Turkish story
137 theses under this subject heading
Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve hikayeciliği
Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Türk edebiyatında romanlarıyla ün kazanmış biri olsa bile hikâye türünde de çok sayıda eserler vermiş bir sanatçıdır. İlk eserlerini İkinci Meşrutiyet'in ilanının ardından veren sanatçı, seksen beş yıllık ömründe Türk edebiyatının çeşitli dönemlerine şahit olmuş ve güçlü kalemi ile her türlü toplumsal gelişmeyi eserlerinde yansıtmaya çalışmıştır. Hikayecilik dönemi, İkinci Meşrutiyet'ten Cumhuriyet'in ilanına kadar süren yazarın aynı zamanda Fecr-i Ati topluluğuna mensup olduğu da bilinmektedir. Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı gibi gelişmeler sebebiyle Yakup Kadri'nin hem düşünceleri hem de edebi zihniyeti, buna paralel olarak da hikayeleri yavaş yavaş değişime uğrar. Hikayeciliğinin ilk yıllarında daha bireysel temaları işleyen Karaosmanoğlu, bilahâre Mütareke ve Milli Mücadele Dönemlerinde savaşın toplum üzerindeki tahribatına dair daha yeni hikayeler kaleme alır. Karaosmanoğlu'nun hem kendisinde hem de Türk edebiyatındaki değişimlerin izinin en rahat sürülebildiği metinler olan hikayeleri, bugüne kadar romanlarının gölgesinde kalmış ve bütüncül bir bakış açısıyla üzerinde tez seviyesinde herhangi bir çalışma yapılmamıştır. Bu çalışmada, Yakup Kadri'nin hikayeciliği dönem atmosferine bağlı olarak değerlendirilmiş ve hikayeleri toplu bir biçimde ele alınmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: İkinci Meşrutiyet Dönemi, Fecr-i Ati, Hikaye, Türk tarihi, Milli Mücadele Dönemi.
2000'ler dönemi Türk hikâyesine panoramik bakışlar
Türk edebiyatında 1980 darbesiyle birlikte kendi kabuğuna çekilen hikâye türünün, doksanların ikinci yarısından itibaren bazı açılımlara sahne olduğu dikkati çekmektedir. Doksanlardan günümüze uzanan süreçte özellikle de 2000'lerde hikâye alanında büyük değişmelerin yaşandığı, alan üzerinde çalışan hemen her eleştirmenin ortak kanaatidir. Nitekim "hikâye patlaması" ile Türk hikâyeciliğinde yepyeni bir döneme girilir. 2000'lerde yaşanan hikâye bolluğunu ve hikâyelerdeki değişimi, tek bir etkenle izah etmek yeterli değildir. Dolayısıyla 2000'ler dönemi Türk hikâyesi üzerine, önceki çalışmalardan daha kapsamlı bir okuma yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Yapılan çalışmada 2000'li yıllarda önemli hikâye ödüllerini kazanan, hikâye dergilerinde yetişen ve ilgili türün gelişimine eleştirel çalışmalarıyla da katkıda bulunan hikâyecilerin eserleri üzerinde durulması uygun görüldü. 2000'ler hikâyesinin ruhunu temsil ettiği düşünülen on iki hikâyecinin eserlerine, anlatıcı hikâye karakterlerinin bakış açısı merkeze alınarak bir değerlendirme gerçekleştirildi. Ayrıca dönem içinde yaygın olan postmodern hikâye yönelimlerinin bütünlükçü bir bakış ile tespiti hedeflendi. Böylelikle, 2000'li yıllardaki hikâye atmosferinin ve ortak hikâye yönelimlerinin toplu bir panoraması çizildi. Anahtar Kelimeler: 2000'ler, Postmodern, Hikâye, Anlatıcı Karakter, Bakış Açısı.
Orhan Kemal hikâyelerinin çocuk edebiyatı ilkeleri açısından incelenmesi
Toplumların geleceğe açılan kapısı durumundaki çocukların önem kazanması, edebi ürünlerin de içeriğini değiştirmiştir. Bu bağlamda çocukların sanat eserine ne şekilde dâhil edilmesi gerektiği sorusu ortaya çıkmıştır. Orhan Kemal, toplumcu gerçekçi edebi görüşe uygun eserler vermiştir. Bu araştırmanın amacı da Orhan Kemal'in Elli Kuruş Çikolata, Farecik-Uyku, İnci'nin Maceraları ve Aslan Tomson-Köpek Yavrusu kitaplarındaki hikâyelerinin çocuk edebiyatı ilkeleri açısından incelenmesidir. Yazar, kahramanlarını küçük çevrelerin küçük insanlarından seçmiştir. Her yaştan karakterler yaratan Orhan Kemal, bazen küçük bir çocuğu bir hikâyenin ana kahramanı yapabilmiştir. Bu çalışmada yazarın yukarıda sözü edilen hikâyelerindeki çocuk kahramanlarının yaşayışları ve bunların çocuk edebiyatına uygunluğu irdelenmiştir. Çocuk edebiyatının özellikleri, hikâyelerinin içeriklerine uygun bir sınıflandırma ile verilmiştir. Araştırma tamamlandığında Orhan Kemal'in çocuk edebiyatı alanına katkısı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Orhan Kemal'in Sanat Anlayışı, Çocuk, Çocuk Edebiyatı
Ayfer Tunç'un öykülerinde baba figürünün etkileri
Türk edebiyatında 1980 sonrasının önemli yazarlarından Ayfer Tunç; roman, öykü ve yaşantı türlerindeki eserleriyle ön plana çıkmaktadır. Çağdaş bir yazar olarak son yıllarda yayımladığı romanlarıyla dikkat çeken Tunç, edebiyat dünyasına öyküleriyle adım atmıştır. İlk öykü kitabı Saklı ile 1989 yılında Yunus Nadi Öykü Ödülü'nü kazanması, bu türdeki başarısını göstermektedir. Öykülerinde yenilikçi bir üslup tercih eden yazar, kişilerini özenle seçmiş ve titizlikle işlemiştir. Bu anlamda bilinçli bir şekilde baba figürlerine temel çatışmayı tetikleyecek roller yüklemiştir. Çalışmada Ayfer Tunç'un öykülerinde, yer alan baba figürü incelenmiştir. Öykülerde baba figürünün psikolojik ve toplumsal açıdan sıkça yer aldığı tespit edilmiştir. Yazarın küçük yaşta babasını kaybetmesi, babasız büyümesi ve duyduğu özlem; iki otobiyografik öyküsünde kendi babasına genişçe yer vermesini sağlamıştır. Çalışmanın girişinde Tanzimat'tan günümüze dek uzanan Türk öykücülüğünün panoraması çizilmiştir. Böylelikle Türk öykücülüğünün geçirdiği değişimlere dikkat çekilmiştir. Birinci bölümünde yazarın hayatı, edebî kişiliği ve eserleri hakkında detaylı bilgi verilmiştir. İkinci bölümde, yazarın beş öykü kitabında yer alan tüm öyküler özetlenmiştir. Yazarın tüm öykülerini topluca özetleyen bir çalışma bulunmadığından bu yola başvurulmuştur. Tüm öykülerinin özetlenmesiyle edebiyat bilimine katkı verildiği gibi kurgusunda baba figürünün bulunduğu öyküler ortaya konulmuştur. Üçüncü bölümde baba ve baba kimliğinin sözcük ve ıstılahı manaları açıklanmakta; babalığın toplumsal ve psikolojik temelleri sorgulanmaktadır. Aynı yerde baba kimliğinin dinî ve edebî metinlerde yer alış biçimine dikkat çekilmiştir. Dördüncü ve son bölümde ise Ayfer Tunç'un öykülerinde yer alan baba figürleri tasnif edilmiştir. Baba figürlerinin olay örgüsündeki otoritesi, psikolojik ve toplumsal yansımaları ve bunların öykülere etkileri ortaya çıkarılmaktadır.
