgelere sosyal bir yaşama uygun olarak Ayrıca ekonomik, kendilerini güven içinde hissettikleri, ergonomik bir yaşam alanı olması sağlanmalıdır. Bu tezde Şanlıurfa tarihi kent merkezinde hali hazırda bulunan durumunun incelenmesi ve kentsel tasarım okunabilirlik bakımından durumu sorgulanmıştır. Bu hedefler doğrusundan çalışma alanı bölgelere ayrılmıştır. Kentsel tasarım ilkeleri ışığında tarihi kent merkezindeki mekânlar incelenmiştir. Bu incelemeler sonucundan Şanlıurfa tarihi kent merkezindeki mekânların okunabilirliği, özgünlüğü, ergonomik olması, yaya güvenliğe, kentsel kalite ve konforu açısından başarıya ulaşmaya yakın olduğu belirlenmiştir.
Üç boyutlu tasarım ve sanal gerçeklik kullanımı (Göbekli Tepe çalışması)
Üç Boyutlu Tasarım ve Sanal Gerçeklik Kullanımı (Göbeklitepe Çalışması) isimli bu tezde; UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi'ne 2018 yılında kabul edilen ve Şanlıurfa şehrinde bulunan Göbeklitepe, bilgisayar ile üç boyutlu tasarımı yapılarak sanal gerçeklik ortamında gösterilmesi amaçlanmıştır. Bu çalışma doğrultusunda günümüze kadar yapılmış olan araştırma ve incelemeler neticesinde elde edilmiş olan bulgulardan yararlanılarak Göbeklitepe'nin günümüzde bilenen ve keşfedilen özellikleri kadarı ile 12.000 yıl önceki hali sanatsal bir yaklaşımla canlandırılmaya çalışılmıştır. Modellemesi tamamlanan çalışma bulunduğumuz çağın teknolojik imkânları dâhilinde sanal gerçeklik ortamına aktarılarak deneyimlenmesi sağlanacaktır. Bu çalışma ile elde edilen bu üç boyutlu ve sanal ortam görüntüleri ile Göbeklitepe kalıntılarının parçalarının tekrar birleştirilmeleri söz konusu olmayacaktır. Fakat böyle bir yöntemle gerçekleştirilen bilgisayar destekli görselleştirmeler ve yeniden tasarımlama çalışmaları, bir eserin özgün tasarımını açıklamak, tarihi gelişimini irdelemek, kalıntıların daha iyi kavranabilmesi sağlamak gibi birçok konuda yardımcı bir başvuru kaynağı olacaktır. Bunun yanı sıra bu çalışma, kişilerin Göbeklitepe'yi 12.000 yıl önceki halini, zaman ve mekândan bağımsız olarak görüntüleyebileceği bir araç olacaktır.
Göçmen karşıtı tutum ve davranışlar üzerine bir inceleme: Şanlıurfa örneği
Bu çalışma, Suriye'den Türkiye'ye yaşanan göç tecrübesinde en çok etkilenen illerden biri olan Şanlıurfa halkının, Geçici Koruma Kapsamındaki Suriyelilere yönelik tutum ve davranışlarını incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada Gruplararası Tehdit Teorisi tartışılmakta ve bu teorinin Şanlıurfa şehrinde geçerliliği etnik faktörler üzerinden test edilmektedir. Mevcut literatüre bakıldığında Avrupa ve Amerika tecrübesi üzerinden bir bilgi birikimi görülmektedir ve bu tecrübenin istisnaları olsa da çoğu noktada birbirine zıt kültürler üzerinden yaşanmıştır. Bu durum, gelen göçmenlerin yabancı olarak değerlendirilmesine, algılanan tehdidin ve dolayısıyla göçmen karşıtlığının artmasına neden olabilmektedir. Ancak Şanlıurfa ili sakinleri, daha önce gelen Suriyeli göçmenlerle birçok açıdan yakın bir kültüre sahiptirler, ortak bir tarih ve sınırı paylaşmaktadır ve hatta çoğunlukla akrabalık bağları bulunmaktadır. Ancak kentte yükselen göçmen karşıtlığı hem yerel medyaya hem de yapılan araştırmalara yansımaktadır. Bu çalışma, derinlemesine görüşme tekniği ile nitel bir katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Araştırma için seçilen örneklem, görüşmecilerin göç sonrası dönüşümü nasıl algıladıklarını öğrenmek için Şanlıurfa'da göç öncesi dönemden bu yana ikamet eden sakinler arasından seçilmiştir. Bulgular, etno-kültürel ortaklıktan bağımsız olarak tehdit algısının göçmen karşıtlığında etkili olduğunu göstermektedir. Sahada hem sembolik hem de 'gerçekçi' tehdit algılarına dair anlatılar birlikte aktarılmıştır. Anahtar Kelimeler: Etno-Kültürel, Göç, Göçmen Karşıtlığı, Öteki, Tehdit Algısı, Yabancı Düşmanlığı.
Şanlıurfa'da postpartum dönemdeki kadınların aile planlamasına yönelik tutum ve davranışları
Araştırma, Şanlıurfa'da postpartum dönemdeki kadınların aile planlamasına yönelik tutum ve davranışlarını belirlemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Araştırma evrenini, Şanlıurfa merkez ilçelerinde Aile Sağlığı Merkezlerinden sağlık hizmeti alan, son altı 6 içinde doğum yapmış kadınlar oluşturmuştur. Örneklem seçimi için küme örnekleme yöntemi kullanılmıştır ve toplam 330 kadın ile araştırma tamamlanmıştır. Veriler, Veri Toplama Formu ve Postpartum Dönemdeki Kadınların Aile Planlaması Tutum Ölçeği aracılığıyla Şubat-Mayıs 2022 tarihleri arasında yüz yüze görüşme tekniği ile toplanmıştır. Araştırma için Şanlıurfa İl Sağlık Müdürlüğü'nden ve Harran Üniversitesi Etik Kurul'undan yazılı izin, araştırmaya katılmayı kabul eden kadınlardan ise bilgilendirilmiş onam alınmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; tanımlayıcı istatistiklerden yüzde, ortalama, standart sapma, tek değişkenli analizlerden Ki-kare ve Man Whithney-U testi kullanılmıştır. Araştırmada kadınların %71.5'inin herhangi bir aile planlaması yöntemi kullandığı, %39.0'unun modern %32.5'inin geleneksel yöntem olduğu belirlenmiştir. Modern yöntemlerden en fazla kullanılan kondom (%20.9) iken, geleneksel yöntemlerden en fazla kullanılan geri çekmedir (%32.1). Kadınların, Postpartum Dönemdeki Kadınların Aile Planlaması Tutum Ölçeği puan ortalaması 90.4(±6.7)'dür ve bu değer tutumlarının olumlu olduğunu göstermektedir. Evde en çok Türkçe konuşan, kadının ve eşinin öğrenim durumu yüksek olan, eşi bir işte çalışan, sağlık güvencesi olan, aile tipi çekirdek aile olan, eşinin yaş ortancası daha yüksek olan, ideal çocuk sayısı daha az olan, iki yıldan daha kısa aralarla doğum yapma öyküsü olan ve Postpartum Dönemdeki Kadınların Aile Planlaması Tutum Ölçeği puan ortalaması daha yüksek olan kadınların postpartum aile planlaması yöntem vii kullanım düzeyinin daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). Çalışma sonuçlarına göre; postpartum dönemdeki kadınların aile planlamasına yönelik tutumlarının olumlu olduğu ancak aile planlaması yöntem kullanımının istendik düzeyde olmadığı, sosyo-demografik ve doğurganlık özellikleri ile aile planlamasına yönelik tutumun postpartum dönemde aile planlaması yöntem kullanımını etkilediği belirlenmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda, kadınların postpartum dönemdeki aile planlamasına yönelik olumlu tutumun davranışa dönüşebilmesi için kadınların sosyo-demografik ve doğurganlık özelliklerinin dikkate alınarak, aile planlaması danışmanlık ve eğitim programlarının planlanması ve uygulanması önerilmiştir.
