Family

608 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Otizmli çocuğa sahip ebeveynlerin otizm algıları ve aile özellikleri ile benlik saygıları arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Bu çalışma tanımlayıcı tipte bir araştırma olup, otizmli çocuğa sahip ebeveynlerin otizmi algılayışları ve aile özelliklerinin ebeveynlerin benlik saygıları arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla planlanmıştır. Araştırma Ankara ilinde bulunan etik kurulda açık isimleri belirtilmiş olan özel bir eğitim merkezi ve bir devlet okulunda Kasım 2014- Haziran 2015 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın evrenini özel eğitim merkezine kayıtlı otizmli öğrenci ebeveynlerinden 51 anne ve 40 baba, devlet okuluna kayıtlı otizmli öğrencilerin ebeveynlerinden olan 9 anne oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında ebeveynlerin sosyodemografik özelliklerini belirleyecek bir form, Aile Değerlendirme Ölçeği, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği ve araştırmacılar tarafından literatür taranarak geliştirilmiş yarı yapılandırılmış görüşme soruları kullanılmıştır. Elde edilen verilerin IBM SPSS Statistics 21.0 paket programında ortanca, çeyreklikler arası genişlik değerleri, minimum – maksimum, Bonferroni düzeltmeli ikili karşılaştırma, Kruskal Wallis H ve Mann Whitney U testi kullanılarak analizi yapılmıştır. Anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak alınmıştır. Çalışmada ebeveynlerin otizmli çocuklarına ilişkin görüşleri ebeveynin, anne ya da baba olma durumuyla farklılık göstermemektedir (p>0.05). Babaların aile işlevleri annelere göre daha sağlıklı bulunmuştur. Ebeveynler arasında Rosenberg Benlik Saygısı Ölçek puan ortancaları bakımından farklılık bulunmamıştır (p>0.05). Ebeveynlerin Aile Değerlendirme Ölçeği alt boyut ve Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği puan ortancaları arasında zayıf, doğrusal ve pozitif yönlü bir ilişki saptanmıştır. Çalışmada ebeveynlerin bilgi eksikliklerinin tanı sürecinde gecikmeye neden olduğu görülmüş, bu konuda bilgi ve ebeveynlerin otizme ilişkin olumlu algılarının artırılması için ebeveynlere sosyal ve psikolojik destek programlarının yapılması önerilmektedir.

AileAlgıAna-baba+4
Gökçe Şıkşık
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Ankara ili Polatlı ilçesindeki ailelerin sosyoekonomik düzeyleri ve aile içi ilişkiler temelinde 13-18 yaş gençlerde madde bağımlılığı

Ailelerin Sosyoekonomik Düzeyleri Ve Aile İçi İlişkiler Temelinde 13-18 Yaş Gençlerde Madde Bağımlılığı Madde kullanımı ve bağımlılığı, ekonomik, kültürel sınıf ayırt etmeksizin geçmişten günümüze toplumları etkileyen ve çözüm bekleyen sosyolojik bir temel sağlık sorunudur. Madde bağımlılığı; kişide fizyolojik problemler oluşturmakla kalmamakta, ayrıca hem ailevi hem de toplumsal boyutta psikolojik, adli ve ekonomik etkileri olmaktadır. Dünyada ve ülkemizde madde kullanım sıklığındaki artışa paralel olarak madde kullanma başlangıç yaşı da giderek düşmekte ve 13-18 yaş grubu madde kullanım bozukluğu açısından önemli bir risk grubunu oluşturmaktadır. Bu dönemde (13-18 yaş); içinde bulunulan ortam, çevresel etkenler, aile ve arkadaş özellikleri ile gencin vakit geçirdiği sosyal mekânlar madde kullanımını belirleyebilecek etkenler arasında yer almaktadır. Çalışma; globalleşen dünyada etkileşimin ve iletişimin çok yoğun ve kolay olduğu bir dönemde, tarihte uygarlığın merkezi ve geçiş noktasında bulunan ve Anadolu'nun özelliklerini yansıtan Polatlı ilçesinde yapılmıştır. 527 öğrenciden toplamda 114 tanesinde bağımlılık tespit edildi. 70 tanesinde tütün, 41'inde alkol, 25 tanesinde uçucu madde ve diğerleri, 33 kişinin hangi maddeyi kullandıklarını belirtmedikleri tespit edilmiştir. Çalışmanın literatür taraması tamamlandıktan sonra tez konusuna uygun sorular hazırlanarak saha çalışmasına dayalı tanımlayıcı nitelikte bir anket hazırlanmıştır. Anket istatistik paket programı (IBM SPSS) kullanılarak sonuçlar analiz edilmiştir. Analiz sonuçları bulgular bölümünde açıklanmıştır. Analiz sonuçlarının literatür araştırması ışığı altında yapılan değerlendirilmesi ise sonuç kısmında yapılmıştır. Ülkemizde TUBİM tarafından yapılan 2014 yılına ait araştırmada uyuşturucuya başlama yaşının 10'lu yaşlara indiği görülse de esas ağırlık 14-15 yaş grubunda yoğunlaşmaktadır. Ülkemizde yapılan çalışmalarda; gelir seviyesi düşük, sorunlara çözüm aramayan, ilgisiz ailelerde yetişen bireylerin madde kullanmaya başlama eğilim oranının diğer gençlerden daha yüksek olduğu bildirilmektedir. Anahtar Kelimeler: Madde, madde kullanımı, başlama yaşı, aile içi ilişkiler , Polatlı

AileAile içi ilişkilerAnkara-Polatlı+6
Hüseyin Arslan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Engelli üyeye sahip ailelerdeki bireylerin psikolojik dayanıklılığı ile algılanan aile işlevselliği arasındaki ilişki

Aile üyeleri arasındaki etkileşimin kalitesine işaret eden aile işlevselliği, ailenin duygusal bağlılığı ve değişime karşı uyumu gibi birçok yapıyı içine alır. Aile işlevselliğini tehdit eden hastalık, ölüm, yoksulluk vb. birçok değişken bulunmaktadır. Engelli bir üyenin bulunması halinde de aile işlevselliği risk altındadır ve aile üyeleri yeni koşullara uyum sağlamak zorunda kalabilir. Sağlıklı bir aile işleyişi ise, değişen koşullara uyum sağlayabilme yeteneği olarak tanımlanabilen psikolojik dayanıklılık üzerinde önemli bir rol oynar ve aile üyelerinin psikolojik dayanıklılık geliştirmelerine yardımcı olabilir. Bu çalışmanın amacı engelli üyeye sahip ailelerdeki bireylerin psikolojik dayanıklılığı ile algılanan aile işlevselliği arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Çalışmanın evrenini Ankara'da yaşayan ve ailesinde engelli bir üye bulunan yetişkinler oluşturmaktadır. Evren içinden amaçsal örnekleme yöntemi ile seçilen 141 yetişkin ise araştırmanın örneklemi oluşturmaktadır. Katılımcıların algılanan aile işlevselliğini ölçmek amacıyla Aile Değerlendirme Ölçeği, katılımcıların psikolojik dayanıklılığını ölçmek için ise Yetişkin Yılmazlık Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın bağımlı değişkeni psikolojik dayanıklılık, bağımsız değişkeni algılanan aile işlevselliğidir. Aile işlevselliğinin psikolojik dayanıklılık üzerindeki etkisini belirlemek amacıyla aşamalı regresyon analizi kullanılmıştır. Aşamalı regresyon analizi sonuçlarına göre, iletişim ve genel işlevler alt boyutları, psikolojik dayanıklılığın anlamlı bir yordayıcısı olarak bulunmuştur. Dolayısıyla engelli üyeye sahip ailelerdeki bireylerin psikolojik dayanıklılığı artırılmak isteniyorsa, aile faktörünü göz ardı etmemek gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Aile İşlevselliği, Engellilik, Sosyal Hizmet, Psikolojik Dayanıklılık.

