Ankle

63 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Hava ulaşımında çalışanlarda uzun süre ayakta kalmanın ayak morfolojisine etkisi

Bu çalışmada; ayakta uzun süre çalışanlarda ofis ortamında oturarak çalışanlara göre vücut ağırlığının ayağın kubbemsi yapısı ve şeklini bozacağı hipotezine dayanarak, ayakta uzun süre kalmanın ayak morfolojisine etkisini araştırmak amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda havayollarında çalışan ve çalışma saatlerinin büyük bir bölümünü ayakta geçiren 21-43 yaş arası 42 kişilik (17 erkek, 25 kadın) kabin memuru populasyonunda ve kontrol grubu olarak da 20-55 yaş arası 35 kişilik (17 erkek, 18 kadın) Adana Havalimanı'ndaki ofis çalışanı populasyonunda ayak ölçümleri yapılmıştır. Demografik özellikler ile ilgili bilgi alınıp, ayakta deformasyon olup olmadığına bakılmıştır. Kilo, boy ve alt ekstremite uzunluğu ile ilgili ölçümler yapıldıktan sonra mezura ve antropometrik set kullanılarak ayak ile ilgili ölçümlere geçilmiştir. Bu ölçümler; ayak ve segmentlerinin uzunluk, genişlik, yükseklik ve çevresi ile ilgili ölçümlerdir. İstatistiksel analizler için SPSS 17.0 programı kullanılmıştır. Tüm bireyler birlikte ele alındığında; cinsiyete göre bacak uzunluğu, sağ ayaktaki tüm arkuslar ve Feiss çizgisi-navicula arası mesafe dışında tüm parametrelerde erkekler lehine anlamlı fark bulunmuştur (p<0,001-0,003). Ayakta uzun süre çalışanlarda, ofis çalışanlarına göre navikular yükseklik, tarsal yükseklik, ayak genişliği, ayak bileği çevresi, bimalleoler çevre ve Feiss çizgisi-navicula uzaklığında anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0,05). Bu bulgulara dayanarak; ayakta uzun süre çalışmanın ayağın yapısında değişiklik oluşturabileceği ve bunun statik kasılmadan kaynaklandığı söylenebilir. Sonuç olarak, hava ulaşımı çalışanlarında ayağın morfolojik analizi konusunda ilk kez yapılan bu çalışma bulgularının; ayakta uzun süreli durmanın ayak yapısı ve şekline etkilerinin anlaşılmasına ve uzun saatler boyunca ayakta kalan çalışanların ayak ölçülerinin belirlenmesine katkıda bulunulduğu düşünülmektedir.

AyakAyak bileğiAyak bileği eklemi+7
Nazire Kılıç
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Lokal kortikosteroid enjeksiyonu ve laser tedavisi uygulanmış plantar fasiit tanılı hastaların değerlendirilmesi

Amaç: Plantar fasiit fonksiyon kaybı ve yetersizlikle giden ve genellikle yaşlılarda görülen topuk ağrısının en sık sebeplerinden biridir. Bu çalışmada, plantar fasiit tanılı hastalarda lokal kortikosteroid enjeksiyonu ve LASER tedavisinin ağrı ve fonksiyonellik üzerine etkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Bu retrospektif çalışmada toplam 96 hastanın dosyası incelendi ve verileri tam olan 56 hasta çalışmaya dahil edildi. Grup 1'e (n:28) lokal kortikosteoid enjeksiyonu (triamsinolon heksasetonit), grup 2'ye (n:28) 904 nm, 2J/cm2 dozunda 10 seans Galyum Arsenit LASER tedavisi almış hastalar dahil edildi. Vizüel Analog Skala, Ayak Fonksiyon İndeksi ve Topuk Hassasiyet İndeksi skorları, tedavi öncesi, tedavi sonrası ve 2. hafta, 1. ay ve 3. ay hasta kayıtlarından elde edildi. Bulgular: Demografik veriler ile kullanılan diğer indekslerin başlangıç parametreleri açısından gruplar arasında fark yoktu. Vizüel Analog Skala ve Ayak Fonksiyon İndeksi' nin tüm alt gruplarında tedavi boyunca her iki grupta da istatistiksel anlamlı düzelme saptandı (p0,001) ancak grup 2'nin istirahat Vizüel Analog Skala değerlerinde anlamlı değişiklik görülmedi (p=0,159). Aktivite Vizüel Analog Skala ile Ayak Fonksiyon İndeksi'nin tüm alt grup skorları grup 1'de 3. ayda en düşük değerdeyken, Ayak Fonksiyon İndeksi aktivite kısıtlılığı skoru grup 2'de 1. ayda en düşük değerdeydi. Topuk Hassasiyet İndeksi'nde 3. ayda azalma grup 2'de istatistiksel anlamlıyken (p=0,001), grup 1'de sınırda anlamlıydı (p=0,053). 3. ayda Topuk Hassasiyet İndeksi skorlarındaki farklılık dışında (p=0,053), tüm takip dönemlerinde Vizüel Analog Skala, Ayak Fonksiyon İndeksi ve Topuk Hassasiyet İndeksi skorlarında iki grup arasında anlamlı fark gözlenmedi (p0,05). Sonuç: Plantar fasiit yönetiminde LASER tedavisi lokal kortikosteroid enjeksiyonu kadar etkili görünmektedir. Her iki tedavinin etkinliğinin açığa çıkarılması için prospektif randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç vardır.

Adrenal korteks hormonlarıAyakAyak bileği+4
Ayşegül Coşkun
Çukurova University
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlıklı kadınlarda topuklu ayakkabı kullanım sıklığının, gastrosoleus kas kısalığına, ayak postürüne ve dengeye olan etkisinin araştırılması

Bu çalışmanın amacı, sağlıklı bireylerde topuklu ayakkabı kullanım sıklığının değerlendirilmesi ve topuklu ayakkabı kullanım sıklığının gastrosoleus kas kısalığına, ayak postürüne ve dengeye etkisini ortaya koymaktır. Çalışmaya yaşları 18-50 arasında değişen 110 sağlıklı kadın alındı. Pes planus, pes kavus, halluks valgus, transvers ark düşüklüğü, çekiç parmak, pes ekinovarus gibi ayak deformiteleri için Toplam Ayak Deformite Skorlaması (TADS), gastrosoleus kas kısalığı için kas kısalık testi, dengeyi değerlendirmek için Berg Denge ölçeği kullanıldı. Ölçümler topuklu ayakkabılı ve ayakkabısız tekrarlandı. Ayakkabı giyme sıklıklarına göre haftada 1 ve daha az topuklu ayakkabı kullananlar normal, 2 ve daha fazla kullananlar ise sık giyenler olarak 2 gruba ayrıldı ve sonuçlar karşılaştırıldı. Yapılan ölçümler sonucunda ayakkabı kullanım frekansı ile ayak deformitesi, m. gastrosoleus kısalığı ve denge arasında anlamlı bir ilişkiye rastlanmadı (p>0,05). Gruplar kendi içinde topuklu ayakkabılı ve ayakkabısız denge ölçümlerinde ve yine berg denge ölçeğinin bir parametresi olan öne uzanma testi sonuçlarında anlamlı değişimler gösterdiler (p<0,05). Bu çalışmadan elde edilen sonuçlarda, topuklu ayakkabı kullanım sıklığının ayakta deformite oluşumuna yol açmadığı, m. gastrosoleus kasında kısalığa neden olmadığı, statik ve dinamik dengede bozulmaya sebebiyet vermediği saptanmışdır. Anahtar Kelimeler: Topuklu Ayakkabı, Denge, Ayak postürü, Kas Kısalığı

AyakAyak bileğiAyakkabılar+4
Alper Haznedar
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Romatoid artritli kadın hastalarda ayak ve ayak bileği değerlendirmesi: Morfolojik ve izokinetik çalışma

Çalışmamızın amacı kadınlarda romatoid artrit (RA) hastalığının ayak bileği izokinetik kuvvetine ve ayak morfometrik ölçülerine etkilerini araştırmaktır. Çalışmamızda RA tanılı 60 kadın hasta ile bu hastaların yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi (VKI) ve dominant ekstremitesi ile benzer 60 sağlıklı kontrol değerlendirmeye alındı. Çalışmaya katılan tüm bireylere ayak ve ayak bileği morfometrik ölçümleri ve izokinetik kuvvet ölçümü yapıldı. RA grubunda Disease Activity Score in 28 joints (DAS28) ile Foot Function Index (FFI) uygulandı ve hastalık süresi kaydedildi. RA hastalarında sağlıklı kişilere kıyasla ayak uzunluğu, lateral ayak uzunluğu değerleri daha büyük, ayak parmak uzunluk değerleri daha küçük bulundu. RA hastalarındaki caput ossis metatarsi I ve V yükseklikleri sağlıklı kişilere kıyasla daha büyüktü. Bimalleoler çevre ölçümü değeri RA hastalarında daha yüksek bulundu. RA hastalarında ölçülen malleolus medialis ve lateralis yükseklik değerlerin sağlıklı kişilere kıyasla daha küçük tespit edildi. Ayrıca RA hastalarında 1. metatarsophalangeal açı değeri sağlıklı kişilere kıyasla daha büyük bulundu. Ayak bileği izokinetik kuvvet ölçüm değerlerinde RA hastalarının değerleri sağlıklı kişilerden daha düşüktü. RA'lı hastaları remisyon, düşük hastalık aktivitesi, orta hastalık aktivitesi olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Bu gruplar arasında hastalık süresi, FFI skorları ve izokinetik ölçüm parametreleri değerleri anlamlı farklılık göstermedi. İzokinetik kuvvet değerleri ile DAS28 skorları ve FFI değerleri arasında negatif anlamlı korelasyonlar saptandı. Çalışmamızın sonucunda elde edilen bulgular, RA hastalığının ayak morfolojisinde değişikliklere sebep olduğunu, ayak bileği kas kuvvetinde anlamlı derecede azalmaya neden olduğunu gösterdi.