Oğuz Atay'ın roman ve öykülerinde eşya-insan ilişkisi
Modern Türk edebiyatının önde gelen yazarlarından Oğuz Atay, eserlerinde genel olarak kentlerde yaşayan, yalnız, hayata tutunamayan, aydın kişileri anlatmıştır. Atay, roman ve öykülerinde insanın kendisiyle ve çevresiyle olan ilişkilerini işlerken eşya-insan ilişkisine de sık sık değinir. Bu metinlerde genel olarak olumlu anlam taşımayan eşyalar karakteri sıkıntıya sokar, bunaltır ve karakterin kendini gerçekleştirmesini engeller. Bundan dolayı karakterler eşyaya yabancılaşır ve onunla hesaplaşır. Üç ana bölümden oluşan tezin birinci bölümünde Oğuz Atay'ın hayatı, edebî kişiliği ve eserleri verilmiştir. İkinci bölümde eşya-insan-kurmaca metin bağlamında kuramsal çerçeve ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise Atay'ın Tutunamayanlar, Tehlikeli Oyunlar, Bir Bilim Adamının Romanı: Mustafa İnan, Eylembilim romanları ile Korkuyu Beklerken adlı öykü kitabında eşya-insan ilişkisi incelenmiştir. İnceleme sonucunda Atay'ın eserlerinde karakterlerin eşya ile ilişkisini farklı işlevlerde ve rollerde ortaya koyduğu tespit edilmiştir. Bu eserlerde eşya; kurgu belirleme, psikolojik, atmosfer/karakter oluşturma ve tarihsel/sosyokültürel işlevlerde kullanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Oğuz Atay, roman, öykü, eşya, insan.
Sadık Yalsızuçanlar'ın monografisi
Monografi ünlü bir kimsenin, sanatçının veya yazarın yaşamını ve yapıtlarını bilimsel açıdan derinlemesine ele alan ve onu özgün bir şekilde anlatan edebi türdür. Bir konu hakkında görüş yazılabileceği gibi derinlemesine de yazılabilir. Ele alınacak konu bilimsel gerçekliğe dayanarak spesifik bir şekilde ele alınır. Bizim bu çalışmada ele aldığımız monografi Türk Edebiyatının son dönem yazarlarından olan Sadık Yalsızuçanlar'ın monografisidir. 1980'lerden itibaren eser veren Yalsızuçanlar, yüzden fazla eser üretmiştir. Sadık Yalsızuçanlar'ın monografisi isimli tez çalışması üç bölüm, sonuç, kaynakça ve eklerden oluşur. Birinci bölümde Sadık Yalsızuçanlar'ın hayatı (doğumu ve aile çevresi, eğitim hayatı, çalışma hayatı, askerlik dönemi ve mizacı), ikinci bölümde edebi kişiliği, romancılığı, öykücülüğü, masalcılığı ve bu alanların dışında kalan eserleri hakkında bilgi verilmiştir. Tezin kapsamlı ve son bölümü olan üçüncü bölümün birinci başlığında Sadık Yalsızuçanlar'ın farklı zamanlarda hazırladığı romanlarından seçilen Yakaza, Cam ve Elmas, Hayyam, Vefa Apartmanı, Diyamandi isimli romanları; eserin künyesi, ana çizgileriyle vak'a, kişiler, mekân, zaman ve değerlendirme şeklinde klasik roman tahlil metoduna göre eser bazında çözümlenmiştir. Üçüncü bölümün ikinci başlığında ise Sadık Yalsızuçanlar'ın öykü kitaplarından seçilen Şehirleri Süsleyen Yolcu, Ayan Beyan, Garip, Halvet Der Encümen ve Ters Lale isimli eserlerinde bulunan hikâyelerin tanıtımı yapılmış ve öykünün başında genel bir değerlendirme yapılmıştır. Sonuç bölümünde yapılan inceleme sonucunda elde edilen bulgular verilmiştir.
Mitat Enç'in hikâyeleri üzerine bir inceleme
Bu tez çalışması, eğitimci yazar Mitat Enç'in hikâyelerini tahlil etmek ve yazarın Türk edebiyatındaki yerini tespit etmek amacıyla yapılmıştır. Yazarın bütün hikâyelerinin yer aldığı ve ilk kez 1977 yılında yayımlanan Uzun Çarşının Uluları, Türk edebiyatında konusunu bir şehirden ve o şehrin insanlarından alan önemli eserlerden biridir. Çocukluk ve gençlik hatıralarından yola çıkarak hikâyelerini kurgulayan yazar, Gaziantep'in yaklaşık yetmiş yıllık tarihine de tanıklık eder. Çalışmanın ilk bölümünde yazarın hayatı ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. Çalışmanın esas amacını oluşturan ikinci bölümde ise, yazarın bütün hikâyeleri yapı unsurları bakımından ayrıntılı olarak incelenmiştir. Çalışma neticesinde elde edilen bulgular, sonuç bölümünde değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Mitat Enç, Uzun Çarşının Uluları, Gaziantep, Türk hikâyesi, hikâye tahlili.