224/1 numarali Urfa Şer'iyye Sicili'nin transkripsiyon ve değerlendirmesi (H. 1287-1290)
Bu çalışma, 224/1 (1-158) Numaralı Urfa Şer'iyye Sicili üzerinden H. 1287- 1290/M. 1870-1873 tarihleri arasındaki dava tutanaklarının çeviri ve tahlilini amaçlar. Defter, toplam 302 sayfadır. Bu tezde ise 1-158 sayfaları arası incelenmiştir. Söz konusu sayfa aralığında 667 dava mevcuttur. Üç yıllık süre içerisinde mahkemeye intikal etmiş adlî vakalar çoğunlukta olup, hırsızlık, cinayet, darp ve cerh olayları ise ağırlıktadır. Bu suçların daha ziyade şehrin kırsalında meydana geldiği görülmektedir. Yaralama, darp ve cinayete karışan suçluların farklı gerekçeleri vardır. Genellikle küfür, zina ve tecavüz gibi şahsın onuruna dokunan fiillerin yanında gündelik ilişkilerde yaşanan anlaşmazlıklar, aile içi miras taksimi, alım-satım ve alacak-verecek gibi pek çok konular bu sebepler arasında sıralanır. Suç eğiliminin kırsaldaki yoğunluğu sosyo kültürel sebeplere dayandığı gibi güvenlik tedbirlerinin eksikliğine de işaret etmektedir. Tutanaklarda sadece erkeklerin değil kadınların da sesi duyulmaktadır. Herhangi bir davada hazır bulunurlarken nadir de olsa borç verdikleri görülür. Belde tabiplerinin hasta mahkûmlara ilişkin kayıtlarında, dönemin hapishane koşullarına ve yaşanan hastalıklara temas edilmiş olması ayrıca kıymet arz eder. İslamiyet'e geçmek üzere mahkemeye başvuran Hıristiyanların ihtida davaları üç yıllık süre içerisinde tutulmuş kadı kayıtları arasında yer alır. Söz konusu kayıtlar, mühtedilerin Müslüman olabilmeleri için sağlamaları gereken şartları ve mahkemenin izlediği yolu içermektedir. Arazî anlaşmazlıklarında taraflar arasındaki uyuşmazlıklar, alacak-verecek konularında yaşanan anlaşmazlıklar ve çözüm yollarının kayıtlar üzerinden tespit edilebilmiş olması ayrıca önemlidir. İlaveten suç cetvellerinin gönderimine dair fermanlar, uygunsuz makulesinden olarak addedilen, toplum huzurunu bozan kişilere dair belgeler defterdeki davalar arasında yer almaktadır. Nadir de olsa nafaka, kefillik, alım-satım, iflas, ticarî ortaklık, firar, memura hakaret, beledî hizmetler ve aşiretlerin tutumlarına ilişkin belgeler, Urfa kadılığınca tutulmuş kayıtlar arasında yer alır.
Şanlıurfa şebap güvercinlerinin mtDNA analizi yoluyla genetik yönden karekterizasyonu
Şebap Güvercini Türkiye'nin Güneydoğu'sunda kaya güvercinden köken alan ve uzun yıllar hobi amaçlı yetiştirilen diğer bir çok güvercin ırkından bir tanesidir. Bölgenin kültür mirası olan Şebap güvercinlerinde bilinen 6 varyate tespit edilmiştir. Diğer güvercin türleri ve ırkları arasındaki akrabalık ilişkisini belirlemek kayıt altına almak için bu çalışmada tüm mtDNA'ya bakılmış ve mtDNA üzerinde bulunan Cyt-B ve D-loop bölgelerinde çalışma yapılmıştır. mtDNA kontrol bölgesi (D-loop) dizisinin polimeraz zincir reaksiyonu ile yükseltgenerek Yeni Nesil Dizileme dizi analizi ile barındırdığı polimorfizmin belirlenmesi hedeflenmiştir. Sunulan çalışma Şebap Güvercin mtDNA kontrol bölgesi dizisinin incelendiği ilk araştırmadır. Yapılan çalışmada Şebap Güvercini'nde toplam 17232 bç geninden meydana geldiği 13 protein kodlayan gen bölgesi, 22 adet tRNA geni, 2 adet ribozomal RNA ve D-loop gen bölgesinden oluştuğu görülmüştür. Bununla beraber D-loop bölgesinde 28 adet SNP bulunmuştur. Bulunan SNP'ler yapılan filogenetik ağaç ile son derece uyumlu olup Şebap Güvercinin evcil güvercinler ile aynı kümede yer aldığı gözlemlenmiştir.
Şanlıurfa il merkezindeki erişkin bireylerde kızamık seroprevalansı ve ilişkili faktörler
Amaç: Şanlıurfa il merkezindeki erişkin bireylerde kızamık seroprevalansının belirlenmesi ve ilişkili faktörlerin değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Gereç Yöntem: Araştırma kesitsel tiptedir. Araştırma, Mart 2023- Nisan 2023 tarihleri arasında Şanlıurfa il merkezindeki Aile Sağlığı Merkezleri (ASM)'nde yürütülmüştür. Çalışmanın evrenini Şanlıurfa il merkezindeki Aile Sağlığı Merkezleri'ne (ASM) başvuran 18 yaş üstü bireyler oluşturmuştur. Çalışmanın yapılacağı ASM'lerin belirlenmesi için 30 küme örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Bu çalışmada her kümeye alınacak kişi sayısı 7 ve toplam örneklem büyüklüğü 210 olarak belirlenmiştir. Şanlurfa'daki 3 merkez ilçedeki kentsel ve kırsal yerleşim yerlerindeki toplam 80 ASM'den birim sayısına orantılı bir şekilde rastgele olarak 30 ASM seçilmiştir. Seçilen her bir ASM ayrı bir kümeyi temsil etmektedir. Veri toplanması aşamasında, Sosyodemografik Özellikler Bilgi Formu kullanılmıştır. Daha sonra katılımcılardan araştırmacı tarafından kan alınmış ve her gün alınan serum örnekleri daha önceden anlaşılmış olan özel bir hastanede soğuk zincir şartlarına uygun bir şekilde muhafaza edilmiştir. Serum örnekleri daha sonrasında özel hastane tarafından özel bir laboratuvara test edilmesi amacıyla gönderilmiştir. Serum örneklerinde spesifik IgG kızamık antikorlarının varlığı, enzim bağlantılı immünosorbent testi (ELISA) testi kullanılarak belirlenmiştir. Bulgular: Araştırmaya 210 yetişkin dahil edilmiştir. Katılımcıların %51'i kadındır. Araştırmaya katılan bireylerin ortanca yaşı 33.5 yıl, sahip oldukları ortanca çocuk sayısı 4'dür. Hane başına düşen kişi sayısının ortancası 5, oda başına düşen kişi sayısının ortancası 2'dir. Katılımcıların % 36.7'si Haliliye'de, %23.3'ü Karaköprü'de, %40.0'ı Eyyübiye'de ikamet etmektedir. Araştırmaya katılan bireylerin %47.6'sı ilkokul ve altı öğrenim düzeyindedir. Katılımcıların %59.0'ı herhangi bir işte çalışmamaktadır ve %77.6'sı alt sosyal sınıftadır. Katılımcıların % 40.4'ünün gelir düzeyi yetersiz ya da çok yetersiz, %38.1'inin ise orta düzeydedir. Katılımcıların %25.2'sinin herhangi bir sosyal güvencesi bulunmamaktadır. Katılımcıların %86.2'si evli, %78.1'inin çocuğu vardır. Katılımcıların %76.7'si çekirdek aile, %22.9'u ise geniş yapısına sahiptir. Araştırmaya dahil edilen VIII bireylerin %17.6'sı mevsimlik tarım işçisi olarak çalışmaktadır. Araştırmaya katılan yetişkin bireylerin kızamık seropozitifiliği %87.6, kızamık seronegatifliği %8.6 olarak saptanmıştır. Katılımcıların %3.8'inde kızamık IgG antikor değeri sınır düzeyde çıkmıştır. Katılımcılar 5'li yaş gruplarına göre kızamık seropozitiflik düzeyine bakıldığında, 18-25 yaş aralığında kızamık seropozitiflik düzeyinin en düşük düzeyde olup %67.35 olduğu saptanırken, 3'lü yaş gruplarına göre bakıldığında, 18-21 yaş aralığında kızamık seropozitiflik düzeyinin en düşük düzeyde olup %52.63 olduğu saptanmıştır. Oluşturulan lojistik regresyon modelinde, yetişkinlerde kızamık seropozitifliği durumunu; 33 yaş ve altında olmak 10 kat azaltmaktadır. Sonuç: Bu araştırma Şanlıurfa il merkezindeki erişkin nüfusta kızamık seropozitifliğinin %87.6 olduğunu göstermiştir. Bu düzey, her ne kadar salgın oluşma ihtimalini engelleyebilecek bir düzey olsa da kızamık eliminasyon hedeflerine ulaşmak için yetersiz kalmaktadır. Bu da özellikle ilk etapta bizim çalışmamızda en duyarlı yaş grubu olan 18-21, daha sonrasında 22-25 yaş aralığındaki bireylere catch-up aşılama yöntemi ile ekstra doz kızamık aşısı uygulanmasının yeniden değerlendirilmesinin gerekli olabileceğini düşündürmektedir. Kızamığın eliminasyonu hedeflenen ülkemizde tüm toplumun kızamık hakkında yeterli düzeyde bilgilendirilmesi gerekmektedir. Bu durum salgınların önüne geçilmesi açısından da önemlidir. Anahtar Kelimeler: Kızamık, seroprevalans, bağışıklama, aşılama, yetişkin