AntropometriArtrit-romatoidAyak+4
Bilge Türkmen
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2020
10
Master'sOpen AccessTR

Şanlıurfa ilindeki serebral palsili çocukların ailelerinin ayak-ayak bileği ortezi kullanım beklentilerinin incelenmesi

Bu çalışma Şanlıurfa ilinde yaşayan ayak-ayak bileği ortezi (AFO) kullanan, Serebral Palsi (SP)'Ii çocukların ailelerinin beklentilerini incelemek amacıyla yapıldı. Çalışmaya, Şanlıurfa ilinde yaşayan, farklı özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde tedavi gören, yaşları 3-18 yıl arasında değişen, AFO kullanan 120 SP'li çocukların ebeveynleri ve fizyoterapistleri dahil edildi. Çalışmamızda, fizyoterapistler için "Fizyoterapist Sorgulama Formu", ebeveynler için ise "Ebeveyn Sorgulama Formu" kullanıldı. Fizyoterapistlere uygulanan sorgulama formunda, hastanın tedavisi, ortez ve ortez kullanımına yönelik sorular yer alırken, ebeveyn sorgulama formunda ebeveynlerin sosyoekonomik durumları, ortez ve rehabilitasyona yönelik bilgi seviyeleri, ortezden beklentileri, ortez kullanma alışkanlıkları ve ailenin ortezden memnuniyeti gibi sorular yer aldı. Ebeveynlerin sosyo-demografik özellikleri sorgulandığında, en çok ilkokul mezunu oldukları, aylık kazançlarının 5000 Tl altında olduğu, daha çok şehirde ikamet ettikleri ve %55 oranında sosyal güvenceye sahip oldukları belirlendi. SP'li çocukların en fazla yürüme ortezi kullandıkları, bunu gece ortezinin takip ettiği saptandı. Gece AFO'su kullanım süresinin daha fazla olduğu bulundu. Çocukların gece ve yürüyüş AFO'ları kullanım süreleri aralarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edildi (p<0,05), düzenli kullanıp kullanmama durumu açısından gece ve yürüyüş AFO'sunun benzer olduğu görüldü (p>0,05). Çalışmanın sonucunda; ebeveynlerin SP hastalığı, tedavi ve rehabilitasyon süreci ve ortez kullanımına yönelik bilgilerinin artırılmasında fizyoterapistlere büyük görevler düştüğü görüşüne varıldı. Çocukların ortezlerini kullanırken yaşadıkları problemlerin en aza indirilmesi için aile ve rehabilitasyon merkezleri uyum içinde olmalıdırlar.

Ana-babaAyakAyak bileği+5
Muhammed Vedat Dusak
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adli yaş tahmininde ayak bileği MR görüntülerinde tibia distal epifiz hattı ve kalkaneus epifiz hattı kombinasyonunun kullanılabilirliği

Amaç: Yaş tahmini ülkemizde adli tıp uzmanlarının rutin işlerinin önemli bir parçasıdır. Ülkemizde hukuk sistemi açısından 12, 15 ve 18 yaş sınırları önemlidir. Adli makamlarca cinsel istismar, çocuk pornografisi, yasadışı göç, evlilik vb. konularda özellikle adli tıp uzmanlarından sanığın veya mağdurun yaş tahmini istenmektedir. Bu konuda en yaygın kullanılan yöntem radyolojik yöntemlerdir. Klinik endikasyon dışı radyasyon maruziyetinin olası zararları nedeniyle yeni çalışmalar non-iyonize ve non-invaziv yöntemlere odaklanmaktadır. Bu çalışmada non-iyonize bir yöntem olarak ayak bileği manyetik rezonans görüntülerinden yaş tahmini yaparak bunun kişilerin gerçek yaşları ile uyumlu olup olmadığını, bölgemizde uygulanabilirliğini göstermek ve veri tabanını oluşturmak amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesine Ocak 2011-Aralık 2020 tarihleri arasında başvurup ayak bileği MR çekilen, yaşları 7-26 arasında değişen hastaların MR görüntüleri retrospektif olarak değerlendirildi. Kemik gelişimini etkileyen hastalıklar, kemik maligniteleri, steroid, kemoterapi, radyoterapi tedavisi, ayak bileği eklemini ilgilendiren kırık, cerrahi fiksasyon, kemik iliği ödemi olan olgular çalışmanın dışında tutuldu. 197'si erkek ve 134'ü kadın olmak üzere toplamda 331 hastanın ayak bileği MR görüntüsü incelenerek distal tibial ve kalkaneal epifiz hattı kemikleşme noktalarına Lu ve ark.'nın önerdiği 6 aşamalı bir evrelendirme metodu uygulandı. Çalışmada 1.5 T MR, 3-4 mm kesit kalınlık, sagital kesit fast spin echo T1 ağırlıklı sekansından elde edilen görüntüler değerlendirildi. Bulgular: Çalışma sonucunda her iki cinsiyette hem distal tibial hem de kalkaneal epifizde evre 1'in en son 18 yaş altında görüldü. Erkeklerde distal tibial epifiz ossifikasyonunda evre 2'nin (25,5 yaştaki bir olgu hariç tutulduğunda) 18 yaş altında görüldüğü, her iki cinsiyette distal tibial epifiz ve erkeklerde kalkaneal epifiz ossifikasyonunda evre 5 neredeyse tüm olgularda 18 yaş ve üzerinde görüldü. Distal tibial epifiz ossifikasyonunda evre 2 (9,9 yaştaki bir olgu dışarda tutulduğunda) ve kalkaneal epifiz ossifikasyonunda evre 3 ve evre 4 her iki cinsiyette 12 yaş ve üzerinde görüldü. Sonuç: Çalışmamızın sonuçlarına göre yaş tahmininde manyetik rezonans görüntülemenin 12 ve 18 yaş sınırının belirlenmesi amaçlı diğer radyolojik yöntemlere ek olarak kullanılabilecek non-iyonize bir yöntem olduğu görülmektedir. Yaş tahminlerinde MR kullanımının rutine girebilmesi için deneyimli çalışmacılarca yapılacak çok merkezli, karşılaştırmalı ve prospektif daha fazla çalışmaya ihtiyaç bulunduğu düşünülmektedir.

Ayak bileğiEpifiz beziKalkaneus+4
Tuğçe Koca Yavuz
Çukurova University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Hemiplejik hastalarda unilateral ve bilateral ayak-ayak bileği ortezinin denge, yürüyüş, performans ve günlük yaşam aktiviteleri üzerine etkilerinin araştırılması

Çalışmamızın amacı, hemiplejik hastalarda unilateral ve bilateral ayak-ayak Bileği ortezi (AFO)'nin denge, yürüyüş, performans ve günlük yaşam aktiviteleri üzerine etkilerinin araştırılmasıdır. Çalışmaya yaş ortalaması 59,16±12,99 yıl olan, Brunnstrom evrelemesinde alt ekstremite evre 3 ve üstü olan, koopere 38 birey dahil edildi. Bireyler bilateral ve unilateral AFO'lu olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Gruplar, tedavi öncesi AFO'lu ve 6 hafta sonra tedavi sonrası AFO'lu olarak değerlendirildi. Tüm hastalarda 6 haftalık süre boyunca AFO kullanımıyla birlikte aldıkları konvansiyonel tedaviye devam edildi. Bireylerde; statik dengeyi ölçmek için Tek Ayak Üzerinde Durma Testi, dinamik dengeyi değerlendirmek için Berg Denge Ölçeği (BDS) ve Zamanlı Kalk Yürü Testi (ZKYT), yürüme hızını ölçmek için 10 Metre Yürüme Testi (10MYT), yürüme mesafesini değerlendirmek için 1 Dakika Yürüme Testi (1DYT) ve günlük yaşam aktivitelerindeki bağımsızlığı ölçmek için Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği (FBÖ) kullanıldı. Elde edilen veriler sonucunda, grupların kendi içindeki tedavi öncesi ve tedavi sonrası değerlendirmelerine bakıldığında, statik ve dinamik dengede, yürüyüş hızı ve yürüme mesafesinde ve fonksiyonel bağımsızlıkta tedavi sonrası lehine iyileşmeler gözlendi (p<0,001). Bu parametreler açısından unilateral ve bilateral AFO'lu olarak gruplar karşılaştırıldığında ise, grupların benzer olduğu görüldü (p>0,05). Sonuç olarak, hemiplejik hastalarda denge, yürüyüş, performans ve günlük yaşam aktiviteleri açısından unilateral AFO ile bilateral AFO kullanımının aynı etkilere sahip olduğu belirlendi. Statik AFO kullanılarak yürüyüş simetrisi açısından değerlendirilmelerin yapıldığı ileri çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Hemipleji, Ortez, Ayak-Ayak Bileği Ortezi, Bilateral, AFO.