AileAile içi ilişkilerAile işlevleri+2
Ramazan Kocakaya
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Enürezis nokturna ile ilgili ailelerin bilgi ve tutum düzeyi

Giriş ve amaç: Enürezis Nokturna çocukluk çağının en sık karşılaşılan üriner sistem problemlerinden biridir. Uykuda yatağa ya da giysilere yineleyen bir biçimde idrar kaçırma enürezis olarak tanımlanır. Bir diğer ifade ile doğuştan ya da kazanılmış santral sinir sistemi defekti olmayan 5 yaşın üzerindeki çocuklarda istemsiz olarak uykuda gece altını ıslatma enürezis nokturna olarak adlandırılır. Enürezis nokturna çocuk ve ailesi için yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyen bir problemdir. Enürezisin yarattığı stresli durum nedeni ile ileride anksiyete ve özgüven eksikliği gibi enürezis nokturna kaynaklı psikolojik sorunlar ortaya çıkabileceği düşünülmektedir. Yaygın bir sağlık sorunu olmasına rağmen ailelerin enüresis nokturna sebepleri, tedavi gerektirip gerektirmediği ve /veya hangi yöntemlerle tedavi edilebileceği konusundaki farkındalıkları yeterli ve uygun düzeyde olmayabilir. Bu sebeple çalışmamızda ailelerin enürezis enürezis nokturna hakkında bilgi ve tutumlarının belirlenmesi amaçlandı. Gereç ve yöntem: Araştırmamız 29 aralık 2015 ve 29 mart 2016 tarihleri arasında Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Yenimahalle Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları polikliniklerine başvuran ailelerle gönüllülük esas alınarak , yüzyüze anket çalışması şeklinde yapıldı. Bulgular: Çalışamaya 319 u erkek 684 ü bayan olmak üzere toplam 1003 kişi katılmıştır. Katılanlar %94 çoğunlukla evlidir. Bireylerin %46,2 si 2 çocuk sahibi, %30,5 i ise 1 çocuk sahibidir. Katılımcılar %41,9 çoğunlukla üniversite mezunudur. Katılımcıların %37,8 i ev hanımı %25,9 u ise memurdur. Bireylerden 690 tanesi il merkezinde yaşamaktadır. Bireyler %45,4 oranla 2500 liradan fazla aylık kazanca sahiptir. Bireyler %72,8 çoğunlukla çocuklarda gece altını ıslatma olabileceğini belirtmişleridir. %62,7 si gece altını ıslatma konusunda bilgi sahibidir. Bu bilgi çoğunluk olarak arkadaş yada komşu (%25,3), aile hekimi (%24,9) ve TV den (%21,9) öğrenilmiştir. Katılımcılar %32,2 oranla her iki cinsiyette de gece altını ıslatmanı olabileceğini ifade etmişlerdir. Bireylerin %71,1 i bu durumun tedavi edilmesi gereken bir sağlık sorunu olduğunu düşünmektedirler. Bireylerin %44,2 si bu durumun ilaçla tedavisi hakkında fikri olmadığını belirtmiştir . Sonuç: Enürezis sık görülen sağlık sorunudur ve ailelerin bu konudaki farkındalığı ve tedavi arayışları eğitim ve sosyokültürel seviyeleri ile yakından ilişkilidir. Mevcut sebeplerin araştırılması ve bilinmesi, önlenebilir faktörlerin ortadan kaldırılmasında büyük öneme sahiptir. Ailelerin enürezisin tedavi edilebilir bir hastalık olduğu konusunda bilgilendirilmesi, tanı alamayan olguların belirlenmesi için saha ve okul taramalarının yapılması, kamu spotlarının oluşturulması, tanı alan olguların uygun yöntemlerle tedavi edilmesi önemlidir. Bu noktada enürezis birinci basamakta tanı alıp takip edilebilecek bir hastalık olup, ailelerin en kolay, uygun ve doğru bilgiye aile hekimleri aracılığı ile ulaşabilecekleri düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: çocuk , enürezis nokturna,anne, baba. bilgi ve tutum düzeyi

AileAile içi ilişkilerAna-baba+5
Şükran Tabanoğlu
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

HPV aşısı hakkında ailelerin bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: HPV ile ilişkili hastalıkların bir halk sağlığı sorunu haline gelmesi hem enfeksiyondan korumak hem de ilerlemesini durdurmak için aşı üretilmesi fikrini doğurmuş ve bu aşı HPV enfeksiyonu ve sonuçlarına yönelik önemli bir müdahale olmuştur. Çalışmamızın amacı 9-18 yaş çocukların ebeveynlerinin, Human Papilloma Virüs (HPV) enfeksiyonu ve aşısı hakkında bilgi düzeyi, tutum ve davranışlarını öğrenmektir. YÖNTEM VE METOD: Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Yenimahalle Eğitim Araştırma Hastanesi Çocuk Polikliniklerine başvuran 9-18 yaş çocukların ailelerine, gönüllülük esas alınarak, anket çalışması şeklinde yürütülmüştür. Ankette ailelelerin sosyo-demografik özellikleri, HPV enfeksiyonu ve aşısı hakkındaki bilgi düzeyleri, aşıyı uygulama konusundaki tutum ve davranışları sorgulanmıştır. Çalışmaya toplam 1000 ebeveyn katılmıştır. BULGULAR: Çalışmaya katılanların 762'si (%76.2) anne, 238'i (%23.8) baba idi. Yaş ortalamaları 37.7 ± 6.4 idi. Annelerin 503'ü (%66) lise ve üniversite mezunuyken, babaların 191'i (%80.2) lise ve üniversite mezunudur. Ebeveynlerin yalnızca 269'u (%26.9) HPV enfeksiyonu ve 207'si (% 20.7) HPV aşısı hakkında bir şeyler duymuş/okumuş idi. Bilgi edinme kaynakları arasında birinci sırada basın yayın organları, ikinci sırada ise hekimler vardı. Ebeveynlerin yalnızca 55'i (%5.5) çocuk doktorundan ve aile hekiminden bilgi edindiğini belirtmiştir. Ebeveynlerden yalnızca 14'ü (%1.4) kendisine HPV aşısı yaptırmıştı. Çocuğuna HPV aşısı yaptıran ebeveyn sayısı yalnızca 2 idi. Araştırmaya katılan ebeveynler HPV enfeksiyonu ve aşısı hakkında sınırlı bilgiye sahipti. HPV aşısını duyan/bilen ebeveynlerin 93'ü (%43.2) çocuğuna aşı yaptırmaya istekli olduğunu, 90'ı (%41.7) aşıyı güvenilir bulduğunu belirtmiştir. Ebeveynlerin 119'u (%55.4) hekimlerin bilgilendirmesinin yetersiz olduğunu, 65'i (%30.3) aşının pahalı olduğunu, 19'u (%8.9) aşının yapılmasının gereksiz olduğunu, 11'i (%5.1) aşının dini değerlerine uygun olmadığını ifade etmiştir. Ebeveynlerin diğer çekinceleri ise, çevre baskısı, cinsel hayata erken başlama ve aşılamanın çok eşliliği artıracağı endişesidir. TARTIŞMA VE SONUÇ: HPV aşısının kullanımı ile bir halk sağlığı sorunu olan serviks kanserlerinin görülme sıklığı ve ölüm oranlarında önemli oranda azalma sağlanmıştır. Ülkemizde bu aşı ile ilgili henüz yeterli farkındalık yoktur. Kişilerin aşılanma durumlarını belirlemede doktorların çok önemli bir role sahip oldukları bilinmektedir. Ülkemizde HPV aşısının toplumca kabul edilerek yaygın bir şekilde kullanılmasında doktorların hastalara aşıyı önermesi önemli rol oynayacaktır. ANAHTAR KELİMELER: Human Papilloma Virüs, Aşı, Farkındalık