2017-2022 yılları arasında Harran Üniversitesi Tüp Bebek Kliniğinde IVF yapılan düşük, normal ve yüksek over rezervli hastalarda toplanan oositlerin maturasyon oranlarının karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı 2017-2022 yılları arasında Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi tüp bebek kliniğinde IVF yapılan Poseidon sınıflamasına göre düşük, normal, yüksek over rezervli hastalarda toplanan oositlerin maturasyon oranlarının karşılaştırılmasıdır. Kesitsel tipteki bu çalışmaya 2017-2022 yılları arasında IVF tedavisi gören 18-40 yaş arası kadınlar dahil edilmiştir. Antral folikül sayısı (AFC), AMH değerleri, oosit maturasyonları, toplam oosit sayıları, FSH, LH, TSH ve östradiol düzeyleri kaydedilmiştir. Yaş ortalamaları 30,70 olan katılımcıların BKİ ortalaması 26,61, AMH değerleri ortalama 3,29 ng/ml, ortalama AFC sayısı ise 3,47'dir. Katılımcıların %22'si düşük, %46,1'i orta, %31,9'u yüksek over rezervlidir. Düşük over rezervli kadınların yaş ortalaması anlamlı farkla daha yüksektir. Düşük over rezervli kadınların FSH ve E2 ortalamaları ve kullanılan ilaç dozları daha yüksektir. Düşük over rezervli kadınların toplam oosit, M1, M2 ve GV oosit sayıları ortalamaları anlamlı farkla daha düşüktür. Çatlatma iğnesi olarak katılımcıların %81,6'sında Ovitrelle, %17,8'inde Gonapeptly ve %0,6'sında Ovitrelle+Gonapeptly kullanılmıştır. Gonapeptly kullanılan grubun toplam oosit sayısı, M1, M2 ve GV oosit sayısı ortalamaları daha yüksektir. Tüm katılımcıların %50,3'ü vitamin desteği almıştır. Yaş arttıkça AMH değerinin azaldığı ve toplam, M1, M2 ve GV oosit sayılarının azaldığı görülmüştür. Düşük over rezervli kadınlarda toplam oositlerin %67,3'ünün, orta over rezervli kadınlarda toplam oositlerin %66,9'unun, yüksek over rezervli hastalarda ise toplam oositlerin %67,3'ünün metafaz 2 oositlerine olgunlaştığı görülmüştür. Over rezervi ile oosit sayısı arasında ilişki vardır ancak maturasyon oranlarının benzer olduğu görülmüştür. İleriki çalışmalarda daha geniş popülasyonlarda ve farklı tedavi uygulamalarıyla over rezervi ile oosit maturasyonu ilişkisinin araştırılması, bulgularımızın desteklenmesi açısından önem taşımaktadır. Anahtar kelimeler: Anti-müllerien hormon, in vitro fertilizasyon, over rezervi.
Şanlıurfa ili çevresinde yetişen papatya (Matricaria chamomilla L. ve matricaria aurea L.) türlerinde enzim miktarının karşılaştırılması
Ülkemiz iklim koşulları açısından papatya bitkisinin doğal olarak yetişme konusunda elverişli bir coğrafik konuma sahiptir. Papatya gerek tıbbi olarak gerek aromatik olarak güncel tedavilerde yoğun olarak kullanılan ve modern tıp tarafından da yoğun olarak ilgi gösterilen bir bitkidir. Halk tıbbında da geniş ve kadim bir kullanımı ve karşılığı olan bu bitki ülkemizde geniş bir alanda yetişmektedir. Bu çalışmamızda tıbbi papatya olarak kullanılan Matricaria chamomilla L. ve Matricaria aurea L. bitki örnekleri 6 farklı bölgeden toplanarak klorofil, MDA, antosiyanin ve enzim (katalaz, gulutatyon redükta, askorbatperoksiz ve süperoksitdismutaz) analizler yapılmıştır. Analizlerin değerlendirilmesi sonucu 6 farklı yöreden toplanan papatyada klorofil, antosiyanin enzimlerden katalaz ve askorbat peroksidaz aktivite miktarı karşılaştırılmıştır. Özellikle Matricaria chamomilla örnekleri bütün parametreler bakımından Matrıcarıa aurea örneklerine göre bütün parametreler de yüksek bulunmuştur. Matricaria chamomilla örneklerinde Birecik yöresinde en yüksek, MDA, gulutatyon redüktaz ve süperoksitdismutaz aktivitesi yine Birecik yöresinde en az olduğu anlaşılmıştır. Klorofil, antosiyanin, katalaz ve askorbat peroksit pozitif yönünden anlamlı ve birbirleriyle ilişkili bulunmuştur (P<0.5). MDA, gulutatyon ve SOD, ise neğatif yönde anlamlı ve birbirleriyle ilişkili bulunmuştur (P<0.5)
CBS tabanlı AHP yöntemi ile rüzgâr ve güneş enerji sistemleri için elverişli alanların belirlenmesi: Şanlıurfa ili örneği
İnsanlık, varoluşundan bu yana doğanın sunduğu kaynaklarla yaşamını sürdürmüş; ancak modern çağda bu kaynakların sınırları zorlanarak kritik bir eşiğe ulaşılmıştır. Enerji, yalnızca teknik bir ihtiyaç değil; toplumların ekonomik gücü, çevresel sorumluluğu ve siyasi bağımsızlığıyla doğrudan ilişkili stratejik bir unsurdur. Günümüzde enerji politikaları, yalnızca üretim hedefleriyle sınırlı kalmayıp; yaşam kalitesi, sürdürülebilir kalkınma ve gelecek kuşaklara bırakılacak mirasın da tanımına dönüşmüştür. Fosil yakıtların tükenme riski ve çevresel etkileri, daha temiz ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelimi zorunlu kılmaktadır. Yenilenebilir enerji kaynakları çevreyle daha uyumlu olmakla birlikte, sınırsız kullanılabilir değildir. Arazi kullanımı, çevresel etkiler, teknik yeterlilik ve yasal sınırlar gibi birçok unsur, santral yer seçiminde belirleyici rol oynamaktadır. Bu dönüşüm sürecinde, yenilenebilir enerji yalnızca teknik bir çözüm değil; aynı zamanda doğayla kurulan ilişkinin yeniden tanımlandığı, insanlık için etik bir sorumluluk alanıdır. Bu çalışmada, rüzgâr ve güneş enerjisi kaynakları için enerji üretim santrallerine en uygun alanların belirlenmesi amaçlanmıştır. Spesifik koşullara bağlı olarak, bazı durumlarda Güneş Enerjisi Santralleri (GES), bazı durumlarda ise Rüzgâr Enerjisi Santralleri (RES) daha avantajlı bir seçenek oluşturabilmektedir. Tarım arazileriyle daha uyumlu bir yerleşim yapısı sunması nedeniyle RES sistemleri öne çıkarken, yüksek güneş radyasyonu potansiyeline sahip bölgelerde ise GES sistemleri verimlilik açısından avantaj sağlayabilmektedir. Bu çerçevede, hem yaygın tarımsal faaliyetlerin varlığı hem de yüksek güneş radyasyonu nedeniyle Şanlıurfa ili, bu çalışma için test bölgesi olarak seçilmiştir. Uygunluk analizi, Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) ve Analitik Hiyerarşi Prosesi (AHP) yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. RES ve GES için ayrı ayrı 14'er kriter belirlenmiştir. Bu kriterler arasında arazi kullanımı, bakı, eğim, yükselti, fay hatlarına, yerleşim alanlarına, korunan alanlara, kuş göç yollarına, havaalanlarına, enerji nakil hatlarına, trafolara, kara yollarına ve su kaynaklarına uzaklık gibi 13 ortak unsurun yanı sıra, güneş radyasyonu ve rüzgâr hızı gibi enerjiye özgü kriterler de yer almıştır. Belirlenen kriterler, uzman görüşlerine dayalı AHP yöntemiyle ağırlıklandırılarak analiz edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, GES için en uygun alanların Şanlıurfa geneline yayılmış olduğu, bunun bölgedeki yüksek güneş potansiyelinden kaynaklandığı görülmüştür. RES için en uygun alanlar ise ağırlıklı olarak ilin kuzeydoğusunda bulunan Karacadağ bölgesinde yoğunlaşmıştır. Ayrıca, her iki enerji türü için uygunluk gösteren örtüşen alanlar da tespit edilmiştir. Bu çalışma, enerji üretiminde çevre dostu alternatiflerin mekânsal planlamasına katkı sunarak, Türkiye'nin sürdürülebilir enerji politikalarının gelişimine destek sağlamaktadır.