AyakAyak bileğiGünlük yaşam+5
Canan Ölçer
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psoriasisli hastalarda kardiyovasküler risk faktörlerinin framingham risk skoru ve ayak bileği-kol indeksi ile değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızda, psoriasisli hastalarda kardiyovasküler risk faktörlerinin Framingham Risk Skoru ve Ayak bileği-kol İndeksi ile değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Ayrıca kalp damar hastalıkları açısından risk teşkil etmesi nedeniyle hastalarda metabolik sendrom kriterleri, serum CRP düzeyleri ve sigara kullanımı ile psoriasisteki sistemik inflamasyonun süresi ve PASI veya VYA ile belirtilen şiddetinin kardiyovasküler riske etkisi de değerlendirilmiştir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza, Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Deri ve Zührevi Hastalıklar polikliniğine başvurarak klinik ve/veya histopatolojik olarak psoriasis vulgaris tanısı almış 50 hasta ile poliklinik muayenesi sonucu kronik inflamatuar patoloji saptanmayarak psoriasis dışı tanılar almış, yaş ve cinsiyet uyumlu 50 kontrol hastası dahil edimiştir. Katılımcıların yaş, cinsiyet, boy, kilo, bel çevresi verileri, vücut kitle indeksi, bel-kalça oranı, kol ve ayak bileği tansiyonları, açlık kan şekeri, lipid profili ve CRP değerleri ile sigara kullanımı ve eşlik eden sistemik hastalık öyküleri not edilmiştir. Psoriasis hastalarında ek olarak hastalık süresi, PASI ve VYA da kaydedilmiştir. Hastaların FRS ve ABİ değerleri hesaplanmış, ayrıca metabolik sendrom olup olmadığı da kaydedilmiştir. İstatistiksel analizler SPSS 20.0 programı kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: Çalışmamızda hastaların bel çevresi ortalaması kontrollere göre daha yüksek olup bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,033). Hastaların VKİ de kontrollere göre anlamlı olarak yüksek saptanmıştır (p=0,014). Gruplar ek hastalıklar açısından karşılaştırıldığında hasta grubunda psoriasise eşlik eden hastalık oranı anlamlı olarak fazlayken (p=0,030) ek hastalıklardan kardiyovasküler risk açısından anlamlı olan diyabet ve hipertansiyon ayrıca gruplandırıldığında hastalar ve kontroller arasında anlamlı fark saptanmamıştır. Psoriasis hastalarında sigara kullanma oranı kontrollere göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<0,001). Hastaların FRS ortalaması kontrollere göre yüksek olup bu yükseklik istatistiksel olarak anlamı değilken (p=0,075), hastaların ABİ değeri ortalaması kontrollere göre istatistiksel açıdan anlamlı olarak yüksek saptanmıştır(p<0,001). Psoriasis hastalarında metabolik sendrom daha yüksek oranda saptanmakla birlikte, bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Psoriasis hastalarında PASI, VYA ve hastalık süresinin FRS ve ABİ değerlerine anlamlı etkisi olmadığı gözlenmiştir. Sonuç ve Öneriler: Çalışmamız psoriasis hastalarında FRS ve ABİ?nin beraber değerlendirildiği ilk çalışma olup, bulgular psoriasisin kalp damar hastalıklarına zemin hazırladığını, psoriasisli hastaların kardiyovasküler risk faktörleri açısından değerlendirilmesi, bu yönden eğitimi ve takibi gerekliliğini ortaya koymuştur.

Ayak bileğiC reaktif proteinKardiyovasküler hastalıklar+4
Sedef Bayata
Manisa Celal Bayar University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Lisanslı futbolcularda ayak ve ayak bileğinin klinik ve laboratuvar analizi

Amaç: Çalışmamızın amacı futbol oyuncularında yaşanan sakatlıklarda önemli oranda etkilenen bir bölge olan ayak ve ayak bileğinin, klinik (generalize eklem hipermobilitesi, FPI-6 ile ayak postür değerlendirmesi, inklinometre ve gonyometre ile eklem hareket açıklığı değerlendirmesi) ve laboratuvar (pedobarografik değerlendirme) analizinin yapılarak elde edilecek veriler ile sakatlığa sebep olabilecek faktörlerin saptanmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza İzmir ve Manisa illerinde düzenli olarak futbol antrenmanı yapan profesyonel takımların 2. Takımı olan A2 liginde futbol oynayan 100 lisanslı futbolcu dahil edildi. Çalışmanın başında katılımcıların demografik verileri ve genel antropometrik ölçümleri kaydedildi ve spor sakatlığı saptama formu dolduruldu. Sonrasında eklem hipermobilitesi değelendirmesi (Beighton Skoru ≥ 4), ayak postürü değerlendirmesi (FPI-6 ölçeği), inklinometre (ayak bileği eklemi) ve gonyometre (1. MTF eklem) ile eklem hareket açıklığı ölçümü, pedobarografik ayak plantar bölge maximum dinamik ve statik basınç (N/cm²) ve yüklenme hızı (N/cm² sn) değerlendirmesi yapıldı ve kaydedildi. Sonrasında futbolcular 6. ay ve 12. ayda yeni sakatlık gelişimi açısından takip edildi ve sakatlanan futbolcuların spor sakatlığı saptama formu dolduruldu. Toplam bir yıllık takip sonrası en az bir alt extremite sakatlığı yaşayan futbolcuların klinik ve pedobarografik verileri, hiç sakatlık yaşamayan grup ile karşılaştırıldı. Bulgular: Statik pedobarografik maksimum basınç ölçümlerinde sakatlık geçiren grupta statik sağ ön iç ayak basınçları sakatlık geçirmeyen gruba göre anlamlı azalmış bulunurken (p< 0.05), sağ orta ayak basınçları, sağ ön dış ayak basınçları ve sol ön dış ayak basınçları sakatlık geçirmeyen gruba göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek saptandı (p < 0.05). Maksimum dinamik basınç (MDB) pedobarografik ölçümünde sakatlık geçiren grupta sağ ayak topuk laterali ve sol ayak 4. metatarsal bölge basınçları istatistiksel olarak anlamlı düşük saptandı (p < 0.05). Sağ ayakta supin postürü olan futbolcularda, nötral ayak postürüne sahip futbolculara göre sağ 2.-5. parmak MDB değerleri anlamlı ölçüde azalmış saptanırken, sağ 1. metatarsal bölgede MDB değeri anlamlı ölçüde artmış saptandı (p< 0.05). Sol ayak için ise supin postürü olan futbolcularda, nötral ayak postürüne sahip futbolculara göre sol 2.-5. parmak MDB değerleri anlamlı ölçüde azalmış saptanırken, sol 4. metatarsal bölgede MDB değeri anlamlı ölçüde artmış saptandı (p< 0.05). Sakatlık geçiren futbolcular ile hiç sakatlık geçirmeyen futbolcuların eklem hareket açıklığı değerleri karşılaştırıldığında sakatlık geçiren grupta sağ ayak eversiyon ve 1. metatarsofalangeal eklem dorsifleksiyon derecelerinde ve sol ayak plantar fleksiyon derecelerinde sakatlık geçirmeyen gruba göre anlamlı kısıtlılık saptandı (p < 0.05). Sonuç: Klinik ve pedobarografik olarak belirlenen ayak ve ayak bileği yapısında bozulma ile ortaya çıkan mekanik problemlerin sakatlık riski ile ilişkili olduğunu, bu sebeple sporcunun performansını arttırmak ve sakatlanma risklerini azaltmaya yönelik ayak yapısı ve şekline uygun krampon ve tabanlık kullanımının gelişebilecek alt extremite sakatlıklarının önlenmesine yardımcı olabileceğini düşünüyoruz.

Ayak bileğiAyak bileği eklemiBacak yaralanmaları+7
Ali Sahillioğlu
Manisa Celal Bayar University
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Sporcuların tepki sürelerini ölçmeye yönelik tasarlanan dijital biyomekanik test ve eğitim platformu cihazının incelenmesi

Ayak bileği inversiyon yaralanmaları, sporcularda oldukça sık görülen yaralanma çeşididir. Yaralanmayı geçiren çoğu sporcu, ayak bileği instabilitesi, ayak-ayak bileği segmentinin (ABS) yetersiz motor kontrolü gibi rezidüel (kalıcı) semptomlarla spora dönmektedir. Sporcuların bu tür yaralanmayla karşılaşmaması ve ikincil yaralanma için risk faktörü oluşturan rezidüel semptomların üstesinden gelmesi için motor kontrol becerilerini arttırmaya yönelik denge testleri ve elektronik denge sistemleri kullanılmaktadır. Yalnız bu süreçte, denge testlerinin fonksiyonelliği tartışılırken, elektronik denge sistemlerinin yüklü maliyetleri dolayısıyla erişilebilirliği yaygın değildir. Dijital Biyomekanik Test ve Eğitim Platformu Cihazı (DBTEPC) bireylerin denge tahtası üzerinde dinamik denge performansı sırasında ayak bileği tepki sürelerini ölçerek motor kontrol kapasitesini monitörize etmek için tasarlanmış fonksiyonel ve elektronik bir cihazdır. Böylelikle, sporcuların ABS'nin motor kontrolü geliştirilerek, ayak bileği yaralanmalarına karşı koruyucu bir yaklaşım olarak kullanılacaktır. Bu çalışmanın amacı, DBTEPC'nın tasarımını ortaya koymak ve amacı doğrultusunda yaptığı ölçümlerin güvenilirliğini sınamaktır. Cihazın ölçümlerinin tutarlılığını sınamak için 20 amatör sporcunun (19.2 ± 1.1 yıl) yer aldığı çalışmada, 3 farklı seansta kaydedilmiş verilerin Sınıfiçi Korelasyon Analizi yapılmıştır. Analiz sonucunda, Cronbach's Alpha Katsayısı tepki süresini belirlemede 0.89, tepki süresi miktarını belirlemede ise 0.92 bulunmuştur. Böylelikle DBTEPC'nın hayli güvenilir ölçümler yaptığı söylenebilir.