AileAşılamaAşılar+5
Pınar Çelik
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Obsesif kompulsif bozukluk tanısı konulan ergen hastalarda tedavi yanıtına etkili bazı faktörler: Üstbilişler, obsesif inançlar, duygu düzenleme güçlükleri ve ailenin duygu dışavurumu

Amaç: Bu çalışmanın amacı; ergenlerin OKB'de tedaviye yanıtını etkileyen üstbilişler, duygu düzenleme güçlükleri, duygu dışavurumu ve ebeveynlerin psikiyatrik belirtileri gibi faktörlerin araştırılmasıdır. Yöntem: Araştırmaya yeni OKB tanısı konulan, 12-18 yaşlarında, 35 ergen hasta ile; bu hastaların ebeveynleri dahil edilmiştir. Hastalara ilk görüşmede ve 12. haftada, toplamda iki defa Çocuklar İçin Yale-Brown Obsesyon Kompulsiyon Ölçeği uygulanmıştır. Tüm ergenlerin; Kısaltılmış Duygu Dışavurumu Ölçeği Ergen Formu, Duygu Düzenlemede Güçlükler Ölçeği Kısa Formu, Üstbilişler Ölçeği Çocuk Ergen formu doldurmaları sağlanmıştır. Tüm anne-babalardan Obsesif İnanışlar Ölçeği-44, Psikiyatrik Belirti Tarama Listesi-90, Duygu Dışavurumu Ölçeği ve Duygu Düzenlemede Güçlükler Ölçeği Kısa Formu doldurması istenmiştir. Hastalar uygun/yeterli BDT terapisti olmadığı için medikal tedavi ile takip edilmiş ve tedavi yanıtları araştırmacı tarafından izlenmiştir. Elde edilen verilerle temel istatistiki analizler yapılmış; korelasyonlar ve teorik bilgiler göz önünde bulundurularak çok değişkenli bir model oluşturulmuştur ve yol analizi ile model test edilmiştir. Bulgular: Araştırmada ergenlerin duygu düzenleme zorlukları ile üstbilişsel inançlarının birçok alt faktörde birbiri ile ilişkili olduğu gözlenmiş, üstbilişler tedavi yanıtı ile ilişkili bulunmamıştır. Ergenlerin duygularını kabul etme zorluğu ve aileden algıladığı sinirlilik düzeyi tedavi yanıtı ile negatif yönde ilişkilidir. Annelerin bildirdiği aşırı ilgili-koruyucu-kollayıcı tutum ve "obsesyon" puanları tedavi yanıtı ile negatif yönde ilişki göstermiştir. Babaların yüksek duygu dışavurumu çocuklarının üstbilişsel izleme inançları ile; "öfke" puanları ise çocuklarının duyguları kabul etme güçlüğü ve tedavi sonu OKB şiddeti ile pozitif yönde ilişkilidir. Ayrıca annelerde depresif belirtiler ve obsesyon da ergenlerde "duyguları kabul etmeme" puanları ile ilişkilidir. Ergenlerin obsesif annelerden algıladığı sinirlilik düzeyi daha yüksektir. Sonuç: Sonuç olarak OKB'li ergenlerin duygularını kabul etme güçlüğü, algılanan sinirlilik, annenin aşırı ilgili/koruyucu tutumu ve obsesyonel belirtileri ergenlerin tedavi yanıtını olumsuz etkilemektedir. Bu bulgular OKB'de ergenlerin tedavisinde, çocuklarda önerildiği gibi aileyi de kapsayan terapi yöntemlerinin kullanılması; bunun yanında ergenlerde olumsuz duyguları kabul etme güçlüğüne yönelik yaklaşımların yararlı olabileceğini düşündürmektedir.

AileDuygu düzenleme güçlüğüDuygu dışavurum tarzları+6
Gözde Kandemir
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Madde kullanan ve kullanmayan ergenlerde özdenetim becerilerinin ve aile işlevlerinin belirlenmesi

Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de madde kullanım sorunu, yeni ve farklı arayışların üst düzeyde olduğu, toplumda en fazla risk altında olan ergenlik dönemi için önemlidir. Araştırma, madde kullanan ve kullanmayan ergenlerin özdenetim becerileri ve aile işlevlerinin belirlenmesi amacıyla kesitsel tipte yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Hatay ili Samandağ ilçesine bağlı liselerde öğrenim gören 6792 öğrenci, örneklemini ise 2017-2018 eğitim-öğretim yılında 12 lisede öğrenim gören 670 öğrenci oluşturmuştur. Veriler Tanıtıcı Bilgi Formu, Aile Değerlendirme Ölçeği, Ergenlerde Özdenetim Beceri Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzdelik, ANOVA, Bonferroni, Student t, Mann Whitney U, Kruskal Wallis, Spearman ve All Pairwise kullanılmıştır. Araştırmamızda sigara, alkol ve yasadışı maddelerden herhangi birini kullanma oranı ¼ (% 25.8) olarak bulunmuştur. Araştırmaya katılan madde kullanan ergenlerin ADÖ alt ölçek puan ortalamaları ikinin üstünde yani sağlıksız algılanmış olup madde kullanmayan ergenlerin ADÖ alt ölçek puan ortalamaları genel işlevler alt ölçeği hariç sağlıksız olarak algılanmıştır. Madde kullanan ve kullanmayan ergenlerin ADÖ ve EÖDBÖ ile cinsiyet, sınıf düzeyi, okul türü, anne baba kavga etme durumu, ailede sigara ve alkol kullanma durumu gibi değişkenlerde istatistiksel olarak pozitif yönde zayıf bir korelasyon tespit edilmiştir. Madde kullanan ve kullanmayan ergenlerde özdenetim becerileri ile aile işlevleri arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Araştırmamızın sonuçları doğrultusunda madde kullanan ergenlerin, madde kullanmayanlara göre aile işlevlerini daha sağlıksız algıladıkları, özdenetim becerilerinin de daha düşük olduğu söylenebilir. Madde kullanan ve kullanmayan ergenlerde anne babası çok sık kavga eden ergenlerin aile işlevlerinin daha sağlıksız algılandığı ve özdenetim becerilerinin daha düşük olduğu görülmüştür. Bu nedenle anne ve babalara ergenlik dönemi özellikleri, iletişim becerileri, ebeveyn tutumlarının ergenler üzerindeki etkisi gibi konularda eğitim verilmesi önerilir. Anahtar Kelimeler: Madde kullanımı, ergenlik, aile işlevleri, özdenetim becerileri

AileAile işlevleriErgenler+2
Funda Can
Hatay Mustafa Kemal University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal bilgiler ortaokul 8. sınıf öğrencilerinin aile birliğine önem verme değerinin metaforlar yoluyla incelenmesi

Aile; günümüz toplumunda çekirdek aile olarak ortaya çıkan tanıma istinaden kan yoluyla akrabalık kurulan baba, anne ve çocuklardan oluşan toplumun en küçük kurumdur. Bireylerin eğitiminin ilk başladığı yer olan aile kurumu çocukların doğruyu yanlışı öğrendiği ilk yerdir aynı zamanda toplumumuzu ayakta tutan kök değerlerimizin ilk öğrendiği yer aile birliğidir. İnsanların sosyal hayatta birbirine karşı davranışı, yaklaşımı bireyleri etkilemektedir. Çocuğun gelişimini de birçok faktör etkilemektedir. Aile içinde birbirimize olan tutumumuz çocuğun mizacını şekillendirmektedir: Aile içinde bireylerin birbirine karşı etkili iletişimi, hoşgörülü ve anlayışlı olması aile birliğinin temellerini atmaktadır. Bu çalışmada Sosyal Bilgiler ortaokul sekizinci sınıf öğrencilerinin "Aile birliğine önem verme değerine" yönelik tutumlarının metaforlar yoluyla belirlenmesi istenmektedir. Araştırmanın katılımcıları 2019-2020 eğitim-öğretim yılı içerisinde Ankara ilinde öğrenim gören Sosyal Bilgiler ortaokul sekizinci sınıf öğrencilerdir. Araştırma 447 Sosyal Bilgiler ortaokul sekizinci sınıf öğrencisiyle gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri tüm anket formlarında bulunan "Aile Birliği….…gibidir, çünkü…" ifadesi yardımıyla toplanmıştır. Araştırma verilerinin analizinde içerik analiz tekniğinden yararlanılmıştır. Araştırma sonucunda "Aile birliği değerine" yönelik Sosyal Bilgiler ortaokul sekizinci öğrencileri tarafından en fazla ağaç, çiçek, zincir, su hayat, güneş olarak algıladıkları görülmektedir. Ayrıca öğrencilerin aynı metaforları farklı kategoriler altında kullandıkları belirlenmiştir.