Şanlıurfa ilinde tarihi yapılar üzerinde bulunan yabancı ot türleri
Mevcut çalışma, tarihi geçmişe sahip Şanlıurfa'nın tarihi yapılarının üzerindeki yabancı ot türlerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Sürvey çalışmaları Şanlıurfa'nın farklı ilçe ve mahallelerinde bulunan ve büyük çoğunluğu korunmuş veya restore edilmiş olan 19 tarihi yapıda gerçekleştirilmiştir. İncelenen yapılar arasında Balıklıgöl, Şanlıurfa Kalesi, Harran Evleri, Eski Harran Üniversitesi, Selahaddin Eyyubi Camii ve Roma Hamamı gibi önemli tarihi yerler bulunmaktadır. Tarihi yapıların üzerindeki bitkiler tek tek fotoğraflanmış ve Flora of Turkey and East Aegean Islands gibi kaynaklardan yararlanılarak teşhis edilmiştir. Bitkilerin türleri, EPPO kodları ve yaşam formları kaydedilmiştir. Temel Bileşen Analizi (PCA) kullanılarak yabancı ot türlerinin yapı bazındaki dağılımı analiz edilmiştir. Sürvey çalışmaları sonucunda 17 farklı familyaya ait 45 yabancı ot türü tespit edilmiştir. En fazla türe sahip familyalar, toplam türlerin %60'ını oluşturan Asteraceae (papatyagiller) ve Poaceae (buğdaygiller) olmuştur. Az rastlanan familyalar arasında Bryaceae (yosunlar) ve Nitrariceae yer almıştır. Türlerin %75'i tek yıllık, %20'si çok yıllık, %5'i ise iki yıllık bitkilerden oluşmaktadır. Raunkiær sınıflandırmasına göre Terofit (tek yıllık bitkiler) ve Hemikriptofit (kökleri toprak yüzeyine yakın olan bitkiler) formları baskın bulunmuştur. Parietaria judaica L. en sık rastlanan tür olmuş (%47.37) ve nemli, gölgeli alanlarda yoğunlaşmıştır. Sinapis alba L. (%42.11) açık alanlarda ve güneş alan bölgelerde yaygın olarak bulunmuştur. Az rastlanan türler arasında Fumaria officinalis L. ve Setaria verticillata (L.) P. Beauv. yer almıştır. Yabancı otlar, tarihi yapı taşlarının arasındaki çatlaklarda veya gözeneklerde kök salarak taşların ayrışmasına ve yapıların dayanıklılığının azalmasına neden olmaktadır. Özellikle çok yıllık türler, derin kök sistemleri ile tarihi yapıların daha hızlı yıpranmasına yol açmaktadır. Örneğin, Ficus carica L. (incir) gibi ağaçsı bitkiler, taşlar arasında geniş çatlaklar oluşturmaktadır. Tarihi yapıların korunması için düzenli bakım yapılması ve bu alanlardaki yabancı ot türlerinin kontrollü bir şekilde temizlenmesi gerekmektedir. Çalışma, tarihi yapıların uzun vadeli korunması için yabancı otların kontrol edilmesinin gerekliliğini vurgularken bu bitkilerin bazı durumlarda ekolojik faydalar sağlayabileceğini de göstermiştir. Araştırma, tarihi yapıların korunmasında ekolojik yönetim ve sürdürülebilir bakım stratejilerinin önemini ön plana çıkarmaktadır.
Şanlıurfa koşullarında kinoa (chenopodium quinoa willd.) bitkisinde farklı sıra arası ve sıra üzeri mesafelerinin verim ve verim unsurlarına etkisi
Kinoa tohumları yüksek miktarda karbonhidrat, kaliteli protein, yağ, lif, vitamin ve mineral içeriği ile son derece değerli bir besin maddesidir. Tahıllarla karşılaştırıldığında kinoanın besin değerlerinin daha yüksek olduğu bilinmektedir. Kinoa bitkisinde verim; bitki sıklığı, çeşit, ekolojik koşullar, ekim zamanı, kullanım amacı, ekim yöntemi, verim ve toprak yapısına göre değişebilmektedir. Bu nedenle, Şanlıurfa koşullarında farklı sıra arası ve sıra üzeri mesafelerinin, kinoa (Chenopodium quinoa Willd.) bitkisinde verim ve verim unsurları üzerine etkisinin saptanması amacıyla yürütülmüştür. Deneme, 2024 üretim sezonunda bölünmüş parseller deneme desenine göre 3 tekerrürlü kurulmuştur. Bitkisel materyal olarak Titicaca kinoa çeşidi kullanılmıştır. Çalışmada ana parseller sıra arası mesafeleri alt parseller ise sıra üzeri mesafeleri oluşturmuştur. Sıra arası mesafeler 20, 30, 45, 70 cm ve sıra üzeri mesafeler ise 5, 10, 15, 20 cm olarak düzenlenmiştir. Denemede her bir parsel 4 sıradan meydana gelmiştir. Araştırma sonucunda; ekim sıklıkları bakımından incelenen özelliklerde istatistikî olarak farklılıklar oluştuğu saptanmıştır. En yüksek tane verimi 20 cm sıra arası x 10 cm sıra üzeri mesafeden elde edilirken (226.63 kg/da) en düşük tane verimi ise 70 cm sıra arası x 20 cm sıra üzeri (192.70 kg/da) mesafeden sağlanmıştır. Bitki boyu 141.833-147.417 cm, sap kalınlığı 4.251-6.295 mm, yaş bitki ağırlığı 1646.42-1688.67 kg/da, kuru bitki ağırlığı 558.08-566.67 kg/da, sıra arası hektolitre ağırlığı 69.65-69.71 kg/hl, bin tane ağırlığı 2.362-2.374 g, salkım sayısı 12.5-13.83 adet/bitki, hasat indeksi %34.66-35.33 arasında değişim göstermiştir.