Ayak bileğiAyak bileği yaralanmalarıBiyomekanik+7
Ertuğrul Çakır
Düzce University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Cerrahi tedavi uygulanmış ayak bileği kırıklarının klinik ve radyolojik olarak fonksiyonel sonuçlarının değerlendirilmesi ve sağlam ayak bileğiyle karşılaştırılması

AMAÇ Ayak bileği vücudun yürüme fonksiyonunda önemli bir eklemdir. Deplase ve instabil kırıkların ve eklem uyumunun konservatif yöntemlerle sağlanamadığı durumlarda da cerrahi tedavi gereklidir. Cerrahi tedavinin temel amacı normal bir tibiotalar ilişki için talusun ayak bileği içerisindeki anatomik pozisyonunu sağlamaktır. Ayak bileği kırıklarında tedavinin sonuçlarını etkileyen en önemli faktörler kırık tipi, kırılan malleol sayısı, redüksiyonun yeterliliği ve hastanın yaşıdır. Bu çalışmada cerrahi tedavi yapılmış erişkin ayak bileği kırıklarının sonuçları sağlam ayak bileği ile karşılaştırılarak ; klinik ,fonksiyonel ve radyolojik sonuçları değerlendirilmiştir. Materyal ve Metod Ocak 2006-Ekim 2015 tarihleri arasında Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve tavmatoloji Polikliniği ve Acil Servisine başvuran ayak bileği kırığı tanısı alarak cerrahi tedavi uygulanan 73 hasta klinik ,fonksiyonel ve radyolojik açıdan retrospektif olarak değerlendirilerek sağlam ayak bileği ile karşılaştırıldı. Danis-Weber ve Lauge-Hansen kırık sınıflandırılması kullanıldı.Fonksiyonel sonuçlar AOFAS (arka ayak bileği) skoru ,WEBER (karşı ayak bileğiyle karşılaştırma) skoru ve FREİBURG skoru sorgulama yöntemleriyle değerlendirildi.. Sonuçlar: Çalışmaya dahil edilerek cerrahi tedavi yapılan 73 hastanın 40'ı erkek(%54.8) 33'ü kadındı (%45.2) .18-44 yaş grubunda 19 (%47,5) erkek 19 (%57,58) kadın, 45-70- yaş grubunda 21 (%52,5) erkek, 14 (%42,42) kadın bulunmuştur.35 hasta sağ ayak bileğinde (%47.95), 38 hastada ise sol ayak bileğinde kırık mevcuttu(%52.05). Cerrahi tedavi uygulanan hastaların 34 hastada bimalleol (%46.58), 8 hastada(%10.96) trimalleol, 14 hastada lateral malleol (%19,18), 13 hastada medial malleol(%17.81), 1 hastada posterior malleol kırığı ve ayak bileği çıkığı(%1.37) ve 1 hastada da medial malleol + posterior malleol(%1.37) kırığı mevcuttu. Kırıkların 29'u basit düşme (%39.73) , 10'u ADTK (araç dışı trafik kazası)(%13.70) , 16 'sı burkulma(%21.92), 6'sı spor yaralanması(%8.22) ,5'i bacağına ağırlık ağırlık düşmesi(%6,85) ,4'ü motorsiklet kazası (%5.48), 1'i ateşli silah yaralanması (%1.37) , 1'i traktör kazası (%1.37), 1'i hayvan tepmesi(%1.37) sonucu oluşmuştu.18-35 yaş grubunda basit düşme etyolojisi, 36-55 yaş ve 56-70 yaş gruplarından istatistiksel olarak anlamlı dercede düşük bulunmuştur (p=0,007).Lauge Hansen sınıflandırmasına göre en sık SER(Supinasyon Eksternal Rotasyon) kırık tipi (14 vaka) (19,18%), ardından ikinci sıklıkla PER(Pronasyon Eksternal Rotasyon) kırık tipi (14 vaka) (19,18%) saptandı , SAD (Supinasyon Adduksiyon) tipi 10 vaka(13,70%) ve PAB(Pronasyon Abduksiyon) tipi 7 vaka (9,59%) saptandı. Danis – Weber sınıflandırılmasına göre ensık Tip C kırık (21 vaka) (52,50%) ve ikinci sıklıkla Tip B kırık ( 14 vaka)( 35,00%) saptandı. Kırık tipine göre kaynama süresi incelendiğinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmemiştir (p=0,064). Her 3 skorlama sistemine göre istatististiksel olarak anlamlı bulunmamakla birlikte ameliyat öncesi bekleme süresinin uzamasıyla kötü sonuçların oranı artmaktaydı..Weber' e göre mükemmel düzelme 18-42 Yaş grubunda istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuş (p=0,029), bimalleoler kırıkta ise yine Weber'e göre kötü sonuç anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Weber protokolüne göre lateral malleol kırığında mükemmel sonuç anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Trimalleoler kırığı olup posterior malleol tespiti yaptığımız hastaların AOFAS skoru 92.11 olarak bulundu ; buradan posterior malleol stabilizasyonun ayak bilek fonksiyonel skorunu olumlu yönde etkilediği tespit edildi. Çıkarımlar ; Ayak bileği kırıklarında cerrahi tedavi uygulamada ise ; fibulanın tam uzunluğu sağlanmalı , eklem yüzeyinin anatomik redüksiyonu amaçlanarak rijit internal tespit yapılmalı ve erkenden ayak bileği hareketlerine başlanmalıdır. Posterior malleol kırığıda mutlaka tespit edilmelidir. Anahtar Kelimeler ; Erişkin, ayak bileği kırığı, ayak bileği kırığı cerrahi tedavisi

Ayak bileğiCerrahiCerrahi tedavi+2
Cemal Güler
Düzce University
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Amatör futbol oyuncuları ile amatör dövüş sporcularının ayak biyomekanik yapısı ile statik denge becerileri arasındaki ilişki

Amatör futbol oyuncuları ile amatör dövüş sporcularında ayak biyomekanik parametrelerinin statik denge ilişkisini değerlendirmek amacıyla hazırlanan bu çalışma Haziran 2017– Ağustos 2017 tarihleri arasında Düzce Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi Rehabilitasyon Ünitesinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya 20 amatör futbol oyuncusu (yaş 21.5±1.7yıl, boy 177.3±5.6cm, vücut ağırlığı 71.5±6.9kg) ve 20 amatör dövüş sporcusu (yaş 21.5±1.7yıl, boy 177.3±5.6cm, vücut ağırlığı 71.5±6.9kg) gönüllü olarak katılmıştır. Katılımcıların Ayak-Ayak Bileği Segmenti (AAS) biyomekanik parametreleri olan ayak tipi navicular düşme testi ile saptanırken, aktif ayak bileği eklem hareket açıklığı dereceleri, pasif subthalar eklem hareket açıklığı dereceleri, ayakta rahat duruşta calcaneal pozisyon metal gonyometri kullanılarak ölçülmüştür. Katılımcıların statik denge becerileri Flamingo Denge Testi kullanılarak skorlanmıştır. Bunun yanında denge becerisi ile kas kuvveti arasındaki ilişkiyi karşılaştırmak üzere katılımcıların uyluk ve kalf kasları izokinetik maksimum istemli konsentrik kontraksiyon tork değerleri (İMİKKTD) İsomed 2000 cihazı kullanılarak monitorize edilmiştir. Çalışmamızın sonucunda katılımcıların AAS biyomekanik parametreleri ile statik denge skorları arasında Spearman korelasyon testine (p<0.05) göre istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Ayak tiplerinin denge becerisi üzerinde anlamlı bir farklılık yaratmadığı Kruskal Wallis tek yönlü varyans analizi kullanılarak (p<0.05) bulgulanmıştır. Ayrıca Spearman korelasyon testine (p<0.05) katılımcıların İMİKKTD değerleri ile statik denge skorları arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Farklı branştaki katılımcıların denge skorları karşılaştırıldığında Mann Whitney U-Testi gereğince istatiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmamıştır (p<0.05).

AyakAyak bileğiAyak bileği eklemi+7
Ertuğrul Çakır
Düzce University
2017
00
Master'sOpen AccessTR

İnmeli hastalarda ayak ve ayak bileğine uygulanan kinezyo bantlama tekniğinin denge üzerine etkilerinin incelenmesi

Bu çalışma inmeli hastaların dengelerini benzer yaştaki bireylerin dengeleri ile karşılaştırmak ve inmeli hastalarda kinezyo bantlama tekniğinin denge üzerine etkilerini incelemek amacı ile planlandı. Çalışmaya inme tanısı konmuş, Modifiye Rankin Ölçeğine göre ?3 olan ve yaş ortalaması 53 (44-63) yıl olan 19 inmeli hasta ile yaş ortalaması 52 (40.75-61.75) yıl olan 16 sağlıklı olgu alındı. Olguların dengeleri Bilgisayarli Dinamik Postürografi (Neurocom International, Inc Clackamas, SMART Balance Master) ile değerlendirildi. Denge analizlerinde; Duyu Organizasyon Testi, Adaptasyon Testi, Kararlılık Sınırları Testi ve Ritmik Ağırlık Aktarma Testi kullanıldı. İnmeli hastalar ile benzer yaştaki bireylerin dengelerini karşılaştırmak için yapılan incelemelerde Duyu Organizasyon Testinde, Adaptasyon Testinde, Kararlılık Sınırları Testinin; son nokta mesafesi, maksimum sapma, doğrusal kontrol parametrelerinde, Ritmik Ağırlık Aktarma Testinin; öne, arkaya ağırlık aktarma parametrelerinde istatistiksel olarak fark gözlenirken (p<0.05) diğer parametrelerde fark bulunamadı (p>0.05). İnmeli hastalarda kinezyo bantlama uygulaması ile kinezyo bantlama uygulaması olmadan yapılan denge analiz sonuçları karşılaştırıldığında Duyu Organizasyon testinin 3, 4, 5 ve 6. durumlarında ki denge puanlarında ve bileşik denge puanında gelişme olduğu (p<0.05), strateji puanı açısından bu gelişmenin 1, 3 ve 5. durumlarda ortaya çıktığı gözlendi (p<0.05). Sonuç olarak, kinezyo bantlama uygulaması ile Duyu Organizasyon Test parametrelerinde olumlu gelişmeler görülmekle birlikte, Adaptasyon Testi, Kararlılık Sınırları Testi ve Ritmik Ağırlık Aktarma Test sonuçlarının kinezyo bant uygulamasının inmeli hastalarda dengeyi geliştirdiği veya etkisiz olduğu ile ilgili kesin kanıtlar vermediği görüldü. Çalışmamızda ayrıca inmeli hastalarda denge test sonuçlarına öğrenme etkisini incelemek amacıyla, inmeli olgular basit randomizasyon yöntemi ile iki gruba ayrıldı. Test sonuçlarına göre öğrenme etkisinin olmadığı görüldü (p>0.05).