AileAile bağlarıAlgı+6
Muhammet Mustafa Akçay
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Educational Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

1869-1878 yılları arasındaki tereke kayıtlarına göre Milâs'ta sosyo-ekonomik hayat

Tereke defterleri, Şer'iyye sicilleri içerisinde yer alır. Vefat eden kişilerin miraslarının kaydedildiği defterlerdir. Bu yönüyle Osmanlı sosyo-ekonomik tarihinin önemli kaynaklarından biridir. Bu çalışmada 139, 140 ve 141 numaralı defterler esas alınarak Milas'ın sosyo-ekonomik yapısı ele alınmıştır. Bu çerçevede tereke sahiplerinin medeni durumları, çocuk sayıları, kullandıkları lakaplar, ölüm yerleri, geriye bıraktıkları giyim-kuşamları, ev eşyaları, aksesuarları, kitapları, silahları gibi maddi kültür unsurları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Ekonomik hayat başlığı altında ise Milas'ta yaşayanların ekonomik durumları, meslekleri, ev ve dükkânları, hayvanları, nakit para ve altınları, borçları ve alacakları gibi konular işlenmiştir. Çalışma bu yönüyle Milas'ta Tereke kayıtlarından hareketle aile ve sosyal hayatı ele alan ilk çalışma özelliğini taşımaktadır.

19. yüzyılAileEkonomik hayat+7
Fatma Aytamur Tekin
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Güner Sümer'in Küçük İnsanı

Güner Sümer'in sanatçı kişiliği tüm kalem faaliyetlerinde ana problematiği oluşturan toplumculukla biçimlenmiştir. Sümer, yaşadığı dönemde toplumsal problematiğin ezdiği insanlardan biriyken sivrilerek bu grubun sözcüsü durumuna geldi. Güner Sümer, dramatik yazarlığının odağına yerleştirdiği küçük insan temiyle toplumsal problematiği yansılamıştır. Nitekim Sümer'e göre bir dramatik yazarın asli görevi toplumsal problematiğe karşı duyarsızlaştırılmak istenen insanı bilinçlendirmektir. Bir yazarı başarılı kılan nitelik küçük insanın yükselişine tanık olmasıdır. Bundan ötürüdür ki bir yazar topluma yüksek bir kuleden bakan olamaz. Aydınlar grubu, kimliği ne olursa olsun tüm ezilen insanların bilinçlenmesine tanıklık etmelidir. Toplumsal problematikle savaşan insanın ihmali dramatik yazarın kendini kandırması anlamına gelir. Bu tezin yazılmasındaki amaç, Güner Sümer'in dramatik metinlerinin çekirdeğini oluşturan, çaresizlikleriyle mücadele eden ve yaşam koşulları ağırlaşan orta halli tiplerini dönemin politik, toplumsal ve ekonomik problematiği bağlamında ele almaktır. Metinlerdeki kahramanların her biri farklı bir toplumsal sorunu sembolize eder. Güner Sümer, bu sorunları tipik durumlar halinde ve tipler aracılığıyla yansılamıştır. Tiplerin karşıt ve koşut şekillerde çizilmesi bir dinamizm oluşturma amacıyladır. Dramatik metinlerin bir diğer özelliği tarihsel aile kurumunda geçmeleridir. Toplumsal problematiğin aileye etkileri bocalayan insan eliyledir. Aile dışındaki bireyler kötücül özellikleriyle acımasız dış dünyayı sembolize ederler. Dramatik metinlerin aile kurumu odaklı yapısı toplumun en küçük yapı biriminin sahne tekniği ve yapısına uygunluğuyla açıklanabilir. Sahneden beklenen, dramatik metinlerdeki bocalayan insanı yansılamasıdır. İzleyici, bocalayan insanın üzerine düşen gölgesiyle toplumsal problematiği içselleştime sürecine girer. Tiyatro salonundan bilinçlenerek çıkan izleyici, toplumsal değişim ve dönüşümün bel kemiğini oluşturacaktır.

AileSümer, GünerTipler+3
Gökhan Teker
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde konuşma bozukluğu olan ve olmayan çocukların ebeveyn ve öğretmenlerinin, konuşma bozukluklarına yönelik tutum ve bilgilerinin incelenmesi- lefkoşa örneklemi

Çalışmanın amacı, Lefkoşa örneklemi ile KKTC'de konuşma bozukluğu olan ve olmayan çocukların ebeveyn ve öğretmenlerinin konuşma bozukluklarına yönelik tutum ve bilgilerini belirleyebilmektir. Toplam 191 katılımcıdan 34'ü konuşma bozukluğu olan çocukların ebeveyni, 57'si konuşma bozukluğu olmayan çocukların ebeveyni, 64'ü konuşma bozukluğu olan öğrencisi bulunan öğretmen, 36'sı konuşma bozukluğu olan öğrencisi bulunmayan öğretmenden oluşmaktadır. Çalışma betimsel bir araştırma olup veri toplama aracı olarak Toğram ve Maviş'in (2009) çalışmasında yer alan "Dil ve Konuşma Bozukluklarına Yönelik Tutum ve Bilgi Anketi" kullanılmıştır. Anket ile ebeveyn ve öğretmenlerden oluşan katılımcı gruplarının, konuşma bozukluğu olan çocukların akademik/sosyal başarısına yönelik tutumları ve konuşma bozukluklarının nedenleri ve terapisine yönelik düşünceleri betimlenmiştir. Toplanan veriler her grubun konuya ilişkin bilgisini ortaya koymak için karşılaştırılırmıştır. Araştırmanın sonucunda konuşma bozukluğu olan ve olmayan gruplardaki ebeveyn ve öğretmenlerin konuşma bozukluğu olan çocuğun akademik/sosyal başarısı ve terapi gereksinimleri hakkındaki tutumlarının belirgin olarak farklılaşmadığı bulunmuştur. Ayrıca dil ve konuşma bozukluklarının nedenleri ve terapi eksikliklerine yönelik bilgilerinde grupların öncelikli sıralamalarının da farklılaşmadığı görülmüştür

AileEbeveynlerKonuşma+4
İmge Bora
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessEN

Siblings of individuals with autism and their thoughts and feelings about their family

This study aimes to investigate the feelings and thoughts of elder siblings of children with autism spectrum disorder (ASD) about their family members. Participants were 3 non-disabled (ND) siblings of children with ASD, aged 15-16 years. Narrative inquiry were adopted to conduct the study. The ND siblings of children with ASD were given cameras and asked to introduce their family by 10 photographs within four days. The data were collected through semi-structured interviews via those photos and analyzed through narrative analysis. In the study, three main titles were given to all participants' stories. The first main title is about the participant's thoughts about themselves; the second main title is about the participant's thoughts about his/her sibling with ASD and the third main title is the participant's thoughts about his/her family. We can infer the following results from the words of the three adolescents who have siblings with ASD: The male sibling feel embarrassment about behaviors of his sibling with ASD; siblings feel nervous about their sibling's future; all three seem to have lack of information about ASD; they are not satisfied about the time they spend with their parents; besides female siblings seemed acquiescent and protective towards the child with ASD. Implications and future research needs were discussed according to the findings of the study. Keywords: autism spectrum disorder, sibling, family, photo elicitation, narrative, qualitative research