Öyküleri ve öykücü yönüyle Ali Ayçil
Türk edebiyatının yeni nesil hikâyecileri arasında dikkat çeken isimlerden biri Ali Ayçil'dir. Günümüz Türk Edebiyatı'nda öykücülük alanındaki eserlerin azaldığı bir dönemde Ali Ayçil'in Sur Kenti Hikayeleri adlı eseri, çalışmanın temel konusu olarak ele alınmıştır. Ali Ayçil'in seçilmesinde Türk hikâyeciliğine yeni bir soluk getirdiği düşüncesi etkili olmuştur. Tez; Ayçil'in hayatını, edebiyat alanındaki çalışmalarını ve özel olarak Sur Kenti Hikayeleri adlı eserindeki hikâyelerin tahlilini içermektedir. Çalışmada, bahsi geçen eserde bulunan 21 hikâyenin materyal ve teknik unsurlar açısından incelenmesi ve yorumlanması hedeflenmiştir. Bu hikâyelerin incelenmesi sonucunda Ali Ayçil'in edebi anlayışına yönelik değerlendirmelerde bulunulmuştur.
Ömer Seyfettin'in hikâyelerinde mekân
Bu tezde Ömer Seyfettin'in biyografisi ve yaşadığı coğrafyadaki küçülmenin öykülerine olan etkisi, öykülerdeki mekân tasarımları ya da mekânların verilme şekli üzerinden açıklanmaktadır. Bu amaçla Ömer Seyfettin'in edebi mekânları biçimlendirişi ile kendi hayatı, edindiği mesleklerle kendi psikolojisi arasındaki ilişki araştırılmıştır. Yazarın tarih anlayışının, yaşadığı dönemde bilhassa küçülen ve bölünen Osmanlı coğrafyasının, öykülerinde iç ve dış mekânları seçmesine, karakterleri konumlandırmasına etkisi analiz edilmiştir. Öyküler yorumlanırken psikobiyografik yaklaşıma başvurulmuş, yanı sıra dönemin tarihsel arka planı ile bu yorumlamalar ilişkilendirilmiştir. Bu çerçevede Ömer Seyfettin'in öykü mekânları yazar, karakter ve dönemiyle ilişkisi göz önünde bulundurularak Freudyen nedensel ve Jungiyen yapılandırmacı yaklaşımla incelenmiştir. Ömer Seyfettin'in hayat coğrafyası öykü mekânlarının temelini teşkil eder. Subaylık yaptığı Balkan coğrafyasında yaşadığı ve gözlemlediği durumlar öykülerine yansır. Osmanlı coğrafyasının savaşlarla küçülmesi ve buna eşlik eden travmaların öykü mekânlarında etkisi görülür. Küçülme ve travma hali muhayyel mekân ve coğrafya tasarımları ile çözülmeye çalışılır. Öykülerde ev içinin sıklıkla seçildiği ve ev içi mekânı olarak da odanın öne çıktığı fark edilir. Ev içi mekânı olarak odanın psikolojik bağlamda çatışma, bütünleşme ve dönüştürme özellikleriyle belirdiği görülür. Öykülerinde mahallenin parçalanması, ulaşım araçlarının değişmesiyle beraber mekânlar arası mesafenin kısalması, kadınların kamusal mekânlardaki konumu mesele edilir. Köşk ve konak köhne, apartman ise dejenere görünümü ile öne çıkarılırken İstanbul tasvirleri negatiftir. Son olarak öykü mekânlarının natüralist bir bakış ve milliyetçi bir yaklaşımla örüldüğü açıktır.
Adalet Ağaoğlu'nun öykülerinde estetik ve ideoloji
Estetik, yaratıcı bilincin dünyayı ve toplumsal gerçekliği öznel edimler neticesinde biçimlendirme ve dönüştürme sürecidir. Tarihsel çizgi içerisinde güzel ideası üzerine düşünme edimi veya duygusal bir bilgi alanı olarak değerlendirilen estetik, birey figürünün ve toplumsal yapının değişmesi ile birlikte, sosyal ilişkilerin ve anlamlandırma pratiklerinin merkezi unsuru olan ideoloji nosyonu ile paylaşımlı bir ilişki içerisine girer. Özellikle, sınıflar arası toplumsal hareketliliğin dinamik bir yoğunluk kazandığı süreçte estetik; ideoloji olgusunu, eleştirel bir referans noktası olarak daha yoğun bir biçimde kendi özerk yapısına dahil eder. Edebi yaratım süreci içerisinde estetik, ideoloji ile olan ilişkisini metin olgusu üzerinden kurar. Metin, anlatı estetiğinin kompozisyonel düzenini ve bütünlüğünü sağlayan temel unsurdur. Adalet Ağaoğlu, Türk edebiyatında toplumsal gerçekliği ve ideolojik içerikleri, estetik bir dikkatle dönüştüren ve yeniden biçimlendiren önemli yazarlardandır. Ağaoğlu'nun öykü kitapları, estetik ve ideolojinin paylaşımlı ilişkisinin metinsel bir yapıda tezahür ettiği önemli türsel oluşumlardır. Tez çalışmasının amacı, Ağaoğlu'nun öykülerinde estetik ve ideolojinin kompozisyonel bütünlük içerisinde edindiği metinsel ilişkileri "kurgu, yapı ve teknik" açısından incelemektir. Ağaoğlu'nun Yüksek Gerilim, Sessizliğin İlk Sesi, Hadi Gidelim, Hayatı Savunma Biçimleri, Düşme Korkusu adlı öykü kitapları; kurgu başlığı içerisinde yer alan, karakter retoriği, semptom/ideolojik düzlem, ortam/mikrokozmos, anlatı temposu; yapı başlığı içerisinde yer alan, diyalektik imge, söylem tasarımı, yazar imgesi; teknik başlığı içerisinde yer alan, perspektif/bilinç merkezleri, simgesel dolayım, dışavurumsal tonlama kavramları çerçevesinde ele alınacaktır.