AyakAyak bileğiDenge+2
Gökhan Yazıcı
Gazi University · Institute of Health Sciences
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Medial malleol kırıklarının tedavisinde kullanılan üç farklı yöntemin biyomekanik olarak karşılaştırılması

İskelet sistemine ait tüm kırıklar içerisinde %10 gibi bir oranla nispeten sık görülen ayak bileği kırıkları kalça kırıklarından sonra alt ekstremitenin en sık görülen ikinci kırık türüdür. Bu kırıkların önemli bir kısmı izole malleol kırığıdır. Stabil ve deplase olmamış kırıklar konservatif tedavi edilebilirken stabil olmayan kırıklar için cerrahi tedavi gerekebilir. Ayak bileği kırıklarının cerrahi tedavisinde kullanılan yöntemler zamanla değişime uğramaktadır. Cerrahi zamanlama açısından farklı görüşler olmakla birlikte erken dönemde yapılan cerrahiyle hastalar erken mobilize olabilmektedir. Ayak bileğinin cerrahi tedavi gerektirebilen kırıklarından biri de medial malleol transvers kırıklarıdır. Bu kırık tipi için günümüzde farklı tespit yöntemleri mevcuttur. Bu çalışmada, medial malleolün transvers kırıklarında medial malleol plağı, hazır gergi bandı, malleol vidası yöntemlerinin biyomekanik olarak karşılaştırılması amaçlanmıştır. Kasaptan temin edilen tüketim amaçlı kesilmiş ineklerin tibiaları yumuşak dokularından arındırılarak 42 adet inek tibiası elde edildi. Bu tibialar tibia plafondun 15 cm proksimalinden kesilerek proksimal kısımlar çalışma dışında bırakıldı. Çalışma kapsamına alınan kemiklerin medial malleollerine kesici motor yardımıyla transvers kırıklar oluşturuldu ve her biri 14 kemikten oluşan 3 gruba ayrıldı. Bu 3 gruptaki oluşturulmuş olan medial malleol kırıkları hazır gergi bandı, malleol vidası, medial malleol plağı kullanılarak usulüne uygun tespit edildi. Daha sonra bu örnekler Fırat Üniversitesi Metalurji ve Malzeme Mühendisliği laboratuarında çekme kuvveti ve transvers kuvvet uygulayan test cihazında, kemiklerin cihaza tutturulması için özel olarak hazırlanmış aparatlar yardımıyla biyomekanik analize tabi tutuldu. Cihazdan alınan veriler kuvvet-deplasman eğrilerine dönüştürülerek yorumlandı. Çekme kuvvetinde medial malleol plağı yöntemi, 2 mm deplasman kuvveti ve katastrofik hasar kuvveti açısından diğer yöntemlere göre daha yüksek kuvvetlere dayanırken, dayanıklılık açısından hazır gergi bandı yöntemiyle arasında fark bulunamamıştır. Medial malleol plağı yönteminin çekme kuvvetinde malleol vidası yöntemine göre daha dayanıklı olduğu görülmüştür. Tranvers kuvvet uygulanan gruplarda 2 mm deplasman kuvvetinde medial malleol plağı yöntemi, hazır gergi bandı ve malleol vidası yöntemlerine göre daha yüksek kuvvetlere dayanabilmiştir. Transvers kuvvetlerde medial malleol plağı yöntemi, hazır gergi bandı ve malleol vidası yöntemlerine göre daha dayanıklı bulunmuştur. Transvers kuvvet grubunda katastrofik hasar oluşturma kuvvetleri açısından medial malleol plağı yöntemi ile hazır gergi bandı yöntemi arasında anlamlı fark bulunamamıştır. Anahtar Kelimeler: Medial malleol, medial malleol plağı, hazır gergi bandı, malleol vidası

Ayak bileğiAyak bileği yaralanmalarıBiyomekanik+3
Gökhan Yurul
Fırat University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İzole ayak bileği bağ yaralanmalarında AOFAS skoru gereksiz MR çekilmesini önleyebilir mi?

Giriş ve Amaç: Ayak bileği yaralanmaları kas iskelet sistemi yaralanmaları arasında en sık görülen yaralanmadır. Spor yaralanmaları arasında da sıklığı yüksektir. Ayak bileği bağ yaralanmasa ile gelen hastada öykü ve fizik muayene sonrası direk grafi, ultrason ve MR istenebilmektedir. Ayak bileği yaralanması sonrası direkt grafi istenmesi için bazı sınıflandırmalar kullanılmaktadır. MR çekimi için literatürde net sınırlar belirtilmediğinden gereksiz MR tetkiki oranı yüksektir. Çalışmamızda çekilen ayak bileği MR görüntülemelerde bağ yaralanması saptanan hastaların AOFAS skorları ile ayak bileği yaralanması sonrası çekilen MR sonuçları normal olan hastaların AOFAS skorları arasında fark olup olmadığı araştırıldı. MR istenmeden önce bakılacak AOFAS skoruna göre karar verilebileceği ve bu sayede gereksiz MR istemlerinin azaltılabileceğini savunmaktayız. Gereç ve Yöntem: Ocak 2018 - Aralık 2020 tarihleri arasında 18 yaş üstü ayak bileği travması nedeniyle ayak bileği MR çekilen hastaların ayak bileği MR görüntüleri tarandı. Kırık, geçirilmiş operasyon öyküsü, enfeksiyon ve tümör nedeniyle MR istenen hastalar çalışma dışı bırakıldı. Kriterleri karşılayan 328 hasta çalışmaya dahil edildi. Hasta görüntüleri bir ortopedist ve bir radyolog tarafından tekrar değerlendirildi. Hasta geçmişlerinden klinik tanıları ve poliklinik kayıtları incelendi. Poliklinik kayıtlarında AOFAS skorları olan hastalar belirlendi. En az bir bağ hasarı olan hastalar ile normal MR görüntüsü olan hastaların AOFAS skorları istatiksel olarak karşılaştırıldı. ROC analizi kullanılarak AOFAS skoru için duyarlılık ve özgüllük değeri belirlendi. Bulgular: Hastalar cinsiyetlerine göre incelendiğinde; %53'ünün kadın, %47'sinin erkek, yaş ortalamalarının 39,46 (SS: ±14,434 )yıl ve AOFAS skorlarının 80,94 olduğu görüldü. MR incelemesi sonucunda ligaman hasarı saptanan hastalar %21,3 (n=70), herhangi bir bağ hasarı saptanmayan hastalar %78,7 (n=258) oranında olduğu görüldü. Ligaman hasarı olan hastaların AOFAS skor ortalaması 76,64 patoloji saptanmayan hastaların AOFAS skor ortalaması 84,61 olarak hesaplandı. Bağ hasarı olan grup ile olmayan grup arasında AOFAS açısından istatiksel olarak anlamlı fark saptandı (p< 0,05). ROC analizinde MR istemi için AOFAS eşik değeri 80,5 olarak belirlendi (%84,3 sensivite ve %72,3 spesifite). Belirlenen eşik değeri baz alındığında gereksiz MR çekilen 73 hasta elenmiş olacak böylece MR sayısında % 42,6 oranında azalmış olacaktı. Bağ hasarı olan 70 hastanın 11'inde (%15,7) ise MR istenmemiş olacaktı. Sonuç: Ligaman hasarı olan hastaların AOFAS skorları ligaman patolojisi saptanmayan hastalarınkinden istatistiksel olarak anlamlı derecede düşüktü. Kemik kırığının eşlik etmediği ayak bileği travmalarında MR çekimi için AOFAS skoru kullanılarak gereksiz MR çekilmesi önemli ölçüde engellenebilir. Anahtar Kelimeler: Ayak bileği yaralanmaları, Lateral ayak bileği yaralanması, Sindesmoz yaralanması, Ayak bileği MR, AOFAS

Ayak bileğiAyak bileği eklemiAyak bileği yaralanmaları+3
Veysel Kandemir
Dicle University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Eklem içi kalkaneus kırıklarında cerrahi tedavi (iki farklı yöntemin karşılaştırılması)