FamilyNarrativePhotograph+4
Ezgi Alagözoğlu
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Değerler eğitimi açısından Kutadgu Bilig

Değerler, bir toplumun temelini oluşturan yapı taşlarıdır. Nesilden nesile çeşitli yollarla aktarılarak toplumların günümüze kadar varlığını devam ettirmelerini ve toplumların sanat, bilim, teknik, sağlık gibi birçok alanda gelişmelerini sağlamışlardır. Bu çalışmada İslami Türk Edebiyatının ilk yazılı eserlerinden birisi olan Kutadgu Bilig Talim Terbiye Kurulu'nun Değerler Eğitimi Yönerges'inde bulunan, öğrenciler açısından önem arz eden değerler bakımından incelenmiş ve bu eserin değerler eğitiminde materyal olarak kullanımı üzerinde durulmuştur. Beyitlerin tespitinde Fikri Silahdaroğlu'nun Günümüz Türkçesi ile Kutadgu Bilig Uyarlaması adlı eseri kullanılmıştır. Eserde yazarın kullandığı değer öğretim yöntem ve tekniklerini belirlemek için ise Reşit Rahmeti Arat'ın Türkçe'ye çevirdiği Kutadgu Bilig adlı eser kullanılmıştır. Amacımız Kutadgu Bilig'in değerler eğitiminde materyal olarak kullanımı ve eserde değer öğretiminde hangi yöntemlerin kullanıldığının ortaya konulmasıdır. İlk olarak "Eğitim" ve "Değer" kavramlarından hareket edilerek araştırmaya giriş yapılmış ve bu kavramlar üzerinden asıl konumuz olan Değerler Eğitimi, Değerler Eğitiminde aile, okul, öğretmen, edebi eserlerin rolü ve Değerlerin işlevleri, sınıflandırılması konusu hakkında detaylı bilgiler verilmiştir. Ardından Kutadgu Bilig'in tarihsel süreci ve eserin sahibi Yusuf Has Hacip hakkında gerekli bilgiler verilerek belirlediğimiz on dokuz değerle ilgili beyitler Kutadgu Bilig'den tespit edilerek analiz edilmiştir. Değerlerin eserden tespitinden sonra yazarın değer öğretiminde kullandığı yöntem ve teknikler tespit edilerek Kutadgu Bilig'in din ve değer öğretiminde materyal olarak kullanımı hakkında örnek ders modelleri üzerinden bilgi verilmiştir.Çalışmamızda betimsel analiz yöntemi kullanılmıştır. Tespit edilen beyitler eserden aynısı gibi alınarak tablolar halinde yazılmış ve yorumlanmıştır. Anahtar Kavramlar: Eğitim, Değer, Değerler Eğitimi, Kutadgu Bilig, Yusuf Has Hacip

AileDeğerlerDeğerler eğitimi+5
Sait Bilgen
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Buhârî'nin el-Edebü'l-Müfred adlı eserindeki aile konulu hadislerin din eğitimi açısından değerlendirilmesi

Aile; toplumun gelişimini ve devamlılığını sağlayan, bir toplumun diğer toplumlar arasındaki statüsünü belirleyen bir kurumdur. Çünkü toplumu meydana getiren her birey, ilk eğitimini ailede alır. Aile, toplumun yapısında belirleyici bir role sahip olduğu gibi toplumda yaşanan değişim ve gelişmeler de aile kurumunun yapısını ve niteliklerini şekillendirmektedir. Özellikle XX. yüzyılda sanayi devrimi ile başlayan ve köyden kente göç ile devam eden toplumsal değişim; aile kurumunu da etkilemiş, yeni aile tipleri ortaya çıkarmıştır. Yaşanan bu değişimle birlikte ailelerin dinî davranış ve eğitim anlayışı da yeniden biçimlenmiştir. Bu araştırma;Buhârî'nin el-Edebü'l-Müfred adlı eserinde geçen aile konulu hadislerin günümüz din eğitimi yöntem ve ilkeleri doğrultusunda incelenmesiyle, günümüz ailesinin din eğitimi anlayışına katkı sağlamayı hedefleyen bir değerlendirmedir.Araştırmada, Hz. Peygamber'in ailede din eğitimi konusunda nasıl rol model olabileceği ortaya konulmaya çalışılmıştır. Araştırma betimleyici bir tez niteliğinde olup araştırmada belgesel tarama modeli kullanılarak içerik çözümlemesi yapılmıştır. Araştırma sonucunda kentleşme, göç, kitle iletişim araçları, sanayileşme ve modernleşme gibi etkenlerin; aile, akrabalık ve komşuluk gibi sosyal kurumların din eğitimi açısından işlevini olumsuz yönde etkilediği görülmüştür. Bu bağlamda,Hz. Peygamber'in din eğitiminde kullandığı metodların; modern din eğitimi yöntem ve teknikleriyle örtüştüğü, bu konuda ailelere rol model olabileceği tespit edilmiştir. Araştırma, M. Yaşar KANDEMİR tarafından iki cilt olarak tercüme ve şerh edilen el-Edebü'l-Müfred adlı eserle sınırlandırılmıştır. Eserin Tahlil Yayınları'ndan çıkan 2. baskısı kullanılmıştır.

AileBuhariDin eğitimi+5
Mesut Eskin
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Aile kurumuna katkısı açısından din eğitiminin rolü

Araştırmamızın amacı din eğitiminin, aile kurumuna katkısını incelemektir. Araştırma Çorum İlinde yapılmıştır. Bu bölgede yaşayan 20 evli birey araştırmanın örneklemini oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında öncelikle aile kurumu ve din eğitimi üzerine kavramsal çerçeve verilmiştir. Aynı zamanda ailede gözetilmesi gereken ahlaki ve manevi unsurların önemi üzerinde durulmuştur. Konuyla ilgili literatür taraması yapılmış ve bu kapsamda YÖK tez merkezinde konuyla ilgili yapılmış çalışmalar araştırılmıştır. Çalışmanın uygulama bölümünde ise araştırmanın örneklem gurubu için saptanan katılımcılara yüz yüze görüşme formu uygulanarak 10 açık uçlu soru sorulmuştur. Yapılan mülakatlar neticesinde ulaşılan bilgiler, eğitim yöntemleri ve daha önce çalışılmış akademik çalışmalar ışığında analiz edilmiştir. Yapılan analizde ayrıca Aile Araştırma Kurumu'nun istatistiklerine yer verilmiştir. Araştırmamız giriş kısmından sonra üç bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında araştırmanın problemi, amacı, yöntemi, modeli, evren ve örneklemi, sınırlılıkları, verilerin toplanması, analiz ve değerlendirilmesi ile ilgili bilgiler verilmiştir. Birinci bölümde araştırmamızın konusu ile ilgili kavramlar din eğitimi kapsamında tanımlanarak açıklanmıştır. Ayrıca ailede din eğitimi kavramı ve aile eğitiminin temel prensipleri çalışmalarımıza ışık tutması noktasında alt başlıklar halinde açıklanmıştır. İkinci bölümde ailede gözetilmesi gereken ahlaki ve manevi unsurlar açıklanmıştır. Üçüncü bölümde ise, toplanan veriler tablolar yardımıyla aktarılmış, yapılan anket sonuçları ve değerlendirmeler literatürdeki diğer araştırmalarla karşılaştırılmıştır. Sonuç ve öneriler kısmında ise, değerlendirme ve önerilerde bulunulmuştur. Aile kurumuna katkısı açısından din eğitiminin rolünün araştırıldığı bu çalışmada ulaşılan bulgularda bu görüşü destekler niteliktedir. Öyle ki araştırmaya katılan katılımcıların büyük çoğunluğu din eğitiminin aile kurumu için önemli olduğunu ifade etmişlerdir. Katılımcıların çoğunluğunun çocuklarına din eğitimi vermesi, evlerinde dini bilgi veren kitapların okunması aynı zamanda eşlerin birbirleri ile ve çocuklarıyla yaşanan sorunlarda dini öğretilerin referans alınması ulaşılan sonuçlar arasındadır. Anahtar Kavramlar: Aile, Din, Din Eğitimi ve Aile Kurumu