Çocuk Duygusu ve Çocuk Dünyası dergilerinde yer alan hikâye ve masalların değerler eğitimi açısından incelenmesi
Bu araştırmanın temel amacı, II. Meşrutiyet yıllarında yayımlanan Çocuk Duygusu ve Çocuk Dünyası dergilerinde yer verilen hikâye ve masalların barındırdığı değerlerin eğitim açısından incelenmesidir. Araştırma kapsamında birincil kaynak olarak II. Meşrutiyet yıllarında en uzun ömürlü ve farklı dünya görüşlere sahip iki adet çocuk dergisi incelendi. Tarihsel belge niteliğindeki bu dergilerin incelenmesinde tarihsel araştırma ve doküman taranması modeli kullanıldı. Elde edilen veriler, Erol Güngör'ün değerler sınıflaması esas alınarak tasnif edildi ve değerlendirildi. Çeşitli kütüphanelerden toparlanan birincil kaynaklar incelendi, araştırma kapsamında değerlendirilebilecek veriler tasnif ve analiz edildi. Araştırma konusu dergilerde yer verilen hikâyelerde hangi değerlerin öne çıkarıldığı tespit edildi. İşlenen değerlerle yetiştirilmek istenen insan tipinin yeterlilikleri belirlenmeye çalışıldı. Bu niteliklerin günümüz insan yetiştirme sisteminde yer alan hedeflerle uyumu araştırıldı.. Her iki dergide de, değerlendirmede esas alınan tasnifteki değerlerin çoğuna ilişkin içeriğe rastlandı. En sık karşılaşılan değerin başında "sosyal" ve "ahlaki" değerler" gelmektedir. Hikâyelerde yoğun bir şekilde işlenen değerlerin ağırlığını sosyal değerler teşkil eder. Bunların içinde vatan sevgisi ön plana çıkarılmıştır. Bilimsel değerlerin de kısmen önemsendiği görülür. Dergilerde en zayıf kalmış değerler alanının "estetik" ve "dini" değerler olduğu söylenebilir. Elde edilen veriler ayrıca Türkiye Yeterlilikler Çerçevesi kapsamında değerlendirildi. Çocuk dergilerinin hedeflediği insan tipiyle bu yeterlik çerçevesinin önemli oranda uyuştuğu görüldü. Günümüzde değerler eğitimi yeniden ön plana çıktı ve önem kazandı. Bu araştırma geçmişten günümüze değerlerin gelişimini ve değişimini incelemesi açısından önemlidir. Bu alanda yapılan az sayıda çalışmadan biri olması yönüyle de özgün bir çalışmadır.
Rıfat Ilgaz'ın hikâyelerinde mizah ve hiciv
Gülmek insanın doğasında vardır. İnsanlar olaylara veya durumlara bakarken gülerek karşılık verir ya da gülme ile tepkisini gösterir. Çok eski tarihlerden beri gülme üzerine var olan düşünceler içinde hoş karşılayanlar olduğu gibi genellikle insanı ciddiyetten uzaklaştırması ve çok çalışmasına engel olur düşüncesiyle de yasaklandığı dönemler olur. Dini kitaplarda gülme üzerine yazılanlar ve peygamberlerin çok gülmemesi gülmeye olumsuz bakılmasına sebep olur. Bazı filozlar ise gülmeyi amacı ve ortaya çıkışını baz alarak gülmeyi çeşitlendirir. Gülmeyi doğuran durumlardan olan komik üzerine de düşünceler vardır. Gülmek nasıl alay ya da neşe karşısında ortaya çıktığı duruma göre sınıflandırılıyorsa komik için de benzer sınıflandırmalar yapılır. Gülmeyi doğuran unsur olan komik sözel ve sözel olmayan, karışık kategorilerde incelenir. İnsanlar, toplum normları ya da yönetici baskısı sebebiyle baskı altında tuttuğu düşünce ve duyguları mizah yoluyla dışa vurur ve rahatlama sağlar. Gülmenin tarih serüveninde uğradığı yasaklar ve baskılar mizah ve hiciv içinde geçerli olur. Ama ne zaman baskı artıysa mizahın da arttığı görülür. Buna en güzel örnek yazar ve şair olan Rıfat Ilgaz'dır. Rıfat Ilgaz Türk edebiyatında mizah ve hicvin gelişmesine verdiği ürünleriyle önemli katkıda bulunmuştur. Özellikle de hikayeleriyle hem güldürür hem de hicveder. Hastalığı sebebiyle sanatoryumlarda, yazıları sebebiyle hapishanelerde geçen zorlu hayatı onu doğruyu söylemekten alı koymamıştır. Çevresinde gördüğü, yaşadığı her şey ona yazı malzemesi olur. Hikâyeleri konu tasnifi içerisinde mizah ve hiciv açısından incelenince Türk Edebiyatında mizah ve hicve verdiği katkı görülür. Rıfat Ilgaz'ın bakışı mizahidir. O toplumun gözünü açmak için yazar. Dil oyunları ve durum komiği ile hikâyelerinde mizahı ve hicvi etkili bir şekilde kullanır.
Halikarnas Balıkçısı'nın hikâye ve romanlarına ekoeleştirel bir bakış
Dünyada çevresel sorunların giderek küresel tehdit haline gelmesi, çevre sorunlarına dair farklı çözüm yollarına başvurulmasını sağlamıştır. Bu çözüm yollarından biri de Avrupa'da 1990'lardan sonra popülerlik kazanan bir kuram olan "Ekoeleştiri" kuramıdır. Kuram, çevreye karşı insan merkezli bakış açısı yerine doğadan yana bir bakış açısı geliştirerek doğa üzerindeki insan tahakkümüne son vermeyi amaçlar. Bu amaçla kuram, kurgusal metinler yaratarak insanların duygu dünyasına ulaşmayı ve insana bilinç kazandırmayı esas alır. Ülkemizde kurama olan ilgi henüz istenilen düzeyde olmasa da son yıllarda artarak devam etmektedir. Bu çalışmamızda ekoeleştiri kuramı merkeze alınarak Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaçlı)'nın hikâye ve romanları, ekoeleştirel bakış açısıyla değerlendirilmeye çalışılmıştır. Yazarın eserlerine bakıldığında doğayı, denizi eserlerinin temeline oturtması, onun eserlerinin ekoeleştiri kuramı yönünden incelenmesine olanak sağlamıştır. Bu bağlamda Halikarnas Balıkçısı'nın eserlerinde edebiyat ve çevre ilişkisi irdelenerek Türk edebiyatında doğa bilincinin güçlenmesi ve Türk edebiyatına yerleşmesi amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaçlı), doğa, çevre, çevreci eleştiri, ekoeleştiri
Celâl Nuri İleri'nin hikâyeleri ve hikâyeciliği
Bu çalışmada Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kuruluş yıllarında basın-yayın yoluyla etkin rol oynayan Celâl Nuri İleri'nin hikâyeleri ve hikâyeciliği üzerinde durulmuştur. Yüzyıllar boyunca hüküm sürmüş bir imparatorluğun dağılma ve çöküş sahnelerine şahit olan Celâl Nuri, gazeteci- yazar kimliği ile bu dönemlere ışık tutmuştur. Sayısı 2500'e varan makaleleri, fikrî ve siyasî kitapları, romanları, hikâyeleri, tiyatro eserleri ondan kalan önemli belgelerdir. Bu önemli belgelerin tarihe gömülü kalmaması adına, biz tezimizde Celâl Nuri'nin hikâyelerini bir araya getirmeyi hedefledik. Tez çalışmamız Celâl Nuri'nin yirmi iki hikâyesini kapsamaktadır. Çalışmamızın ilk basamağında çeşitli gazete ve mecmualarda tefrika edilmiş olan bu hikâyeler bir araya getirilmiştir. İkinci aşamada eserler yeni alfabeye aktarılmıştır. Üçüncü aşamada da eserlerin değerlendirmeleri yapılmış ve genel bir çıkarıma tabi' tutulmuştur. Sonuç bölümünde yaptığımız sentezde de görülmüştür ki; Celâl Nuri'nin hikâyeleri salt eğlenmek amacıyla veya sanat gayesi ile yazılmış metinler değildir. Celâl Nuri hikâyeleri yoluyla okuyucuya çeşitli mesajlar vermek ister. Eski kadın ile Avrupâi kadını teşhir ederek; Cumhuriyeti'in arzuladığı yeni kadın anlayışına göndermelerde bulunur. Anahtar Kelimeler: Celâl Nuri, İleri, hikâye, hikâyecilik.