Şanlıurfa bölgesindeki evcil kanatlılardan mycoplasma gallisepticum izolasyonu ve moleküler karakterizasyonu
Bu çalışma, Şanlıurfa bölgesindeki evcil kanatlılarda yaygın olarak görülen kronik solunum yolu hastalığı (Chronic Respiratory Disease) (CRD)'nın etkeni olan Mycoplasma gallisepticum (M. gallisepticum) (MG)'un yerel suşlarını izole etmek, polimeraz zincir reaksiyonu (PZR) ile etkeni moleküler olarak doğrulamak, izole edilen suşların amplifiye edilen mgc2 gen bölgelerine, sekanslama ve Restriction fragment length polymorphism (RFLP) ile filogenetik analiz yapmak, referans M. gallisepticum S6 suşu ve M. gallisepticum 6/85 aşı suşu ile, izole edilen saha suşları arasında protein profillerini karşılaştırmak ve hastalıkta oluşan antikorları saptamak amacı ile Western blot (WB) analizlerinin yapılması amacıyla yürütüldü. Çalışmada hayvan materyali olarak 120 evcil kanatlıya ait trakeal svab ve doku örnekleri etken izolasyonu için kullanıldı. İzolasyon çalışması sonucunda, 3 tanesi tavuklara, 4 tanesi ise hindilere ait olan toplam 120 örneğin 7'sinden (%5.8) M. gallisepticum izole edildi. PCR analizi sonucunda, 120 örneğin 65 (%54.2)'i M. gallisepticum yönünden pozitif bulundu. 62 tavuğun 30 (%48.3) 'unda ve 58 hindinin 35 (%60.3)'inde türe özgü DNA tespit edildi. Çalışmada kullanılan 84 trakeal svab örneklerinin 42 (%50)'sinde ve 36 doku homojenatı örneklerinin 23 (%63.9)'ünde türe özgü DNA tespit edildi. Mgc2F ve mgc2R hedef gen bölgelerinin 750-800 bp'de amplifiye edilen PCR ürünlerinin sekanslama sonucunda baz aralıkları (bp) MG4 714 bp, MG79 782 bp, MG9 721 bp, MG68 716 bp, MG95 716 bp, MG120 712 bp, MG66 782 bp, M. gallisepticum 6/85, 718 bp ve M. gallisepticum S6, 787 bp'de elde edildi ve kesim bölgeleri sekans baz aralıkları ile analiz edildi. Elde edilen PCR ürünlerinin AluI, HaeII, HinfI Restriksiyon enzimleri (RE) ile kesimleri sonucu 2 farklı PCR-RFLP tipi elde edildi. MG4, MG9, MG68, MG95, MG120 izolatlarının çoğu aynı PCR-RFLP profili gösterirken, MG66 ve MG79 izolatları ise farklı profil gösterdi. Çalışmada değerlendirilen M. gallisepticum 6/85 aşı suşu ise MG4, MG9, MG68, MG95, MG120 saha izolatlarına yüksek oranda benzer RFLP profilleri gösterdi. M. gallisepticum S6 suşu ise yüksek oranda farklı kesim profili şekillendirdi. İzolatların Mgc2 gen bölgesinin filogenetik analizi sonucu; birbirine yüksek oranda benzer 5 saha izolatı birinci grup (Grup 1: MG4, MG9, MG68, MG95, MG120), 2 saha izolatı ise benzer ikinci grup (Grup 2: MG66, MG79) şeklinde oluşturuldu. Grup 1 ve Grup 2' de yer alan saha izolatları, Güney Afrika ve Brezilya'da ki izolatlara %96-99, Hindistan, Amerika ve Avustralya 'da ki izolatlarla ise %96-100 arasında benzerlik gösterdi. Ayrıca Grup 1 ve Grup 2'de yer alan izolatlar, sırasıyla 6/85 aşı suşuna %99.5 ve %97.3 oranında, TS-11 aşı suşuna %89-90 ve %100, M. gallisepticum S6 suşuna ise %96-96.5 ve %97.2 oranında benzerlik gösterdi. Sadece M. gallisepticum 6/85 ve Grup 1'de yer alan saha izolatlarının mgc2 genine ait nükleotit baz dizisinde 63 nükleotidin delesyona uğradığı tespit edildi. Sodyum Dodesil Sülfat–Poliakrilamid Jel Elektroforez (SDS-PAGE) analizi sonucu Grup 1 ve Grup 2'de yer alan saha izolatlarının hepsinde belirgin olan 120, 100, 70, 64, 67, 56, 53, 45, 43, 26 kDa ağırlığında protein bantları gözlemlendi. MG68 ve MG95 ile Grup 2'de yer alan izolatlar, diğerlerinden farklı olarak 28 kDa'da bant oluşturdu. Grup 2'deki izolatlar da ayrıca 15 kDa ağırlığında bant oluşturdu. M. gallisepticum 6/85 aşı suşu ve standart M. gallisepticum S6 suşu'nda belirtilen tüm protein bantları şekillendi. M. gallisepticum türüne özgü proteinlere karşı oluşan antikorların WB analizi Grup 1 ve Grup 2'de yer alan saha izolatların hepsinde p200, p120, p100, p98, p67, p64, p40, p35, p26'ya karşı antikor şekillendi. Grup 1'de yer alan izolatlar da ayrıca p56 ya karşı antikor oluşturdu. WB analizi için poliklonal serum kullanılması ile, bazı M. gallisepticum izolatları arasında antijenik olarak farklılaşma gözlenebilse de, WB analizinde monoklonal antikorların kullanılmasının, antijenite ve immünojenisite açısından daha spesifik ayrım sağlayabileceği tahmin edilmiştir. Sonuç olarak bu çalışma ile, Şanlıurfa bölgesinde CRD yönünden şüpheli semptom gösteren evcil kanatlılardan patojenik M. gallisepticum etkeninin mevcudiyeti, ve infeksiyonun kanatlı türlerindeki yaygınlığı hakkında ön bilgiler edinildi, hastalık için epidemiyolojik açıdan bir farkındalık oluşturuldu. Kullanılan moleküler yöntemlerin epidemiyolojik yönden saha ve aşı suşlarını ayırt etmede kullanılabileceği, ayrıca bu yöntemlerle izolatlar arasında var olan farklılıkların saptanılabileceği gözlemlendi. Mevcut verilere dayalı olarak saha suşlarının daha fazla tanınması ve tanımlanması için farklı M. gallisepticum genleri üzerinde daha fazla çalışma yapılması gerekmektedir. Ayrıca bölgede bulunan sonuçların, M. gallisepticum infeksiyonu teşhis olasılığını artıracağı, yani aşı suşuna bağlı nihai hastalığı netleştirmede, aşılanmış sürüleri doğal olarak infekte olmuş sürülerden ayırt etmede ve mikoplazma infeksiyonlarının izlenmesi yönünde etkili olacağı düşülmektedir.