AileAile içi ilişkilerDin+1
Sema Tuncay
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Entegrasyon ve ötekileşme bağlamında ikinci ve üçüncü kuşak Türk ailelerinde kimlik ve din: Hessen (LDK) örneği

Son yüzyılın ikinci yarısından sonra sanayileşmenin artması ve İkinci Dünya Savaşı'nın etkisi ile birlikte ortaya çıkan çalışan insan gücü eksikliğini gidermek isteyen ülkeler; diğer ülkelerden işçi alımına gitmiş, Türkiye'den de Almanya'ya işçi göçü böylelikle başlamıştır. Almanya'ya yalnız gelen Türk işçileri, aile birleşimi sonrası misafir işçi kimliğinden sıyrılarak kendi kültür ve değerleri ile yaşayan bir toplum kimliği oluşturdular. Bu durum, Türk ailelerini öteki olarak bulunmanın yanında dini, etnik ve ailevi kimliklere olan aidiyetleri korumanın zor olduğu bir ortama alışmak zorunda bırakmıştır. Türkler; ailevi bağların güçlü, dini hayatın da etkin yaşandığı bir ortamdan yabancı, hâkim kültür içerisine gelerek bir kimlik ve kültür karmaşası yaşadılar. Bundan dolayı da uyum ve ötekileşme gibi sorunsallar ile karşılaştılar. Din ve aile gibi kurumların kimlikleri bütünleştirici ve inşa edici etkisi sayesinde bu problemleri aşmaya çalışmışlardır. Bu çalışmanın konusu, Almanya'da yaşayan ikinci ve üçüncü kuşak Türk ailelerinin kimlik ve din algılarını entegrasyon ve ötekileşme bağlamında araştırmaktır. Bu nedenle Almanya'nın Hessen eyaletine bağlı Lahn Dill Kreis bölgesinde yaşayan ikinci ve üçüncü kuşak Türk ailelerini kapsayan bu çalışma nitel araştırma yöntemine uygun olarak ''fenomenoloji'' deseni üzerinden yürütülmüştür. Bu nedenle ''Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu'' yaklaşımı üzerinden, 56 kişi ile mülakatlar gerçekleştirilerek çalışmanın verileri elde edilmiştir. Türk ailelerin her iki kuşağı da etnik, dini ve ailevi kimliklerini genel anlamda korumuşlardır. Ailevi bağların korunmaya çalışılması, Türkiye ile iletişimin bir sebep ile devam etmesi ve kimliklerin özgürce yansıtıldığı cami gibi mekânlara olan ilgi, gelecek açısından umut verici gözükmektedir. Ancak Türklerin uyum için özverili olmasına rağmen gördükleri etnik ve dini ayrımcılığın; dini yaşamlarını, kimlik algılarını ve Almanya'ya olan uyum süreçlerini olumsuz etkilemiştir.

AileAlmanyaBütünleşme+7
Muhammed Özdemir
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psikotik bozukluk tanısı olan hasta ailelerinde içselleştirilmiş damgalanma ve aile yükü

Amaç: Psikotik bozukluk tanısı olan hastaların ailelerinde gözlemlenen aile yükü ve içselleştirilmiş damgalama eğilimleri, hasta yakınlarının psikolojik iyi oluşunu ciddi şekilde etkileyebilen faktörler olarak ortaya çıkar. Bu olumsuz etkiler, aile atmosferini zehirleyerek, psikoz hastalarının tedaviye uyumunu, işlevselliğini ve hastalığın seyrini dolaylı yoldan etkileyebilir. Bu faktörler, psikotik hastalıkla başa çıkmanın değerlendirilmesinde kritik bir rol oynayan faktörlerdir. Bu çalışma, algılanan aile yükünün artmasının kendini damgalama düzeylerini artırma olasılığını araştırmayı amaçlamaktadır. Ayrıca, bu çalışmanın sonuçlarına dayanarak aile yükünü azaltmaya ve kendini damgalama düzeylerini düşürmeye yönelik müdahaleler geliştirmek için öneriler sunmayı amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, Hitit Üniversitesi Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne bağlı Toplum Ruh Sağlığı Merkezi'nde takip edilen ve araştırmaya dahil edilme ölçütlerini karşılayan 87 psikotik bozukluk tanısı almış hasta yakını üzerinde yapılmıştır. Araştırmamız, kesitsel ve nicel bir yöntemle gerçekleştirilmiştir. Katılımcılardan alınan Aydınlatılmış Onam Formu' na ek olarak, Sosyodemografik Veri Formu, Kendini Damgalama Ölçeği – Aile (KDÖ-A) ve Algılanan Aile Yükü Ölçeği (AAYÖ) uygulanmıştır. Toplanan veriler, uygun istatistiksel yöntemler kullanılarak IBM SPSS 22 paket programıyla analiz edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya dahil edilen hasta yakınlarının %66.7'si (58 kişi) kadın, %33.3'ü (29 kişi) ise erkekti. Hastaların %26.4'ü (23 kişi) kadın, %73.6'sı (64 kişi) erkekti. Hastaların tanıları incelendiğinde, %64.4'ü (56 kişi) şizofreni, %21.8'i (19 kişi) şizoaffektif bozukluk ve %13.8'i (12 kişi) atipik psikoz tanısı almıştır. Hastaların ortalama hastalık süresi yaklaşık 19.28 yıl olarak bulunmuştur. Hastalık süresi, hasta yakını yaşı ve eğitim düzeyi Kendini Damgalama Ölçeği-A ile anlamlı ilişkili bulunmuştur. Evdeki kişi sayısı, hastanın günlük ihtiyaçlarını karşılama düzeyi, eğitim düzeyi ve sosyal destek varlığı ise Algılanan Aile Yükü Ölçeği ile anlamlı ilişkili bulunmuştur. Hasta yakınlarına ait Kendini Damgalama Ölçeği 'nin toplam puanı V ortalama 25.66 iken Algılanan Aile Yükü Ölçeği 'nin toplam puanı 27.97 olarak belirlenmiştir. Algılanan Aile Yükü Ölçeği ile Kendini Damgalama Ölçeği-Aile toplam puanı (p:0.002), değersizlik algısı (p:0.007) ve toplumsal çekilme (p:0.001) alt boyutları arasında pozitif yönde zayıf bir ilişki tespit edilmiştir. Bununla birlikte, AAYÖ ile KDÖ-A'nın hastalığın gizlenmesi alt boyutu arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p:0.297). Tartışma-Sonuç: Algılanan Aile Yükü Ölçeği ile Kendini Damgalama Ölçeği Aile toplam puanı ve alt boyutları arasında, değersizlik algısı ile toplumsal çekilme arasında bir ilişki tespit edilmiştir. Bu sonuçlar, aile yükü ile damgalama arasındaki karşılıklı etkileşimi göstermektedir. Öte yandan, AAYÖ ile KDÖ-A arasında hastalığın gizlenmesi alt boyutu arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Bu durum, hastaların uzun yıllardır psikotik bozukluk tanısına sahip olmaları ve çevrelerince zaten bu durumun bilinmesiyle açıklanabilir. Araştırmada yer alan katılımcıların uzun süre boyunca psikotik bozuklukla başa çıkmaya çalıştıkları ve bu durumun kronik hale geldiği sonucuna ulaşmak mümkündür. Psikotik bozukluk hastalarının yakınları için aile yükünü ve damgalamayı azaltıcı müdahalelerin sağlık profesyonelleri tarafından uygulanması, bu faktörlerle ilişkilendirilen durumların göz önünde bulundurulması ve kronik psikotik bozukluk yönetiminde ele alınması gereken önemli konulardır. Anahtar Kelimeler: Damgalanma, algılanan aile yükü, psikotik bozukluklar