Füruzan'ın öyküleri üzerine psikanalitik bir inceleme
Türk edebiyatında önemli kadın yazarlarımızdan olan Füruzan ile ilgili bugüne kadar yapılmış akademik çalışmalarda, başlı başına kuramsal bir inceleme yapılmadığından çalışmamızda, yazarla ilgili eksik kalan bu yönü tamamlamak amaçlanmıştır. Yazarın öykülerini çözümlemeye uygunluğundan dolayı psikanalitik edebiyat eleştirisi seçilerek "Füruzan'ın Öyküleri Üzerine Psikanalitik Bir İnceleme" başlığını taşıyan tezimiz ortaya çıkmıştır. Çalışmanın amacı, Füruzan'ın öykü kahramanlarının ruh dünyalarını ve bilinçdışındakileri aydınlatmak ve öykülere farklı bir bakış açısı getirmektir.Beş bölümden oluşan tezin ilk bölümünde psikanalitik kurama kısa bir giriş yapıldıktan sonra çalışmanın amacı, önemi, kapsam ve sınırlılıkları verilmiştir. İkinci bölümde kavramsal çerçevenin oluşması için öncelikle psikanaliz kuramının farklı isimlerin çabaları neticesinde gelişimi, ardından edebiyat ile ilişkisi verilmiştir. Füruzan'ın öykülerinin psikanalitik değerlendirmesine geçmeden önce ise yazarın hayatı, sanatı ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. Dördüncü bölüm tezin asıl kısmını oluşturur. Burada öyküler sırasıyla taranarak, psikanalitik edebiyat eleştirisinin ölçütlerine göre irdelenmiştir. Öykülerde rastlanan Oidipus Karmaşası, imgesel ve simgesel alanların zıtlığı, doğum travması ve melankoli kavramlarına örnekler verilmiştir. En son tüm bulgular, tablo şeklinde düzenlenmiştir. Son bölümde ise çalışmadan elde edilen sonuçlar belirtilerek Füruzan'ın eserlerinin psikanalitik yöntemle incelenmeye uygun olduğu görülmüştür. Edebiyat alanında yapılmış psikanalitik çalışmalardan birkaçı ile Füruzan'ın bu yöndeki durumu kısaca karşılaştırılmış ve yorumlanmıştır. Son olarak konu ile ilgili önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Füruzan, psikanalitik edebiyat kuramı, Türk öykücülüğü
1970-1980 arası Türk öykücülüğünde ironi
İroni kelimesinin anlamını incelediğimizde Yunancada söylenen eylem ile yapılan eylemin birbirinin tam tersini kastetmek olduğu karşımıza çıkmaktadır. İronide amaç söylenenin anlaşılmasından ziyade söylenmeden kastedilenin ifade edilmesidir. Buda görünen imgenin ardına saklanan çatışma ve çelişkinin gösterilmesi olarak karşılık bulmaktadır. İroni kavramı da bugünkü şeklini alana kadar birçok değişim ve gelişim göstermiştir. Ama ironinin doğuşunun çoğu araştırmacı tarafından Sokrates'in sorgulamalarıyla başladığı kabul edilmektedir. İroni genellikle olumsuzlama, zıtlık ve her şeyin içindeki hiçlik olarak ele alınır. Bu nedenle ironiyi incelerken olduğu gibi görünememesi ve söylenen ile kastedilenin farklı olması önem taşımaktadır. İroninin yapılan tüm tanımlamalarında ortak olan yön ise ciddi şekilde söylenen ifadenin aslına bakıldığında çelişkilere ve yanılsamalara olanak vermesidir. 1970-1980 arası yazarlarımızı incelediğimizde eserlerde işlenen konular toplumsallaşma ve bireyselleşme olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu dönemde yaşanan siyasi, sosyal, kültürel ve toplumsal kırılmalar ve değişimin hızı eserlere konu edilmiştir. Aynı zamanda yazarlar anlatmak istediklerini seçtikleri konular ve kahramanlar üzerinden anlatmaya çalışmışlardır. Modernizmin etkisinde olan edebiyatımızda artık konular bilinç gibi net ifade ve şekiller yerine bilinçdışı, bilinç ötesi ve hisler gibi daha çok sözel olarak ifade edildiği görülmektedir. Tezimizin konusu itibarıyla incelemeye aldığımız yazarlar döneminin koşullarını ve düşüncelerini anlatırken ironiden sıklıkla yararlanmıştır. İroniyi kullanılan sözcükler, ele alınan mekânlar, objeler ve kahramanların ruhsal durumu üzerinden aktarmaya özen göstermişlerdir. Sonuç olarak ironi kullanılan metaforların, mekânların ve objelerin yardımıyla bireylerin ve toplumun içinde bulunduğu psikolojiyi okura aktarmada kullanılan bir anlatım şekli olarak karşımıza çıkmaktadır. Anahtar Kelimeler: Türk öykücülüğü, ironi, mekân, birey
Aykut Ertuğrul'un hikayelerinin incelenmesi