Amaç: Kapalı Redüksiyon ve yivli k-teliyle Perkutan Fiksasyon (KR-PF) yeni bir teknik olup yaygın kullanılmamaktadır. Çalışmamızda Açık Redüksiyonplak vidayla İnternal Fiksasyon (AR-İF) tekniği ve KR-PF tekniğiyle tedavi edilen hastaların klinik ve radyolojik sonuçları karşılaştırıldı. Gereç ve yöntem: Haziran 2008 ile Aralık 2012 tarihleri arasında, Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalında, deplase eklem içi kalkaneus kırığı nedeniyle AR-İF ve KR-PF tekniği kullanılarak, 50 hastanın 64 ayağı opere edildi. Hastalar ortalama 4.3 gün (1- 13 gün) içinde ameliyata alındı. Bunlardan 27 kırığa (%42.2) AR-İF tekniği (Grup I), 37 kırığa (%57.8) KR-PF tekniği (Grup II) uygulandı. Grup I'in 16'sı erkek, 4'ü kadın olup yaş ortalaması 30.0 idi. Grup II'nin 17'si erkek, 13'ü kadın olup yaş ortalaması 26.6 idi. Sanders kırık sınıflamasına göre Grup l'deki 23 kırık (%35.9) Sanders tip III, 4 kırık (%6.3) Sanders tip IV idi. Grup II'deki kalkaneus kırıklarının 2'si (%3.1) Sanders tip II, 21'i (%32.8 ) Sanders tip III, 14'ü (%21.9) Sanders tip IV idi. Hastaların ameliyat öncesi ve sonrası Böhler açıları ölçülüp, klinik değerlendirme AOFAS Arka Ayak Skorlama Sistemine göre yapıldı. Bulgular: Hastaların ortalama takip süresi 32.5 ay (10-54) idi. Kırık tipi ile klinik sonuçlar arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki vardı (p=0.017). Grup I'in ameliyat öncesi ortalama 7.59º (-22º_28º) olan Böhler açısı ameliyat sonrası 21.03º (8º_36º), Grup II'nin ameliyat öncesi ortalama 0.70º (-36º_20º) olan Böhler açısı ameliyat sonrası 16.94º (-18º_36º) saptandı. Grup I'de Böhler açısının daha iyi restore edildiği fakat fonksiyonel sonuçlar açısından Grup II ile arasında anlamlı bir fark olmadığı görüldü (p>0.05). Böhler açısındaki düzelmeyle memnun edici klinik sonuçlar arasında pozitif bir korelasyon vardı (Grup I,p=0.004; Grup II,p=0.013). Böhler açısının tek başına klinik sonuçlara etkisinin sınırlı olduğu görüldü (p=0.001). Ortalama AOFAS skoru Grup I'de 89.8 puan, Grup II'de 85.4 puan olup, gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmedi (p>0.05). iii Sonuç: Eklemi içi deplase kalkaneus kırıklarında AR-İF tekniğinin memnun edici klinik sonuçlar açısından daha üstün olduğu söylenebilir. Ancak yaptığımız çalışmada KR-PF tekniğiyle elde ettiğimiz klinik sonuçların AR-İF tekniğiyle kıyaslanabilir olması, ayrıca düşük yumuşak doku hasarı, daha az komplikasyon oranı, travma yükünü arttırmadan kısa sürede uygulanabilir olması açısından, doğru seçilmiş hasta gruplarında (eşlik eden hastalıklardan ötürü daha kötü iyileşme potansiyeli olan hastalar, ek sistem yaralanması ve birden çok kırığı olan hastalar) KR-PF'nun etkili bir tedavi tekniği olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar Sözcük: Kalkaneus; deplase; kırık; kapalı; perkutan.

AnatomiAyakAyak bileği+5
Velat Çelik
Dicle University
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Ayak bileğinde dorsi-plantar fleksör kas kuvvet oranının denge ve plantar basınç dağılımı üzerine etkisi

Amaç: Sağlıklı bireylerde ayak bileği dorsi-plantar fleksör kas kuvvet oranlarının postural kontrol, denge ve plantar basınç dağılımı üzerinde etkisini araştırmak amacıyla planlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Araştırmaya Dokuz Eylül Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Yüksekokulu?nda 18 ile 30 yaş arasında, öğrenim gören bireyler alınmış, demografik bilgileri sorgulanmıştır. Denge Balance Master, kas kuvveti bilgisayarlı dinamometre ve plantar basınç dağılımı EMED Pedobarograf ile ölçülmüştür. Dorsi-plantar fleksör kas kuvvet oranlarının (DPO) denge, postural kontrol ve plantar basınç dağılımı üzerine etkisi incelenmiştir. İstatistiksel analiz Statistical Package for Social Science Windows istatistik programı versiyon 15.0 ile Pearson Korelasyon testi kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan 18 ile 30 (23.78±3.02) yaş arası 40 katılımcının, ayak bileği dorsi-plantar fleksör kas kuvvet oranları sağ DPO 0.95±0.4, sol DPO 1.02±0.3 olarak bulunmuştur. Yapılan bu bilateral değerlendirme sonucunda oranlar korele edildiğinde her iki ekstremite arasında kuvvet yönünden istatistiksel olarak anlamlı bulunmadığı için sadece sağ ayak araştırmada kullanılmıştır (p=0.416). Katılımcıların ayağın 3. ve 4. Metatarsofalangeal eklemlerinden geçen kas gruplarının oluşturduğu DPO ile uygulanan basınca karşı zaman uzunluğu ve uygulanan maksimum kuvvet arasında negatif yönde, orta ve istatistiksel olarak anlamlı korelasyon bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: Bu çalışmada sağlıklı genç yetişkinlerde Dorsi-plantar fleksör kas kuvvet oranları 8.57:8.67 bulunması denge ve plantar basınç dağılımları üzerine önemli bir etkisinin olmadığı belirlenmiştir, dorsi-plantar fleksör kas kuvvet dengesinin birbirine yakın olması postural stabilitenin sağlamasındaki etkisini maskelemiş olabilir. Bu nedenle bu kasların kuvvet oranlarının postural stabilitenin bozulmasına yolaçan eşik değerlerinin belirleneceği farklı yaşlarda katılımcıların alındığı çalışmalara ihtiyaç duyulduğu düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Kas kuvvet oranı, denge, plantar basınç, postural kontrol, pedobarograf, stabilite limitleri testi, tek ayak üzerinde durma testi?

Ayak bileğiDengeDuruş+2
Kardem Soyer
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Quadriceps açısının (Q açısı) dinamik plantar basınç değerleri ile ilişkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızın amacı Q açısı, taban altı basınç değerleri, naviküler kemik düşme testi, kalkaneo-tibial açı ve femoral anteversiyon açısı arasındaki ilişkiyi incelemektir. Yöntem: Çalışmaya yaş ortalamaları 22,3±2.53 yıl olan sağlıklı 64 kişi (33 erkek, 31 kadın) dahil edildi. Katılımcılar Dokuz Eylül Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Yüksekokulu Denge ve Yürüme Analizi Laboratuarı?nda değerlendirmelere alındı. Antropometrik değerlendirmeler için kalkaneo-tibial açı, Q açısı, naviküler kemik düşme testi ve femoral anteversiyon açısı kullanıldı. Dinamik plantar basınç değerlendirmesi için EMED-m (Novel gmbh, Almanya) kullanıldı. Bulgular: Katılımcıların ortalama Q açısı değerleri ayakta 110±3.98, sırtüstü yatışta ise 120±3.64 olarak bulunmuştur. Cinsiyetler arası Q açısı farkı anlamlı çıkmamıştır (p=0.697). Q açısının 1. Metatars ve parmak, 2. Metatars ve parmak, 5. Metatars ve parmak, total ayak ve orta ayak maksimum kuvvetlerini, tepe basınçlarını, basınç-zaman integrallerini ve kuvvet zaman integrallerini anlamlı olarak değiştirdiği bulunmuştur. Sonuç: Q açısının ölçülmesi ölçüm tekniği nedeni ile düşük hassasiyet ve iç tutarlılık seviyelerine sahip olmasına rağmen farklı klinik durumlarda ayak altındaki potansiyel risklerin öngörülebilmesi açısından önemli bir kinematik veri olduğunu düşünmekteyiz. Yine de Q açısı ölçüm tekniklerinin standardizasyonu ve klinik problemlerde nasıl yorumlanacağı konularında ileri araştırmalar gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Q açısı, kalkaneo-tibial açı, femoral anteversiyon açısı, naviküler kemik düşme testi, plantar basınç

AyakAyak bileğiBacak+4
Ata Elvan
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hemiplejik hastalarda ayak-ayak bileği ortezi kullanımının dengeye etkisi