Hemşirelerin iş yaşam kalitesinin iş doyumu üzerine etkisi: Şanlıurfa örneği
Bu araştırma hemşirelerin iş yaşam kalitesinin iş doyumu üzerine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel türde yapılan araştırma, Şanlıurfa il merkezinde Sağlık Bakanlığına bağlı üç hastane ve il merkezinde bulunan bir üniversite hastanesinde görev yapan toplam 625 hemşire ile Aralık 2020-Ocak 2023 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın verileri tanıtıcı bilgi toplama formu, hemşire iş doyum ölçeği ve hemşirelik iş yaşam kalitesi ölçeği ile toplanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde ortalama, standart sapma, yüzde, t-testi, ANOVA testi, Tukey testi, doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan hemşirelerin hemşirelik iş yaşamı kalitesi ölçek toplam puan ortalamasının (96,38±20,69) ortalamanın altında; hemşire iş doyum ölçek toplam puan ortalamasının (2,99±0,66) orta düzeyde olduğu saptanmıştır. Bekar hemşirelerin, lisans altı eğitimden mezun hemşirelerin, haftalık çalışma saati 40 saat olan, kurumda kariyer hedefi bulunan, iş yaşam kalitesi ve iş doyum algılarını beş puan ve üzerinde değerlendiren hemşirelerin, hemşirelik iş yaşamı kalitesi ve hemşire iş doyum ölçekleri toplam puan ortalamaları daha yüksek bulunmuştur. Meslekte çalışma yılı, çalışma statüsü ile hemşirelik iş yaşamı kalitesi ölçeği arasındaki fark istatiksel olarak anlamlı bulunmaz iken, 6 ay-5 yıl arası çalışan, sözleşmeli hemşirelerin hemşire iş doyum ölçeği toplam puan ortalaması daha yüksek bulunmuştur. Devlet Hastanesi ve Üniversite Hastanesi'nde çalışan hemşirelerin hemşirelik iş yaşamı kalitesi ve hemşire iş doyum ölçeği toplam puan ortalamaları diğer hastanelerden daha yüksek bulunmuştur. Hemşirelik iş yaşamı kalitesi ölçeği toplam puan ve tüm alt boyutları puan ortalamaları ile hemşire iş doyum ölçeği toplam puan ve tüm alt boyutları puan ortalaması arasında pozitif yönde yüksek düzeyde istatiksel olarak anlamlı ilişki olduğu (r= 0.770); hemşirelerin iş yaşam kalitesi artıkça iş doyumunun da artığı belirlenmiştir. Yöneticilerin hemşirelerin iş yaşam kaliteleri ve iş doyum düzeylerini artırıcı girişimlerde bulunması önerilebilinir. Anahtar kelimeler: Hemşire, iş yaşam kalitesi, iş doyumu
İşlenmiş tarımsal ürünlerde tüketici davranışları ve marka düşkünlüğü: Şanlıurfa örneği
İnsanoğlu biyolojik yaşamını devam ettirebilmek amacıyla beslenmek zorundadır. Beslenme sürecinde ihtiyaç duyulan materyaller temel olarak bitkisel ve hayvansal olarak ikiye ayrılmaktadır. Bu materyallerin ortaya çıkışı ise tarımsal faaliyetler ile mümkündür. Tarımsal faaliyetler sürecinde toprak, tohum ve doğa kullanılarak bitkisel ve hayvansal materyaller ortaya çıkarılmaktadır. Bu materyaller daha sonra bir kısmı ham olarak (meyve, sebze vb.) bir kısmı ise işlenerek (süt, kırmızı et vb.) tüketicilerin beslenmede kullanılabilmeleri için pazarlama kanalları aracılığı ile arz edilmektedir. Son yıllarda artan insan nüfusu ile beraber pazarda arz edilen tarımsal ürün miktarı yetersizliği gündeme gelmiştir. Bu sorunun çözümü ise öncelikli olarak tarımsal ürünlerde verimlilik artışı ile sağlanmaya çalışılmıştır. Bu artış üretim ya da yetiştirmede geleneksel yöntemlerin yerine endüstriyel yöntemlerin kullanılması ile sağlanmaktadır. Endüstriyel yöntemlerde pestisit, kimyasal, koruyucu, ürünlerin uzun süre bozulmasını engelleyen ve raf ömrünü uzamasını sağlayan paketleme yöntemleri kullanılmaktadır. Tarımsal üretimde endüstriyel yöntemlerin kullanılmasıyla beraber tarımsal ürün piyasasında farklı markalar adı altında farklı tarımsal ürünler pazarda yer almaya başlamıştır. Tüketiciler farklı özellikler ve markalar adı altında satılan bu tarımsal ürünler içerisinde tercihte bulunmaktadırlar. Bu tez çalışmasında tüketicilerin işlenmiş tarımsal ürün satın alma sürecinde göstermiş oldukları davranış ve bu davranışı etkileyen etmenlerin neler olduğu araştırılmıştır. Araştırmada ayrıca tüketicilerin işlenmiş tarımsal ürün satın alma sürecinde marka düşkünlüğü ile ilgili davranışları da araştırılmıştır. Araştırma Şanlıurfa ilinde gerçekleştirilmiştir. Birincil veriler araştırmanın ana materyalini oluşturmaktadır. Birincil veriler anket formları kullanılarak toplanmıştır. Güven aralığının %90, hata payının %5 olduğu varsayımında örneklem 203 kişi olarak hesaplanmıştır. Araştırmada hesaplanan örneklem sayısı kadar anket uygulaması yapılmıştır. Verilerin analizinde parametrik analiz yöntemlerinin kullanımında istenilen varsayımlar sağlanmamıştır. Bu nedenle parametrik olmayan Mann-Whitney U ve Kruskal-Wallis Varyans testleri kullanılmıştır. Analiz sonuçlarına göre cinsiyet, medeni durum ve kırsalla bağlantı değişkenlerinin grupları arasında anlamlı farklılık tespit edilmemiştir. Yaş, çocuk sayısı, hane halkı büyüklüğü, eğitim seviyesi, çalışma alanı ve gelir düzeyi değişkenlerinin grupları arasında anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Genel olarak 45 yaş ve altında, 2 ve altında çocuk sahibi, 4 kişi ve altında hane halkı büyüklüğü, üniversite ve üzeri eğitimi, kamuda çalışan ve gelir düzeyi yüksek olan katılımcıların tarım ürünlerinde marka düşkünlüğüne sahip oldukları tespit edilmiştir.
Capsicum annum (biber) bitkisinin Şanlıurfa'da geleneksel kullanımı ve gıda olarak üretim yöntemleri
Bu çalışma, 2020-2022 yılları arasında Şanlıurfa'da biber bitkisinin üretimi ve gıda olarak kullanım çeşitlerini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Şehirde bitkinin folklorik/etnobotanik anlamda kullanımını tespit etmek ve tarladan sofraya kadar bitkiye ait tüm aşamaların bilimsel olarak kayıt altına almak amacıyla biberin en yoğun olarak üretildiği, işlendiği ve pazarlandığı 8 ilçe ve 7 mahalle pilot bölge olarak seçilmiştir. Ayrıca, biber üretimi yapan bazı üretici ve satıcıların yanı sıra ve biberi geleneksel olarak işleyen yerel halk ile de birebir görüşmeler sağlanmıştır. Çalışma alanında 70 kaynak kişi ile yüz yüze ve katılımlı gözlem tekniği kullanılarak görüşmeler yapılmıştır. Bu çalışma kapsamında biber bitkisi ile ilgili hem derlenen hem de sahada özgün olarak elde edilen verilere yer verilmiştir. Sonuç olarak, Şanlıurfa mutfağında geleneksel olarak biberin çoğunlukla baharat, salça, turşu, kurutmalık ve taze olarak değerlendirildiğini tespit ettik. Etnobotanik açısından da halk tıbbında kullanımının yanı sıra, saplarının yakacak olarak ve yeşil yapraklarının da hayvan yeminde kullanıldığı tespit edilmiştir. Periyodik olarak her sene düzenlenen İsot festivalleri de yerinde tarafımızdan gözlenmiştir. Yerel halkın bu bitkiyle ilgili bilgi birikimleri görsellerle kayıt altına alınmıştır.
Bireysel müşterilerin fon kullanımında katılım bankalarını tercih etme nedenleri üzerine Şanlıurfa ilinde bir araştırma
Ülkemizde hizmet sektörünün en önemli kollarından bir tanesi bankacılık sektörü olup, bu grubun üyelerinden biri de katılım bankalarıdır. Bu bankaların işleyiş prensibi ve hizmet anlayışı birçok müşterinin katılım bankalarını tercih etmesinde rol oynamıştır. Bu çalışmanın amacı, bireylerin katılım bankalarını tercih etme nedenleri ile cinsiyet, yaş, medeni durum, meslek, gelir ve eğitim durumu gibi demografik faktörler arasında anlamlı bir farklılık olup olmadığını ortaya koymaktır. Araştırmanın amacı doğrultusunda, Şanlıurfa ilinde faaliyet gösteren katılım bankalarından hizmet alan 410 bireyden veri toplanmıştır. Araştırmada ihtiyaç duyulan veriler online ve yüz yüze anket yöntemi ile elde edilmiştir. Verilerin normal dağılıp dağılmadığını belirlemek amacıyla faktörlerin basıklık çarpıklık değerleri kontrol edilmiştir. Ulaşılan değer -2 ile +2 arasında yer aldığından verilerin normal dağılım gösterdiği kabul edilmiştir. Bu doğrultuda araştırmada analizler, parametrik testler (t testi ve Anova) kullanılarak yapılmıştır. Müşterilerin katılım bankalarını tercih etme nedenlerinin alt faktörlerinden olan hizmet ve ürün politikası, faizsizlik prensibi ve tanıtımı ve alternatif dağıtım ve tutundurma kanalları ile cinsiyet arasında anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Medeni durum açısından ise alternatif dağıtım ve tutundurma kanalları ve tahsis politikası ile medeni durum arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir. Yaş ile bireylerin katılım bankalarını tercih etme nedenlerinin alt faktörlerinin tamamı arasında anlamlı bir farklılık tespit edilirken, meslek açısından ise kart politikası alt faktörü hariç diğer tüm alt faktörler ile yaş arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir. Gelir durumu açısından ise hizmet ve ürün politikası, alternatif dağıtım ve tutundurma kanalları ve tahsis politikası ile gelir arasında anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Ve son olarak ise eğitim ile bireylerin katılım bankalarını tercih etme nedenlerinin tüm alt faktörleri arasında anlamlı bir farklılık bulunamamıştır.