AileAile yüküDamgalama+4
Elif Alaybay
Hitit University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İştahsızlığı olan 2-10 yaş arası çocukların ve ailelerinin incelenmesi ve sağlıklı beslenme eğitiminin verilerek eğitim sonrası sonuçların değerlendirilmesi

İştahsızlık çocukluk çağında sık karşılaşılan bir problem olup, bu nedenle çocuk hekimlerine başvuru da sıktır. Organik hastalığa bağlı olmayan iştahsızlıkta ailelere beslenme ve davranış önerileri verilerek çocuğun büyüme ve gelişiminin izlenmesi esastır. Bu araştırmada ailelere verilen beslenme önerilerinin çocuğun iştahsızlığını düzeltmede yarar sağladığının gösterilmesi hedeflenmiş olup, bu sayede çocukların sağlıklı beslenmesinin gerçekleştirilmesi ve de ailelerin iştahsızlık konusundaki kaygılarının giderilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya Ağustos - Kasım 2017 tarihleri arasında T.C Sağlık Bakanlığı DPÜ Kütahya Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesi çocuk polikliniklerine iştahsızlık şikayeti ile başvuran 2-10 yaş arası organik hastalık tanısı ve bulgusu olmayan 96 çocuk alındı. Çocukların gelişlerinde boy, kilo, vücut kitle indeksi ölçülerek, anket yoluyla beslenme özellikleri sorgulandı. Ailelerden çocukların üç günlük yemek listeleri alınarak çalışma başındaki boy, kilo, vücut kitle indeksi (VKİ), enerji ve protein alımları iki aylık davranış değişikliği sonrasındaki değerleriyle karşılaştırıldı. Ailelerin %84,3'ünün beslenme kurallarını uygulayabildiği ve bu ailelerden %79'unun kurallardan fayda gördüğü öğrenildi. Çocukların çalışma başındaki değerlerine göre çalışma sonunda alınan boy, kilo, VKİ, kalori değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı artış tespit edildi. Protein değerlerinde anlamlı artış saptanmadı. Yaş gruplarına göre değerlendirildiğinde özellikle 8 yaş altındaki çocuklarda beslenme kurallarının uygulanabilir ve faydalı olduğu saptandı. Çalışma başında hesaplanan çocukların aldığı kalori değerlerinin almaları gereken miktardan ortalama %25 düşük olduğu ve bunun annenin bildirdiği iştah durumuyla uyumlu olduğu tespit edildi. Sonuç olarak organik hastalığa bağlı olmayan iştahsızlıkta, davranış değişikliği uygulamasının özellikle 8 yaş altındaki çocuklarda faydalı olduğu tespit edildi. Anahtar kelimeler: İştahsızlık, beslenme sorunları, beslenme kuralları, enerji alımı

AileAnoreksiBeslenme bozuklukları+6
Hafize Selma Çetin
Kütahya Dumlupınar University
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal medyanın ailenin sosyalleşme işlevine etkisi: Ankara örneği

Günümüzde sosyal medyanın aile bireyleri tarafından fazla kullanımı sosyal bilimlerin araştırma konularından biri olmaktadır. Teknoloji toplumunda ailenin sosyalleşme işlevinin sosyal medyada devam etmesini anlamaya yönelik bu çalışmada nitel yönteme dayalı betimsel analizler ve mülakat (görüşme) tekniğine yer verilmiştir. Görüşmeler Ankara ilinde Akdere, Abidinpa, Şentepe ve Çiğdemtepe semtlerinde gerçekleştirmiştir. Görüşmeler sonucunda günümüzün sosyal medya uygulamaları olan Facebook, Twitter, Instagram, Tik-Tok gibi sanal sosyalleşme uygulamaları yetişkin sosyalleşmesini devam ettiren toplumsallaşma aracı olarak ailenin sosyalleşme işlevini paylaştığı yönünde nitel bulgular elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Aile, Ailenin Sosyalleşme İşlevi, Sosyal Medya, Sanal Sosyalleşme

AileFacebookSosyal medya+4
Serap Balyemez
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

İşgörenlerin kişilik tiplerinin örgütsel bağlılıkları üzerindeki etkisi: Bursa' da mobilya sektöründe uygulama örneği

Kişilik kavramının, çağlar boyunca oldukça önem verilen bir kavram olduğu bilinmektedir. Kişilik kavramı söz konusu olduğunda akla ilk gelen, bireysel farklılıkları vurgulamaktır. Her bireyin olayları algılama, düşünüş, kendini ifade etme şekli ve geliştirmiş olduğu davranışlar arasındaki farklılıklar araştırmacıları ortaya çıkan bu farklılıkların nedenini sorgulamaya yöneltmiştir. Bundan dolayı kişilik kavramı çağlar boyunca araştırmalara konu olmuştur.Günümüzde, entelektüel sermayenin etkin bir şekilde yönetimine verilen önem arttığından, örgütsel bağlılık kavramı da büyük önem kazanmıştır. Nitelikli işgücünün örgütüne bağlı olarak çalışması, bütün yetenek ve bilgisini örgütü için kullanması örgütsel bağlılığı yakından ilgilendiren bir konudur. Yapılan araştırmalar sonucunda, kendilerini bulundukları örgüte bağlı hisseden işgörenlerin oldukça başarılı oldukları gözlemlenmiştir. Bu nedenle örgütsel bağlılık, kaliteli mal / hizmet üretimini gerçekleştirme, müşteri memnuniyetini sağlama ve işgören devir hızını azaltma konularında önemli bir araçtır.Ayrıca örgütsel bağlılık konusuna; örgütsel davranış, örgütsel psikoloji ve sosyal psikoloji gibi farklı alanların etkisi de, işgörenlerin kişilikleri ile bulundukları örgüte bağlılıkları arasında ilişki kurmayı gerekli hale getirmektedir. Bu nedenle günümüzde birçok örgüt, işgörenlerin örgüte dahil olmalarının ilk aşaması olan iş görüşmelerinde adaylara çeşitli kişilik testleri uygulamaktadır. Bu yöntem işe, örgüte ve ortama uyumlu yapıdaki işgörenleri örgüte dahil etmenin bir yolu olarak düşünülmektedir.İşgörenlerin yaptıkları işe, bulundukları örgüte ve iş arkadaşlarına bağlılığı konusunun işgörenlerin kişilik tip ve özelliklerinden etkilendiği varsayımıyla araştırmada kişilik tipleri, kuramları ve örgütsel bağlılık konuları üzerinde durulmuştur.