Amaç: İnme sonrası görülen denge bozuklukları kas gücünde azalma ve etkilenen bacaktan gelen duyusal girdilerin azalmasına bağlıdır. Hemiplejik hastalarda stabil ayakta durma pozisyonunun iyileşmesi rehabilitasyon sürecinde kritik bir basamak olup, inme rehabilitasyonunun da öncelikli hedeflerindendir. Nöromuskuloskleteal sistemin yapısal ve fonksiyonel özelliklerini modifiye ederek vücudun herhangi bir bölümüne eksternal olarak uygulanan cihazlar olan ortezler, inmeli hastalardaki mevcut nöromusküler yetersizliğe destek olmak amacıyla sıkça kullanılmaktadır. Bu çalışmanın amacı inmeli hastalarda kısa ve uzun dönem AFO kullanımının denge üzerine etkinliğini klinik ve laboratuvar olarak değerlendirmektir. Materyal Metod: Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji ve Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dallarına başvuran , serebrovasküler olay sonrası hemipleji gelişen , AFO kullanımı uygun görülerek reçete edilmiş hastalar içerisinden çalışmamız için belirlenen dahil edilme ve dışlanma kriterlerine uygun 25 hasta çalışmaya alındı. Tüm hastalar toplam iki kere aynı hekim tarafından hem AFO'lu hem de AFO'suz olarak değerlendirildi. Hastalar denge ölçümlerinin önce AFO'lu ya da AFO'suz olarak yapılmasının farkını araştırmak amacıyla rastgele sayılar tablosuna göre önce AFO'lu sonra AFO'suz (Grup 1) ya da önce AFO'suz sonra AFO'lu (Grup 2) ölçüm yapılması şeklinde iki gruba randomize edildi. İlk değerlendirme AFO kullanımına alışmaları için ilk hafta içinde , ikinci değerlendirme ise iki ay süresince gün içinde en az dört saat AFO kullanmaları istenerek ikinci ay sonunda yapıldı. Tüm hastalar Brunnstrom'a göre motor iyileşme düzeyi, Modifiye Ashworth skalasına (MAS) göre spastisite, serebellar bulgu varlığı, yıldız silme testi ile ihmal fenomeni, Fonksiyonel Ambulasyon Skalası (FAS) ile ambulasyon yeteneği ve Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği (FBM) ile de günlük yaşam aktivitelerindeki bağımsızlık düzeyi açısından değerlendirildi. Hastaların AFO'lu ve AFO'suz olmak üzere klinik olarak Berg Denge Ölçeği (BDÖ) ve Time Up&Go Testi (Zamanlı Ayağa Kalkma Ve Yürüme Testi) (ZKYT) ile dinamik dengesi , laboratuvar olarak da SportKAT cihazıyla ortalama balans indeks (BI) (Üç kere yapılan ölçümün ortalaması) hesaplanarak statik dengesi değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamızda olguların ilk ve ikinci ay sonundaki son AFO'lu ve AFO'suz anlık BDÖ, Ortalama BI, TUG değerlendirmesinde ilk ölçümlerde BDÖ, Ortalama BI ve TUG değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0,05). İkinci ay sonundaki anlık değerlendirmede ise AFO'lu ve AFO'suz anlık Ortalama BI, TUG değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0,05). BDÖ değerlendirmesinde istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Olguların ilk ve ikinci ay sonu BDÖ, Ortalama BI ve TUG değerleri arasında ise AFO'suz BDÖ, Ortalama BI, TUG ve AFO'lu Ortalama BI, TUG değerlerindeki , motor ve toplam FBÖ, üst ekstremite ve el Brunnstrom evresi, alt ekstremite ve toplam spastisite skoru değerlerinde ilk ve son ölçüm sonuçları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0,05). Çalışmamızda ayrıca denge ölçümlerinin önce AFO'lu ya da AFO'suz olarak yapılmasının farkını araştırmak amacıyla yapılan gruplar arasında cinsiyet, yaş, günlük egzersiz süresi, günlük AFO kullanım süresi dağılımı arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmazken (p>0,05), SVO zamanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0,05) . Olguların gruplara göre BDÖ, Ortalama BI ve TUG değerleri arasında ilk ve ikinci ay sonunda yapılan son ölçüm sonuçları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Çalışmamızda üst ekstremite Brunnstrom evresi ile BDÖ , BI, FBÖ, TUG ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon bulunmadı (p>0,05). Çalışmamızda etkilenen tarafa göre BDÖ, BI, TUG, FBÖ ölçümlerinin ilk ve ikinci ay sonu değerleri ortalama dağılımı incelendiğinde sağ ve sol taraf değerleri arasında istatiksel olarak fark bulunmadı(p>0,05). Ancak etkilenen tarafa göre BDÖ, Ortalama BI, FBÖ, TUG ve FAS değerlerinin ilk ve 2.ay sonu ölçüm sonuçları farkları incelendiğinde sol tarafı etkilenen olgularının AFO'suz Ortalama BI ve TUG değerlerinin ilk ve son ölçümleri arasındaki değişimler ile sağ tarafı etkilenen olgularının AFO'suz Ortalama BI, TUG , BDÖ, AFO'lu Ortalama BI, Motor ve Toplam FBÖ değerlerinin ilk ve son ölçümleri arasındaki değişimler istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Sonuç: Bu çalışmada anlık AFO kullanımının denge parametreleri üzerinde istatistiksel olarak anlamlı etkisi olduğu, uzun dönem kullanımı ile ölçüm sonuçlarına katkı sağladığı saptanmıştır. Ayrıca önce AFO'lu ya da AFO'suz ölçüm yapılmasının da istatiksel olarak anlamlı fark yaratmadığı bulunmuştur. Anahtar Sözcükler: Hemipleji, denge, ayak-ayak bileği ortezi (AFO)

AyakAyak bileğiAyak bileği eklemi+6
Ahu Alp Aslan
Dokuz Eylül University
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Lateral ayak bileği yaralanması olan kişilerde esnek ve esnek olmayan bantlama uygulamalarının sıçrama sonrası yere inişte ayak bileği kinematiği üzerine etkinliğinin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı tek taraflı lateral ayak bileği yaralanması öyküsü olan kişilerde etkilenmiş ayak bileğine uygulanan esnek ve esnek olmayan bantlama uygulamalarının sıçrama sonrası yere inişte ayak bileği eklemi üzerindeki etkisini kinematik olarak karşılaştırmaktır. Tek taraflı lateral ayak bileği yaralanması öyküsü olan 24 kişi, 30 cm yükseklikteki platformdan tek ayak üstüne iniş yaptırılarak ayak bileği kinematik analizi üç boyutlu yüksek hızlı kamera sistemiyle gerçekleştirildi. Aynı analiz yaralanma geçirmiş ayağa esnek (kinezyo bantlama) ve esnek olmayan bantlama (atletik bant) yapılarak tekrarlandı. Hiçbir bantlama yapılmadan gerçekleştirilen inişte yere ilk temasta ve ilk temastan sonraki ilk 150 ms' de etkilenen ayağın inversiyon açı değerinin etkilenmeyen ayaktan daha küçük olduğu ve farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmüştür (p=0,03967, p=0,04250). Etkilenen ayakta esnek bantlama, esnek olmayan bantlama uygulaması sonrası ve hiçbir bantlama uygulaması yapılmadan gerçekleştirilen üç farklı yere inişte ilk temas, tam temas ve ilk temastan sonraki ilk 150 ms' de ayak bileği kinematik değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmedi. Çalışmanın sonuçları, esnek ve esnek olmayan bantlama uygulamalarının sıçrama sonrası yere iniş sırasında ayak bileğinin stabilizasyonunda yeterli olmayabileceğini ve bant uygulama teknik ve materyallerinin kinematik açıdan farklı olmadığını göstermektedir. Ayak bileği yaralanması geçiren bireylerde özellikle sportif aktivite sırasında bantlama uygulaması yapılsa dahi yaralanma ile ilgili kinematik risk faktörlerinin devam ettiği göz önüne alınmalıdır. Anahtar Kelimeler: Ayak bileği, lateral ayak bileği yaralanması, kinematik analiz, ayak bileği biyomekaniği, bantlama

Ayak bileğiAyak bileği eklemiBiyomekanik+3
Süleyman Korkusuz
Başkent University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kadavralarda diz, ayak bileği ve ayak eklemlerinde osteoartritin görülme lokalizasyonları, radyolojik, morfolojik ve histopatolojik açıdan karşılaştırılması

Articulatio genu, Articulatio talocruralis ve Articulatio tarsi transversa'da osteoartritle (OA) ilgili makroskopik, mikroskopik ve radyolojik olmak üzere 3 yöntemin bir arada çalışıldığı literatür bilgisine rastlanılmamıştır. Bu çalışmada 30-50 yaş arasındaki kadavralarda Art. genu, Art. talocruralis ve Art. tarsi transversa'da OA sıklığı, makroskopik, mikroskopik olarak ve radyolojik açıdan incelendi. OA'nın yeri, yerleşimi, şiddeti ve lezyonların şekli gibi genel özelliklerinin radyolojik ve morfolojik açıdan karşılaştırılması ve birbirleri ile ilişkisinin belirlenmesi amaçlandı.Çalışmamızda, 20 adet % 10'luk formaldehit solusyonu ile fikse edilmiş ve yaş tesbitleri yapılmış, yaşları 30 ile 50 yaş arasında olan kadavraların Art. genu, Art. talocruralis ve Art. tarsi transversa eklemlerinin ön-arka ve lateral radyografileri çekilerek, radyolojik incelemede elde edilen sonuçlar Kellgren ve Lawrence skalasına göre her bir eklem için 0-4 arasında 5 derecede derecelendirildi.İncelediğimiz eklemlerin eklem yüzleri detaylı anatomik diseksiyon ile açıldı. Makroskopik olarak her bir eklem yüzeyi anterior, posterior, medial, lateral ve central olmak üzere beş bölgeye ayrılarak eklem yüzeyleri makroskopik olarak incelendi. Tanımlanan bölgelerin her biri için dejeneratif değişikliklerin varlığı not edilerek, 1-4 arasında derecelendirildi. Bu bölgelerden alınan örnekler mikroskobik yöntemlerle incelendi. Kıkırdaktaki dejenerasyon değişiklikleri, fibrilasyonların varlığı, yoğunluğu, derinliği, kıkırdak hücrelerinin kümelenmesi, nekrotik değişiklikler temel alınarak 1-4 değerleri arasında skorlama yapıldı.Çalışmada elde edilen bulgular SPSS [Statistical Package for Social Sciences] for Windows 15.0 programı kullanılarak istatistiksel olarak değerlendirildi. Makroskopik ve mikroskopik yöntemdeki bulguların sonuçlarının karşılaştırılması için kappa testi kullanıldı.Sonuçta makroskopik ve mikroskopik sonuçları her bir eklem yüzeyinin beş bölgesi için karşılaştırabilirken, radyografi değerlendirmelerinde sadece eklemin geneli için sonuç verilebildiğinden radyolojik bulgularımızı diğer bulgularla karşılaştıramadık.30 ile 50 yaş arası kadavraların yaklaşık 1/3'ünde radyolojik ve makroskobik OA belirlenmiş olmasına karşın, mikroskobik incelemede tetkik edilen tüm eklemlerde değişik derecelerde dejenerasyon olduğu saptanmıştır. Bu da bir ileri yaş hastalığı olan OA'nın çok erken yaşlarda başladığını göstermektedir.Anahtar Kelimeler: Osteoartrit, Art.genu, Art. talocruralis, Art. tarsitransversa