Toplumsal mekânın üretimi: Şanlıurfa şehrinde Suriyeli ve Şanlıurfalıların karşılaşması
İnsan topluluklarının karşılaştıkları ve iç içe geçiştikleri mekânlarda, mekân, insanları bedensel olarak birbirine yakınlaştırarak, temas ve etkileşimi sağlar. Mekân, insanları bir araya getirip nüfus yoğunluğunu artırdığı gibi (nicel olarak) ilişkileri de (nitel olarak) yoğunlaştırır. Kendisi de bu ilişkilerin bir sonucu olarak yeniden üretilir. Bu sebeple, ilişkisel mekân ve toplumsal mekân kavram ve kuramlarının merkezine oturtulduğu bu çalışmada, belli bir mekânı daha önce kullananlar ile bu mekâna göçle gelenlerin gündelik hayat deneyimleri üzerine eleştirel bir okuma yaparak, bu deneyimlerin ayaklarının oturtulduğu mekânı ve bunun toplumsal örüntülerdeki yerini, böylelikle toplumsal mekânın yeniden üretiminde göç olgusunun rolünü anlamayı amaçlamaktadır. Bu çalışma, Şanlıurfa şehrindeki Suriyelilerin ve Şanlıurfalıların, karşılaştıkları ve iç içe geçtikleri mekânlarda her iki halk arasındaki "uyum" ve "çatışma" noktalarının neler olduğuna ve bunların toplumsal mekânı nasıl ürettiğine odaklanmaktadır. Temelde alan araştırmasına dayanan bu çalışmada, nicel ve nitel araştırma yöntem ve tekniklerinin bir arada olduğu karma yöntem kullanılmıştır. Çalışmada, gözlem, görüşme, anket ve derinlemesine görüşme teknikleri birlikte kullanılmıştır. Buna göre, araştırma, Şanlıurfa şehrine bağlı, Haliliye ve Eyyübiye merkez ilçelerinin şehirsel alanında yer alan 45 mahallede, rastgele/tesadüfi yolla seçilen 360'ı Şanlıurfalı ve 360'ı da Suriyeli olmak üzere toplamda 720 kişiye uygulanan yarı yapılandırılmış ankete; Suriyelilerin görece yoğun olarak yaşadıkları 37 mahallenin muhtarıyla yapılan görüşmelere; 5'i Şanlıurfalı 5'i de Suriyeli olmak üzere toplam 10 kişiyle yapılan derinlemesine görüşmelere ve saha gözlemlerine dayanmaktadır. Şanlıurfa şehri, etnik ve kültürel çeşitlilik açısından Türkiye'nin başat şehirlerinden birisidir. Suriyelilerle birlikte, bu etnik ve kültürel çeşitlilik artmıştır. Ancak bununla birlikte, kültürel çatışma ve sosyal entegrasyon bağlamında çeşitli sorunların ortaya çıkması da kaçınılmaz olmuştur. Böylelikle Suriyeliler, Şanlıurfa şehri için bir taraftan "çok kültürlülüğe" ve "birlikte yaşama" katkı sağlarken, diğer taraftan da "sosyal entegrasyon" bağlamında yaşanan sorunların, "kültürel çatışmaların" ve "sosyal dışlanmaların" da merkezinde yer alarak sosyolojik dönüşümün gerçekleşmesine katkı sağlamışlardır. Netice itibariyle, yoksulların karşılaşması ve karşılaşma krizleri olarak kavramlaştırılan bu durum, toplumsal mekânın üretiminde önemli bir rol oynamıştır. Anahtar Kelimeler: Toplumsal Mekân, İlişkisel Mekân, Suriyeliler, Karşılaşma Krizleri, Şanlıurfa.
Büyük kentler ve küresel ısınma ilişkisi: Kocaeli-Şanlıurfa karşılaştırması
Küresel ısınma ve iklim değişikliği günümüzde uluslararası boyutta karşılaşılan en önemli sorunlardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Atmosferdeki karbondioksit miktarında ve sera gazının miktarında meydana gelen artışlar ve bu artışların yeryüzüne etkisi olarak adlandırılan küresel iklim değişikliği hem şimdiki hem de gelecek nesillere daha yaşanılır bir dünya bırakmak açısından çözümlenmesi gereken önemli bir konudur. Birçok ekonomik faaliyet iklim değişikliğinden etkilenmektedir. Özellikle kalkınma ve ekonomiyi olumsuz yönde etkilemekte olan bu küresel problem ülkelerin iş birliği ile önlenmesi mecburi bir sorun olarak görülmektedir. Ülkeler gerek ulusal politikalarla gerekse uluslararası iş birlikleri ile yaşanan bu sorunun çözümü için ortak bir paydada buluşmaktadır. Uluslararası çalışmalarda önemli bir yere sahip olan iklim değişikliğini önleme konusunda IPCC (Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli) ile başlayan süreçle birlikte birçok anlaşma imzalanmıştır. İmzalanan anlaşmaların içeriği genel olarak devletlerin bu küresel krizle mücadele için uygulaması gereken mali politikalardan oluşmaktadır. Küresel ısınmanın önlenmesi için uluslararası kuruluşların da oluşturulması ve bu konuda çalışmalar yapmasıyla devletlerin mali politikaları içinde iklim değişikliği sorununu önlemeye yarayan yeşil politikalar uygulanmaya başlanmıştır. Küresel ısınmayla mücadelede öne çıkan çevresel ve temiz politikalar, uygulanan politikalar arasında en önemli konumdadır. Sanayinin ve sanayi faaliyetlerinin atmosferdeki kirli gaz oranlarını yükseltmesi sonucunda, özellikle sanayi faaliyetlerinden ortaya çıkan kirlenmelerin önlenmesi için yeşil ve çevresel politikalara başvurulmaktadır. Çevre vergilerinin uygulanmaya başlanması ve piyasa ekonomisi çözümlerinin küresel ısınmayla mücadelede kullanılmasıyla birlikte yeşil politikaların yaygınlaşması kolaylaşmıştır. Özellikle günümüzde kullanımı hızla yayılan yeşil şehir ve yeşil altyapı politikaları sayesinde yaşanan küresel iklim krizine çözümler bulunmaya başlanmıştır. Bu çalışmada küresel ısınmanın büyük şehirlere olan etkisi, Şanlıurfa ve Kocaeli şehirleri karşılaştırılarak analiz edilecektir. Anahtar Kelimeler: Küresel ısınma, iklim değişimi, yeşil şehirler, Şanlıurfa, Kocaeli, kent, büyük kentler.
Şanlıurfa Müzesi'nde bulunan etnografik madeni takılar
El sanatları Anadolu geleneksel kültürünün vazgeçilmez bir parçasını oluşturmaktadır. El sanatlarının bir kolu olan takı ilk çağlardan beri kullanılmaktadır. İlk etapta dinsel simge, büyü, statü gibi işlevsel özelliklerin ön planda olduğu takı kullanımı zamanla estetik kaygıların ön plana çıktığı bir zemine oturmuştur. Peygamberler şehri olarak da adlandırılan, son yapılan arkeolojik araştırmalarla özellikle Göbeklitepe Tapınağı'nın keşfinden sonra geçmişinin milattan önce (M.Ö.) 11.000 yıllarına kadar uzandığı tahmin edilen Şanlıurfa şehri birçok medeniyetin yaşadığı bir alandır. Burada yapılan arkeolojik kazılar, hala varlığını sürdüren mimari eserler geçmişin birer belgeleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Anadolu'da yaşamış olan zanaatkarlar çeşitli yapım ve süsleme teknikleri ile birbirinden güzel eserler üretmişlerdir. Bu eserler geçmişten günümüze açılan pencereler olup bir topluluğun tarihini, kültürünü, yaşayışını tanımlamakta bize yardımcı olmaktadır. Şanlıurfa Müzesi'ndeki bir grup etnografik takı üzerine yapmış olduğumuz bu çalışmada, eserlerin kullanılan malzeme, yapım tekniği, süsleme yöntemleri gibi özellikleri incelenmiştir. Takının tanımı, tarihçesi, takı yapım ve süsleme teknikleri değerlendirilmiş olup Şanlıurfa İli ve Müzesi tanıtılmıştır. Çalışmaya müzede bulunan 29 adet etnografik madeni eser alınmıştır. Bu eserler hakkında oluşturulan bilgi formları ile özellikleri anlatılmıştır. Ele alınan takılar Osmanlı Dönemi ve Erken Cumhuriyet Dönemine aittir. Değerlendirme bölümünde ele alınan takılar hem kendi içlerinde hem de birbirleriyle karşılaştırılarak anlatılmıştır. Elde edilen veriler sonuç bölümünde kısaca verilmiştir.