AdaletAileDavranış+2
Tuğba Kaplan
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Aile şirketlerinde kurumsallaşma ve yönetimin devri: Uşak OSB'nde örnek uygulama

Aile şirketleri ülke ekonomisinin büyümesinde önemli katkı sağlayan kuruluşlardır. Aile şirketlerinin bir çalışma konusu olarak ortaya çıkması ile birlikte bu işletmelerde kurumsallaşma ve yönetimin sonraki kuşaklara devri hususu gündeme gelmiştir.Bu çalışmamızda aile şirketlerinde kurumsallaşma ve yönetimin devri ilişkisi araştırılmış ve ortaya çıkan sorunlara çözüm önerileri getirilmiştir.Anahtar Kelimeler: 1) Kurumsallaşma, 2) Aile Şirketleri, 3) Yönetimin Devri

AileDevirKurumsallaşma+2
Nihal Dönmez
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Hedonik tüketim davranışını belirleyen demografik faktörlerin analiz (Eskişehir Yunus Emre Devlet Hastanesi sağlık personeli örneği)

Çağımızda hızla gelişen teknoloji ve bilişim alanındaki değişmeler tüketim olgusuna farklı bir boyut kazandırmıştır Gelişen iletişim araçları sayesinde tüketicilerin tüketim ihtiyaçlarına sürekli şekil verilmeye çalışılmaktadır. Bu çaba dâhilinde işletmelerin pazarlama faaliyetlerinin arzu edilen sonuçlara ulaşması için tüketicilerin davranışlarının incelenmesi ve analiz edilmesi zorunluluk haline gelmiştir. Yapılan araştırmalar sonucu tüketicilerin, sorunlarına maksimum faydayı bulmaya çalışan rasyonel problem çözücülerden daha farklı boyut ve özellikleri olduğu kabul edilmiştir. Tüketiciler sadece ihtiyaçlarını gidermek için alışveriş yapmamakta aynı zamanda, tüketim deneyiminden haz almaya çalışmaktadırlar. Bu yüzden ürün ve markaların sembolik anlamları rekabet avantajı sağlamada en önemli araçlardan birisi haline gelmiştir.Hedonik tüketim olarak adlandırılan bu yaklaşım tüketiciyi anlamak açısından önemli bir ipucu olmakta ve pazarlama araştırmacılarının işlerini ve rekabet güçlerini artırma yolunda önemli bir rehber konumundadırlar.Demografik faktörlerin hedonik tüketim üzerine etkileri için yapılan bu çalışmada birinci bölümde tüketici davranışları kavramı ele alınmış, ikinci bölümde Hedonik Tüketim olgusu tarihsel gelişimi ile incelenmiş ve son bölümde ise analizler yoluyla hedonik tüketim ve demografik faktörler arasındaki etkileşim saptanmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Tüketici Davranışları, Hedonizm, Hedonik Tüketim

AileAlgıDemografik değişkenler+6
Evren Akca
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuk suçluluğu ve toplumsal nedenleri

Bu tezin amacı, çocuk suçluluğuna yol açan toplumsal nedenleri günümüzde ulaşılan ekonomik, siyasal ve sosyolojik nedenlerle birlikte açıklamaktır. Çocuk suçluluğunun değişen mahiyeti ve günümüze ulaşan gelişim süreci bu tezin ana eksenini oluşturmaktadır. Çocukların suç kelimesi ile birlikte anılması gerçekten de içinde bulunduğumuz çağın, toplumları ne derecede etkilendiğini göstermektedir. Bu olumsuz etkiler sosyal polarizasyonu derinleştirmekte ve incelemeye çalıştığımız suçluluk olgusunun itici nedeni olmaktadır. Çocuklar üzerinde aile ve sosyal çevre tarafından sürdürülen toplumsallaştırma işlevi bu gibi makro etkenler tarafından başarılı bir şekilde tamamlanamamakta, göç, düzensiz kentleşme, gecekondulaşma, medya gibi faktörlerin olumsuz etkileri çocukların suça bulaşmasına neden olmaktadır.Anahtar Kelimeler: Çocuk, Suç, Çocuk Suçluluğu, Göç, Kentleşme, Aile, Medya.

AileAile içi ilişkilerGöçler+8
Hakan Balci
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Kitle iletişim araçlarında ailenin ve ataerkinin yeniden üretimi (Örnek olaylar: Zuhal Topal'la İzdivaç programı ve Geniş Aile dizisi)

ÖZETKİTLE İLETİŞİM ARAÇLARINDA AİLENİN VE ATAERKİNİN YENİDEN ÜRETİMİ (ÖRNEK OLAYLAR: ZUHAL TOPAL'LA İZDİVAÇ PROGRAMI VE GENİŞ AİLE DİZİSİ)ŞAHİN, HaticeYüksek Lisans Tezi, Sosyoloji Ana Bilim DalıTez Danışmanı: Yrd. Doç. Dr. Şehriban ŞAHİN KAYATemmuz, 2011, 123 sayfaBu tez insanlar için son derece önemli bir duygusal destek alanı olan aile kurumunun ataerkillik, popüler kültür ve kapitalizm üçgeninde nasıl tekrar üretildiği, ?aile son buluyor? tartışmaları arasında kadını ikincilleştiren ataerkilliğin kitle iletişim araçlarında nasıl temsil edildiğini ?Geniş Aile? ve ?Zuhal Topal'la İzdivaç? örnek olayları üzerinden ortaya koyma hedefindedir. Bu çalışmada ailenin ve kitle iletişim araçlarının tarihsel gelişimi ve teorik yaklaşımları üzerine basılı yayın araştırması yapılmıştır. ?Geniş Aile? ve ?Zuhal Topal'la İzdivaç? programları üzerine uygulanan gözlem, içerik analizi ve görüşme teknikleri kullanılmıştır.20. ve 21. yüzyılın insanları günlük hayatın her anında ve her alanında kitle iletişiminin ürettiği kimliklere ve imajlara maruz kalırlar. Kitle iletişim araçlarında üretilen anlamlar, üretim ve tüketim ilişkilerini içerir. Üretim ve tüketimin söz konusu olduğu her noktada güç ilişkileri devreye girer. Kitle iletişim araçlarından söz edildiği noktada popüler kültür ve tüketim toplumu ilişkisine bakılması bir zorunluluktur.Çağdaş toplumlarda herkes bir tüketicidir. Tüketim, ister insanın yiyecek, giyecek, barınma ihtiyacı olsun isterse de kültürel ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olsun kitleleri yönlendiren popüler kültürün egemenliği altındadır. Popüler kültür bir eğlence kültürü olarak kitle iletişim araçları tarafından tekrar tekrar üretilmektedir. Popüler kültürün yeniden üretimi esnasında toplumun içinde yaşayan kültür sorgulanmadan gösterime sokulur. Gösterime sokulan görüntü toplumu çağdaşlaştırmanın ötesinde sadece gelirlerini en üst seviyeye çıkarmanın peşindedir.Üreme, seks güdüsü ve duygusal bağlılıklar sonucu ortaya çıkan aile kurumu özel mülkiyet anlayışı ile birlikte ataerkil sistemin tahakkümü altına girmiştir. Kapitalizm kendinden önceki tüm kavramları, yaşam biçimlerini geleneksel olarak niteleyerek kendini farklılaştırmıştır, ancak ataerkillik konusunda bir süreklilik göstermiştir. Kitle iletişim araçları gelirlerini korumak ve artırmak için ataerkil kapitalist sisteme sıkı sıkıya bağlıdır. Kitle iletişim araçları, özellikle televizyon ataerkil aile yapısını korumak için toplumun ataerkil kültürel varlıklarını sorgulamadan ekrana taşır. Geniş Aile dizisi toplumdaki ataerkil aile imajını en iyi yansıtan örneklerden biridir.Zuhal Topal'la İzdivaç programına katılan kişiler çoğunlukla modern yaşam şartlarıyla yalnız kalan insanlar, ekonomik sıkıntı içinde olan ve bir erkeğin bakımına ihtiyaç duyan kadınlar ve kendilerine ev içindeki ihtiyaçlarını karşılayacak beceriler kazandırılmamış erkeklerdir. Geçmiş dönemlerde insanlar yaşlı anne ve babalarının bakımını üstlenmekteydi. Son dönemlerde yaşanan toplumsal ve ekonomik koşullar bunu engellemektedir. Geniş ailelerin parçalanmasıyla birlikte insanlar yaşlılıklarında yalnız kalmaktadır. Bu durumdan kurtulmak için çözümü evlilikte bulmuşlar ve en kolay yol olarak da toplum tarafından sevilen insanlarca sunulan televizyon programlarını tercih etmektedirler.Anahtar Kelimeler: Aile, Ataerkillik, Kapitalizm, Popüler Kültür, Tüketim Toplumu, Kitle İletişim Araçları.

AileAtaerkilKapitalizm+6
Hatice Şahin
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00

Related subjects