Günümüz hikâyesinde geniş anlamda hem modernizmin etkisini hem de geleneksel tahkiyenin izlerini görmek mümkündür. Hikâyenin yeni ve farklı bakış açılarla yazılma çabaları ve değişen kültürel-sosyolojik unsurlar içinde yoğrulan insanımızın yaşantılarının hikâye türü içinde daha zengin ele alınabilmesi Aykut Ertuğrul'un hikâyelerini etkilemiştir. Aykut Ertuğrul geleneksel motifler üzerine dini, toplumsal ve kültürel olguları işleyerek hikâyeye yeni bakış açıları ve yeni anlatım biçimleri kazandırmıştır. Onun hikâyelerinde sürükleyici bir kurgusal yapı vardır. Okurun hikâyeyle hemhâl olmasında hikâyelerdeki güncele ait pek çok izlerin etkisi büyüktür. Özellikle kültürel değişimlerin sancılarının ve sonuçlarının birey ve toplum üzerindeki etkilerinin yoğun bir şekilde hikâyelerde işlenmesi dikkat çekicidir. Yazar, hikâyelerinde toplumu yansıtırken sanatının gereği söylevci ve didaktik bir üslûba yönelmeden, sezdirerek ve okuyucunun hayal ve idrak kabiliyetini geliştirmeye çalışarak yazmıştır. Ayrıca Aykut Ertuğrul'un hikâyelerinde bir çok kitaba, sanatçıya, fikir ve görüşe çeşitli yönlerden atıflar görürüz. Bu sebeple onun hikâyelerinin zengin ve farklı okumalara müsait olduğunu söyleyebiliriz. Bu tez günümüz hikâyecilerinden Aykut Ertuğrul'un ve onun hikâyelerinin edebiyat dünyasına tanıtılması amacıyla yazılmıştır. Tezin kapsamında Aykut Ertuğrul'un hayatına değinilmiş ve Keyfekader Kahvesi, Mümkün Öykülerin En İyisi, Başlangıçların Sonsuz Mutluluğu ve İki Dünyanın Ustası adlı dört hikaye kitabı incelenmiştir. Hikaye incelemede Nurullah Çetin'in Türk Hikâyesi Tahlilleri'nde kullandığı yöntemi kullandık. Aykut Ertuğrul kitaplarının her birinde ayrı ayrı tematik bir bütünlüğe rastlanmamakla beraber Mümkün Öykülerin En İyisi adlı kitabının ilk bölümünde toplumsal konulara yer verdiği gördük. Genel olarak Aykut Ertuğrul'un hikayeleri modernizme karşı duruşuyla, geleneksel olanı bu zamana taşımasıyla dikkat çekicidir. Aykut Ertuğrul hikayeciliği, bugünün insanının ihtiyaçlarını gözeterek geleneksel olanı işlemesi açısından önemlidir. Ayrıca Aykut Ertuğrul, çağdaşı insanı tanıyarak onun arzularına göre fantastik ögeleride hikayesine katabilmiştir. Bu teze destek olarak Aykut Ertuğrul ile bir söyleşi yapılmıştır. Çalışmaya gerekli kaynaklar elde edinilerek başlanmış, güncel yayınlar takip edilmiştir. Hikâyelerin incelenişi Aykut Ertuğrul'un hikâye üzerindeki düşünceleri ışığında yapılmıştır. Elde edilen bilgiler süzgeçten geçirildikten sonra bu çalışma elde edilmiştir.
Rasim Özdenören'in "Hastalar ve Işıklar" ile "Uyumsuzlar" adlı hikâye kitaplarında söz varlığı
Türk hikâyeciliğinde yerlilik unsurunu canlandırarak kendine özgü bir hikâye diliyle işleyen Rasim Özdenören, eserlerinde toplumun yaşadığı değişim ve dönüşümü bireyler üzerinden anlatır. Yüksek lisans tezi olarak hazırladığımız bu çalışmada, Rasim Özdenören'in ilk hikâye kitabı olan Hastalar ve Işıklar ile yayınlanmış son hikâye kitabı olan Uyumsuzlar eserlerinin söz varlığı betimsel olarak incelenmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde, söz varlığı ve ögeleri hakkında bilgi verilmiş ve bu konuda yapılan araştırmalardan bahsedilmiştir. İkinci bölümde, Rasim Özdenören'in hayatı, sanatı, eserleri, aldığı ödüller ve hakkında yapılan çalışmalara yer verilmiştir. Üçüncü bölümde, söz konusu iki eser tarama yöntemiyle ayrı ayrı incelenmiştir. Eserlerde tespit edilen söz varlığı unsurları, anlam ve kullanım sıklığı belirtilerek listelenmiş ve kendi içinde kavramsal anlamlarına göre sınıflandırılmıştır. Dördüncü bölümde, eserlerin ayrı ayrı hazırlanmış gramatikal dizinlerine yer verilmiştir. Beşinci bölümde ise, sonuç olarak elde edilen söz varlığı ögeleriyle sayısal veriler üzerinden yazarın iki eserdeki sözcük dağarcığı karşılaştırılmış ve bu sözcük dağarcığının üslubuna dair yansımaları değerlendirilmiştir. Çalışma ile son dönem Türk hikâyecilerinden Rasim Özdenören'in söz konusu hikâye kitaplarından yararlanılarak Türk dilinin canlı ve işlek söz varlığı ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır.