Şanlıurfa Müzesi'ndeki Osmanlı Dönemi madeni mühürler
Mühürler, toplumların hayatında önemli bir yeri vardır. Özellikle Osmanlı Döneminde Padişahtan, okuma yazma bilmeyen vatandaşa kadar herkesin ve her makamın bir veya birçok mührü bulunmaktaydı. Geçmişten günümüze mühür; devletlerin, değişik yönetimlerin bazen önemli kişilerin bir egemenlik, güç, hâkimiyet nişanesi olmuştur. Özellikle devlet işlerinde, resmi yazışmalarda verilen emrin kesinliğini, doğruluğunu, yazı üzerindeki mühür ispatlar. Resmi ve özel hayatta önemli yeri olan mühürler, içerikleri ve biçimleri kadar sanatkârının sanatı ile de dikkat çekerler. Osmanlı Dönemi mühürcülüğünde; altın, gümüş, bronz, akik, ahşap ve pirinç gibi malzemelerle imal edilen mühürlerin üzerindeki yazılarda sülüs, nesih, ta'lik, rik'a,küfi ve celi divani üsluplar kullanılmıştır. Bazen devlet içerisinde bulunan kurumların bile kendine özgü mühürleri bulunmaktadır. Yüksek Lisans Tez konum olan, Şanlıurfa Müzesinde bulunan, madeni mühürler, 18 ve 19. yüzyıllarında kullanılan genelde karye ve nahiye mühürleri olup yerel idareciler ve muhtarlar tarafından kullanılmıştır. Bu mühürler damga mühür olup bronz, pirinç bakır ve gümüşten yapılmışlardır. Mühürler üzerindeki sülüs ve celi sülüs yazılar kazıma tekniğiyle hak edilmiştir. Üzerlerinde genel olarak sahibinin ismi ve nereye ait olduğuna dair yazılar yer almaktadır. Söz konusu mühürlerin yazıları genelde dairesel formlu yüzeylere, kazıma tekniğinde sülüs ve celi sülüs yazılarla hak edilmiştir. Şanlıurfa Müzesindeki 18 ve 19. yüzyıla ait Osmanlı Dönemi mühürlerin, aynı dönem diğer örnekleri ile benzer özellikler göstermektedir. Envanter kayıtlarından söz konusu mühürlerin, Şanlıurfa müzesinin ilk açıldığı yıllarda satın alma ya da hibe yoluyla kazandırıldıkları anlaşılmaktadır. Uzun yıllar depolarda bekletilen bu mühürler, daha sonra müzenin etnografya salonunda sergilenmiştir. Müzenin Haleplibahçe'deki yeni yerine taşınmasıyla birlikte, mühürler, yeni müzede etnografik eserlerin teşhir salonu henüz düzenlenmediğinden, diğer etnografik eserlerle birlikte depoda muhafaza edilmektedirler.
Diyarbakır-Elazığ-Şanlıurfa kentli makamsal müzik geleneklerine tarihsel ve analitik bir bakış
Tarihte bilinen isimleri ile Diyarbekir, Harput ve Urfa kentleri, makam müziği açısından Anadolu ve Yukarı Mezopotamya'nın önemi merkezleri olmuşlardır. Söz konusu kentli müzik geleneklerinin günümüze ulaşmış örnekleri birçok müzikal değişken açısından ilgi çekici benzerlik ve farklılıklar içermektedirler. Öte yandan bu kentli geleneklere ait yerel bir müzik terminolojisi de söz konusudur. Çalışmanın ilk bölümünde yöre müziğinin tarihsel arka planı ve yerel müzik terminolojisi konularında derleme bilgiler sunulmuştur. İkinci bölümde çalışma konusu yörede ortak olarak kullanılan Beşiri, İbrahimi, Kürdi, Muhalif ve Nevruz makamlarının tarihsel nazariyat kaynaklarındaki tarifleri araştırılmıştır. Bu makamların Diyarbekir'e ait örnekleri ezgi çekirdekleri metodu kullanılarak analiz edilmiştir. Söz konusu makamların Harput ve Urfa'daki örnekleri ile birlikte, bu makamların Azerbaycan, İran, Irak gibi yörenin etkileşim içerisinde olduğu çevre coğrafyalardaki kullanımlarına dair analitik bilgiler sunulmuştur. Sonuç olarak çalışma konusu kentlerdeki yerel makam yapılarının tarihsel kaynaklar ve çevre coğrafyalar ile büyük oranda tutarlılık sergiledikleri gözlemlenmiştir. Ayrıca yöreye özgü çok katmanlı bir makam kurgusu ve bu kurgu üzerine inşa edilen müzikal türlerin/biçimlerin komşu coğrafyalardaki makam müziği uygulamaları ile benzer karakterde oldukları tespit edilmiştir.
The perceptions of health professionals serving in primary healthcare centers about healthcare provision, and the level of burnout among them
Objective: The purpose of this study is to investigate the level of burnout and perceptions of health professionals serving in primary healthcare centers in four provinces in Turkey, namely Gaziantep, Hatay, İzmir, Şanlıurfa, Method: The study was conducted in primary healthcare facilities in Gaziantep, Hatay, İzmir and Şanlıurfa. A survey with 85-items was used to collect data for demographic information, perceptions of healthcare professionals regarding their services and burnout. Maslach Burnout Inventory (MBI) was utilized to explore the level of burnout. A total of 236 healthcare professionals completed the survey, out of which 224 responses were used in the analyses. Results: The results showed that healthcare professionals serving migrant groups mainly face challenges linked to linguistic barriers. Most of them consider interpreter services to be essential and appreciate the importance of training. Among the three burnout subscales of the Maslach Burnout Inventory (MBI), particularly Emotional Exhaustion (EE) was found to have a relationship with a variety of factors like age, current workplace, training, number of children, profession, year of graduation, duration of work and knowledge of a common language, legal status and culture. Depersonalization (DP) was associated with age and knowledge of a common language, legal status and culture. Finally, Personal Achivement (PA) showed a relationship with the duration of work, gender and knowledge about culture. Conclusion: Evidence gathered in this study suggests that healthcare professionals serving migrant groups, particularly the ones working in in Family Health Centers and those with limited professional experience, need to be supported by interventions targeting linguistic and cultural barriers. Capacity building opportunities and effective human resource management in the health facilities need to be ensured for staff welfare and improvement of healthcare services. Keywords: asylum seeker; challenges; burnout; delivery of health care; health care provider; Maslach Burnout Inventory; refugee
Etnik grupların tüketim alanında konumlanma mücadelelerinin kadın toplanmaları üzerinden analizi
Bu tezde, Şanlıurfa'daki tüketim alanında yer alan yüksek ekonomik kapitale sahip tüketicilerin, bu alandaki konumlanma mücadeleleri kadın kadına toplanmalar bağlamında incelenmiştir. Kentteki yerliler ve kente göç eden aşiret kökenli yeni zenginlerin bu çekişmeli alandaki mücadelelerinde ekonomik, sosyal ve kültürel sermayelerini ne şekilde ortaya koydukları araştırılmıştır. Çalışmada öncelikle kentin sosyo-ekonomik yapısında ve bu toplanmalarda tarihsel süreçte yaşanan değişime yer verilmiş, ardından kadınların bu toplanmalarda ne gibi konumlanma stratejilerini kullandıkları tartışılmıştır. Bu stratejiler incelenirken etnik köken farklılıklarının konum kazanmada nasıl araçsallaştırıldığı ortaya koyulmuş ve "etnik sermaye" kavramı önerilmiştir.