Ayak bileğiDiz eklemiHistopatoloji+5
Menekşe Cengiz
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Ayak bileği fonksiyonel instabilitesi olan hastalarda izokinetik ve proprioseptif egzersizlerin etkinliği

Amaç: Ayak bileği fonksiyonel instabilitesi olan hastalarda izokinetik ve proprioseptif egzersiz programlarının, kas kuvveti proprioseptif duyu ve ayak bileği fonksiyonları üzerine olan etkilerini araştırmak amacıyla planlandı.Gereç ve Yöntem: Çalışma ayak bileği fonksiyonel instabilite tanısı almış 28 hasta ile tamamlandı. Olgular rastgele 3 gruba ayrılarak 1. gruba izokinetik egzersizler (Grup 1), 2. gruba proprioseptif egzersizler (Grup 2) verildi ve 3. grup kontrol grubundan (Grup 3) oluştu. Yapılan değerlendirmelerde, denge ölçümü için SportKAT (Kineshetic Ability Trainer) kullanılarak statik ve dinamik denge değerlendirmesi yapıldı. Ayak bileği invertör ve evertör kasların kuvvetini ölçmek için Cybex Norm İzokinetik Dinamometre kullanıldı. Propriosepsiyonu değerlendiren aktif ve pasif repozisyonlama testi için de aynı cihaz kullanıldı. Hastalara Kaikkonen Fonksiyonel Skala'sı uygulandı. Bütün testler sağlam taraf ayak bileğinde kişiye öğretildi ve daha sonra instabil ayak bileğinde uygulandı. Grup1 ve Grup2'nin programı haftada 3 gün ve 6 hafta olarak düzenlendi.Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 3 grup, tedavi öncesi statik ve dinamik denge değerleri, aktif ve pasif repozisyonlama testleri, izokinetik evertör ve invertör kas kuvvetleri ve fonksiyonel skala değerleri yönünden karşılaştırıldığında gruplar arasında anlamlı bir fark görülmedi (p>0.05).Grup1 hastalarının tedavi öncesi ve tedavi sonrası denge, eklem pozisyon hissi, kas kuvveti ve fonksiyonel skala değerleri karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı düzelmeler elde edildi (p<0.05). Grup 3 ile karşılaştırıldığında da tüm parametrelerde iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı(p<0.05).Grup 2 hastalarının tedavi öncesi ve tedavi sonrası değerleri denge, eklem pozisyon hissi ve fonksiyonel skala yönünden karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı düzelmeler elde edildi (p<0.05). Kas kuvveti yönünden tedavi sonrasında öncesine göre istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). Sonuçlar Grup 3 ile karşılaştırıldığında denge, eklem pozisyon hissi ve fonksiyonel skala değerleri yönünden istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı(p<0.05). İki grup arasında izokinetik kas kuvveti yönünden anlamlı fark yoktu (p>0.05). Grup 1 ve Grup 2 karşılaştırıldığında denge, eklem pozisyon hissi ve fonksiyonel skala değerlerinde anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). İzokinetik kas kuvveti açısından karşılaştırıldığında Grup 1 lehine iki grup arasında istatistiksel anlamlı fark saptandı (p<0.05).Tartışma ve Sonuç: Ayak bileği fonksiyonel instabilitesi olan hastalarda izokinetik kuvvetlendirme egzersizleri kas kuvvetini arttırmakla kalmayıp denge duyusu ve propriosepsiyon üzerinde de olumlu etkiler yapmaktadır. Proprioseptif egzersiz programları ise denge ve proprioseptif duyuyu iyileştirmektedir. Ancak izokinetik kas kuvveti üzerinde önemli bir kazanım oluşturmamaktadır. Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında kronik dönemde de olsa ayak bileği fonksiyonel instabilite durumunda verilecek egzersiz programlarının denge, propriosepsiyon, kas kuvveti ve fonksiyonel skala üzerinde olumlu katkılar sağladığı görüldü.Anahtar kelimeler: Ayak bileği, fonksiyonel instabilite, propriosepsiyon, izokinetik egzersiz, fonksiyonel skala.

Ayak bileğiEgzersizEgzersiz+5
Feyzan Cankurtaran
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

"Ayak Bileği Kol İndeksi" düşüklüğü sıklığı ve kardiyovasküler risk etmenleri ile ilişkisi

GİRİŞ VE AMAÇ: Periferik arter hastalığı (PAH) subklinik koroner kalp hastalığı ve yaygın aterosklerozun önemli bir belirtecidir. PAH çoğu zaman bulgu vermemesine rağmen artmış mortalite ve morbidite riskiyle ilişkilidir. PAH riski olan bireylerde alınacak koruyucu önlemler ve PAH gelişen bireylerde tedavi, hastalığın süreci ve değiştirilebilir risk etmenleri göz önüne alınarak planlanmalıdır. Birçok ülkede PAH ile ilgili toplum temelli çalışmalar yapılmaktadır ancak ülkemizde bu konuda yapılan çalışma sayısı oldukça yetersizdir. Bu çalışmanın amacı, Balçova İlçesi Onur Mahallesi'nde yaşayan ve Balçova'nın Kalbi Projesi'ne (BAK) katılmış olan 30 yaş üstü bireylerde PAH tanı yöntemi olan Ayak Bileği Kol İndeksi düşüklüğü sıklığı ve kardiyovasküler risk etmenleri ile ilişkisini değerlendirmektir.YÖNTEM: Kesitsel ve analitik tipte toplum tabanlı bir araştırmadır. Çalışmanın evrenini, Onur Mahallesi'nde yaşayan ve BAK Projesi tarama çalışmasına katılan 4600 birey oluşturmaktadır. Araştırmada örnek büyüklüğü %95 güven düzeyi, %80 güç, toplumda PAH olan ve olmayanların oranı 1:9, PAH olmayanlarda KKH sıklığı %8.0 ve PAH olanlarda KKH için olasılıklar oranı 2.8 kabul edilerek 660 kişi olarak hesaplanmıştır. Bu sayıya %20 yedek eklenerek 792 kişiye ulaşılması hedeflenmiştir. Seçilen örnekteki kişilerde PAH varlığı vasküler tip el dopleri yardımıyla ayak bileği kol indeksi hesaplanarak belirlenmiştir. Araştırmanın bağımlı değişkeni ABKİ<0.90 olmasıdır. Sosyodemografik özellikler, antropometrik ölçümler, kan yağları, açlık kan şekeri ve kronik hastalıklar bağımsız değişkenleri oluşturmaktadır. Çözümlemede ki-kare, t-testi, lojistik ve doğrusal regresyon analizleri kullanılmıştır.BULGULAR: Balçova İlçesi Onur Mahallesi'nde yaşayan ve BAK Projesi tarama çalışmasına katılan 30 yaş üzeri bireylerde periferik arter hastalığı görülme sıklığı %6.3'tür. Yaş ve cinsiyete göre düzeltme yapılan lojistik regresyon analizlerinde düşük ABKİ riskini aktif sigara kullanımı 5.07 kat (%95 GA: 1.85-13.88), kardiyovasküler hastalık öyküsü 6.83 kat (%95 GA:3.00-15.53), hipertansiyon varlığı 2.58 kat (%95 GA: 1.06-6.33), diyabet varlığı 3.25 kat(%95 GA:1.51-6.98), bel çevresi yüksekliği 2.24 kat (%95 GA: 1.02-4.94) artırmaktadır. Ayrıca ABKİ ile değerlendirme yapıldığında Framingham risk skoruna göre düşük ya da orta riskli olarak sınıflanan bireylerin %3.5'i yüksek riskli gruba geçiş yapmıştır.SONUÇ VE ÖNERİLERYaş, sigara kullanımı, içilen sigara sayısı, hipertansiyon varlığı, diyabet varlığı, önceden KKH ya da inme tanısı almış olmak ve bel çevresi düşük ABKİ riskini anlamlı olarak artırmaktadır. Bu bulgular, kardiyovasküler risk etmenlerine sahip bireylerin düşük ABKİ açısından taranmasının ve risk etmenlerine yönelik koruyucu önlemlerin alınmasının önemli olduğunu göstermektedir.Anahtar kelimeler: Ayak bileği kol indeksi, periferik arter hastalığı, Framingham risk skoru

Arteryel oklüzif hastalıklarAterosklerozAyak+6
Melih Kaan Sözmen
Dokuz Eylül University
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Ayak bileği protezi tasarımı ve kontrolü

Bu tez çalışmasında, diz altında meydana gelen uzuv kayıplarını tamamlamaya yönelik ayak uzvu ve bilek ekleminden oluşan bir protez tasarlanmıştır. Proteze akıllı niteliği kazandırılması, dış verileri algılayan ve hareketini ona göre kendisi kontrol eden bir sistem kurulmasıyla sağlanmıştır.

Ayak bileğiDenetimKontrol yöntemleri+1
Hüsamettin Gökay Biliç
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2011
00

Related subjects