Mustafa Kutlu'nun kanaat ekonomisi kavramının hikâyelerinde incelenmesi
Bu çalışmada Mustafa Kutlu'nun hikâyeleri iktisat biliminin kavramları bağlamında incelenmiştir. Mustafa Kutlu'nun hikâyeleri üzerine birçok çalışma yapılmıştır. Ancak bu çalışmalardan hiç biri söz konusu hikâyeleri iktisadi kavramlar çerçevesinde bir analize tabi tutmamıştır. Mustafa Kutlu'nun kapitalist iktisada eleştirisini anlamak için hikâyeleri bu kavramlar bağlamında inceledik. Tezin giriş bölümünde bu konuyu seçme sebeplerimiz, çalışmamızın kapsamı, amaçları ve usulümüz hakkında bilgi verilmiştir. Çalışmamızın ilk bölümünde iktisadın bağımsız bir bilim haline geldiği 18. yüzyıla kadar, felsefe ve bilimde yaşanan zihniyet dönüşümü tarihsel ve teorik bağlamda açıklanmaya çalışılmıştır. Buna göre Antik Çağ ve Modern Çağ'daki bilim ve felsefede yaşanan zihniyet dönüşümlerine sebep olan düşünürler ve onların eserleri serimlenmiştir. Bu dönüşümler sırasında yaşanan sosyal, politik ve tarihi olaylar anlatılmıştır. Ayrıca Mustafa Kutlu'nun kapitalizme alternatif olarak öne sürdüğü kanaat kavramı ve bu kavramın kaynağı olarak bizim önerdiğimiz Yalçın Koç'un Anadolu mayası kavramları açıklanmıştır. Çalışmamızın ikinci bölümünde iktisadın bağımsız bir bilim haline gelişi sürecinde gerçekleşen sosyal ve siyasi olaylar anlatılmıştır. Kapitalizmin doğuşu ve ekonomi biliminin kapitalizmi ele alışı dönemin iktisatçı mütefekkirlerin fikirleri bağlamında tarihsel ve teorik olarak açıklanmıştır. Çalışmamızın üçüncü bölümünde ise inceleme materyallerimiz olan hikâyeler tanıtılarak her bir hikâye kapitalist-iktisattan doğan kavramlar bağlamında değerlendirilmiştir. Sonuç bölümünde ise Mustafa Kutlu'nun hikâyelerindeki bazı kahramanların kapitalist ekonomiyi bazılarının ise kanaat ekonomisini temsil ettiği gösterilmeye çalışılmıştır. Söz konusu idealinin teorik zemininin anlaşılması bu kahramanların temsil ettiği ahlaki değerin kaynağına yönelmekle mümkün olduğu görülmektedir. Anadolu Mayası kavramının kaynağı ve kanaat ahlakının kaynağı özdeştir.
ʿÂşıkla Maʿşûk Dürbünü ve Her Milletin Güzeli metninin çeviri yazısı ve eser üzerine yapısalcı bir inceleme
'Âşıkla Ma'şûk Dürbünü ve Her Milletin Güzeli (1872) beş cilt hâlinde ve anonim olarak yayımlanan, Tanzimat dönemi Türk edebiyatının ilk basılı anlatılarından biridir. Bu çalışmada, 'Âşıkla Ma'şûk Dürbünü ve Her Milletin Güzeli'nin, birçok telif ve çeviri eser sahibi olan, matbaacı Viçen Tilkiyan'a ait olduğu tespit edilmiştir. Eser, bir Osmanlı Ermenisi olan Tilkiyan'ın, aynı yıl Ermeni harfli Türkçe yayımladığı Dürbün-i 'Aşk ve Mahbûbe-i Milel'in (1872) Arap harfli versiyonu olarak basılmıştır. Yapılan karşılıklı okumalarda bazı sözcük, harf ve noktalama değişiklikleri dışında her iki eserin de birebir aynı olduğu, aralarındaki cilt farkının ise punto büyüklüğü ve sayfa ölçülerinden kaynaklandığı anlaşılmıştır. İlk yazılı anlatılar içerisinde sözlü kültür etkilerinin yoğun olarak görüldüğü 'Âşıkla Ma'şûk Dürbünü ve Her Milletin Güzeli, çerçeve kurgusu, konu, kişi, zaman ve mekân kullanımlarıyla gelenek ve Batılı edebî anlayışın arasında duran bir sentez eser özelliği taşımaktadır. Otuz bir güne bölünen ve temel konusu aşk olan eserde, Osmanlı İmparatorluğu'nun etnik-dinsel gruplarını temsil eden kişilerin hikâyeleri anlatılmıştır. Eserin çerçeve anlatısı, sekiz iç anlatı ve bu anlatılarda iç içe geçen kısalı uzunlu on dokuz anlatıyı kapsamaktadır. Bu çalışmada, modern Türk hikâye ve romanının oluşum evresinde temel basamaklardan biri olan 'Âşıkla Ma'şûk Dürbünü ve Her Milletin Güzeli'nin içerik ve yapı unsurları incelenmiştir. Bu amaçla Türk hikâyeciliğinin bilinmeyen kaynaklarından birine ışık tutulmuş ve Türk edebiyatı tarihinin unutulan eserleri dikkate alınarak yeniden tanzim edilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Sait Faik Abasıyanık'ın hikâyelerinin çevreci eleştiri ışığında incelenmesi
Sait Faik Abasıyanık (1906-1954), Türk edebiyatının önemli isimlerindendir. Aynı zamanda bir şiir kitabı da bulunan Sait Faik, daha çok hikâyeci yönüyle tanınır. Türk hikâyeciliğinin önde gelen yazarlarından sayılan Abasıyanık, çağdaş hikâyeciliğe yaptığı katkılarla Türk edebiyatının köşe taşlarındandır. Modern hikâyeciliğin öncülerinden olan Sait Faik'in eserlerine çevreci eleştiri ışığında yaklaşmak mümkündür. Pek çok edebî türde, genel veya özel bir mesele üzerinden çevreyi ve çevre sorunlarını ele alan eserler oluşturulmasının yanı sıra, çevreci yaklaşımı esas alan bir de eleştiri yöntemi geliştirilmiştir. "Ecocriticism" kavramıyla ortaya çıkan yöntem Türkçede çevreci eleştiri veya ekoeleştiri olarak adlandırılır. Edebiyatta çevre duyarlılığının ortaya çıktığı ve bu yönde eserlerin verilmeye başlandığı 1960'ların sonu itibarıyla çeşitli yöntemler de oluşmaya başlar. Derin ekoloji, toplumsal ekoloji ve ekofeminizm söz konusu yaklaşımlardandır. Aslında, çevreci eleştirinin çerçevesi oldukça geniştir. Doğayı ilgilendiren her konu kuramın ilgi alanına girmektedir. Üç dalga hâlinde eleştiri tarihinde baş gösteren Ekoeleştiri kuramını Abasıyanık'ın hikâyelerinde bir yöntem olarak kullanmak mümkündür. Bu tezde, özellikle birinci dalga çevreci eleştirinin ve derin ekolojinin edebî metinlere yaklaşımı ve ilkeleri gözetilerek Sait Faik'in hikâyelerinde doğa algısı, insan ve doğa ilişkisi, çevre sorunları ve kentleşme olgusu üzerinde durulmuştur. Onun eserlerinde insanın toprakla, denizle, hayvanla ve bitkiyle olan etkileşimi çevre merkezli bir yöntemle irdelenmiştir.
Kurmaca anlatıda sözün ve düşüncenin temsili
1960'ların ortalarından itibaren bir disiplin olarak gelişmeye başlayan anlatıbilimin kökleri Platon ve Aristo'nun mimesis ve diegesis kavramlarına kadar uzanır. En genel tabirle, "gösterme" anlamına gelen mimesis ile "anlatma" anlamına gelen diegesis, anlatıda sözün ve düşüncenin temsili için bir zemin işlevi görür. Anlatı terimi günümüzde disiplinler arası ve çok boyutlu bir anlam kazanmıştır. Bu çalışma kapsamında ise anlatı "karakterin söylemi ile anlatıcı söyleminin bir bütünü" olarak ele alınmıştır. Anlatıda "söz" ve "düşünce", bir bütün olarak "söylem" kapsayıcı terimi ile karşılanabilmektedir. Karakterin otoritesi altında bulunan söylem kategorileri (serbest dolaysız söz, serbest dolaysız düşünce, dolaysız söz, dolaysız düşünce) kurmaca anlatıda en mimetik kategoriler olarak kabul görürken, anlatıcı otoritesi altında bulunanlar (dolaylı söz, dolaylı düşünce, söz edimlerinin anlatısal aktarımı, düşünce edimlerinin anlatısal aktarımı, eylemin anlatısal aktarımı) en diegetik kategoriler olarak kabul edilir. Bu çalışma altı bölümden oluşmaktadır: Birinci bölümde "kurmaca anlatıda söylem" konusuna açıklık getirilmiştir. İkinci bölümde anlatıda sözün temsilinde kullanılan kategoriler ele alınmıştır. Üçüncü bölümde düşünceyi temsil kategorilerine, bunların söz kategorilerine benzeyen ve onlardan ayrılan yönlerine değinilmiştir. Dördüncü bölümde sözün ve düşüncenin temsiline yönelik bazı müstakil çalışmalar yer almaktadır. Beşinci bölümde karakterleştirme ile sözün ve düşüncenin temsili arasındaki ilişki incelenmiştir. Altıncı bölüm tezin uygulama bölümünü oluşturur. Burada Türk edebiyatından seçilen üç hikâye sözün ve düşüncenin temsili açısından ele alınmıştır.
İmdat Avşar'ın "Soğuk Rüya" hikâyesi üzerine sentaks çalışması
Türk dil bilgisi çalışmaları içinde Türkçenin söz dizimi ile ilgili önemli çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmada İmdat Avşar'ın Soğuk Rüya isimli hikâye kitabından seçtiğimiz "Soğuk Rüya" isimli metin söz dizimi açısından incelenmiştir. Yapılan bu çalışma giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Söz dizimine dair kaynaklardan derlenen bilgilerin ardından gelen bölümde; cümle, ögeleri, kelime grupları ve cümle yapıları bakımından incelenerek bilgi verilmiştir. Konu başlıkları metinden seçilen örnek cümleler kullanılarak desteklenmiştir. Diğer bölümde seçilen metindeki cümleler "ögeleri, kelime grupları ve cümle yapıları" bakımından tahlil edilmiştir. Çalışma araştırmadan çıkarılan bilgilerin yer aldığı sonuç kısmı ile değerlendirilmiştir. Sonuç kısmından sonra "Yazarın Hayatı" ve "Metin" kısımlarına yer verilmiştir. Yazarın hayatı ve hikâye metni "Soğuk Rüya" hikâye kitabından orijinalliği korunarak alıntılanmıştır. Çalışmada yararlanılan kaynaklar ise kaynakça kısmında verilmiştir. Bu tezin amacı söz dizimi üzerine bir inceleme yaparak Türkiye Türkçesinin söz dizimine katkı sağlamaktır. Anahtar kelime: Söz Dizimi, Yargı Grupları, Kelime Grupları, Cümle, "Soğuk Rüya"
Ahmet Sarı öykücülüğü üzerine bir inceleme
1970 yılında Düsseldorf'da doğan Ahmet Sarı, ilk öyküsünü 1992'de yayımlamış ve bugüne kadar öykü, şiir, eleştiri, teori, inceleme araştırma ve çeviri tür ve alanlarında kırktan fazla eser neşretmiştir. Postmodernizmden büyülü gerçekçiliğe, korku öykülerinden normal dışı ruh hallerine uzanan öykücülük serüveninde yazarın, bugüne kadar yayımlanmış yedi adet öykü kitabı bulunmaktadır. Ahmet Sarı, öykülerinde; korku, suç, utanç, varoluş, cinayet, din, tasavvuf, felsefe ve ölüm temalarını işler. Genellikle öykü ve küçürek öykü türünün örneklerini veren Sarı, okuyucuyla etkileşim kurmasını bilir. Güncele ait pek çok olgunun öykülerini belirlediği görülür. Özellikle dini konularda yaşanan toplumsal değişimleri gözlemleyen yazar, bunu pek çok öyküsünde dile getirmiş ve yanlış bulduğu noktaları eleştirmiştir. Sarı'nın öykülerinde pek çok sanatçıya, esere ve düşünceye çeşitli atıflar yaptığı görülmektedir. Tez çalışmamızda hayatına ve edebi kişiliğine de değindiğimiz Ahmet Sarı'nın öykü kitapları şunlardır: Merhamet Dilercesine Gökyüzüne Bakmak, Başlangıcı Olmayan Bir Şeyin Sonu, Kendi İmdadına da Koşup Gelen Hızır ve Asma Yaprakları Gibi Titreyen El, Musa'nın Derinlerine Düşen Yutkunuş, Sağ Omuz Meleğimin Omzundaki Sağ Omuz Meleği ve Annemi Bir Uğultuya Yasladılar… Bu kitaplarda yer alan metinler "kısa öykü" ve "küçürek öykü" olarak sınıflanabilir. Çalışmamızda, Ahmet Sarı öykülerini incelerken "kısa öykü"ler için daha yaygın olarak anlatıbilim yöntemini tercih ettik. Küçürek öyküleri üzerinde durulurken ise gene anlatıbilim yöntemi izlenmekle birlikte, işlenen öykünün öne çıkan unsurlar esas alınmıştır. Bütün küçürek öykülere aynı inceleme şablonu uygulamak yerine incelenen metnin özellikleri öne çıkarılmıştır.